SUNUCU: ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programına hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Hocam, buyur.
SUNUCU: Estağfirullah Hocam, tabii inşaAllah. "Başbakan Erdoğan New York Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada İsrail hükümetine seslenerek, “eğer İbrahim'in çocuklarıyız diyorsak, İbrahim'in çocukları olmanın gereğini yerine getirelim, çünkü İbrahim’in çocuklarında katil olmaz” demiş. Musevi kardeşlerimiz için de şunları söylemiş; “Ben burada İsrail halkını kastetmiyorum, yönetimi kastediyorum. Benim ülkemde Musevi vatandaşlarım var, ben kendileriyle görüşmeler yaptım, asla bir endişe içerisinde olmayacaksınız. Herhangi bir şey duyduğunuz, hissettiğiniz anda muhakkak haberimiz olsun. Zira sizler bize emanetsiniz. İsrail yönetiminin yanlışını biz ülkemizde yaşayan Musevi vatandaşlarımızı asla ödetmeyiz, niye? Çünkü bizim adaletimizin gereği budur.”
ADNAN OKTAR:Güzel, güzel konuşmuş, gerekliydi, iyi olmuş. MaşaAllah, ağzına sağlık, iyi. Evet, buyur, dinliyoruz.
SUNUCU: Estağfirullah, tabii inşaAllah. Mehmet Şevket Eygi Hocamızın bir yazısı var. Mehmet Şevket Eygi Hocamız, Müslümanlara düşmanlık etmeyen, onlar ile savaşmayan, ülkelerine saldırmayan Hıristiyanlara iyi davranmakla ve onları İslam’a davet etmek ile yükümlü olduğumuzu söylemiş. Bu davetin onların kendi lisanlarıyla hazırlanmış güzel yayınlar dağıtarak ya da hal ve tavırlarıyla, yani Müslümanlarda İslam’ın güzelliklerini görmeleriyle yapılabileceğini belirtmiş. Önümüzdeki yirmi yıl içinde ise Avrupa ülkelerinin tamamen Müslümanlaşacağını müjdelemiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ne söylüyorsak üç gün sonra, bir hafta sonra Türkiye'de gündem oluyor, görüyorsunuz, aynısı ile. En yüksek noktalardan, en orta noktalara kadar her yerde gündem oluyor. Mehmet Şevket Eygi Hocamız dünya iyisidir, maşaAllah. Buyurun.
SUNUCU: İnşaAllah. Yiğit Bulut'un bir yazısı vardı. Bilim adamları ışık hızının geçilebileceğine dair bazı deneyler yapmışlar ve bu durum bilim dünyasının karıştırmış. Yiğit Bulut ise böyle gelişmelerin son derece doğal olduğunu belirterek, ne kadar büyük bir evrende yaşadığımızı hatırlatmış. “Dünya, Güneş Sistemi’nin içinde, o da başka sistemlerin içinde, bizim beynimizin algılama kapasitesi ise sadece bize verilenlerle sınırlı, insan küçük algılama kapasitesi ile evreni çözdüğünü zannedebilir. Halbuki gerçek zannettiği bulgular bir üst yapıda; onun üstünde ve onun da üstünde bambaşka olabilir” demiş. Bir gün gelip de fizik kanunları ile ilgili en temel formüllerin bile gerçek olmadığını görebiliriz” ifadelerini kullanmış.
ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut'un felsefi yönü, genel kültürü çok iyidir, görüyorsunuz. İman hakikatlerini ve Kurani zemini de çok iyi bilir. Allah'ın yaratış sanatına hayrandır, üslubunda bunu sık sık görebilirsiniz. MaşaAllah. Evet, buyurun Hocam, devam edin.
SUNUCU:Estağfirullah, inşaAllah. Kuran'da evrim olmadığına dair ayetler var. Şeytandan Allah'a sığınırım.
“Ya, Biz ilk yaratılışta güçsüz mü düştük? Hayır, onlar 'karmaşık bir kuşku' içindedirler.” (Kaf Suresi, 15) “Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler.” (İsra Suresi, 99) “Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiçbir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir.” (Necm Suresi, 23) “O'na icabet olunduktan sonra, Allah hakkında (sözde) 'deliller öne sürüp tartışanların' delilleri, Rableri Katında geçersizdir. Onların üzerinde bir gazab vardır ve şiddetli azap onlaradır.” (Şura Suresi, 16) “De ki: "Sizin şirk koştuklarınızdan ilk kez yaratacak, sonra onu iade edecek olan var mı?" De ki: "Allah yaratmayı (ilkin) başlatır, sonra onu iade eder. Öyleyse nasıl çevriliyorsunuz?"” (Yunus Suresi, 34) “Andolsun, Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık; Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.” (Kaf Suresi, 38) “"Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisi'nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler."” (Yusuf Suresi, 40)
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
SUNUCU 2: Bir konu vardı, Amerika'nın Indiana eyaletlerinde bir kaç yıldır plakalarda ‘Allah'a inanıyoruz’ şeklinde bir yazı yazıyordu, isteğe bağlı olarak alınan bir plaka bu. Ancak şimdi bu konuda bir tartışma çıkmış; bu yazıların çıkarılması gerektiğini düşünen kişiler dava açmışlar. İnsanların inançlarını istedikleri gibi ifade edebilecekleri ama devletin bunu teşvik edemeyeceğini söylüyorlarmış. Plakalar şu şekildeydi Hocam.
ADNAN OKTAR:Indiana, güzel işte, ne güzel. Devlet güzel işlerde güzel şeyler yapıyorsa, güzel bir teşvik gerekir. Vatandaşın istediğini devletin yapması güzel, ne var onda? Buyurun.
SUNUCU: İnşaAllah, estağfirullah. İran’da Türkiye'de kurulacak radar projesine yönelik çok fazla tepki oluşmuş. Son olarak İran Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonundan bir yetkili Tahran Times Gazetesi’ne verdiği bir röportajda Türkiye'nin siyonist rejime karşı olduğunu defalarca dile getirdiği halde İsrail’i korumayı amaçlayan radar sistemini izin vermesini çifte standart olarak yorumlamış. “Bu adımın İran'ın füze kabiliyetini azaltmaya yönelik olduğunu belirterek bu durum karşısında sessiz kalamayız. Radar projesi İran-Türkiye ilişkilerine zarar verebilir” demiş.
ADNAN OKTAR:Evet, ama işte o yanlış inançları bir tehlike oluşturuyor, işin doğrusu bu. Yani Kuzey Kore'de bir tehlikedir ama İran'daki o yanlış inanç da bir tehlike. Çünkü bin küsur seneden beri bir insanın hayalet olarak yaşadığını söylemek ve ona uyacaklarını söylemeleri çok acayip bir şey. Bu bir tehlike oluşturuyor, buna karşı tabii ki herkes tedbir alır. Yani bir tek Türkiye değil, herkes tedbir alır. Ciddi bir tehlikedir. Evet, buyurun.
SUNUCU: İnşaAllah. Fatih Altaylı, Türkiye'nin bölgedeki kültürel, siyasi ve sosyal etkisinin bu kadar artmasının bir siyasi taktik olarak değerlendirmiş. Sayın Erdoğan’ın bölgede Türkiye’nin popülaritesini artırarak bunu batıya karşı bir koz olarak kullanmak istediğini söylemiş, böylece Arap dünyasındaki şartlar da müsaitken kendisini güçlendirdiğini ve Amerika açısından da öneminin arttırdığını ifade etmiş. Dolayısıyla son yıllarda Türkiye'de meydana gelen bu olağanüstü değişiklikleri bir anlamda Sayın Erdoğan'ın diplomatik kurnazlığına bağlamış.
