SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: İlim hocamda.
SUNUCU: Estağfirullah Hocam. Sizden öğrendik Hocam, Kuran’dan ve hadislerden, inşaAllah. Bir haber vardı. “Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde, PKK’lı teröristler askeri konvoyun geçiş yerine önceden döşediği mayınları infilak ettirmiş, patlamada bir askerimiz şehit olmuş, bir askerimiz yaralanmış. Ayrıca yine dün Hakkari Yüksekova’da bir jandarma tugayına dört adet roketli saldırı gerçekleşmiş. Ancak bu saldırıda ölen ya da yaralanan olmamış.” Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, ancak son aylarda PKK saldırılarında şehit olan askerlerimizin birçoğunun, askerlerin geçiş yollarına önceden döşenen ve uzaktan kumanda ile patlatılan bomba nedeniyle kaybettik.
ADNAN OKTAR:Şimdi onlar komünist gerilla yöntemi kullanıyor. Onda zaten kalleş ve kahpe yöntem esastır, merdane bir tavır değildir. Biz gidip adamlara, niye göğüs göğse çatışmıyor musunuz mu diyeceğiz, ne diyeceğiz adamlara? Öyle denmez. Bizim diyeceğimiz; “fikriniz yanlış, doğrusu budur. Darwinizm, materyalizm geçersizdir, felsefi, bilimsel yönden Leninizm çökmüştür, Stalinizm çökmüştür. Bunu ispat ederiz, anlatırız.” Yöntem budur. Bunun sonucunda da terör merör hiçbir şey kalmaz. Ne komünist kalır, ne Leninist kalır. Adamın fikrinin yanlış olduğunu sen ona ispat eder, anlatırsan, adam niye savunsun ondan sonra? Nasıl savunacak? Ama eminse fikrinden devam eder. Konu bu. Her zaman böyledir. Bir insan bir şeye konsantre olduğunda, azimli olur. Ama yanlış yolda olduğunu anlarsa vazgeçer. Herkesin bildiği bir şeydir.
ADNAN OKTAR:Bir yerle röportaj mı var? İsveç’le röportaj. Kimdir bu arkadaşımız?
SUNUCU:Kendisi International Herald Tribune eski yazarıymış Hocam.
SUNUCU:On yedi yıl burada çalışmış, bir de bizim kitaplarımızdan alıntılar yapmış yazılarında.
ADNAN OKTAR:Kardeşlerimiz ne kadar saplantılılar. Müzik konusunu sormuş. “Müzik yasak, resim yasak, bilim yasak.” Ondan sonra da, çer çöp haline getiriyorsunuz milletin garibanlarını, birçok insanı ve ezim ezim ezdiriyorsunuz. Bilim olmazsa, sanat olmazsa, nasıl mücadele edeceksin? “Felsefeye sakın ha zinhar.” Bilim? “Bilime zaten gerek yok.” Sanat? “Sakın ha.” Ne yapacağız? “İşte bir hırka bir lokma.” “Böyle zemin katta berbat yerlerde gidip oturun, bu dünya sizin cehenneminizdir, cennette rahat edersiniz.” Müslüman için dünya da cennet gibi, ahret de cennet gibi. Niye cehennem gibi olsun Müslüman için? Yenildikleri sistemi daha hala zorluyorlar. Yenilmişsin işte, ezilmişsin, perişan oluyorsun, sürekli aşağılanıyorsun, onurun kırılıyor, iki ayağının üstünde duramayacak hale geliyorsun daha hala müşrik sistemi savunuyorsun. Bunu bırakacaksın. Kuran’a dayalı bir tavır inşaAllah.
İsveçli bir gazeteci?
SUNUCU 2:Hocam yazıları aynı zamanda New York Times ve Encounter gibi gazetelerde de çıkıyormuş.
ADNAN OKTAR:Hepsini Allah yaratıyor, insanların zihninde oluşuyor. Amerika yaratır Allah, Rusya yaratır. Bilmem ne, şu zengin bu zengin. Halbuki hepsi gariban Allah’ın yarattığı görüntülerdir. Hiçbir güçleri yoktur. Kader içerisinde Allah onları oraya yerleştirmiş, onu oraya onu oraya. Hepsinin belirli bir yeri var, o şekilde hayat sahnesine çıkıyorlar, imtihan sahnesine çıkıyorlar. Mesela Firavun devrinde de “Firavun çok önemli adam” falan diyorlardı, bakın adamı görüyorsunuz. Çürümüş kavun gibi herif, paket vaziyette yıllardan beri bekliyor, inşaAllah.
