SUNUCU:Adnan Oktar’la Sohbetler programına hoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Hocam buyurun.
SUNUCU: Tabii inşaAllah. PKK kaçırdığı öğretmenlerden dördünü dün akşam saatlerinde serbest bırakmış.
ADNAN OKTAR:Hayır, niye kaçırdılar, niye bıraktılar onu da anlamadım ben, amacı ne olmuş oluyor. Yani gözdağı vermek için yapıyor herhalde anladığım kadarıyla. Terör faaliyetlerinde olur o; adam kaçırma, gasp, soygun. Onlar zaten Leninist, Stalinist düşüncenin bir gereği olarak onu yapmaları gerektiğine inanıyorlar, ama tabii bekliyoruz fikri çalışma, fikri karşıt çalışma. Tabii askeri tedbirler falan olur, polisiye tedbirler ve yahut ekonomik tedbirler, ama netice alınmaz ondan, alınmadı da alınmaz da. Fikri karşı atağı hiç denemedi devlet. Denemiş olsa hemen netice alırlar, çok güçlü netice alırlar. Biliniyor da böyle olacağı ama garip bir şekilde aksatılıyor. Aslında büyük bir kamuoyu baskısı olursa devlet bunu yapar. Kamuoyu bunu çok gündeme alırsa, gençle, herkes söylerse; sırf benim söylememle olmaz. Herkes söylerse, çözüm olduğu gösterilirse konu biter. Hocam buyurun.
SUNUCU: İnşaAllah. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türki Cumhuriyetleri’nin bağımsızlıklarının yirminci yılı dolayısıyla yaptığı konuşmada, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın altı devletli tek millet bilinciyle hareket etmesi ve dayanışma göstermesi gerektiğini belirterek önümüzdeki büyük imtihanda dayanışma içinde olmayanlar tek kaldıklarında bazı büyük sıkıntılarla başa çıkmazlar.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak, birleşme iman ile olur, Allah sevgisiyle olur. İnsanların ruhu egoistliğe daha yatkın olur, yani insanlar egoist, bencil ruhu daha çok benimserler. Yani araba benim olsun, işte benim kendi çoluğum çocuğum kurtulsun, kendi ailem rahat etsin, kendim rahat edeyim falan bu kafadadır, mesela insanların büyük bir bölümü böyledir. Bencillikten, egoistlikten kurtulmanın yolu, İslam’dır, Allah sevgisidir. Yoksa adam yabancı bir ülkeyle birleşmeyi niye istesin? Başımıza iş çıkarır derler adamlar. Mesela bak Avrupa egoistçe bakıyor, ne diyor Avrupa Birliği? Türkiye girerse işte parasal yönden dengemiz bozulur o yüzden istemeyiz diyorlar, o kadar. Veyahut rahatımız kaçar diyorlar. Ülkeler arasında da dikkat ederseniz savaşlar, şunlar bunlar, birçoğu egoistlikten çıkar, bencillikten çıkar. Milli egoizme ne deniyor? Faşizm deniyor. İnsanların büyük bölümünün ruhu böyledir. Türki Devletlerle birleşmek istemek nasıl olur? Allah aşkıyla çok sevgi dolusundur, insan sevgisiyle dolusundur, daha çok insan sevmek istersin, daha çok insanla görüşmek istersin, dost canlısı olursun o zaman onları da yakın bilirsin, Allah’ın güzel kulları olarak. Yoksa böyle bir olay olmaz. Türki Devletler için eskiden beri söylenir hep, Türk Devletleri birleşsin, Türkiye büyüsün Turan olsun denir. Defalarca deneme yaptılar, daha da adamlar uzaklaştılar, hatta bu tip girişimde bulunanlardan daha soğudular. Çünkü girişimde bulunan adamlar egoist yaklaştılar, çıkarcı yaklaştılar; hemen gelir gelmez, sizinle ne ticaret yapabiliriz, ne çıkar sağlayabiliriz. Baktılar adamlar sevgiye dayalı değil, çıkara dayalı, adamlar hoşlanmadı bu işten. Oradaki insanlar, kardeşlerimiz, mutlu olmadılar. Çünkü çıkar için bizi birine yanaştırmak bu çok rahatsız edicidir. Sen tam sevgi için beklerken, dostluk için beklerken iyi niyetle, Allah rızası için, aşkla sevecenlikle düşünürken, bakıyorsun adam senden ne koparacağının peşinde. O zaman olmaz. İddia edilen Ergenekon terör örgütü mensupları zamanında o tip girişimlerde bulundular, o tip hareketlerde bulundular, o insanları daha da soğuttular, nefret ettirdiler. Gidin sorun Türki Devletlere, adamlar “aman aman, sakın” diyorlar. Çünkü o kafaya böyle karşılık verirler, egoist oldu mu öyledir. Ama egoistlik, bencillik yoksa, sevgi varsa. Yoksa insan sevilmediği yere niye gitsin, değil mi? Gitmek de istemez, hiçbir şekilde istemez. Ama onu seven insanlar varsa orada, sevgi varsa, o sevgiyi tatmak için, o sevginin güzelliğini, o heyecanı yaşamak için gelir. Kedi bile hayvan, sevgi gösterirsen mırıldıyor, böyle şakalar yapar, hareketleri çok hoş olur, kendini sevdirmek için neler yapar, sevildiğini anlarsa. Ama adam tekmeyle uzaklaştırırsa hayvan kaçıyor ondan, hayvan böyle panik halde oluyor, uzaklaşıyor. Sevgi kainata hakimdir, Allah’ın verdiği kutsal bir nimettir, güzel bir nimettir. Onun için böyle siyasi soğuklukla, resmi soğuklukla, buz bir yüzle, abus bir çehreyle gelin kardeşim birleşelim dersen, adam gelmez. Ama aşkla, şevkle böyle candan sarılıp; ben sizi çok seviyorum, aşkla seviyorum, siz benim kardeşimsiniz, ben sizleri görmeden edemiyorum dersen, o zaman insan sevildiğine gider. Sevilmediği yere insan gitmez.
SUNUCU: Bir önceki söylediğim haberde; polisin yaptığı operasyonlarda bazı öğretmenler, terör örgütüyle bağlantılı olduğu düşünülerek gözaltına alınmış daha öncesinde, PKK’da buna karşılık bazı öğretmenleri kaçırmış.
