SUNUCU:İyi günler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, bir sevimli misafirimiz var. Ve ablası da var. Sevimlileri bir gösterelim. Dünya tatlısı bayağı şeker. Ablası da dürüst, efendi ve güzel ahlaklı ve olağanüstü güzel ikisi de, fizik olarak da çok çok güzeller, huyları da güzel kendileri de güzel. Haset edenler hasetlerinden çatır çatır çatlasınlar ortadan ikiye yani münafıkat. Sevenleri de memnun olsunlar müminler, müminler için de sevinç vesilesi. Hocam buyrun.
DİLEM HANIM:Estağfirullah. Son günlerde Doğan Grubu gazetelerinin tümü, “Türk Devleti ile PKK arasında bir protokol oluşturulduğunu” yazıyorlardı. Yiğit Bulut, Başbakanla Makedonya gezisindeyken uçakta Sayın Erdoğan’ın bu konuyu şu sözlerle kesinlikle yalanladığını aktarmış: “Türk Devleti ile PKK arasında asla bir protokol ve anlaşma olamaz. Bunu kesin olarak söylüyorum. Anlaşma yapılmadı. Protokol var diyenler doğru söylemiyor. Bunlar külliyen yalan” ifadelerini kullanmış.
ADNAN OKTAR:Başında da söyledik, böyle bir şey olmaz. Başbakan Erdoğan bayağı uyanıktır, öyle bir olayın içine girmez, öyle abuk sabuk şeyleri asla kabul etmez. Devletin milletin menfaatlerini bayağı detaylı düşünecek bir akla sahiptir. Çocuksu iddialarda bulunmak yersiz. Evet, başka neler var.
DİLEM HANIM:Fatih Altaylı’nın bir yazısı var. Fatih Altaylı yazısında; “14 yıl önce Öcalan ile görüştüğünü ve ardından MİT’in üst düzey yetkililerinin kendisini çağırarak görüşmedeki izlenimini sorduklarını” söylemiş. Öcalan hakkındaki izlenimlerini şöyle aktardığını anlatmış: “Bence bıkkın ve bezgin, bu yolla bir sonuca ulaşamayacağını artık anlamış gözüküyor. Müthiş bir Türkiye özlemi var, köyündeki ceviz ağacının altına uzanıp, gökyüzüne bakıp hayal gördüğü günleri anlatıyor. Bir çıkar yol olsa da, memlekete dönsem diye umuyor. OHAL Bölge Valiliği’ni verirseniz, koşa koşa gelir, Diyarbakır Valiliği’ne de razı, Halfeti Kaymakamlığı fit olur, o kadar bezgin” diyerek, kendince Öcalan’ın ruh halini tarif etmiş.
ADNAN OKTAR:O son kısmı bir daha oku bakayım.
DİLEM HANIM:Tabii inşaAllah. Öcalan hakkındaki izlenimlerini şöyle aktardığını anlatmış: “Bence bıkkın ve bezgin, bu yolla bir sonuca ulaşamayacağını artık anlamış gözüküyor, müthiş bir Türkiye özlemi var, köyündeki ceviz ağacının altına uzanıp gökyüzüne bakıp hayal gördüğü günleri anlatıyor. Bir çıkar yol olsa da memlekete dönsem diye umuyor. OHAL Bölge Valiliği’ni verirseniz, koşa koşa gelir, Diyarbakır Valiliği’ne de razı, Halfetin Kaymakamlığı’na da fit olur, o kadar bezgin” diyerek, kendince Öcalan’ın ruh halini tarif etmiş.
ADNAN OKTAR:Allah Allah. OHAL Valisi, Diyarbakır Valisi olması durumunda, o konu hallolur diyor. Hayret. Ne cesaret böyle bir üslup? Devlete güçlü destek gerekir, Akılcı bir tavır gerekir. Her şeyin başında, Allah’a çok güçlü bir bağlılık, Allah’a derin bir sevgi, derin bir muhabbet, Allah’a samimi dua, samimi yakınlık ve birlik beraberlik. Yani hangi mezhepten olursa olsun, hangi ırktan kavimden olursa olsun, her türlü kardeşimizle samimi ve candan bir üslup içerisinde ittifak halinde olacağız, inşaAllah. Ve genel kültür bilgimizi çok artıracağız, Kuran hakkında çok iyi bilgimiz olacak, Kuran’ın etrafında Kuran ahlakıyla toplanıp, en isabetli şekilde materyalist düşünceye karşı fikrimizi beyan edeceğiz. Bakın, A9’da gençlerin röportajları yayınlanıyor, bütün gençler, her kesimden her yerden, hepsi Allah’a inanıyoruz diyorlar, hepsi Darwinizme inanmıyoruz diyor. Bu ciğerlerine oturmuş, acayip ızdıraplı çığlıklarını duyuyoruz, çok ızdırap veriyor onlara. Bir de A9’un izlenme oranında, astronomik bir artış oldu, yani nedenini de anlayamadım, maşaAlah. O kadar iyi tanıtımını da yapamıyoruz biz aslında, böyle kapsamlı, maşaAlalh, Allah çeşitli şeyleri sebep etmiş olabilir. Yani katlamalı bir artış var, baş döndürücü bir artış var maşaAllah, elhamdülillah. Milletimizin teveccühü maşaAllah. Evet, buyrun hocam.
DİLEM HANIM:Tabii, inşaAllah. Serdar Turgut’un bir yazısı var. Serdar Turgut; “Türkiye’de, Ertuğrul Kürkçü gibi bazı sol aydınların PKK’ya yıllarca terör örgütü diyemediğini, çünkü bir Marksist için PKK gibi bir örgütün temel felsefesi açısından ulusal kurtuluş mücadelesi veren bir örgüt olarak kabul edilmesi gerektiğini” söylemiş. “Hatta PKK tarzı terör eylemleri gerçekleştiren başka örgütlerin de, Marksist felsefe nedeni ile solcular tarafından kurtuluşa kadar savaş sloganları ile desteklendiğini” ifade etmiş. “Ancak PKK’nın işlediği cinayetlerin zamanla Türk solu açısından bir iç sıkıntısı oluşturduğunu ve felsefi açıdan PKK’yı destekleseler bile, PKK’nın eylemlerinden dolayı bir ikilem yaşadıklarını” belirtmiş. “Şimdi ise özellikle öğretmenlerin kaçırılması gibi olayların ardından, Türk solunun PKK’ya verdiği desteği çekmeye başladığını ve bu durumun PKK’nın sonunu getirmeye başladığını” iddia etmiş.