Hocam buyurun.
SUNUCU:Estağfirullah. Yunanistan’ın milliyetçi cephesinde son zamanlarda çok şaşırtan bir değişim olmuş. Yunanlıların birçoğu ciddi bir biçimde Yunanistan’ı ancak Türkiye’nin kurtarabileceğini ve Yunanistan’ın Avrupa Birliği’nden çıkarak Türkiye ile konfederasyon tarzında çevredeki diğer ülkelerin de şemsiyesi altına girebileceği yeni bir oluşum meydana getirmesi gerektiğini tartışıyorlarmış. En koyu Yunanlı milliyetçiler bile, böyle bir birlikten bahsediyor ve “Yunanistan’ın Osmanlı’dan bağımsızlığını ilan ettiği günün aslında bu çöküşün başlangıcı olduğunu” ifade ediyorlarmış.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Atalarına rahmet bakın ne güzel konuşmuşlar. Demek ki, Türk İslam Birliği tam bir kurutuluşmuş. Üç yıl önce söylediğimde, Yunanistan’la da birleşeceğiz dediğimde “olur mu öyle şey?’’ diyorlardı. Bakın adamların en uç muhalifleri bile istiyor. Karmakarışık bir şey yok, sadece Yunanistan sınır kapısına geldiğimizde, orada kediler oynayacak, o kadar. Kapıdan direkt geçeceğiz. Konu bu. Onlar da direkt gelip geçecekler. Gelsinler burada portakal, mandalina alıp memleketlerine dönsünler, gitsinler istedikleri yerde mallarını satsınlar, bizim kardeşlerimizde gitsinler orada istedikleri yerde tesis kursunlar. Bütün mesela kapıdaki o kontrolün kalkmasında. Var ya sınır kapısında bekleyenler, onları kaldıracaksın, o kadar. Konya’ya giderken nasıl rahat gidiyoruz, oraya da aynı şekilde. Selanik falan hep atalar yurdu, oralara biz, aynı Osmanlı döneminde olduğu gibi rahat rahat gireceğiz, onlar da istedikleri gibi buralara kadar gelecekler. Konu bu. Ona ad vermeye gerek yok. “Konfederasyon”, bunlara gerek yok, isim vermeye gerek yok. Sadece kapıyı açacaksın, var ya sınır kapısı o. Oradaki memurlara diyeceksin, arkadaşlar buyurun evinize gidin, işinize bakın. Başka karmaşık bir şey yok. Acayip zengin olur Yunanistan acayip. Ne bu ekonomik krizleri kalır, ne şu kalır ne bu kalır. Şu Euro işini de bırakacaklar. Euro değil, Türk parası ile iş görecekler TL. TL, varsa yoksa Türk parası. Cayır cayır istedikleri gibi yaşarlar, son derece de rahat ve zengin olarak. Beklemesinler, hiç beklenecek bir şey yok. Karar alsınlar, Başbakanımızla onların başbakanı gelsin masada otursunlar, meclise getirin kararı, konu bitsin. Yarım saatlik işi var o kadar, karmaşık hiçbir şey yok. Yunanlıların zaten büyük bölümü Türk’tür. Bakın aynıdır Anadolu insanı aynıdır huyu suyu, kişilikleri çok benzer. Tipler falan aynıdır. Yunan köylülerine bakın, bizim Trakya köylüleri ile aynıdır.
Hocam buyurun.
SUNUCU:Estağfirullah Hocam. Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan’ın annesi Sayın Tenzile Erdoğan bu sabah 09.15’te vefat etmiş. Kendisi yaklaşık bir haftadır hastanede tedavi görüyormuş. Yarın öğle namazından sonra, Fatih Camii’nde tören yapılacakmış, inşaAllah. Allah rahmet eylesin.
ADNAN OKTAR:Allah rahmet etsin. Dünya geçicidir. Herkes teker teker Cenab-ı Allah’ın huzuruna gidecek. Ne mutlu annemize de maşaAllah, inşaAllah Allah ona cennet nasip etmiştir.
Hocam buyurun bir ayet söyleyin.
MİSAFİR:Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Asra andolsun; Gerçekten insan, ziyandadır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.”