ADNAN OKTAR:Şimdi kaçırılmış adam, bilmiyorum adli şeyi nedir de, bir de halka öyle bir ızdırabı tattırmamak lazım. Tabii emniyet daha iyi bilir, mahkeme, savcılar daha iyi bilir, ama böyle genel anlamda diyorum. Zaten adamın başı derde girmiş, bir daha niye? Bence o tip vakada şefkat göstermek lazım. Bilmiyorum tabii vardır bir bildikleri ama ben olsam öyle davranmam. Acıyorum ben Güneydoğu’daki kardeşlerime, insanlarıma, çok şefkat duyuyorum. Onlar çok çile çektiler zaten, çok rahatsızlık duydular, bir de onun üstüne üstlük böyle. Aslında insanların hapiste falan olması hakikaten beni rahatsız eder. Ben halkımızın çok rahat etmesini istiyorum, üzülmemesini istiyorum. Her şey sevgiyle hallolur, şefkatle, yoğun sevgi, bilim ve sanatla. Bilim, sanat ve şefkat bu üçü.
(“Terör olaylarını büyük haber mi yoksa küçük haber mi olarak verelim, ya da görmezden mi gelelim” sorusu üzerine)
Kardeşim diyeceksin, siz şehit haberlerinden anladığım rahatsız oluyorsunuz, adamların keyfini kaçırıyor bağıranlar, çağıranlar. Yüksek sesle ağıt yakanlar, efendim cenazeler, adamların asortiğini, keyfini, rahatını bozuyor olabilir. Dolayısı ile bize göstermeyin kafasındaysalar eğer bir kısmı, bu vahim. Bir de Güneydoğu veriliyorsa verilsin kafasında da olabilir bunlar, bazı entel dantel, kibarcık takımı. Bizim huzurumuz kaçmasın, ne alakası var tam eğlenirken, böyle şeyler ağzımızın tadını kaçırıyor kafasında olabilirler. O yüzden ne haberleri yayınlayın ne de bu konulardan bahsedin, bizim içimiz rahat olsun, diskolarda eğlenelim, viskimizi içelim, boğazda gezelim kafasında olabilirler. Dolayısıyla Darwinist, materyalist yetişen bir kısım gençler bu tip bir cevap vermiş olabilirler. Şehit haberleri tabii ki verilecek, anlatılacak. Ama çözümde sürekli anlatılacak, sırf ağıt değil. Ayrıca ağıt yapılsın da demiyoruz biz. Zaten Müslüman delikanlıdır, niye ağıt yaksın? Şehit varsa, şehide sevinilir, yiğitliktir. Hz. Hamza (r.a.)şehit olduğunda ağıt mı yakıldı? Hz. Ali (r.a.), Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.) şehit olduğunda ağıt mı yakıldı? Sahabeler onar, yirmişer, yüzer şehit ediliyordu her gün, ağıt mı yakıldı? Yok. Delikanlılığın şanındandır, Müslümanlığın şanındandır şehitlik, bir nimettir, dolayısıyla orada ağıta gerek yok. O anlatılabilir ama şehit cenazeleri tekbirle, yeri göğü inleterek kaldırmak lazım. Tekbir sesleriyle yerin göğün inlemesi lazım. Ve sürekli gazetelerde de komünizmin, terör düşüncesinin, Leninizm’in yanlışları, hatalı yönleri bilimsel anlatımlarla; demagojiyle değil ama, böyle siyasi demagojiyle değil, akılla, bilimle anlatılması lazım. Çok güzel delillerle açmazları, yanlışları her gün bir gazete köşesinde bir haber, iç kısmında biraz haber, bu şekilde olur. Yoksa açık oturumlar yapıyorlar ben görüyorum, adamlar çay, kahve içiyor sürekli konuşuyorlar. Bilimsel içeriği yok, mantık yok, hiçbir şey yok. Sadece PKK ile görüşelim mi, görüşmeyelim mi, görüşürsek ne yapacağız, hep havanda su dövmek tarzında oluyor. Birisi çıkıp da, bunlar komünist madem, madem Darwinist, materyalistler, bunların fikirlerinin yanlış olduğunu bunlara anlatalım, konuşalım çözülsün demiyor. Bakın, dikkat edin, seyredin, hep demagoji tarzındadır, hep yüzeyseldir, hep sathi konuşmalardır. Hemen hemen her kanalda sürekli konuşma var. Ama tek konudan kaçınıyorlar, Leninizm’in, Marksizm’in, Stalinizm’in, Darwinizm’in bilimsel eleştirisi. Buna yanaşmıyorlar, bunun dışında her şeyi anlatıyor adamlar. Bu çok manidardır. Ya fikirlerine güvenemiyor bir kısım kişiler veyahut zaten o da Marksist, Leninist, Darwinist olduğu için anlatmak istemiyor veyahut bizim bilmediğimiz başka nedenleri var. Veyahut müsaade etmiyor bazı çevreler bunlara. Biz ama geceli gündüzlü anlatıyoruz işte A9’da, ama A9 sadece yeterli değil tabii ki, geniş çapta olması lazım, evet buyur.
SUNUCU: İnşaAllah. Siz yakın bir zamanda PKK’nın sadece Güneydoğu’da değil, şehirlerde de birçok kişiye eğitim verdiğini söylemiştiniz. Nitekim İzmir’de de bir siyaset akademisinde PKK için eleman yetiştirildiği, PKK’nın faaliyetlerinin devamlı eğitiminin verildiği ve Abdullah Öcalan’ın yolunda ilerlemek için yazılı bir metinin üzerine yemin ettirildiği anlaşılmış. Bugüne kadar buradan yüz kişinin mezun olduğu belirlenmiş. Polis eş zamanlı operasyonla ilgilileri gözaltına almış.