ADNAN OKTAR:Kim destek çekmiş? Destek çekmek nasıl olmuş, onu anlatması lazım, örnek vermesi lazım. Destek çeken meken yok, bilakis destek verenler artıyor, destek niye çeksin? Ama Marksizm’den vazgeçtiyse, Marksist-Leninist felsefeden vazgeçtiyse, tabii ki çeker. Ama hem Marksist-Leninist olacak, hem de arkadaş desteğimi çektim diyecek. Oportünist olmuştur o, revizyonist olmuştur vazgeçmiştir, başka liberal kafaya gitmiştir, bir ihtimal de Müslüman olmuştur, o zaman çok güzel zaten elhamdülillah, bayağı güzel, veyahut çıkarcı olmuştur, kapitalist olmuş olabilir. Marksist-Leninist olarak, vazgeçemez. Yani çünkü Marksizm’in-Leninizm’in gereği terördür. Terör olmadan Marksist Leninist olamaz bir insan. Öğretmen kaçırma zaten Marksizm’in-Leninizm’in bir uygulamasıdır. Yani Leninist terör, Stalinist terörde bu vardır. Adam kaçırma sabotaj bu vardır. Yani Lenin, Stalin uzun uzun açıklıyor bunları. Diğer gerilla lider, komünist gerilla liderler de açıklıyorlar, dolayısıyla onların böyle bir şeyden rahatsız olmaları diye bir konu olmaz. Zaten örnek de verememiş, örnek de veremediği için, geçerli olmaz. Yani, tek tip örnek verebilir, bir de bazen göstertmelik taktik olarak da yapabiliyorlar komünistler, daha rahat hareket etmek için. Yahut çevresinde mesela gidiyor, entel kahvelerde, birasını yudumlarken adama diyor, öğretmeni de kaçırıyorlarmış ya diyor, ha o zaman diyor ben PKK’yı desteklemiyorum diyor, onlara şirin görünmek için, yaranmak için, yani o geçici yaptıkları bir taktiktir. Yani iki ileri bir geri, Leninizm’in bir yöntemidir. Bir ihtimal de taktik yapıyordur-ki, çok kuvvetli bir ihtimal. Yani yağcılık yapıyordur, yağcılık taktiği, inşaAllah. Tabii ideal olan, iman edip samimi olarak dönmesidir, böyle olduğunda tamam, bu güzel. Evet, buyrun.
DİLEM HANIM:İnşaAllah. Siz Güneydoğu’da, karakollar arası yer altı tünellerinin yapılması teklifinde bulunmuştunuz. PKK saldırıları ile ilgili yeni bilgiler, teklifinizin ne kadar aciliyetli olduğunu ortaya koyuyor. Bildiğiniz gibi geçenlerde Siirt’in Pervari ilçesinde, altı Mehmetçiğin şehit olduğu bir karakol saldırısı yaşanmıştı. Bu saldırıdan bir saat önce şehit olan askerlerden birinin teröristlerin telsiz konuşmalarına ulaştığı ve karakola saldırılacağını öğrenerek, destek alıp ekip istediği açığa çıkmış. Ancak arazinin uygun olmaması ve PKK tarafından yola mayın döşenmesi nedeniyle karadan destek verilememiş. İnecek olan helikoptere yerden yoğun ateş açılması sebebi ile de havadan destek de verilememiş. Yani karakola saldırı yapılacağı bir saat önceden bilinmesine karşın, askerlerimize yardım ulaştırılamamış ve askerlerin tümü şehit olmuş.
ADNAN OKTAR:Evet, yer altı ağı, çok güzel bir yöntemdir. Hiçbir şekilde ulaşamayacakları bir yöntem. Güvenli de bir yöntem. Oradan oraya, oradan oraya her türlü faaliyette çok iyi bir yöntemdir. Aynı zamanda onları şaşırtacak bir yöntemdir. Bu dediğimi yaparlar ama kim bilir ne zaman, inşaAllah.
Şimdi iman hakikati dinleyelim.
VTR-Sincaplar
ADNAN OKTAR:Hocam buyrun.
DİLEM HANIM:İnşaAllah. MHP lideri Sayın Türkeş’le ilgili bir sohbetinden okumak istiyorum. 1990’lı yıllarda gerginlik yaşandığı bir dönemde, Alparslan Türkeş’in HEP Heyeti ile gerçekleştirdiği görüşmeye dair gerçekleştirdiği bir anı var, onu okuyorum, inşaAllah. MHP Lideri Sayın Türkeş sohbet boyunca daha çok kızım dediği Leyla Zana’yı muhatap almış ve Türklerle Kürtlerin kardeşliğinden bahsetmiş. Türkeş; “Biz 900 yıldır kardeşiz. Benim yeğenlerim Kürt’tür. Kız kardeşim Kürt’le evli. Bizim birbirimizden ayrılmamız mümkün değildir” diyerek, heyeti rahatlatmış. Türkeş, ülkede yükselen toplumsal gerilim hakkında ise; “Bu ülke Türk Kürt çatışması ile bölünür. Ben tabanıma hakimim ve sözümü geçiriyorum. Siz de tabanınıza hakim olun, bu tür çatışmaları elbirliği ile engelleyelim. Size telefon numaramı veriyorum. Eğer bir olay çıkarsa, öncelikle beni arayın. 24 saat arayabilirsiniz. Bize düşen Türkiye’yi dış güçlerin müdahale edebilecekleri bir iç savaş alanı olmaktan çıkarmaktır” demiş. Türkeş’in bu olumlu ve sıcak tavrı, o dönem olayların son bulmasına vesile olmuş.
ADNAN OKTAR:Bakın ne kadar güzel bir üslup, değil mi? Leyla Zana’ya kızım diye hitap ediyor, çok sevecen bir tavır ve diyor eğer bir olay çıkarsa, birşey varsa direkt açın beni telefonla, bayağı samimi. Olay çıkmaz diyor. Aynı mantık, her zaman devam etmesi lazımdır, yani, akılcı şefkatli bir bakış açısıyla. Tabii hareket komünist bir hareket olduğu için Leyla Zana’nın da yapabileceği bir şey yok. Yani Abdullah Öcalan’ın da yapabileceği bir şey yok. Komünist hareketin toptan durdurulması, toptan harekete bir son verilmesi gerekiyor. Bunun için de, bilimsel çalışma gerekiyor. Bunun dışında bir yöntem, fertleri ikna ederek, yani kavgaya gerek yok tarzında bir ikna ile pek bir netice alınmaz.
Bu nedir? Yeni çıkacak dergilerimiz mi?
DİLEM HANIM:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İlmi Mercek, İlmi Araştırma. Gıcır gıcır ikisi de, bayağı güzel görünüyor. Evet. Ne diyor?
DİLEM HANIM:“Hz. Mehdi (a.s), deccaliyetin iki kolu olan yobazlık ve dinsizliği ilmen ve fikren ortadan kaldıracaktır.”
ADNAN OKTAR:İlmi Mercek, şahane. Bakayım bir içine. Dergiler çocukluğumdan beri çok hoşuma gider benim ama eve gelecek. Çok şahane olur. İçindeki resimler çok önemli oluyor, yazılar önemli oluyor. Ama çarpıcı bir resim olacak, çarpıcı konular olacak, o zaman çok hoş oluyor dergiler. Bu da bayağı güzel olmuş. Her konu var, bayağı hoş. Bir de İlmi Araştırma. Ne yazıyor?
BERİL HANIM:“Ehl-i Sünnet’in dört mezhep imanı Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini müjdelemiştir.”
ADNAN OKTAR:Yani, Sünni olup da inkar etmek mümkün değil, bu anlama geliyor. Hediye kitap ta varmış, ne güzel. Tam dergi. Bakın birisinde, hediye kitap; Çözüm Kuran Ahlakı, öbüründe hediye kitap; Tapınak Şövalyeleri. Bizim çocuklar da gidiyor onlara, oralarda konferans verdiler, Tapınak Şövalyeleri’nin bulunduğu yerlerde, onların localarında konferanslar veriyorlar, mason localarında konferans verdiler, konferans vermeye devam ediyorlar, daha da devam edecek, inşaAllah. Evet, Hocam sizi dinlemeye devam ediyoruz, buyrun.
