MİSAFİR: İyi akşamlar sayın izleyiciler, ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programına hoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim, herkes hoş geldi.
MİSAFİR: Hoş bulduk, inşaAllah.
SUNUCU: Ertuğrul Özkök, Arap aleminin Erdoğan’ı sadece Filistin sorununda değil, demokrasi konusunda da lider kabul etmesi gerektiğini belirterek, “tüm Arap alemi hep birlikte barışa, demokrasiye ve refaha yürümelidir” demiş. Başbakan Erdoğan’ın Arap baharı gezisindeki kararlı tavrını överek, Türkiye’nin bu yükselen figürü bana gurur veriyor. Dünya’daki ve Ortadoğu’daki yeni Türkiye portresi ile gurur duyuyorum. Herkes gurur duymalı. Tüm bunların yanında ülkedeki yargı ve Kürt sorununu da halledebilirsek, Cumhuriyet’in 100. yılını büyük bir gururla kutlayacağız” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Cumhuriyet’in 100. yılında İttihad-ı İslam olmuş olacak, Türk-İslam Birliği kurulmuş olacak, Kürt sorunu da bilimsel çözümle hallolacak. Mesela şimdi gelirken baktım, televizyonda açık oturum yapıyorlar; uzun uzun, bir saatten beri konuşuyorlardı, çok detaylı konuşuyorlardı. MİT müsteşarının konuştuğu iddia olunan mevzuları dile getiriyorlar. MİT, Milli İstihbarat Teşkilatı, bir kere çok yamandır. Milliyetçi bir kuruluştur. Türkiye’nin üniter yapısını koruyup kollamada titiz olan bir yapıdır. Dolayısıyla onlarla konuşmaları olduğunu düşünsek bile bilgi amaçlıdır. Nedir zorları, ne istiyorlar, planları ne; istihbarat amaçlıdır. Taviz amaçlı olmaz, öyle bir şey olmaz. MİT her yere girer, herkes ile konuşur, herkesten bilgi toplar. Amaç vatan savunmasıdır. Onun dışında bir şey olmaz, inşaAllah. Baktım, boş konuşuyorlar, televizyondaki konuşmada. Çünkü Marksizmi, diyalektik felsefeyi muhatap almıyorlar, yok hükmünde kabul ediyorlar. Sen Marksizmi, diyalektik felsefeyi yok hükmünde kabul edersen, karşındaki adam da ilerlemeye devam eder. Yani asıl yenilecekleri noktayı, asıl ezilecekleri noktayı görmek lazım. Marksizmin ‘m’sini dahi ağızlarına almıyorlar, Leninizmden hiç bahsetmiyorlar; böyle başarılı olamazlar. Marksizmin, Leninizmin yenilmesi lazım. Buyurun Hocam.
SUNUCU: Tabii ki Hocam, inşaAllah. İsrail'in dindar bir gazetesi olan 'Yom Leyom' -Şas camiasının gazetesi- gazetede bugün kapaktan verilen haberde sizi temsilen Cihat Gündoğdu ve Oktar Babuna’nın İsrail Baş Hahamı Sholmo Amar ve İçişleri Bakanı Eli Yishai ’yi ziyaret etmeleri ve İstanbul'a davet etmeleri bildiriliyor Hocam. Haberdeki başlık şöyleydi; Seferad Başhaham Amar ve Bakan Yishai Türkiye’ye davet edildiler.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru; misafirimiz olarak bekliyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş'in yeni videosu. Başbuğumuza Allah rahmet etsin. Çok değerli bir devlet adamıydı. Türkiye sevdalısıydı, Türk-İslam Birliği sevdalısıydı. Çok olgun devlet terbiyesi almış bir insandı. Allah cennette kardeş etsin. Buyrun, inşaAllah.
-VTR- Başbuğ Alparslan Türkeş’in Temennisi: Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan Arasında Dostluğa ve Barışa Dayalı Bir Antlaşma Meydana Gelsin
ADNAN OKTAR: Bak, Başbuğumuz ne kadar ferasetli, basiretli. Bizim seneden beri anlattığımız konuyu, o yıllar önce anlatmış. Ermenistan ile Türkiye'nin dost olması, ittifak etmesi, Ermenilere şefkatle yaklaşmak, Türk-İslam Birliği içerisine de Ermenistan’ı almak. Mükemmel bir konuşma, maşaAllah.
Hz. Mehdi (a.s)’ın doğumu ve çıkacağı yer, yeni videolardan, bunu bakalım.
-VTR- Hz. Mehdi (a.s)’ın Doğumu ve Çıkacağı Yer
ADNAN OKTAR: Rahmetli Süleyman Hilmi Tunahan’ın vefatının seneyi devriyesi, onunla ilgili bir filmimiz var. Onu seyredelim, inşaAllah.
-VTR- Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin Hayatı
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel insanlar; ne güzel insanlar, maşaAllah. Şimdi dünya tatlısı Erbakan Hocamızı bir dinleyelim, ben sonra yorum yapacağım, inşaAllah.
-VTR- Necmettin Erbakan’ın Konuşmalarından
ADNAN OKTAR: Yani Hocamızın ne kadar tatlı olduğunu görüyorsunuz; çok nüktedan, acayip zeki. Dünyanın en zeki insanı olabilir. Muhteşem hitabeti, acayip hafıza ve müthiş bir nüktedanlığı vardı. Lafı tam böyle yerine oturturdu. Sohbetlerine insanlar bayılıyorlardı rahmetlinin, acayip güzeldi. Çok şakacı, çok neşeli, dünya tatlısıydı. Allah cennette kardeş etsin, inşaAllah. MaşaAllah. Demirel de çok nüktedandır, çok yamandır. O da çok zekidir.
-VTR- Hz. Mehdi (a.s)’ın Talebeleri, 3. Bölüm
ADNAN OKTAR: Allah bizleri Mehdi talebesi kılsın, inşaAllah.
Kuran’a her baktığımda, Allah sürekli insanların imanlarının zayıflığı üzerinde duruyor. İmanın gücü ve önemi hakkında bilgi veriyor. Bir iman hakikati filmi seyredelim, sonra ben yine bir şey anlatacağım.
-VTR- Saniyeler İçinde İnsan Vücudunda Gerçekleşen Olayların Bazıları
Bediüzzaman diyor ki Emirdağ Lahikasında, şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka, dinsizlik ve anarşilik ve maddiyunluğa karşı yalnız ve yalnız tek bir çare var” diyor. “O da Kuran hakikatlerine sarılmaktır. Yoksa koca Çin’i az bir zamanda komüniste çeviren musibeti beşeriye siyasi, maddi kuvvetle bile susturulamaz. Yalnız onu susturan hakikat-i Kuraniye’dir.” Bak şimdi, “bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik, terör, anarşilik ve maddiyunluğa karşı,” yani Darwinizm ve materyalizme karşı, “yalnız ve yalnız bir tek çare var” diyor, “bir tane çare var” diyor. “O da, Kuran’ın hakikatlerine sarılmaktır. Yoksa koca Çin’i az bir zamanda komünistliğe çeviren musibeti beşeriye,” yani Marksist, Leninist cereyan, terörizm, “siyasi, maddi kuvvetler ile,” yani askeri, polisiye kuvvetler ile, “susturulamaz, yalnız onu susturan hakikati Kuraniye’dir.” Sabah, akşam açık oturumlar yapıyorlar, konuşuyorlar; baş edemezler, yani mümkün değil, Bediüzzaman’ın sözü doğru. Bu teşhise uyulacak, başka çare yok. Yani Darwinizmin, materyalizmin yok edilmesi gerekiyor ve Kuran hakikatlerinin anlatılması gerekiyor. Bu kadar, başka bir şey yok. Önce Hocamızı dinleyelim, Hocam buyurun.
SUNUCU: Tabii ki Hocam, estağfirullah. İsrail’in tanınmış milliyetçi haber sitesi Israel National News, bugünkü haberinde İsrail baş hahamının Türkiye’ye davetinizi kabul ettiğine dair başka bir haber daha çıkardı Hocam. İsrailli Seferad Başhaham Sholmo Moşe Amar Doktor Oktar Babuna ve Doktor Cihat Gündoğdu ile görüştüğü ofisinde diplomatik ilişkileri düzeltme umudu ile İstanbul’da yaşayan Adnan Oktar’ın davetini kabul etti. Ayrıca baş haham, Oktar’ın ‘Evrim Aldatmacası’ kitabının İbranice çevirisine olan hayranlığını ifade etti ve karşılığında fosillerle ilgili görüşlerini aktardığı ‘Genesis’ (Yaratılış) isimli kitabını, yaratılışın anlatılmasına verdiği önemi göstermek için hediye etti. Kudüs’e gelen iki elçi önce Başbakan Yardımcısı Seferad Şas Partisi Başkanı Eli Yishai ile görüştü. Knesset sözcüsü Reuven Rivlin, Likut Partisi Başkanı Ze’ev, Knesset üyesi Reuven Rivlin ve birkaç üst düzey yetkili de hafta sonunda İstanbul’a dönecek olan iki elçiyle görüştü. Oktar Arutz Sheva sitesine verdiği cevabında, İsrail’in çıkarlarının özür dilemesinde yattığını açıkça belirtti. “Bu alçaltıcı ya da küçük düşürücü bir şey değildir, oldukça onurlu bir tavırdır. Tansiyonu düşürmek ve olayları dengelemek için özrü ve tazminatı tavsiye ediyoruz. İsrail özür ile ilgili ne karar verirse versin, Baş haham Sholmo Moşe Amar ve başkan Eli Yishai’nin İstanbul’a yapacağı ziyaretin ortalığı sakinleştirmeye etkisi olacağına inanıyoruz. Bu vesile ile Musevi halkına olan şefkat, sevgi ve saygımızı, ortak inanç ve amaçlarımızı da belirtmek isteriz. Ancak inancımıza göre bu dönemde Kral Moşiah’ın dışında çözüm olmaz. Toplantılar ve görüşmeler olacaktır, ancak bunlar konuyu tam anlamıyla çözmez. Nihai çözüm her iki tarafın kararlarından hoşnut olacağı Kral Moşiah olacaktır. Haberle ilgili görüntüler de var Hocam, izninizle. Size hediye ettiği ‘Genesis’ isimli Yaratılış kitabından, inşaAllah. Ve aynı zamanda sizin kitabınızın İbranicesi Hocam, ‘Evrim Aldatmacası’.