ADNAN OKTAR:Hapishaneye giriyorlar, hapishane de adamlar okul kuruyor adeta. Orada muazzam bir Marksist eğitim veriyorlar, birbirlerini Marksist, Leninist, Stalinist yönde eğitiyorlar. Mesela adam beş yıl hapis cezası yiyor, altı yıl hapis cezası yiyor, altı yıl orada Marksist eğitim alıyor, Leninist eğitim alıyor, terörün yöntemlerini öğreniyor. Hapisten çıktıktan sonra adam daha azgın, daha saldırgan oluyor; birçoğu öyle PKK’nın saflarına katılıyor, dağ kadrosuna katılıyor. Yani hapishaneler onlar için bir okul hükmünde oluyor. Kahvehaneleri kullanıyorlar, köy odalarını kullanıyorlar, kendi evlerini kullanıyorlar, her yeri eğitim için kullanıyorlar. Ama eğitime çok önem veriyorlar. Devlet de eğitime önem vermiyor, karşıt eğitime, yani anti-Leninist, anti-Darwinist eğitime önem vermiyor. Hayat damarı bu, olayı kökten çözecek olan budur, buna önem verilmiyor. Mesela Sayın Devlet Bahçeli dedi ki; “Kandil’e Türk bayrağını dikelim.” Tabii onun sembolik bir değeri olur, sembolik bir anlamı olur; yoksa kandile bayrak diktiğinde adam oradan kaçar, başka yere kaçar. Ama hiç olmazsa Kandil’in lafı sık sık duyulmaz. Sürekli Kandil, çünkü bir meydan okumanın adı Kandil şu an. Ama mesela kandilden de kaçırttık denirse, bu güzel sükseli olur, iyi olur, onlar açısından moral bozucudur, ama netice alıcı hiç değildir. Çünkü onlar bütün bölgeyi kullanıyorlar. Bölgenin tamamını, yani Suriye’yi kullanıyorlar, Ürdün’ü kullanıyorlar, Mısır’ı kullanıyorlar, her yeri kullanıyorlar, İran’ı kullanıyorlar, bütün ülkeleri kullanıyorlar, bütün bölgede faaliyet halindeler. Türkiye’de de hemen hemen bütün illerde faaliyet yapıyorlar. Onlar dar bir bölgeye sıkışmış, dar bir bölgede faaliyet yapmıyorlar. Ama orada bir Türk bayrağının olması güzel olur. O nasıl yapılacak? Irak yönetimiyle anlaşması lazım Türkiye’nin. Orada bir üs, bir karakol talepleri olması lazım. Kandil de dev bir Türk karakolu yapabilirler güvenlik gerekçesiyle. Verir Irak yönetimi, öyle bir sorun çıkmaz. Büyük bir karakol, büyük birde Türk bayrağını oraya takarsak, Kandil kısmen de olsa kontrol altına alınmış olur. Sembolik olarak faydası çok olur, ama net netice alıcı değil. Çünkü net neticenin zaten bilimsel mücadeleyle olacağını söylüyorum ben. Askeri çözümün siyasi çözüm olmayacağını hem Kuran’dan, hem Risale-i Nur’dan, hem akılla, hem mantıkla anlattım. Olmayacağı belli. Ama sembolik olarak düşünülüyorsa, o olur yani orada Irak hükümetinden izin alınır. Belirli bir yer askeri üssü gibi bir izin alınıp, orada büyük bir karakol kurulabilir. Yani hem helikopter inebilen, kara harekatına uygun, her yönden karakol özelliği taşıyan bir yer orda ihdas edilebilir.
(Öcalan’ın serbest bırakılmasının tartışılmasıyla ilgili) Türk milleti böyle bir teklifi hiçbir şekilde kabul etmedi, etmez de. Gitsin sokağa sorsunlar. Sokakta bunu sormak, tespit etmek varken böyle hayali sözler üretmenin anlamı ne? Çıksınlar, mesela Ankara’da Kızılay’a gitsinler, Ulus mahallesine gitsinler sorsunlar. İstanbul’da Taksim’de, Kadıköy’de sorsunlar. Bu adamlara özerklik verelim mi, Abdullah Öcalan’ı bırakalım mı, serbest kalsın mı, bir sorun bakayım. PKK’lıların dışında evet böyle olsun diyen çıkmaz. Yani yüzde 99,9 reddedecektir. Sosyalist yöntemlerle, Marksist yöntemlerle, Leninist yöntemlerle, Darwinist, materyalist yöntemlerden netice alınmaz. Zaten öyle bir yöntemi de uygulatmayız, ayrıca öyle bir olay da olmaz. Boş yere çırpınmasınlar. Tek yol vardır Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam, bunun dışında yol yok, bunu unutacaklar, inşaAllah. Buyurun.
SUNUCU: İnşaAllah, Somali’de dün bir intihar saldırı düzenlenmiş ve yetmişten fazla kişi ölürken, onlarca kişi de yaralanmış. Başbakan Erdoğan, Türkiye Güney Afrika İş Formu’nda yaptığı konuşmada bu patlamayla ilgili şunları söylemiş. “Bunu bir defa İslam adına yapmış olduklarını söyleyen insanların İslam’la alakası olamaz. Zira İslam bir terör dini değildir, İslam anlamı itibariyle de bir barış dinidir ve bunun mensubu olduğunu söyleyenlerde İslam adına insan öldürmeye kalkamasınlar. Yaptıkları iş tamamıyla İslam dışıdır, İslam ile uzaktan yakından alakası yoktur” ifadelerini kullanmış.
