DİLEM HANIM: Adnan Oktar ile sohbetler programına hoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Tabii inşaAllah. Ağrı'nın bir köyünde PKK'lı teröristler, eski köy korucusunun evini kurşun yağmuruna tutmuşlar ve köy korucusunu öldürüp eşini yaralamışlar. Yanlışlıkla kendileriyle birlikte saldırıyı gerçekleştiren bir teröristi de vuran PKK'lılar, bu kişinin silahını aldıktan sonra, tanınmaması için yüzünü taşla ezmişler.
ADNAN OKTAR: Çok vahşi yöntemler, çok deli yöntemler, kendilerine de zulmediyorlar, etrafa da zulmediyorlar. İşte aydınlatılmazlarsa, cahil kalırlarsa bu devam eder. Cahil tehlikelidir. Cahil adama laf söz anlatmak çok zordur. Eğitilmiş olsalar, bu konu ortadan kalkar. Bakın onu da eğitiyorlar, diyorlar ki “eğer arkadaşınız yakalanırsa, bir şey olursa suratını taşla ezin” diyor adam, eğitim veriyor. Bunların hepsi, karşı eğitimle düzelebilir. Yani teröre karşı eğitime önem vermiyorum demek, çok acayip bir şey olur. “Teröre karşı tabii ki eğitim gerekirde” diyor. Ne eğitimi? “Yurttaşlık bilgisi”, coğrafya, fizik bunlarla olmaz. Felsefe eğitimi verilmesi gerekiyor, felsefenin doğru ve yanlış yönlerinin anlatılması lazım ve materyalist, Darwinist sistemin geçersizliği bilim yöntemleriyle, bilimsellikle anlatılması lazım, yoksa olmaz. Yoksa biz anlatıyoruz zaten gibisinden bir anlatım, bilimsel olmayan bir açıklama olmaz. Mutlaka bilimsel olması lazım, delillere dayalı olması lazım mukni ve ikna edici olması lazım.
Her güzelliğin sahibi Allah'tır. Sizin güzelliğinizi de Allah yaratır. Bir de güzeli sevdirende Allah'tır. Sırf güzel olmak yeterli değildir. Güzele içimizde Allah bir heyecan koyuyor, tarif edilmeyecek bir zevk koyuyor, açıklayamıyoruz. Güzellikten niçin etkilendiğimiz açıklanamaz, bilimsel olarak açıklanamaz. Heyecan duyuyoruz, hoşumuza gidiyor, zevk alıyoruz yani tarifi olmayan bir şey. Kalbimiz daha fazla atıyor, içimiz esiyor, bir hoşluk. Tarif etsek edemeyiz. Sevgiyi tarif etsek edemiyoruz ama hoşluk, insanın hoşuna gidiyor. Onu yaratan da Allah, güzelliği yaratan da Allah, onu takdir etme özelliğini verende Allah. İstese Allah, güzelden bizi korkutabilirdi, tedirgin olurduk güzelden. Çirkini beğendirirdi istese, çirkin bize çok güzel gelebilirdi, ne kadar güzel derdik çirkine, güzele de ne kadar çirkin derdik. Tamamen kalpler Allah'ın elinde. O sözleri söyleten de O'dur, iltifat sevgi sözlerini söyletende Allah'tır. Sevdiğine karşı nezaketi, koruma hissini verende Allah'tır. İnsan sevdiğinde kırmak istemez, üzmek istemez, tedirgin etmek istemez, nasıl iyi davranabilirim, mesela iltifatın kökeninde de o var. O güzelliğe karşı şükür hissinin bir tecellisi o. Güzellikten insan heyecan duyuyor, ne yapsın, iltifat ederek deşarj oluyor. O bir Hamd’dir, Allah'a teşekkür etmektir. Ya Rabbi ne kadar güzel yaratmışsın diyoruz. O kalbimizde itminan meydana getirir. Mesela o hoşnut olmak bir nimettir, güzelliktir.
Beril Hocam buyurun.
BERİL HANIM: Estağfirullah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar, sözün en güzeline iletilmişlerdir ve onlar övülen doğru yola iletilmişlerdir buyuruyor Allah.''
ADNAN OKTAR: Çocukluğumdan beri şaşarım, insanlar hep kemik kafalı adamlar görürdüm, çok insanı sevgisiz görürdüm, hayret ederdim. Allah'tan korkmadıklarını görürdüm insanların, Allah'tan bahsetmediklerini, çocukken şaşırırdım, sevgisizliklerine şaşırırdım, birbirlerini mahcup etmelerine şaşırırdım. Mesela ben bir insanı kırmaktan müthiş rahatsız olurum, yani mahcup etmekten. Hiç insan utanmıyor, mesela gayet rahat bir insanı mahcup edebiliyor. Mesela ben bir sözü söylerken, çok seçerek söylerim, adam bir hata yapsa bile o hatayı üstüme almaya çalışırım ki, adam mahcup olmasın diye sezdirmem. Çocukluğumdan beri öyleyimdir. Mesela birisi hata yaptığında, birisi bir şey devirdiğinde, ben onu yanlışlıkla uç kenara koydum da, o yüzden siz devirdiniz, aslında benim suçum falan derdim, yani ben sebep oldum falan derdim. Hiç üstüne birisinin o suçu bırakmazdım veyahut bir acayipliği bırakmazdım, kendi üstüme alırdım. Mesela birinin acı çekmesini hiç kabul etmezdim. Mutlaka ben devreye girmek isterdim. Mesela geçen günlerde şu bıçaklanarak öldürülen kadın resmini gördüm, illet oldum. Bakın gece gündüz söylüyorum bu canım kardeşlerime, bu güzel insanlara. Diyorum ki; mahallenizin insanları vardır gidip söyleyin, mesela caminin hocasına söyle, mahallenin gençlerine söyle. Dersin ki; bak ben insan evladıyım, bu adam bana düşman, bana pislik yapabilir, bana yardımcı olun de. Git kahvehanede yaşlılara söyle, insanlara söyle, herkes haberdar olsun. Polise söylüyorlar, işte polis de bu kadar koruyabiliyor. Olmuyor yani ben onu daha önce söyledim, olmaz dedim. Polisle, savcıyla olmaz dedim. Yani sırf onunla olmaz, olur ama sırf onunla olmaz. Yani polis gecenin 12 'sinde yardım edemez ki, sürekli başında bekleyemez. Mesela o adam geldiğinde, yardımda etmiyor millet. Korkuyorlar mı ben anlamıyorum. Yani vur, elinden al bıçağını. Ne var yani bu zor bir şey değil ki, yani bir şekilde al elinden. Geç kadının önüne, müsaade etme. Zaten hiçbir şey yapamaz. Ne yapıyorsun dersin, vicdansızlık yapma dersin. Kadını yalnız bulduğu için bunu yapıyorlar, yoksa başkasına onu yapamaz zaten. Geçse önüne bir delikanlı babayiğit, hiçbir şey yapamaz, bayağı çekinir. Çünkü ona kinlenmiş o. Yani bırakıyorlar, boylu boyunca kadıncağızı uzatmış. Olmayacak diyorlar, yine oluyor, olmayacak diyorlar yine oluyor, yine olurda Allahualem. Bunu değerlendirirken, şefkat gözüyle değerlendirir, fedakarane. O bizim kendi kız kardeşimizde olabilir, annemizde olabilir, bacımızda olabilir, aynen öyle kabul edeceğiz. Bana ne elin kızından, bana ne elin insanından diyemeyiz olur mu öyle şey? Allah'ın kulu yani aynı hükümdedir, ha bize saldırmış adam, ha ona saldırmış, ha bizi bıçaklamaya kalkmış, ha onu bıçaklamaya kalkmış. Orada delikanlılar