BERİL HANIM: İyi günler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programımıza hoş geldiniz. Konuğumuz Julia Hanım, Ukrayna’dan. Welcome. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Nasıl başlayacağım; tabii ki Julia’nın güzelliğinden bahsedeceğim, başka neden bahsedeceğim?
JULIA HANIM: Thank you.
ADNAN OKTAR: Julia, samimi olarak söylüyorum çok çok güzel bir insansın, Allah seni çok detaylı, çok güzel yaratmış. Kaşın, gözün, burnun, ağzın, her tarafın çok güzel, maşaAllah. Bir de kalbinin temizliği yüzüne yansımış. Işıklı, böyle nurlu bir yüzün var, maşaAllah.
Evet, şimdi buyur Hocam.
DİLEM HANIM: Estağfirullah. Şırnak’ın İdil ilçesinde devriye görevi yapan polis panzerine bir grup PKK’lı tarafından gece saatlerinde roketatarlı saldırı düzenlenmiş. Askerlerimizden yaralanan olup olmadığı akşam saatlerinde henüz belli değildi.
ADNAN OKTAR: Yani bir hayli vakit geçti şu an, değil mi? Şimdi böyle bazı gazeteler var, şimdi isim vermeyeyim de, Türkiye’de bir olay oluyor, bütün cümle alem duyuyor, ertesi gün 24 saat geçtikten sonra onların baskıda haberi veriyorlar. Yani isim vermek yakışık almaz. Şimdi sen de o havadasın. O kadar vakit geçmiş, neyse.
PKK orasını biraz uygun bulmuş demek ki. Fakat ideolojik yönden 40 yıldan beri aşağı yukarı yoğun çalışma yapıyorlar. Ben bilirim ‘Azade Kürt’ diye bağırıp sokaklarda nümayiş yaparlardı. İlk defa o zaman duydum ve acayip şaşırmıştım, yani ‘Kürtlere özgürlük’ falan. Ne alaka dedik; biz hep kardeşiz, vatandaşlar bir bütün. Nereden çıkarttılar bunu diye değerlendirirdim, lise yıllarında çok hayretle değerlendirmiştim. Ta o zamanlar bunun alt yapısını yaptılar, anlattılar, propagandasını yaptılar ve bu günlere kadar olay geldi. Benim anlayamadığım gizemli ve esrarengiz bir şekilde devlet PKK’nın ideolojik propagandasına cevap vermiyor. Yani hayret edilecek bir şey bu, mucize bu, çok şaşırtıcı. Yani korkuyorlar desem, korkmazlar; çekiniyorlar desem, çekinmezler; yenemeyeceklerini düşünüyorlar desem, çok açık yenildikleri. Çünkü bilimsel yönden net olay, çok açık, yani mangal külü gibi üfürsen uçuyorlar, o tarzdalar. Ama buna rağmen bu adamlara fikren dokunulmaması ve en etkili yöntem olarak fikri mücadele olduğu halde, fikri mücadeleye uzaktan, yakından yaklaşılmaması çok şaşırtıcı ve hayret verici. Yani açıklanacak gibi değil, metafizik. Demek ki sahibini bekliyor, illaki Hz. Mehdi (a.s) bunların kafasını ezecek, PKK’nın. Allah ona nasip edecek, bu anlaşılıyor. Çünkü nasıl olur cevap verilmez yani, gayet kolay. Ama inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) lime lime edecek, biz de öncüleri olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.
Nedir, yeni bir film var dediniz, onu gösterin, görelim. Hadi bakalım.
-VTR- Komünist Terörle Uzlaşma Olmaz
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Ama tabii Hıristiyan dindarlar, Musevi dindarlar, Müslüman dindarlar, ittifak etmeleri gerekiyor. Çünkü çok dev bir hareket; ateist hareket, dünyadaki komünist, Darwinist, materyalist hareket çok organize ve dünyadaki devletlerin yüzde 99’u tarafından destekleniyor, yani desteklemeyen aşağı yukarı yok gibi bir şey. Çok az devlet başka kafada. O yüzden vahamet var, vahamete karşı da çok kararlı bir mücadele gerekiyor, inşaAllah. Biz de naçizane bu vazifeyi yerine getiriyoruz ama bayağı bir öttürüyoruz yani karşımızdakileri; böyle sıkışmış sığırcık yavrusu gibi sesler çıkartıyorlar. Devam edeceğiz inşaAllah cikletmeye ve sonunda da bitireceğiz, inşaAllah. Fakat şunu söylüyorum, bak bir daha hatırlatıyorum, ben bunu daha önce de söyledim, çok şahane bir açıklama bu; Darwinizmle ilgili hafta sekiz gün dokuz bu adamlar ‘ara halka bulundu, şu parça bulundu, yedek parçalar tamamlandı,’ işte şu bu falan bir şeyler diyorlar, değil mi? Adamların yalan söylemeye takati kalmadı; o kadar vurdum, o kadar tokatladım ki bunları, bunların aklını aldım artık. Aklı gitti adamların, artık konuşacak halleri kalmadı. İlmi sopanın etkisinden ayakta duramıyorlar. Yalan söylüyordunuz işte, bak yalan serbestti, değil mi? Niye yalan da söyleyemiyorsunuz? Artık atamıyorlar da; yok, yalan da yapamıyorlar. Eskiden oradan millet birbirinden alıp falan bir şeyler yapıyorlardı. Müsaade yok görüyorsunuz. Bonevera gibi, bir yumruk, bir yumruk, üçüncüde pat oturdular aşağıya, nakavt vaziyetteler. Ne diyorsun Julia, Darwinizmin böyle yerle bir olması olayına?
JULIA HANIM (çeviri):“Ben evrime inanmıyorum, zaten evrim çöktü. Bizi Allah yarattı. Bu evrimle olmuş bir şey değil. Ben Hıristiyan’ım ve insanların inançlarını koruması gerektiğini düşünüyorum. Allah’a inanıyorum ben.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, “evrim safsata” diyor yani.
DİLEM HANIM: Evet, “çöktü zaten” dedi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Benim kitaplarımdan haberdar olmuş mu hiç?
JULIA HANIM: Çok fazlasını okumadım ama Kuran Mucizeleri’ni okumuştum. Çocuğun oluşumu ile ilgili kısmı okudum, Dünya’nın yaratılışı ile ilgili kısmı okudum. Bana çok ilgi çekici geldi, benim inancım var. Herkes kendi dinini korumalı. Yeni kitaplarınızı almayı sabırsızlıkla bekliyorum.
ADNAN OKTAR: Çok güzel. MaşaAllah. Bak, kitaplarımız her yere ulaşıyor demek ki, bak benim güzelimi ben daha yeni gördüm, kitaplardan haberdar. Bak, kitabım ulaşmış, maşaAllah.
“Gönüllerimizin sultanı Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Başbakanımız Arap baharı gezisinin ilk gününde Mısır’da laiklik konusunda çok güzel açıklamalar yapmıştı. Sizin yıllardır yaptığınız açıklamanın adeta bir özeti niteliğinde olan bu şahane ifadeler, geleneksel görüşe sahip bazı gazeteci ağabeylerimiz tarafından bayağı bir eleştirildi; Ahmet Taşgetiren, Ali Bulaç gibi. Hocam bu eleştirileri çok yadırgadım. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Hocam söylemeden geçemeyeceğim, her geçen gün gençliğiniz, dinçliğiniz ve tabii ki yakışıklılığınız katbekat artıyor.” Doğru, maşaAllah, elhamdülillah. “Süper görünüyorsunuz, maşaAllah. Bizi eğittiğiniz ve Kuran’ı kalplerimize nakşetme konusunda vesile olduğunuz için Allah sizden razı olsun. Sevgi ve hürmetlerimi kabul edin Hocam. Talebeniz” diyor Güngör. Ahmet Taşgetiren, Ali Bulaç; yok, Başbakan güzel konuştu, doğru konuştu. Taassuba gerek yok, samimiyetsizliğe gerek yok. Tabii ben Hocalar samimiyetsiz demiyorum da, fakat bu konuda samimi bakmak lazım. Ne diyor Başbakan; “kişi dindar olur, devlet laiktir” diyor. Ne demek? Hıristiyan’a da şefkatli, Musevi’ye de şefkatli, Müslüman’a da şefkatli; gayet güzel, gayet güzel. Doğru mu Julia?
JULİE HANIM (çeviri): Doğru.Herkese eşit davranmalıyız. Herkesin kendi inancı var ve bu eğer ben Hıristiyan’sam, Müslümanlar yanlıştır anlamına gelmez. Herkesin Allah inancında kendi doğruları vardır.
ADNAN OKTAR: Her dine saygı duyacağız, herkesin inancına saygı duyacağız. Güzel, inşaAllah.
