MİSAFİR:İyi günler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza başlıyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Münafıkun ve münafıkat. Evet, o garip bir ara tür varlıktır, yani Allah’ın hikmeti. Normalde insanlar ya Allah’sız Kitap’sız oluyorlar ya imanlı oluyorlar. Allah üçüncü bir ara tür de yaratmış. “İman ediyorum” diyor ama Müslüman’a düşman. Ama kafirden daha şiddetli, daha azgındır münafık. Daha manyak bir türdür, garip bir türdür. İnsanların en aşağılığıdır münafıklar. Kafirden daha zekidir münafık. Daha oyuncu, daha sinsi, daha kahpe ve daha kalleştir. Yani daha değişiktir. Kafirde, yine kabil-i hitaptır kafir, konuşabilirsin, anlatabilirsin. Ona bir nefret değil de, ona şefkat olur, kurtarma şeyi olur kafirde. Ama münafığa nefret duyulur. Çok aşağılık bir mahluktur, çok pislik bir mahluktur. Allah onlar için cehennemde sonsuz azap vaat etmiştir. Mesela kafir merdane hareket eder, çok açık hareket eder. Kafir bellidir. Yeri bellidir, yurdu bellidir, yöntemi bellidir. Münafığın öyle değildir. Münafık takva adına, Allah rızası adına ortaya çıkar, Allah adına hareket eder. Sezilmesi çok güçtür. Çok yamandır, çok şeytani bir zekaya sahiptir, yılan gibi. Yani, nerden, nasıl, ne yapacağı belli olmaz. Onun için çok dikkatli davranılması gerekir münafıklara karşı. Onu tabii ayetlerle geniş çapta daha açıklayacağız inşaAllah.
(VTR- İran’da hazırlanan, Şii kardeşlerimizin yanlış Mehdi inancının propagandasını yapan video )
ADNAN OKTAR:Şimdi bu Mehdi anlayışı, Müslümanları mahvedecek bir Mehdi anlayışı. Çok yanlış. Halbuki Mehdiyet; çok güçlü aklın, güçlü kültürün, güçlü güzel ahlakın, güzel sanatın, güzel üslubun hakimiyetiyle ortaya çıkacak, Allah’ın özel olarak yarattığı mübarek bir harekettir. Bu hareket, daha ziyade Marksist görüşün biraz etkisi altında kalan, “asalım, keselim, vuralım, kıralım” kafasıyla olan harekettir. Bunu her yaptıkları yerde ezildiler. Mesela Kaddafi kabadayılık yaptı, kafasını anında ezdiler. Mısır’da o karga kabadayılık yaptı, tüylerini yoldular, kafesine soktular. Saddam yaptı kabadayılık, feci şekilde öldürdüler, asarak öldürdüler. Çocuklarını da feci şekilde öldürdüler. Halktan kabadayılık yapanlar vardı, onlar da Marlboro satıcısı oldu. Bu yöntem, yöntem değil. Öyle aklı zayıf, imanı zayıf bir görüşü değil; samimi, candan, Müslüman bir görüşü esas almaları lazım. Biz de bu yönde gayret ediyoruz inşaAllah. Sanatla, bilimle, akılla, güzellikle, iyilikle netice elde edeceğiz inşaAllah. Efendim, şimdi biraz Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ı dinleyelim. Son konuşmasını dinleyelim özellikle. Sonra devam ederiz.
(VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın konuşması
ADNAN OKTAR: “Selamun aleyküm”. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu. “Nurlu, canlar canı güzel Hocam. Yüzümüzün aynı anda hem Allah aşkıyla gülmesi, hem de Allah aşkıyla ağlamasına vesile olan tek kişi sizsiniz canım Hocam, asrımızda” diyor. Yani gördüğümüz insanlar içinde diyor. “Hocam, azıcık coştum da inşaAllah, asa ile ilgili yeni açıklamalar yüzünden kalbimde bir coşku meydana geldi” diyor, “hey maşaAllah, hey maşaAllah”, kocaman yazmış. “Elhamdüllilah, elhamdülillah. Yüce Rabbimiz’e sonsuz hamd ve şükürler olsun. Yiğit Hocamız, asa ile ilgili durmadan yorum yapanların sesini kesti. SubhanAllah”. Yorum mu yapıyorlar asa ile ilgili? Var herhalde internette. Bazılarının ciğerine oturmuş olabilir. Bazı böyle kafası kokmuş, ağzı kokmuş tiplerin ciğerine oturmuş olabilir. “Münafık takımının ciğerine ciğerine oturdu elhamdülillah. Bizim de bir kez daha yüzümüz aydınlandı elhamdülillah. Tebrik ederim güzel Hocam, canım Hocam. Gerçi bize bir şey zaten farketmiyor. Nasıl bir duyguysa, Allah’ın dilemesi ile eminiz inşaAllah diyelim de kızmayın canım Hocam” diyor. Tabii, inşaAllah dersen bir şey olmaz. Allahualem dedin mi tamamdır. “İnşaAllah diyelim, yanlış söz söylemiş olmayalım inşaAllah.” Aferin. “Saygılarımla sizi çok seviyorum inşaAllah nurlu sultanım”. “İyi ki ahiret var, Rabbim sonsuz cennetinde de, dünyasında da beraber etsin inşaAllah. İki dünyamızda da en sevdiklerimizle beraber kılsın inşaAllah” diyor bir hanım kardeşimiz maşaAllah.