ADNAN OKTAR: Bunları birer güzel hatıra olarak sonra hatırlayacağız. İsrail bir süre sonra Türk-İslam Birliği’ni açıkça isteyecek, Türk-İslam Birliği’nin içerisine katılacak, bölgede barış olacak. O sınırlar falan, çitler, kontrol noktaları, onlar kalkacak. Filistin ve İsrail kucaklaşacak; çok şahane, güzel yaşayacaklar, mutlu olacaklar, inşaAllah. Kral Mesih’in, Moşiah’ın, Hz. Mehdi (a.s)’ın güzel günlerini görecekler. Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu görecekler; Tevrat’ta üç bin yıl önce bildirilen Kral Mesih’in bütün detaylarıyla doğru olduğunu görecekler, imanları daha da artacak, şevkleri daha da artacak. Resulullah (s.a.v)’in ihbarının aynen doğru olduğunu görecekler, ondan da imanları artacak. Herkes mutlu olacak, şeytan kör bir kavgaya sokuyor; Mehdiyet bu kör kavgayı, şeytanın oyununu yerle bir edecek, bunu göreceksiniz, inşaAllah. Baş haham efendiyi ve İsrail İçişleri Bakanı’nı bekliyoruz; şeref verirler, onur verirler, misafirimiz olurlar. Biz ağırlamak istiyoruz. İnşaAllah Türkiye’nin güzelliklerini de görürler, insanlarıyla da görüşürler. Her şeyin en güzel hale geleceğine inanıyoruz. Filistin dünya tatlısı insanlarla dolu, Hz. İsmail (a.s)’ın evlatları ile dolu. İsrail yine dünya tatlısı insanlarla dolu; Hz. Yakup (a.s)’ın evlatları, Hz. İsrail (a.s)’ın evlatlarıyla dolu. Hepsini bağrımıza basacağız, hepsine bir ferahlık ve güzellik gelecek, inşaAllah. Buyurun Hocam, dinliyoruz.
SUNUCU: Tabii Hocam, estağfirullah. İsrail’in bağımsız gazetelerinden, ‘şehrin sesleri’ anlamına gelen Kol Hayom gazetesinde dün bir haber çıktı. Haberin başlığı şu şekilde; “İsrail ve Türkiye ilişkilerindeki krize manevi liderler müdahale ettiler.” Haberde sizin, iki ülke arasındaki havanın yumuşatılması için temsilcileriniz ile birlikte Şas camiasının ruhani lideri Eski Baş haham Ovadia Yosef’e mesaj gönderdiğiniz belirtiliyor. “Şas Başkanı ve İçişleri Bakanı Eli Yishai ile bu hafta makamında gerçekleştirilen toplantıda Türk din alimi Adnan Oktar tarafından resmi bir ziyaret için Türkiye’ye davet edildi şeklinde” bildiriliyor. Haberin ilk sayfasında Şas camiasından hahamların geçtiğimiz aylarda sizin misafiriniz olarak İstanbul’a yaptıkları ziyaretten de bahsediliyor Hocam. Haberden resimleri göstermek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Bunlar hep güzel bir hatıra olarak ileride anılacak, inşaAllah. Mehdiyet adım adım ilerliyor, bütün dünyanın gözleri önünde, bütün dünyanın bakışları içerisinde alenen, açıkça, emin adımlarla ilerliyor. Biz de Mehdi talebeleri olarak emin adımlarla ilerliyoruz, inşaAllah. Bütün dünyanın gözleri önünde barışı, kardeşliği ortaya koyacağız; kavgayı, anarşiyi, terörü de yok edeceğiz. Dünyayı cennete çevireceğiz adeta, cennete benzeyecek adeta. Yok, şeytana müsaade etmeyeceğiz; bacaklarını, kollarını, her tarafını kıracağız şeytanın. Müsaade yok. İlimle, fenle, sevgiyle bunu yapacağız. İsrailli o minik, küçük köfteleri böyle, lüle lüle saçları var ya kerataların, onların yanaklarını sıkacağız; o Filistinli haytalar var ya, oradan oraya koşuyorlar, onların yanaklarını sıkacağız. Barışı, muhabbeti, kardeşliği gerçekleştireceğiz. Yok, öyle şey, inşaAllah. Kavga istemiyoruz, kan istemiyoruz; kandan hoşlanmıyoruz, damla kan istemiyoruz. Güzellik, neşe ve sevinç. Allah, “insan zayıf yaratılmıştır” diyor, kavgayı kaldıramayız biz, sevinci kaldırırız biz; güzelliği, neşeyi, iyiliği kaldırırız. Ne Hz. İsmail (a.s)’ın evlatlarına ne İsrail’in evlatlarına, Hz. Yakup (a.s)’ın evlatlarına şeytanın kanlı müdahalesi olmayacak, müdahale ettirmeyeceğiz. Müsaade yok, inşaAllah. Komonizmi de yerle bir edeceğiz, Allah’ın izniyle, Allah’ın izniyle. Başbuğ’un üslubuydu, onun için çok hoşuma gidiyor, komonist derdi o. Canım Başbuğ, dünya delikanlısıdır o, koç yiğittir. Şahane üslubu var. Görüyorsunuz, Ermenistan konusunda ne kadar akılcı, ne kadar devlet adamı aklı var, ne kadar olgun. Onun ledüni yönleri çoktur, bu bir tanesidir, bu zahiri olduğu için söylüyorum. Mesela, “bizim ülkücülüğümüz sadece Türkiye içindir” diyor. Ne zaman? 12 Eylül’den hemen sonra. Ledünidir. Mümkün mü? Bütün Turani devletler içindir ama Ledün ilmi olarak öyle söyledi, kalbinde cayır cayır yanıyor. ‘Rehber Kuran, hedef Turan’ derlerdi o zaman, biliyor musunuz? Türk ülkelerinin birleşmesi. Türklere vatan ne Türkiye’dir, ne Türkistan; ulu ve müebbet bir ülkedir Turan” diye, ona benzer bir şiir vardır. Hoş bir şiir, inşaAllah. Zannediyorum bilinir, siz de duymuşsunuzdur, inşaAllah. Mutlaka Türkleri birleştireceğiz, kardeş olacaklar. O çekik gözlü falan, şeker gibiler, değil mi? Hem de çok terbiyeliler. Azerbaycan, Türkistan, Yakutistan… Bir kere millet olarak kucaklaşacağız, sonra bütün İslam alemini kucaklayacağız, konu bitecek, inşaAllah. Kavga yok, şamata yok, ırk üstünlüğü yok. Din teklif edilir, kabul etmezse yine saygı duyulur. “Allah hidayet versin” dersin, “Allah ilmini arttırsın” dersin. Baskı olmaz dinde, inşaAllah. Hocam buyurun.
SUNUCU: Tabii Hocam, inşaAllah. Yiğit Bulut, Arap ülkeleri ziyaretinde Başbakan Erdoğan’a eşlik etmeye devam ediyor. Bugünkü yazısında, “bu coğrafyada çok önemi bir şeyler oluyor, bunun herkes farkında ama tam adını koyamıyorlar” diyerek sokaklarda gençlerin ellerinde bayraklarla ‘liderimiz Türkiye’ diye haykırdığını söylemiş. Hangi ülkeye gitseler, “Türkiye İslam coğrafyasının lideri, Osmanlı sanki eski sınırlarına kavuşuyor, Türkiye sayesinde yaşadığımızı anladık, onurumuzu ortaya koyma imkanımız oldu, Türkiye’ye minnettarız” sözlerinin açıkça toplantılarda söylendiğini aktarmış. “Türkiye büyük bir yolda, geleceğimizin nasıl şekilleneceğini hep birlikte göreceğiz” sözleriyle yazısını bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Adı üstünde işte yiğit, delikanlı, koç yiğit. Helal olsun. Türk-İslam Birliği’nin aşıklarından, koç yiğitlerinden. Allah daha büyük makamlar, daha iyi imkanlar versin. Allah hidayetini arttırsın, hidayet versin. Hakiki Türk delikanlısı, hakiki Müslüman delikanlısı; dürüst mü dürüst, efendi mi efendi. Hak bildiğini uyguluyor; modern, aklı başında, yobazlığa da karşı. Şahane. Habertürk’teki programa katıldığımda, biraz sohbet ettik orada Yiğit Bulut’la. Baktım muhabbeti yoğun, güzel yani, sevgisi çok yoğun, çok sevgi dolu. Ne konuştuğumuzu tabii anlatmam da fakat çok müspet olduğunu gördüm, çok efendi olduğunu gördüm, derin bir sevgisi olduğunu gördüm, derin bir muhabbeti, hayranlığı olduğunu gördüm. Ben de bilmukabele saygımı, hürmetimi ifade ettim. Allah sağlık, sıhhat versin; Allah şerilerin şerrinden muhafaza buyursun, yolunu açık etsin Allah, hayra gark etsin, güzellik versin, iyilik versin. Aferin, inşaAllah böyle yazarlarımızın sayısı artsın. Buyurun Hocam.