ADNAN OKTAR:Diplomatik kurnazlık falan yok, Allah'ın kaderi güzel yaratması var. Nerenin diplomatik kurnazlığı? “Allah her şeyi ince tertip edendir” diyor Allah ayette. Allah her şeyi güzel yaratır. Kulunu vesile eder Allah, inşaAllah.
Muhterem Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri'nin güzel bir videosu var, izleyelim, inşaAllah.
-VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhurunun Çok Yaklaştığını Anlatıyor (Eylül 2011)
ADNAN OKTAR:Ne mübarek insan Hocamız, ne güzel insan, ne samimi insan, ne kadar candan. Bir tek Allah’a hesap veriyor, bak! Böyle alim, böyle mürşit kıymetlidir. Yağcı, üçkağıtçı takımına kimse itibar etmesin; böyle değerli mürşitlere itibar etsinler. Bir tek Allah`a hesap veriyor, maşaAllah, çok güzel. Evet, buyurun Hocam.
SUNUCU:Estağfirullah, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) canilik ve zulmün arttığı bir dönemde çıkacaktır. Onunla ilgili bir hadis var, uygun görürseniz; “Seleme Bin Züfer şöyle der: “Bir gün Huzeyfe’nin yanında ‘Hz. Mehdi (a.s) kıyam etmiştir’ denildiğinde, Huzeyfe şöyle dedi: ‘Eğer Hz. Mehdi (a.s) kıyam etmişse sizler Resulullah (s.a.v)’in zamanına yakın kimselersiniz ve ashab henüz aranızda yaşıyorsa, o halde gerçekten mutlu ve saadet ehli kimseler olursunuz. Ama hayır, bu doğru değil. Hz. Mehdi (a.s) insanların kötülük, canilik ve zulümden bıktığı ve hiçbir gaip yani gizli yaşayan onun kadar aziz ve sevgili olmadığı bir zamanda kıyam edecektir.’”
ADNAN OKTAR:Demek ki vakti gelmiş. Orada anlatılanların hepsi ortaya çıktı. Buyurun Hocam.
SUNUCU:Estağfirullah, inşaAllah. Papa 16. Benedictus, Almanya ziyareti sırasında Berlin’deki Vatikan temsilciliğinde bazı Müslüman din görevlileriyle bir görüşme yapmış. Görüşmede Müslümanların 1970’li yıllardan bu yana bu ülkenin bir simgesi haline geldiğini belirtmiş, karşılıklı saygının önemine dikkat çekmiş.
ADNAN OKTAR:Evet, güzel ama Darwinistleri aldı Papa, mekanına doldurdu; Allah’sız, kitapsızları; adamları konuşturdu. Bizim Oktar da gidince, apar topar Oktar’ı dışarı çıkartmaya kalktılar. Oktar da hepsinin tozunu dumanını birbirine kattı; bet beniz kül gibi oldu, adamları mat etti, bilimsel yönden; gıkları çıkamayacak hale geldi. Papa Hazretleri’nin biraz bu konuda daha anlayışlı olması lazım. Evet, buyur.
SUNUCU:İnşaAllah, tabii. Sayın Kılıçdaroğlu, CHP olarak terörle mücadele konusunda hükümete destek vermek için, silah yerine başka bir çözüm bulunması şartını koşmuş ve şu açıklamayı yapmış; “Silahla bu işin çözülemeyeceğini, öteden beri söylemiştim. Siyaset kurumunun terör sonlandırma konusunda; politika, çözüm üretmesi lazım. Bu konuda gerekirse bütün siyasi partilerin, kamuoyunun desteğini almak gerekiyor. Eğer böyle bir adım atılırsa CHP olarak her türlü desteği vermeye hazırız” ifadelerini kullanmış.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
“Hocam görüşelim, görüşelim.” Ben bunları kabul etmem. Hizmet edin, onun müjdesini vermeye gelin. Yani benle görüştünüz, tamam; Selam, Aleykum Selam, içelim çayları, dağıtalım şekerleri. Hizmet yok, ne, nedir? Olmaz. Yoğun hizmet edin, bana müjde vermeye gelin. Kitap dağıtın, konferans yapın, tebliğ yapın. Buyur Hocam, dinliyorum.
SUNUCU:Estağfirullah, inşaAllah. Alyuvarlarla ilgili çok dikkat çekici detaylar var, onlardan bahsetmek istiyorum, inşaAllah. Kırmızı kan hücreleri, yani alyuvarlar kanda en fazla bulunan hücrelerdir. Görevleri oksijeni taşımaktır. Ayrıca hücrelerde birikmiş olan karbondioksiti de kalbe geri iletirler. Bedenimizde yaklaşık 25 trilyon kırmızı kan hücresi bulunmaktadır. Bu miktar Samanyolu galaksisindeki yıldız sayısının yüzlerce katıdır. Vücuttaki alyuvarların sayısı o kadar çoktur ki, ölenlerin yerini almak üzere saniyede üç milyon kadar yeni alyuvar hücresi kana karışır. Birbirlerini peş peşe bağlandıklarını düşündüğümüzde alyuvarlar 47 bin kilometrelik bir kule oluşturabilmektedirler. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah, fesübhanAllah, maşaAllah.
“Hoş geldiniz dünyalar yakışıklısı canım Hocam. Sizi çok iyi takip edenler, şahit oluyoruz ki hakikaten gündemi Allah’ın izniyle siz belirliyorsunuz” diyor. Tabii, Allah’ın izniyle biz belirliyoruz birçoğunu. Görüyorsunuz, iki gün sonra, üç gün sonra, bir hafta sonra kelimesi kelimesine dediğimizin aynısıyla söylüyorlar.
“Canım Hocam o, Çerkez kız kardeşlerimin yanına bir tanede Türkmen kız kardeş lazım; ben de Türkmen’im” diyor. Hepsi Türk, hepsi Türk, aynı. Hepimiz, herkes Türk. Ben de mesela Arap asıllıyım ama Oğuz Türk’ü de var ceddimde; gayet neşeyle, sevinçle Türk olduğumu söylüyorum, çünkü Türkler neciptir, güzel millettir; güzel ahlaklı, delikanlı bir millettir. Onur duyuyoruz, inşaAllah. Çerkez’i, Laz’ı, hepsi Türk’tür, inşaAllah. Türkiye’de yaşayan, Türk’üm diyen herkes Türk’tür. Hocam buyurun, muhterem Hocam.
SUNUCU 2: Estağfirullah Hocam, tabii ki inşaAllah. Dünkü sohbette müşrikler ve o devrin yobazları Peygamberimiz (s.a.v)’i, Kuran’ı uygulamaktan engellemeye uğraştığını anlatmıştınız. Bu konuyla ilgili ayet okuyorum, inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım, “Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını Bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi. Eğer Biz seni sağlamlaştırmasaydık, andolsun, onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin. Bu durumda, Biz sana, hayatın da kat kat, ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık; sonra Bize karşı bir yardımcı bulamazdın.” (İsra Suresi, 73-75)
ADNAN OKTAR:MaşAllah. Biraz şerh et.
SUNUCU 2:Hocam, yobazlar kendileri bir din uydurup ona uyuyorlar, inşaAllah. Haşa Kuran’ı da beğenmiyorlar. Peygamberimiz (s.a.v)’e dahi karşı çıkıyorlar. Siz daha önce bu devirdeki yobaz zihniyetliler için, “bunlar Peygamberimiz (s.a.v) devrinde yaşasalardı haşa Resulullah (s.a.v)’ı da beğenmezlerdi” demiştiniz.