ADNAN OKTAR:Doğru, güzel, onu ifade etmesi gerekir ve ifade etmesi de faydalı olur, çünkü zaman zaman karşıt açıklama yapılması güzel. Özellikle Başbakan’ın açıklama yapması çok etkili olur tabii. Ama yobaz takımına anlatılanlar kulağının bir tarafından girer bir tarafından çıkar, yobaz takımı öyle laftan, sözden, iknadan pek anlamaz. O kendi putlarına itibar eder, kendi put inançlarına itibar eder. Onun putlaştırdığı kişiler vardır, şahıslar vardır onlara itibar eder, dolayısıyla burnunun doğrultusuna gider. Nasıl Darwinist, materyalist, ateist takım burnunun doğrultusuna gidiyorsa, onlarda burnunun doğrultusuna gider. Sağduyu sahibi, aklı başında insanlar çok etkili olur, onun için halkımızın aydınlatılması çok önemlidir. Her zaman böyle uç tipler olur, bunları ikna etmek çok güç, bunlar yine aynı kafada devam ederler. Her zaman ortaya çıkarlar, kendini öldürtür, başkasını gider öldürür. PKK da aynı kafada, bunlarda aynı kafada, hepsinde Darwinist, materyalist, Leninist, Stalinist ruhun o deccali kan dökücü acımasız ruhu vardır. Yobaz takımıyla bu Marksist, Leninist, Stalinist kafa aynıdır. Bu kan döken yobazlarda komünistlere hayran olan insanlardır. Komünistlerin kan dökme, bombalama, intihar eylemleri onlar için iftihar edilecek şeylerdir. Omuz omuzadırlar, yani yobazlarla komünist, ateist, Darwinist takım omuz omuzadır. Terör konusunda ittifak halindedirler, dünyanın her tarafında birbirlerini koruyup kolluyorlar. Buna karşı da çözüm Mehdiyet’tir, Türk-İslam Birliğidir, İttihad-ı İslam’dır. Onlar istese de istemese de zaten onlara karşı bir geniş fikri cephe oluşuyor, bilimsel cephe oluşuyor. Geniş halk kitleleri hep ılımlıdır, güzel huyludur, hep pozitiftir. Bizim milletimizin mesela yüzde 99.9 güzel huyludur, sevecendir. Milletimizin ikna edilmesi çok önemli; İttihad-ı İslam’a, Türk-İslam Birliğine ikna edilmeleri. O olduğunda konu biter. Yoksa oturup böyle cins adamlarla uğraşmaya kalkarsak netice almamız çok zor. Buyurun.
SUNUCU: Yiğit Bulut’un bir yazısı vardı. Yiğit Bulut, iddia edilen Ergenekon yapılanmasının Osmanlı’dan bu yana var olduğunu; Ermeni tehciri de, birçok olayın altında da bu örgütün bulunduğunu, örgütün Almanya ayağının son derece önemli olduğunu burgulayan bir yazı yazmış. Özellikle Almanya’daki Bild Gazetesi’yle, Hürriyet Gazetesi’nin bağlantısına dikkat çekerek, Hürriyet’teki; ‘dört yüz on bir el kaosa kalktı’ manşetinin altında, bu gazetenin yönetiminde Murdoff Grubu’nun hep iddia edilen Ergenekon örgütünün Almanya bağlantısını etkili olduğunu iddia etmiş. Başbakanın da Almanya bağlantısına dikkat çektiğini vurgulayarak,“ancak bence bu konunun en önemli yönü PKK’nın da bu örgüt tarafından yönetilmesidir” yorumunda bulunmuş.
ADNAN OKTAR:İşte burada bir eksiklik var, çok değerli, çok sevdiğim bir kardeşimiz. Çok imanlı, çok akıllı bir insan ama Marksist, Leninist hareketlerin, Stalinist hareketlerin ahbabı, dostu o kadar az değildir, tek bir örgüt desteklemez. Yönetmesi diye bir konu yok zaten, yönetmesi ayrı bir konu da, yönetmeyi kendi kafalarında orada toplanıp, it kopuk takımı onlar yapıyorlar. Bunlar para verirler, siyasi destek sağlarlar, imkan sağlarlar, işte eleman gönderirler yani psikolojik destek sağlarlar. Bunlara karşı alınacak tedbirlere karşı karşıt tedbirler alırlar falan feşmekan, o tarzdadır. Yoksa şimdi Almanya destekliyor da, Norveç desteklemiyor mu? Destekliyor. Norveç, Danimarka, Hollanda hepsi destekliyor, Yunanistan destekliyor PKK’yı. Dolayısıyla dar planda değil, mesela Suriye destekliyor, hatta İran’ın komünistleri, İran komünistleri destekliyor. PKK’nın destekçisini ben saymaya kalkarsam, en az yetmiş çeşit destekçi sayarım, sırf Almanya ile kalmaz. Almanya, destekçilerden bir destekçi.
“Canım Hocam, Saadet Partisi Hanım Komisyonları toplantısına iştirak ettim. Ahir zaman, Hz. Mehdi (a.s.)’ı, İttihad-i İslam’ı anlattım. Kimi anlattıklarımı Cevat Akşit Hocam’a soracağım dedi, kimi Cübbeli’den bahsetti. Canım Hocam, İttihad-ı İslam’ı kim kuracak şeklinde bir konuşma oluyor. Tayyip Erdoğan Beyefendi diyeceğimi sandılar. Bunu ancak Allah, Hz. Mehdi (a.s.)’a nasip edecek dedim. Buradan, İttihad-ı İslam’dan, Hz. Mehdi (a.s)’a geçtim, rahat bir nefes aldılar. Erbakan Hocam’ın en büyük hayali İslam Birliği’ydi, D8’i ondan kurdu. On yıla kadar Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s.)’ı göreceğiz inşaAllah dedim. Belki görevlisiniz Allah size konuşturuyor dedim. Güzel oldu inşaAllah canım Hocam. Allah ne konuşturduysa dikkatlice en güzel bir şekilde konuştum. Allah tesirini halk eylesin, Allah’a şükürler olsun” diyor bir hanım kardeşimiz. Buyurun.
SUNUCU: Tabii inşaAllah. Size mesaj gönderen bir kardeşimiz var güzel hizmetlerde bulunan. Şöyle diyor: “SelamünAleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Aleyküm Selam. “Sizinle görüşmeyi çok istememe rağmen Rabbim daha nasip etmedi, inşaAllah. İslam Birliği’nin kurulduğu günlerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın bayrağı altında buluşmayı nasip eder Rabbimiz. Size açtığım kitapevinin tanıtım broşürlerini gönderiyorum, inşaAllah. Buraya ilk defa gelen kardeşlerime bir adet kitabınızı hediye olarak veriyorum, inşaAllah. Rabbim sizden ve talebelerinizden razı olsun, bizleri de size talebe yapsın, inşaAllah. İstanbul Nişantaşı’ndan Hayrettin Görünmek. 2A1K kitapevi ve ahirzaman.tv internet sitesi yöneticisi aynı zamanda, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hadimi, inşaAllah” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak ne güzel, güzel bir hizmet. Karınca kararınca çok etkili, güzel bir yöntem. Allah feyzini arttırsın, şevkini arttırsın, gayretini arttırsın, bereketli kılsın, kolaylık getirsin Cenab-ı Allah ona. İşte benim gücüm yetmiyor diye bir şey yok işte bak. Bu imkanlar içerisinde kardeşimiz en mükemmeli yapmaya çalışmış, bayağı güzel, maşaAllah eline sağlık, Allah razı olsun. Biraz Cübbeli Hazretleri’ni konuşturalım, dinleyelim.