DİLEM HANIM:Tabii, inşaAllah. Sayın Abdullah Gül’ün bir konuşması olmuş. Sayın Abdullah Gül yeni yasama döneminin açılışı dolayısıyla yaptığı konuşmada, yargının bağımsız olmasının şart olması gerektiğini özellikle vurgulayarak yargının adaletli olması konusunda şunları söylemiş: “Haksızlık ve adaletsizlik hukuk kılıfına sarılmamalıdır. Hukuk adalet ilkesini gözetmelidir. Hukuka sığınanların umutlarının yıkılması devlete duyulan güveni de sarsar. Yargının adaletli davranmadığı toplumda, yaygın bir kanaat oluşursa toplum vicdanında kapanması zor yaralar açılır ve güven duygusu kaybolur” şeklindeki sözlerini özellikle hatırlatmalıyız. Sayın Gül bu konuşmanın ardından, yargıda sonuçlandırılmayan dosyalardan da şikayetçi olmuş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, yargıdaki sorun; iddia edilen Ergenekon terör örgütünün yargıdaki yapılanmasıdır. Başka sorunu yok yargının. Bizim yargımızın eksiklikleri olur, şu olur bu olur, onlar önemli değil, onlar gider. En büyük sorun iddia edilen Ergenekon terör örgütünün sinsi ve gizli yapılanmasıdır. Yani birçok şahıs kendini sezdirmiyor. Bazıları çok aleni telefon konuşmasıyla, şunla bunla sezdiriyor ama bazıları sadece sözlü bir bağlantı kurmuş, sözlü anlaşmışlar, sözlü olarak olayı götürüyor. Veyahut birkaç kere telefon görüşmesiyle bağlantı kurmuş, dolaylı yoldan bağlantı kurmuş. Bunlara ait fazla bir delil olmuyor. Ama adam iddia edilen Ergenekon terör örgütünün menfaatleri doğrultusunda yoğun faaliyet yapıyor. Bu tehlikeli gidişata son vermek gerekiyor, bu çok önemli. Yargıda ve basında, emniyette, iddia edilen Ergenekon terör örgütü nerdeyse, hukukun, yargının, devletin zabıtasının gerekli müdahaleyi yapması gerekiyor inşaAllah, ama biraz acil. Yani insanları rahatsız etmeden, insanlara zarar vermeden durdurulması gerekiyor. Buyrun.
DİLEM HANIM:Tabii. Ruşen Çakır’la ilgili bir yazı var, bir haber vardı. Ruşen Çakır 1981 yılında gözaltına alındığında verdiği ifadede; “Sol görüşlü devrimci bir kişi olduğunu, Dev Sol örgütüne mensup olduğunu, 1976 yılından itibaren örgütte kültür çalışması yürüttüğünü” itiraf etmiş. Ayrıca, Tuncay Güney de 2001 yılında polise verdiği ifadede, yine “Ruşen Çakır’ın CIA Ortadoğu şefine Türkiye’deki cemaatlerle ilgili bilgi verdiğini ve bu faaliyetlerinin ardından Çakır’ın Milliyet’e atandığını” söylemiş. Vakit yazarı Yener Dönmez, tüm bu bilgileri yazısında aktararak, genellikle PKK’ya destek veren yazılar yazan köşe yazarlarının geçmişinde hep böyle terör örgütü irtibatlarının bulunduğunu” belirtmiş. “Ruşen Çakır’ın göründüğünden çok daha derin ilişkilere sahip olduğunu” iddia etmiş.
ADNAN OKTAR:Evet, onun hakkında o zaman devlet gerekli araştırmayı yapsın, eğer böyle iddialar varsa. Devletin savcılığı var, polisi var, her türlü imkanı var, çok kapsamlı araştırma yapabilir, sorgulama yapılabilir, teknik takip yapılabilir, yani ben netleşmeden bir insan hakkında bir şey söyleyemem. Adli takibat neticesinde meydana gelen net deliller benim için esas olur. Evet, Ruşen Çakır zamanında bizle çok uğraşırdı Nokta Dergisi’nde şunda bunda, sür manşet haberler yapmışlardı. Aramıza kendilerince adam soktuklarını falan düşündüler. Halbuki haberimiz vardı. Ve bayağı da etkili oldu. Asıl ondan sonra biz çok faydalı olmaya başladık, çok etkili olmaya başladık. Nokta Dergisi’ndeki yazılardan önce, kimse beni tanımıyordu, o kadar da etkili olmuyordu. Ama beni çok güzel şekilde lanse ettiler, güya aleyhime oldu ama aleyhime bir yazı çıkarttılar ama son derece lehime oldu. Merak eden herkes yanıma geldi ve böyle akıl almaz bir gelişme olmuştu, hayret edilecek bir gelişme olmuştu. Zaten görüyorsunuz. Sonra dediler ki; “biz yaptık” dediler, “Adnan Hoca’yı, bu hale biz getirdik” dediler, “biz geri götüreceğiz” dediler. Koçum nereye geriye götürüyorsun? Yani, Battal Gazi bir kere denizi geçmiş, sen geri götüreceğim diyorsun. Senin yapacağın şey, sadece seyretmektir. Onu bir kere yaptınız. Allah size öyle hizmet ettirdi, ona çok canları yandı. “Keşke böyle tanıtmasaydık” dediler, “keşke böyle üstüne gitmeseydik, bu kadar meşhur ve güçlü olmasına biz sebep olduk” dediler. Allah işte kaderde ayağınızı dolandırıyor, hiç farkında olmadığınız bir durum olmuş oldu. Allah diyor; “Onlar bir tuzak kurdular, Allah da bir tuzak kurdu, Allah’ın kurduğu tuzak daha çetindir” diyor. Allah ayaklarına dolandırdı. Yani baş döndürücü bir güç oluştu maşaAllah, elhamdülillah. Bütün üniversiteler, akademiler, liselerde böyle müthiş bir merak meydana geldi. Şu an bakın Türkiye’de artık Darwinist gençlik yok. Teşekkür ediyoruz Nokta Dergisi’ne, teşekkür ediyoruz Ruşen Çakır’a. Dikkat çektiler, dikkat çekmek çok önemli. Şimdi bakın, Darwinizmle ilgili haber arıyoruz gazetelerde, yok. Ruşen Çakır’la camide de konuşmuştum, maddenin hakikatini anlatmıştım, Nusretiye Camii’nde hatırlar. Bayağı uzun, maddenin hakikatini anlatmıştım Ruşen Çakır’a. Dedim ki; “Sen gidiyorsun, bunlara yardımcı oluyorsun ama çok yanlış yoldasın sen, doğrusunu yap, Allah var, Allah bir, sana delilleri ile anlatıyorum Darwinizm geçersizdir” dedim, Darwinizmin geçersizliğini anlattım ve maddenin hakikatini anlattım. Bayağı da nezaketli dinlemişti. Çok da etkili olmuştu, bayağı etkilenmişti. Evet buyrun hocam.
DİLEM HANIM:İnşaAllah. Cemil Çiçek’le ilgili bir haber var. Cemil Çiçek, Anayasa çalışmaları için kurulacak uzlaşma komisyonuna, BDP’den iki üye davet etmiş. BDP’lilerin kurula sunacağı Anayasa tasladığında, “Türkiye’nin özerk bölgelere bölünmesi için düzenleme yapılması, üniter yapının değiştirilmesi ve Türk kelimesinin Anayasa’dan çıkarılması önerisi bulunuyormuş.”