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir (her şey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir.”
ADNAN OKTAR:Hocam buyurun, ilminizden, irfanınızdan,Arapça olarak alalım, ilmi Arabi’yle, elhamdülillah. Allah’ın o güzel, ahenkli, orijinal olarak bizlere sunduğu Kuran’la, inşaAllah.
MİSAFİR:İnşaAllah Hocam. Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. Allah buyuruyor Hocam ; “Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var).”
Bir iman hakikati seyredelim.
VTR –Palyaço Balıkları.
ADNAN OKTAR:İsveç’e bağlanabiliriz. Hoş geldiniz.
İSVEÇLİ YAZAR: Çok teşekkür ederim. Burada olmak benim için çok güzel.
ADNAN OKTAR:Nasılsınız?
İSVEÇLİ YAZAR: Çok iyiyim, teşekkür ederim. Türkiye’de olmak isterdim, çünkü İsveç’te şu anda çok soğuk hava. Türkiye’de daha sıcak herhalde.
ADNAN OKTAR:Doğru, yaz gibi adeta.
İSVEÇLİ YAZAR: Evet size gıpta ediyorum.
ADNAN OKTAR:Ama biz de İsveç’i çok beğeniyoruz.
İSVEÇLİ YAZAR: Birçok yönden güzel evet. Ama kışlar çok sert. İnsanlar da yabancılara karşı çok dostane değil, Avrupalılara karşı da çok dostane değil.
ADNAN OKTAR:Şimdi ileride birleşeceğiz, inşaAllah. Türk İslam Birliği olacak inşaAllah. Hz. İsa (a.s)’ın gelişi ile bütün dünya kardeş olacak. Buyurun sizden sorularınızı alayım.
İSVEÇLİ YAZAR: Öncelikle Türkiye ve İsrail’den bahsedelim. Bildiğim kadarıyla İsrail Mavi Marmara olayında çok agresif davrandı. Teknedeki insanları kontrol altına almak için sert yöntemler kullandı. Bundan sonra yeni teknelerin gideceğini duydum. Bu tarz bir çatışmanın olmasını engellemek için, sizce ne yapmak gerekiyor, ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR:Yok, İsrail’le bir çatışma olmaz. Türkiye, İsrail’i korumak için Malatya’da radar üssü kurduruyor ve İsrail’i nükleer bir saldırıdan koruyacak çok kapsamlı bir sistemdir bu. Özellikle de İsrail’i korumaya yöneliktir ve diğer ülkeleri de tabii korumaya yönelik ama özellikle de İsrail’i korumaya yöneliktir. İsrail’e karşı Türkler daima koruyucu ve kollayıcı, şefkatli olmuştur. Fakat doğru orada çok agresif ve gereksiz sert davranış gösterdiler. Daha orantılı güç kullanılabilirdi, daha makul davranılabilirdi ama artık olmuş bir kere. Bizim de istediğimiz, inşaAllah bir özür ve tazminat ve konunun bu şekilde kapatılması.
İSVEÇLİ YAZAR: Gördüğüm kadarıyla Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkiler daha önceden iyiyken, çok kısa zaman içinde kötüye döndü. Sizce de bu doğru değil mi?
ADNAN OKTAR:Bu yüzeysel bir kötüye dönme. Yani pratikte bir şey olmaz. Bir de millet olarak biz Musevileri severiz. Türk halkı Musevileri sever, çok şefkat duyarlar. İsrail halkının da Türk milletine karşı, derin bir saygısı ve derin bir sevgisi vardır. Bu sorulursa, zaten tespit edilebilecek bir gerçektir.