SUNUCU: Tabii Hocam, inşaAllah. Başbakan Erdoğan, Tunus ziyaretinde yaptığı konuşmada, “o kadar birbirimizle iç içe olmuşuz ki, bayraklarımız bile birbirinin aynısı, renk aynı, hilal aynı, yıldız aynı. Ayrımız var mı? Öyleyse daha sıkı olmalıyız. Tunus ile Türkiye veya Tunusluyla Türk adeta iç içedir. Çünkü aramızda kan bağı vardır, öyle ki bizim Kastamonu ilimizde Tunuslular köyü bile var, bunun oluşmasının en önemli sebebi aramızdaki bağların gücünden geliyor” ifadelerini kullanarak Tunuslu kardeşlerimize duyduğumuz sevgiyi dile getirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Fas, Tunus, Cezayir hep gönlümüzde yatar. Casablanca, şöyle bir gitsek de oraların güzel ortamında bir sohbet etsek şöyle, değil mi? MaşaAllah. Sevgiyle her insan güzelleşir, iyi olur. O insanlar hep sahipsiz kaldılar, sevgisiz kaldılar, hep ezildiler, hep horlandılar. Onlara izzetlerini, şereflerini, üstünlüklerini, delikanlılıklarını, güzelliklerini Allah daha geri verecek, daha da güzelleştirecek, daha iyi yapacak, göreceksiniz, inşaAllah. “Nabızlarımda vuran duygular ki tarihin / Birer derin sesidir, ben sahifelerde değil / Güzide, şanlı, necip ırkımın uzak ve yakın / Bütün zaferlerini kalbimin tanininde / Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil / Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan / Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” diyor, Ziya Gökalp, maşaAllah. “Türkiye büyüsün, Turan olsun” derlerdi o zaman, “düşman ülkesi yıkılsın, viran olsun” derlerdi. Biz de düşmanın ülkesi, “Allah ona hidayet versin de akıllarını açsın, onlarda iyi olsunlar” diyoruz, inşaAllah. Tabii zalimler viran olsun, PKK viran olsun, zulmedenler viran olsun, o anlamda diyorlar tabii, inşaAllah. Türklerin birleşmesi son derece makul, ayrı olmaları anormal bir hareket zaten, garip bir şeydir. MaazAllah yani o zaman Urfa, Siirt, Konya, Eskişehir onları ayırmış olsak mantıklı olur mu? İşte Türk, İslam’ı da ayırdın mı aynı şey, Azerbaycan’ı da ayırdın mı aynı şey. Bir kere onların hemen birleşmesi gerekiyor. Bir de İslam alemi, milleti ayrı zaten olamaz, ayrısı gayrısı olmaz. Ama Allah müşrikleri de bize emanet ediyor, gayrimüslimleri bize emanet ediyor, Museviler de emanet, hepsi emanet. Rahat yaşasınlar, istedikleri gibi ibadet etsin, adamlara karışmayalım, kimse zulmetmesin. İslam’ı anlatırız, Allah hidayet verir, inşaAllah; gönülleri isterse iman ederler, olur. Olmuyorsa da hayır vardır, Allah öyle takdir etmiştir. Allah’ın vardır bir bildiği, inşaAllah. Baskı olmaz. Her şeyde bir hayır vardır, inşaAllah; belki ileride Allah iman ettirecek, belki imtihan gereği öyle, bir şeydir yani, inşaAllah. “Cemahiri Müteferrika-i İslamiye” bak, “cumhuriyetler halinde olacak” diyor Müslümanlar, cumhuriyetler halinde olacak, “kudsi kanun-u esasiyelerinin menbaı olan Kur’an-ı Hakim istikbale tam hakim olup,” Kuran ahlakı her yere hakim olup, “beşeriyete tam bir bayram getireceğine çok emareler var” diyor, “hadislerde deliller var” diyor Bediüzzaman, inşaAllah. Buyurun Hocam.
SUNUCU: Tabii hocam, inşaAllah. Ahmet Hakan ve daha pek çok köşe yazarı Sayın Erdoğan’ın Arap ülkelerinde yaptığı laiklik tanımının kendileri gibi endişe içinde olan pek çok Türk’ü müthiş rahatlattığını yazmışlar. Ahmet Hakan, “Başbakan Erdoğan’ı bu konuda avuçlarım patlarcasına alkışlıyorum” diyerek, AK Parti’nin Türkiye’deki otoriter laiklik anlayışını, demokratik bir laiklik anlayışına çevirdiğini ve bu yönüyle de bugün Arap ülkeleri için tam bir model haline geldiğini söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, laiklik eskiden beri söylüyoruz, bak yıllardan beri anlatıyoruz; Allah razı olsun Tayyip Erdoğan Beyefendi’den, o da açıkladı. Sürekli üstünde durduğumuz bir konudur bu, laiklik olmazsa münafıklık olur; bak, aynısını söyledi. Ne söylüyorsam aynısı, çünkü aklın yolu bir, herkesin bildiği bir şey bu. Bu bir gerçek ama bunun gürül gürül anlatılması lazım. Daha önce laikliği küfür olarak alıyorlardı. Bak, demek ki doğruymuş sözüm. Yani insan özgür olmalı, isterse Müslüman olur, isterse dinsiz olur, ister ateist olur, karışamayız. Olur mu baskı? Baskı yaparsan samimiyetsiz bir şey olur. Evet Hocam, buyurun.
SUNUCU: Tabii hocam, inşaAllah. Mehmet Altan, geçmişte kalan bir işkence davasından yola çıkarak hukukun bu konudaki eksikliklerini dile getiren bir yazı yazmış. İşkence gördüğü Adli Tıp tarafından tescil edilen bir kişi hakkında dava açmak için Cumhuriyet Savcılığı’nın sekiz yıl beklediğini, ancak dava açıldıktan sonra da işkence yaptığı iddia edilen polislerin gereği gibi cezalandırılmadıklarını, hatta birçoğunun beraat ettirildiğini, daha sonra da sürekli ertelenen davanın zaman aşımı nedeniyle Yargıtay tarafından kapatıldığını söylemiş. Böylece işkence yapıldığı devlet tarafından resmi olarak tespit edildiği halde suçu işleyenlerin cezasız kaldıklarını belirterek bu konudaki hukuk vahametini tekrar gündeme getirmiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu çok büyük bir olay, çok hayati bir konuyu anlatmış. Bu, Türkiye’de bir bela, büyük bir bela; işkence ört bas ediliyor ve ısrarla ört bas ediliyor. Herkes Başbakanımıza mektup yazsın, Adalet Bakanı’na mektup yazın, yeri yerinden oynatalım. İşkence ört bas ediliyor bakın, kapatılıyor. Biliniyor bu Türkiye’de. Kabul ettiler, yani “resmi politika olarak uygulanıyordu” diyor adamlar. “O zamanlar herkes biliyordu” diyor, yani “gizli resmi politika olarak uygulanıyordu” diyorlar. Hemen hemen her işkence mahkemesi beraat ile sonuçlanmıştır, o adam nasıl ispat etsin, daha ne desin? “Dövdüler, sövdüler” diyor, “elektrik verdiler” diyor, anlatıyor, detay veriyor; “şurada oldu, burada oldu” diyor falan. “Şahit göster” diyor, şahit kimi göstersin; işkencecileri mi göstersin şahit, kimi gösterecek şahit yani? Durduk yere adam söyler mi? Detay veriyor, anlatıyor. Alameti de var, sakatlanmış da. Bu konuda yeri yerinden oynatmak lazım; Türkiye’nin bir ayıbıdır bu, büyük bir sorundur ve alenen örtbas ediliyor, alenen. Herkes de biliyor bunu, kaç tane olay böyle örtbas edilmiştir. Adamların feryatları göklere yükseliyor, devlete sığınıyor; bakıyorsun, en sonunda olay kapanıyor. Verin cezasını kardeşim, yapmasınlar. Yaptıysa da karşılığını alsın. “Oh iyi yaptım, elime sağlık” demesin adam. Yanına kalmasın, yanına kar bırakmayın. Ömrü boyunca onun utancını yaşasın adam. Yani alenen örtbas ediliyor, herkes biliyor. Bin bir çeşit örtbas etme yöntemi var ve hepsini de uyguluyorlar, söyleyeyim. Mahkemeleri tenzih ediyorum, hepsini uyguluyorlar. Bakın isterseniz, yüzlerce olaya bakın, hemen hemen tamamı örtbas edilmiş. Müthiş bir rezalettir bu ve müthiş bir zulümdür bu. Çok önemli konulardan bir tanesi de budur, çok hayati konulardan bir tanesi de budur. Mesela gençler vardı, ben biliyorum daha önceden, işkence gördüler çocuklar, rezalet tarzında; tak, ört bas. Anlatıyor, ispat ediyor, elektrik de verilmiş, yanmış elektrikten. Peki, ne yapsın, ne desin? Farz edelim onlar yalan söylüyor, binlerce insan mı yalan söylüyor? Bütün bu işkence mağdurlarının tamamı mı yalan söylüyor? Olabilir, insanlık hali, bir kişi yalan söyledi diyelim, peki hepsi aynı şeyi söylüyor koro halinde, niye yalan söylesin adamlar? Detay veriyor, yer veriyor, vakit veriyor, adamı gösteriyor, “şu şöyle, bu böyle oluyor” diyor, hepsini anlatıyor. Daha ne desin? Yani bilindiği halde eğer örtbas edilirse bu çok büyük bir zulüm olur. Ondan sonra demokrasiden falan bahsederseniz insanlar inanmazlar. Onun için özellikle bunun Türkiye’de uygulanması gerekir, yani mutlaka gereği yapılması lazım. Herkes tanıdığına, bildiğine bunları söylesin, gündem olsun böyle şeyler. Mesela PKK’ya karşı ilmi mücadele yapılması gerekiyor, daha hala demagoji yapıyorlar. Televizyona çıkmışlar, dır dır dır konuşuyorlar, iki saatten beri konuşuyorlar, gördüm. Orada sevimli, güzel bir hanım da var. Boş konuşuyor, havanda su dövüyorlar. Karşında senin komünist, Leninist bir sistem var, sen buna cevap veriyor musun? Yok. Sen komünizmi, Leninizmi yok hükmünde