ADNAN OKTAR:Böyle bir şeyde Allah esirgesin, hükümet düşer. Yani, hiçbir parti bunu kabul etmez, hükümet de kabul etmez. AK Parti’nin hiçbir milletvekili böyle bir şeyi kabul etmez. Yani çok büyük tehlikeli bir tavır olur, çok vahim bir şey olur. Böyle bir şeyi hangi AK Parti milletvekili kabul eder, hangi CHP’li, hangi MHP’li, hiç kimse kabul etmez böyle bir şeyi. Milletimizden hiçbir parti kabul etmez, Ankara, İstanbul herkesten sorun. Çok vahim bir şey olur. Ben bunun dedikodudan ibaret olduğunu düşünüyorum. Böyle bir şey mümkün değil. Böyle bir şey olmaz. O zaman AK Parti’nin de bir anlamı kalmaz, hiçbir şeyin bir anlamı kalmaz. Yani AK Parti’nin iktidara getirilişinin bir amacı da kalmaz o zaman. Yüzde elli oyun anlamı da kalmaz. Hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Yani millet, yüzde elli oyu, Türkiye’nin birliğini bütünlüğünü sağlasın diye AK Partiye veriyor, üniter yapıyı korusun diye verdi, bölünmeye karşı kesin tavır alsın diye verdi, federasyon şu bu falan gibi bu tip iddialara kesin tavır alsın diye verdi, gördüğünüz gibi AK Parti de gereğini yapıyor ayrıca.
Hocam nasılsınız?
KONUK:Elhamdülillah iyiyim.
ADNAN OKTAR:Allah ilmini artırsın, maşaAllah. Kardeşin alim oldu, maşaAllah. Allah senin de ilmini artırsın, senin de ilmin bir hayli gelişti. Haset edenler, kıskanalar ızdırap içindeler, gıpta edenler de sevinç içindeler. Müminde gıpta var biliyorsun. Gıpta ne demektir? Allah ne güzel yaratmış, onda olan onun olsun ama Allah inşaAllah bana da öyle bir iyilik, güzellik nasip etsin gibi bir ruh halinde olur Müslüman. ‘Hasidin iza hased’ diliyoruz haset edenlere inşaAllah. Almanya’dan özellikle böyle iblis tohumlar var öyle haset eden, haset etmelerini özellikle de istiyoruz, çünkü hasetleri kafalarına geçecek, inşaAllah. Evet, buyrun hocam.
DİLEM HANIM:Çorum’da kardeşlerimiz A9 standı açmışlar. İhsan Kaçan, Arife Aksoy ve Tokat’tan İbrahim Koçak isimli kardeşlerimiz, Çorum’da A9 standı açtılar. Çok büyük bir ilgi varmış, maşaAllah. Bir hafta boyunca açık kalacakmış, kitap ve broşür dağıtılmış. Allah izin verirse, bugünden itibaren de Afyon’da başlayacakmış.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, Allah Allah mücahitleri görüyor musun? MaşaAllah. Dört koldan dalmışlar demek ki, maşaAllah. Bakın yer gök inliyor. Yedi cetlerine rahmet olsun, maşaAllah. Allah ilimlerini artırsın. Bakın orada bir koç yiğit sıralaması var. Bakın oradaki aslanları görüyor musun, koç yiğitleri? MaşaAllah. Allah, feyzlerini, ilimlerini artırsın, kalplerine inşirah versin. Yaptıkları güzel hizmetleri cennette rızasıyla ödüllendirsin Cenab-ı Allah, inşaAllah.
“Muhterem Adnan Hocam, İslam’a yaptığınız eşsiz hizmetlerden dolayı sizi tebrik eder, mübarek ellerinizden öperim.” Biz de sizin mübarek ellerinizden öpüyoruz. “Eşsiz.” Hizmetlerden diyor, evet tabii benzeri hizmetler vardır, inşaAllah. “Ücretsiz kitap dağıttığınızı ve kanalınıza reklam almadığınızı bütün bu hizmetleri Allah rızası için yaptığınızı biliyorum ve çok takdir ediyorum.” Tabii mesela kanalımızda reklam yok, çok acayip, sırf Allah rızası için, kitap da öyle, maliyetine basılıyor, çoğu zaman da hediye olarak da dağıtılıyor, inşaAllah. “Ben Beyaz Rusya’da yaşıyor ve ticaretle uğraşıyorum. Ama burada sizi izliyorum ve kanalınıza sevgim büyük” diyor. “Bana bu konularda bilgilendirme yaparsanız memnun olurum” diyor, “bağlantıda olalım” diyor, Mehmet Çetin. Tamam, ben kardeşlerine söyleyeyim Mehmet, seninle bağlantılı olsunlar, inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Muhterem Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Sizi her gün izliyorum. Ben Şanlıurfa’dan Emine Hanım.” Emine Hanım yazmış. Emine İlhan. “Allah aşkıyla, aşırı bir sevgim var size. Allah için sizi çok seviyorum. Sizden hep adresinizi istiyorum, fakat bir türlü adresinize ulaşamıyorum. Eşimle tartışıyorum beni götür diyorum hocama, o da diyor adresi bilmeden seni nasıl götüreyim diyor. Artık yavaş yavaş umudum azalmaya başladı” diyor. “Ben biraz çekingen bir insanım, bana yardımcı olur musunuz?” diyor. “Beni talebeliğe kabul eder misiniz? Beş vakit namazımda Türk İslam Birliği için dua ediyorum” diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’a ve Hz. İsa (a.s)’a kavuşmak için dua ediyorum” diyor. Telefon numarasını vermiş. Kardeşim ben anlamıyorum, biz internette adres vermiyor muyuz? Yani bağlantı;
DİLEM HANIM:İletişim için, evet var.
ADNAN OKTAR:Tamam, orada konuşmuyor mu bir kişi?
BERİL HANIM:Allahualem konuşuyorlardır ama siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Acaba çok fazla müracaat oluyor da gözden mi kaçırıyorlar? Olabilir. Ona birkaç kişi birden baksın, daha kapsamlı bakalım, inşaAllah.
Mersin’den Aygün Hanım yazmış: “Selamun Aleykum, Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Allah şahidimdir ki, sizi çok seviyorum. Elimden ne geliyorsa hizmetinizde bulunmak için çaba harcamaya gayret ediyorum. Saygıyla ellerinizden öpüyorum Hocam. Mersin’de stand için izin almaya çalışıyoruz. Bu arada Mersin, Adana, Tarsus, İskenderun ve Kıbrıs’a yayın yapan yerel bir radyoya reklam verdik, pazartesi günden beri günde sekiz tekrarla A9 Tv’nin reklamları yayınlanıyor. Bu yayının tesirinin artması ve sıkıntılarımızı yine gidermedi, duaya ihtiyacım var. Allah yar ve yardımcınız olsun Hocam.”
Hocam buyrun.
DİLEM HANIM:İnşaAllah, estağfirullah. Söylediğiniz her şey çıkıyor Hocam. Nerdeyse artık 2000’e yaklaştı, maşaAllah. Sağlık sektörüyle ilgili bir tanesi. Siz üç yıl önce dört sektöre önem verilmesi gerektiğini söylemiştiniz. Bunlardan birisi de sağlık sektörüydü. Önceden söylediğiniz sözlerinizi okuyorum: “Tarıma çok önem verilmesi gerekiyor, hayvancılığa çok önem verilmesi gerekiyor, sağlık ve enerji sektörüne, bu dört sektör çok önemlidir, hayvancılık, tarım, sağlık ve enerji sektörü. Bunların devlet tarafından tam korunup kollanması gerekiyor. Bununla ilgili tüm yan sanayilerin de korunup kollanması gerekiyor.” İki yıl önce de sağlık hizmetleri konusuyla, devletimizin daha fazla ilgilenmesi gerektiğini söylemiştiniz. MaşaAllah, bu konuya çok önem verildi ve iki yıldır sağlık alanında çok hızlı gelişmeler oluyor, sürekli yenilikler yapılıyor. Siz ayrıca şu şekilde de söylemiştiniz: “Her hasta bizim sorumluluğumuzdadır millet olarak, hasta olmak suç değildir, şereftir. Onların bu yükümlülüğü bizim üzerimizdedir. Hasta olduğunda o adam, o kişi, o kardeşimiz, artık bize emanettir.