“Selamun Aleykum,” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu, “Ahmet Muhammed Adnan Hocam,” ama bak, hakikaten şeddeli dikkat edersen ve kafiyeli; ‘Ahmet Muhammed Adnan Hocam’. “8 sene önce Rize’de lokantada çalışırken tamamen dini reddeden ateist bir garsonla tanıştım, inşaAllah. Konuştuk, hiç inanmıyordu, tam ateist olduğunu açıkça söylüyordu. Sizin kitabınızı verdim inşaAllah ona. Sonra hep dükkanda okuyordu. Sezon bitti, ayrıldık işten. Bir süre sonra camide namaz kılarken gördüm” diyor. Allah Allah, maşaAllah. “İlçede yatsı namazında görmeye başladım. O günden sonra sizin kitaplarınızın etkisini görünce tebliğ için dua ettim. İstanbul’da istemiştim, elhamdülillah nasip etti Allah. Allah’a hamdolsun böyle mübarek bir hizmeti bana nasip ettiği için. Üç seneye yakın kitaplarınızı dağıtıyorum Hocam, inşaAllah. Üsküdar’da bu günlerde broşür dağıtıyorum; devamı gelecek, inşaAllah. Allah’ın izniyle Türk-İslam Birliği kurulana kadar, İslam bütün dünyaya hakim olana kadar ve Hz. Mehdi (a.s) Müslümanların lideri olarak başa geçinceye kadar durmak yok, yola devam, inşaAllah. Allah’ın selamı üzerinize olsun. Mevlüt Bal.” Mevlüt, ağzından bal akıyor, maşaAllah. Mevlüt gibi mübarek ol, inşaAllah.
Her dinin Tanrısı var demiyor da, yani şu anlamda; her dinde tek bir Allah inancı vardır, o anlamda. Mesela Museviler de aynı Allah’a inanır, Hıristiyanlar da aynı Allah’a inanır, Müslümanlar da aynı Allah’a inanır. Doğru mu?
DİLEM HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: Doğru mu Julia?
JULİA HANIM (çeviri):Evet.
ADNAN OKTAR: “Sevgili Hocam, muhakkak Allah sebepsiz bir şey yapmaz. O nedenle size Hz. İsa Mesih (a.s) için bir sorum olacak. Sorum şu; Allah neden Hz. İsa Mesih (a.s)’ı babasız yarattı? Çok teşekkür ederim. Selamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Özkan Hasan, Londra’dan yazmış. Allah, harika olsun, insanlar şaşırsın, hoşuna gitsin, mucize olsun diye Hz. İsa (a.s)’da olağanüstü şeyler yaratmıştır. Bir tek o değil ki; babasız yaratıyor, bir; iki, ölüyü dirilttiriyor; üç, bu dünyadayken başka bir boyuta alıyor, görünmez hale alıyor, 2000 yıl sonra geri gönderiyor. Yani bunların hepsi zaten harika. Hz. İsa (a.s)’da mucize çok fazladır. Her Peygamberde mucize yoktur, yani o kadar mucize yoktur. Hz. İsa (a.s)’da çok fazladır. Allah öyle yapmış, maşaAllah. Mesela hiç görülmemiş bir şey daha önce, 33 yaşına kadar yaşıyor, tebliğ yapıyor; bakıyorsun odanın içinde yok, Allah Katı’na almış. Mesela ölü mezarda; “Kum bi iznillah, Allah’ın izniyle kalk” diyor, adam şaşkın kalkıyor. “Ne oldu bana” diyor. Normal ölü mesela, diriliyor; üç günlük ölü, ölmüş normal, yani mezara koymuşlar adamı; diriliyor adam. Kalbi falan tamamen durmuş, bildiğin klasik ölü. Kalk dedi mi kalkıyor, Allah’ın izniyle. Allah ‘Hayy’ ismiyle tecelli ediyor Hz. İsa Mesih (a.s)’da. Güzellik olsun, hoşumuza gitsin, heyecan versin. Mesela bak, kardeşimiz şuradan çıkıyor merdivenden gidiyor; aynı metot yani, aynıyız, yok göremiyoruz. Bir de bakıyoruz biraz sonra geri geliyor; aynı metot, aynı şey. Allah bize gösterdiğinde gelmiş oluyor, göstermediğinde de gitmiş oluyor, o kadar. Mesela “bu ölü” diyor Allah, ölü olduğuna inanıyoruz. Bir bakıyoruz, “bu diri” diyor Allah, diri olduğuna inanıyoruz. Göstermeyle ilgili. Mesela herkes uykudayken ölür, sabah olunca diriliyor. Adam, “bir gün öleceğim” diyor; her gün ölüyorsun sen, haberin yok. Her gün ölür, ölmek için yatar; yatağa yattığında ölüm döşeğine yatar her insan. Var ya hani, ‘ölüm döşeğine yattı’ derler, “artık can çekişiyor” derler, ‘ölüm döşeği’ derler, hastanelerde komaya girer. Ölmenin tam anlamıyla tahakkuk ettiği yerdir uyku, uyuyan insan. Ruhu alınıyor, komaya giriyor yani; sabah komadan çıkıyor, ağır komadan çıkıyor; Allah yeniden ruh veriyor, ayağa kalkıyor. Kiminin de ruhunu geri iade etmiyor Allah. Mesela sabah bakıyorsun kalmış yatakta, inşaAllah. Seyyidina İsa Mesih (a.s) herkesin seveceği bir Peygamberdir, bütün Hıristiyanlar çok sever, bütün Müslümanlar çok sever. Onun için Allah ahir zamanda onu görevlendirmiş. Özel yaratılmış, herkesin seveceği bir Peygamber gönderiyor Allah; Hz. Mehdi (a.s)’a yardımcı olarak, Hz. Mehdi (a.s)’a vezir olarak. Nur ağabeylerinin ileri gelenleri toplanmışlar, “evet, Hz. İsa Mesih (a.s) 2000’li yıllarda geldi” demişler. Canım Hocalarım, elini öptüğüm Hocalarım, muhterem Hocalarım, Buhari’de, Müslim’de, Tirmizi’de, her yerde yazıyor. Bediüzzaman da diyor; “Müslümanların liderinin arkasında namaz kılacak.” Yani bu ne demek? Kim bu? Dünyayı idare eden, Müslümanların bir lideri olacak, onun arkasında namaz kılacak. Bu şahsın adı, isteseniz de istemeseniz de Hz. Mehdi (a.s). Ulu’l Azm bir Peygamber bir insanı kendisine imam tayin ediyorsa bu ne demektir? Bak, Ulul Azm bir Peygamber, büyük bir Peygamber, diyor ki; “Ben senin vezirinim, sen de benim imamımsın” diyor, “buyurun, emrinizdeyim” diyor. Kim bu? Ağabeyler diyorlar ki; “tamam birisi gelecek, bir lider gelecek ” diyorlar. O gelecek liderin adı Hz. Mehdi (a.s) işte, maşaAllah.
“Ermenilerin biz Azerbaycan Türklerine yaptıkları soykırım hakkında neler söylersiniz? Tuğrul Aliyev.” Bir filmimiz vardı, onu yayınlayalım. Orada detaylı bilgi var. Ama Müslüman kindar olmaz, intikamcı olmaz, affedici olur. Suçlu kimse onun yakasına yapışırsın. Mazlum halka, alakası olmayan insana düşman olunmaz, değil mi? Mesela bak, buraya güzel Sırp hanımlar geliyor; çocuğun dünyadan haberi yok, hiç alakası yok öyle bir şeyden. Ben onları seviyorum, şefkat duyuyorum. Sırbistan’daki katliamdan ben onu sorumlu tutabilir miyim? Katil kimse gidip onun yakasına yapışıyoruz. Mesela o çakalı yakaladılar, attılar hapse. Tamam, git onun yakasına yapış. Alakasız bir insan, masum bir genç kız ne alaka, değil mi? Hazır mı film? Tamam, seyredelim.