sayıyorsun, o zaman, o da seni yok hükmünde sayıyor işte. Ve baş edemiyorsunuz ama bak Bediüzzaman diyor, “ancak iman hakikatleriyle, materyalizme-Darwinizme karşı ilmi çalışmayla, Kuran hakikatleriyle karşı konabilir, siyasetle karşı konamaz” diyor, “polisiye tedbirlerle, askerle karşı koyamazsınız” diyor. “Koskoca Çin’i esir aldı” diyor. Kardeşim, daha nasıl anlatılsın, örnekler var, her şey var. “PKK ile bir gidip görüşüp, anlaşalım” diyor. Ne anlaşacaksın, adam komünist işte. Anlaşmanın maddesi şu, adamı sen komünist yapacaksan, ona bağımsız komünist devlet kurduracaksan, silahlanmasını sağlayacaksan ve bir de para istiyor üzerine ayrıca, “para da vereceksin ayrıca” diyor, “bak, ben buraya devlet kuracağım” diyor, “üstüne para da vereceksin bana, silah da vereceksin, ben ayrı ordu kuracağım” diyor. Yapmazsak ne olacak? “O zaman öldürürüm sizi” diyor, “saldıracağım” diyor. Adam psikopat işte, “ben deliyim” diyor, “komünistim” diyor, “Marksist, Leninistim ve terörle ben bunu elde edeceğim” diyor. “Yoksa tehditle seni hizaya getireceğim” diyor. “Ne diyorsun?” diyor. Şimdi bak, bu tam bir açmaz, böyle bir şey olmaz. Komünizmle pazarlık olmaz, Leninizmle pazarlık olmaz. Eskiden de, mesela Süleyman Demirel zamanında demişti komünistler, işte her gün yürüyüş yapıyorlardı, ben görüyordum, baştan sona kadar takip ederdim, işte; “Deniz, Mahir, Ulaş, kurtuluşa kadar savaş” diye sokaklarda bağırırlardı o zaman. Demirel o zamanki bir bakan, “bize söyleyin, ne istiyorsanız biz yapalım” diyor. Sen komünizmi getirebilecek misin? Adamın istediği o, ne gerek var bu lafa? Yani böyle yaşlı dede üslubu bu, yani bazı yaşlı dedeler vardır ya bir türlü konuyu anlamaz, bir türlü kavrayamaz, böyle uçar havalarda, bambaşka bir alemi vardır. Bir kısım kardeşlerimiz de havalarda uçuyorlar, haberleri yok. Komünizm dayatmacıdır, kararlıdır, yani ideali vardır, hedefi vardır. Onu elde edinceye kadar her yolu mubah görür, terörü de estirir. Fikirle, akılla, anti-komünist, anti-Darwinist faaliyetle olur, başka türlü olmaz. Pazarlık mazarlık, hiçbir şeyle netice alınamaz. Ama istihbarat amaçlı olabilir pazarlık, tabii o ayrı; adama gidersin, ondan gibi görünebilir, devletin istihbaratı yapabilir, çaktırmadan. Hatta kıyafet giyer, onlar gibi görünür, aralarına girer, istihbarat toplar. Veyahut onlarla anlaşma yapacakmış gibi görünür, “ne istiyorsunuz arkadaş” der, oradan bilgi toplar, devlete sunar; o ayrı mesele ama devletin MİT’i hiçbir zaman komünizme boyun eğmez, anlaşma yapmaz. Niye anlaşma yapacak, öyle bir şey olmaz. MİT elemanları seçmecedir hepsi, yani böyle asil, necip insanlar. Böyle it, kopuk adam giremez MİT’e; kılı kırk yararlar, öyle cins adam girmez. Hep vatansever, aklı başında insanlar olur. Dolayısıyla MİT’ten öyle acayip insan çıkmaz, gönlü rahat olsun. İyi niyetle yapmışlardır, istihbarat amaçlı yapmışlardır. Yoksa komünistlerden onlar nefret ederler, PKK’dan nefret ederler; yani pislik gibi görüyorlardır onları, lağım gibi görüyorlardır. Ama devletin menfaati için sezdirmeden bilgi almak isteyebilirler. Evet, Hocam buyurun.
SUNUCU: Tabii Hocam, estağfirullah. HSYK, yargının hızlandırılması ve sorunların tespit edilmesi amacıyla bir toplantı düzenleyerek hakim ve savcıların bu konudaki düşüncelerini değerlendirmiş. Hakim ve savcılardan tecavüze uğrayan kadınların, tecavüzcüsüyle evlenmesi halinde söz konusu davanın düşürülmesi önerisi gelmiş. Böylece tecavüz davaları azalacağı için iş gücünün azaltılması hedefleniyormuş. Söz konusu talepler adalet bakanlığına iletilecekmiş.
ADNAN OKTAR: Bu da çok acayip bir akıl, garip bir akıl, garip bir düşünce yani. Allah akıl-fikir versin. Evet, yine biraz iman hakikati videosu seyredelim.
-VTR- Matematikçi Örümcekler
ADNAN OKTAR: “Esselamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ahmet Muhammed Adnan Hocam, nasılsınız, iyisiniz, inşaAllah? Ben İzmir Bayraklı’dan Naif Bat. Hocam, Hz. Mehdi (a.s) ne zaman çıkacak? 2012 mi acaba, yoksa daha var mı? Hz. Mehdi (a.s) evlenmeyecek hadislerde, nefsi ile mi mücadele edecek yoksa? İmkanlar verilecek mi Hz. Mehdi (a.s)’a? Cevaplarsanız sevinirim. Hayırlı akşamlar.” Nefsiyle, zaten Müslümanların hepsi nefsiyle mücadele eder. Hz. Mehdi (a.s) bizim inancımıza göre çıktı. Cayır cayır ilerliyor, adım adım ilerliyor. Bir kısım insanlar anlamazlıktan geliyor olabilirler, önemli değil. Fakat 10 yıl içerisinde bitecek, göreceksiniz, inşaAllah.
“Selamun Aleykum canım Hocam. Öyle güzel gülüyorsunuz ki içimiz açılıyor” diyor. Evet, maşaAllah. Evet, sevgisini ifade etmiş kardeşimiz. Buyurun Hocam.
SUNUCU: Tabii ki inşaAllah. Hocam, sizin söyledikleriniz tek tek gerçekleşiyor, maşaAllah. ‘Ne Demişti Ne Oldu’ bölümünden aktarmak istiyorum. “Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde terör örgütü PKK tarafından gerçekleştirilen saldırı kurşun geçirmez kulübe sayesinde önlendi. Bu hain girişimi kapıdaki kurşun geçirmez kulübede nöbet tutan 4 polis memuru tarafından engellendi. Kurşun yağmuruna tutulan ve roketlerle vurulan kulübe tahrip olmayınca teröristler amacına ulaşamadı.” Siz Hocam, Kanal Avrupa, 2 Mayıs 2010 tarihinde şöyle söylemiştiniz; “Karakolların camları kurşungeçirmez olması lazım. Yani bu kurşun karakolda nasıl içeri giriyor, ben anlamıyorum. Uçak savar mermisi bile işlemeyecek şekilde, zırhlı karakollar olması lazım. Bir kere çelik aksam kullanılması lazım, iç kısım tamamen çelik kaplanması lazım. Camların mutlaka kurşungeçirmez olması lazım. Sonra gizli makineli tüfek yuvaları olması gerekiyor, çünkü can havliyle kendisini savunacak. Bu caydırıcıdır” şeklinde söylemiştiniz Hocam. Aynı zamanda Kocaeli TV, 1 Ekim 2010 tarihinde şöyle demiştiniz; “Kale tarzında karakolların yapılması lazım, yani bombadan, mermiden etkilenmeyen. Kalın çelik kullanılmasını ve kurşungeçirmez cam kullanılmasını, üç sene önce söylemiştim” demiştiniz Hocam. Kocaeli TV ve Aba TV, 19 Şubat 2011 tarihinde şöyle demiştiniz; “Karakolları balistik çelikle takviye edelim. Yani bombaya vs. her şeye karşı çok güçlü bir şey meydana getirelim” demiştiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aklın yolu birdir, makul olan budur, doğru olan da budur.
SUNUCU: Bu şekilde 1600’e yakın ‘Ne Demişti Ne Oldu’ konuları var Hocam, sizin söylediğiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet buyurun, devam edelim Hocam.
SUNUCU: Tabii Hocam, inşaAllah. Hz. İsa (a.s) insanları Allah’a imana ve kulluğa davet etmiştir; “İsa ona şu karşılığı verdi: Allah’ın Rabbe tapacak ve yalnız ona kulluk edeceksin diye yazılmıştır” Luka 4:8’de geçiyor.
“Size doğrusunu söyleyeyim: Beni işitip, beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir” Yuhanna, 5’te geçiyor.
“İsa ona şu karşılığı verdi: Allah’ın olan Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla sev.” Matta, 22.
“Bunun üzerine taşı kaldırdılar. İsa gözlerini gökyüzüne dikerek şöyle dedi: ‘Rab, beni işittiğin için sana şükrediyorum, beni her zaman işittiğini biliyordum. Ama bunu çevrede duran halk için beni senin gönderdiğine iman etsinler diye söyledim.’” Yuhanna, 11:41-42.
“İsa yüksek sesle: ‘Bana iman eden bana değil beni gönderene iman etmiş olur dedi. Beni gören beni göndereni görür. Ben kendiliğimden konuşmadım, beni gönderen Allah’ın kendisi, ne söyleyemem ve ne konuşmam gerektiğini bana buyurdu. Onun buyruğunun sonsuz yaşam olduğunu bilirim. Ne söylüyorsam Allah’ın bana söylediği gibi söylüyorum.’” Yuhanna, 12’de geçiyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdülillah. İncil’in hak olan kısımları geçerlidir, gayet de güzel, inşaAllah.
Efendim, biz Hocamızdan yine bir ayet dinleyelim.
MİSAFİR: Estağfirullah Hocam, inşaAllah. Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. “Kulillahümme malikel mülki tü’til mülke men teşaaü ve tenziul mülke mimmen teşaa. Ve tuizzu men teşaaü ve tuzillu men teşaa. Biyedikel hayr. İnneke ala külli şey’in kadir”
ADNAN OKTAR: Ne şahane, ne şahane, maşaAllah; insana inşirah ve ferahlık veriyor, ne kadar güzel. Müthiş bir müzik, müthiş bir ahenk var, inşaAllah.