ADNAN OKTAR:Üç günden beri gribim, fark edebildiniz mi?
DİLEM HANIM:Hiç fark etmedik, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Aklıma gelmişken söyledim. Hem de yoğun gribim. Hiç, Allah’a çok şükür.
DİLEM HANIM:“Milletçe bize emanettir. Ona biz bakacağız. Yemesinden, içmesinden, konforundan, neşesinden, mutluluğundan, tedavisinden, her şeyinden biz sorumluyuz. Hastadan para alınmaz. En kaliteli en güzel hastaneye gidecek.”
ADNAN OKTAR:Doğru. Hasta zaten ciddi bir imtihandır, hasta. Mesela acile gitti, acilde çok güzel karşılanması lazım, çok sevecen. Acilin özel ayarlanması lazım. Mesela, hastayı getiren aileler de bazen vesveseli oluyor bazen. Onların gönlünü alacak bir şey de olması lazım. Para mı istiyor? Verelim kardeşim, para istedikleri kadar verelim sorun değil. Yani, orada mesela, bir ilgisizlik falan, zaten adam hasta çok acayip, kötü bir durum, değil mi? Allah vermesin patlama oluyor, çatlama oluyor, eli koluna bir şey oluyor, orada onları rahatlatacak böyle onları huzura kavuşturacak, psikolojik olarak dengeleyecek bir ekibin ayrıca bulunması lazım. Yani psikolojik yönden, ruhi yönden onları huzura kavuşturacak, onların o paniğini, tedirginliğini, vesvesesini ortadan kaldıracak insanlar olması lazım. Devletin onu özel görevlendirmesi lazım. Hastanın da, mesela, doktor tamam da, bir kere doktorlara da devlet iyi para versin devlet yani, doktor mağdur durumda kalmasın. Mesela, muayenehane açmak derdine düşmesin. İstesin devlet biz vereceğiz, veririz ne olacak yani. Daha iyi, iki ekmek yiyeceğimize, bir ekmek yeriz, feda olsun Allah rızası için. Onlar şey yapsın değil mi? Doktorun güzel davranması çok önemlidir hastaya. Gönlünü alması. Mesela, korkutmaması lazım hastayı. Hastalığını vahim göstertmen çok kötü olur. Hasta, o bilgiyi almamış olabilir, o tevekkül anlayışını almamış olabilir. Gönlünü rahatlatacak, onun kalbini kuvvetlendirecek bir üslupla konuşması lazım, Allah’a vererek her şeyi, Allah’tan bahsederek, her şeyi yaratan Allah olduğunu, şifayı verenin Allah olduğunu anlatarak, güzel bir üslupla, gönlünü rahat tutmasını, gönlünü ferah tutmasını, ona ifade etmesi gerekir.
Evet, şimdi buyrun.
DİLEM HANIM:İnşaAllah. Söylediklerinizin gerçekleşmesiyle ilgili gazete kupürleri de var. Başlıklar; “Hastaları gerekirse Avrupa’ya yollarız.” Diğer bir başlık; “Hastaya bağlı hastaların sağlık hizmetleri ayağına gidiyor.” Diğer bir tanesi; “60 bin hastanın sağlık hizmeti ayağına gitti.” Bunun dışında; “SGK’dan evde diyaliz hizmeti, borcunu ödemeyene sağlık bakanlığından müjde hastane borcuna af.”
ADNAN OKTAR:Yalnız bu şehitlere verilen sözler tutulmamış. Bak bana yazdılar. Ben bilmiyorum oldu mu olmadı mı, o çok hassas bir konudur. Hasta konusu bir, şehit konusu iki. Şehit ailelerine verilen bir söz var herhalde anladığım kadarıyla, “onlara iş bulacağız ailelerine” gibisinden. Tamam kardeşim, yani onu da bekletmeye gerek yok. Ne gerekiyor bunun için? Para gerekiyor. Tamam, devlet bizden istesin. Vergi istesin verelim. Desin ki mesela, devlet benim gücüm yetmiyor, bunun için vergi gerekiyor. Versin vergiyi, biz vereceğiz. Kanunla açıklasın, tamamdır. İftiharla, sevinçle hem de, hoşumuza giderek. Çünkü biz huzur istiyoruz. Ben şehit ailelerini rahat, zengin müreffeh gördüğümde içim açılır, rahatlarım. Ben onları yıkık dökük evlerde gördüğümde rahatsız oluyorum. Hayat kalitem bozuluyor. Hayat kalitemin bozulmasını istemiyorum ben. Vicdanen rahatsız oluyorum. Onları neşeli görmek istiyorum, iyi görmek istiyorum, zengin görmek istiyorum o zaman ben rahatlarım. Çoluğuna çocuğuna hepsine iş bulunsun. Mesela, çocukları ücretsiz devlet okutsun, şehitlerin çocuklarını, değil mi? Hastane bedava olsun, şehit için. Adam canını vermiş artık mübarek, vatanı, milleti, namusu, dini, imanı için. Kalsa hayatta, bol bol bakacak belki onlara, her türlü imkanı sağlayacak ama o imkanı gitmiş, Allah’a canını teslim etmiş. Allah onu şehitler makamına almış. Şimdi bu durumda ne yapacağız biz? Ne yaparsan yap denir mi? Denmez. Verilen sözler hemen yerine getirilsin. Meclis olarak. Ama tabii ben onu araştırmadım, arkadaş yazmış. Fakat bana ispatlı yazarlarsa arkadaşlarımız, neyse eksik, yine ben buradan söyleyeceğim. Şehit ailesi benim için çok önemli, çok kutsaldır, çok hayatidir. Bir de hastaların, ben, rahatsız olmasını acı çekmelerini istemiyorum. Neşeli olsun, huzurlu olsunlar. Çünkü sağlam adamın çalışması kolay. İki misli çalışırız ne olacak? Daha iyi sağlığımıza da iyi gelir. Az yeriz, daha iyi, sağlığımıza daha faydalı olur. Yeter ki huzurlu olsunlar, güzel olsunlar, iyi olsunlar.
Evet buyrun.