yiğitlik gösterecekler, önüne geçecekler, orada bir sürü mahallenin genci var, üç beş tanesi karşısına geçseler, darmadağın olur. Beş delikanlı karşısına geçse yapabilir mi onu? Seyrediyorlar kenardan. Neyini seyrediyorsunuz? Kadın mesela bağırdığında, işini gücünü bırak, iki eli kanda olsa insanın koşar, gider yardım eder. Anlamazdan geliyorlar, görmezden geliyorlar. Olur mu öyle şey? Mağazanın içine giriyor mesela ayı gibi herif bilmem şey yapıyor. Ne oluyor dersin, korkar, bu kadar basit. Sonra polisi çağır, o ayrı mesele, ama o anda biz polis bekleyemeyiz ki. Adam bıçakla adamın üstüne saldırırken, polis mi bekleyeceğiz, savcımı bekleyeceğiz? Orada hemen anında o kadını kurtarmak lazım. Ne olursa olsun, fedakarlık yapacaksın, gerekirse yaralanırsın ne olacak? Niye öldürtüyorsun kadını? Gıcık oldum, yani dün gördüm boylu boyunca kadıncağızı uzatmışlar oraya. Önü arkası kesilmiyor, bir daha, bir daha, bir daha. Kadın gücü bu tabii adale gücü zayıf oluyor, yetmez, çekingen oluyor. Herifler içkiyi içiyor, kuduruyor, saldırıyorlar. Orada yani etrafta hiç insan olmaması mümkün mü? Mağaza mesela farz edelim sokak, mümkün mü insan olmaması? Dikkati kapalı bir kısım insanların. Yıldırım gibi yetiş, vur eline tahta ile bir şeyle bıçağın üstüne vurursun eli uyuşur, bir daha da tutamaz. Zor bir şey değil ki. Sonra götür polise teslim et. Yani benim söyleyeceğim bu, herkesi uyandırsınlar böyle şeylerde, herkese söylesinler. Yani “bizim kendi özel meselemiz.” Nerenin özel meselesi? Herkese söylenmesi gerekir, olur mu öyle şey, yeri yerinden oynatsınlar. Polis de çok titiz olması lazım, yani bu başka konuya benzemez ki. Mesela hırsız aramada belki gevşek davranabilirler ama can güvenliği konusunda kadın müracaat ettiğinde bir resmi görevli olsun. Birde gizlice korunması lazım ayrıca kadının. Mesela bir sivil polis odaklansın, hiç alakası olmayan adamları polis takip ediyor gerektiğinde, günlerce takibe alıyorlar teknik takibe alıyorlar, on tane polis, boş bir konudan da bazen oluyor, teknik takibe alabiliyorlar. Gerçi yani gerekir, bazı boş olur, bazı dolu olur ama herkes her zaman ayırt edecekler diye bir şey yok. Ama gizli teknik takip de yapılabilir ayrıca. Mesela o çakalı, o tehlikeli adamı, gizli teknik takibe alsınlar, ne olacak? Belli yani kadın, bir de dilekçesinde vahametini iyi vurgulaması lazım kadının. Yani bu her an öldürebilir, psikopat, her şeyi yapabilir diye bildirecek. Haber verilince de, işlemlerin yıldırım hızıyla yapılması lazım. Mesela kadının karakoldan bırakılmaması lazım böyle bir şeyde. Yani onun koruması garantileninceye kadar, kadının karakolda tutulması lazım, kız kardeşimizin neyse artık. Sonra sivil polis veya resmi polis verecek korumasına, ayrıca gizlice korunması lazım. Yani sırf kadının değil, o çakalın ayrıca takip edilmesi gerekiyor. Yani tehlikeli olan, asıl tehlikeli olan o. Polis anında üstüne çökecek şekilde takip edilmesi lazım. Belli ki o günlerde yapacak bunu, yani en fazla bir ayın içinde yapacak demektir kadın şikayet ettiyse. Durduk yere şikayet eder mi kadın? Var bir bildiği ki yapıyor.
Evet hocam buyur.
DİLEM HANIM: Estağfirullah. Cemil Çiçek ile ilgili bir haber vardı. Cemil Çiçek, “üniversite yıllarında kim olduğunu hala bilmediği kişiler tarafından, ellerine sopa tutuşturulduğunu ve o yıllarda sağcı ve solcu öğrencilerin birbirlerine düşürüldüğünü” anlatmış. “Kendi üniversite yıllarında bu kavgalarının içinde geçtiğini” belirtmiş. Eğer Özal olmasaydı, hala sağ yumruğum havada bir insan olurdum. “Ancak el sıkmayı, ben ondan öğrendim” diyerek, “Türkiye'nin kendisinin geçlik yıllarında olduğu gibi kavgacı değil, uzlaşmacı gençlere ihtiyaç olduğunun” altını çizmiş.
ADNAN OKTAR: Peki uzlaşmacı genç nasıl oluyor, nasıl elde edilir uzlaşmacı genç? Yani onun bir yolu vardır, onu söylesin. Durduk yere uzlaşmacı genç olur mu? Bir genç durduk yere komünist oluyor mu? Olmuyor. Eğitim alıyor, adam yüzlerce kitap okuyor, yüzlerce saat araştırma yapıyor, yüzlerce saat dinliyor ve sonrada komünist oluyor. Sağcıda durduk yere sağcı olmaz, o da eğitim alıyor. Yani bilgisiz bir sağcı olmaz, iyi eğitim alırsa olur. Dolayısıyla burada eksik olan nokta ne? Hangi yolla insanların halim olacağını belirtmemiş. Bir insan niye halim olur? Genel kültürü vardır, diyalektik materyalist sistemin geçersizliğini anlamıştır, Allah'ın varlığını bilir, Allah'tan korkar, Allah'ı çok sever, ahirete inanır, Allah'ın yarattıklarına müthiş bir sevgisi olur, merhametin önemini öğrenir, affetmenin önemini öğrenir, saygının sevginin güzelliğini fark eder, derin bir eğitim alır, nefsini kontrol etmeyi öğrenir, ondan sonra o insan, iyi insan olur. Marksist eğitim aldıysa, Darwinist, materyalist eğitim aldıysa nasıl olacak o iş? Israrla asıl kurtuluşun anti Marksist, anti Leninist eğitim olduğu, Darwinizm’in ve materyalizmin çökertici etkisinin ortadan kaldırılması gerektiğini, ısrarla söylemiyorlar. Kültürsüz insan, cahil insan çok tehlikelidir. Marksist, Leninist, Stalinist eğitim almış insan tehlikelidir. Şakası olmaz.
Evet buyurun hocam.
DİLEM HANIM: Estağfirullah tabii. Önder Aytaç'ın bir yazısı vardı; “Güneydoğuda KCK ve PKK’nın gençleri eğitmek için internet kafelerini kullandığını, 16 ve 18 yaşlarındaki gençlerin bu kafelerde yoğun ideolojik eğitim verildiğini” yazmış. “Bu internet kafeye gelen genç ve çocuklara, buralarda ideolojik eğitimler verilmeye başlanıyor, adeta bu eğitimlerle de beyinler yıkanıyor ve bir adım sonrasında da dağa çıkmaya özendiriliyor, çocuklar kandırılarak dağa gönderiliyor” demiş. Aileler Batman Belediyesi başkanına gidip, kendi çocuklarını akıbetlerini sorduklarında, başkan ilgileniyormuş gibi yapıyor ama asla ilgilenmiyor” diyor yazısında. “Birileri buna Allah aşkına dur desin ve gençlerimiz çocuklarımız kandırılarak, dağa çıkarılmasın” demiş ama buna nasıl dur deneceğini anlatmamış.