ADNAN OKTAR:Evet, buyurun.
SUNUCU:Tabii, inşaAllah. PKK’nın yapacağı son saldırının planları henüz saldırı gerçekleşmeden ele geçirilmiş. Plana göre ormanlarla kaplı yüksek tepelerin tam ortasında kurulan karakolu, ormanda gizlenerek ve tepelere mevzilenerek vuracaklarmış. Vurduktan sonra destek için havadan ve karadan gelecek araçların güzergahlarına da uzaktan kumandalı bombalar yerleştirilecekmiş. Hatta yaralı askerleri hastanede ziyaret edecek olan üst düzey yetkililere suikast bile saldırı planına dahil edilmiş.
ADNAN OKTAR:Komünist ayaklanma olduğu için, Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist ayaklanması var. Komünistler, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’e, iddia edilen Ergenekon terör örgütüyle birlikte saldırıya geçtiler. Devlet, millet kendini savunuyor; Kurtuluş Savaşı var, inşaAllah. Bütün milletin devletin yanında olması lazım. Fakat ilmi mücadele, vazgeçilmez birinci şarttır. Adamlar ilmi görünümünde saldırı yapacak, ilmi cevap olmayacak; bu olmaz. Daha hala bunu duymadık. İlmi cevap yapmıyorlar. Bunu savunmuyorlar, bu çok önemli. Bunu mutlaka yerine getirmeleri lazım.
SUNUCU: Bediüzzaman Hazretleri’nin talebeleri kendilerine atılan iftiralardan hiç etkilenmemişlerdir. Üstad Bediüzzaman çevresinde kendisiyle birlikte aynı iftira ve zulümlere maruz kalan müminlerin bu olaylardan hiçbir şekilde etkilenmediklerini, ümitsizliğe kapılıp üzülmediklerini şöyle anlatmıştır, Şualar’da; "On aydan beri, münafıkların,bir resmî memuru elde edip bütün desiseleriyle (hile, entrika) yaptıkları hücum en küçük bir şakirdi (talebe) sarsmadı. O iftiraları hiç hükmündedir. Böyle iftiralar, binden bir tesiri bize olmadığı gibi, inşaAllah daire-i Nur'a da zararı olmayacak.”
ADNAN OKTAR: Risale-i Nur’dan böyle kısa kısa alıntılar çok güzel olur. Bediüzzaman’ın güzel üslubunun iyice bilinmesi lazım, samimi mücadelesinin iyi bilinmesi lazım. Ondaki candan ruh, delikanlı ruhu, fedakarlık ruhu herkese örnektir. Mükemmel insandır. Tam sahabe ahlaklı mükemmel bir Müslümandır. Derin bir insandır, velidir. Harika bir insandır. Hatta metafizik bir insandır. Bunları ileride insanlar daha iyi öğrenip, anlayacaklar, inşaAllah. Şimdi dinliyoruz Hocam, buyurun.
SUNUCU: Estağfirullah Hocam, inşaAllah.Daha önce konuştuğumuz bir konuyla ilgili bir sözünüzü hatırlatmak istiyorum uygunsa. "Hiçbir kurum, hiçbir kuruluş birliği sağlayamaz. Resulullah (s.a.v) kimin birleştireceğini, nasıl birleştireceğini açıklamış. Modern kafayla teşhis koyamazsın. Modern kafayla birleştiremezsin. Muhammed Mehdi (a.s)’dır birleştirecek olan şahıs ve talebeleri.”
ADNAN OKTAR: Olmaz, başka türlü rahat edemezler. Bu acıyı mutlaka çekecekler. Mutlaka rahatsız olurlar. Allah, kendisine meydan okutturmaz. Yani yapamazlar, kadar böyle. Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında hiçbir şekilde kurtuluş yoktur. Şeytanı, deccaliyeti yenecek olan odur; o ve talebeleridir. Ona tabi olunduğunda netice alınır. Yoksa müthiş bir boğuşma, müthiş bir mücadele olur deccalle ama netice alınamaz. Deccal öyle rahatça yenilebilecek bir mahluk değildir. Allah’ın yardım etmesi gerekir, inşaAllah.
SUNUCU: Hz. Mehdi (a.s) zamanında saçı tıraşlı bazı sahte alimler ortaya çıkacak. Din hakkındaki açıklamalarıyla İslam ahlakından sapacaklar. Bununla ilgili bir hadis var. Hz. Ali (r.a)’dan; “Ahir zamanda öyle bir kavim meydana çıkacak ki Kuran okuyacaklar fakat boğazlarından aşağıya geçmeyecek. Dinden okun yaydan çıkması gibi çıkacaklar. Onlarla mücadele etmek her bir Müslüman için bir haktır. Görünümlerinde saçları tıraşlıdır.”
ADNAN OKTAR: Yobaz takımının nasıl olduğunu Resulullah (s.a.v) çok detaylı anlatmış, anlaşılmayacak gibi değil. Sonra ben duymadım, anlamadım olmaz. Çok net. Konuşmalarının nasıl olduğunu, hallerinin nasıl olduğunu, şekillerinin nasıl olduğunu tarif etmiş.
Roman kardeşlerimiz geldi. O kadar dindarlar ki, maşaAllah. İlahi de söylediler. Yeri göğü inletiyorlar, maşaAllah. Namazında, niyazındalar. Risale-i Nur’dan örnekler veriyor. Herhalde Menzil cemaatindenler, oraya da bağlılar, acayipler, maşaAllah. Çok takdir ettim. Elhamdülillah, maşaAllah.
Türkiye çok sancıdan geçecek, çok ızdırap çekecek, zorluklardan geçecek. Gerilimler olacak, şunlar olacak, bunlar olacak, bakacaksınız Mehdiyet karşınızda. Bir de bakacaksınız arkasından bütün Hıristiyan aleminde İslam’a doğru müthiş yöneliş olacak. Anlayacaksınız ki Hz. İsa Mesih (a.s) gelmiş. O nazlı güzeli bir türlü göremeyeceğiz önce, sonra bütün ihtişamıyla, talebeleriyle ortaya çıkacak. İnsanlık bir nur görecek, nur. İnsan göreceksiniz, inşaAllah. Hocam, buyurun.
SUNUCU 2: Peygamberimiz (s.a.v) ahir zamanda cehd etmeyi zarar gibi görecek insanların çıkacağını söylemiştir. Abdullah Bin Amr’dan Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu; “insanların başına öyle bir zaman gelecek ki kalpleri yabancıların kalpleri gibidir. O’na yabancıların kalpleri nasıldır diye soruldu, Resulullah (s.a.v); ‘dünya sevgisidir, cehdi zarar, sadakayı da bir borç olarak görürler’ dedi.” İbn-i Hacer Askalani’den rivayet edilmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne anladın?
SUNUCU 2: Şimdi de Hocam, bazı kimseler tam Peygamberimiz (s.a.v)’in söylediği gibi, Allah yolunda mücadele etmeyi, İttihad-ı İslam için gayret etmeyi bir zarar gibi görüyorlar. Kendi menfaatlerini, İslam’ın menfaatlerinin üzerinde tutuyorlar.
ADNAN OKTAR: Bu ahir zaman alameti, evet. Buyurun Hocam.