DİLEM HANIM:Türk İslam birliği ile ilgili bir haber vardı. Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai’nin danışmanı Vahidullah Sabaun, Sayın Kamalak Hocamızı ziyaret etmiş. Sabaun; “Müslüman ülkelerin birlikte hareket etmesi ve İslam Birliği’nin oluşturulması gerektiğini” söyleyerek, “bu konuda Erbakan Hocamızla yıllardır görüşme halinde olduklarını ancak şu anda da hocamızı vekaleten Saadet camiasıyla bu konuda birlikte çalışma yapacaklarını” ifade etmiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Canım hocam benim, Erbakan Hocam dünya tatlısıydı. Sevimli, böyle konuşmalarını yayınlıyoruz, acayip şeker üslup, karakter, imanı çok muhteşemdi, bayağı güzeldi. D8 olayını tesis eden, D8’leri kuran insandır. Fakat Allah ömrünü bu kadar uygun görmüş, Cenab-ı Allah şehidimize. Artık talebelerinde, bizlerde artık görev, inşaAllah. Kamalak Hocam bir bastırsın, şu eskiden Saadet Partisi dediğinde, yer gök hoplardı. Bir şey yapsınlar. Bir ses, seda yok orada. Bir şeyler oluyor orada. Nedir o sessizlik? Anlayamadım. Hocamız bir silkelesin ortalığı, canlansın değil mi? Eski Leventler, eski Osmanlı abileri bir ortaya çıksınlar. Erbakan Hocamız’ın kurmay heyeti, o dimdik ayakta. Hocalarımız gürlesinler, seslerini duyalım, çok az geliyor sesleri. Gelsinler burada da konuşsunlar. Yani onların emrindeyiz biz, ne istiyorlarsa yapalım, değil mi? Veya başka kanallara çıksınlar, basına çıksınlar, bir şeyler yapsınlar. Hareketlensinler, canlansınlar, inşaAllah. Biz bunu istiyoruz. Evet buyrun.
DİLEM HANIM:Bir bebek var, Asya’lı bir bebek, çok sevimli uyuyan.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Gülüşü çok şeker, maşaAllah. Buna sarılmak acayip zevkli olur. Başka ne var?
DİLEM HANIM:Sayın Bahçeli’nin, Sayın Başbakan Erdoğan’a çağrısı var.
ADNAN OKTAR:Ne diyor Bahçeli?
DİLEM HANIM: “17 Ekim tarihinde, sınır ötesi tezkere aldıktan sonra, kara harekatını başlatacak iradeyi göstermesini ve Türk bayrağını kandile inmeyecek bir şekilde göklere çekmesini teklif etmiş.”
ADNAN OKTAR:Allah Allah, Allah Allah. Yakışır, yakışır. Şu askeri ordu evlerinin önünde var ya, evin önünde de var dev bir tane Türk bayrağı öyle, betondan uçsuz bucaksız, devasal. Öyle devasal bir Türk bayrağı yakışır, çok güzel olur. Bir de dağa taşa da şöyle kocaman yapıyorlar ya, dağı kaplayan taşlardan yapıyorlar, bir de öyle bir Türk bayrağı, çok güzel olur. Yani beklenecek bir şey yok. Zaten oraya Türk askeri gitse, sorun çıkmaz yani, bayağı rahat gidebilirler. Yani kimse karşılarına çıkmaz. Sadece oraya kadar gidecekler, o kadar. Bir direnç falan olmaz. Bayağı da yakışır. Ama geniş bir bölge, oraya muhtelif karakollar kurulması gerekiyor tabii. Sayın Devlet Bahçeli güzel söylemiş, hoş söylemiş, yakışır. Bir de Mehter takımını oraya götürmek lazım. Ceddin Deden ile inletirseler orayı, Allah Allah, Allah Allah, o zaman çok daha güzel olur, inşaAllah. Hareket halinde mehter takımı filmimiz var mı? Askeri ordu evinde Mehter, haftanın belirli günleri var. Gidin Genelkurmaydan izin alın, çekin. Hareket halinde, Ceddin Deden’i, mehter başından rica edersiniz. Muhterem mehter başı derseniz, şöyle yeri göğü inlet, özel çekim yapacağız dersiniz, o bir güzellik yapar, inşaAllah.
DİLEM HANIM:Kısa bir film varmış.
ADNAN OKTAR:Göreyim.
VTR- MEHTER MARŞI.
ADNAN OKTAR:En mükemmel mehter takımı askeriye olandır. O çok güzel, ordunun mehter takımı. Yani sayı bakımından da, kalitesi de iyi, güzelde çalıyorlar, maşaAllah. Fakat Kandil’de, mehter şart. Kandil’de Türk bayrağını diksinler, inşaAllah, betondan şöyle, dev bir şey, mehter takımını da götürelim, yeri göğü inletsin, o yayınlansın. Yani çok hayati bir şey, çok şahane bir şey olur. Başka ne var hocam?
DİLEM HANIM:İnşaAllah. Ege Üniversitesi her yıl değişik bir konu üzerinde öğrencilerine görüntülü eğitim veriyormuş. Bu yıl görüntülü eğitimin konusu evrim teorisiymiş. Bu çalışmanın sorumlusu mikrobiyoloji bölümü öğretim üyesi Profesör Ramazan İnci’nin; “Bilimin sorgulamayı gerektirdiğini, evrim teorisi ile maddenin sorgulandığını, ancak evrim karşıtlarının sorgulama yapmadan inanç üzerine kurulu bir düşünceleri olduğunu” belirtmiş. Öğrencilere hem görüntülü olarak evrim teorisi izletilecekmiş, hem de çalışma kapsamında Ege Üniversitesi tabiat tarihi müzesi gezdirilecekmiş. Ancak öğrencilere sadece evrim anlatılıyor. Ancak yaratılış gerçeği hakkında hiçbir bilgi verilmiyormuş.” Haberin resmi de var inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çocukları nereye götüreceklermiş dedin?
DİLEM HANIM:Tabiat tarihi müzesi.
ADNAN OKTAR:Şimdi oraya götürdüklerinde ne olacak? Çocuklar orada fosilleri görecekler. Bakacaklar, fosiller hiç değişmemiş. Nasıl yapacaklar o zaman? Yüz milyon yıl, iki yüz milyon yılla ölçülemeyen fosiller. Hiçbir değişikliğe uğramamış. Nasıl açıklama? Yaratılış. Nasıl evrimi savunacaksın? Çocuklar kurt gibi oradaki gençler. Gittiklerinde orada hemen gerçeği görürler. Hangi fosile baksalar, nereye baksalar, değişmediğini görecekler. Ve fosillerinde mükemmel yaratıldığını görecekler. Ve hiçbir şekilde ara fosil olmadığını görecekler. Bakın bu çok önemli; hiçbir şekilde tek bir tane ara fosil olmadığını görecekler. Dolayısıyla onlara o tip müzelere şuraya buraya götüremezler. Fosil sergilerine götüremezler. Götürürlerse zaten çocuklar gerçeği görmüş olurlar. Birkaç tanesini tembihlemişler herhalde şöyle konuşun böyle konuşun gibisinden. Onlar da bizim kitaplarla karşılaşınca, zaten hemen fikirlerini değiştiriyorlar. Boşa uğraşıyorlar, boşa debeleniyorlar, boşa çırpınıyorlar. Çıksınlar, İstanbul sokaklarına gençlere sorsunlar; “Evrime inanıyor musunuz?” diye. Biz rastlayamadık. Kime sorsak “Allah’a inanıyoruz” diyorlar. Hepsi “Yaratılışa inanıyoruz” diyorlar, “evrim teorisi geçersizdir” diyorlar. Birkaç tane genç kızı, güya bize cevap olarak çıkartmışlar, koca Türkiye’de iki kişi. Biz size en az iki bin, üç bin tane genci gösteririz. Sokaklarda çocuklar çekim yaptılar, kime sorsak, rastgele soruyorlar rastgele. Kime sorsak herkes “Allah’a inanıyoruz” diyorlar “evrime inanmıyoruz” diyorlar. Bir kişiye rastlamadık şu ana kadar. Onun için, atış serbest havası olmaz, bu yakışmaz, inşaAllah. Buyrun.