İSVEÇLİ YAZAR: Aslında çok alçakgönüllü konuşuyorsunuz bu konuda ama birçok kişi sizin gibi düşünmüyor. İsrail’in giderek izole olduğunu düşünüyorlar özellikle Filistin sorunu dolayısıyla. Türkiye’de tavrını uzak tutuyor, giderek mesafeli davranıyor. Ayrıca Arap baharı var. Buradaki insanların genel kanısı, çok anti İsrail, İsrail karşıtı. Ve Enver Sedat, Jimmy Carter zamanında imzalanan barış anlaşmasını da artık istemiyorlar. Ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR:İsrail tabii zaman içerisinde insanların kalbinde öfke meydana getirmiş olabilir. Çünkü Filistin’de çok fazla kan aktı, çok fazla Filistinli kanı aktı. Onlar da tabii karşı intihar saldırılarında bulundular, karşılıklı gerilim meydana geldi. Bunun sonucunda da bir öfke oluşmuş olabilir bir kısım insanlarda. Fakat ahir zamandayız. Ve güzel bir devirdeyiz, güzel bir zamandayız. Tevrat’ta Musevileri kurtuluşa erdirecek, Musevi halkın huzur içinde yaşamasına vesile olacak Kral Mesih’ten bahsedilir, biliyorsunuz bu temel inançlardan biridir. 3 bin yıldan beri bekledikleri insandır Kral Mesih. Hz. Davut (a.s) soyundan, Davut oğlu Mesih. Dünyanın kralı olarak belirlerler. Biz bu kişiye Hz. Mehdi (a.s) diyoruz İslam inancında. Muhammed Mehdi olarak bilinen kişidir bu. Tevrat’a göre de, hadislere göre de Hz. Mehdi (a.s)’ın vakti gelmiştir. Yani Şiloh diye tabir edilen Kral Mesih’in vakti gelmiştir ve biz şu an dünyada Kral Mesih’in bulunduğuna inanıyoruz, yani Hz. Mehdi (a.s)’ın bulunduğuna inanıyoruz. Bu fitneyi, bu acıyı, bu kargaşayı ortadan kaldıracaktır Hz. Mehdi (a.s). Ve İsrail, Arap ülkeleri kucaklaşacaklardır. Diğer ülkeler birbirleriyle kucaklaşacaklardır. Hatta Tevrat’taki ifadeye göre;“çocuklar yılanla oynayacak, yılanın onlara bir etkisi olmayacak, çocuklar aslanlarla oynayacak, aslanların onlara bir zararı olmayacak”, böyle bir devrin içerisine girdik. Kin ve öfkeyi bir kenara bırakacağız. Eğer kin ve öfkeyle bakarsak, hiç kimse hiç kimseyle dost olamaz. Mesela bir Amerikan düşmanlığı gelişebilir bu kafayla bakarsak. Çünkü Amerika, Afganistan’da ve Irak’ta muazzam bir katliam yaptı. Milyonlarca insan katledildi, şehit edildi. Eğer bu mantıkla bakarsak, hiçbir şekilde Amerika’yı affetmemiz gerekir. Ama bu çok mantıksız olur. Çünkü Amerikan halkının burada bir suçu yok. Burada bir avuç yöneticinin suçu vardır. Biz onların suçlu olduğuna inanırız. Amerikan halkını ayrı değerlendiririz. İsrail halkını ayrı değerlendiririz. Halklar genellikle masum ve mazlumdur. Hiçbiri savaşa taraftar olmaz. İnsanlar savaştan nefret eder. Bir avuç şeytanın etkisinde olan yönetici onları, kanın içerisine acının, ıstırabın içerisine sokar. Hitler’i zamanında destekleyen çok az insan vardı. Ama kitle psikolojisi ile Almanların büyük bölümü, Hitler’i desteklediler. Ama şimdi utanç duyuyorlar bundan. Biz Almanlara karşı sürgit nefret, öfke duymayız. Kimse oradaki suçlular onlara öfke duyarız, onlara buğz ederiz, onların cezalanmasını isteriz. Alman halkının masum ve temiz olduğuna inanırız. Bu mantıkla olayları değerlendirmek lazım. Eğer bu mantıkla değerlendirilmezse, dünyada hiçbir ülke, hiçbir ülke ile dost olamaz. Yunanistan’dan da nefret etmemiz gerekir o zaman, Ruslardan da nefret etmemiz lazım, Sırplardan nefret etmemiz, Araplardan nefret etmemiz; herkesten nefret etmemiz gerekir. Bu çok çok yanlıştır. Geçmiş olan geçmişte kalmıştır. Artık Kral Mesih, Hz. Mehdi (a.s) devrindeyiz. Sevgi, şefkatle kucaklaşıp, karşılıklı özürler dilenip, konunun kapatılması gerekiyor. Öbür türlü dünya cehenneme döner. Buna da müsaade etmeyeceğiz.
İSVEÇLİ YAZAR: Çok ilginç bir yanıt verdiniz. Diğer bir sorumsa şu anda İsrail ve komşu ülkeler arasındaki ilişkiler çok kötü. Sizce bu düzeltilebilir mi, yoksa İsrail kendi felaketine doğru mu yol alıyor?