SUNUCU: Bir resmimiz vardı, inşaAllah; ahir zamanda olacağı belirtilen hayvan, insan dostluğu ile ilgili.
Sizin bir sözünüzü hatırlatmak istiyorum tekrar, uygun görürseniz. “İslamiyet çok güzel, Kuran çok güzel. Hayatı en lüks, en kaliteli hale getirir Kuran, en seçkin hayatı bize sunar. Birinci sınıf insan meydana getirir Kuran. Akıllı, kaliteli, dürüst, samimi, sevecen, yardımsever, akla-bilime, sanata, estetiğe sahip olmak için can atan güzel insanlar oluşturur. Kuran’ın özelliği budur.”
ADNAN OKTAR: Kuran olmadan insan normal akıllı olmaz. Makul akıl Kuran ile olur. Affedici, makul düşünen, dengeli, tutarlı olan, kendini kontrol edebilen, müşfik, yardımsever. İnsan aklında düşünün en ideal insan nedir, Kuran onu anlatır zaten. Kuran sayesinde insan akıllı olur. Onun dışında dengesi bozulur. Dünyanın dengesi bozuldu, görüyorsunuz.
Şimdi bir iman hakikati filmi seyredelim.
- Video –
ADNAN OKTAR: Bütün hayvanlar temizliğe çok titizler, o çok büyük bir mucize. Çekirge bile, her şey temizleniyor. Böceklere bakıyorum, onlar da temizleniyor sürekli. Kedi temizleniyor, herkes temizleniyor, maşaAllah. Allah’ın onlara temizliği farz kılması çok acayip, ilham etmiş Allah, maşaAllah. Evet Hocam, buyurun.
SUNUCU:Tevrat’ın Yeşeya bölümü, 42’de, Hz. Mehdi (a.s)’a işaret eden bir bölüm var. “İşte kendisine destek olduğum, gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum, ruhumu onun üzerine koydum. Ulusları adalete ulaştıracak, bağırıp çağırmayacak, sokakta sesini yükseltmeyecek, tüten fitili söndürmeyecek, adaleti sadakatle ulaştıracak, yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek. Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacaklar. Gökleri yaratıp geren, yeryüzünü ve ürününü seren, dünyadaki insanlara soluk, orada yaşayanlara ruh veren Rabb diyor ki: ‘Ben Rabb, seni doğrulukla çağırdım. Elinden tutacak, seni koruyacağım. Seni halkıma antlaşma, uluslara ışık yapacağım. Öyle ki kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.’”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tevrat’ta üç bin yıl öncesinden Hz. Mehdi (a.s)’ın bildirilmesi mucizedir. Bakın, nasıl detaylı anlatıyor Tevrat. Allah Katı’nda tek bir an var. Allah Katı’nda Hz. Mehdi (a.s) çoktan doğdu, büyüdü, öldü. Hz. İsa Mesih (a.s) çoktan doğdu, büyüdü, öldü. Herkes böyledir, her şey bitmiştir. Sonsuz hayat, en geniş anlamda, en güzel anlamda yaşanan her şey Allah Katı’nda bir an içinde olup bitmiştir.
SUNUCU 2: Hocam, Milliyet Gazetesinden Nuray Mert ve Kadri Gürsel PKK’nın şiddeti bırakması için iki önemli şart olduğunu yazmışlar. Birincisi, PKK ve BDP’lilerin istedikleri gibi propaganda yapabilmeleri ve bunun önündeki yasal sınırların kaldırılması; ikincisi, devletin PKK’ya yönelik operasyonları durdurması. Ancak böyle bir zeminde PKK’nın şiddetten vazgeçeceğini söylemişler. Nuray Mert, “eğer bunlar yapılmazsa ‘yurtta savaş, cihanda savaş’ tarzında bir ortamın içine gireriz ve bunun sonuçları Türkiye için çok ağır olur” demiş.
ADNAN OKTAR: Ben, “yurtta sulh, cihanda sulh” dedim ya, o da “yurtta savaş, cihanda savaş” diye cevap veriyor. Yok. Nuray Hanım’ın anlattığı bu konu, bizlere söylediği bu konu geçersiz. Çünkü komünistle hiçbir zaman için pazarlık olmaz. Komünistin amacı komünizmin dünyaya hakimiyetidir. Bu konuda, adama evet dersen seninle anlaşır. Bu konuda hayır diyorsan, var gücüyle savaşır, bu kadar. Komünizmle bilimsel mücadele yapılır, bilimsel. Nuray Mert güzellik yapacaksa, Darwinizmin geçersizliğini anlatsın. Anti-Leninist, anti-Marksist gazetelerinde yayınlar yapsınlar. Çözüm bilimsel çalışmadır, komünizme karşı ‘ver, kurtul’ politikası olmaz. Komünizm senden sürekli bir şey ister. Nereye kadar? Komünizm dünyaya hakim oluncaya kadar. Bunu yapmazsan da seninle savaşır, bu kadar. Komünistin amacı bellidir, proleter devrim fikri hakimdir, proletarya devrimi fikri hakimdir. O devrim için zemin hazırlar. “Akan kan denizinin ufkunda kızıl bir güneş doğacak” diyor adamlar; hedef budur, komünizmin hakimiyetidir. Nereye anlaşıyorsun. Anlaşma olmayacağı belli, dünyada nerede anlaşma olmuş? Lenin çıktığında Çarlık anlaşabildi mi onunla, anlaşamadı. Çarın çoluğunu çocuğunu da katlettiler, sarayını da yıktılar, bütün sistemi tarumar ettiler, komünizm oraya hakim oluncaya kadar. Sonra, “daha feodal sistemden birden bire komünizme geçtik, bu işi beceremedik” dediler. “Komünizmi geri alalım” dediler, geri vitese takıp komünizmi kaldırdılar. “Önceden bir kapitalizm aşamasını yaşasın sonra komünizmi getirelim” dediler. Komünizmden adamlar vazgeçmiş değil ki. Ekonomik krizi çıkarmalarının nedeni zaten komünizme zemin hazırlamaktır Avrupa’da. Tek çözüm komünizmdir dedirtmek için yapıyorlar, öyle bir şey yok.