Evet, İzmir’den bir kardeşimiz çok güzel yazılar yazmış, o hoşuma gitti maşaAllah.Bir kardeşimiz “Allahuekber, Allahuekber, Allahuekber” demiş sadece maşaAllah.
“Sayın Hocam, ben yedinci sınıf öğrencisiyim. Bana dua eder misiniz, derslerim bu sene biraz iyi olsun. Rabbim yardım etsin, güç versin” Tarık Özten. Allah aklını açsın, senin iyi bir Müslüman olmanı nasip etsin, sana hidayet versin inşaAllah.
MİSAFİR:Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Deki, Allah’ın bizim için yazdıkları dışında bize kesinlikle hiçbirşey isabet etmez. O bizim mevlamızdır ve müminler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidir.” Tevbe Suresi, 51. ayet Hocam.
ADNAN OKTAR:“İnşaAllah dua edin Hocam, Yüce Allah bizleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın seveceği kimselerden eylesin. Amin. Özüne layık kullardan eylesin. Amin” diyor Yaşar kardeşimiz.
“Esselamun aleyküm, yakışıklı Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Ellerinizden sevgi, saygı ve hasretle öpüyorum. Giyimi de sizden öğreniyoruz inşaAllah Hocam. Temizlik, giyim ve kuşam şeklimiz sayenizde değişti. Ben Ortaköy’de, İstanbul’da oturuyorum” diyor. “Hergün broşür ve kitap hediye ediyorum” diyor inşaAllah Metin Şen. MaşaAllah.
“Esselamu aleyküm”, aleyküm selam rahmetullahi ve berakatuhu. “Sevgili Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Bir ilahi gönderiyorum. Bosnalı bayan ilahi grubu söylemiş. Uygun görürseniz dinleyelim. Saygı, sevgi, muhabbet ve hürmetlerimle. İlahinin bir kısmının sözleri şöyle... Abdullah Çetinkaya.”
Hocam buyurun bir ayet dinleyelim.
MİSAFİR: “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah sizi onunla hesaba çeker. Sonra bundan dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah herşeye güç yetirendir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Bu nedir bu dergi? MaşaAllah, Düşünen İnsan, güzel. Azerbaycanlı koçyiğitler mi çıkarıyorlar. Bir de bir CD çıkarmışlar, aferin, maşaAllah. Aferin kardeşlerimize.
(VTR-A9 Broşürlerinin dağıtılmasıyla ilgili bir video)
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun.
SUNUCU:Estağfirullah, bir haberden bahsetmek istiyorum. Dün Hakkari’de PKK bir polis aracına saldırmış. 3 vatandaşımız yaralanmış. Yine dün gece PKK’lılar Ağrı’da bir köy evine giderek, zorla yiyecek istemişler. Ve evdeki vatandaşımızı vurarak şehit etmişler. Ayrıca BDP’nin Diyarbakır’da düzenlemek istediği yürüyüş için KCK’lıların Diyarbakır esnafından zorla para topladığı anlaşılmış. Germik’teki yürüyüşe gidecek her iki kişinin masrafı bir esnaftan karşılanacak şekilde, şehirdeki fakir esnaftan zorla altı bin lira toplanmış.
ADNAN OKTAR: PKK o kadar çulsuz kalmış demek ki. Bayağı parasız kalmışlar. Veyahut öyle takılıyorlar. Bunlarda para zibil gibi normalde. Uyuşturucu satışından falan, her şeyden kazanıyorlar. Ama tabii bunları her zaman söylüyoruz; eğitim, yani anti Marksist, anti Leninist eğitimin dışında pek bir netice alınmaz. Çünkü o yöresel oradaki çete faaliyeti, adamlar haraç topluyorlar. Zaten haraç her yerde topluyorlar. Avrupa’da, diğer yerlerde de topluyorlar. İş adamlarından, oradan buradan topluyorlar. Ama asıl gelirleri uyuşturucu ticaretinden bunların, devlet bunu tespit etmiş. Bununla ilgili Amerika’nın da bilgisi var, Avrupa ülkelerinin de bilgisi var. Geniş çapta kaçakçılıkla şunla bununla falan geçimlerini devam ettiriyorlar. Ama tabii fikri bir karşılık olmazsa, fikri bir çatışma, fikri bir anlatım olmazsa adamlar tabii soygunla, gaspla, şunla bununla geçimlerini devam ettirirler ki Marksist görüşte Marksist düşüncede, böyledir. Banka soygunlarıyla, gaspla, hırsızlıkla, şunla bununla geçimlerini sağlarlar. Marksist, Leninist, Stalinist düşüncede gerilla savaşının bir gereğidir bu, onların kendi kafalarına göre. Onlarda kendi kafalarının düzüne gidiyorlar tabii. İyi bir anlatım, iyi bir eğitim, anti Darwinist, anti materyalist bir eğitim çok güzel netice aldırır, inşaAllah. Biraz Bediüzzaman’ın talebelerini dinleyelim de, çünkü zaman zaman bazı kişilerin ayarı kaçıyor. Hocalarımızı dinleyince akıllarını biraz toparlıyorlar.
