Fedai Erdoğ: Sevgili izleyiciler yine bir röportaj için Sayın Adnan Oktar’la biraraya geldik. Bildiğiniz gibi Adnan Oktar’la iki hafta üst üste röportajlar yaptık, bunları yayınladık. Bu röportajlarımızda Adnan Oktar’a bugüne kadar sorulmayan soruları sorduk. Onu bir anlamda sizlere tanıtmak için bunları yaptık. Fakat sorularımızın eksik olduğu yolunda birtakım meslektaşlarımız bize serzenişte bulundu. Hem onların sorularını almak hem de üçüncü ve son röportajımızda bütün konuları ayrıntılarıyla anlatmak için bu röportajı yaptık. Kamuoyu Adnan Oktar’ı özellikle BAV davasından, işte mankenlerle olan davalardan dolayı tanıdı. Yani size gösterildiği biçimde özellikle bu yönde bir tanıtımla gündeme getirildi. Ben bu röportajımızda şöyle bir metot izlemeyi düşünüyorum. Konuları ayrıntılarıyla, bilgiler ve belgeler ışığında değerlendirmeye çalışacağım. Efendim bu röportajı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim.
Adnan Oktar: Ben de teşekkür ederim. Sağolun.
Fedai Erdoğ: Öncelikle bunu bir belgeler ışığında yapmaya çalışacağım. Ben ayrıntıları bu sohbeti yaparken, sizin bilinmeyenlerinizi objektif şekilde izleyicilerimize anlatmak istiyorum. Her ne kadar siz bu konuda basın yoluyla yayın yoluyla röportajlara açılımlarınızı, bilgilerinizi ulaştırdıysanız da, ama hem röportajın canlı olması hem de bu konuların artık son noktaya getirilmesi için bu röportajı yaptım. İsterseniz ben BAV davasıyla başlamak istiyorum. Sizi kamuoyu bir mankenin şikayetiyle, BAV davasıyla tanıdı. Gazete gündemlerine geldiniz. Medya bu konuda günlerce yayın yaptı. Neydi efendim BAV davası? BAV davasıyla sizi tutukladılar, emniyette sorgulamalar yaptılar. Adım adım röportajımız üzerine ben bu konulara değineceğim. Yani BAV davasıyla yapılmak istenen neydi?
Adnan Oktar: Benim anladığım, Türkiye Avrupa Birliği’ne girerken Türk-İslam Birliği’ni tehlike olarak gören Avrupa’daki güçler, yurtdışındaki güçler Türkiye’deki marksist kökenli, komünist derin devlet dediğimiz çeteyi bir anlamda tetiklediler ve yönlendirdiler. Yani bunun bir ucu Almanya’da, bir ucu Fransa’da, böyle bir yapılanma bu. Bunların da baskısıyla oluşan suni bir olay bu.
Fedai Erdoğ: Bu açıklamadan şimdi şunu da anlıyorum. Yani siz bir ucu Almanya’da, bir ucu Avrupa’da dediğiniz zaman, uluslararası bir komplo boyutu var gibi ortaya çıkıyor.
Adnan Oktar: Tabii ki, tabii ki. Yani, bunun için hatta özel insanlar ayarlandı. Özel insanlar özel görevlere getirildi, özel çalışmalar yapıldı. Bunlar biliniyor. Yani halen basında da bununla ilgili o devrin mağdurları açıklama yapıyorlar. Bizim dışımızda da o devrin mağdurları var.
Fedai Erdoğ: Ama daha çok bu gündeme mesela o güne kadar pek fazla bir şey yoktu, yani masonik açıklamalarınızdan ve evrim teorisini ortaya getirmenizden sonra bunlar başladı. Yani başlangıçta şöyle diyebilir miyiz, yani “biz önümüzdeki yıllarda, günlerde Adnan Oktar bu konularda bizim başımızı ağrıtacak, biz tedbirimizi şimdi alalım” mı demek istediler?