MİSAFİR: Anlamı da çok güzel Hocam, inşaAllah bu ayetin, diğer ayetler gibi. “Deki: ‘Ey mülkün sahibi olan Allah’ım, mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden mülkü çekip alırsın. Dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın. Hayır senin elindedir, Sen her şeye kadirsin.’”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’ı aziz kılacak, inşaAllah; deccali de zelil kılacak Allah, inşaAllah. Mülkü Hz. Mehdi (a.s)’a verecek, deccalin de mülkünü zail edecek Allah, yıkacak. Tabii, ayetin ebcedi de uygun düşüyor çünkü.
Yine biraz iman hakikatleri dinleyelim, devam edeceğiz, inşaAllah.
-VTR- Deniz Canlılarında Kamuflaj Taktiği: Renk Değiştirme
ADNAN OKTAR: Evet, çok iyi. Böyle iman hakikatleri sürekli dinlenmiş oluyor. Çok özenli, dikkat vererek dinlemek lazım ama biz tabii daha kardeşlerimizin dikkatini açacak şekilde hazırlayacağız, daha iyi kavranacağı şekilde hazırlayacağız. Ama bunların da anlaşılması iyi, çünkü çok sade bir dille anlatılmış, inşaAllah.
Bu Facebook’ta kimseyle oturup tartışmayın. İnsanlar tartışmaya yatkındır. Allah onu ayette belirtmiş; “insan her şeyden çok tartışmacıdır” diyor, “tartışmaya yatkındır” diyor. Onun için tartışmaya girdin mi iki saat, üç saat... Siz doğru bildiğiniz doğruları sadece tek yanlı anlatın; istediği kadar çırpınsın, doğru mutlaka ortaya çıkar, anlaşılır. Bu Şia’da, Caferilik’teki Mehdi anlayışına karşı akılcı bir anlatım yapacağız, inşaAllah; onunla ilgili kitap da hazırlıyorum, video film de hazırlıyoruz. Onlar, Katoliklikte olduğu gibi bir Mehdi anlayışı geliştirmişler benim gördüğüm, anladığım. Çünkü biz Katoliklerle konuşuyoruz, diyoruz; “Hz. İsa Mesih (a.s) gelecek,” “tabii gelecek” diyor, ne zaman diyoruz? “Tam kıyamet anında gelecek” diyor, ondan önce Hz. İsa (a.s) gelecek. “Zaten Hz. İsa (a.s)’ı sen istersen, Hz. İsa (a.s)’ı sana Allah gösterir kalbine; gelir, yanına gelir” diyor. Şimdi aynı kafa bunlarda da oluşmuş, aynı Katoliklerdeki gibi; Hz. Mehdi (a.s)’ı Allahualem o anlamda beklemiyorlar, çünkü ihtiyaçları yok Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesine. Çünkü “zaten istediğin an görüşüyorsun” diyor. Hz. Mehdi (a.s) zaten niye gelsin onlar için? Çünkü “sen kalben istersen Hz Mehdi (a.s) gelir zaten” diyor, “görüntü olarak da gelir, ses olarak da gelir” diyor, “bir şey istersen, yapar da” diyor. Mesela; “40 tane gömlek iste, getirir sana” diyor, yani öyle bir sistem. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişini kaldırmışlar bu sistemle, Hz. Mehdi (a.s)’a gerek yok yani. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) niçin istenir? Görüşmek, konuşmak, fikrinden istifade etmek için, değil mi? Zaten görüşüyorsun, ruh halinde her eve giriyor, her yere giriyormuş, görüntü olarak; herkesle de görüşebiliyor. İstersen görüntü olarak, ister ses olarak, ister cismani görüntü olarak görünüyor. O zaman Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesine gerek yok. Zaten ondan bunlar alttan alıyormuş, ben sonra anladım. Çünkü konuşuyorum, “geleceği vakit belli değil” diyorlar. Nasıl belli olmaz vakti? Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisleri neyi anlatıyor? Ahir zaman alametleri nedir? Nasıl belli olmaz yani? İyi niyetli olanları tenzih ediyorum, yani benim Şiilere, Alevilere karşı sevgimi herkes bilir, muhabbetimi herkes bilir, yani ben onların ayağının tozuyum. Ama bu çok büyük bir zulüm olur, İslam’a çok büyük bir tuzak olmuş olur bu. İslam’a tuzak olursa bunu kabul edemeyiz. Bilmeden yapıyorlar, göz mü yumayım, ne yapayım? Farkında değiller yaptıkları tahribatın. Tabii ki uyaracağız, bir kardeşleri olarak uyaracağız. Çünkü ben Katoliklerle konuştum, ileri gelenlerle de konuştum, Katoliklerin en ileri gelenleriyle konuştum; belli, Hz. İsa (a.s)’ı beklemiyorlar. Çünkü “her yerde var zaten” diyorlar, “istediğin an görüşürsün, istediğini de yapar zaten, bir şey istediğinde danışabilirsin de” diyor. O zaman niye beklesin adam Hz.İsa (a.s)’ı. Hz. Mehdi (a.s) için de aynısını söylüyorlar; görüyormuş, her yere geliyormuş. O zaman tamam, adam istemez. Buradaki fitneyi insanların fark etmesi için geceli gündüzlü anlatacağız, başka türlü olmaz, inşaAllah. Hocam buyurun.
SUNUCU: Tabii Hocam, inşaAllah. Siz, “devletin güler yüzünün halka gösterilmesi lazım. Devletin yetkilileri milletimizle bir arada olsunlar, yer sofralarında otursunlar” demiştiniz. Sayın Abdullah Gül ve Sayın Davutoğlu’nun halkımızla iç içeyken çekilmiş fotoğrafları vardı Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, ne güzel, benim kastettiğim buydu işte. Atasına rahmet olsun, ellerinden öpüyorum yani, çok güzel maşaAllah. Çok güzel. Cumhurbaşkanımızın yaptığı hareket de çok güzel. Sevgi dolu, halkla iç içe, mütevazi, mazlum, sevgi dolu, onlara yakın. Bak, “aralarına gitsinler, otursunlar” dedim; çok güzel, bak, Dışişleri Bakanımız tam dediğim gibi, dediğim şekilde diz çöküp oturmuş yanlarına. Bayağı güzel. Oldu, yakışmış. Darısı diğer bakanlara, inşaAllah, maşaAllah. Evet, devam edelim.
SUNUCU: Tabii Hocam. Kehf Ehlinin, hayatın tüm yönlerinden çekilerek kendilerini dine teksif etmeleri gibi Hz. Mehdi (a.s) cemaati de hayatın sosyal yönlerinden çekilecek. Kehf Suresi’nde anlatılan gençler hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilerek kendilerini Allah’a adıyorlar. Aile, evlilik, çoluk çocuk, ticaret hepsinden vazgeçiyorlar. Mağarada evlilik, ticaret, eğlence yok; tüm dikkatlerini dine teksif ediyorlar. Allah ayette şöyle buyuruyor, Kehf Ehli ile ilgili, şeytandan Allah’a sığınırım; “İçlerinden biri demişti ki: ‘Mademki siz onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından kopup ayrıldınız, o halde dağlara çekilip mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden bolca bir miktarını yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın.” Kehf Suresi, 16. ayette geçiyor. Hz. Mehdi (a.s) cemaati de aynı şekilde tüm gücünü dine teksif edecek, inşaAllah. Kapalı alanda faaliyet var ve sürekli hepsi bir aradalar. İlmi faaliyetle netice alacakları anlaşıyor, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v)’in bir hadisinde Mehdi cemaatinin bu yönü şöyle bildirilmiş; “Ey Ebu Hureyre, bu topluluk (Hz. Mehdi (a.s) cemaati) zor ve güç bir yola girerek Peygamber (s.a.v)’in derecesine kavuşurlar. Allah kendilerini doyurduktan sonra açlığı, giydirdikten sonra çıplaklığı, içirdikten sonra susuzluğu tercih eder. Allah’ın Katı’ndakine ümitlerini bağlayıp bunları terk ederler. Hesabından korku duyarak helali dahi bırakırlar. Dünyaya sadece bedenleri ile ilgi gösterirler.”
ADNAN OKTAR: Şimdi burada anlatılan nedir? Acıdan çekinmezler; dövülmekten, sövülmekten, iftiradan… Yani bunlar hep nefsani şeyler değil mi; açlık, susuzluk falan. Buna önem vermeyen neye önem verir o anlamda? İstersen öldür, yani ne yapıyorsan yap, yani şehit et istersen devam eder, o anlama geliyor. Yani burada uzun uzun anlatılan odur. Yoksa adam susuz da kalabilir, aç da kalabilir; yani bir dinsiz de susuz kalabilir. Orada onların, Mehdi talebelerinin nefislerine olan hakimiyetleri, azmi. Mesela uykusuzluk; iradesini kullanırsa insan uykusuzluğu ezer, susuz kalırsa da, insan konsantre olmazsa, onun derdine düşmezse, o da onu etkilemez. Ama asıl kastedilen orada acıya ve baskıya dayanıklı olmalarıdır. Yani iftiraya, zorluklara dayanıklıdırlar, o; anlatılan budur. Yani ne kadar psikolojik baskı yaparsan yap kale almaz, devam eder yoluna, anlatılan o. Evet, başka Hocam?
SUNUCU: Tabii Hocam. “Allah’ın Katı’ndakine ümitlerini bağlayıp, bunları terk ederler” buyuruyor hadiste, Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anladın?