Diyorlar ki, “Abdullah Öcalan’ı bırakın.” Tamam, bırakalım, nasıl olacak bu iş? “Sonra Cumhurbaşkanı yapın” diyorlar, “sonra bağımsız devlet kurulsun, sonra ordusu olsun, Türkiye de para versin” diyorlar ayrıca, “yardım etsin” diyorlar. “Sonra İran bölgesinde de bir Kürt devleti oluşturalım, Suriye’de de, Irak’ta da oluşturalım” diyorlar. “Bunların hepsini birleştirelim, büyük bir komünist Kürt devleti oluşsun.” Ee? Kuzey Kore ile, Çin ile de iş birliği yapsın, nükleer başlıklı silahlarla donansın ve devrim ihracı yapsın, komünizmi dünya çapında dünyaya hakim etsin.” Nuray Ablamız da oradan kenardan bize akıl veriyor, ‘yurtta savaş, cihanda savaş’ diye. Yanlış, öyle bir konu yok, ‘ver, kurtul’ politikası olmaz. Bu, ayrıca kabul etmek demektir. Sen komünizme yenildiğini kabul edersen, o zaman hapishanedeki garibanların suçu ne? Demek ki, gücü olan, dişi yeten devlete diz çöktürecek, öyle mi? Ondan sonra hapisteki çıkacak, istediğini yapacak. Devlette diyecek ki, “siz eğer kuvvetliyseniz, bana diz çöktürüyorsanız, ben sizin dediğinizi yaparım. Ama siz zayıfsanız, gücünüz yoksa olay değişik.” Bunu demez devlet, o zaman adil devlet olmaz, devlet olmamış olur o zaman. Devlet yenildi mi, devlet olmaktan çıkar zaten. Devlet acze düştü mü devlet olmaz artık. Burada devletin aczini istiyorlar, diz çökmesini istiyorlar. Böyle bir şeyi Atatürk kabul etmedi. Türkiye’yi işgal ettiler, her yerini işgal ettiler, dediler; “biz manda idaresi kuralım, sizi biz idare edelim” dediler, Atatürk adamlara nal toplattı. Delikanlıca çıktı saydırdı böyle, tozlarını dumanlarına kattı. Şimdi Atatürk’ten sonra Hz. Mehdi (a.s) çıkıyor işte; nal toplatacak, nal. Öyle kimseye kabadayılık yaptırmaz Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah. Devlete kabadayılık yaptırmaz, millete kabadayılık yaptırmaz; pazarlık mazarlık da olmaz Hz. Mehdi (a.s) ile, ne pazarlığı? Bu işleri bırakacaklar. Devletin bir ciddiyeti, kişiliği vardır; onuru vardır, yüceliği vardır. Milleti temsil eder. Devlet bir terör mafyasına yenilirse, “tamam, senden ben korktum, seni bırakıyorum” derse, o terör mafyası ikinci tehdidini koyar. Zaten devlet, devlet olmaktan çıkar ondan sonra. Saygınlığı da kalmaz. O zaman adalet de kalmamış olur. O zaman hapiste yatan insanlar nedir, onların konumu ne olmuş oluyor? Onlar gücü yetmediği için hapiste yatacaklar, öbürü kabadayılık yaptığı için dışarı çıkmış oluyor. Orada devlet kalır mı ortada? Yanlışım varsa söylesinler.
SUNUCU:Sayın Erdoğan’ın yaptığı açıklama da başbakanlık boyunca en büyük kavgasının bürokratik oligarşi ile olduğunu ifade ederek şu açıklamayı yapmış: “Geldiğimden beri en büyük kavgam bürokratik oligarşiyledir. Bürokratik oligarşinin neler yaptığını, ne tür ızdıraplar yaşattığını çok iyi bilen birisiyim. Henüz dört dörtlük bunu aşabildik mi, hayır. Daha yapılması gereken çok şeyler var ama aşıyoruz ve aşacağız. Çünkü bürokratın havası hep şudur, bugün git yarın gel, alır dosyayı koyar rafa.”
ADNAN OKTAR: Bakın, bu çok manidar, bu çok manidar; güzel bir cevap, güzel bir cevap. Başbakan’ın samimi, güzel bir açıklaması.
Bediüzzaman ne diyor; “Hem ehli tarikatın en günahkarı dahi çabuk dinsizliğe giremiyor” diyor. “Tarikata bağlı olduğu için” diyor. “Kalbi mağlup olamıyor,” yani “dinsizliğe kaymıyorlar” diyor. “Onun için onlar tam sarsılmaz, hakiki Nur talebesi olabilirler. Yalnız mümkün olduğu kadar bidatlere ve takvayı kıran büyük günahlara girmemek gerekir. Hamisen şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik ve anarşistlik,” PKK anarşisti, komünist anarşi, “ve maddiyunluğa karşı,” yani Darwinist, materyalist felsefeye karşı, “yalnız ve yalnız tek bir çare var.” “PKK’ya karşı da tek çözüm var” diyor, burada bakın, “anarşistlik” diyor, anarşi. “Yalnız tek bir çare var, o da Kuran’ın hakikatlerine sarılmaktır.” Mısır, Ürdün, Suriye hep dinsizlerin elindeydi; Filistin de zamanında komünistlerin elindeydi. İsrail alayını yamulttu böyle, darmakeşan oldular, tozlarını-dumanlarını birbirine kattı. Mısır’ı falan birbirine kattı. Ordu dinsizdi Mısır’da, büyük bir bölümü dinsizdi; Allah’sız, kitapsız bir orduydu. Deccalin etkisi altındaydılar. Suriye’de hala deccalin etkisi altındadır ordu, hep komünisttir; Allahsız, kitapsızdır büyük bir bölümü. Türk ordusu dindardır, bakın kimse de kabadayılık yapamıyor. Bütün mesele dindarlıkla ilgilidir; Allah’a, kitaba inanmakla ilgilidir. Dinsiz bir ordu mağlup olur; Allahsız, kitapsız ordu mağlup olur, diz çöker, zavallı konuma düşer, acizleşir, yalvaran konuma gelir. Savaş gücünü kaybeder, delikanlılığını kaybeder, yiğitliğini kaybeder, fedakar olamaz, korkak olur, eli ayağı boşalır düşmanı gördü mü. Bölgede yiğit ve delikanlı ordu Türk Ordusu’dur. İran Ordusu da dindar olduğu için nispeten iyidir, inşaAllah. Bakın diyor ki Bediüzzaman; “tek çare var, Kuran hakikatlerine sarılmaktır. Yoksa koca Çin’i az bir zamanda komünistliğe çeviren musibeti beşeriye,” beşeri musibet, “siyasi maddi kuvvetlerle,” askeri, polisiye kuvvetleriyle, ”susturulamaz, yalnız onu susturan hakikati Kuraniyedir” diyor Bediüzzaman. Kuran hakikatleri, ilimle, inşaAllah. “Şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil, belki muhtaçtırlar. Çünkü komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik doğrudan doğruya anarşistliği intaç ediyor.” Komünistlik nedir? Darwinist, materyalist sistemden çıkıyor. Masonluk; ateist masonluk, Darwinist masonluk. “Zındıklık, dinsizlik doğrudan doğruya anarşistliği, teröristliği intaç ediyor (doğuruyor) diyor. “Ve bu dehşetli tahrip edicilere karşı ancak ve ancak hakikati Kuraniye etrafında İttihad-ı İslam dayanabilir” diyor. Bu kadar. Bediüzzaman’ın açıklaması net. Anlamazdan geldikçe, bilmişlik yaptıkça, Allah belanın dozunu artırır. Nerede olursa olsun, nerede olursa olsun, tek çözüm budur. Bizim kahraman ordumuzun böyle delikanlı olmasının nedeni Mehmetçik yuvası olmasıdır, Muhammedi ahlakla donanmış olmalarıdır, Peygamber (s.a.v) ocağı olmasıdır. Sebebi budur. Dindar olmasıdır. “Dindar ordu, imanlı millet” diyor Bediüzzaman. Bakın, “dindar ordu, imanlı millet, Kuran’ın hakikatleri ile hakikatleri göreceği ve bu dehşetli taifenin, dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. Sırf Türk Ordusu için Bediüzzaman ‘kahraman ordu’ demiştir.
Şimdi, Beril Hocam, zat-ı aliniz birincisi diye başlayan iki bölüm var Risale-i Nur’dan, onları oku, ben de şerh edeyim.
MİSAFİR: İnşaAllah. “Birincisi, çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi Mehdi Ali-Resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi vardır. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa o vazifeyi onun cemiyeti ve seyyidler cemaatinin yapacağı rahmeti İlahiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak. Birincisi, fen ve felsefenin tasallutu ile ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşer içine intişar etmesiyle,”
ADNAN OKTAR: Maddiyyun taunu nedir?
MİSAFİR: Materyalizm, Darwinizm inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Darwinizm, evet.