ADNAN OKTAR:Felaket diye bir şey mevzubahis olmaz. Bir savaş anlamında herhalde bunu söylüyorsunuz, savaş olmaz. İsrail ile hiçbir İslam ülkesi savaşmaz, öyle bir olay olmaz. Öyle bir olay da olmayacak zaten, çünkü barış devrindeyiz. Belki psikolojik yönden baskı olabilir, hiçbirimiz seni sevmiyoruz gibi bir imaj verebilirler, bu da çok yanlış olur.Çünkü İsrail halkının bir suçu yok. Yöneticilerinden belirli kişilerin suçu var, belirli kişiler eylem yapanlar, onlar suçludur. Dolayısıyla İsrail halkının kucaklanacağı, sevgiyle, şefkatle korunup-kollanacağı bir ortam mevzubahistir. Buda, Mehdiyet’le kendini gösteriyor. Şuan Mehdiyet’in gölgesi altındadır İsrail. Kral Mesih’in-Şiloh’un gölgesi altındadır, o yüzden bölgede de hiçbir olumsuz hareket olmuyor dikkat ediyorsanız ve olmayacak da. Kriz olacak gibi olur, fakat Mehdiyet bunu engelleyecektir. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın manevi gücü, Hz. Mehdi (a.s)’ın aklı, Allah’ın onu vesile etmesiyle, böyle bir olayın olması mümkün olmayacaktır, olmadığını da göreceksiniz. İsrail halkı gittikçe daha iyiye, daha güzele doğru gidecektir. Ama şart şu, Kral Mesih’e olan sevgilerini tam gösterecekler, Allah’a tam kendilerini bağlayacaklar, Allah’tan korkularını arttıracaklar, sevgi ile Allah’a yaklaşacaklar, Allah’ı çok severlerse, Allah’ın koruması onların üzerine olacaktır. Bunu görecekler. Fakat artık İslam’ın dünyaya hâkimiyet devri gelmiştir. Arap baharı denilen; İslam baharıdır. Yani Mehdiyet baharıdır. Arap baharı tarzında onu yanlış ifade ediyorlar, aslında Mehdiyet baharı, Kral Mesih’in baharı olarak değerlendirmeleri daha doğru olur, çünkü Bediüzzaman Said Nursi, böyle bir dönemin geleceğini belirtmiştir, hadislerde bu belirtilmiştir, aynısıyla, bütün detaylarıyla olay tahakkuk ediyor şuan.
İSVEÇLİ YAZAR: Şimdi de Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri hakkında sormak istiyorum; insanlar genelde daha çok Türkiye daha bağımsız hale geldi diyorlar, AB’nin isteklerinden, beklentilerinden uzaklaşıp kendine bir yol çiziyor, AB’de Türkiye’nin sadakatini kaybediyor gibi diyorlar. Ayrıca bu son ekonomik kriz dolayısı ile kimsenin Türkiye’yi düşünecek hali kalmadı, Türkiye’nin AB üyeliği biraz daha gecikiyor gibi görünüyor, ne diyorsunuz?