-VTR- Azerbaycan’ın İşgali, Hz. Mehdi (a.s)’ın ÇıkışAlametlerindendir
ADNAN OKTAR: Münafıklar ateistliğe karşı, Allah’sızlığa, kitapsızlığa, dinsizliğe karşı Müslümanların güç bulacağı çok önemli, çok etkili bir yolu kapatmaya çalışıyorlar. O nedir? Hıristiyanlarla ittifak etmek, dindar Hıristiyanlarla ve dindar Musevilerle ittifak etmek. Çünkü böyle bir güç bir araya geldiğinde kahredici bir güç olmuş oluyor, yani mümkün değil karşısında duramazlar; fikren, imkanlar açından duramazlar. Ama bölümlere ayrıldığında Müslümanlar, Hıristiyanlar ayrı, Museviler ayrı, dindarlar, o zaman güç bölünmüş oluyor, üçe bölünmüş oluyor; Müslüman, Hıristiyan, Musevi. Müslümanlar da kendi içinde cemaatlere, gruplara, mezheplere ayrılarak güçlerini kırıyorlar. Ama münafıklar diyor ki; “doğru yoldasınız siz” diyorlar, mesela “sen Sünni’sin, senin ne işin var Şii’yle, ne işin var Caferi’yle, ne işin var Vahabi’yle; onlar kafir, doğranması gerekiyor pırasa gibi” diyerek Müslümanların gücünü yok etmiş oluyorlar. Halbuki Müslümanlar kendi aralarında mezhep ve cemaat farklılıklarını tamamen bırakıp bir kere birleşmeleri gerekiyor, bir; iki, dindar Hıristiyanlarla ittifak etmeleri gerekiyor; üç, dindar Musevilerle ittifak etmeleri gerekiyor. Çünkü deccaliyet çok büyük bir güç. Ama münafıkların tuzu kuru tabii, eşek gibi böyle yan gelip yatar onlar. Onlar işine gücüne baksın, keyfine baksın, dünyevi ne çıkarı varsa onun peşinde olsun. O arada züppelik yapar, akıl verir ve o kafayla, şeytani kafayla da İttihad-ı İslam’ı engelleyeceğini düşünür. Halbuki İttihad-ı İslam’ı Allah bir kere kaderde yazmış, bunu kimse durduramaz. İttihad-ı İslam’ın nasıl oluşacağını da bize Allah Kuran’da gösteriyor ve Hıristiyanlarla ittifak etmemiz gerektiğine de Kuran açıkça işaret ediyor. Onlara nasıl tebliğ yapacağımızı, nasıl konuşacağımızı, hatta “Biz Hıristiyanız diyenleri size yakın bulursunuz” diyor Allah ayette. “Size daha yakın bulursunuz” diyor; ayet var, Kuran ayeti var. Münafık, böyle kobra yılanı gibidir fakat aptal bir kobra yılanı. Yılan tehlikelidir ama aptal bir hayvandır. Yani hayvani bir zekası vardır ama aklı yoktur. Münafıkta da öyle hayvani zeka vardır, çok üstün hayvani zeka vardır fakat aptaldır, yani hayvan akılsızlığı vardır. Onun için o hayvan akılsızlığıyla da hayvani akıllar verir, bölünmeyi tavsiye eder, Müslümanları böyle kamplara ayırmayı takva adına tavsiye eder. Ehl-i sünnet mümkün mü başka bir mezheple birleşip, ittifak ederek hareket etsin. Asla kabul etmez bir münafık. Çünkü münafığın sistemi zaten gidiyor. Münafığın sadece ihtiyacı olan şey gösteriştir, züppelik yapmaktır. Onu nasıl yapacak? Yani takva nasıl görünecek; bir kısım ağzında meşhur olmuş hazır üsluplar vardır, yani o tip adamların kullandığı üsluplar. Nedir bu? İşte Ehl-i sünnet adam, Ehl-i sünnet olan bir insan başka bir kişiyle ittifak edemez, konuşamaz, görüşemez, kale alamaz. Hatta onları haşa öldürmesi gerekir, asması gerekir, kesmesi gerekir, pırasa gibi doğraması gerekir. Cübbeli’yi kast etmiyorum, çünkü Cübbeli’nin böyle bir sözü var ama ben onu kast etmiyorum; o cahilliğinden söylüyor. Bu kafaya karşı, bu şeytani kafaya karşı Müslüman uyanık olacak. İttifakın dışında küfrün yenilmesi diye bir şey olmaz, Allah’ın dilemesi dışında. Çünkü Allah bu yolu göstermiş, bunu anlamazdan gelmek olmaz. Hz. Mehdi (a.s) için de Allah aynı yöntemi göstermiş. Ne yapıyor Hz. Mehdi (a.s), Bediüzzaman açıklıyor; “Hıristiyan ruhanilerle ittifak ederek deccaliyete karşı mücadele eder” diyor. Ama münafık tabii ne İmam-ı Rabbani dinler, ne Bediüzzaman dinler, ne Kuran dinler. Münafık kendi kafasının doğrultusuna gider. Münafık için işte iyi yesin, iyi gezsin, evlensin, iyi bir okul bitirsin, iyi bir işi olsun, iyi doysun, iyi uyusun; işte eti-kemiği, diploması, bununla övünür. Her zaman söylüyorum; Müslüman tebliğiyle, dini yaymasıyla, İttihad-ı İslam’a olan kararlı sevgisiyle, isteğiyle övünür; yaptığı cihadın başarısıyla övünür, aldığı güzel neticelerle övünür. Münafık da hep çıkarlarıyla ilgili, işte diploma aldım, şu parayı kazandım, şöyle bir işe girdim, şöyle bir köşe döndüm, işte şu müşrik kafayı geliştirdim gibi bir stil geliştirir. Mesela münafık için sen Kuran’dan bir şey söylemiş olsan, o geçerli olmaz. Münafığa puttan bilgi vermen gerekiyor. Put ne diyor onun için, putun üstünde durur münafık. Münafığın en hoşlanmadığı kitap Kuran’dır, söyleyeyim. Hadisten kısmen hoşlanır ama put hurafelerinden tam hoşlanır, yani put hurafesine tam sarılır. Kuran’a göre hareket etmek, yani Kuran’ın doğrularını kaynak almak münafığın kabul edeceği bir şey değildir. Aptaldır ama Müslümanları teşvik edici, şevklendirici yönü vardır. Nasıl bir yılan gördüğünde insana adrenalin gelir, böyle çok hareketli olur; Hz. Musa (a.s.) mesela yılanı gördüğünde canlanıyor, değil mi? Münafık da Müslüman’ı canlandırır, yani adrenalin etkisi yapar; cihadına daha kararlı olur, daha şevkli olur. Hz. Mehdi (a.s) da münafıklara karşı mücadele eden bir kişi, biliyorsunuz. Bediüzzaman söylüyor; “cereyan-ı münafıkaneye karşı mücadele edecek” diyor. Çok önemlidir bu, yani küfre karşı mücadele edecek demiyor, “cereyan-ı münafıkane.” Demek ki ahir zamanda muazzam bir münafık gücü oluşacak, yani küçük bir kitle değil. Müslümanların içerisinde muazzam bir güce ulaşacak münafıklar. Yani o kadar kapsamlı, o kadar şiddetli, o kadar dehşetli bir güce sahip olacaklar ki ana güç neredeyse münafıklar olacak. Onun için, Bediüzzaman, münafıkları birinci mücadele edecek yön olarak Hz. Mehdi (a.s)’ın hedefi olarak göstermiş. “Cereyan-ı münafıkaneyle mücadele edecek” diyor. Bu, Bediüzzaman’ın bir harikasıdır tabii; ahir zamanda münafık hareketin bu kadar güçleneceğini bilmesi ve münafıklar birbirlerinden nefret etmelerine rağmen münafık harekette ittifak edeceklerini bilmesi çok şaşırtıcıdır. Münafıkların bir özelliği vardır, birbirlerinden acayip nefret ederler; yani pislikten tiksinir gibi birbirlerinden tiksinirler. Her münafık birbirinden tiksinir. Ama böyle uyuz çakal sürüsü gibi de bir arada yaşarlar, yani münafık münafığı bırakamaz. Allah’ın hikmeti. Normalde kafirlerle yaşamaları gerekiyor münafıkların, öyle gibi görünüyor ama kafire gitmez, yine münafığın yanına gider. Yani o kendi sınıfını seçiyor, Allah’ın hikmeti; ondan ayrılamaz, ona göre hareket eder. Evet, buyurun Hocam.
DİLEM HANIM :Estağfirullah, söylediğiniz ayet geldi. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir.” (Maide Suresi, 82)
ADNAN OKTAR: Cihat deyince insanların aklına hep kan revan içinde adamlar gelir. Halbuki cihat; ceht etmek, gayretten gelir. Mesela bak biz şu an gayret ediyoruz, bu ceht, cihat. Şu an cihat ediyoruz, cihat budur. Kan akması olayı, kanlı savaşa kıtal denir. Kıtal ayrıdır, Kuran’da geçer o, kıtal diye geçer. Allah cihadı emrediyor, ceht. Ceht etmek, gayret etmek, inşaAllah. Şimdi bir iman hakikatı filmi seyredelim, sonra devam edeceğiz.