SUNUCU: Allah Katı’ndaki; Allah’tan bekliyorlar, ahirette bulacaklarını umuyorlar. Dünya hayatından vazgeçmişler, dünya hayatının zevklerini ahirette bulmayı umarak Allah’a kendilerini teslim etmişler. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çünkü insan köşeyi dönme peşinde oluyor, işte evim olsun, yazlığım olsun, kışlığım olsun, çoluğa çocuğa karışayım, iyi bir tahsil yapayım, bol para kazanayım, lüks yiyeyim, içeyim falan. Mehdi talebeleri onun derdinde olmayacak; yani evlenme derdi yok, gelecek derdi yok, köşe dönme derdi yok, çekler-senetler derdi yok, yazlık-kışlık derdi yok. Nedir konu onlarda? Varsa yoksa İttihad-ı İslam ve Allah’ın rızası, bu. Yani bütün dikkatlerini, gayretlerini bu yöne teksif etmişler. Dolayısıyla beyinleri, kafaları temiz. Öbür türlü insanın kafası ne yapar, yeter mi gücü beynin? Hem hanımını gezmeye götürecek, hem çocuklarını hastaneye götürecek, bilmem ne yapacak, evin kiralarını ödeyecek yahut borç-taksit ödeyecek, “yazlığın tavanı akıyor” diyecek, gidecek onun tavanını aktarmaya gidecek, baş edemez. Ne yapıyor Mehdi talebeleri? “Ya Rabbi, biz dünyadan vazgeçtik, sadece senin rızanı istiyoruz.” Bütün dikkat nerede? Tebliğde, iman hakikatlerinde, Allah’ın rızasını kazanmakta. Bu şekilde olacak. Para eline geçse, az bir para bile geçse Allah yolunda harcayacak, bu. Anlatılan budur.
SUNUCU: Hocam devamında; “Hesabından korku duyarak helali dahi bırakırlar” şeklinde buyuruyor.
ADNAN OKTAR: İşte, yani helal odur, mesela evlilik, helali adam bırakıyor. Yani yazlık ev mesela, Kuran’da da var ev; ev derdine düşmüyor, mal-mülk derdine düşmüyor, çoluk-çocuk derdine düşmüyor. Allah’ın rızasının peşinde sadece o. Çünkü vakti kısa, zaman az, imkanları kısıtlı. Ne yapıyor? Allah’ın rızası en çok neredeyse ona teksif oluyor, ağırlığını oraya veriyor, konu bu. Yani benim mesela yarım saat vaktim var ve bir milyar da param var, ne yapayım? Evleneyim mi, ev mi alayım, başka işlerle mi uğraşayım, yoksa Allah’ın rızasına mı? Bütün dikkatini Allah’ın rızası için, o yarım saatin tamamını Allah’ın rızasına veriyor, parasının da tamamını Allah’ın rızasına veriyor, o kadar. Acil, yani en çok Allah’ın rızası nerdeyse onun üzerinde duruyor, en acil ne ise onun üzerinde. Mesela bir insan ölüyor yerde yatıyor, bir insanın da kolu kırılmış, bir insanın dişi ağrıyor, bir insan acıkmış, hangisine ağırlık veririz, acil hangisidir? Ölmek üzere olandır, canını kurtarmak. Kolu kırık olan tedavi olabilir o, ama acil olan odur. Sen onu bırakır da dişi ağrıyanla uğraşırsan olmaz. Olay bu, inşaAllah.
Biraz bizim astronottan dinleyelim, ama aynı konular olmasın. Çünkü onun çok değişik anlatımları var.
-VTR- Cübbeli, Ahir zaman ve Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Nermin Hasanova, “Hocam, Allah Türk-İslam Birliği’ni görmeyi nasip etsin, inşaAllah” diyor. Evet, inşaAllah. İşte genel kültürünüzü artırın, çok olgun olun; böyle kavgacı, psikopat tiplere uymayın. Hep şefkatin üstünde, merhametin üstünde, affediciliğin üstünde olun. Hoşsohbet olun; güzel, konuşmanız hoş olsun, etkileyici olsun. Özellikle genel kültür çok önemlidir. Yani Marksizmin, Leninizmin eleştirisini, Darwinizmin geçersizliğini bilmek önemlidir. Kuran’ı baştan sona bir kere okuyun. Benim Kuran şerhlerim de önemli, onlara da bir baksın kardeşlerimiz. Genelde güzel, gidişat iyi, maşaAllah, elhamdülillah. Tam Allah’ın dediği gibi oluyor; Allah ne diyorsa, Allah nasıl istiyorsa, kader tam o yönde, en güzel şekliyle ilerliyor. Aksi bir olay olmaz zaten, maşaAllah. Cenab-ı Allah neylerse güzel eyler derler ya. Hocam, buyurun.
SUNUCU: Tabii Hocam. Atlas kelebeği dünyadaki en büyük güveymiş Hocam. Onunla ilgili bir video var, onu göstermek istiyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yağlı boyayla boyanmış gibi, ne tatlı bir şey bu böyle.
SUNUCU: Kanatları açık olduğunda büyüklüğü yaklaşık 25-30 santimetre civarında oluyormuş.
ADNAN OKTAR: Tam sevmek için, şahane bir şey. Kedi gibi bir şey bu.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Renkleri de tablo gibi, ne şahane şey bu böyle. Bununla beraber uçmak şahane olur, inşaAllah. Cennette, inşaAllah arkadaş oluruz, inşaAllah. MaşaAllah. Ne yapalım, ne edelim? Hocam ayet oku.
MİSAFİR: İnşaAllah Hocam. Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. “Tülicülleyle finnehari ve tülicünnehara filleyli. Vetühricül hayye minelmeyyiti ve tühricül meyyite minelhayy. Ve terzuku menteşaaü bigayrihisab. -Geceyi gündüze bağlayıp katarsın ve gündüzü de geceye bağlayıp katarsın. Diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. Dilediğine hesapsız rızık verirsin.” Ali İmran Suresi, 27. ayet, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoca efendilerden dinleyelim biraz, şeyh efendilerden de inşirah olsun, inşaAllah.
Videolar- Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Şeyh Nazım Kıbrıisi Hazretleri, Ali Eren’in Açıklamaları
ADNAN OKTAR: Ali Eren Hocam bayağı titizdir, maşaAllah. Bizleri de çok sever, biz de onu çok severiz. Süleymanlı’dır. Hocamız Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebelerindendir, maşaAllah.
Biraz Risale-i Nur’dan okuyayım. “Ey insafsız adam” diyor Bediüzzaman, “şimdi bak ki mümin kardeşine kin ve adavet ne kadar zulümdür.” Yani müminler birbirlerine kin duymayacak, adavet duymayacak. Yani içten bir nefret duymayacak. “İslamiyet gibi çok evsaf-ı İslamiye muhabbeti (sevgiyi) ve ittifakı (birleşmeyi) istediği halde mümine karşı adavete sebebiyet veren ve adi taşlar hükmünde olan bazı kusuratı iman ve İslamiyet’e tercih etmek,” yani kökten o adamı yok hükmünde görmek, “o derece insafsız ve akılsızdır ki pek büyük bir zulüm olduğunu aklın varsa anlarsın.” Yani tekfir mesela, Alevileri tekfir etmek; Caferileri, Vahabileri tekfir etmek, dinsizlikle itham etmek çok çok anormalliktir. Veyahut Sünnileri, Sünni kardeşlerimizi tekfir etmek, aynı şekilde anormal bir harekettir. Bak, “Her ikinizin hâlıkınız bir, malikiniz bir, mabudunuz bir,” Allah’ınız bir, “rızkı vereniniz bir, bir, bir, bine kadar bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir, bir, bir, yüze kadar bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir, bir, bir. Bu kadar birler, bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği (gerektirdiği) halde ve kainatı ve küreleri birbirine bağlayacak manevi zincirler bulundukları halde, şikak ve nifaka (kavgaya, kine, nefrete), kin ve adavete sebep veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeylere tercih edip müminlere karşı hakiki adavet etmek,” listeler çıkarıyor Cübbeli’nin takımı, işte “şuna da şu kadar öfkeleniyoruz, buna böyle öfkeleniyoruz,” çıkarmışlar, listeler çıkarmışlar. Zaten bir avuç Müslüman var, oturup onlarla uğraşıyorlar. “Kin bağlamak, ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebat-ı uhuvvete karşı,” yani o uhuvvet münasebatına karşı, “ne derece bir zulüm ve îtisaf olduğunu; kalbin ölmemiş ise, aklın sönmemiş ise anlarsın” diyor. “Eğer adavet etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et.” Yani kalbindeki öfkeye adavet et. “Onun ref'ine çalış.” Onu yok et. “Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmarene ve heva-i nefsine adavet et.” “Asıl nefsinle uğraş” diyor. “Islahına çalış. O muzır nefsin hatırı için, mü'minlere adavet etme.” “Eğer düşmanlık etmek istersen; kâfirler, zındıklar çoktur.” Git Darwinistlerle, materyalistlerle uğraş; komünistle, PKK ile uğraş, değil mi? Onlarla fikri bir çalışma içerisinde ol. “Onlara adavet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı, muhabbete lâyıktır; öyle de adavet hasleti, her şeyden evvel kendisi adavete lâyıktır.” Yani “kendini adavetle adavet edin” diyor. “Asıl onunla uğraşın” diyor. “Düşmanlık ve kini, ruhunuzdaki o kiri kötülük olarak kabul edin. Asıl onunla uğraşın” diyor. “Eğer hasmını mağlup etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et.” Kuran ayetine dayanıyor zaten. “Çünkü eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder.” “Husumet oluşur” diyor. “Zahiren mağlup bile olsa, kalben kin bağlar, adaveti idame eder-devam eder-. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedamet eder; sana dost olur” diyor. “Pişman olur, sana dost olur” diyor Bediüzzaman. Şahane, anlatımı bayağı güzel. “Fena bir adama ‘iyisin, iyisin’ dersen, iyileşmesi ve iyi adama ‘fenasın, fenasın’ desen fenalaşması çok vuku bulur” diyor. Onun için hep müspet çalışacağız; hep olumlu, hep hayra yönelik. Adamlara bakıyorsun, sürekli adavet peşinde, sürekli kavga peşinde, sürekli kargaşa peşinde. Olmaz. Evet Hocam, buyurun.