VTR: Cübbeli, içinde yaşadığımız Ahir Zamanda konuşulacak en önemli konulardan birininHz. Mehdi (a.s.) konusu olduğunu anlatıyor.
SUNUCU: Ahmedinejad, İran Devlet Televizyonu’nda yaptığı konuşmada; “Türkiye’de kurulacak füze savunma sisteminin asıl amacının İsrail’i korumak” olduğunu belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Doğru.
SUNUCU:“Günün birinde İran’a karşı harekete geçtikleri zaman füzelerimizin işgal altındaki topraklarımızı vurmasını istemiyorlar. Füzeleri işte bu yüzden oraya yerleştiriyorlar” ifadelerini kullanmış.
ADNAN OKTAR:Yani şimdi Ahmedinejad bu durumda haklı olur. Öyleyse bak ben bütün gücümle tavır alırım ve ona göre de bir şeyler olur, yani Türkiye’nin tavrı değişir. Şimdi, hayalet Mehdi anlayışı çok büyük bir tehlikedir, yani- beni affetsin- her türlü psikopatlık beklenir öyle bir kafadan. Mesela bir şahsı düşünelim, belirli birkaç şahsı mesela, 10 kişi, 20 kişiyi esas alalım; mesela farz edelim İran Genel Kurmay Başkanı -ellerinden öperim, saygı duyuyorum- fakat şimdi dese ki inancına göre bak, inkar edilecek gibi değil; ‘Hz. Mehdi (a.s.) çıktı, ben odada otururken duvarda göründü ve bana emretti, bas düğmeye Türkiye’yi yerle bir et, orada Sünniler var. İsrail’i de bombala, her yeri bombala bir birine kat her yeri. sen büyük cihat yapmış olacaksın, Allah’ın emrini yerine getirmiş olacaksın’ dese ne yapacak bu adam? ‘Dinlemiyorum’ mu diyecek? Hz. Mehdi (a.s.)’a ‘ben asi mi geldim’ diyecek, ne diyecek? Onların inancına göre farz, Hz. Mehdi (a.s.)’a itaat etmek farz. Bütün anlatımlarda, bütün konularda bu konu çok kapsamlı anlatılıyor. Mesela Ahmedinejad çok saygı duyduğum, değer verdiğim bir değerli büyüğümüz. Hz. Mehdi (a.s.) evine geldi, mesela görüntü olarak geldi, ki inançlarına göre öyle diyorlar; ‘biz görürüz’ diyorlar, ‘Ya Ahmedinejad, işte bak ben göründüm, vakit de zamanı da geldi, zibil gibi elinizde bombanız da var, her türlü imkanınız da var, roketler de var, hadi göreyim sizi. Bak bende seni çok seviyorum, Türkiye’yi şöyle yerle bir et’ dese ne diyecek Ahmedinejad? ‘Hayır dinlemiyorum’ mu diyecek? Çünkü ‘ışık olarak görüyorum’ diyor. Zaten Şii inancına göre de mutlaka görüntü olarak görünmesi gerekiyor, ‘çağırana görünür’ diyor zaten. Ses olarak, görüntü olarak. Bak, ‘üç çeşit olur’ diyor; 1- ‘Ses olarak duyarsınız’ diyor, bu ses zaten geçerli, sesini duyduğunda itaat edeceksin. 2- ‘Yüzü görüntü olarak oluşur’ diyor, hem konuşuyor, ama sadece baş kısmı yüzü görünüyor cemali ve Mehdi olarak zuhur ediyor, itaat edeceksin. 3- ‘Beden olarak gelir görünür’ diyor, ‘bir ihtiyacın olduğunda istersen getirir sana’ diyor, yani yiyecek içecek ne istiyorsan. Şimdi böyle bir inanç bölgede hakim olduğunda Türkiye ne yapsın, nasıl davranması gerekir? Ben son ana kadar onları destekliyorum, yani seviyorum. Eğer böyle bir şey olmasa, doğrudan doğruya bir füze sistemi kurulsa, ben buna müsaade edilmemesi için var gücümle tavır alırım. Ama şu an gerekiyor. Bu hayali Mehdi, hayalet Mehdi inancından dolayı gerekiyor, ondan dolayı, hem de acil olarak gerekiyor. Yani İran bu kafayı düzeltsin desin ki; ‘Evet biz bir Mehdi’nin geleceğine inanıyoruz, alametleri de gelmiştir, bütün alametleri oluşmuştur.’ Sayıyoruz her zaman bildiğiniz alametler, büyük alametler küçük alametler olmuştur, vakti gelmiştir. Anneden babadan doğan normal bir insandır Hz. Mehdi (a.s.). Kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak. Ahmedinejad, ben söyleye söyleye kendisi de bunun aynısını söylemeye başladı. Ama gelgelelim, ‘bin küsur seneden beri yaşıyor’ diyor. Şimdi bu- beni affetsinler hepsini tenzih ediyorum- ama psikopat bir ruh halini arkasından getirecektir ve psikopatlığı getirecektir arkasından. Ve çok tehlikeli bir şey olacaktır bu. Ya kardeşim, İran; Hava, Deniz, Kara Kuvvetleri komutanları bir arada, Genel Kurmay Başkanları oturuyorlar; ‘biz otururken bize ses geldi’ deseler ne yapacağız biz? ‘Mehdi’nin sesi geldi, her yeri birbirine katın, Allah’ın emri artık bu’ dese ne diyecekler? Zaten film de yayınlıyorlar, yeri göğü birbirine katacaklarına dair. İranlılar bir film hazırlamışlar, yeri göğü birbirine nasıl katıyor Mehdi. İnternette vardı, bütün Avrupa’da falan da yayınlanıyor. Kardeşim bunun şakası olur mu? Ve şimdi adam, mesela Ahmedinejad; “Ben buna inanıyorum” diyor. Bir başka molla efendi “ben de inanıyorum” diyor, Genel Kurmay Başkanı “ben de inanıyorum” diyor. Herkes bu saçmalığa “inanıyorum” diyor, demek durumunda yani. Kabul etmediğinde zaten adamı aforoz ederler, mahvederler. Hiçbiri