ADNAN OKTAR: Bakın benim dediğime herkes geliyor ama çözüme geldiğinde, kaçıyorlar, yaklaşmıyorlar. Mesela bu muhterem bayağı kültürlü, aklı başında bir insan, rahatça söyleyebilir, ne olacak yani kimden çekiniyor? Birde anti Marksist anti Leninist eğitim verilmesi gerekiyor. Darwinizm, materyalizmin geçersizliğinin anlatılması gerekiyor. İnternet kafelerde orada burada her yerde Darwinist materyalist eğitim veriliyor gençlere. İnternet kafeyi kapatınca çözüm olmaz, kitapları yakmak da çözüm olmaz, illaki ona, Marksizm’i anlatan birisi çıkar yani yarım saat anlatmış olsa bile yeter. Ben Hacı Bektaş'a gitmiştim zamanında, bir haftalığına falan. Orada Hacı Bektaş'ta solcu gençler vardı, onlarla konuşuyorduk.Hoş sohbet çocuklardı genellikle, fakat dikkatimi çekti. Mesela oradaki 15 dakikalık konuşma bile, onlar için yeterli olabilir. Çünkü çok acayip bir şey söylüyor, bakın mistik bir açıklama bu. “Tarih öyle bir akıyor ki” diyor “yani teknik olarak döndürülmesi mümkün değil, imkansız tarihin akışını durdurmak.” Bu aynı zamanda metafizik bir açıklama. Biz nasıl diyoruz İslam hakim olacak, kimse durduramaz diyoruz ya, onlarda diyor ki; “kimse durduramaz tarihin akışını” diyor. “Komünal topluma dönüşecek toplum” diyor. Ona inanmış. “Buna rağmen, kapitalistler neden direniyorlar?” diyor. İşte onları heyecanlandıran, kısa bir nokta. Yani, mesela orada devrimci olan gençler, fazla bir bilgiye ihtiyaçları olmuyor. Halkevleri vardı, küçük bir oda gibi ayarlamışlar, çay içiyor gençler falan, oradaki kısa bir sohbette bile, o netice elde edilebilir. Turhal’da, teyzemin oğlu vardı, beni Turhal’da, bu devrimcilerin bulunduğu bir lokale götürdü. Yine orada baktım, filozof gibi gençler. Yuvarlak gözlükler falan, çok ağır ağdalı bir üslup ama kendinden çok emin, hakikaten kendisine saygısı olan gençler, solcular öyledir genellikle. Ama kendinden müthiş emin bir üslupla konuşuyor, acayip emin bir üslupla konuşuyor. Onun için sağcıların birçoğu, bir kısmı, solcularla konuşmaktan, tartışmaktan şiddetle kaçınıyorlardı o devirlerde. Biz, Darwinizmi ezdikten sonra, solcularla tartışabilecek hale geldi Müslümanların büyük bir bölümü. Ödleri kopuyordu birçoğunun, hiçbir şekilde tartışamıyorlardı, herkes bilir. Yani “hayır” diyen bana yazsın. Konuşamıyorlardı. Çünkü yenmelerinden çekiniyorlardı. Çünkü bir komünistle konuşursa, onu ikna etmesinden çekiniyorlardı. Cevap verecek gibi değil. Yani dini savunamıyorlardı. Darwinizmin geçersizliğini anlatamıyorlardı, onlar Darwinizmi anlatırken, “çok fazla fosil var” diyorlardı, o çizimleri gösteriyorlardı, onlar felç oluyorlardı, hiçbir şey diyemiyorlardı. Proteinlerin bataklıkta oluştuğunu söylüyorlardı, ona da cevap veremiyorlardı, hiçbir şeye cevap veremiyorlardı. Ben, kafalarına böyle bakır kazan gibi geçirdikten sonra bu Darwinizmi, materyalizmi, tepetakla ettikten sonra, şu an cesaret geldi bütün dünyada. Ve ondan sonra bu atak başladı. Herkes rahat şu an. Ve Hıristiyanlar bile benim kitaplarımdan alıp, tercüme ettirip, kitaplar bastırmışlar; hep Harun Yahya diye, Hıristiyanlar kiliselerde benim kitaplarımı kullanıyorlar. Geniş çapta. Yetmişleri bir düşünsünler, tartışma diye bir konu yoktu, tartışamıyorlardı. Sırf demagojiye yatkındı birçok kişi. Mutlaka da yeniliyorlardı, kendilerine güvenemiyorlardı. Hatta, öyle bir hale gelmişti ki Müslümanlar, o ezikliğin karşısında, aynı komünist yöntemlere başvurmuşlardı. Onlarda parka giydiler, onlarda askeri kıyafetler giyiyorlardı, onlarda diyalektikten bahsediyorlardı, bıyıklar yine aynı komünistler gibiydi, üslupları, hareketleri, örgütlenme şekilleri, birçok şeyi aynı komünistler gibiydi. Hala devam ediyor birçok yerde, dünyanın birçok ülkesinde, adı Müslüman ama onlara yeşil komünist deniyordu o zamanlar, aynı komünist yöntemleri kullanıyorlardı. Yani biz sizden daha komünistiz havası veriyorlardı ve dolayısıyla fikri bir üstünlük elde edemiyorlardı. Zaten böyle hep siyasi, sosyal konular üstüne konuşuyorlardı. Sosyalist ekonomiyi savunuyorlardı. Dolayısıyla dine girmiyorlardı. Genellikle, sırf ekonomi üzerinde tartışmayı sonlandırmaya çalışıyorlardı. Yani Allah’ın varlığı, birliği, Darwinizm, materyalizm, o konuya girmiyorlardı. Hatta şöyle yapıyorlardı; Darwinizm, “evet, var” diyorlardı, “bir evrim var, doğru, ama evrimi Allah yapıyor” diyorlardı. Hep bütün İslam alemine bu hakimdi yani büyük bir bölümüne bu hakimdi. Biz, bu çamurlu perdeyi kaldırdık Müslümanların üstünden, bu belayı kaldırdık. Şimdi rahatça evrime karşı koyabiliyorlar, çok rahat. Bizim kaynaklarımızı veriyorlar, adamlar diyor “buna cevap ver, ondan sonra ortaya çık.” Adam okuduğunda, cevap verecek hali yok zaten, bitiyor. Ve bütün dünyada Darwinizm, şu an konuşulamıyor, kimse ne tartışabiliyor nede ağzına alabiliyor. Bakın yine söylüyorum, gazetelerde Darwinizmle ilgili haber duyuyor musunuz, evrimle ilgili? Duyuyor muyuz arkadaşlar?
DİLEM HANIM: Yok, artık duyulmuyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Duyamazsınız, çünkü darmakeşan oldular yani naçizane. “Gıkınız çıkmıyor” falan dedim, bir aralar bunların damarına bastım. Birkaç tane uydurma haber çıkarttılar, sonra onu da çıkaramayacak hale geldiler. Artık öyle bitap hale geldiler ki vura vura vura vura artık suratları uyuştu. Yani artık yalan söylemeye takatleri yetmiyor, yalan da söyleyemiyorlar artık.Sürekli bilimsel tokatlarla çökerttik. Şimdi Müslümanlar göğsünü gere gere komünistlerle tartışabiliyorlar. Ama ne diyor; “önce git sen Harun Yahya’yı yen, ondan sonra bana gel” diyor. Hiç olmayacak bir şey olmuş oluyor o zaman. Nasıl yensin? “Git onun kitaplarını oku” diyor, “ona cevap ver, ondan sonra bana gel” diyor. Yöntem bu şu an.
Evet, buyurun.
DİLEM HANIM: Tabii, inşaAllah. Hasan Celal Güzel’in bir yazısı var bugün. PKK ve KCK hakkındaki yazısında, KCK’nın telefon kayıtlarına yer vermiş. “O kayıtlarda, şiddet eylemlerini arttırın, nasılsa yakında devrim olacak, cezaevlerini boşaltacağız” şeklinde telefon konuşmaları yaptığı görülüyor. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, örgütün asıl amacının komünist devrim olduğunu siz sürekli anlatıyorsunuz. Telefon kayıtlarında da bu açıkça görülüyor, fakat ilmi mücadele yapılmıyor ona rağmen. Bu da manidar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Komünist devrim zamanında, Lenin zamanında, Çar çıktı, ata milleti, askerleri bindirdi, kılıcı çektirdi, adamları doğrattırdı sokaklarda falan. Cevap istedi komünistler, cevap yok, Çardan cevap yok. Sadece “ben doğrarım, iyi doğrarım” diyor. Çan Kay Şek falan çıktı, Çin’de biliyorsunuz. Onu da pestil gibi ezdiler. Fikir yok. Amerikada çıktı, Vietnam’da, Kamboçya’da, Laos’ta, milyonlarca ton bomba yağdırdı. Milyonlarca kilo. Havadan, adeta yeryüzünü bomba tarlasına çevirdi. O kadar bombardıman yapacağına, kitap atsana. Fikir sunsana ortaya, bir şey söylesene. Marksizm yanlışsa, söyle, cevapla. Dersin“arkadaş siz yanlış biliyorsunuz, doğrusu budur” de. Hem cevap veremiyorsun, “bombalarım, ben sizin ağzınızı kapatırım.” Olmaz öyle şey. Fikren yeneceksin. Fikren yenersen, tamamdır. Fikren yenmeden sen, ortaya çıkarsan, olmaz. Fikren yendiğini, o da görecek, sende göreceksin. Her şeyi açıklığa kavuşturacaksın. Felsefeyi susturacaksın. Diyalektik felsefenin doğru olduğunu devlet hem öğretecek, hem de diyalektik felsefeyi savunanlara savaş açacak devlet. Olmaz. Yenilir o zaman devlet. Diyalektik felsefe doğruysa, adam işte savunuyor, o da savunuyor. Diyalektik felsefe yanlışsa, Marksist felsefe, materyalist felsefe yanlışsa, Darwinizm yanlışsa, devlet bunu açıklamak durumundadır. Yok, “ben sizinle aynı düşünüyorum, aynı felsefeyi savunuyorum” derse devlet, “Darwinizmi, materyalizmi ben de savunuyorum” derse devlet, adam diyor ki: “bende savunuyorum” diyor. Hatta bir ara PKK, “aynı görüşteyiz nasıl oluyor?” diyordu. Bunu açıklığa kavuşturması önemli.
Evet Beril Hocam, buyurun.