(VTR- Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Talebelerinin konuşmaları videosu)
ADNAN OKTAR: Aferin çocuklara maşaAllah, şahane olmuş. Azerbaycan’ın koç yiğitleri, çok mükemmel. Çocuklar bize akıl vermiyorlar, kendilerinden güzel bir hizmet yapmışlar. ”Hocam Paris’in göbeğinde koskoca bir geniş arazi alsanız, oralara külliye yapsanız” tarzında akıl vermeler değil; böyle güzel faaliyetler yapıp bizlere de müjdelemek önemli. Ne güzel, Azerbaycan’da kardeşlerimiz dergi çıkartmışlar. Bu ikinci dergi, DVD film hediye ediyor. Gayet güzel, aferin. Bak, burada “Programın devlete bağlılıklı hali” çok güzel. Azerbaycan, değil mi? Devlete sadakatinizi gösterin. Devletin yıkılması son derece tehlikelidir. Devlet yıkıldı mı, millet de altında kalır. Devlet yıkılmaz, devlet tamir edilir. Devlet düşmanlığı çok büyük aptallık, hamakattır yani.
“Esselamu aleyküm”, ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu. “Arslanlar arslanı seyyidimiz, gönlümüzün sultanı, canımızın canı, Allah-u Teala bize yaşadığımız hayatı görüntü olarak yarattı. Yarattığı kader üzere izletir. Ne zaman nerede ne konuşacağız, ne hareket edip ne karar vereceğimizi kader ile daha önceden Yüce Allah tarafından belirlenmiştir. Peki buradaki imtihan da ruhadır demiştiniz doğru anladıysam inşaAllah. Sayın Hocam, ama nasıl anlatır mısınız inşaAllah? Ahmet Tetik, Almanya.”
İşin özü, ben artık yani biraz kapalı anlatıyorum ama açıkça da anlatayım. Veyahut yarı kapalı yarı açık anlatayım. Allah, bizi imtihan etmeye ihtiyacı yok. Çünkü bizim ne yapacağımızı yaratan O zaten. Sonsuz kısa zamandır an. Yani sonsuz kısa zamana an deniyor. Sonsuz kısa zaman içerisinde sonsuz uzun zamanı yaratmıştır Allah. Hepsini bitirmiştir. Bak, şeytandan Allah’a sığınırım “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” diyor Allah ayette. “Allah dilemedikçe de hiçbir musibet bir insana isabet etmez” diyor Allah. Yani bir musibet isabet edeceği vakit mutlaka önce Allah diler, sonra oluşuyor. Bu ne demektir? “Her şeyi ben yaratıyorum” diyor Allah. Konunun aslı, özü; bizim ne olduğumuzu Allah bize gösteriyor. Kendimizi kendimize sevdiriyor. Kendi kişiliğimizi görmüş oluyoruz, şahsiyetimizi görmüş oluyoruz. İnşaAllah cennete gittiğimizde, cennet bizim için o zaman anlamlı oluyor. “Ben mücahede ettim, cihat ettim, zorluklara katlandım, acılar çektim, Allah için her türlü fedakarlığı yaptım, sabrettim, cömertlik yaptım” diyor. Halbuki hepsini Allah yapıyor da insan işte ondan zevk alıyor, hoşuna gidiyor ahirette. Ahirette, cennette hoşuna gitsin diye süs olarak meydana getiriliyor. Mesela Hz. Mehdi (as) çıkıyor. Allah İslam’ı önce yıkıyor, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkıyor. Sonra arkasından Hz. Mehdi (as) çıkarıyor, İslam’ı dünyaya hakim ediyor. Müthiş bir heyecan, insanlar kendileri yaptılar gibi his Allah veriyor. Tabii Allah yaratıyor. Şimdi cennette de Allah “işte bu Hz. Mehdi (as)” diyor. “Bu Hasan, bu Hüseyin, bu Hz. Ali’dir”. Bir sevgi gerekçisi oluşmuş oluyor. Heyecan gerekçesi. O zaman Hz. Mehdi (as) anlamlı olmuş oluyor. Hz. İsa (as) anlamlı olmuş oluyor. Mesela Hz. İsa (as) göğe alınıyor. Yeniden dünyaya getiriliyor. Şimdi bu çok heyecanlı değil mi? Hoşluk, dünyada bir renk, güzellik. Renk, güzellik olsun diye yapıyor Allah. Yoksa bizim ne yapacağımızı, hepsini bilir. Mesela terör, anarşi falan, bunların hepsi Allah tarafından yaratılır, hepsi. İslam’ı dünyaya hakim etmek için Allah tarafından özel olarak yaratılıyor her şey, her olay. Çünkü insanlar biraz bitkindir, böyle tembelliğe yatkındır. Allah diyor ayette; “insanlar zayıf yaratıldı” diyor. Zayıf yaratılmıştır. Bıraksan uyumak ister hemen. “Akşam olsa da uyusak” diye bir espri vardı. Onu gibidir yani. Böyle bitaplığa yatkındır insanlar, bitkinliğe yatkındır. Mesela böcekler falan çok canlı oluyorlar dikkat ederseniz. Karıncalar falan, değil mi? Yerinde duramaz onlar. Ama