SUNUCU: Tabi Hocam, inşaAllah. Estağfirullah. Başbakan Erdoğan hükümet olarak Öcalan ya da PKK ile herhangi bir görüşme yapmalarının ya da bir pazarlık içine girmelerinin asla söz konusu olmadığına dair bir açıklama yapmıştı. Hürriyet Gazetesi’nden Mehmet Yılmaz, İsmet Berkan, Fikret Bila gibi pek çok yazar bu açıklamanın doğru olmadığını, ancak Başbakan’ın bunu açıklamaktan ve siyasi sorumluluğunun üstlenmekten çekindiği iddiasında bulunmuşlar. Ayrıca hükümetin mutlaka PKK ile pazarlık masasına oturması gerektiğini, PKK sorununun başka bir yöntemle çözülemeyeceğini de vurgulamışlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Tarla mı alıyorlar pazarlık masasına oturacaklar? Ne demek yani? Vatan mevzubahis, vatan toprakları mevzubahis, ne pazarlığı? Nerenin pazarlığı yani? Pazarlığın şartları nedir? Adamın pazarlığı bu, adamın dayatması bu; “arkadaş, biz komünist devlet kuracağız, Türkiye’den ayrılmak istiyoruz” diyor. “Bir de para verin üstüne” diyor. Üstüne bir de revani tatlısı gönderirseniz daha da iyi olur gibi yani. Adamlar psikopat, ne tartışması olacak? Fikri, ilmi mücadele gerekiyor; bu kadar, başka bir şey yok.
Dünyaya Yaklaşan Göktaşları, Fırat Nehri’nin Suyunun Kesilmesi, Halley, bir de Lulin Kuyruklu Yıldızı, onlara da bakalım.
-VTR- Sonsuz Merhamet Sahibi Olan Allah Bizleri Dünya’ya Hızla Yaklaşan Dev Göktaşlarından Korumaktadır
-VTR- Fırat’ın Suyunun Kesilmesi
-VTR- Bir Kuyruklu Yıldızın Doğması Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alametlerindendir
-VTR- İmam-ı Rabbani Tarafından Bildirilen Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alameti: Boynuzu Andıran İki Uçlu Yıldızın Çıkışı
-VTR- Gerçekleşen Kıyamet Alametlerinden Bazıları
ADNAN OKTAR: “Hatta” diyor Bediüzzaman, “İmam Rabbani kendisini o şahıs gibi görmüştür.” “Hz. Mehdi (as) olabileceğine ihtimal vermiştir” diyor, o zaman. “Senin şu âciz ve fakir ve hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece haddimin fevkinde olarak, kendimi o gelecek adam Mehdi olduğumu iddia edemem, hiçbir cihette liyakatim yoktur. Fakat o ileride gelecek olan acip şahsın,” Hz. Mehdi (a.s)’ın, “bir hizmetkârı,” bak, “acip şahıs” diyor. “acip şahsın bir hizmetkârı,” ona hizmet edeni, “ve ona yer hazır edecek bir dümdârı,” “ona yer, ortam hazır ediyorum” diyor. Yani o geldiğinde rahatlık olsun. “Ve o büyük kumandanın,” neymiş görevi Hz. Mehdi (as)’ın aynı zamanda? Kumandanmış. “Pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum.” Yani “yardımcı olan bir askeri olduğumu zannediyorum.” Böyle diyor Bediüzzaman. “Ne diyorsunuz?” diyoruz; “olur mu ya, tevazu ediyor” diyorlar. Yani yalan söylüyormuş, kandırıyormuş bizi Bediüzzaman. “Nereden biliyorsun?” diyoruz. “Ben anlarım” diyor. “Sen nereden çıkarttın?” diyoruz, “ben anlarım” diyor. Ne zoru yalan söyleyecek, niçin yalan söyleyecek? Böyle kapsamlı yalan söylenir mi? Ayetle, hadisle yalan söylenir mi? Niye yalan söylesin? “Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid'alar zulümâtını dağıtacak.” Yani dine sonradan sokulan, dinden çıkarılan, dinin bütünlüğünü bozan, bütün anormal tavırları, eylemleri düzeltecek. “Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir.” ‘Arap baharı’ diyorlar ya, o İslam baharıdır. Ne diyor Bediüzzaman? “Fakat çiçekler baharda gelir.” Çiçekler, Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri, “Öyle kudsî çiçeklere,” yani Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerine, “öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir.” Diyor ya; “ben Hz. Mehdi (a.s)’ın askeriyim, ona zemin hazırlıyorum” diyor, “ortam hazırlıyorum” diyor. Ne diyor bak burada; “Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir.” “Hz. Mehdi (as)’a zemin hazırlamak lazım” diyor. Zaten o konuşmamasında da bunu açıkça söylüyor. “Ve anladık ki, biz bu hizmetimizle o nuranî zatlara” yani Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerine, “zemin ihzar ediyoruz.” Ortam hazırlıyoruz.
“‘Ahir zamanda Hz. İsa (a.s) gelecek. Şeriat-ı Muahammediye aleyhissalatu vesselam amel edecek’ mealindeki hadisin sırrı şudur ki; ahir zamanda felsefe-i tabiyenin” yani tabiat felsefesinin, yani Darwinizm, materyalizm; tabiat felsefesi Darwinizmdir. Osmanlıca adı o. “… verdiği cereyan-ı küfrîye,” Marksist, Leninist felsefe, diyalektik felsefe, “cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı uluhiyete karşı,” Allah’ın inkarına karşı, “İsevîlik dini tasaffi ederek,” Hz. İsa (a.s)’ın getirdiği din saflaşacak, “hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada,” hurafat nedir? Müslümanlığa da hurafe sokuyorlar, Hıristiyanlığa da hurafe sokuyorlar. Hristiyanlık, hurafelerden dolayı bu hale geldi. “Hurafattan tecerrüd edip,” kurtulup, temizlenip, ayrılıp, “İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada,” “tam Müslümanlık olacağı sırada, “nasılki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıncıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür,” bak, ‘İsevîlik şahs-ı manevîsi’, “vahy-i semavî kılıncıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür; öyle de Hazret-i İsa aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden deccali öldürür.” Yani inkar-ı uluhiyet fikrini öldürecek. Ama ne yaparak? İsevilik şahs-ı manevisini temsil ederek, yani onların başında bulunarak. Şahs-ı manevi başsız değil. Başında temsil eden kimmiş? Hz. İsa (a.s)’mış. Yani başıbozuk bir şahs-ı manevi yok. Hz. Mehdi (a.s)’ın da şahs-ı manevisi var. Ancak Hz. Mehdi (a.s)başta bulunuyor. Hocam buyurun.
SUNUCU: Tabii Hocam, inşaAllah. RisaleHaber sitesi yine ana sayfasında İslam Birliği ile ilgili bir yazı koymuş, inşaAllah. Çevre Eski Bakanı Ali Rıza Akçalı’nın RisaleHaber için yazdığı yazıda, üstadın sözlerinden alıntılar yaparak, İttihad-ı İslam’ın öneminden ve gerekliliğinden bahsetmiş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hay, maşaAllah. Helal olsun. Bak, helal süt emmiş, çekinmiyor; demek ki cesur Nurculardan. Cesur olan, hakkı açık açık söylüyor. Delikanlıymış demek ki. Bazıları da sadece nefsine uygun olan Risale-i Nur kısımlarını anlatıyor. Ne ahir zamandan, ne Hz. Mehdi (a.s)’dan, ne deccalden, ne süfyandan, ne İttihad-ı İslam’dan, hiçbir şeyden bahsetmiyorlar. Buyurun Hocam, devam edelim.
SUNUCU: Tabii Hocam, inşaAllah. Mehmet Şevket Eygi Hocamız bugünkü yazısında dini hizmetlerin asla para kazanma ve servet elde etme aracı olarak kullanılmaması gerektiğini hatırlatarak, “Suyuti, İmam Gazali, İmam Şarani, İmam Rabbani ve benzeri alim ve mürşitler bu devirde yaşamış olsalardı, yazmaları istenen kitaplar için telif ücreti isterler miydi? Bir düşünün” diye sormuş. Böyle Müslümanların bu tür tekliften bile rahatsız olacaklarını söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok güzel örnek vermiş Hocamız. Helal olsun. Bayağı ufuk açıcı konuşmuş. Bu canım Hocamız. Mehmet Şevket Eygi Hocamız dünya tatlısıdır. Böyle kendisine Osmanlı bir ev, Osmanlı bir çevre oluşturmuştur. Osmanlı’nın o güzel ruhunu hem ruhunda yaşar, hem çevresinde yaşar. Ve karakter olarak da çok mükemmel insandır. Çok kültürlüdür, genel kültürü mükemmeldir. Dürüsttür, hakkı söyler. Hakkı söylediği için de çok düşmanı vardır. Seveni azdır. Ama gerçek veliler, hal ehli, kalp ehli, onu canı gibi sever. İnşaAllah, Allah’ın melekleri de çok seviyordur. Ama cins bazı tipler menfaatlerine dokunduğu için hoşlanmazlar Hocamızdan. Ama biz çok seviyoruz. Yani sevmeme ölçü olmaz. O, onun değerini gösterir. Yani aleyhine değil, lehine. Çünkü iyi insanlar seviyor. Güzel. İyi olmayanlar, cahil cühela veyahut onu anlayamayanlar onu sevmiyorlar. O, onun lehine olur. Hocam buyur.
SUNUCU: Tabii Hocam, estağfirullah. Başbakanımız Libya Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Sayın Davutoğlu, bakanlar ve binlerce Libyalı ile birlikte Tunus’ta ‘Şehitler Meydanı’nda Cuma namazı kılmış. Cuma hutbesinde imam Türkiye’yi Libya halkının yanında görmekten mutluluk duyduğunu söylediğinde de, cemaat tekbir getirerek Türkiye’ye olan sevgisini ifade etmiş Hocam. Burada da çekilmiş resimleri var. Devamını göstereyim izninizle.