MİSAFİR: Her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.
ADNAN OKTAR: Bu nasıl olur? Darwinizmi, materyalizmi yerle bir eden kitaplar yayacak. Televizyonlardan, radyolardan tozlarını dumanlarını birbirine katacak.Hayatın geniş dairesinde yapacak bunu Hz. Mehdi (a.s.)diyor. “Şimdi hayatın dairesi dar” diyor Bediüzzaman. “Hayatın dairesi şu an dar, Hz. Mehdi (a.s.) zamanında hayatın dairesi geniş olacak” diyor. Radyolara, televizyonlara, internete işaret ediyor. İnterneti de söylemiş Risale-i Nur’da, yapılacağını internetin ileride. “O imkanlarla Darwinizmi, materyalizmi çökertecek. Hz. Mehdi (a.s)’ın ana görevi budur” diyor, birinci görevi. Yani “Mehdiliğini gösteren ana delil budur” diyor. Bediüzzaman için ana delil budur; Darwinizmin, materyalizmin çökertilmesidir. Risale-i Nur’da gösterilen ana delil budur. “Kim bunu yaparsa o Hz. Mehdi (a.s)’dır” diyor özetle.
MİSAFİR: “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek,”
ADNAN OKTAR:Yani “ehl-i imanı Darwinizme, materyalizme düşmekten, ateist veya komünist sempatizanı olmaktan, yeşil komünist olmaktan korumaktır” diyor.
MİSAFİR: İnşaAllah. “…ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden,”
ADNAN OKTAR:“Hem dünya hem her şeyi bırakmakla,” Hz. Mehdi (a.s)hayatın bütün yönlerinden çekiliyor; ne evleniyor, ne mal-mülk peşinde, ne çek-senetlerin peşinde. Bediüzzaman onun için, “evlenme” diyor Hz. Mehdi (a.s)’a. Peygamberimiz (s.a.v) de “evlenme” diyor. O yüzden Hz. Mehdi (a.s) evlenmeyecektir. Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor, “evlenme” diyor. Üstad da tekrarlıyor, “evlenme” diyor. “Bak, ben de evlenmedim” diyor Bediüzzaman. “Çünkü vaktin dar” diyor. “Çok zaman meşguliyet ve tedkikatı iktiza ettiğinden (gerektirdiğinden) o görevi, o vazifeyi bizzat Hz. Mehdi (a.s)’ın kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez” diyor. “Ondan evvel bir taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program olarak sunacak” diyor. Ben ezberden anlattım, sen yazılı olarak oku, ben açıklayayım.
MİSAFİR: İnşaAllah.“Hazret-i Mehdi (a.s)’ın, o vazifesini bizzat kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade etmez.”
ADNAN OKTAR:Bak, vakit de müsaade etmiyor, manevi hali de müsaade etmiyor. Bu bir sır. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın zaman zaman dili tutuluyor. Bu bir sır, Allah’la onun arasında olan bir sır. Bu sonra bilinecek. Bak, “vakit müsaade etmez” diyor ama “hali de müsaade etmez” diyor. İki cihetten. Daha önce bir taifenin uzun tetkikatı ile yaptığı” diyor, yani Avrupa’lı bilim adamlarının Darwinizm, materyalizmle ilgili yaptıkları her türlü çalışma. Unu alacak, yağı alacak, şekeri alacak, helvayı yapacak. Un tek başına bir şey ifade etmiyor, yağ da tek başına bir şey ifade etmiyor, şeker de bir şey ifade etmiyor. Üçü bir araya geldiğinde sünnete uygun helva olmuş olur. Hz. Mehdi (a.s)’ın yapacağı budur işte. Hz. Mehdi (a.s) pratik akıllı, çok yaman; küfrün kullandığı silahları da alıyor, Hıristiyanların kullandığı silahları da alıyor, Musevilerin kullandığı silahları da alıyor, bunları birbirine katıp mükemmel bir silah yapıp Darwinizmin, materyalizmin beynini patlatıyor. Bediüzzaman’ın anlattığı bu.
MİSAFİR:“Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor.”
ADNAN OKTAR:Buradan da anlıyoruz ki Hz. Mehdi (a.s.) güzel de yaşıyor, mübarek güzel de yaşıyor. Allah ona diyor ki; “dünyada da Müslümanlar için bir güzellik var, ahirette de. ” “Dünyada sizin için ahirette yalnızca sizin için” diyor.
Hz. Musa (a.s)’da da mesela hal vardı, özel bir hal. Mesela Firavun’a gidecek, göğsü daralıyor, tansiyonu çıkıyor, çarpıntı var. Konuşacak, heyecandan konuşamayacak hale geliyor, kilitleniyor. Bazı insanlar vardır ya konuşacakken kasılır, “kafam kapandı artık” der veyahut mesela dili tutulur. Çoktur öyle heyecandan konuşamayan. Televizyonlarda filan her yerde rastlıyorsunuz. Öyle bir sevimli hali var Hz. Musa (a.s)’ın, dili tutuluyor. Hz. Mehdi (a.s.)’da da var bu, dili tutuluyor. “Ya Rabbi! Bana kardeşim Harun’u da yardımcı ver” diyor. Firavun’un karşısına çıkıyorlar. Hz. Musa (a.s) meydan okuyor, söylüyor ama konuşurken birden heyecanlanıyor. Heyecanlanınca dili tutuluyor. Dili tutulduğunda kardeşi Harun devreye giriyor. O onun yerine konuşmaya başlıyor. Harun konuşurken dili açılıyor, yine Hz. Musa (a.s) konuşmaya başlıyor. Yine dili tutuluyor, Harun devreye giriyor. Firavun farkına varmıyor bunun, varıyor ama o derecede değil, inşaAllah. Varmıyor demeyeyim de, Allah bilir onu. Gereğini yapıyor. Çünkü ayette “konuşmaktan aciz” diyor, Hz. Musa (a.s) için. “İfade edemiyor baksana, meramını ifade edemiyor. Bu mu, bize doğru yolu gösterecek?” diyor, haşa. Sürekli mucize gösteriyor. Mehdiyet de sürekli mucize meydana geliyor. Allah mucize gösteriyor. Aynı o Hz. Musa (a.s) devrindeki gibiyiz. Peş peşe Allah mucize gösteriyor. Dokuz mucize vardı ya, Hz. Mehdi (a.s )’da da aynı şekilde dokuz tane mucize var, peş peşe. Kabe’nin kapatılması, Kabe’de haccın durdurulması birinci mucizedir. Allah mucize meydana getirmiştir. 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulması olması mucizedir. İki tane kuyrukluyıldızın peş peşe çıkması mucizedir, çölde bir ordunun kaybolması mucizedir. Başka?
MİSAFİR: Afganistan’ın işgali...