insan öyle değil. İnsan bitaptır. Hemen yorgunluk hisseder. Çok nazik varlıktır. Hemen ya nezle olur, ya grip olur, ya yorgunlaşır, ya bitkinleşir. Sabah kalkar, zor kendine gelir. Çay, kahve içer öyle toparlanmaya çalışır. Akşam olunca hemen uyumak ister. Elini, yüzünü yıkaması gerekir, burnunu yıkaması gerekir, kulağını temizlemesi gerekir, ellerini sürekli yıkaması gerekiyor. Vücudunu yıkaması gerekir, saçını yıkaması gerekir, vücudun ihtiyacı kadar su verilmesi gerekir sürekli. Ölür yoksa. Protein, hayvansal protein bile kesilmiş olsa bile ölüyor, dayanamıyor. Hastalanır, ölür. Mesela belirli vitamin cinsleri eksik olduğunda yine hastalanıp ölüyor. Vitamin de tam olacak. Mineral; mesela kalsiyum eksikliğinden ölebilir. Magnezyum eksikliğinden ölebilir, o da tam olması gerekiyor. Potasyum eksikliğinden ölebilir; potasyum fazlalığından ölebilir. Tuz eksikliğinden ölebiliyor; tuz fazlalığından ölebilir. O kadar naziktir. Her an her yerinden tümör çıkabilir vücudunun. Her an bir kanser bir yerinden çıkarabilir vücudunun. Bir anda tansiyonu çıkıp ölebilir; tansiyonu düşüp ölüyor. Bir kısmı tansiyon düşüklüğüyle uğraşıyor; tansiyonu 2’ye düşüyor, şoka giriyor, ölüyor, Allah esirgesin. Veyahut 1’e düşüyor tansiyonu; şoka girer ölür. Tansiyonu çıkar; ölür. Kalbi sebepsiz durup ölebiliyor; durduk yere ölür. Yahut sebepli durur; bir pıhtı tıkar kalbini, ölür. Mesela bağırsak kilitlenmesi olur, ölür. Yüzlerce, binlerce ölüm sebebi var insan için. Çok aciz bir varlıktır insan. Ama böcekler, hayvanlar öyle değil, acayip dayanıklıdır onlar. Çok güçlüdür bedenleri. Mesela hayvanlar için öyle demiyor Allah; “zayıf yaratıldı” demiyor. İnsan için “zayıf yaratıldı” diyor özellikle. Ama buna rağmen insanlar tabii dünyaya çok bağlanma eğilimindedirler. Allah soğusunlar diye dünyadan özel olarak yapar. Yani günlük ihtiyaçları, doğal ihtiyaçları falan, mesela kadınların ay halini falan acze düşürmek için özel olarak yaratır Allah. Enaniyet yapmasınlar, gurur yapmasınlar diye.Her zaman örnek veriyorum mesela şu Fashion TV. Dün de seyrettim; o kız çocuklarını oturtuyorlar, ellerinde boya tabakları, fırça tabakları. Çocukların alnını boyuyor, sürekli fırça sürüyor, mesela beğenmiyor, boynuna bir şeyler sürüyor. O kırışıklıkları gidermek için. Mesela yüzüne bakıyor, sapsarı yüzü, olacak gibi değil. Hemen oradan kırmızı boyadan alıyor, başlıyor yüzüne kırmızı boyayı sürüyor. Bakıyor, fazla oluyor, onu azaltıyor. Gözlerini silik görüyor. Gözlerine boya sürüyor, daha net olsun diye. Saçları mesela cansız, ölü saçları, onu gidiyor boyuyorlar, bir şeyler yapıyor.Mesela kabartıyor. Ona bir şekil vermeye çalışıyor, uçlarını kesiyor. Tabii bu çocukların cildinde çok tahribat yapıyor. Yakın çekim gösteriyorlar, makyajsız gösteriyorlar, ciltleri çok tahrip olmuş. Zaten ömürleri de çocukların 17 yaşından, en fazla işte 25 yaşına kadar. 23-24. 25’e çıkmıyorlar genellikle. O kadar. Yıpratıcı bir hayat olmuş oluyor. Hiçbir şey de kazanamıyor çocuklar. Gariplerim, öyle bir şeyleri de yok yani, bir şey de kazandıkları da yok. O zor hayatın içerisinde, o çileli hayatın içerisinde ömürleri geçiyor. Bir aşağı yukarı yürüyor; bir yukarı aşağı yürüyor. Adamların elbiselerini sattıktan sonra, çocuklar eve gidiyor. Elbiseler orada kalıyor. Çocukların üstünde yok başında yok. Hepsi fakir hemen hemen. Orada çok lüks kıyafetler ama hiçbiri onların değil. Mesela dışarıya çıkıyor, o makyajla. Mecburen onu yıkaması gerekiyor, elini, yüzünü. Geçenlerde gördüm çocukların yüzüne kıpkırmızıya boyadılar. Çıkmıyor çocukların yüzünden. Ellerine bir sıvı vermişler, onunla çıkartmaya çalışıyorlar. Onu sürdükçe daha da yayılıyor o kırmızılık yüzlerine. Körpecik o çocukların cildi, ona kırmızı boyayı sürüyorsun. Sentetik madde; ne olur onun yüzü? Ne eziyet. Ne kadar büyük bir zorluk. Az bir para karşılığında o çocuklar veyahut çok da verse o eziyete, o işkenceye