DİLEM HANIM: Bediüzzaman’ın münafıklıkla ilgili sözleri var, uygun görürseniz; “Bu zamanda ehl-i İslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalâletle kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. Bunun çare-i yegânesi (çaresi) nurdur, nur göstermektir ki, kalbler ıslah olsun, imanlar kurtulsun. Eğer siyaset topuzuyla hareket edilse, galebe çalınsa (üstün gelinse), o kâfirler, münafık derecesine iner. Münafık, kâfirden daha fenadır. Demek, topuz böyle bir zamanda kalbi ıslah etmez. O vakit küfür kalbe girer, saklanır, nifaka inkılâp eder (münafıklığa dönüşür.)” (16. Lema, sayfa 185)
ADNAN OKTAR: Bakın laikliğin açıklaması aynı zamanda. Bediüzzaman Hazretleri, muhteşem bir insandır, çok muhteşem, metafizik bir insandır, büyük bir alimdir. Zamanında çok çırpındılar. O zamanın Marksistleri, Darwinist materyalistleri, ateistleri yeri göğü birbirine kattılar. Ama sadece Hocamızı ünlü yapıp, bize daha iyi tanıtmış oldular. Teşekkür ediyoruz, inşaAllah. Buyrun.
DİLEM HANIM: Maddenin gerçek mahiyetini bilen insanın, gizli açık şirkten korunacağını anlatmıştınız. İmam Rabbani Hazretleri de şu şekilde anlatıyor. Bu derinliğe nasıl ulaşılacağını anlatıyor; “Hayalime şöyle geldi: Kendim Bahr-i Muhit sahilindeyim; ayaktayım. Kendimi oraya atmaya çalışıyorum; ama arkadan bir iple bağlanmışım. Bunun için, denize atlamam mümkün olmuyor. Bundan bana şu malum oldu: Bu ip, bu bedenle olan bağlantıdan ibaret. Dolayısııyla bu bağlantının kesilmesini temenni ettim. Bundan sonra bana has bir keyfiyet arız oldu. İşte o vakit, zevk yollu şu hali buldum; Kalbde, Sübhan Hak'tan gayrı bir şey kalmamış. Bundan sonradır ki; İncelik taşıyan gizli şirk çeşitlerinden kurtulmak müyesser oldu. Artık ne arş kaldı; ne de ferş. Ne zaman kaldı; ne de mekân. Hattâ, ne cihetler kaldı; ne de sınırlar. Durum anlatıldığı gibi olunca, senelerce tefekküre daldığımı farz edelim; bu âlemden bir zerrenin dahi, mahluk olduğuna dair bir bilgi elde edilemez.” (Mektubat, 14. Mektup)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir ayet söyle.
BERİL HANIM: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran Suresi, 139)
ADNAN OKTAR: “Mutlaka hakim ederim” diyor, Cenab-ı Allah. Yeter ki samimi imanlı olun ve kararlı olun. İnşaAllah. Buyrun hocam.
DİLEM HANIM: Yıllar boyunca, onlarca süper nova yıldız patlamasını inceleyen astronomlar, evrenin artan hızla genişlediğini ve sonunda buzdan ibaret olacağı sonucuna vardılar. Evrenin on dört milyar yıl önce gerçekleştiği düşünülen büyük patlamadan yani big bangten bu yana hala genişlediği biliniyordu. Ancak bu genişlemenin patlama ertesi etkisi azalan bir genişleme değil, tersine hızı artan bir genişleme olduğunun tespiti fizik ve astronomi dünyasını şaşırttı. 2011 Nobel fizik ödülü, bu araştırmaları yapan bilim adamlarına da verilmiş.
ADNAN OKTAR: Bilim geliştikçe, Allah’ın varlığını daha çok insanlar anlayacaklar. Önümüzdeki on yılda, yirmi yılda muazzam gelişme olacak bilimde. Allah’a karşı insanların sevgisi muhabbeti, en şiddetli coşkuya dönüşecek. Daha derinleşecekler ve daha kesif, daha detaylı olarak Allah’ı fark etmiş olacaklar, inşaAllah. Bilimle iç içe olacak insanlık.
DİLEM HANIM: Yakın zamanda New York Times ta bir haber çıkmıştı, onunla ilgili bilgi vermek istiyorum. Suud Prensiyle ilgili. Suud Kralı Abdullah’ın yeğeni kendisi. İsmi Prens El-Velid Bin Talal bin Abdullah bin Abdülaziz El Suud. Kendisi Kraliyet ailesi mensubu ve iş adamı. Genel olarak İslam için olumlu faaliyetler yapıyor ve diğer dinlerle de bağlantı konusunda da çalışmaları var. Fakat bu Prense iftirada bulunulmuş. Bir modeli yatına götürdüğü ve içkisine bir şey karıştırdığına dair bir iddiada bulunmuş model. Ondan sonra dava açılmış. Davanın sonucunda dava düşmüş, suçsuz bulunmuş. Çünkü pasaportlar açısından vizeler ve tanıklar açısından bakmışlar ki, hiçbir şekilde orada hiç bulunmamış Prens. Dava kapanmış, fakat model şimdi temyize gitmiş ve tekrar açıyormuş davayı.
ADNAN OKTAR: Delilleri ne, Prensin?
DİLEM HANIM: Tabii var bende inşaAllah, okuyorum. “Birinci delil; Prensin teknesi uluslararası sularda nerede olduğu ve her hareketi belirlidir. Söylendiği tarihte ise Fransa’da olduğu resmi belgelerle ispatlıdır. İkinci delil; Prensin Fransa’da olduğu sürece güvenlik için, devlet tarafından alınan güvenlik önlemleri de resmi olarak Fransa’da olduğunu belgelemiştir. Ki İbiza bu iftiranın atıldığı yer, İbiza’ya hiç gitmemiş. İbiza da İspanya’da. Üçüncüsü; Prensin pasaportundaki ülke giriş çıkış mühürleri, Prensin İspanya’nın İbiza Adası’na hiç gitmediğini kanıtlamaktadır. Dördüncüsü; Aynı tarihteki Fransa’da kaldıkları otel ve çalışanları teyit etmiştir. Beş; Gittikleri restoranda rezervasyonların bilgisi, Fransa’da olduğunu belgelemektedir. Altı; Özel şoförlerin kiminle çalıştığı, o tarihlerde kime hizmet ettiği belgelerle belli. Yedi; Yat kaptanı da, Prensin Fransa’da kendi yatında olduğu teyit ediyor. Sekizincisi; Prens hiçbir yere tek başına gitmiyor, yirmi yedi kişilik kadrosu da onunla birlikte hareket ediyor. Ve o dönem kendisiyle birlikte Fransa ‘da olduğu belgeli. Her gün kalınan otellerin listeleri de belgeli. Doktorundan, seyahat departmanına, aşçısına, eşine dair her türlü belge var.”