Adnan Oktar: Evet, evet. Yani marksizmin olmadığı yerde Türkiye’de bölünme olmayacak. Olmayınca da bunların işine gelmeyecek. Çünkü en başında Türkiye’nin bölünmesi şartıyla Türkiye Avrupa Birliği’ne almayı düşünüyorlardı. Yani Güneydoğu bölgemizin verilmesi şartıyla Avrupa Birliği’ne sizi alalım diyorlardı, ama yani Türkiye Türkiye olmaktan çıkarılarak, öyle bir düşünceleri vardı. Büyük Türkiye’yi savunan, Türk-İslam Birliği’ni savunan düşünceye karşı bir faaliyet. Bunu tabii masonlar, komünistler elele yaptılar. Ama asıl komünistleri yönlendiren masonlardır. Yani komünist derin devleti yönlendiren de masonlardır.
Fedai Erdoğ: Şimdi, ben açıklamanızdan anlıyorum, yani bir komplo var diyorsunuz da, ben burada şunu tespit etmek için, yani sizin bu mücadelenizi belli bir şablona oturtmak istiyorum. Yani izleyicilerin bunu tam kavraması için. Türk devletine karşı yapılacak bir eksiklik, bir ihmal gördünüzde mi siz bu uyarıcılık görevini yapmaya kalktınız?
Adnan Oktar: Türk Devleti’ni Türk Milleti oluşturuyor. Türk Milleti eğer imanlı, güçlü bir yapı içerisinde olmazsa, Türk-İslam Birliği’ni savunur bir yapı içerisinde olmazsa, vatanın birliğini, bütünlüğünü savunacak bir durumda olmazsa, devletin yapacağı bir şey olmaz bu konumda. Onun için sivil olarak fertlerin vatanın birliğini, bütünlüğünü savunması, üniter yapıyı savunması, devletten yana, ordudan yana tavır koyması çok önemlidir.
Fedai Erdoğ: Şimdi yani sonuçta bir hizmet eksikliğinden dolayı bu sivil toplum kuruluşu gibi çıktı diyorsunuz. Peki sizin BAV davasında şahsi fikirlerinizin yeri nedir? Yani BAV sonuçta bir tüzel kişilik, bir kurum, bir vakıf. Yani burada bu vakfın içindeki fikirlerinizin yeri nedir? Çünkü BAV’ı oturtacağım bir şablona.
Adnan Oktar: Bilim Araştırma Vakfı maneviyatçı, mukaddesatçı yapısı olan bir vakıf. Anti-darwinisttir. Materyalizme karşıdır. Anti-komünisttir, anti-masoniktir. Üniter devleti savunur. Türkiye’nin büyük devlet olmasını savunur. Büyük Türkiyeci’dir. Bütün bunlara karşı olan fikirlere karşı da ilmi, akılcı mücadele yapar.
Fedai Erdoğ: Ama burada, mesela BAV davasında biz gördük ki, özellikle ben sizin bu mahkeme kararlarınızı izlerken, sizin çevrenizdeki arkadaşlarınıza karşı da bir hareket yapılmış. Yani bir anlamda öyle bir hazırlık yapılmış ki, çevrenizdekilerin sindirilmesi de istenmiş. Hatta ben BAV davasıyla ilgili sizin kitaplarınıza baktığım zaman, Ceyda Ertüzün Hanımefendi’nin birtakım mağduriyetlerini gördüm. Yani polis evine gitmiş, aramış, etmiş. Çünkü ben kendilerinin eşini tanıyorum. Ben Ereğli Demir Çelik’te çalışırken benim yönetim kurulu başkanımdı, Tevfik Ertüzün. Allah rahmet eylesin. Yani burada sizin çevrenize de bu tip hareketlerde bulunurken, mağduriyetler yapılırken birinci adım olarak BAV’ı ve Adnan Oktar’ı yalnız bırakmak mı hedeflenmişti?