inanmıyor, hepsi inanıyorum havasında. Yarın bir gün adam ‘bir görüntü aldım’ derse, ki olabilirde yani böyle şizofrenide falan olur, ses duyar adam, halüsinasyon duyar. Ne yapacağız? Yani, ‘bu Allah’ın emri ben bunu yapacağım’ dediğinde ne diyelim? Bunu halletsin İran. Bu İttihad-ı İslam’ı engelleyen bir şey, Türk-İslam Birliği’ni engelleyen bir şey, Müslümanların birleşmesini engelleyen büyük bir fitne. Bunu halletsinler. Bak, Türkiye nefsi müdafaa durumunda kaldı. Tabii ki İsrail’i de korumak için yapılmıştır, sırf İsrail için değil tabii ama büyük çapta İsrail’i korumak içindir. Çünkü İran’ın bir numaralı amacı İsrail zaten. ‘İsrail bize saldırdığında biz kendimizi savunacağız’ tabii o biraz merhameti ve şefkati celbeden bir ifade, ama bence bu samimi bir ifade değil. İran, eğer fırsatını bulursa İsrail’in tepesine biner, yani yeteri kadar silaha kavuşursa, imkanı olursa. Bu inanca göre yapması gerekir, bu inanca göre yapar. Kendi kafalarına göre yapmazlar, bakın ben İran yapar demiyorum.Çok aklı başında insanlar, güzel huylu insanlar, ama bu hayalet Mehdi inancı şizofren bir bakış açısını getiriyor arkasından, bu çok tehlikeli. Buna hepsi uymak durumunda kalacaklar o zaman, yani kitlevi bir şizofren ruh hali hakim olur topluma. Çok büyük bir tehlike olur bu. O yüzden tedbir alınması elzem.
Var mı o film? İnternette vardı o film, bir propaganda filmi olarak Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili hazırlamışlar. İşte geliyor, asıyor kesiyor, bombardıman ediyor. Mesela benden Armagedon ile ilgili bilgi istiyorlar, röportaj yapmak istiyorlar İranlı kardeşlerimiz. Biz dedik; ‘İttihad-ı İslam’la ilgili yapalım’, yok illa Armagedon ile ilgili olsun diyorlar. İllaki savaş çıkacak, ne demek bu? İşte Mehdi emredecek, Armagedon’u yapacaklar bu, olay bu. Nasıl olacak? Mehdi işte görünecek duvarda, bu kadar açık. ‘Bana göründü’ diyecek, ‘bastım düğmeye’ diyecek o kadar. ‘Hadi hücum dedi’ diyecek, ‘ben de onu der demez düğmeye bastım’ diyecek. Yani biz karşısına geçip; neden bunu yaptın dersek, ‘ben Mehdi’ye uydum’ diyecek. ‘Sen Mehdi düşmanı mısın?’ diyecek. Biz ne diyelim? Böyle bir anormal durum var, Allah rızası için akıllarını başlarına alsınlar, bir kendilerini toparlasınlar. Hepsinin bak, ellerinden ayaklarından öpüyorum, hepsine saygı duyuyorum, hepsi benim değerli kardeşlerim. Ama bu çok açık anormallik bu, bir şizofren mantık var burada, şizofren bir yapı oluşacak burada ve çok büyük bir tehlike. Birde toplum birbirine kilitlenmiş durumda, o onu öyle zannediyor, o onu öyle zannediyor. Hiç biri inanmadığı halde herkes birbirine inanıyor havası veriyor. Zincirleme bir tehlike var. Hangi aklı başında adam inanır ya? Bin küsur seneden beri mağaranın içerisinde kalmış, bilmem kaybolmuş, işte halk arasında geziyormuş fakat görünmüyormuş. Görünmüyor derken; yani böyle bulut gibi falan da değil. Var ya filmlerde görünmez adam, o tarzda görünmez adam diyorlar. Halbuki Hz. Mehdi (a.s.) normal bir insan, inanların içinde ama insanlar onu sezemiyor, kast edilen budur. Bunların, arkadaşların dediği ne? ‘Görünmez adam tavrında’ diyorlar.
Neyse, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bir film var onu seyredelim, o arada bulunabilirse iyi olur. Bir propaganda filmi vardı, her yerde var biliniyor. Evet.
VTR: HAZRETİ MEHDİ (A.S.)’IN GÖRÜNMEZ BİR VARLIK OLARAK YÜZYILLARDIRYAŞADIĞI İDDİASINDA OLAN BAZIŞİİKARDEŞLERİMİZE SORUYORUZ? ( 3 )
ADNAN OKTAR :Onu baştan sona gösterebiliriz, o bayağı tehlikeli o anlatım, mantık da çok tehlikeli. Halbuki Ahmedinejad çıktı; “Hz. Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, burunları dahi kanamayacak insanların” dedi. Bu çok güzel, o benim ısrarla anlatımlarından sonra üslubunu değiştirdi. Önce; “İsrail’i yerle bir edeceğiz, haritadan sileceğiz” diyordu. Sonra onu kaldırdı o üslubunu. Yarın bir gün Hz. Mehdi (a.s.) çıkarsa ne yapacaklar; duvarda görüntü halinde olursa o hayalet Mehdi, ki muhtemelen gördüm diyecek, ne yapacağız? Olmayan Mehdi diyelim, hiçbir zaman için olmayacak olan hayalet Mehdi. Peygamberimiz (s.a.v.) öyle bir hayaletten mi bahsediyor? Hangi Peygamber öyle bir hayalet olarak gelmiştir? Hangi veli öyle hayalet olarak gelmiştir? Hz. Mehdi (a.s.) çile çekecek, acı çekecek, hapiste yatacak, kırk yıl uğraşacak. Hayalet olarak bu olacak iş mi, hapiste niye dursun hayalet olarak? ‘Ruh gibi böyle, hava gibi olacak her yere girecek’ diyor. O durumda hapse niye girsin öyle bir insan? Beş yaşında çocuk olsa anlar bunu. Başka var mı filmimiz?