girmeleri çok yanlış, çok büyük hata. Ama bakıyorum ne Allah’tan bahsediyorlar, ne dinden bahsediyorlar. Gözlerinde bomboş bir ifade, anlamsız bir ifade. Bir derinlik göremiyorum. Halbuki sevinç ve sevgi dolu olmaları lazım. Ne kimse onlara sevgi gösteriyor. Birbirlerine çocukça şakalaşmalar yapıyorlar ama… Neşeli olmadıkları belli. Yani mutlu değiller. Herkes ayrı bir pozda. Kimi telefonla konuşuyor yapıyor, kimi bilmem ne. Böyle alengirli kıyafetler; koskoca herif kısa pantolon giymiş. Altında garip bir şey. Saçının kenarını maviye boyamış falan. Bir acayip yani. Güya kendince tarz yapıyor. Garip bir hayat. Onun sonunda da mutlu olmuyorlar. Ve insanlarda genellikle egoistlik, bencillik yaygın olduğu için hayat duruyor. Bak, ekonomi felç oldu Avrupa’da. Kimse yaratıcı, telif eden bir çalışma içerisine girmiyor. Hep hazır yiyici kafasındalar. Bir yere gitsin, yıkılsın, bedava bir seyahat olsun, bedava yiyecek dağıtan bir yer olsun, gitsin orada bedava yesinler. Kupon biriktirsin bedava bir yere uçuş sağlasın. Hep böyle bedava ruhu gelişiyor. Dolayısıyla mesela bak Yunanistan feci şekilde çöküşün eşiğine geldi. İmansızlık, Allah korkusunun olmaması, Allah sevgisinin olmaması insanların ruhunu karartıyor. Bak, geçen gün yurtdışıyla, İsveç ile bir görüşme yaptım. Gördünüz, adam daha ilk “selamünaleyküm, insanlar birbirini burada sevmiyor” dedi. Ne kadar bunalmış adam ki.Ki hayatın içinden bir bölüm yani. Ve samimi ifadesiyle adam bak, ilk başına gelen belayı, başındaki rahatsızlığı söylüyor. En canını yakan şeyi söylüyor. “Kimse birbirini sevmiyor”. Doğru. Ben de sevgi gösterdiğimde şaşırıyorlar. “Bu neyin nesi Allah aşkına? Sevgi gösteriyorsun falan? Bu ne anlama geliyor bu?” diyor. Adam böyle turist takılıyor, şaşırıyor, hayret ediyor. Sevgiye o kadar yabancılaşmışlar ve o kadar hayret ediyorlar sevgiye. Kuşkuyla bakıyor sevgiye. “Olamaz ya, insan bir çıkarı olmadıktan sonra birbirini sevemez.” diyor. Zaten gösterdikleri sevgi de yapmacık oluyor bayağı bir kısmının. Önemli bir kesimin yaptığı sevgi de yapmacık oluyor. Onun için hep böyle abus, soğuk, sevgisiz yüzler dünyaya yayılıyor. Çarşıya pazara çıkıyor insanlar; bir karış suratları var. Yüzler gülmüyor. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Kimse kimseye selam vermiyor. Selam verse zaten kuşkuyla bakıyor. “Ne oldu?” falan arkasına dönüp bakıyor. “Bu neyin nesi ya?” falan diyor. Aleyhine bir şey zannediyor. Çok korkunç bir şey bu. Bu büyük bir milli felakettir. Bütün dünya için bir felakettir. İşte Hz. Mehdi (as)’ın lüzumunun en büyük alametlerinden biri de budur; dünyanın bu derece sevgisiz, bu kadar birbirine kuşkuyla bakan, bu kadar birbirinegüvenemeyen, bu kadar ürkütücü olması. Mesela Yunanistan’a gidiyor adam, yalnızlık çekiyor. Kimseden bir selam almıyor. Mesela lokantaya oturuyor, herkes onu yabancılar. Kimse kimseye sevgi göstermiyor. Ancak lokantaya gelen garson “hoş geldiniz” diyor, güler yüz gösteriyor ama onun parasına karşılık yapıyor tabii. Birçok yerde öyle. Adam para vermese onun yüzüne hiçbir şekilde gülmez. Hatta kovarlar yani. Belki de saldırır yani, o derece. Mesela bir yere gidiyor adam, güler yüzle karşılaşıyor ama çıkarı olduğu için. Yani oradan ticaret elde edeceğini düşündüğü için. Bunlar çok ürkütücü. Halbuki Allah için sevmek lazım. Mesela bak Hz. İbrahim (as)’a misafir geliyor; daha gelir gelmez seviniyor. “Gelin hemen” diyor, “oturun, ayaklarınızı yıkayın, rahat edin.” Hemen buzağı kesiyor. Hemen onu pişirttiriyor. Süt, yoğurt getiriyor, ikram ediyor. Tanımaz bilmez. Ve rica ediyor, “gitmeyin, kalın” diyor. Mesela diğer peygamberlerde de bunu görüyoruz. Birini görüyor, hemen ağırlama peşinde. Hemen “Allah rızası için oturun, kalın” işte “yiyelim, içelim” böyle hep muhabbet peşinde. Adam şimdi çıkarı olmadan muhatap dahi olmuyor. Halbuki peygamberlerin orada hiçbir çıkarı yok. Bir misafir, dışarıdan gelen bir misafir.