VTR -İman Hakikati-
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman diyor ki; “hatta” diyor, “hadis i sahih ile,” yani sahih hadis ile, “ahir zamanda İsevilerin,” yani Hıristiyanların, “hakiki dindarları,” dindar Hıristiyanlar, “ehl-i Kuran ile,” Müslümanlar ile, “ittifak edip,” birlikte hareket ederek, “müşterek karşıtları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi,” yani Darwinist, materyalist, ateist sisteme dayanacakları gibi, “şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakikî dindar ruhanîleriyle dahi, medar-ı ihtilâf noktaları,” tartışma noktaları, “muvakkaten medar-ı münakaşa ve nizâ etmeyerek,” yani tartışma konusu yapıp niza etmeyerek, “müşterek karşıtları olan mütecaviz dinsizlere karşı,” ateistlere karşı, Darwinistlere karşı, dinsizlere karşı, “ittifaka muhtaçtırlar” diyor Bediüzzaman. Münafık şeytanın ifasıyla bunu kabul etmez. “Peki ne yapalım, nasıl olması gerekiyor” diyorsun münafığa, “ben akşam evde tespih çekerim” diyor. Olmaz, bu akılcı bir hareket değil; yani münafığın zaten hiçbir hareketi akılcı değildir de fakat anlaşılması için söylüyorum.
“Şahs-ı İsa (a.s)’ın kılıncıyla maktul olan,” yani ilim kılıcıyla maktul olan, etkisiz hale getirilen, “şahs-ı deccalin,” deccalin şahsının, “teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk,” yani Darwinizm ve materyalizm, Marksist-Leninist düşünce, “ve dinsizliğin azametli heykeli,” yani meydana getirdiği dünya çapındaki geniş yapılanma, “ve şahs-ı manevisini öldürecek,” yani onun fikir sistemini etkisiz hale getirecek, ve inkar-ı uluhiyet olan,” Allah’ın varlığını inkar eden, “fikr-i küfrisini,” küfür fikrini, “mahvedecek,” onu yok edecek, “ancak İsevi ruhanileridir ki;” o zaman ittifak var demek ki Hıristiyanlarla, “İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevinin,” Hıristiyanlık dininin, “hakikatını hakikat-ı İslamiye ile,” yani İslam’ın hakikatiyle, bak; “din-i İsevinin hakikatini, Hıristiyanlığın hakikatini İslamiyet ile, “mezcaderek,” karıştırarak, yani İslam’ın hak olan, doğru olan hükümleriyle yanlış olan yerleri düzelterek,“o kuvvetle onu dağıtacak ve manen öldürecek. Hatta, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hazret-i Mehdi (a.s)’a namazda iktida eder, tabi olur" diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kuraniye’nin mutbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder” diyor. Münafıklar hadis dinlemez, Bediüzzaman’ı dinlemez, Kuran dinlemez; neyi dinler? Kalbindeki şeytanı ve putları dinler. “Falanca puttan ben bunu duydum.” Sen puta göre mi hareket ediyorsun, Kuran’a göre mi hareket ediyorsun? Puta göre mi hareket ediyorsun, Resullulah (s.a.v)’in sünnetine göre mi hareket ediyorsun?
“İşte böyle bir sırada” diyor, “o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir sırada” diyor; yani Darwinist, materyalist, ateist cereyan -ki şu an zaten ateistlik dünyaya hakim, “Hz İsa (a.s)’ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hal-i hazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffi edecek,” saflaşacak; yani eksik ve yanlış yönlerini düzeltecek, “hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak,” yani hurafe olan, yanlış olan kısımlardan çıkacak, “hakaik-i İslamiye ile birleşecek,” gerçek İslam’a dönüşecek, “manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet’e inkilab edecektir.” “Sanki Müslümanlık gibi olacaktır” diyor. “Ve Kuran’a iktida ederek,” bağlanarak, “o İsevilik şahs-ı manevisi tabi ve İslamiyet metbu makamında kalacak;” sabit makamında kalacak, “din-i hak bu iltihak neticesinde,” bu büyük birleşme neticesinde, Hıristiyanlarla Müslümanların birleşmesi neticesinde, “azim bir kuvvet bulacaktır.”
“Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan,” şu an mağlup oluyor Müslümanlar. Müslümanlar baş edemiyor, Hıristiyanlar da baş edemiyor. Hıristiyanlar da eziliyor, Müslümanlar da eziliyor, Museviler de eziliyor; münafıklar da sırtını kaşıyarak geziyor, çakallar, değil mi? “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet,” şu anda öyle; gelen tokatlıyor giden tokatlıyor Müslümanları. Gelen tokatlıyor Hıristiyanları, giden tokatlıyor. Hıristiyanlarla alay ediyorlar; rahiplerle, dindarlarla, rahibelerle. Hahamlarla da; adamların takkelerine ayrı söz söylüyorlar, kıyafetlerine ayrı söz söylüyorlar nefes aldırmıyorlar. “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, birleşme neticesinde dinsizlik cereyanına,” yani ateist, materyalist, Darwinist sisteme karşı, “dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken;” darmakeşan edip, “dağıtacak istidadında iken âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan,” yani kendi etiyle kemiği ile Allah’ın Katı’nda bulunan ve diri olarak bulunan, “şahs-ı İsa Aleyhisselâm,” Hz. İsa (a.s)’ın bizzat şahsı, “o din-i hak cereyanının başına geçeceğini,” yani Hıristiyan aleminin başına geçeceğini, “bir Muhbir-i Sadık,” yani Peygamber Efendimiz (s.a.v), “bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek,” Kuran’ın hükmüne, Allah’ın ayette belirttiği vaade istinad ederek, “haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey va'detmiş,” Kuran’da, “elbette yapacaktır” diyor. Ne diyor Cenab-ı Allah ayette; “sana inanmadık Ehl-i Kitap’tan hiç kimseyi bırakmayacağım” diyor Allah. Daha önce on iki kişi iman etmişti havarilere, “hepsini iman ettireceğim, dünyanın tamamını iman ettireceğim sana” diyor Allah. Ehl-i Kitap’tan inanmadık hiç kimse kalmayacak diyor. “Hıristiyan olsun, Musevi olsun, herkes sana tam anlamıyla iman edecek” diyor Allah. “Ve sana inananları” diyor Allah, “seni sevenleri” -ki biz inanıyoruz Hz. İsa Mesih (a.s)’a- “dünya hakimi yapacağım” diyor Allah, “kıyamete kadar sizi hakim edeceğim” diyor. “Dünya hakimi yapacağım” diyor Cenab-ı Allah; net, Kuran ayeti. “Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişi kıyamet için bir alamettir” diyor, bir tek Hz. İsa (a.s) için söylemiştir Allah. Bak, hiçbir Peygamber için bunları söylememiştir; Peygamber Efendimiz (s.a.v) için dememiştir mesela, “sana iman etmedik hiç kimse bırakmayacağım” demiyor Cenab-ı Allah. Hz. İsa Mesih (a.s) için diyor, “Ehl-i Kitap’tan sana iman etmedik hiç kimseyi bırakmayacağım” diyor. Zaten ona iman etti mi Peygamberimiz (s.a.v)’e iman etmiş olacaklar. Ama bak, “seni sevenleri” diyor, “seni sevenleri dünya hakimi yapacağım” diyor Allah ve Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişini Allah kıyamet alameti olarak alıyor; o geldi mi tamam, kıyamet artık baş göz üstüne, çok yakın demektir. Bu okuduğum, Mektubat, sayfa altmıştaydı. Şimdi Emirdağ Lahikası, sayfa elli üç; “Âlem-i İslâm'ın tam intibahıyla ve yeni dünyanın,” şu an ki dünyayı söylüyor, “Hristiyanlığın hakikî dinini düstur-u hareket ittihaz etmesiyle,” yani hakiki dini almasıyla Hıristiyanlığın, “ve Âlem-i İslâmla ittifak etmesi,” Müslümanlarla ittifak etmesi, yani “Hıristiyanlık adeta İslamiyet gibi olacak” diyor ve “Müslümanlarla ittifak edecekler” diyor. “Ve İncil, Kur'ana ittihad edip,” İncil Kuran’a bağlanıp, “tâbi' olması,o dehşetli gelecek iki cereyana karşı semavî bir muavenetle dayanıp inşâAllah galebe edecek” diyor Bedüizzaman. Ama Hıristiyanlarla ittifak ederek. Münafıklar kokmuş ağızlarından köpükler çıkararak hırlıyorlar, kudurmuş köpek gibi; “istemezük” diye. Bak İslam alemi ne halde ve Hıristiyanlar ne haldeler! “İttifakla bu kurtuluş olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v), Bediüzzaman da bunu anlatıyor. Müslümanların ne halde olduğunu görmüyorsunuz, ne hale geldiklerini görmüyorsunuz. Ki zaten hoşlarına da gidiyordur Müslümanların o hale gelmesi. Derin açıklamaya çalışıyorum. Zaten münafıkların derdi dinsizliği oturtmaktır, dinle ortaya çıkıp dinsizliği yaymaktır. Takva adına çıkar, mesela der ki; “ben boş adamım, ben çok çirkin adamım, eksik-güçsüzüm, zayıfım, zavallıyım, sen de öylesin. Bizden bir şey çıkmaz, biz ölmüşüz, bitmişiz; bizim yapacağımız bir şey yok” der, adamı felç eder münafık. Veyahut takva adına ortaya çıkar, öyle bir din anlatır ki; ne kendi yaşacağı gibi, ne karşısındakinin yaşayacağı gibi. Kendi de yapmaz, karşısındakine de yaptırtmaz. Münafık kendi anlattığı dine inanmaz. Yani münafık çok uyanıktır, çok şeytandır, çok iblistir. Hurafeye inanır mı o köpekler? İçinden güler hurafelere ama alçakça inanıyormuş gibi göstertir. Öyle kahpedir onlar. Hiçbir münafık anlattığı hurafeye inanmaz, için için gülerek anlatır onları; yani öyle saf olmaz münafık, bayağı uyanıktır onlar, çok alçaktırlar. Her hurafeyi sanki inanıyormuş gibi böyle tiyatro sanatçısı gibi anlatırlar. Dikkatlice bakın, sanki inanıyor gibi anlatır. Hiçbir şekilde inanmaz. Ya yüzüne aptal bir ifade verir, saf, hakikaten inanıyormuş gibi yapar ya da çok akıllı bir ifade verir, gerçekten inanmış ifadesi vermeye çalışır, sureti katiyetle inanmazlar.