ADNAN OKTAR:AB, tabii Türkiye’yi almak istemez. Yani ekonomik nedenlerden dolayı en azından, almak istemez. Fakat Türk İslam Birliği’nin lideri olarak Avrupa Birliği, Türkiye’yi canı gönülden almak isteyecektir. Türkiye’de onları, Avrupa Birliği’ni, Türk İslam Birliği içerisine canı gönülden alacaktır. Amerika ve Türkiye’nin arası hiçbir dönemde açılmamıştır, hiçbir şekilde de açılmaz. Kıyamete kadar da açılmaz, öyle bir konu olmaz. Ortak politikalar izliyorlar Türkiye ile Amerika, birbirlerine paralel bir politika izliyor Türkiye. Şuana kadar da politik bir çekişme olmamıştır, çok ufak tefek gibi görünen olayların dışında, politik bir çekişmeye rastlamadık. Tarih içinde öyle bir olay yok. Amerika genellikle özgürlükçü bir bakış açısı içerisindedir. Demokrasiyi savunan bir ülkedir. O yönü ile müspet, olumlu. Dünyanın özgür olmasını ister, daha demokrasinin güçlü olmasını ister, o yönüyle güzel. Ve Türk İslam Birliği’ni istediğini de görüyoruz Amerika’nın. İttihad-ı İslam, Müslümanların birleşmesini canı gönülden istediğini görüyoruz Amerika’nın. Çünkü bu teröre ve anarşiye karşı, çok ciddi bir settir. Türkiye’nin liderliğinde bir Türk İslam Birliği oluştuğunda, dünyadaki radikal unsurların yaptığı terör ve anarşi, kökünden durur bu bilinen bir şey. En azından terör ve anarşinin durması için ve dünyanın müspet çizgide olumlu çizgide, demokratik çizgisini muhafaza edebilmesi için, bunun elzem ve şart olduğu, Türk İslam Birliği’nin, İttihad-ı İslam’ın mutlaka gerekli olduğu en aklı zayıf insan tarafından dahi görülüyor. Amerika’da bunu destekliyor, benim gördüğüm, yani bir İslam Birliği’ni istiyor ama radikal, kan dökücü, zalim anlayış olarak değil, Mehdiyet’in ruhuyla, İsa Mesih (a.s)’ın ruhuyla bir İttihad-ı İslam istiyor. Sevginin, barışın, kardeşliğin, bilimin, demokrasinin, özgürlüğün hâkim olduğu bir İslam Birliği’ni istiyor. Buda göreceksiniz, yakın bir zamanda olacak.
İSVEÇLİ YAZAR: 4 sene önce Diyarbakır’daydım. Birçok Kürt ile konuştum ayrıca Ankara ve İstanbul’da da birçok Kürt ile konuştum. Hükümet yetkilisi ile profesörlerle konuştum. İzlenimim durumun iyi olduğu idi, Kürtlerle olan durumun iyi olduğu idi. Ama şimdi her şey kötüye gidiyor gibi görünüyor. Hükümet iyi şeyler yapmaya çalıştı, Kürtçeye izin verdi, Kürtçe gazeteye izin verdi ama birden sanki Türk ordusunun bir propagandası dolayısı ile kötüye gittiği gibi görünüyor. Örneğin Kürt parlamento üyeleri parlamentoya giremedi. 4 sene önce her şey sakindi ama şimdi kötüye gitti, ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR:Yok, kötüye giden bir şey yok. Parlamentoya Kürt milletvekilleri girdiler. Yemin ettiler, normal faaliyetlerine de devam ediyorlar. Kürt kardeşlerimizin; özgür olması, zengin olması çok hoş bir şey, ısrarla istediğimiz bir şey, iftiharla istediğimiz bir şey. Kürtçe konuşmak istiyorlarsa istedikleri gibi konuşurlar. Zaten özgür bir ülke. Kürtçe dergi de çıkarır, gazetede çıkarır, canı ne isterse yapar. Kimse onlara karışmaz. Hayır, başka dil ile de çıkabilir. İngilizce de çıkarabilirler, Fransızcada çıkarabilirler. Türkiye alabildiğine özgür olsun. Fakat PKK hareketinin istediği Kürtçe dili değil, yani Kürtçe gazete çıkartmak değil veyahut bölgenin ekonomik refahı değil. Bölgede, komünist bir devlet kurmak istiyorlar, büyük, güçlü bir komünist devlet kurmak istiyorlar. Suriye’deki ve İran’daki toprakları da bunun içine dâhil ederek, Çin yanlısı, Kuzey Kore yanlısı, askerigücü olan, saldırgan, devrim ihraç etmek