Adnan Oktar: Tabii ki, çok önemli o. Yani önce benim çevremin yok edilmesi, ekonomik yönden çökertmek, yani benim arkadaşlarımın ekonomik gücünü yok etmeyi hedeflediler. Zaten bunu açık açık söylüyorlardı. Yani ekonomik yönden çökertirsek bunlar zaten çökerler diyorlardı. Açık açık belirtiyorlardı. Bunu söyleyen kişiler ortada.
Fedai Erdoğ: Mesela siz yargılama aşamasında bütün bunları dilekçelerle, avukatlarınız olsun, siz olsun hep anlatmışsınız. Ama mahkemeler hep bunları reddetmiş.
Adnan Oktar: Doğru.
Fedai Erdoğ: Yani, bu komplonun içinde mahkemelerin olduğunu da söyleyebilir miyiz? Çünkü savunmanızı hep yok saymışlar sizin.
Adnan Oktar: Ama her halükarda mahkemeler gene de adil kararlar aldı. Yani şu ana kadar hep makul ve doğru kararlar aldılar. Bir anormal tavır mahkemelerde görmedim. İlk başta hatta benim tutuklanmam için hakim karşısına getirildiğimde, “Ne diyorsun” dedi hakim “suçlamalara, iddialara”. “Ben” dedim “neler olduğunu öğrenebilir miyim” dedim, “siz söyleyebilir misiniz” dedim. “Haklısın” dedi.
Fedai Erdoğ: Yani burada mesela sizinle ilgili yargılama aşamasında savcı iddianame hazırlarken çok çeşitli yerlere fikirlerinizi irdeletmek için yazılar göndermiş. Siz de bunlara karşı cevap olarak BAV’ın ve şahsi fikirlerinizin aslında düzene ve sisteme aykırı olmadığı, İslam dışı olmadığı yolunda açıklamalarda bulunmuşsunuz. Hatta ilahiyatçılar bile bu konuda görüşler beyan etmiş.
Adnan Oktar: Evet.
Fedai Erdoğ: Yani bunları mahkemelere tek tek sundunuz mu o yargılama aşamasında?
Adnan Oktar: Tabii ki, yani burada asıl söylenen şuydu. Bunların fikir sistemi anormaldir, düşünceleri anormaldir, dine bakış açıları anormaldir. Herşey anormaldir. Biz de herşeyin doğru olduğunu gösterttik. Ehli Sünnet inancında olduğumuzu, Müslümanlığı doğru yorumladığımızı, anti-darwinist olduğumuzu, devleti sevdiğimizi, orduyu sevdiğimizi, koruyup kolladığımızı, üniter devleti savunduğumuzu, bunları resmi belgelerle ispat etmek durumunda kaldık.
Fedai Erdoğ: Şimdi sevgili izleyiciler, elimde Bilim Araştırma Vakfı davasıyla ilgili yaklaşık 700 sayfalık bir kitap var. Ben bu konu için bu kitabı da çok inceledim. Yani sizin bu kitapta savunmalarınızda zaten BAV'ın Atatürkçü, milliyetçi, laik, sistemden, düzenden yana olan bir açıklamalarınız var. Daha ilk celsede sizler DGM Başsavcılığı’nda şüphe üzere tutulan tüm sanıkların tahliye edilmelerini istemiş. Bu görüş ve tahliye talepleri savcılıklarla reddedilmiş. İşte mahkeme heyetleri reddetmiş, hatta bunlar altı kere yapılmış. Ama aradan belli bir süre geçtikten sonra, bir sene sonra, 9 ay sonra ilk iddialarınız, ilk taleplerinizin ne kadar haklı olduğu anlaşılıyor. Yani bu geçen süre zarfında özellikle bu BAV'ın çözülmesine yönelik bir oluşum mu düşünüldü?
Adnan Oktar: Bunu planlayanlar tabii psikolojik savaş amacıyla bunu yaptılar. Mahkemeleri bunda kullanmaya kalktılar. Mahkemede de çok büyük baskı yapıldı. Mahkemelere baskı yapıldığını söyleyen resmi çevreler artık Adalet Bakanı bile Sayın Türk bile açık açık söylemişti.