DİLEM HANIM: Ali Bulaç Hocamızın bir yazısı vardı. Ali Bulaç Hocamız, devletle Öcalan arasında görüşmeler çok iyi giderken ve tam bir anlaşmaya varılmak üzereyken, hatta Öcalan devletle üç temel konu üzerinde anlaştıklarını ilan etmişken, terör saldırılarının yeniden başladığını söylemiş. Hükümetin bizzat PKK’nın lideri ve örgütle görüştüğünü ve bazı noktalarda mutabakata vardığını, ancak bu mutabakatın Öcalan’ın dışındaki güçler tarafından bozulduğunu söylemiş. Bu konuda İsrail ve Suriye’yi işaret etmiş. Ayrıca BDP’lilerin, KCK operasyonları ve devletin bazı birimlerince Kürtlere çıkarılan zorluklar konusundaki şikayetlerinde haklı olduğunu belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Allah aşkına, işte cinler geldi, havadan üflediler, bilmem ne; Abdullah Öcalan’ın kulağına kuşlar geldi, bir şeyler yaptılar falan; bunları bıraksın, ne alakası var, bunlar boş laflar, öyle bir konu yok. Hakikaten MİT’in bir görüşmesi var, MİT bunları kontrol etmiştir; ne kafası var acaba, ne düşünüyorlar gibisinden. MİT, “gidip size toprak verelim, ondan sonra ne yapıyorsanız yapın, yakamızı bırakın” demez. MİT delikanlı bir teşkilattır, öyle bir konuya girmez ama bunların ağızlarını yoklamışlardır, yani usulen bir konuşmuşlardır. Baktılar bunlar manyak takımı, olacak gibi değil, devlet işte artık kendini savunmaya başladı; olay bu, başka bir şey yok. Adamlar tam zırtapoz takımı, deli olduklarını anlamışlardır, cins mahluk olduğunu; laftan, sözden anlamayacak, kafası kemikleşmiş, azılı komünist, dinsiz, imansız, Allah’sız, kitapsız adamlar. Biraz konuşmuşlardır, acaba bunların adam edilecek yönleri var mı, ikna edilecek yönleri var mı diye; baktılar ki yok, devlet artık kendini meşru olarak müdafaa ediyor; olay bu, başka karışık bir şey yok. Komünistle ne anlaşılır, ne diyeceksin komüniste? Komünist sana gelecek, “Selamun Aleykum” dediğini düşünelim, adamla konuşacak; adama diyeceksin, “ne istiyorsun?” diyeceksin. Adam, “bir, bana burada bağımsız toprak, bölge oluşturacaksın” diyecek, değil mi? “Nereyi istiyorsun?” “Diyarbakır, Mardin, Siirt, Urfa…” say da say “Van, Bitlis, Muş, hepsini istiyorum” diyecek. Başka? Bir de üstüne kola herhalde? Adam arkasından ne diyecek? Bir de “para verin” diyorlar, yani diş kirası gibi. “Şimdi devlet kuracağız biz ama siz de gelip bayrağınızı asabilirsiniz” diyorlar. “Biz PKK bayrağını asalım, yanına Türk bayrağını da asıyorsanız asın; bizim için sorun çıkmaz ama para istiyoruz, rica ediyoruz” diyorlar. “Devlet, bütçesinden esaslı şekilde bize para ayırsın. Çünkü yeni devlet olacağımız için parayı nerden bulacağız. Yani zor olur, mümkünse; hani silah alacağız, tank alacağız, top alacağız” diyor adamlar. “Sizi asacağız, keseceğiz. Sizi kesmek için malzemeye ihtiyacımız var, buna nerden para bulalım?” diyor. Bize para verin ki silah alalım, onunla sizi itlaf edelim” diyorlar veyahut “etkisiz hale getirelim” diyorlar, kendi kafalarına göre artık nasıl bir hitap şekilleri varsa. Onların tabii üslubu bizi ilgilendirmez. Aptal üsluplarının peşinde değiliz de. “Başka ne istiyorsun arkadaş?” diye sorduğumuzda, “bize karışmayacaksınız, hiçbir şekilde karışmayacaksınız; kendimiz askeri bir teşkilat kuracağız, kendi emniyetimizi kuracağız. Kendi mahkemelerimizi kendimiz kuracağız. Her şeyimiz tamam olacak” diyorlar. Sonra, “İran’daki bölgeyi de istiyoruz, Suriye’deki bölgeyi de istiyoruz, Irak’taki bölgeyi de istiyoruz; bunların hepsini birden birleştireceğiz, büyük bir Kürt komünist devleti kuracağız. Tamamen bittikten sonra da, bize müsaade diyeceğiz. Herkes kendi işine gidecek. Tamam mı?” diyor adam. MİT bununla ne konuda anlaşsın? Adam özetle bunu istiyor işte. Karmaşık bir şey yok. “Sonradan iç hesaplaşma ve dış hesaplaşma” diyor. “Sonra o bölgede PKK’ya olan karşı kim varsa hepsini asacağız teker teker” diyorlar. Vatandaşları. Artık kaç milyon kişi ise, ne kadar adam varsa PKK’ya karşı olan. “Bir kitle katliamı yapacağız. Sonra ikinci raunda geçeceğiz, ikinci olaya. Sonra da Türkiye’den hesap soracağız. Yani bize niye bu kadar engel oldunuz zamanında, komünist devlet kurmamıza niye engel oldunuz, niye mücadele ettiniz?” “Bize bir kere tazminat ödeyeceksiniz” diyeceklerdir. “Bak, o kadar yeri bombaladınız.” “Tabii tazminat da ödemiş olsanız dahi, bu bizi yine rahatlatmaz; biz her halükarda sizden intikam almak istiyoruz” diyeceklerdir. “Ve ayrıca Türkiye’yi de komünist yapmak istiyoruz, müsaade ederseniz” diyeceklerdir. Türkiye’nin tamamını. Ondan sonra, “diğer bütün bölgeyi de komünist yapmak istiyoruz” diyecekler. Olay bu.
Çok rüyacı takımı, hep rüya görenler, bilmem ne falan. Az yemek yerseniz hiçbir şey olmaz yatarken. “Şu rüyayı gördüm.” İnsan her şeyi görür rüyasında. Her şeye bir mana vermeye kalıyorlar. Rüyadan hüküm çıkmaz. Rüyaya göre yön alınır mı? Bir de rüyada insan bilinçaltında olan şeyleri bazen görebilir, Allah’ın dilemesi ile. Mesela kafayı hindili pilava takmıştır, rüyasında hindili pilav görür. Allah hoşlarına gitsin diye bazen gösterir. Yahut bazen ibret, ders alması için rüyalar gösterir. İnsan rüyasında da eğitilir, inşaAllah. Hocam, buyurun.
DİLEM HANIM: Estağfirullah. Yeni bir site var Hocam, inşaAllah; Maddenin ardındaki sır ile ilgili, Azerice. Azeri kardeşlerimiz hızla HarunYahya.org’da yayınlanan sitelerimizi Azericeye hem tercüme ediyorlar hem de sitenin tasarımlarını yapıyorlar. Bu site de onlardan birisi.
ADNAN OKTAR: Aferin, bak boş durmayıp, faaliyet yapıyorlar. Çok güzel.