“Merhaba Hocam, Allah razı olsun” diyor, “sizlere çok teveccüh var” diyor. Mehmet Akif Olgun, “Hocam, ne kadar münafık ve münafıkat varsa çatır çatır çatlıyorlar. Allah sizden razı olsun. Gücünüz, kudretiniz, ilminiz münafıkları mahvediyor. Izdıraplarından ne yapacaklarını şaşırmış vaziyetteler. Allah sizi korusun. Münafıkları da helak etsin” diyor Mehmet Akif Olgun. İnşaAllah diyoruz biz de. MaşaAllah.
Efendim, “Hürmetler, ellerinizden öper, duanızı bekleriz Hocam” diyor, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu.
“Cennet Mekan Sultan Ahmet Han Camii’ne gittim. Olur ya Hoca Efendi, bir an dili sürçer, ahir zamandan, İslam Birliği’nden bir cümle eder diye umutla vaazı dinledim. Fakat yine nasip olmadı, tam tersine, bir ifadesinde aynen şunu ifade etti”, yani ısrarla ve itinayla Türk İslam Birliği’nden, İslam’dan anlatmaktan kaçınıyorlar diyor. Biz yapacağız işte, Hoca Efendiler yapamıyor olabilirler. Biz yapacağız inşaAllah.
“Ahmet Muhammed Adnan Hocam, nasılsınız iyisiniz inşaAllah Hocam” diyor. Elhamdülillah alaküllihal. “Gün geçtikçe nurunuz ve feyz ışığınız git gide artıyor. Acaba Hocam A9 TV kıyamete kadar devam edecek mi?”Olur mu? O çakallar hicri 1506’dan sonra binasının falan tozunu dumanını birbirine katarlar. Öyle bir şeye müsaade etmezler. 1506’larda pek bir şey olmazda fakat 1540’larda falan, 40’lara kalmaz aslında, 1530’larda imkansız hale gelir. Açıkça aleni televizyondan bir propaganda yaptırmazlar. Dolayısıyla o devirde gizli olacak Müslümanların faaliyeti. O devrin faaliyeti bizim faaliyetimizin tamamen zıttına, son derece gizli ve mağlubiyet içinde olacak. Kendi aralarında ancak Müslümanlar bağlantı kuracaklar. Özel yöntemlerle bağlantı kuracaklar, özel işaretlerle birbirlerine bilgi verecekler. Çünkü fark edildiklerinde katledilecek Müslümanlar. Kuranı Kerimi buldukları yerde yakacaklar, parçalayacaklar, camileri, mescitleri yıkacaklar. Dolayısıyla çok zor o dönem.
Şimdi yine Bediüzzaman’ın talebelerinin anlattıklarından devam edelim de, münafıkların şişmesine vesile olalım.
(VTR- Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinin konuşmaları)
MİSAFİR: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Rahman Rahim ola Allah’ın adıyla. Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman, insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tespih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.”
ADNAN OKTAR:Merve Hanım, “Allah aşkıyla sevdiğim canım Hocam, siyah bir insana bu kadar mı yakışır maşaAllah. İnanın şu anda sizden gözlerimi alamıyorum. Hergün sizi izlerken kalbim yerinden çıkacakmış gibi heyecanlanıyorum. Allah size çok uzun, sağlıklı ömürler versin inşaAllah. Aşkla sevdiğim canım Hocam, güzel gözlü yakışıklı Hocam. Benim sizi o kadar çok sevdiğimi bilmenizi istiyorum. Sizi çok özledim. Siz beni çağırıncaya kadar yazmaya devam edeceğim. Gözlerinizin gözlerime isabet ettiği gün, benim için en güzel günlerden biri olacak canım Hocam. Sizi çok seviyorum. Hayatımın en değerli insanısınız, gördüğüm yaşayan insanlar içinde” diyor, maşaAllah.
“Selamun aleyküm. Muta nikahı konusunda ne düşünüyorsunuz? İranlılar bunu yapıyor” bu konuda ne diyorsunuz, Ali Çevik.” İnsan nikâhladı mı eşini, ömür boyu eşidir. Muta nikâhı; öyle on dakikalık, yarım saatlik, bir saatlik nikah olmaz. Nikâh ne demek? ”Dünyada ahirette, cennette seninle beraberim inşaAllah” demek, değil mi inşaAllah. Ama tabii her inanca saygımız var, Şii kardeşlerimize saygımız var.
“Selamun aleyküm”, aleyküm selam ve rahmettullahi ve berekatuhu. “Evimize, gönlümüze hoşgeldiniz canım sultanım, yakışıklı Hocam seyyidim. Siz konuşun sabah akşam dinleyelim” diyor. “Hep orada durun. Sizi özlüyoruz. Hep oturup kalkıp, Peygamberimizi (s.a.v) ve Yaradanımızı konuşuyoruz. Bu lezzeti bize tattıran Allah’ın dilemesiyle sizsiniz. Talebeniz olmaya talibim” diyor inşaAllah bir hanım kardeşimiz.