SUNUCU:Ömürlerin uzaması filmimiz var.
ADNAN OKTAR: O zaman ne yapalım? O filmi seyredelim.
VTR: Ömürlerin uzaması Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerindendir.
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v.)’in güzellikle, sevgiyle anlattığı ahir zaman için nimet ve kurtuluş olan Hz. Mehdi (a.s.)’ı bakın ne hale getiriyorlar. Biri şahs-ı manevi diyor, biri kitaptır diyor, biri öldü diyor, biri gelmeyecek diyor, biri öldü birisinin ruhuna girdi diyor, öbürü hayalet mağaranın içerisinde diyor, biri her yerde görünüyor diyor. Bunların hepsi anti-Mehdi hareketlerdir. Müslümanları mağdur edecek hareketlerdir ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine karşı yakışık almayan bir tavır bu. Başka açıklaması yok. Peygamberimiz (s.a.v.) bayağı akılcı, net, derli toplu bir şekilde anlatmış, anlaşılmayacak bir yanı yok ki. Şehirde doğacak, normal anneden babadan doğan bir insan, diyor. İlkokula gidiyor, ortaokula gidiyor normal insan, Peygamberler gibi, veliler gibi. Zorlu bir mücadele yapıyor, kırk yıllık bir mücadelesi var ve en sonunda Hz. İsa (a.s.) ile birleşerek İttihad-ı İslam’ı oluşturuyor. Bütün dünyayı İslam’a hakim ediyor, vesile oluyor. Sen hayalet Mehdi’den bahsedersen, konu tamamen bambaşka bir çizgiye gider. Hiç olmayacak bir şey söylemiş oluyorsun o zaman. Kendin de inanmazsın, başkası da inanmaz zaten. Buyurun Hocam.
SUNUCU: İnşaAllah. Hz.Mehdi (a.s.) ile ilgili bir hadis vardı. “Hz. Mehdi (a.s.) Allah’ın karşısında Allah’ın azameti karşısında huşu edendir. Çok huşu eden, kanatlarını açıp başını aşağı dökerek gökyüzünün zirvesinden yere doğru inen bir kartal gibi. Hz. Mehdi (a.s.), Allah’ın Celali karşısında böyle huzu (tevazu hali, alçak gönüllü olma, Allah’ın azametini celal ve cemalini, büyüklüğünü düşünmekten meydana gelen insandaki huzur ve huşu hali) ve huşu edendir. Allah ve yüceliği O’nun vücudunda tecelli etmiştir ve Allah’ın varlığında yok olmuştur. (El-Mehdiyy-il Mev'ud..., c. 1, s. 280 ve 300)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hayret, mesela bakın Ahmedinejad da, şu diğer kişilerde, ben anlattıktan sonra olayın farkına vardılar. Bak Ahmedinejad, aylardan beri bu konu gündemde, sürekli gündemde, farkında değil, yani füzelerin, füze savunma sisteminin amacını, olayın ne olduğunu, bunu fark edemiyor. Ancak benim açıklamalarımı dinledikten sonra bunun farkına vardı. Ondan sonra bu demeci veriyor, ama tabii İran’ı mağdur göstererek veriyor. Halbuki İran burada aktif konumda, tehlike bu. İran aktif konumda; mesela bu üslubu, bu tavrı kaldırmış olsa, İran zaten bölge için bir tehlike olmaz, bir sorunda olmaz. İttihad-ı İslam da sağlanır, İsrail de rahat eder, İran da rahat eder, Türkiye de rahat eder, herkes rahat eder, füze savunma sistemine de gerek kalmaz. Çünkü milyarlarca liraya mal olacak bir sistem bu. O sistemle fakire fukaraya yiyecek alırız, elbise alırız, sağlık masraflarını karşılarız. Ama İran böyle çok yanlış bir Mehdi inancı geliştirirse ki şizofren bir ruhu andırıyor bu, bu büyük bir tehlike oluşturur. Mesela bu belgeselde;“yeni bir savaşın başlaması ve İsrail’in yıkılımı kesindir” diyor. İran Gazetesi Kayhan’da geçmiş mesela. “Seyyid Horosani’nin zuhur öncesinde gerçekleştirecek şiddetli savaşlarda zafer kazanması için güçlü bir orduya sahip olması gerekmiyor mu?” Bak diyor ki; “İran İslam cumhuriyeti çok sayıda modern savaş gemisine sahiptir. Yüzlerce modernize bombardıman uçağı bulunuyor, binlerce modernize roket atara sahiptir ve milyonlarca şehit olmaya istekli askeri kuvvetleri vardır. Orta Doğunun en güçlü kuvvetlerinden birisi haline gelmiştir.” Tamam güzel, ama bunu barış için kullanmak lazım. Bunu ‘kan dökmek için Armagedonu çıkaracağız’ dersen, ‘Mehdi bize emredecek yeri göğü birbirine katacağız’ dersen, olmaz. Hz. Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak. Öyle bir şeyde deccaliyete hizmet etmiş olursun. Kan dökmek, binaları yıkmak, insanlara zulmetmek olur. Evet buyurun.
SUNUCU:İnşaAllah. Sizin daha önce söylediğiniz bir sözünüzü hatırlatmak istiyorum,inşaAllah. “Bütün İslam alemini Allah’ın uyandırmasının sebebi Mehdiyet’tir. Bu bir silahlı güç olmayacaktır, barış gücü olacaktır, sevgi gücü olacaktır. Hiçbir ülke mutazarrır olmayacaktır, zarar görmeyecektir, azap çekmeyecektir. Herkes mutlu ve müreffeh yaşayacaktır.”