DİLEM HANIM: Bir de Osman Durmuş ile ilgili bir haber vardı. Osman Durmuş’un sağlık sektörü ile ilgili yaptığı açıklamalara yer veren Aydınlık Gazetesi’ndeki bir haberde, Durmuş’un Sağlık Bakanı olduğu bir dönemde, Babuna kampanyasına karşı çıktığı ile ilgili bilgi de verilmiş. Durmuş’un toplanan ve Amerika’ya gönderilen kan örneklerinin Türkiye’ye iade edilmesini istediğini, iade edilmemesinin uluslararası dolandırıcılık anlamı taşıyacağı, özel bir Amerikan laboratuvarında duran ilik ve kan örneklerinin Türk insanına ait çok değerli bir varlık olduğunu ifade edilmiş.
ADNAN OKTAR: Al buyur. Osman Durmuş söylemiş bunu, değil mi?
DİLEM HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: Kan alındığında, oradaki işlem yapılır, kan hakkındaki bilgi edinildikten sonra, bütün hastanelerde, her yerde öyledir, kan atılır. Kanı adam niye saklasın? Yani herkes her gün hastanelerde kan tahlili yaptırıyor. Kanlarını alıp, konserve edip bekletiyorlar mı insanların? Birçok tahlil yaptırılıyor, parça tahlili de yaptırılıyor, adamlar onu alıp kavanozlarda bekletmezler; öyle bir şey olmaz. Tahlil yapıldıktan sonra, ilgili kanın özellikleri alındıktan sonra kan atılır, bu böyledir. Bilinmiyor, hayret; bilmemesi inanılır gibi değil. Ayrıca Osman Durmuş o zamanlar ilginç fikirler ortaya atmıştır. İşte “o kanlardan Türk Milleti’ni yok edecek biyolojik silahlar yapacaklar, Türk Milleti’ni o şeylerle yok edecekler, işte uzaylılar gelecek,” bilmem ne falan; böyle var ya anlatırlar, o tarzda bir yaklaşımı vardı. Bakın, Almanya’da milyonlarca Türk var, hepsinin kanı alınıyor. Trafik işlemlerinde de alınıyor. Parmak izi basıyorlar, parmak izi bastığında bütün genetik kodu oraya geçer. Otobüsü tutup gidiyorlar ya böyle, otobüsü tuttuğunda genetik kodu o otobüsü tuttuğu demire geçer. İş yerinde masaya elini koyuyor ya, hemen anında genetik kodu masaya geçer. Bardakla çay içiyor, değil mi? Lokantaya gitti, hemen genetik kodu geçer. Kaşığı ağzına soktuğunda, kaşığına bir parça tükürük bulaşmış olsa, genetik kodu kaşığa geçer. Genetik kodu tespit etmek için bu kadar imkan varken, Amerika’nın işi gücü yok da oradaki kanları konserve edip, oturup onu mu bekleyecek? Amerika’da da çok fazla sayıda Türk var. Başka ırklardan da insan var. Rusya’da da var. Yıllardan beri Rusların kontrolünde oradaki Türkler. Komünist dönemde onlar kontrol ediyordu, şu anda da yine Ruslar bölgede hakim, Türki devletlerde. Rus hastanelerde tedavi görüyor Türkler, kan örnekleri alıyorlar, Ruslar biyolojik silah mı yapıyorlar? Çin’de de var Türkler. Milyonlarca Türk var. Yani çok çok fazla sayıda Türk var. Onların da kanını alıyor Çin hükümeti. Biyolojik silah mı yapıyorlar? Berberde saçını kestiriyor Amerika’da Türkler; Almanya’da, Çin’de, her yerde; saçta bütün genetik kod vardır. Saçın bir tane telini aldığında bütün genetik kod onun içinde vardır. Tek bir tane saç telinde her türlü genetik kod vardır. Birçok tahlil yapılıyor, vücudundan birçok yerden parça alınır, insan muayene için hastaneye gittiğinde. Tahlil yapılır, atılır. Hastane onları biriktirmez. Sen o zaman bakansın, değil mi? Sağlık Bakanısın. Senin hastanen resmi olarak bu kan kampanyasını başlattı. Resmi vakıf, senin tasdik ettiğin resmi vakıf kampanyayı başlattı. Hepimizin olan tabii, senin derken onun kontrolünde anlamında diyorum, onun yönetiminde. Onun yönetiminde olan hastaneler kan topladılar. Bakansın, niye toplatıyorsun o zaman? Senin emrinde olan doktorlar kanı topladılar. Senin emrinde olan hemşireler topladılar. Hükümetin emrinde olan uçak yurtdışına götürdü. Hükümetin polisi güvenliğini sağladı. Askeri tesislerde generallerin emriyle askerlerden kan örnekleri alındı. Biliyordun zaten. Günlerce süren bir faaliyet bu, aylarca süren bir faaliyet. Ve her seferinde, her safhasında devletin resmi evrakları devreye girdi. Her safhası devletin resmi evrakları ile dolu. Yüzlerce. Devletin resmi evrakına dayanılarak yapılmıştır. Polis resmi evrakla teslim aldı kanı, hastaneler resmi evrakla, doktorlar resmi evrakla; tamamı resmi evraktır. Mesela kampanyanın yapılmasında devreye giren bütün sistemler, hepsi dosyada mevcut. Yani resmi olmayan, devletin yapmadığı hiçbir resmi işlem yok. Yani özel yapılan tek bir tane işlem yok. “Türklerin kanının genetik tespiti yapılacak, Amerikalılar bomba yapacak, Türkleri imha edecekler.” Amerika imha edecekse, atom bombası kullanır halleder. Ne derdi var yani? Genetik silah yapmaya niye ihtiyacı olsun? Amerika’nın o kadar gözü mü döndü? Ne zoru var? Yani olacak iş mi şu. Hayır, bunu elde etmek istese o kadar kolay ki Amerika için. Dış ülkelerde çok fazla Türk var, hepsinden toplar. Berberlere gider, “burada Türkler saçını kestirdiğinde, saçlarını biriktirin, bütün saçları bana verin” der. Yahut “bardağa dokunduklarında bardağı bana verin. Ben bardağın genetik kodlarını alacağım” der. Veyahut herhangi bir yere dokunmaları. Bak, mesela masanın üstüne dokunuyorum, hemen genetik kodum geçer. Kalem, mesela şu kalemi tuttuğumda genetik kodum geçer kaleme, anında. Yani adam bu genetik kodu altıktan sonra tamamdır. Yani hastanelerde, laboratuvarlarda kanın veyahut vücuttan alınan diğer parçaların tahlil edildikten sonra atıldığından haberi yok, gördüğüm kadarıyla. “Geri göndersinler” diyor. Kızıl Çin’de Türkiye’den çok daha fazla Türk var. Diğer Türki devletlerde yine, Türkiye’den çok fazla Türk var. Sırf Almanya’da üç milyonun üzerinde Türk var, doğru mu?
LEYLA HANIM: Doğru, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Almanya’da kan vermediniz mi siz hiç?
LEYLA HANIM: Verdik.
ADNAN OKTAR: Gitti genetik kodunuz işte. Almanlar bize karşı silah yapacaklar, Türk Milleti’ne karşı. Bu mantık yani. Ne alakası var? Bir de, insanlar da böyle şeylere inanıyorlar. İnanılır gibi değil, şaşırtıcı. Oktar’ın vesilesiyle olan bu kan kampanyasıyla yüzlerce insanın hayatı kurtuldu. Çocuk, genç, kadın, kaç kişiye ilik nakli yapılıp hayatları kurtuldu. Çocuğa nefes aldırmadılar. Her gün televizyonlarda çocuk anlatıyor, yine devam ediyorlar. Açıklıyor, yine soruyorlar. Artık gına gelmişti çocuğa. Hastalığı ile ayrı uğraştı, bunlarla ayrı uğraştı. Vardı öyle iştahlı televizyonda millete yaranmaya çalışan bazı tipler vardı. Çıkıp ağızlarını doldura doldura, nasıl olsa hasta çocuk, nasıl olsa gücü yetmez gibisinden, var güçleriyle bağırarak çocuğu üzmeye çalışıyorlardı. Bu o dönemin akıl almaz bir olayıdır. Akıl almaz bir olayıdır. Yüzlerce kişinin hayatının kurtulmasına vesile olan bir insanı vatan haini gibi göstereceklerdi neredeyse. Türklerin kanını Amerika’ya gönderip, silah yaptırıp Türk Milleti’ni yok ettirecek bir adam gibi göstermeye kalktılar. Şu demagojinin acayipliğine bak, şu iftiranın acayipliğine bak. Allah’tan korksunlar.
Nedir, var mı göstereceğin başka şeyler?
BETÜL HANIM:Hocam o döneme ait gazete haberlerinden gösterebilirim.
ADNAN OKTAR: Göster, tamam bakalım.
DİLEM HANIM: Polisler taşıyor kanları.