Fedai Erdoğ: O dönemde hatta ben inceledim sizin dosyalarınızı Organize İşler Müdürü Adil Serdar Saçan yapmış.
Adnan Oktar: Evet.
Fedai Erdoğ: Siz o aşamalarda yüzyüze konuştunuz mu onunla?
Adnan Oktar: Tabii. Benim sorgulamamda Adil Serdar Saçan vardı.
Fedai Erdoğ: Şimdi ne yapıyor Adil Serdar Saçan ?
Adnan Oktar: Şu an görevinden atıldı hatırladığım kadarıyla.
Fedai Erdoğ: Meslekten atıldı yani.
Adnan Oktar: Evet.
Fedai Erdoğ: Yine sevgili izleyiciler, BAV davasıyla ilgili bu savunmaların yapıldığı kitapçıkta çok enteresan bilgiler de var. Yani aslında bir anlamda organize bir suç örgütü gibi, ilk defa bu kanun da galiba size uygulanmış. Burada mesela BAV camiasındaki iddiaların ortaya atanların cevaplamaları gereken sorular şunlardır diye bir açıklamanız var sizin. İsterseniz bir okuyayım onu. “Hangi çıkar amaçlı suç örgütü kendisine Yaratılış gerçeğini topluma anlatmak gibi bir misyon belirler ve bunun için Türkiye'nin en uzak şehirlerine kadar girip kendi imkanlarıyla bilimsel konferanslar yapar?” “Hangi suç şebekesi böyle bir entellektüel seviyeye, ideale, özveriye, hizmet duygusuna sahip olur?” “Hangi çıkar amaçlı örgüt il il, ilçe ilçe dolaşarak halka ücretsiz kitap hediye etmiştir?” Yani siz aslında bir anlamda bütün savunmayı da burada yapmışsınız ama buna rağmen o yargılama aşamasında ben bu iddiaların hiç dikkate alınmadığını görüyorum. Benim yaptığım da mahkeme aşamasında da bir takım komplolar ortaya koyulmuş. Özellikle geçen röportajlarımızda bahsetmiştik, yani emniyette yemeğinize işte kokain karıştırılması.
Adnan Oktar: Evet.
Fedai Erdoğ: Mesela onunla ilgili de çok, tabii kamuoyu bütün röportajları izlemediği için bilmeyebilir ama ben biraz bildiğim için söylüyorum. Özellikle bunu sizin ağzınızdan öğrenmek istiyorum. Yani yemeğinize verildikten sonra siz daha sonra bilirkişilere özellikle yurtdışındaki bilirkişilere de bunun kanınızda çıkan 0.65 mg herhalde, yani bu kadar kısa sürede çıkabilmesi için bunun hemen çok yakın zamanda alınması lazımmış. Yani bunları siz o aşamada nasıl bertaraf etmek için bir çalışma yaptınız?
Adnan Oktar: Ben önce sadece ifademle konuyu anlatabildim. Savcıyı inandıramadım. Ama hakime gidince hakim ifademin çok samimi olduğunu söyledi. Polislerin tavrından şüphelendi. Kalabalık olmalarından şüphelendi, çünkü aramaya 20 polisle gelmişlerdi. Bunu çok şüpheli buldu. Girer girmez bulmalarını şüpheli buldu. Yani girdikten birkaç dakika sonra buldular çünkü. Eliyle koymuş gibi buldular.
Fedai Erdoğ: Orada anlatıyorsunuz, kitapların arasında hemen bulmuş kütüphanede falan diye.
Adnan Oktar: Evet. Oradan şüphelendi. Biz sonradan bunu anladık. Yani kokainin miktarının yüksekliğinden şüphelenerek olaya yaklaştık. 5 mikrogram/mililitre. Çok yüksek bir doz. Yani 72 saat gözaltında kalan bir kişide bunun olması mümkün değil. Normalde 24 saatte kokain kandan atılıyor. Bunun 72 saat içerisinde çok yüksek dozda kalması emniyette verildiğini göstertiyor.