BERİL HANIM: İnşaAllah. Kovulmuş şeytan’dan Allah’a sığınırım. Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)
ADNAN OKTAR: “Selam Hocam, programınızı beğenerek izliyoruz.” Aleykum Selam. “Darwinizmi savunanlara şu soruyu sorar mısınız? Cevabını merak ediyorum; insanlar eğer maymundan türediyse günümüzdeki nesli devam eden insanlığı maymunlar kabul eder mi? Ersan Özışık.” Helal olsun. Bak, bir vuruşta Darwinizmi darmakeşan etmiş hocamız, maşaAllah, bu kadar. Madem öyle, maymunlar da insan olsaydılar. İşte Darwinistleri açmaza sokacak bir şey. Kırk yıldan beri, Müslüman kardeşlerimizin büyük bir bölümünün, epey bir bölümünün, Darwinizme verdiği cevap budur. Adamlar buna sırtıyla gülerler. Böyle cevap olur mu? Böyle bir yöntem olur mu? Adam bekle der, ne diyecek. Bir milyon yıl bekle, bak nasıl insana dönüşüyorlar diyecek. Ne diyeceksin cevap? Bir milyon yıl sonra olacaklar der. Böyle mantıksız konuşmalarla hep açmazda olurlar. Ben hatırlarım lise yıllarında falan “Allah nerede” derlerdi? “Sen televizyon dalgalarını gösterebiliyor musun?” derlerdi. “Aklını gösterebiliyor musun? Aklını gösteremiyorsan, haşa Allah’ı da gösteremem o zaman.” Bak lafa bak yani mantığa bak. Bununla konuyu bitiriyor. Halbuki derse ki; biz aslında hayal olan biziz, Allah mutlak varlıktır derse, konu bitecek.“Biz mutlak varlığız, Allah hayaldir” diyor. Darwinizme karşı verilen cevap da klasik budur. Her yerde görebilirsiniz. Eski kitapları açın, otuz, kırk yıldan beri, elli yıldan beri verdikleri tek cevap budur. O yüzden de mağlup oluyorlardı. Daha yeni galibane atağa geçebildiler. Bizim vesilemizle, inşaAllah.
“Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Ben İzmir’den yazıyorum. İstanbul’a gelmek istiyorum” diyor. Buyurun. Ödüllü yarışma programı yapmamızı tavsiye ediyor kardeşimiz. Kerata, sen yapsan şu ödüllü yarışmayı da, biz katılsak olmuyor mu? Hep tavsiye ediliyor; Hocam Paris’te büyük bir salon açın, büyük bir sergi oluşturun, Londra’da geniş bir arazi satın alın. Hem camii yapın, hem külliye yapın, hem de orada güzel Darwinizm’e, materyalizme karşı sergi açarsınız. Moskova’nın ortasında çalışma yapın Hocam. Sizi tebrik ediyoruz. Bana akıl vereceğine keratalar, kendileri yapsa da biz takdir etsek olmuyor mu? Mesela bakın kardeşlerimiz öyle yapıyor, ne güzel. Bize her yerden haber geliyor. Hocam biz şurada konferans yaptık, çok güzel. Burada bir şey yapıyoruz, çok güzel. Akıl vermiyor, icraat yapıyor. Akıla gerek yok ki. İmkan olsa zaten biz yeri göğü inletiriz. Ne alakası var? İnşaAllah.
“Selamun Aleykum canım Hocam. Ne kadar zor sizinle görüşmek? Sizinle telefonlar görüşmeyi Allah rızası için istiyorum” diyor.
“Selamun Aleykum canım Hocam. Nur yüzlü, gül kokulu biricik arslan Hocam” diyor. Kardeşimizde görüşmek istiyormuş.
“Selamun Aleykum canım Hocam. Çoktandır sizi göremiyorum, çok sevindim Hocam. Arep İslam adında biri var. O, Hz. İsa (a.s)’a çok benziyor. 2002 yılında İslam’ı kabul edip, şimdi İslam’ı tebliğ ediyor. Bu konuda yorumunuzu istiyorum. Allah’a emanet olun” diyor. Bakü’den Aygun İbrahimli. Kardeşim, dün de bir hayli Hz. Mehdi (a.s) adayı bize başvurdu. Liste olarak ben yayınlayayım da en iyisi, siz tercihinizi yapın artık, ne yapayım? 40-50’yi bulmuştur Hz. Mehdi (a.s) adaylarının sayısı. Yok, “sırtımda ben var Hocam” diyenler, evin kapısına kadar gelenler var. Saçını uzatmış, “ben Hz. İsa (a.s)’ım” diyor. Allah Allah, bir şey oldu insanlara ben anlamıyorum. Allah şifa versin bir kısım insanlara, inşaAllah. Bu kadar saftirik olmak inanılır gibi değil. Kardeşim Mehdiyet, İslam’ı dünyaya hâkim eder bir insan, vesile olur, biz diyeceğiz ki inşaAllah bu insan, Hz. Mehdi (a.s)’a benziyor diyeceğiz. Keratalar, portakal sandığı gibi evde oturuyorlar, “ben Hz. Mehdi (a.s)’ım”, ne yapmamız gerekiyor? “Benim emrime girin.” Ne yapacağız emrine girsek ne olacak? Hiçbir şey olmaz. Akılcı, güzel, faydalı çalışmalar yapılması önemli.
“Televizyon benim ilgimi çekti, teşekkür ederiz. Müslüman olarak yararlanıyoruz, Azerbaycan’dan Ceyhun Hasenli.” MaşaAllah.
Bakın diyor ki; “Selam canım Muhammed Adnan Hocam. Hocam röportajlarınızı izlerken oradaki kardeşlerimizin sizi ne kadar çok sevdiklerini sorduğunuzu gördüm. Bende sizi ne kadar çok sevdiğimi ve özlediğimi itiraf etmek istedim” diyor. “Canım Hocam, dünya yakışıklısı çok sevdiğim biricik Hocam, ben de sizi canımdan çok seviyorum. Allah için bu dünyada en çok sevdiğim kişi sizsiniz inşaAllah, sizi Allah için aşkla seviyorum” diyor, maşaAllah.
Ceyhuna Caferova; “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Canım aslan ağabeyim. Ben sizi çok ama çok seviyorum. Benim ağabeyim, sizin dualarınıza ihtiyacımız var, sizden rica ediyorum ağabeyim benim için kamil imanı daha çok sevmek, deli aşık olmak için çok dua edin, inşaAllah. Arkadaşım Ziya çok ağır hastalıkla karşı karşıya mücadele ediyor, aslan ağabeyim, onun için Allah’tan şifa dilerseniz çok sevinirim.” Ziya’nın hastalığı nedir, ona bakın bana hakkında bilgi getirin, gerekirse teknik yardımda bulunun. “En derin ve en coşkulu sevgilerimle Ceyhune. Allah’a emanet olun, inşaAllah.”
“Esselamu Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Bende sizi Allah için her şeyden ve herkesten çok seviyorum. Sultanım, bir şey daha söyleyeyim, daha da çok çatlasınlar, yine çok karizmatiksiniz. Sizi görünce kalbimize inşirah geliyor, İnşaAllah. Çok güzel gülüyorsunuz, maşaAllah. Allah sizi başımızdan eksik etmesin, sevgimizi artırsın, yar ve yardımcınız olsun Cenab-ı Allah. Sizi Yaratana kurban olurum, ey güzeller güzeli daha nasıl anlatsam bilemiyorum ki.” Ayşe Hanım yazmış, maşaAllah.
“Özel. Selamun Aleykum, canım nurlu güzel Hocam. Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Hocam size olan sevgimiz ikiye ayrılıyor, sizi görmeden öncesi ve gördükten sonrası inşaAllah” diyor. “Rabbim tekrarını nasip etsin, inşaAllah. Bundan sonra devamlı buna dua edeceğim, inşaAllah.” MaşaAllah.
Evet buyurun hocam.
DİLEM HANIM: Estağfirullah. Büyük bir kedi var, dünyanın en büyük kedisi. Dişi kaplanla erkek aslanın karışımından ortaya çıkmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu nedir böyle, maşaAllah. Eni boyu belli değil bu keratanın. Hay maşaAllah. Ama iyide beslemişler. Tam tosun. Yalnız bu kadar iyi kalpli midir? Bu, tehlikelidir bu Allahualem. Biraz uzak durmak gerekiyor olabilir. Kafes arkasından sevmek lazım. Başka türlü biraz riskli.
Tarık Suresi, Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. 1-Göğe ve Tarık'a andolsun, 2-Tarık’ ın sana ne olduğunu bildiren nedir? 3-(Karanlığı) Delen yıldızdır.” Demek ki bu, Lulin kuyruklu yıldızına işaret var. 4-“Üzerinde gözetleyici-koruyucu bulunmayan hiçbir nefis (kimse) yoktur. 5-İnsan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı?” Demek ki, bilimsel olarak araştıracağız, inceleyeceğiz, inşaAllah. 15-“Doğrusu onlar, hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar; 16-Bende bir düzen kurup hazırlıyorum. 17-Sen kâfirlere bir mühlet ver, az bir süre tanı” diyor Cenab-ı Allah.
ADNAN OKTAR: Hazır filmimiz ne var? Hz. Mehdi (a.s) ismi ve sıfatları. O filmi seyredelim.
VTR-Hz. Mehdi (a.s)’ın İsim ve Sıfatları.
YABANCI KONUK:(Arapça Kuran tilaveti-Tarık Suresi)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne güzel şivesi, çok güzel okuyorsun.
Fecr Suresi.