ADNAN OKTAR: Bayağı güzel, hoş haberler, güzel haberler. MaşaAllah. Bak, bir sıcaklık, İttihad-ı İslam’ın nuru, İttihad-ı İslam’ın coşkusu her yerde. Doğru muymuş anlattıklarım? Hikaye anlatmıyor muşum, değil mi? “Gözünüzle göreceksiniz, ben de yanınızdayım” dedim. 2011’deyiz şu an, 2020’de de bir televizyon konuşmasında, bakın neler konuşacağız?
MİSAFİR: Siz vizeler kalkacak dediğinizde, ilk siz söylemiştiniz zaten Hocam, peşi sıra hepsi devam etti, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Daha dur. Daha ne büyük olaylar olacak. 2012’ye bir bakın. Hele 2014, 2017, Allah Allah, maşaAllah. Dua edeceksiniz, “Hocam, Allah razı olsun, zamanında bizi uyardınız” diyeceksiniz. Herkese tavsiyem, Mehdi talebesi olmak için can atsınlar, dua etsinler Allah’a. Ben bak dua ediyorum, onlar da dua etsinler. Ve Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebesi olmak için.
ADNAN OKTAR: O zaman tercümanımız çok olacak. Her dilde. Zaman gelecek o da olacak. Ben konuşacağım, 70 dilde birden yayınlanacak. Hz. Mehdi (a.s) konuşacak, 120 dilde birden yayınlanacak, inşaAllah. Bak, bunları da göreceksiniz, inşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s) konuşacak, 120 dilde birden yayınlanacak. Aynı anda. Hocam buyurun.
SUNUCU: Tabii Hocam, inşaAllah. Hüseyin Gülerce Hocamız, Sayın Erdoğan’ın Arap ülkelerini ziyaretini amacından başka yerlere çekilmeye çalışıldığını ve yeni halife yakıştırmasının İslam coğrafyasına sokulmaya çalışılan bir fitne olduğunu söylemiş. Günümüzde İslam ülkelerinin tek bir bayrak altında, bir halife etrafında toplanmak gibi bir düşünce taşımadığını, ancak kendi aralarında her alanda bir dayanışma içine girme arzusu içinde olduklarını belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Taktik yapmış Hocamız ama gereksiz, ne gerek var? Tabii ki Müslümanların bir başı olacak. Ona ne derse desinler yani; lider, baş… Başsız Müslüman olur mu? Tabii ki olacaktır. Ayrıca ne mahsuru var, niye olmasın? Müslümanların mutlaka bir lideri olacak. Orada gereksiz taktiklere, tekniklere, tedbirlere falan gerek yok. Güya tedirgin etmeyecekler Avrupa’yı. Bilakis başı olmazsa çok tehlikelidir Müslümanlar. Başı olmadığı için zaten bu fitne çıkıyor. Afganistan’ın başı yok, Irak’ın başı yok, şuranın başı yok, buranın başı yok; Müslümanlar kırıp geçiriyorlar birbirlerini. Başı olsa bütün sorumluluk onda olur, “ne yapıyorsunuz?” der, “normal hareketler yapın” der, konu biter. Başı olmadığı için Müslümanlar bu perişanlığın içinde. Ürkütücü olan, Müslümanların başının olmamasıdır, olması değil. Olması güven vericidir, rahatlıktır. Bütün dünya için konfordur. Bütün dünya için huzurdur. Hiçbir olay çıkmaz. Başı olmadığında, kanser gibi; anarşi başlar. Başsız Müslümanlık kanser gibidir, tehlikelidir; bir yönüyle. Buyurun Hocam.
SUNUCU: Tabii Hocam, inşaAllah. Sayın Başbakan Erdoğan, Arap ülkeleri seyahatinde, buralarda bulunan ve harap durumda olan Osmanlı eserlerinin yeniden restore edilmesi için Türk yetkililere talimat vermiş. Şam’da Mimar Sinan tarafından yapılan Süleymaniye Camii, Kahire’deki Osmanlı eserleri, El-Ezher Camisi Türkiye’nin onarımını üstlendiği eserler arasındaymış. Ayrıca Diyanet İşleri Bakanımız da, Başbakanımız tarafından Şafi mezhebinin kurucusu İmam Şafi’nin türbesinin onarımını takip etmekle görevlendirilmiş. Fatih Altaylı tüm bu gelişmeleri olumlu bir girişim olarak yazısına aktarmış.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah! Ne olmuş Fatih Altaylı’ya, maşaAllah. Ara ara da olsa böyle güzel laflar etmeye başladı. Aferin, haydi bakalım, inşaAllah. İnsan şaşırıyor. Bak, baş olması nasıl faydalı oluyormuş? Tayyip Bey oraya Türkiye’nin lideri olarak gidiyor, Başbakan olarak gidiyor. Ne diyor? “Hemen türbeleri düzeltin, tamir edin” diyor. Şahs-ı manevi yapmış mı? Yapamamış, bak olmamış şahs-ı maneviyle. Dolayısıyla Müslümanların başında bir baş olmasında anormal bir yön yok. Bu bilakis Müslümanları onurlu, güçlü, sağlıklı, becerikli kılar; atak kılar. Süratli, güzel hizmete sebep olur. Olmadığında anarşi, terör, kargaşa, fitne, fücur, fakirlik, rezalet diz boyu oluyor, görüyorsunuz. Şahs-ı manevi ile olmaz. Tabii ki başa lider olarak Allah bir insanı gönderecektir. Hadislere baktığımızda bu insanın adının Hz. Mehdi (a.s) olduğunu görüyoruz; Hz. Muhammed Mehdi (a.s). Peygamber Efendimiz (s.a.v) müjdelemiş. Kader ona göre gidiyor zaten şu an. Hz. Mehdi (a.s)’a göre gidiyor kader. Yani yol sadece Hz. Mehdi (a.s)’ın geçeceği gibidir. Başka kimse geçemez o yoldan. Allah yolu ona göre yapmıştır. O yola girdin mi ya omzu takılır, ya kolu takılır, ya bacağı takılır geçemezler. Sadece Hz. Mehdi (a.s)’ın geçeceği gibi yapmıştır Allah kaderi ve sadece o, o ferahlığı sağlayacaktır. İslam alemi toplansın, hocalar toplansın, hiçbir şey olmaz. Hz. Mehdi (a.s)’sız hiçbir şey yapamazlar. Kendi aralarında lider seçmeleri mümkün değildir. Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında lider seçilmesi imkansızdır. Seçemiyorlar zaten. Defalarca denendi, mümkün değil, hiç kimse kabul etmez. Sadece Hz. Mehdi (a.s)’ı lider olarak kabul ederler.
SUNUCU: İncil’in bazı bölümlerinde Allah’ın birliğine inanmak ve Allah’a şirk koşmamak emredilmektedir, inşaAllah. Şu şekilde geçiyor: “Tek bir Allah vardır.” (Pavlus'tan Timoteos’a 1. Mektup) “İsa ona şöyle karşılık verdi: ‘Allah’ın Rabbe tapacak. Yalnız O’na kulluk edeceksin diye yazılmıştır.’” Matta’da geçiyor. “Kurtarıcımız tek Allah’a yücelik olsun.” (Yahuda’nın Mektubu) “Sen Allah’ın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun.” (Yakup’un Mektubu)
ADNAN OKTAR: İncil’in hak kısımları çok güzeldir. Bozulmamış yerleri çok çok güzeldir. Kalbe ferahlık verir. Evet dinliyorum.
SUNUCU: “Sonsuz çağların Hükümranı, ölümsüz, göze görünmez tek Allah'a çağlar çağı onur ve yücelik olsun.” (Pavlus'tan Timoteos'a 1. Mektup) “Biliyoruz ki put, dünyada gerçekte var olmayan bir şeydir ve birden fazla ilah yoktur... Bizim için tek Allah vardır: Her şeyin Kendisi'nden oluştuğu Allah. Bizler de O'nun için yaşamaktayız.” (Pavlus'tan Korintlililere 1. Mektup) “Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da [Allah'ı tenzih ederiz] bizim için tek bir Allah vardır. O her şeyin kaynağıdır, bizler O'nun için yaşıyoruz.” (Pavlus'tan Korintlilere 1. Mektup) “Rab bir, iman bir... Her şeyden üstün, her şeyle ve her şeyde olan herkesin Allah'ı birdir.” (Pavlustan Efeslilere Mektup)
ADNAN OKTAR: Dikkat ediyorum, benim nacizane talebem olan genç kızlara bakıyorum, ne kadar güzelleşiyorlar. Ellerine, yüzlerine ekranda bakıyorum, ne kadar güzel oldular, maşaAllah. Huyları güzelleşiyor, kendileri güzelleşiyor. Tertemiz, halim selim, genel kültürü mükemmel, üslup mükemmel, tavırları mükemmel, dindar, Allah’tan korkan, lafını sözünü bilen, herkese karşı saygılı, sevecen. Ne kadar güzel, işte bu Kuran’ın bir mucizesi. Allah beni vesile ediyor, maşaAllah.
Ne yapalım, ne edelim? Bitirelim. Yarın devam ederiz. Çünkü kardeşlerimiz bizi seviyorlar. Bu sefer sabah namazına kalkamazlar, Allah vermesin.
“Aslan Seyyid Muhammed Adnan Hocam, bir şeyi merak ediyorum. İsmini değiştirip, size mesaj yazanların isimlerini hemen nasıl biliyorsunuz?” O da benim sırrım, bende kalsın. Ama isterseniz deneyebilirsiniz. Yazsın birisi, anında söyleyeyim isminin ne olduğunu, inşaAllah. Bir de IP numarasını da söylerim. Detayına da girerim, inşaAllah. Tamamdır, tamam bitti. Şaka yapmıyorum, doğru söylüyorum.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Evrimcilerin Sahtekarlıkları
Devamı ...Gözardı Edilen Kuran Hükümleri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...