“Selam, yeşil gözlü, nur yüzlü canım Hocam. Dün biz küçük bir organizasyon düzenledik. Üniversiteden arkadaşlarımızı ve öğretmenlerimizi davet ettik. İlk olarak sizin hayatınızı ve çalışmalarınızı anlattık. Daha sonra Darwinizm ile ilgili videolar oldu inşaAllah. Daha sonra Darwinizm ile beslenen sapkın ideolojilerden Faşizm hakkında anlatımlar oldu. Maddeye de yer vermeye çalıştık. Öğretmenimiz de çok etkilendi, teşekkür etti. Sizin internet sitenizi aldı inşaAllah. Gelecek sefere ahir zamanı anlatmamızı istedi. Kendisi de çok geniş çevreli biri olduğu için inşaAllah, küçük de olsa bir katıkıda bulunduğumuzu düşünüyoruz”. Muazzam hizmet bunlar, çok büyük hizmetler. Bir kişi milyon kişi demektir. Düşün mesela ben bir kişi olarak İstanbul’a geldim; yer gök inliyor bak, görüyorsunuz. Tabii.
Evet. “Hayırlı yayınlar, size büyük şair Mehmet Akif Ersoy’un bir videosunu gönderiyorum. Mehmet Akif bu şiirinde Hz. Mehdi (a.s.)’ı çağırıyor” diyor. Hocam buyurun.
SUNUCU:Ahmet Altan’ın bir yazısı vardı. Onu okumak istiyorum. Bugün Sayın Başbakan’ın annesinin vefatı ve cenaze töreni üzerine bir yazı yazmış. Ve bu yazısında ölümü, Allah’ın birliği, gücünü ve kudretini anlatmış. Ölüm için şöyle diyor; “Tanrı hepimizi o kederde eşitler, bütün hayatımızı, adımızı, rütbemizi, yaşımızı, geçmişimizi siler bir anda. Tanrı’nın masum ve çaresiz çocuğu oluruz hepimiz. Hayatın tek ve büyük gerçeğinin kaybetmek olduğunu anlarız. Kazanma isteğinin manasızlığını ve günahkarlığını farkederiz”. Kendi annesinin de vefat ettiğini söylüyor ve şöyle devam ediyor; “tek olanın, çok olandan daha güçlü olduğunu orada öğrendim. Bilirsin ki, tekten gelir, teke gidersin. Anlarsın ki, ikisinin arasındaki manasızlıklara çok kapılmamak gerekir” bu şekilde söylemiş.
ADNAN OKTAR: Ayet okuyayım. Ya Allah bismillah, herhangi bir sayfa açıyorum. Rum Suresi, 51. Cenab-ı Allah yemin ediyor diyor ki; şeytandan Allah’a sığınırım“Andolsun, Biz bir rüzgar göndersek de onu(n ekinini) sararmış görseler, mutlaka ardından nankörlük ederler.”İnsanların karakterini söylüyor Allah. Nankörlüğe çok yatkındır.
“Şimdi sen, ölülere (söz) duyuramazsın ve arkalarını dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.” “sen, ölülere (söz) duyuramazsın” Bu büyük bir mucizedir, çok önemli bir şey. İnsanların büyük bir kısmı ölü. İnsanlar canlı zannediyor, normal ruha sahip zannediyor. Fakat “normal ölü” diyor Allah. Yani müteşabih değil, doğrudan ölü. Fakat ayakta yürüyen bir ölü, zombi tarzında. “arkalarını dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.” İşitme; beyne ses gidiyor fakat sesi yorumlama yok, şuur yok adamda, kavrayamıyor.
“Ve sen kendi sapıklıkları içinde kör olanları da doğruya iletici değilsin. Sen yalnızca, Bizim ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin ki onlar Müslümanlardır.” Allah’tan korkana duyurabilirsin diyor Cenab-ı Allah.
“Allah, sizi bir za'ftan yarattı,” nufteden yaratması, emzirme dönemi, insanın zayıflığı. “Sonra (bu) za'fın ardından bir kuvvet kıldı,” Gençte; artık yaşın ilerliyor. Sağlıklı sıhhatli normal bir delikanlı veyahut kız oluyor veyahut delikanlı erkek oluyor. “sonra bu kuvvetin ardından da bir za'f ve yaşlılık verdi.” Arkasından da yaşlanıyor, çökmeye başlıyor boyu kısalıyor, gücü gidiyor. Arkasından da ölüm geliyor. “Dilediğini yaratır. O, bilendir, güç yetirendir.”
“Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.” “Ne kadar yaşadınız?” diyorlar “dünyada”, Adam kanaati olarak “1 saat yaşadık” diyorlar. Düşünüyor, “yaklaşık bir saatti” diyor. Zaman izafi olduğu için bütün ömrünü bir saat kadar algılıyor. İfadesi adamın.“Kendilerine ilim ve iman verilenler ise, dediler ki: "Andolsun, siz Allah'ın Kitabında (yazılı süre boyunca) diriliş gününe kadar yaşadınız; işte bu dirilme günüdür. Ancak siz bilmiyorsunuz." Müslümanlar da onlara olayın doğrusunu anlatıyorlar orada. Adamlar kavrayamıyorlar, “bir saat yaşadık” diyorlar. Onlar da doğrusunu anlatıyorlar. Zamanı doğru kavramları için onlara bilgi veriyorlar.
“Artık o gün, zulmedenlerin ne mazeretleri bir yarar sağlayacak, ne (Allah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilecektir.” Mazeret; açıklama yapıyor; “işim vardı gücüm vardı, çekler vardı, senetler vardı, ailem vardı, okul vardı, paralar vardı, imkanım yoktu, kitap alamadım, araştıramadım, okuyamadım…” mazeretler sayıyorlar. Allah mazeretlerini kabul etmiyor. Hoşnutluk istiyorlar Allah onu da kabul etmiyor.