YABANCI KONUK:(Arapça Kuran tilaveti-Fecr Suresi)
ADNAN OKTAR: Kuran’da genellikle dikkat edilirse, önemli konular sürekli, ısrarla tekrar edilir. Allah’a inançta, imanda insanların sorumlu olduğu çok vurgulanır. Bu konuda samimi ve vicdanlı olmaları istenir. Allah; “Kuran’ı ancak vicdansız olan, vicdanını kullanmayan fark edemez” diyor. Yani vicdanını kullanan fark eder diyor yaklaşık, inşaAllah. Yani samimi olarak bakıldığında, çünkü hep güzelliği anlatıyor Allah, bir de çok makul ve çok tutarlıdır Kuran. Baştan sona kadar çok makuldür. İkinci hayatı söylüyor Allah. Mesela onu biz bilemezdik. Yani ikinci bir hayat olduğunu bilmezdik, biz normal öleceğiz zannederdik. İçgüdü olarak hissederdik de ama tam bilemezdik. Allah, ikinci bir hayat var diyor. Hem de öyle kısa da değil, sonsuz, şahane bir şey, bayağı güzel. Bugün de evde baktım teknik aletlere, Allah Allah, her şeyi Allah yaratmış, çok açık. Ben hayret ediyorum, insanlara, Allah’a nasıl inanmıyorlar? Kalem yaratılıyor kafamın içinde, bu nedir bu, başka açıklaması ne olur bunun? Net yani Allah var. Sırf kalemden anlarım ben, sırf kaleme baksam anlaşılıyor Allah’ın varlığı, çok net, açık. Ama Allah detaylı bilgi vermiyor. Yani imtihan için o kadar mükemmel bir ortam var ki, yani iyi böyle samimi insan, fazla bilgisi olmasa dahi, en yüksek dereceye çıkacak durumda dünyada. Bu çok büyük bir imkân, çok büyük bir güzellik. Yarış yeri. En iyi olma imkânı var dünyada, en güzel olma imkânı var. Bu çok hoş bayağı. Çünkü insan en iyi olmak istiyor, en güzel olmak istiyor. Alabildiğine insanın önü açık, yolu açık. Ne güzel, maşaAllah. Çok da delil olursa, yani çok çok aklın ihtiyarini alacak gibi olursa, o zamanda imtihan olmaz. Mesela bakıyorum teknik aletler, bilgisayarlar, televizyon yapmış, adam farkına varamıyor. Büyük bir heyecanla hemen imana sarılmak lazım ve sıkı sıkıya sarılıp bırakmamak lazım. Karşı yönde de Allah aslında delil yaratır. Yani imanda iki tarafında, yani küfründe kullanabileceği deliller yaratır Allah. Fakat zayıftır küfrün kullanacağı deliller. İmanın kullanacağı deliller çok güçlü yaratılır, imtihanın gereği olarak. Yoksa mesela bir çocuk ölür, bunu küfür istese kullanabilir. Ama Allah, ona karşı mesela bilgisayarı yaratıyor, atomun harikasını yaratıyor, ruhu yaratıyor, ruhun içindeki harika yapıyı yaratıyor. Ama çocuk öldüğünde Allah, “onun sırrı Bana ait” diyor, “Bana güvenin” diyor Allah ve “Ben size, merhamet etmeyi, acımayı Ben verdim” diyor. “Benim aklım, hepinizden çok diyor Allah, kıyas olmaz” diyor Allah. “Benim istediğim kadar düşünüyorsunuz. Benim bir şeyi yapmam durumunda, hikmetle yapacağımı düşünün, Bana güvenin” diyor Allah. Yani “eğer bir çocuğun canını alıyorsam, bir bildiğim vardır” diyor Allah. Bakıyoruz, çocuk nedir diye düşünüyoruz, Allah beynimizde, görüntü olarak yaratıyor. Dışarıdaki çocuğun mahiyetini tam bilmiyoruz. Yani onun canı nasıl alınıyor, ne zaman alınıyor, cennetteki yerine hangi anda geçti bilmiyoruz. “Bana güven üstüne kuracaksınız” diyor Allah, “Bana hüsn-ü zan üstüne kuracaksınız” diyor. İmtihanın sırrı bu.
Mesela Allah, sizleri çok güzel yaratıyor ama çirkin insanı da yaratır, eli yüzü yanmış, bozulmuş insanları da yaratır Allah. İşte orada akıllı insanlar hep Allah’tan yana tavır koyuyorlar. Yani sıkı sıkıya imana tutunuyor, imanı bırakmıyor. İmanı bırakmayanların yolu açık oluyor, gizemli bir şekilde, hayret edilecek bir şekilde başarılı oluyorlar ve sonunda dünya hakimi oluyorlar. Bakın dikkat edin, dünya hakimi oluyorlar. Bakın, Tevrat’taki hüküm; “Samimi iman eden 10 kişi bile olsa” diyor Allah, “dünya hakimi yaparım” diyor. “Dünyayı helak etmem, samimi iman eden 10 kişi bile olsa” diyor.
Mesela hayatı kısa yaratıyor Allah, çok şahane bir şey bu, imtihan için, mükemmel. Bakıyorum her gün Fashion Tv benim odamda her gün açıktır. O manken kızlar sokaklarda geziyorlar. Hepsine aynı fabrikasyon kıyafetler vermişler, birbirlerinin aynı kıyafetler, aynı terlikler. Akşama kadar iş güç yok, nerede akşam orada sabah, topluca onları lokantaya götürüyorlar, topluca lokantadan çıkartıyorlar. Yani bir kısmı için diyorum, hepsi için demiyorum, bir üretici yönleri olmuyor bir kısmının. Ama hayatı bir düşünmeleri gerekmez mi? Mesela denize sahile gidiyorsun, bunu kim yarattı? Orada balık yiyorsun, bu balığı kim yarattı? Arabaya biniyorsun, arabayı kim yarattı düşünmeleri lazım. Bir kısmı çok boş oluyor. Ne genel kültürleri oluyor, ne düşünme yönleri derin oluyor, bir gariplik oluyor. Halbuki, derin düşünmek insana çok yakışır. Mesela bir kadına derin düşünmek yakışır. Allah, onu öyle güzel yaratır. Yani sathi düşünüyorsa, çok sıradan insan olur. Yani öyle bir insanın bir anlamı kalmaz. İman etmek için evin içindeki o teknik aletlere baktım da, Allah ne kadar bol delil yaratmış. Ama imanını kaybedecek insanlar içinde delil yaratıyor Allah. Yani insanların sapıtmaları içinde delil yaratır Allah. Mesela bir çocuğun ölümü, bir insanın çirkin olması, hastalıklar, dertler, belalar, mesela baş ağrısı, ayağı takılır düşer, bir yakını ölür, bir şeyler olur, çoğu insan bu kadar kolay imtihanı kaldıramaz. Onun için Allah, imanı güçlü olanlara çok daha fazla bela veriyor ki, onlarla kendilerini kıyaslasın insanlar diye. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’deki bela sayısı çok çok fazladır. Yani halktan bir insanda olan belalarla kıyaslarsak, yüzlerce, binlerce mislidir, yani kıyas-ı kabul olmayacak kadar çoktur. Ama mesela Peygamberimiz (s.a.v.) hiç olumsuz etkilenmemiştir. Her an şehit edilebilirdi, gayet tevekküllü, peygamber olduğunun bilincinde, gayet muntazam, gayet güzel görevini yaptı sonuna kadarda, kimsede Peygamberimiz (s.a.v)’in canını alamadı. Mesela bu başlı başına bir mucizedir. Etrafındaki insanlardan mesela şehit olanlar oluyor, biz Hz. Ali (r.a) şehit oldu diyoruz ama o şehitlikten imanını kaybedenler oluyor. Mesela Hz. Yahya (a.s), Hz. Zekeriya (a.s) şehit olduğunda, imanını kaybeden çok fazla insan oldu. Hz. İsa (a.s)’ın çarmıha gerildiğini zannedenlerden birçok kişi imanlarını kaybettiler. Bu da bir imtihanın sırrıdır. Mesela Hz. İsa (a.s) ölüyü kaldırıyor, bu çok güçlü iman vesilesidir ama bir de bakıyor, çarmıhta, bak diyorlar Hz. İsa’yı öldürdüler diyorlar. Adam ona inanıyor, bir anda imanını kaybediyor. Halbuki Hz. İsa (a.s) göğe alındı, Allah’ın Katına alındı. İmtihanda Allah çok ince detaylar meydana getiriyor. Samimi olan insanın cennetidir dünya, acayip rahattır. Alabildiğine yükselebilir dünyada, çok kolaydır. Mesela Hz. Mehdi (a.s) öyledir. Hz. Mehdi (a.s) öyle ilim irfan sahibi, okumuş medrese eğitimi alan birisi değil. Yani üniversitelerden mezun olmuş, Arapça ilmi almış, müderrislerin, alimlerin eğitimini almış bir kişi değil. Hadislerde de bu böyledir. Allah’ın herhangi zavallı bir kuludur. Sırf samimidir Hz. Mehdi (a.s), o kadar. Kafasını iyi kullanıyor ve Allah’tan yana kullandığı için, Allah sürekli yolunu açıyor Hz. Mehdi (a.s)’ın, o yüzdende dünya hakimiyeti oluyor en sonunda. Allah, Hz. İsa (a.s)’ı gibi, ulu’l Azim bir peygamberi emrine veriyor. Ama bakın sonuna kadar sebatlı, sabırlı ve kararlı, azimli, hiç şüpheye düşmüyor, iradesini kaybetmiyor, hep azimli. Yoksa Hz. Mehdi (a.s) da imtihan oluyor. Peygamberlerde imtihan oluyor, hepsi imtihan oluyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın ana özelliği nedir biliyor musunuz? Samimi olmasıdır. Hep Allah’tan yana ve candan olması, o yüzden Hz. Mehdi (a.s) odur. Peygamberimiz diyor ki; “Cennetin tavus kuşudur” diyor Hz. Mehdi (a.s) için. “Biz cennet halkının seyyidleriyiz” diyor, “Ben, Hamza, Hasan, Hüseyin, Mehdi, cennet halkının seyyidleriyiz” diyor. Hz. Ali (r.a)’ın özelliği ne? Hz. Ali (r.a) çok samimi, bayağı samimi, çok sıcak, tatlı, şakacı, sevecen, hep hüsn-ü zan sahibi. Hz. Ali (r.a)’ın gözlerine çok rahatsızlık gelmiştir, hep Allah’ı zikretmiştir. 17 yerinden yaralandı, derin aşkla Allah’ı yine seviyordu. O köpek alçak, dedemi şehit etmek üzere vurduğunda, Allah’a sevgisinde, milim santim gerileme olmadı, bilakis imanı daha da arttı. Halbuki mesela başka bir insan olsa, zayıf imanlı olsa, Allah için ömrümü verdim, her şeyi yaptım, tam namaz kılarken geldi bir kahpe bana vurdu diyebilirdi. Demiyor. Orada ona vuran da Allah. Hz. Ali (r.a)’ın canını alan da Allah’tır. Yani onu şehit eden de Allah’tır, onu vesile etmiştir. Onun için sahabelerin imanında hiçbir şekilde sarsılma olmuyordu. Halbuki her gün gözünü kaybeden, ağzını burnunu kaybeden, ellerini, yüzlerini sürekli doğruyorlardı. Müthiş imanları artıyordu, artık müthiş bir coşkuya dönüşmüştü imanları. Özellikleri ne? Samimiydiler, sadece samimi olmalarıdır.