ADNAN OKTAR: Bir görelim. “Kanlar ANAP yöneticilerinin tahsis ettiği özel uçak ile yurtdışına gönderilmiştir” diyor. Bak, devletin polisi taşıyor. Mesut Yılmaz’ın hanımı, bizzat kampanyayı yönetenlerdendi. O zaman başbakandı Mesut Yılmaz da. Hükümetteydi. O zaman nedir, konu ne? Yani burada bir acayiplik var. Çocuğun o anki zayıflığından, hastalığından istifade eden bir ruh varmış gibi görünüyor. Bu yakışık alacak bir şey değil. Çok çok ayıp ettiler. O devrin utanç duyulacak bir tavrıdır bu. Çok çok ayıp ettiler. Başka olaylar da var; şimdi tek tek söylemek istemiyorum. Çocuğu mahkemeye vermeye kalktılar. Bu sefer bütün devlet hakkında soruşturma açıldı. Devlet yöneticilerine. Hastane başhekimleri, devletin resmi vakıfları, Mesut Yılmaz’ın hanımı, hepsine savcılıkça soruşturma açıldı. Baktılar, bomboş bir şey. Anlamı yok. Hemen takipsizlik verdi savcı. 300’ün üzerinde devlet görevlisine savcılık soruşturma açtı. Polis müdürlerine, emniyet müdürlerine, generallere, Sağlık Bakanlığı’nın dairelerine, başhekimlere. 300’ün üzerinde kişiye dava açıldı, Oktar ile beraber topluca yargılandılar. Ve hepsi birden, topluca, 300’ü birden topluca beraat etti, tek bir defada. Baktı savcı dosyaya, bomboş içi, beraat verdi. Var mı başka anlatacağın bir şey?
BETÜL HANIM: Bir resim daha var Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Nedir?
BETÜL HANIM:“Berna Hanım’dan Oktar’a 100 milyar şeklinde” haberin başlığı.
ADNAN OKTAR: Tabii, Berna Hanım o zamanlar çocuğa bir hayır hasenatta bulunmuştu. Çocuğa var güçleriyle yüklendiler o devirde. Çocuk hasta; eli yüzü davul gibi şiş, böyle bir durumda çocuk ne yapsın? Doktorlar, “sana uygun kan iliği bulursan, seni ameliyat eder, kurtarırız” dediler. “Sen hem kendine ara” dediler, “kan iliği bekleyen yüzlerce insan var Türkiye’de; gençlerden, çocuklardan, kadınlardan” dediler, “hem onların kurtuluşuna vesile olursun, hem kendi kurtuluşuna vesile olursun. Böyle bir şey olsun” dediler. Oktar da, “ben yapmayayım, devlet yapsın kampanyayı. Ben destekleyeyim” dedi. Devlet kampanya yaptı, Oktar devletin yaptığı kampanyaya katıldı.
BETÜL HANIM: Hocam, Sabah Gazetesi’nin 99 yılına ait haberi var, “Berna Yılmaz’ın da emeği var” şeklinde.
ADNAN OKTAR: Ne diyor, oku bakalım.
BETÜL HANIM:“Hayat Bağışlayın. Yolunuzun gölgesi bugün Abdi İpekçi Spor ve Sergi Sarayı’na düşsün ve genç doktor Oktar Babuna’nın kimliğinde bir hayat bağışlayın siz de… -Berna Yılmaz’ın da emeği var. Alman ekibin yapacağı kan nakli organizasyonunda, ANAP lideri Mesut Yılmaz’ın eşi Berna Yılmaz’ın büyük emeği bulunuyor” şeklinde geçiyor. “5000 kan örneği” diye aynı zamanda haberde ek var. Doktor Babuna’nın mutluluğu için Alman Stefan Morsch Stifftung Vakfı Abdi İpekçi Spor ve Sergi Sarayı’nda umut taşıyıcılar bekliyor. Alman ekibin gözetiminde yapılacak kan alımında, 5000 adet kan örneği akşam uçağı ile Almanya’ya ulaştırılacak ve vakfın laboratuvarlarında incelemeye alınacak.”
ADNAN OKTAR: Peki Almanlar niye Türkleri yok etmek için silah yapmıyor da, sadece Amerikalılar yapıyorlar? Ben bunu anlamadım. Kan tahlili yapıldıktan sonra, genetik kod tespit edildikten sonra, o kişideki özellik tespit ediliyor kanda. Yani o kişinin genetik kodu tespit ediliyor. Adamın kanının bir işe yarayacağı yok, artık alınmış kan bir işe yaramaz. Yani vücuttan alınan kan veya herhangi bir doku parçası bir şeye yaramaz, öyle bir şey olmaz. Her hastane atar onları. Anlattım, yine inanmamıştır Osman Hoca. Yok, kendisini seviyoruz. Çok sevimli bir tip ayrı mesele de… Milliyetçi olunca severiz tabii. Ama bu konuda bir türlü ikna olmuyor Hoca, ne hikmetse. Nedir bu gösterdiğin?
BETÜL HANIM: Hocam, bu 99 yılına ait, Eskişehir Hava Kuvvetleri Komutanlığı askerleri kan alımı organizasyonunda. Diğer resim; 03 Mayıs 1999’da Gölcük Donanma Komutanlığı kan alımı organizasyonunda, Oktar Babuna için toplanan kanlar.
ADNAN OKTAR: Tamam bir iman hakikati filmi seyredelim. Bu konu bu kadar yeter.
VTR -İman Hakikati-
ADNAN OKTAR: Efendim. Ne anlatalım? Sende bir resim daha mı var? Göster, nedir o?
BETÜL HANIM: Bir tanesi, “Yardım Yağıyor” şeklinde. Türkiye Gazetesi’nde çıkmış bir haber. “İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Evren Ören, lösemi hastalarının tedavisi için kullanılacak 20 milyar lira değerinde 3 cihaz bağışladı” şeklide devam ediyor. “A Takımı kaptanı Savaş Ay Ulusal Kemik İliği Bankası Kampanyası’nın öncüleri arasında yer almaktadır” diye devam ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Güzel, maşaAllah.
BETÜL HANIM:“Tüm lösemiler için yardım hesabı” şeklinde, bir TV programında yer vermiş.
ADNAN OKTAR: Benim Osman Durmuş Hoca’ya bir küskünlüğüm yok. Severim, şefkat duyarım. Bazı Maocu tipler böyle kendi kafasınca bizim Hocaya karşı tavır alacağımızı falan düşünüyorlar, öyle bir konu yok. Türk-İslam Birliği’ni savunan herkes başımızın tacıdır. Öyle bir konu olmaz. Ben bu güzeller güzeline Arapça bir ayet okutayım, inşaAllah. Fecr Suresi’ni oku.
MİSAFİR:Bismillahirrahmanirrahim. “Vel fecri. Ve leyalin 'aşrin. Veşşef'ı velvetri. Velleyli iza yesri. Hel fiy zalike kasemün liziy hıcrin. Elem tere keyfe fe'ale rabbüke bi'adin. İreme zatil'ımadi. Elletiy lem yuhlak mislüha fiylbiladi. Ve semudelleziyne cabussahre bilvadi. Ve fir'avne ziyl'evtadi. Elleziyne tağav fiylbiladi. Feekseru fiyhelfesade. Fesabbe 'aleyhim rabbüke sevta 'azabin. İnne rabbeke lebil mirsadi. Femmel'insanü iza mebtelahü rabbühu feekremehu ve na'amehu feyekulü rabbiy ekremeni. Ve emma iza mebtelahü fekadere 'aleyhi rizkahu feyekulü rabbiy ehaneni. Kella bel la tükrimunelyetiyme. Ve la tehaddune 'ala ta'amilmiskiyni. Ve te'külunettürase eklen lemmen. Ve tühıbbunelmale hubben cemmen. Kella iza dükketil'ardu dekken dekken. Ve cae rabbüke velmelekü saffen saffen. Ve ciy'e yevmeizin bicehenneme yevmeizin yetezekkerül'insanü ve enna lehüzzikra. Yekulü ya leyteniy kaddemtü lihayatiy. Feyevmeizin la yü'azzibü 'azabehu ehadün. Ve la yusiku ve sakahu ehadün. Ya eyyetühennefsülmutmeinnetü. İrci'ıy ila rabbiki radıyeten merdıyyeten. Fedhuliy fiy 'ıbadiy. Vedhuliy cennetiy.(Fecr Suresi)
ADNAN OKTAR: Acayip güzel okuyor, maşaAllah. Bize şimdi tane tane A’la Suresi’ni okusun. Arapça’nın güzelliğini daha çok hissedelim.