isteyen, Marksist, Leninist, Stalinist bir saldırgan devlet peşindeler. Türkiye’de bunu istemiyor, biz de istemiyoruz tabii. Buna hiç kimse müsaade etmez. Fakat asıl bizim istediğimiz, bilimsel mücadele yapılması. Ben askeri, siyasi bir mücadelenin hiçbir şekilde netice getireceğine inanmıyorum, getirmezde zaten, getirmemiş de. Gördünüz, 30 yıldan beri devletin bütün imkânları kullanılmıştır, sınır ötesi askeri operasyon da yapılmıştır, her türlü operasyon yapılmıştır, tutuklamalar yapılmıştır, bu, PKK’nın daha da gelişmesinden başka netice vermemiştir. Yapılmayan tek şey vardır ve en önemli, en etkili metot; bilimsel, felsefi mücadeledir. Çünkü Marksist, Leninist mücadelelere karşı, kuvvetle karşı koymak, netice getirmez. Marksist, Leninist harekete karşı; bilimle, felsefeyle, ikna ve telkinle netice alınabilir. Bu yapılmıyor. Bu yapılmadığı müddetçe, Marksist, Leninist düşünce gelişir. Dünyanın neresinde olursa olsun, netice alınması için yapılacak metot budur. Yani Allah’ın varlığının, birliğinin anlatılması, kuran hakikatlerinin anlatılması, bilimsel yönden Darwinizm’in geçersiz olduğunun anlatılması, proteinlerin meydana gelmesinin ancak Allah tarafından olacağının belirtilmesi, bir proteinin tesadüfen olmasının teknik olarak, bilimsel olarak mümkün olmadığının anlatılması gibi ve 350 milyonun üstünde yaratılışı ispat eden fosil vardır, bunların anlatılması gibi, bilimsel gerçekleri devletin anlatması gerekiyor. Devlet Darwinist, materyalist eğitim veriyor şu an resmi olarak. Bu durumda Marksist düşünce, Leninist düşünce, Stalinist düşünce, bilimsel zemin üzerinde rahat hareket edebiliyor o zaman. Yani bu geçersiz olan, sahte bilimsel felsefe üzerine, kendi felsefesini rahatça kurabiliyor. Ama zemini yok edilirse, yani diyalektik felsefe, materyalist felsefe zeminde yok edilirse-ki, bu çok kolaydır, bilimsel çalışma ile bu rahatça elde edilebilecek bir şeydir. O zaman net netice alınır. Biz bunun için gayret ediyoruz, bunun peşindeyiz. Bu konuda devleti ikna etmeye çalışıyoruz.
İSVEÇLİ YAZAR: Son sorum, Arap baharı ile ilgili. Bu ülkelerde örneğin Mısır, Tunus, Libya ve Suriye’de demokrasinin geleceğine inanıyor musunuz? Bu konuda iyimser misiniz?
ADNAN OKTAR:Mehdiyet vesilesi ile olacaktır. Hz. Mehdi (a.s) devrindeyiz. Arap baharı değildir aslında, Mehdiyet baharıdır. İslam ülkeleri hepsi birleşecektir, ondan sonra tam anlamı ile demokrasi, özgürlük, bilimde ve sanatta olağan üstü bir gelişme, her türlü güzellikte, her türlü iyilikte bir mükemmelliğe doğru gitme olacaktır ama bu, fert-fert, bölüm-bölüm gittikçe gelişecektir, fakat sonuçta Mehdiyet’le en mükemmel çizgiye gelecektir.
İSVEÇLİ YAZAR: Size soru sormak ve cevaplarınızı dinlemek çok hoşuma gitti, çok beğendim. Sizinle ayrıca röportaj yapmaktan çok memnun oldum.
ADNAN OKTAR:Bende sizinle konuşmaktan onur duydum, çok güzel, yerli yerince sorular sordunuz, çok memnun oldum, yine sizi Türkiye’ye de bekliyorum, misafirim olarak ağırlamak isterim. Saygılar, sevgiler, selamlar sunuyorum.
İSVEÇLİ YAZAR: Çok isterim gelmeyi Türkiye’ye, çünkü gerçekten oradaki durumu da çok merak ediyorum. Ama tek sorunum şu ki, İnternational Herald Tribune’e ve New York Times’a yazıyorum ama serbest yazar olarak çalışıyorum. Gelebilmemin tek yolu, birinin beni davet etmesi, işte biletim vesaire konular var.
ADNAN OKTAR:Mesajı aldım, gerekeni yapacağım, inşaAllah.
Biz muhabbetimize devam edelim.Muhterem Hocam, ilminizden irfanınızdan yine istifade edelim, buyurun.