ADNAN OKTAR: Güzel, canım normali odur, insanların huzur içinde yaşamasıdır. Birde dünya böyle bir savaşı kaldıracak gibi bir yapısı yok. Armagedon olduğunda dünyada sağ hiç kimse kalmaz. Bütün dünya, kıyamet kopar, helak olur dünya. Yani Armagedon hevesine gerek yok. Armagedon, İran-İsrail arasında, işte Türkiye ile bilmem başka ülke arasında olacak bir savaş gibi görüyorlar, o değil. Irak’la Amerika arasında yapılan savaşa Armagedon deniyor. Orada hadislere baktığımızda tam mutabık. Hakikaten bir ordu çölde kısa sürede kaybolmuştur, Irak birçok ülke tarafından işgal edilmiştir. Gerek konumu, gerek zamanı, gerek ordunun bir anda kaybolması, Irak’ın para biriminin ortadan kalkması tam hadislerdeki şekle uygundur. Arkasından Suriye’nin karışması tam, yani başka bir olay değil. Bu olayla Armagedon bitmiştir, bunun dışında bir Armagedon yok. O tip bir Armagedon’da dünyada kimse kalmaz, onu da söyleyeyim. Tekrar bunu belirtmekte fayda var. Ama böyle bir şeye müsaade etmeyiz, olmayacak da ayrıca,inşaAllah.
Evet şimdi Bedüizzaman’ın talebelerinden biraz dinleyelim, Üstadımız’ın.
VTR: Said Özdemir Ağabey, Bediüzzaman Hazretleri’nin Metafizik Yönlerini Anlatıyor.
SUNUCU:Ali İhsan Satır isimli bir kardeşimizin güzel hizmetleri var, size de bir mektubu var. “Selamun Aleykum çok saygıdeğer Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Kitap dağıtımı ve A9’u tanıtma çalışmalarına nacizane katılımlarım var, inşaAllah. Çalışmalarımla ilgili örnek resimlerde gönderiyorum, inşaAllah. Antalya, İstanbul, Kayseri, Sivas Havalimanı, Bursa Feribot, İstanbul Metro gibi yerlerde dağıtıyorum. Hizmetlerimizin daha da artması ve bereketlenmesi içinde duanızı istirham ediyorum. Sizi yaklaşık dört yıldan beridir takip ediyorum. Bir kere hayatımda tanıdığım en akılcı düşünen ve davranan insansınız. Olaylara yaklaşımız, tespitleriniz ve yorumlarınız birebir doğru çıkması da bunun ispatı. Farklı kesimlerin zamanla sizi daha iyi anlayacağına eminim, inşaAllah. Bilimsel düşünmenin, Türk-İslam Birliğin’i istemenin, İslam’ın dünya hakimiyeti ve dünya barışı için tek çözüm olduğunu artık herkesin kabul ettiğini görmek beni mest ediyor, inşaAllah. Allah sizden razı olsun, çok derin saygı ve sevgilerimle Ali İhsan Satır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, her yerde bir faaliyet var gördüğüm kadarıyla, iyi aferin, maşaAllah bak güzel. Karınca kararınca elinden geldiği kadar hizmet etmiş oluyor. O bir tane kitap bile binlerce insana etki eder. Çok önemlidir kitap. Mesela biz Avrupa’ya Yaratılış Atlası’nı gönderdik çok miktarda, bir süre sonra etki arttı. Biraz sonra daha da arttı, bir süre sonra daha da arttı, daha da arttı, daha da arttı, kitabın etkisi böyledir. Önce mesela yüzde 10, sonra yüzde 20, sonra yüzde 30, şu an yüzde 90’larda etkisi kitabın, çünkü sürekli okuyan olur, sürekli araştıran oluyor. Kitabı o, ona veriyor, o, ona veriyor, o, ona veriyor, örümcek ağı gibi her yeri sarmış oluyor bilgi, genel kültür. Doğru araştırma sonucu elde edilmiş bu özlü bilgiler onları tam doyurmuş oluyor. Başka var mı anlatacağınız.
SUNUCU:Haberlerden var, Süryani kardeşlerimizle ilgili bir haber. “Orta öğretim ders kitaplarında, Süryaniler’in Osmanlı’ya ayaklanan ve batının çıkarlarına alet olan bir grup olarak tanımlanması, Süryani kardeşlerimizde üzüntü meydana getirmiş. Aralarında Mardin Süryani metropolitliğinin bulunduğu ön dört Süryani kuruluşu ‘hain değiliz’ kampanyası başlatmış. Tarihin hiçbir döneminde devlete karşı ayaklanma içinde olmadıklarını, her zaman her koşulda dürüst davrandıklarını söyleyerek, gençlere Süryaniler tehlikeli insanlar olarak tanıtıldığını iddia etmişler. Ders kitaplarında Süryanilerin bu şekilde değil, kendilerine ait kültür ve edebiyatıyla tanıtılmasını talep etmişler.”
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyorlar tabii, çok büyük bir hata o. Daha önce de yapılmıştı; işte Rumlar şöyledir, Süryaniler böyledir, işte Yahudiler şöyledir, Ruslar şöyledir. Yapayalnız kalmıştık ve insanları sevgisizliğe iten bir üsluptur bu, çok büyük bir yanlışlıktır. Bunun hemen düzeltilmesi lazım, hemen telafi edilmesi lazım. Gayet de kolay telafi edilmesi. Birde tecrübe olsun, bu tip tavırlardan şiddetle kaçınılması gerekir. Evet var mı başka bir şey?
SUNUCU:Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum;‘Kan ve Kalp Mucizesi.’ Kalp, anne karnında bebek daha üç haftalıkken atmaya başlar ve dünyanın en güçlü pompasıdır. Kalbin pompaladığı kan ise, hareket etmeye başladığı andan itibaren bedeninizdeki hemen her hücreye hayat taşır. Bu kitabınızda, kanımızdaki ve kalbimizdeki muhteşem ve mucizevi özellikler anlatılıyor. Hocam insan vücudu ile ilgili yazdığınız tüm kitaplarda olduğu gibi, bu kitabınızda bir tıp kitabı gibi değil, herkesin anlayabileceği dilde ve hikmetli yönleriyle yazılmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, eskiden biz onları okur geçerdik ortaokullarda falan, ama sonra baktık detaya girdikçe, ince detaya girdikçe Allah’ın muhteşem bir sanatı var, nefes kesici bir sanatı var. Onunla çok güzel hizmetimizi geliştirmiş olduk, genişletmiş olduk, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne yapalım? Bugün bu kadar yeter. Yarın o filmleri de hazırlayalım.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Resullerimiz Diyor Ki
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...