MİSAFİR:Bismillahirrahmanirrahim. “Sebbihısme rabbikel'a'la. Elleziy haleka fesevva. Velleziy kaddere feheda. Velleziy ahrecelmer'a. Fece'alehu ğusaen ahva. Senukriüke fela tensa. İlla ma şaallahü innehu ya'lemülcehre ve ma yahfa. Ve nüyessirüke lilyüsra.Fezekkir in nefe'atizzikra. Seyezzekkerü men yahşa.Ve yetecennebühel'eşka. Elleziy yaslennarelkübra. Sümme la yemütü fiyha ve la yahya. Kad efleha men tezekka.Ve zekeresme rabbihi fesalla. Bel tü'sirunelhayateddünya. Vel'ahıretü hayrün ve ebka. İnne haza lefissuhufel'ula. Suhufi ibrahiyme ve musa.” (A’la Suresi)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şu güzelliğe bak, şu güzelliğe bak. MaşaAllah. Yahya, Arapçada ne demek?
MİSAFİR:Hayat demek.
ADNAN OKTAR: Efendim, buyurun.
DİLEM HANIM: Endonezya’daki kardeşlerimiz bu hafta bir etkinlik düzenlediler. Üzerinde ‘Darwin’in Evrim Teorisine İnanmıyoruz, Maymundan Geldiğimize İnanmıyoruz. Harun Yahya-Endonezya” yazan, üzerinde sizin resminizin de bulunduğu dev bir afiş hazırlamışlar. Halkın kalabalık olduğu bir bölgede kitap ve CD dağıtmışlar. Halk ile röportaj yapmışlar. İnsanlara evrime inanıp, inanmadıklarını, sizin eserlerinizi takip edip, etmediklerini sordular. Konuştukları kişiler hep Allah’a inandıklarını, sizin çalışmalarınızı da yakından bilip, takip ettiklerini belirtmişler. Hocam, bir de bu arada arabalara yapıştırmak üzere yapıştırma hazırlayıp, dağıtmışlar. Üzerinde “Allah var’’ yazan yaka iğneleri bastırmışlar. Bunları da dağıtmışlar. Sizlere de çok selamları var.
ADNAN OKTAR: Allah Allah! Endonezya yıkılıyor. Azerbaycan yıkılıyor. MaşaAllah.
DİLEM HANIM: İnşaAllah. Resimdeki kardeşlerimiz de; Rosianne, Askarini, Fabian ve Julia
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. On binlerceler, maşaAllah. Bunlar çok küçük bir bölümü. Beril Hocam, buyurun, ilminizden istifade edelim.
BERİL HANIM: Estağfirullah, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah iman edip salih amellerde bulunanların ecirlerini eksiksizce ödeyecektir. Allah zulmedenleri sevmez” buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, ne diyorsun?
DİLEM HANIM: Haberler vardı.
ADNAN OKTAR: Ne haberi, söyle bakayım.
DİLEM HANIM: Tabii, inşaAllah. Balkanlardaki Türk kökenleri soydaşlarımıza oraları terk edip, Türkiye’ye göç etmemeleri için şimdilik vatandaşlık verilmiyormuş. Ama oradaki kardeşlerimiz, birbirimize bağlı kalmamız, daha yakınlaşmamız ve asimile olmamamız için en azından bize Türkiye’den bir kimlik kartı verilsin talebinde bulunuyorlarmış. Yiğit Bulut yazısında soydaşlarımızın taleplerinde kesinlikle haklı olduklarını ve vatandaşlık hakkı içermeyen, ancak kimlik olarak tanınmalarını sağlayacak bir uygulama yapılmasını söylemiş. Başbakan Erdoğan’ın Balkanlardaki soydaşlarımıza, “sizi asla yalnıza bırakmayacağız” dediğini hatırlatarak, bu kardeşlerimizin birbirlerine ve bize bağlanmak için acilen ortak bir kimlik kartı projesinin hayata geçirilmesi teklifinde bulunmuş.
ADNAN OKTAR: Şimdi tabii Türkiye’ye gelmesinler, orada çoğalsınlar. Zaten geliyoruz, az bir şey kaldı, inşaAllah. Tuna boydan boya Mehter Marşı ile inleyecek. Ta başından, sonuna kadar. “Akma Tuna akma. Ben bir dertliyim. Yâr peşinde koşar güzel bahtlıyım” diyor, inşaAllah. Bizim yârimiz, bütün o bölgenin tamamıdır, inşaAllah. “Tuna Nehri akmam diyor, etrafımı yıkmam diyor.” MaşaAllah. “Osman Paşa Pilevne'den çıkmam diyor.” Delikanlı paşadır Osman Paşa, inşaAllah. Aslında koro halinde Osman Paşa Marşı’nı söylememiz lazım bizim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın, şu ayet mucizedir. Mü’minun Suresi, 62; Cenab-ı Allah diyor ki; “Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz.” Halbuki dünya çok müsait böyle bir şey için. İnsanın takatinin çok üstünde acayip olaylar olabilir. Hiç olmuyor. Allah’ın hikmeti. Mutlaka insanın dayanabileceği gibi oluyor. “Elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar.”Kaderin nasıl mükemmel yaratıldığını Allah söylüyor. ‘Kitapta’, kader. “Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar.”Darwinizm, materyalizm, böyle ipsiz sapsız, abuk sabuk inançlar için. “Nihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini,” genellikle böyle ülkelerin önde gelenleri, kapitalizmde biliyorsunuz, vahşi kapitalizmde, zengin, şımarık olan bazı kesim devletin kilit noktalarını kontrol altında tutmak için elinden geleni yapar ve çoğunda da başarılı olurlar. “…azap ile yakaladığımız zaman, onlar hemen feryadı basacaklar” diyor Allah. Vahşi kapitalizmin öncüsü olan vahşi kapitalistlerin ruhunu Allah Kuran’da belirtiyor, üsluplarını. Hocam buyurun, bana bir söz söyleyin.
DİLEM HANIM: Estağfirullah. Fatih Altaylı’nın önceki günkü yazısı ile ilgili vardı. Birinci bölümde Fatih Altaylı Öcalan ile birçok hükümet döneminde çeşitli vesilelerle, hatta bazen de gazeteciler aracılığı ile temasa geçtiğini, hatta 14 yıl önce bir gün kendisinin bile Öcalan ile görüşmeye gittiğini söylemiş. O görüşmede Öcalan kendisine, “Başbakan Erbakan bana zaman zaman temsilciler yolluyor. Bu yolla karşılıklı mesajlaşıyoruz. Bunlar çok da yararlı oluyor” dediğini aktarmış.
ADNAN OKTAR: Bıraksın bunları. Adam serbest atışta, Abdullah Öcalan. Bir dikkat çekme politikası, kendini böyle önder, önemli kişi gösterme politikası olarak bu tarz ataklar yapmış olabilir. Erbakan Hocam muhatap dahi olmaz onunla. Ne alaka? Erbakan Hocam 5 vakit namazında, muttaki, Allah’a, Kitap’a Kuran’a tam sarılmış, İslam’a sıkı sıkı sarılmış muttaki Müslüman. Abdullah Öcalan darwinist, materyalist, ateist, Allah’sız, kitapsız adam. Azılı komünist, Stalinist bir adam. Onunla ne konuşacak Erbakan Hocamız? Yani ne anlaşması yapacak onunla, ne konuşsun? Fatih Altaylı çocuk gibi böyle şeylere kanmasın. Aslı yok. Sormuyor da. Böyle bir şey olduğunda insan gelip sorar. Erbakan Hocamın yakınlarına böyle bir şey olmuş, doğru mu demesi lazım. Her duyduğuna inanması doğru değil. Abdullah Öcalan demek ki onu ikna etmeye müsait bulmuş, o da ikna olmuş hemen. Müslüman uyanık olur. Kafasını çalıştıracak. Komünizmin en önemli silahlarından biri de yalandır, atıştır. Orada “fasıktan bir söz işittiğinizde araştırın” diyor Cenab-ı Allah. Araştırmış mı? Yok. Hemen inanmış. Git sor Erbakan Hocamıza o zaman, madem sağ; “Var mı Erbakan Hocam böyle bir durum?” diye. Sormamışsın. Rahmetli oldu, git evladına sor. Ona da sormuyorsun. Ve insanın kafasını karıştıracak haber yapıyor. Erbakan Hocamdan fetva almış gibi gösterecek. Yani bununla görüşülür falan. Görüşülmez kardeşim. Ne görüşeceksin? Farz edelim, Abdullah Öcalan dese ki; “tamam ben bu komünist hareketi durduracağım, beni koyverin” falan. Haşa, neuzü billah, olduğunu farz edelim, Allah esirgesin; Abdullah Öcalan’ı buhar yapar o komünist yapılanma, PKK. Buhar, uçururlar yani. Abdullah Öcalan diye bir şey kalmaz. Derhal hain ilan ederler ve gördükleri yerde de infaz ederler. Abdullah Öcalan’ın öyle bir gücü olmaz. O komünizmin seline kapılmış bir köpük. Komünizm nereye gidiyorsa, o da oraya gider. Biz de bu köpüğü durduracağız. Olay bu, inşaAllah. Ve durduruyoruz ve durdurduk.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...