MİSAFİR:İnşaAllah. Bir iman hakikati anlatayım Hocam, inşaAllah uygun görürseniz. Nefes aldığımız zaman, kanımızdaki karbondioksit ile havadaki oksijenin yer değiştirmesi sonucunda kanımız temizlenmiş oluyor, siz iyi bilirsiniz, inşaAllah. Fakat bu işlemin gerçekleşmesi için kanın ve havanın mümkün olan en geniş yüzey üzerinde birbirlerine doğrudan temas etmeleri gerekiyor. Bunun için de yaklaşık 100 metrekarelik, yani öyle bir cihaza ihtiyacımız var ki, hem insan bedenini içerisine sığmalı, hem de 100 metrekarelik bir alana sahip olması gerekiyor. Akciğerlerimize baktığımızda, kusursuz bir yaratılış ile karşılaşıyoruz. Akciğerlerin içerisinde 300 milyondan fazla hava keseciği var ve bunların her birinin çapı da 0,25 milimetre yani toplu iğne ucundan daha küçük alan. Bu alveollerin toplam yüzey alanını hesapladığımızda, olağan üstü bir rakam çıkıyor karşımıza; bir insanın akciğerinin toplam yüzey alanı yaklaşık 70-100 metrekare. Yani bunu hayal etmek için, bir futbol sahasını gözümün önüne getirebiliriz. Yaklaşık 100-110 metrekare büyüklüğünde bir futbol sahası. İnsanın akciğerinde, o kadar büyük bir alanı Allah paketleyip, uygun mekanizmayı yerleştirmiş durumda, maşaAllah. Kanın temizlenmesi işlemi deşöyle gerçekleşiyor; her nefes aldığımızda, bu keseciklerin içi hava ile doluyor ve kesecilerin içleri de kılcal damarlarla kaplı. Kılcal damarlarda bulunan kan, kese içinde hava ile dolduğu esnada, havadaki oksijen kanda bulunan karbondioksit atomlarıyla, molekülleriyle yer değiştiriyor ve böylece kanımız temizlenmiş oluyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Erbakan Hocamız’ın, o tatlı sohbetlerinden dinleyelim.
VTR-Merhum Necmettin Erbakan’ın Hayatı.
ADNAN OKTAR:Aslandır Erbakan Hocam, aslan maşaAllah. Hocamız’ı sürekli gündemde tutacağız her gün, her yıl, her ay, inşaAllah.
“Esselamu Aleykum canlar canı Hocam.” Allah aşkına şu rüya konusuna girmeyin.
“Çok değerli Adnan Hocam. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Kalem Suresi’ni sormuş kardeşimiz. “Ahir zamana işaret ediyor mu?” diyor kardeşimiz. Tabii Kuran ayetleri, geniş çapta ahir zamana işaret eder, inşaAllah.
“Sayın Adnan Hocam, az önce” yani daha önce “sinirlenen kediyi izledik. Ne tatlı bir şeydi o öyle. Ben de Amanos üzerinde bulunan bir yaylamızda ilginç bir olaya şahit oldum. Cep telefonu ile görüntüledim. Dört kaplumbağa vardı. Bir tanesini istemiyorlardı. Diğer kaplumbağalar öbürüne sürekli kabuklarıyla vurarak, adeta uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Bu olayı 2 buçuk dakika görüntüledim” diyor. Ama o çok şekerdi hakikaten. Var mı onun filmi? Akıl almaz sinirlenmiş.
Bu nedir?
SUNUCU:Sizin Romence kitabınız çıkmış yeni.
ADNAN OKTAR:Romence.
SUNUCU:Hıristiyan bir yayınevi basmış bunu.
ADNAN OKTAR:Çok güzel.
SUNUCU:Aynı yayınevi “Evrim Açmazı” ve “Evrimcilere Net Cevap” kitaplarını da çeviriyormuş, kısa süre sonra onları da basacakmış inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Birçok yerde Hıristiyanlar, benim kitaplarımı tercüme edip, dağıtıp, gençlerin okuması için teşvik ediyorlar. Aç bakalım sesini.
VTR-Sinirlenen Kedi.
ADNAN OKTAR:Canımın içi, ne şeker şey bu. Bak, elektriğe kapılmış gibi her yeri kabarmış. Allahualem bunu gıcık etmişler ama neye gıcık olmuş bilmiyorum. Bak, başını okşayınca huylandı yazık. Bu demektir bir daha, aksine bir hareket olmayacak. Yani dediği şey mutlaka yapılacak. Allahualem yiyecekle ilgili bir sorunu vardır, sevdiği bir yiyeceği vermemişlerdir, onunla ilgili bir olay olabilir. Allahualem konuşmak üzere bu bayağı. Ama çizmiş kafayı, kafa gitmiş. Gözlere baksana. Dünya tatlısı, maşaAllah.
Bugün bu kadar olsun, yine devam ederiz inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...Bedenimizdeki Ayetler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...