Fedai Erdoğ: Hatta siz bu konuda Bakırköy Akıl Hastanesi sağlığı vakfından da raporlarınız var. Yani işte kanında kokain bulunmamıştır diye. Herhalde bu da bir tecrübe oldu daha sonraki bir tutuklanmanızda da girer girmez saç testi yaptırmışlar komplo olmasın diye, o da enteresan.
Adnan Oktar: Evet, evet, evet.
Fedai Erdoğ: Yine BAV davasında sizin anlattıklarınız içinde işte birtakım mücadelelerin çok net olduğu anlatılıyor. Yani orada özellikle siz BAV 'ın tüm konferanslarında evrim teorisinin bilimsel açmazlarının yanında teorinin komünist ideoloji temeli olduğu, bu ideolojinin bölücüleri desteklediği, ülkemizin üniter yapısına karşı önemli bir tehdit olduğunu da belirtiyorsunuz. Özellikle BAV'ın bu konuya ülkemizin üniter yapısını korumak, bölücülüğü ve komünist ideolojiye fikirlerle cevap vermek açısından bir hizmet yaptığını anlatıyorsunuz.
Adnan Oktar: Evet.
Fedai Erdoğ: Şimdi insanın aklına şu geliyor. Yani devlet dediğimiz organ, istihbaratıyla, araştırmalarıyla, incelemeleriyle sizin amaçlarınızın düzgün mü ya da bu ülkeye zarar verip vermediğini anlayabilir. Şimdi siz de diyorsunuz ki bütün açıklamalarınızda, konuşmalarınızda, “bize bir komplo yapıldı”. Şimdi ben gazeteci olarak merak ediyorum. Yani bu kadar ciddi araştırma yapan bir oluşumun içindeki kişi olarak siz, size komplo kuranları tesbit edip onlara suç duyurunda bulunmadınız mı? Yani bakanlara, emniyet müdürlerine dilekçeler yazmadınız mı? Birtakım dilekçeleriniz var burada.
Adnan Oktar: Mesela Tantan’ı İçişleri Bakanlığı görevinden o dönemde almışlardı. Yaptıklarını beğenmedikleri için, tavrını beğenmedikleri için görevden aldılar. Sonra da biliyorsunuz şu an adeta unutuldu. Arkasından İstanbul Emniyet Müdürü görevinden alınmıştı. Arkasından Adil Serdar Saçan görevden alındı, biliyorsunuz. Yardımcısı görevinden alındı. Yani devlet bunun farkındaydı. Farkına vardı yani. Gereken tedbiri de aldı.
Fedai Erdoğ: Ama şimdi bir komplo var. Yani bu komplonun içinde bu kişiler de olabilir mi?
Adnan Oktar: İsmini saydığım kişiler mi?
Fedai Erdoğ: Evet.
Adnan Oktar: Komplocular bu kişilere etki etmiş olabilir benim kanaatim.
Fedai Erdoğ: Enteresan, ben mesela sizinle ilgili araştırmalar yaparken özellikle sizin üzerinize gelme zamanlaması açısından ne zaman ne söylemişsiniz, hangi faaliyetlerde yoğunlaşmışsınız, özellikle o dönemlerde sizin üzerinize çok gelinmiş. Yani siz ne zaman Darwinizm ve evrim teorisini çökertmeye başlamışsınız, masonik gruplarla ilgili birtakım açıklamalar yapmaya başlamışsınız, sizin üzerinize gelme olmuş. Yani burada bir tesadüf olmadığını siz kendi ağzınızdan söyleyebiliyor musunuz?