“Ahir zamanın en güzellerinden olan Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Allah’ın Selamı üzerinize olsun.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “İlim kılıcı kuşanmış seyidimiz, canımız Hocamız. Takım elbiseniz, bizim de dikkatimizi çekti, maşaAllah” diyor. Allah Allah bak çok hoşuma gitti bu işte, yani hakkını vermiş demek ki olay. “Allah yolunda hizmeti arttırmak için, duanıza muhtacız” diyor, Diyarbakır’dan Yusuf kardeşimiz.
“Hocam saygılar sunuyorum. Hocam Kutbu’l Arif’in Mehmet Dumlu Kütahyevi Hazretleri hakka yürüdü.” Allah rahmet eylesin. “Allah (c.c) şefaatlerine nail etsin, inşaAllah. Hocam, ne kanalınız A9’dan, ne de sizden bu konuda bir başsağlığı alma vesaire duymadım. Bu nasıl bir durum Hocam? Sizin gibi Allah dostları ve saygılı biri bunu nasıl atlar anlayamadım. Saygılar sunuyorum, açıklama bekliyorum efendim. Bolkar Özçetin.” Bolkar bu olayı, Allah affetsin ama ben hakikaten bu hoca efendiyi hiç tanımıyorum. Hakkında bilgi de gelmedi bize. Sizin bildirmeniz üzerine hemen okuyorum, söylüyorum. Allah rahmet etsin hocamıza. Hocamız hakkında bilgi verinde yayınlayalım, anlatalım hayatını, daha güzel olur. Tanımıyorum, Allah affetsin. Hocamızı siz bize tanıtın. Mutlaka çok değerli, çok iyi bir insandır. Ama böyle değerli büyük ağabeylerimiz, hocalarımız oluyor, bilmiyoruz. Birçok İslam aliminde de öyle değerli alimler oluyor, bize bilgi verirseniz yayınlarız, niye yayınlamayalım, iftiharla severek.
“Allah’ın Selamı üzerinize olsun, Muhammed Ahmet Adnan Hocam. Değerli Hocam, nerelerdesiniz. Sizin yayın saatiniz tam bildirilmiyor Hocam. Yani bir gün öncesinden bildirilse, yayın saatinde ekran başında olacağız. Ama mesela dün yetişemedim, benim gibi birçok kişi de yetişemedi. Çünkü öğlen sanıyorduk, sabah çıkmışsınız.” Uzun bir şikayetname tarzında bir mesaj gelmiş. Kardeşlerimiz her yerden yazmışlar, maşaAllah Allah hepsinden razı olsun.“Allah yükünüzü arttırsın, Allah ilminizi arttırsın, yolunuzdaki engelleri kaldırsın, inşaAllah.”
BETÜL HANIM: Hocam, Mehmet Dumlu Kütahyevi’nin vefatı ile ilgili Haber 7’de haber yapılmış.
ADNAN OKTAR: Bakalım, yayınlayalım, gösterelim. Oku.
BETÜL HANIM: “Kütahya, Evliya Çelebi Kültür Hizmet ve Tarihi Eserleri Onarma Derneği’nin onursal başkanı, araştırmacı yazar Mehmet Dumlu, dün Hak’ka yürüdü.” Şeklinde haber geçiyor.
ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin. Allah inşaAllah şehit etmiştir Hocamızı. Allah razı olsun Hocamızdan.
BETÜL HANIM: Seksen yaşındaymış Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
BETÜL HANIM: Halfeti tarikatının tasavvuf önderlerindenmiş.
ADNAN OKTAR: Halfeti Şeyhi, maşaAllah. Mehmet Dumlu, Ağustos sonlarında vefat etmiş.
BETÜL HANIM: Evet, eski bir haber Hocam.
ADNAN OKTAR: Niye kardeşimiz bana şimdi sitem ediyor? Ayrıca yayında haberi okunmuş bu Hoca Efendi’nin. Dua ve taziyede bulunmuşuz. Yani kardeşlerimiz bu konuda bana bilgi getirdiler. Yani taziye yapılmış, biz burada yayınlamışız, inşaAllah.
“Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Sayın Ahmet Muhammed Adnan Hocam.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin, Hayatın Şifreleri Programındaki büyük savaş uyarısıyla ilgili düşüncelerinizi alabilir miyim? Hürmetlerimle, Abdullah Çetinkaya, İstanbul.”Şeyhimiz ne diyorsa doğrudur. Ben onun ayağının tozuyum. Şeyhimiz bir şey söylüyor bakıyoruz, benzeri bir şey oluyor. Ortalık karışacak” dedi. Karışmıştı hakikaten, bu Arap baharı denilen olaylar oldu. Mesela “deprem olacak” dedi, Kıbrıs’ta bir deprem oldu. “Türkiye’de deprem olacak” dedi, oldu. Hocamız durumun kritikliğine, durumun gerginliğine dikkat çekiyor. İlla savaş olacak anlamı çıkmaz ondan da ama yani “savaşlık bir durum var, ortalık gergin, dikkatli olun, ona göre hareket edin, teyakkuzda olun” anlamına geliyor.
“Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Yine her zaman ki gibi çok yakışıklı ve çok heybetlisiniz, Hocam. Sizi izlerken gözlerinizin yeşilliğinden, derinliğinden ve de güzelliğinden kendimi alamıyorum” diyor. “Hocam Siz benim hayatımın dönüm noktasısınız. Sizden önce hayatım bomboştu. Sizin varlığınızla kışıma bahar geldi. Gönlümüzü şenlendirdiniz, Hocam. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Sizden bir şey isteyeceğim Allah aşkıyla sevdiğim güzel Hocam, o güzel gözlerinizi yakından görmek istiyorum.” Ne şeker bunlar. “Yakın çekimle bana derin bakışlarınızı gönderir misiniz? Sizi çok seviyorum, Hocam” diyor. Yakın çekimde ne oluyor? Daha mı etkileyici oluyor? Ne şekerler bunlar, Allah’ım. Allah sevgilerini kat kat arttırsın. Cennette kardeş etsin. Hep birlikte, sonsuza kadar birlikte yaşamayı nasip etsin. Ne güzel sevmek, sevilmek, insanların böyle güzel ahlaklı olması, maşaAllah.
“Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam, ben bir site yapıyorum. Yapım aşamasında kaynak olarak sizin sitenizden faydalanmak istiyorum. Rızanız olur mu?” Ne demek biz, iftihar ederiz, iftihar, tabii ki ama kaynak göstersen güzel olur tabii yani “şu siteden aldık” dersen, tamamdır. “Televizyonda sizi takip ediyorum. Cevabını bekleyeceğim inşaAllah. Allah’a emanet olun, güzeller güzeli Hocam” diyor. Osman Göktaş. Kitapları da alıp bastırabilirsiniz. İnternetten de istediğiniz bilgiyi alırsınız. Telif hakkı falan diye bir şey yok, istediğiniz gibi kullanın. Ne yaparsanız yapın. Yeter ki İslam’ı, Kuran’ı yayın yani iyilik, güzellik olsun.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sayın Hocam, aslan gibisiniz” diyor. Her zaman ki gibi. “Eminim şu an sizi izleyen, kalpleri mühürlü, Darwinist, komünist ve her türlü sapkın inançlı kişiler, parmaklarını ısırıyorlar. Beter olsunlar. Ne mutlu ki, müminlerin duası sizlerle. Biz bu dünyada Hakkı tebliğ ettiğinize şahidiz, inşaAllah sizler de bizlere şefaat edersiniz” diyor inşaAllah. Mahir Nihat, İstanbul, Ümraniye. İnşaAllah ahirette, cennette kardeş oluruz.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.” Sayın Ahmet Muhammed Adnan Hocam, arz-ı hürmet eder, dualarınızı istirham ederim.” Çok güzel, arz-ı hürmet; Osmanlıca. “Televizyonda dini müzik, dini film, dini çizgi film programı istiyoruz. Tabii şartlar mümkünse. Programda çalışanlara selam eder, Allah’a emanet ederim” diyor, Ali Derman, Mardin, Midyat. Çok daha iyilerini yapacağız inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle.
Buyurun hocam.
DİLEM HANIM: Estağfirullah, Oktar kardeşimizin bir radyo röportajı oldu. New York, Amerika radyosu olan American Muslim, 360 Radyosu ile bu radyo Afrika kökenli, Amerikalılara hizmet veriyor, internet radyosu. On beş bin kadar dinleyicisi var. Nation of İslam yani Farrakhan’a bağlılar. Bu grubun dergilerinde de, sizin makaleleriniz yayınlanıyor. Siz de biliyorsunuz inşaAllah. Farrakhan, defaten, Hz. Mehdi (a.s)’ı bekledikleri görüşünü dile getirmişti. Oktar kardeşimizin röportajı yaklaşık iki saat kırk dakika sürdü, maşaAllah çok iyi geçti.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, yeri, göğü inletmiş. İki saat kırk dakika. Farrakhan’ın cemaati çok büyük, milyonlarca bildiğim kadarıyla.
DİLEM HANIM: Darwinizm, sosyal Darwinizmin getirdiği belalar, maddenin gerçeği, evrenin yaratılışı, ahir zaman alametleri, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın şu anda hayatta olduğu, fiziksel alametleri, altınçağ, dünyanın ömrünün yedi bin yıl olduğu ile ilgili hadisler, Hz. Mehdi (a.s)’ın, Hz. İsa (a.s) ile namazda imamlığa geçen kişi olacağı konuşuldu, inşaAllah. Çok sayıda da dinleyici telefonla katılmış. Oktar kardeşimiz de bu soruları yanıtlamış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Nerede, bir yerde konferans yapacağız demiştiniz demin?
DİLEM HANIM: Belçika’da.
ADNAN OKTAR: Tamam ne diyeceğim ben Belçika’ya?
DİLEM HANIM: Hocam, 13 Ekim, 16 ekim tarihleri arasındaBelçika’da altı konferansımız olacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah, maşaAllah. Belçika yerle bir olacak inşaAllah. O zaman;
Belçika’daki kardeşlerimize Allah, iyilik, güzellik, sağlık, sıhhat nasip etsin. Oradaki Hıristiyan, Musevi ve dindar kardeşlerimizin hepsine selam ediyorum, saygılar sunuyorum. Darwinizmin-materyalizmin geçersizliğinin bilinmesi, bilimsel gerçeklerin ortaya konması çok hayati. İnsanların aldatılmasına artık bundan sonra göz yummayacağız. İnsanlara doğruları, gerçekleri inşaAllah Allah’ın dilemesiyle nakledeceğiz. Ne güzel bir zamandayız. Hz. Mehdi (a.s) devrindeyiz. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın geldiği bir devirdeyiz. Hz. İsa Mesih (a.s) 2002 gibi geldi. Şu an yeryüzünde, inşaAllah. Faaliyet yapıyor. Küçük bir talebe grubuyla çalışmalarına devam ediyor. Daha ziyade siyasiler içerisinde, biraz da masonların içerisinde, böyle özel teşekküllerin içerisinde. Talebe sayısını gittikçe artırıyor, faaliyetlerine devam ediyor, inşaAllah. Bütün dünya kardeş olacak, bütün dünya birleşecek. Ekonomik kriz de kalkacak, bu sıkıntılar da kalkacak. Arap alemi, Türklük alemi, Avrupa, Amerika, hepsi huzurlu, sevinçli, rahat, savaşsız bir dünyanın içerisinde olacaklar.
Belçika’da çok fazla Müslüman kardeşimiz var, çok fazla Türk var. Allah hepsine hidayet versin.
BETÜL HANIM: Hocam, Belçika’da ikiyüz bin Türk yaşıyor, bir milyona yakında Müslüman yaşıyor.
ADNAN OKTAR: İkiyüz bin Türk, bir milyon da Müslüman. Hepsi bizim için onların Türk’tür. Müslüman olan herkes, benim için Türk’tür, inşaAllah. Her Türk de Müslüman’dır. Benim mantığım bu. Allah hepsine güzellik, iyilik, sağlık, sıhhat versin. Kardeşçe, barış içerisinde hayırlı netice almamıza Allah imkan versin. Belçika’yı Allah nurla doldursun, güzellikle doldursun, kardeşlerimize Allah başarı nasip etsin. Doğruları, güzelliği görmeyi Allah bize nasip etsin. Hayırları görmeyi bizlere nasip etsin. Yanlışlardan da bizleri korusun. Kalbimize inşirah, ferahlık versin. Bütün Belçikalı kardeşlerimize selam ediyorum, herkesi sevgiyle, saygıyla kucaklıyorum. Allah cennette kardeş etsin, inşaAllah.
Yeterli bu. Orada programda yayınlarsınız. Nedir o?
DİLEM HANIM: Bunlar afişler Hocam, konferansın afişleri.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Hadi bakalım Belçika’nın aslanları. Yeri, göğü bir inletin şöyle Cenab-ı Allah’ın izniyle.
Mehtap isimli kardeşimiz yazı yazmış. “Allah’ın selamı üzerinize olsun canım Hocam, “on kişi iman etse, İslam dünyaya hakim olur” demesi Allah’ın, acaba Hz. Mehdi (a.s) ve dokuz yakın talebesinin iman etmesine mi işaret edilir” diyor. Güzel bir yorum, olabilir tabii.
“Mesajlarımızı okumanızdan dolayı teşekkür ediyoruz. Gülü, çiçeği ne güzel tarif ediyorsunuz Hocam. İlim sahibi insanlar, ayın en parlak hali gibidirler. Siz de öylesiniz, inşaAllah. Adnan Hocam, etrafınızdaki insanlara feyz saçıyorsunuz maşaAllah” diyor. “Hak yolu bizlere gösteriyorsunuz. Batıldan bizleri uzaklaştırıyorsunuz inşaAllah. Bu konuda isabetli düşündüğüm için sevinç duyuyorum. Kitaplarınız mükemmel, hitabetiniz mükemmel, maşaAllah. Çok samimi konuşuyorsunuz” diyor. İbrahim kardeşimiz yazmış, evet. “Mükemmel ikna ediyorsunuz” diyor. Allah ikna ediyor. Bizi vesile ediyor Allah. Bizde bir şey yok. Bizler gölge varlıklarız, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Yakışıklı sultanım, maşaAllah Hocam, zaman geçiyor, günler, mevsimler değişiyor, dünya yaşlanıyor ama siz gençleşiyorsunuz ve daha da güzelleşiyorsunuz, maşaAllah. Size yüzünü dönen, ilminizden nasiplenen kardeşlerimiz de böyle inşaAllah. Söz konusu bu durumda büyük bir hikmet yok mu? Bakmasını bilene. Sizi çok seviyorum. Allah’a emanet olun. Allah ömrünüzü uzun kılsın. Sağlık ve sıhhatinizi arttırsın inşaAllah”, Dilek Öner Hanım yazmış, maşaAllah.
Mehmet Akif; “Hocam, maşaAllah ilminiz çok güzel. Çok teveccüh var size” diyor.“Programınızı sürekli izliyorum, inşaAllah.”
Hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Estağfirullah, Hakan Albayrak’ın geçen gün bir yazısı vardı. Hakan Albayrak sürekli İslam birliğini savunan yazılar yazıyor. Geçtiğimiz günlerde de “Emanet Ehlini bekliyor” başlıklı, dünyanın artık Hz. Mehdi (a.s)’ı beklediğini ima eden bir yazı yazmış. “Nizam-ı Alem işi, bizim işimizdir. Frankler işimizi elimizden aldılar ve yüzlerine gözlerine bulaştırdılar” diye başlıyor yazısında. Sonunda ise “kaba kuvvetin gelmiş geçmiş en büyük destanını yazan Moğolları Orta Doğu topraklarına gömen İslam medeniyeti, günümüz şartlarına uygun olarak yeniden inşa edildiği takdirde, azgın Frankler’in de icabına bakacak ve dünyaya yeniden esenlik dağıtacaktır.”
ADNAN OKTAR: Yalnız içinde “azgın Frankler’in icabına bakacaklar” dediğini şerh etmek lazım. Hıristiyan olsun, Musevi olsun, Müslüman olsun, her türlü azgına karşı, yapılacak olan eylem nedir? Sevgi, şefkat, merhamet, ilimle, bilimle, akılla, sanatla onları ikna etmek. Onu anlatmak istiyor. Yoksa asıp kesmek, doğramak falan değil. Yanlış anlaşılmaması için şerh ediyorum. Evet.
DİLEM HANIM: En sonunda ise, “emanet, yeryüzünün halifeliği ehlini bekliyor” diyor.
ADNAN OKTAR: Muhammed Mehdi (a.s)’dır o, inşaAllah.
Şehidimizi dinleyelim. Muhteşem konuşmaları maşaAllah. Muhsin Yazıcıoğlu Ağabeyimizi, o mübarek muhteremi dinleyelim inşaAllah.
VTR- Muhsin Yazıcıoğlu.
ADNAN OKTAR: Çok güzel maşaAllah, kardeşlerimiz sevginin üstünde çok duruyorlar. En hayati konudur Allah’ı sevmek, Allah için insanları sevmek inşaAllah. Bayağı güzel.
Hep pozitif yaklaşmak lazım. İte kopuğa bakıp, kavgacı ruhlarına bakıp “biz de kavgacı olalım, biz de laf sokalım” öyle değil. Onlar şeytanın etkisinde olan aptal ruhlar, karanlık, pis ruhlardır onlar. Normal insan ruhu sevgi doludur. Böyle sevmekten, sevilmekten hoşlanır, dostane, arkadaşça ortamdan hoşlanır, samimiyetten hoşlanır. Allah öyle güzel bir ortam yaratmış ki, yani böyle ortalı yaratıyor biraz, gaflet gözüyle bakan için. Çat, düşer adam. İman gözüyle bakan için de çok açıktır, gayet net, berrak bir iman denizi vardır. Onun içerisinde coşkuyla ilerler ve hiç önüne de engel çıkmaz. Bayağı başarılı olur, güzel olur. Ama zamanı kullanır Allah, zaman. Zamana insanlar sabredemiyorlar. Sabredip zamanı iyi kullanmak lazım. Onun dışında hayat çok güzeldir akıllı bakana. Allah sürekligüzelleştirir hayatı. Çok ince imtihan vardır. Mesela her yerde nezaketli olmak gerekir. Sürekli insanların lehine olmak, hayırlı olmak. Mesela bazı insanlar vardır ben çocukluğumdan beri görürdüm, hemen insanlara ters konuşur, abuk sabuk cevaplar verir. Ben kıyamam mesela, bir insana ters konuşmaya kıyamam. Mahcup etmeye kıyamam. Çok korkunç bir şey bir insanı mahcup etmek. Çünkü o rahatsız olduğunda, mahcup olduğunda, ben ondan daha şiddetli rahatsız oluyorum. Bir insanı üzmek falan çok kötü bir şey, mutazarrır etmek. Daima insanların lehine olmak lazım. Onların neşesi, iyiliği için gayret etmek lazım. Egoist, bencil olmamak lazım. Kendi çıkarlarını değil de, başkalarının çıkarlarını düşünmek lazım. Öyle olunca Allah, insanın kendi çıkarlarını kat kat fazlasıyla verir. Tabii onun için yapılmaz o ama bencil olmayan insan, dünyadan kaçtıkça Allah onu dünyaya getirir. Dünyanın nimetlerini ona sunar, inşaAllah. Mesela ben ömrüm boyunca hep dünya nimetlerinden kaçtım. Hep Allah rızası için gayret ettim. Ama Allah beni nimete boğdu, maşaAllah. Bakıyorum; evin en güzeli, arabanın en güzeli, giyeceğin en güzeli, yiyeceğin en güzeli, insanların en güzeli, sözlerin en güzeli. Çünkü hep güzeli arıyorum ben, Allah da sürekli hep güzellik nasip ediyor. Mesela paradan, puldan servetten kaçınıyorum, Allah akıl almaz bir servet nasip ediyor, ama akıl almaz bir servet. Mesela dünya çıkarından kaçınıyorum, Allah nerede güzellik, zenginlik varsa karşıma getiriyor, bir iyilik varsa. Her şeyin en güzelini Allah sunuyor maşaAllah, elhamdülillah. Ama Adetullah içerisinde, sessiz sedasız yapıyor Cenabı Allah. Mesela İslam’ın dünya hakimiyeti çok istediğim bir şey, 1979’larda başladım, baktım dünyaya hakim oluyor İslam. Baktım Mehdiyet doğru, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişi doğru, hepsi doğru çıktı. Mesela masonlar kitlevi olarak İslam’ı kabul etmeye başladılar, kitlevi olarak onlar da İttihad-ı İslam’ı istiyor. Olacak iş mi? Benim bildiğim mason, Müslümanlığı ortadan kaldırmak için uğraşır, değil mi? Adamlar var gücüyle, İslam’ı hakim etmek için uğraşıyorlar. Allah her şeyi tersine çevirdi. Tapınak Şövalyesi benim bildiğim çok karanlık bir teşkilat olarak biliriz, adamlar var gücüyle İslam’ın hakimiyeti için uğraşıyorlar. Hatta onlarda belirli bir derece var, o derecede adam Müslüman olmak mecburiyetinde. Müslümanlığı bilmek mecburiyetinde. Mesela Fransız Masonları tecrit etmişler dünya masonluğu, ateistler diye. Ateistlere bir de ılımlı bakıyorlar diye, “onlar da locaya girebilir” gibisinden düşündükleri için, hiç kabul etmiyorlar. Yani bu büyük bir zafer. Muazzam bir şey. Şimdi önümüzdeki günlerde dünyanın her ülkesinden masonlar gelecek. Her ülkeden, değişik ülkelerden masonlar gelecek. Mason locasında İslam’ı tebliğ etmek görülmüş bir şey değildir. Masonluğun tarihinde yok. Cayır cayır İslam’ı tebliğ ediyoruz mason locasında. Darwinizmin-materyalizmin aleyhinde mason locasında konuşmak çok zordur; cayır cayır anlatıyoruz maşaAllah, elhamdülillah. Ateizmin, Darwinizmin böyle darmakeşan olması, bizim için çok kolay oldu, Allah müthiş kolaylaştırdı. Dünya çapında bir hareket, normalde çok zor olması lazım. Bayağı güç olması lazım. Çünkü adamların on binler hesabıyla, yüz binler hesabıyla üniversiteleri var, akademileri var, kuruluşları var. Milyonlarca profesörü var, öğretmeni var, doçentleri var. Çıktık, bir avuç adamla, darmakeşan ettik, hemen netice aldık. Darwinizm kazındı, yok oldu dünyadan. Samimiyet işte, bütün mesele samimiyet. Mesela Allah’ın gücü muhteşem. Çok muazzam netice meydana getiriyor Cenab-ı Allah.
Şeyh Ahmet Yasin Hocamız; Gavs Hazretleri’nden, Muhammed Raşid Erol Hazretlerine intikal eden ve Hz. Mehdi (a.s)’a verilmesi için Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’a tevdi edilen, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın da bana tevdi ettiği ve benim de inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s)’a tevdi edeceğim asa hakkında hocamız bilgi veriyor, onu bir dinleyelim, inşaAllah.
VTR-Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Sayın Adnan Oktar’a Hediye Ettiği Asa Hakkında Yeni Bilgiler Aktarıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız son derece samimi, son derece candan, halis, hakiki Müslümanlardandır. Dünyada sayısı çok az olan, halis Müslümanlardandır.
Beril Hocam buyurun.
BERİL HANIM: Estağfirullah, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.
“Allah, zulmedenleri sevmez” buyuruyor Allah. (Al-i İmran Suresi, 140)
ADNAN OKTAR: Zulümden insanlar kaçınacak, güzelliği sevgiyi arayacaklar, inşaAllah.
Tekvir Suresi’ni okusun.
YABANCI KONUK: (Arapça Kuran Tilaveti, Tekvir Suresi.)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Bugünlük bu kadar olsun, yarın yine devam ederiz, inşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...