ADNAN OKTAR: Eşi yanında oluyor, evet. Dünyada etkili olan Müslümanlara karşı, tebliğ yapan, İslam ahlakını yayan, İslam’a iyi bir örnek olan Müslümanlara karşı, bu tarz basit iddialarda yıldırma modası yayılmaya başladı. Bunun bir örneğini de biz Türkiye’de de gördük, biliyorsunuz. Bize karşı da yaptılar ama başarılı olamadılar. Ben beraat ettim ve bütün delilleriyle net olarak ortaya koydum, konu tam anlamıyla bir netlik kazanmış oldu. Şimdi bakın orada da, o kardeşimize karşıda bir oyun oynamış gördüğüm kadarıyla, fakat ellerine yüzlerine bulaştırmışlar. Çok biçimsiz iftira olduğu belli. Baktılar ki İslam’a, Kuran’a faydalı olacak, güzel örnek olacak, hayırlı örnek olacak, işte kendisine iftira atacaklar hanımını rahatsız edecekler, böylece yıldıracaklar kendi kafalarınca. Hiçbir şekilde etkili olamazlar, fakat Müslümanlar tabii birbirlerini çok iyi koruyup kollamaları, destek olmaları lazım. Biz de bu kardeşlerimizin hakkını koruma konusunda yanındayız, hiçbir şekilde iftiraya maruz kalmasına müsaade etmeyiz. Çünkü bu adamlar, bu yöntemlere devam ettikçe, Müslümanları yalnız gördüğü müddetçe, kendilerini güçlü hissediyorlar. Ama gereken hukuki karşılıklar, akılcı anlatımlar, akılcı üslup, bunlara geri adım attırıyor ve yaptıklarına yapacaklarına pişman oluyorlar. Hukukla, kanunla her türlü adaletsizliğe karşı tavır alacağız. Bir tek Türkiye’ de değil, dünyanın neresinde olursa olsun, Müslümanların hakkına, hukukuna zarar verecek bir şey olduğunda, elimizden geldiği kadar yardımcı oluruz, inşaAllah.
Evet başka ne var?
DİLEM HANIM:Ahmet Hakan, Taha Akyol’un Hürriyet ekibine katılmasından büyük memnuniyet duyduğunu belirten bir yazı yazmış Hocam. “Taha Akyol’un geçmişiyle hesaplaşa bilen, kimseyi yargılamayan, son derece medeni ve örnek bir insan olduğunu” söyleyerek, “Taha Akyol gibi bir insanın Hürriyet yakınlarında olmasının, sayısız faydalı olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR:İyi hayırlı uğurlu olsun, gece gündüz gelip, anlından öpsün. Biraz da elinden de öper. Herhalde kendi kafasında böyle anlatınca, etrafın sempati duyacağını, vay be ne kadar doğru söz söylemiş, diyeceğini düşünüyor. Herkes Taha Akyol’un kim olduğunu bilir. Türkiye’de Taha Akyol’un ne olduğunu bilmeyen kimse yoktur. Aydın Doğan’ın da kim olduğunu, ne olduğunu herkes bilir. Hürriyet’in nasıl bir amaçla çıktığını bilir, dolayısıyla boş yere çırpınıyor, boşa uğraşıyorlar.
Hocam hiç ilminizden irfanınızdan istifade edemiyoruz.
BETÜL HANIM:Estağfirullah Hocam, sizin vesilenizle oluyor, inşaAllah. Ben de İmamı Rabbani’den anlatmak istiyorum, önceki hayal vehimle ilgili İmam Rabbani’nin sözü, on dördüncü mektuptandı, inşaAllah. “Bela mümine yağmur gibi yağar, daha yok mu? derler” demiştiniz. İmamı Rabbani Hazretleri’nin de bu konuda aynı ifadesi var. İmamı Rabbani Hazretleri şöyle diyor: “Her ne zaman bela ve musibet vaki olsa, öncelikle feraha ve sürura (neşeye) sebep oluyor. O zaman şöyle diyorum; daha yok mu? Dünya metaı (geçici dünya süsü) cinsinden bir şeyin bende gitse, gönlüm hoş oluyor, aynısının olmasını temelli ediyorum” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Hocamız şahane konuşmuş, tam bir Müslüman gibi, tam bir deli aşık gibi konuşmuş yani Allah’ın deli aşığı gibi konuşmuş. Derin aşıklarda, gerçek aşıklarda bu olur, bu üslup olur. Allah cennette kardeş etsin hocamızla, inşaAllah.
Cübbeli’nin sesini unuttuk, biraz dinleyelim.
VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhurunun ve İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetinin Çok Yaklaştığını Söylüyor.
ADNAN OKTAR: “Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Muhammed Ahmet Adnan Hocam. MaşaAllah iltifatlarınız çok güzel. Ben de çok özeniyorum iltifatlarınıza. İnşaAllah en yakın zamanda görüşürüz Hocam. Allah yolunuzu açık etsin. Allah her türlü sizlere yardımı yapsın, yükünüzü hafifletsin, yüzünüzü nurlu eylesin. Allah’a emanet olun. Kendinize iyi bakın.” Kardeşim güzelliğimden bahsetmiş, maşaAllah. “Teşekkürler, gözümüzü, gönlümüzü açtınız, bize gerçekleri gösterdiniz. İyi ki varsınız, saygılar, hürmetler” diyor, Esvet Özer kardeşimiz, maşaAllah.
Benim bu güzeller güzelime hemen bir sorum olsun, diyorum ki; Allah’ı neden bu kadar çok seviyor? Allah’ın birliğine inanıyor mu? Bir olarak mı görüyor Allah’ı? Hangi delillerden Allah’ın varlığını anlıyor?
YABANCI KONUK: “Allah’ı sevmem doğal. Çünkü tüm hayatım, tüm görüşüm bu şekilde benim. Benim bütün hayatım. Ben Hıristiyan’ım, ailem de Hıristiyan ama tek Allah’a inanıyorum, çünkü dua ediyorum, O’ndan yardım istiyorum. Kimsenin gücü hiçbir şeye yetmez, sadece Allah’ın yeter. Allah beni koruyor. Türkiye’ye gelirken korktum. Ne olacağını bilmiyordum. Buraya gelirken dua ettim, en iyisini vermesini istedim Allah’tan. Şimdi de buradayım, ailem de iyi durumda olduğumu biliyor. Bu Allah’ın dilemesiyle oldu ve kaderimde karşıma çok iyi insanlar çıkardı, bizi kastederek. Allah’ı seviyorum, Allah birdir. Farklı dinler vardır ama Allah tektir. Her dine eşit davranmalıyız, çünkü tek Allah’a inanıyoruz hepimiz. Bunun dışında da kiliseye hasta insanlar geliyor. Sonra dua ediyorlar. Dua edip, Allah’a yakınlaştıkça, hastalıkları geçmeye başlıyor. Bu Allah’ın varlığının delillerinden, büyük delillerinden birisi. Bu şekilde Allah’a inanıyoruz, yoksa ateistsindir, o zaman her şey anlamsız olur.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, çok akıcı ve güzel konuşuyorsun, maşaAllah. İngilizcen de çok güzel. MaşaAllah, bir de çok samimi konuşuyorsun. Ruhun da güzel, kendin de güzelsin. Allah hep sana güzellik versin, hidayet versin, iyilik versin inşaAllah. Seni hep Allah doğru yolda tutsun, doğru yoldan ayırmasın, inşaAllah. Leyla Hocama maşaAllah. Ama kardeşim maşaAllah iki kardeş, ikiniz, çok memnunum sizlerden, maşaAllah. Allah ilminizi arttırsın. Terbiyeleri, saygıları, sevgileri nefis, çok şahane, bayağı güzel, maşaAllah. Hukuk mezunu Leyla, biliyorsunuz. Almanya’da hukuk okudu, çok güzel okulu da maşaAllah. Şimdi burada da ihtisas yapacak, inşaAllah. Kardeşi de öyle, çok kültürlü, bilgili bir hanım ama yaman, maşaAllah ilmi, irfanı çok güzel. Çarşafın da yakışmış, maşaAllah.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...