“Andolsun, Biz bu Kur'an'da insanlar için her örneği gösterdik. Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkar edenler, mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz" derler.” Kuran’da Cenab-ı Allah “her türlü bilgiyi verdim” diyor, her türlü detay. Müşriklere özellikle burada hitap var. “Her türlü bilgiyi verdim, eksik bir şey yok” diyor. “Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman,” bir şeyi ayetle delillendirdiğin zaman “o inkar edenler, mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz" derler.” “Yerleşik düzenimizi, geleneksel dinimizi, gelenekçi din anlayışımızı ortadan kaldırdınız” diyorlar. “Bize yeni bir görüş getiriyorsunuz”. “Kuran yeterli” diyorsun; “sen dinden imandan çıkmışsın” diyor. “Niye ki?” diyorsun. “Kuran yeterli diyorsun sen baksana” diyor. “Peki, nasıl olması gerekir sence?” diyorsun. “Hurafe de gerekir” diyor. Ne kadar hurafe? “Bir Kuran kadar en az, hatta Kuran’dan da fazla hurafe gerekir” diyor.
Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı biliyorsunuz kuruldu. Yeni bir vakıf, Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı. Onun fahri başkanıyım ben. Çok güzel, faydalı faaliyetlere başladılar. Çok kapsamlı, güzel programları var. Bu yıl Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı’nın yılı olacak inşaAllah. Yeri göğü birbirine katacak inşaAllah Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı.
(VTR- Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı ile ilgili video)
ADNAN OKTAR:Haydi bakalım hayırlı olsun. Münafıkları şak diye ortadan ikiye bölecek, müminleri de sevinçten yerinde duramayacak şekilde mutlu edecek bir haber daha, maşaAllah. Öyle çok güzel peş peşe zafer dolu, iyilik dolu, güzellik dolu haberler devam etmeye başladı. Bunda bir hayır var, bir güzellik var inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız’ı biraz dinleyelim.
(VTR-Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin konuşması)
ADNAN OKTAR:Şeyhimiz dünya tatlısı maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Hocamıza sık sık dua etsin kardeşlerimiz. Allah ömrünü uzun etsin. Sağlık, sıhhat, iyilik, güzellik nasip etsin. Çok tatlı, dünya iyisi bir insan maşaAllah. Çok mübarek bir insan. Böyle sevgiyi, dostluğu, kardeşliği ve gerçek İslam ruhunu, sahabe ruhunu güzel yansıtan, o devrin güzelliğini, neşesini, sevincini güzel vurgulayan bir insan. Güzel örnek olan bir insan. Allah hayırlara vesile etsin Hocamızı. Hz. İsa (as)’a, Hz. Mehdi (as)’a kavuştursun inşaAllah. Evet var mı Hocam anlatacağın?
SUNUCU: Var inşaAllah, bir haber vardı Hocam uygun görürseniz. Vatan Gazetesi yazarı Emre Uslu, PKK’ya katılan gençlerin birden bire buna karar vermediğini, dağa adam kazandırmanın arkasında müthiş bir beyin yıkama mekanizmasının işlediğini yazmış. PKK’nın sokağın diline son derece hakim militanlarının sokaklarda, liselerde beyin yıkama faaliyeti yaptığını söyleyerek, “bir gencin PKK söylemi ile tanışması için özel bir çabaya gerek yok, çünkü yatılı okullarda öğretmenler de dahil olmak üzere APO’culuk usülü, yarı uygun ya da uygun olmayan dersler olarak zaten anlatılıyor” demiş. Siyasi teşkilatların da gençlere VCD lerle gerilla görüntüleri ve propoganda konuşmaları seyrettiriliyormuş. Şehirlerde ise gençler halk evlerine, türkü barlara ya da kültür merkezlerine davet edilerek PKK’ya yaklaştırılıyormuş. Gençlerin dağa hazırlanmasında özellikle KCK’nın çok büyük rolü varmış.
ADNAN OKTAR:Bak, bu arkadaş samimi anlatmış. İşin doğrusunu anlatmış. Komünist propagandanın yaygınlığı hakkında detaylı bilgi vermiş. Ki daha kapsamlı ev sohbetleri yapıyorlar. Kırsal alanda sohbetler yapıyorlar. Her yerde yazılı sözlü propaganda yapıyorlar. Buna karşı devletin karşı propagandası yok. Yani anti-Marksist, anti-Stalinist, anti-Leninist bir propaganda yok. Bu çok vahim bir eksikliktir. Çok çok vahimdir. Bir an önce karşı propagandanın aynı yerlerde daha fazla imkanlarla, daha geniş kadroyla yapılması gerekir. Karşı anti-Darwinist, anti-materyalist eğitimin çok doyurucu, çok iyi imkanlarla okullarda, üniversitelerde, gazetelerde, radyolarda, televizyonlarda, kahvehanelerde, evlerde, her yerde yapılması gerekiyor. Bu olmadığında Marksist düşünce, Darwinist materyalist düşünce sürekli tevessü eder, gelişir.
Evet, bugünkü sohbetimiz bu kadar olsun, yarın devam edelim. Haydi bakalım.
Web siteleri
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Cahiliye Toplumunda İnsan Karakterleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...