ADNAN OKTAR: Mucizedir. Irak’ın birçok ülke tarafından işgal edilmesi bir mucizedir. Çünkü hepsi aynı anda topluca oluyor. Çünkü mesela bit belası oluyor, çekirge afatı oluyor Mısır’da ama hepsinin peş peşe Hz. Musa (a.s) zamanında ve Hz. Musa (a.s)’ın duasının hemen arkasından olması mucizedir. Yoksa olmayan bir şey değil onlar, oluyor; zaman zaman olan şeyler. Ama peş peşe tam duanın arkasından olması mucizedir. Bit-çekirge afatı, mesela yüzlerinde çıbanlar çıkması; çıban çıkabilir ama tam dua ettikten sonra oluşuyor. Dokuz mucize. Hz. Mehdi (a.s)’ın da dokuz tane mucizesi var ama kavim farkına varmıyor, birçok kavim farkına varmıyor. Aynı Hz. Musa (a.s) devri gibi. Allah peş peşe mucize meydana getiriyor, yer gök inliyor, dünya karıştı. Allah ekonomik kriz meydana getirdi, o da ayrı bir mucizedir. Sebebi bilinemiyor. Ekonomik krizi teknik olarak çözemediler, nedeni bilinmiyor. Avrupa çözemiyor. Bütün Avrupa bir araya geldi, Amerika’daki para babaları bir araya geldiler, “kardeşim, para basalım” diyorlar, “gitmiyor, nasıl yapacağız, olmuyor” diyorlar. “Yok, yok bir seneye gider” dediler. “Bir seneye gitmeyecek, yedi seneye gidecek” dedim. Önce direndiler, sonra IMF resmi açıklama yaptı. Kaynak sadece benim. Gidip sorun IMF’e, “nereden çıkarttınız yedi yıl olduğunu?” dersiniz, “Hoca söyledi” diyecekler, ne diyecekler? Başka kaynak yok, ben söyledim. Başka kaynak yok. Dokuz sayısı önemlidir.
MİSAFİR : “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek.”
ADNAN OKTAR:Bir cihette; mesela fosiller buluyorlar, biri proteinin tesadüfen olamayacağını keşfediyor, laboratuvarda tespit ediyor, tek başına ama kullanamamış adam onları. Hz. Mehdi (a.s) onları bir araya getiriyor. Adamların tepesine gök kubbeyi çökertiyor; ilimle, bilimle, inşaAllah.
MİSAFİR : “O zat, o taifenin uzun tetkikatı ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmışolacak.”
ADNAN OKTAR:Uzun tetkikat, çünkü 40 yıllık, 50 yıllık, 60 yıllık araştırmalar var. Hepsini alıyor Hz. Mehdi (a.s), mezcediyor, karıştırıyor, adamların tepesine çöküyor ve dümdüz oluyorlar ve Allah’ın harikasıdır bu. Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s)’ın en önemli alameti olarak bunu göstermiştir; Darwinizmin, materyalizmin çökertilmesi olarak göstermiştir. Risale-i Nur’da bakın açıkça görülüyor, anlatıyor Bediüzzaman, Emirdağ Lahikası, buyurun göstereyim.
Bak, diyor ki; “Çok def'a mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi Al-i Resulün” Peygamberimiz (s.a.v)’in alinden olan Hz. Mehdi (a.s)’ın, “temsil ettiği,”yani o temsilci, Hz. Mehdi (a.s) başta, cemaati var, “kudsi cemaatinin,”Hz.Mehdi (a.s) ve kudsi cemaatinin, “şahs-ı manevisinin,”yani onların etki gücünün, fikir sisteminin, “üç vazifesi var.”Bir tane değil, üç tane. Hz. Mehdi (a.s) başta. Mehdi Al-i Resul temsil ediyor, temsilci olarak başta. Kudsi cemaati var ve bundan oluşan bir fikir sistemi, şahs-ı manevi var. Bu sistemin, Hz. Mehdi (a.s) komitesinin üç vazifesi var.“Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cem'iyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i ilahiyyeden bekliyoruz. Ve onun,” onların değil, onun, “ve onun (Hz. Mehdi (a.s)’ın) üç büyük vazifesi olacak.” Kaç taneymiş? Üç tane. Niye bir tane diyorsunuz? Yalan söylüyorsunuz. Üç tane. Cahilliğinden diyenleri tenzih ediyorum. “Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun taunu,” Darwinizm, materyalizm, “beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel,” neymiş her şeyden evvelki vazifesi Hz. Mehdi (a.s)’ın, en önemli vazifesi? “Felsefeyi ve maddiyun fikrini,” Darwinizm, materyalizmi, Marksist, Leninist felsefeyi, “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” “Bunu yapan Hz. Mehdi (a.s)’dır işte” diyor. Aksini söyleyen bana gelsin, net. “Ve ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek.” İşte söylüyorum, yeşil komünist bilmem ne, entel dantel, sahtekar, dinsiz Müslüman karışık tipler oluşuyor ya böyle; yarı dinsiz yarı Müslüman gibi, “bunu engelleyecek” diyor. Yani aşağılık kompleksinden biliyorsunuz cozutan tipler var.
Şeytandan Allah’a sığınırım.Bediüzzaman 1971’deki olayları 20 yıl öncesinden bildiriyor. Bismillahirrahmanirrahim, şeytandan Allah’a sığınırım.Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım. Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfüren-kadınların şerrinden ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden.” (Felak Suresi)“Kul e'ûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğasikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil'ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.”Bakın, burada diyor ki Bediüzzaman; “şerri beş yüz eder, ‘min’ doksandır. İstikbale bakan çok ayetler hem bu asrımızda hem bu asrımıza işaret etme cihetiyle istikbalden haber veren İmam-ı Ali (k.v) ve Gavs-ı Azam (k.s) dahi aynen hem bu asrımızda hem bu asrımıza bakıp haber vermiştir. ‘Ğasikın izâ vekab’ kelimeleri bu zamana değil, belki; ‘ğasikın’ bin yüz altmış bir ve ‘izâ vekab’ sekiz yüz on ederek, o zamanlarda ehemmiyetli ve maddi şeylere işaret eder. Eğer beraber olsa miladi 1971 olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra şimdiki tohumların mahsulleri ıslah olmazsa elbette tokatları dehşetli olacak” diyor. “1971’de komünist anarşi başlayacak” diyor Bediüzzaman.
Yine Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. “‘İnkar edenlerin velileri ise tağut'tur.’ (Bakara Suresi, 257)” ‘Vellezıne keferu,’ burada Cenab-ı Allah’ın açıklamasını alıyor. “Bediüzzaman, Bakara Suresi’nin 257. ayetinin ‘tağut’ batıl fikir sistemi kelimesinin ebced değerinin 1417 yani miladi 1997 yılını verdiğini belirtmiş ve bu tarihte tağutun,” yani deccaliyetin, “batıl ve inkarcı sistemin dünya çapında azgınlaşacağını ve şiddetleneceğini belirtmiştir.” Ayrıca tabii o devirde Türkiye’deki olaylara da dikkat çekmiş oluyor Bediüzzaman. 1997’de biliyorsunuz 28 Şubat Darbesi yapılmıştı. Bir yönüyle de ona baktığını belirtiyor Bediüzzaman, inşaAllah. Ki çok zor durumda kaldı Müslümanlar o devirde. Çok mağdur oldular. Ayrıca ona da işaret ettiğini belirtiyor, inşaAllah.
SUNUCU 2: Antakya’da işçilik yapan bir vatandaşımız, akrabalarını görmek için gittiği Suriye’de ajan olmakla suçlanarak hapse atılmış. İki ay Suriye’deki hapishanelerde kalan vatandaşımız, gördüğü işkenceden dolayı şu an zar zor yürüyebiliyormuş. Hapisteyken işkenceye götürülen Suriyelilerin çoğu bir uzvu kesilmiş olarak geri dönüyormuş. Bir gün askerlerden biri hapishaneye yirmi günlük bir bebek getirmiş. Muhalif olan bebeğin babasını yakalamak için, bebeği rehin tutan askerler babası gelmeyince herkesin gözü önünde bebeğin kafasına sıkmışlar. Hapistekilere (haşa), “burada Allah yok, buranın (haşa) Allah’ı da, Peygamberi de Esad” diyerek, Esad’ın resmini öptürüyorlarmış.
ADNAN OKTAR:İşte bir zaman, birçok yerde bunları duymuştuk. “Burada Allah yok” yazıları yazılmıştı birçok yerlere. Bu deccalin azgınlığıdır. Ahir zamanda olduğumuz için, Suriye’deki azgınlık ve ayaklanma, yani küfrün, delaletin ayaklanması, Müslümanların onlara karşı direnmesi Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti olarak belirtilmiştir. Hatta Ömer Çelakıl’ın da dikkatini çekmiş, “ben bu rivayeti de görünce artık kanaatim geldi” diyor televizyonda.
Türkiye harikalar ülkesidir, maşaAllah. Sanatçısı da burada, güzel insanı da burada, velisi de burada, hepsi burada, maşaAllah.
Allah Allah. Bediüzzaman’ı bize nasıl unutturmaya çalışmışlar, nasıl unutturmaya çalışmışlar. Yeri göğü inleteceğim, yeri göğü inleteceğim. Bediüzzaman’ın bu güzel anlatımlarını herkese duyuracağız, inşaAllah.
SUNUCU 2: Sabah gazetesinden Emre Aköz’ün bölücü başını öven bir yazı yazmış Hocam. Bölücü başı için makul, konuşulacak, aklı fikri yerinde değil diyenler olduğunu ancak bu görüşe katılmadığını şu sözlerle ifade etmiş: “Öcalan Türkiye’nin tanıdığı en dişli siyasetçilerden biri,”
ADNAN OKTAR:En?
MİSAFİR: “En dişli siyasetçilerden biri,”
ADNAN OKTAR:Herkeste diş var. Onun dişli olması, doğru kazma gibi dişleri var da yani ne alaka. Evet.
MİSAFİR: “…belli bir stratejisi ve ona uygun taktikleri var” demiş.
ADNAN OKTAR:Stratejisi, taktiğini Lenin belirlemiş. Bunun ayrı bir ideolojisi, ayrı bir düşüncesi yok. Adam, “Marksistim ben, komünistim, Leninist, Stalistim” diyor. Yani “Stalin, Lenin ne dediyse ben onu yapıyorum” diyor. Yeni bir ideoloji çıkarttım, yeni bir felsefe çıkarttım, yeni bir inanç çıkarttım demiyor adam. Öyle bir konu yok. “Komünizmin uygulayıcısıyım” diyor. Açık açık da söylüyor, çok fazla sözü var. Stalin hayranı olduğunu söylüyor. “Stalin ne yaptıysa aynısını yapacağım” diyor, bu kadar açık. Bu saf bir görüş olur saf bir bakış açısı olur, yakışmaz. Olayı aklı başında değerlendirmek lazım.
SUNUCU 2: İnşaAllah Hocam. Haberin devamında da şu şekilde geçiyor. “Analizleri yakın zamana kadar gayet sağlamdı. Hatadan dönmesini biliyor. Öcalan bence akılsız dostum olacağına, akıllı düşmanım olsun dedirtecek bir siyasetçi. Asla yabana atılmaz” gibi ifadeler kullanmış.
ADNAN OKTAR:Analiz babalizle alakası yok. Adamın bakışı; komünist, Leninist, Stalinist; bu kadar. Darwinist, materyalist. Ayrı bir inancı yok. “Bunu uygulamak istiyorum” diyor adam. “Müsaade ederseniz, az bir müsaade et” diyor. Biz de müsaade etmiyoruz, bu kadar. Yani İngilizler de daha önce işgal etmişti Türkiye’yi, Fransızlar işgal etmişti. Adamlara müsaade mi edelim? Ne diyeceğiz? “Arkadaş, uygun bir şekilde gidin” dedik ve gittiler. Şimdi PKK’ya da aynı şeyi söylüyoruz. Olmaz. Güzellik istiyorlarsa buyursunlar İttihad-ı İslam’a, buyursunlar Türk-İslam Birliği’ne. Özgürlük istiyorlarsa buyursunlar İttihad-ı İslam’a, demokrasi istiyorlarsa buyursunlar İttihad-ı İslam’a. Zenginlik istiyorlarsa, iyilik istiyorlarsa, refah istiyorlarsa; barışın, güzelliğin bütün iyiliklerini istiyorlarsa, kim istiyorsa buyursun İttihad-ı İslam’a. Parçalanma, bölünme felaket getirir. Kurdun dişine kıyma haline gelmiş olurlar. Bu olmaz.
SUNUCU: Zaman gazetesinde Etyan Mahçupyan’ın bir yazısı vardı. Etyan Mahçupyan Kürt siyasetçilere yönelik tavsiyeler içeren bir yazı kaleme almış. Yazısında özetle Kürt kendisine doğru bir yol bulamadığı için demokratik özerklik hedefine ulaşamadığını belirtmiş. Ancak doğru siyaset yolları bulunabilirse o zaman özerklik gibi haklarını rahatlıkla elde edebileceklerini iddia etmiş.
ADNAN OKTAR:Buradaki görüş yine dediğimiz gibi mutluluk için, iyilik için, güzellik için tek çözüm İttihad-ı İslam’dır. Aksini savunan bana gelsin, söylesin. Var mı uçsuz bucaksız özgürlük gibi, var mı uçsuz bucaksız güzellik gibi? Herkesin refah ve zenginlik içinde olduğu, sınırlar açık, ferah; İsrail, Ermenistan, Türkistan, Kazakistan, Tacikistan, hepsi huzur içerisinde, Türkiye huzur içerisinde; Kürt kardeşlerimiz zaten bizim canımız ciğerimiz, bölgenin en tatlı, en güzel insanları; en nezaketli, en hoş insanları, bütün Türk milleti gibi. Efendiliğin, iyiliğin, güzelliğin sembolüdür o insanlar. Onların hakkı özgürlüktür. Yıllardan beri baskıdan, çileden canları yandı. Sürekli tecrit, sürekli duvarlar; hepsini kaldıracağız. Ferahlık, barış ve güzellik içinde yaşayacaklar. Kürt, sevimli, minik köfteler var, ufaklık, koşturuyorlar falan oradan oraya. Ayakları çıplak, benim o canlarıma İtalyan ayakkabı giydireceğiz, böyle en kalitelisinden, inşaAllah. Marka kıyafetler giydireceğiz benim canlarıma. En kaliteli üniversitelerde okuyacaklar, en güzel yerlerde eğlenecekler, en güzel yiyecekleri yiyecekler. Bir sürünmeden başka bir sürünmeye geçirmek istiyorlar. İddia edilen Ergenekon terör örgütü ayrı bir ezdi, bir de komünistler, “bir de biz ezelim, geri kalanını da biz tamamlayalım” diyorlar. Yok öyle şey, arkadaş; müsaade etmiyoruz. Benim kardeşim onlar, bizim canlarımız. Kürt anneler, başı kapalı, ne kadar nezih anneler. Kürt dedeler, hep sakallı, dindar, hep Allah’tan, dinden bahseden namuslu, haysiyetli insanlar. Komünistlerin elinde ne işi var onların? Komünistlere bir tanesini bile teslim etmeyiz. Bırakacaklar bu kafayı. Bu bir çirkinlik, başka bir şey değil. Gasp etmek istiyorlar milletimizi, müsaade etmiyoruz. Kurtuluş, Türk-İslam Birliği’ndedir, İttihad-ı İslam’dadır. Bunun dışında bir yol olmaz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...