Adnan Oktar: Pek tabii ki. Yani zamanlamalar, Yahudilik Masonluk kitabını yaptığımda hemen bu olayın olması. O tutuklamanın ve tımarhane olayının olması. ikinci olayda gene kitap, kitabım çıktığında gene tutuklama olması, kokain olayının olması; gene Global Masonluk kitabını çıkartmaya başlamak için gayret ettiğim, hazırlandığım dönemde belgelere el konması, belgelerin emniyette kaybolması, evrakların kaybolması, kitabın kaybolması, bunların hepsi tabii beni şüphelendiriyor.
Fedai Erdoğ: Peki sevgili izleyiciler, aslında bu konuya daha iyi anlaşılması için BAV’ın ve Adnan Oktar’ın bu oluşumun içindeki yerini belirlemek için özellikle bu soruyu sordum. Bunu da pekiştirmek için yine Sayın Oktar’ın savunma kitabında 1989 yılında Dünya Büyük Mason Kurultayı’nda alınan kararları açıklıyorsunuz.
Adnan Oktar: Evet.
Fedai Erdoğ: Şimdi ben de bir gazeteciyim. Çok da meslektaşlarım var. Yani ben bu tip bir belgelere ulaşmakta zorlanıyorum. Siz önce bu belgelere nasıl ulaştınız? Bir de bu o dönem içindeki dünyadaki masonik hareketlerin bir özetini almak istiyorum sizden. Çünkü bu sorulara vereceğiniz cevaplarla ben o BAV’ın o andaki durumunu, komplo yapılış sebeplerini, dünyanın ve uluslarası güçlerin size bakış açısını tespit edip sizin konumunuzu, hangi şablona oturacağınızı belirlemek istiyorum. O dönemde bu belgeleri nereden aldığınızla başlayalım isterseniz.
Adnan Oktar: Masonların hepsi masonluğa sadık olmuyor. Bir kısmı masonluğa hakikaten merak ettiği için giriyor. Bir kısmı dindar olduğu halde giriyor. Bir kısmı da paraya ihtiyacı olduğu için giriyor. Paraya ihtiyacı olanlar da genellikle bu tip belgeleri çok rahat para karşılığı verebiliyorlar.
ÖNCE VATAN:Yani onların içinde de var diyorsunuz dostlarınız, adamlarınız anladım. İsterseniz tabii bu belgeyi elde etmekten çok, o dönemin siyasi konjonktürünü belirlemek için onların neler söylediğine bakmak lazım. Yine sevgili izleyiciler, elimizdeki kitapta Sayın Adnan Oktar’ın bulduğu masonlukla ilgili kararları içeren kararlardan dünya masonluğunun Türkiye hakkında aldıkları kararlar, ülkemizde büyük bir titizlikle uygulanır. Yine 1989 yılında Avusturya’da toplanmış olan Dünya Büyük Mason Kurultayı’nda Türkiye hakkında son derece önemli kararlar alınmış. Türkiye’deki illerdeki Türkiye’nin ilerideki 10 yıl boyunca uygulanacak politikaları belirleyen kararlar ve ülkemiz üzerinde siyonizm planları açık bir şekilde ortaya koymuştur. Yani sizi bunlar bir anlamda tetiklemiş mi oluyor? Yani siz bu mücadelenizde yani devletin istihbaratı, çeşitli kuruluşlar bütün bunların üzerine gitmezken, siz Amerika Birleşik Devletleri’ne, Henry Ford’a bile 35 defa özür dileten bir gücün üzerine ne cesaretle gittiniz?
Adnan Oktar: Devletler zaten böyle güçlerle pek mücadele edemezler, etmezler. Mesela Darwinizm’le devlet mücadele etmez. Bu ancak sivil kuruluşların, sivil toplum kuruluşlarının yapabileceği bir şeydir. Masonlukla da devlet mücadele edemez genellikle. Çünkü legal kuruluşlar olarak bilinirler. Ancak bununla sivil toplum kuruluşları ilmi, bilimsel zeminde mücadele edebilirler. Onun için bu görevi tabii bizler deruhte ediyoruz.
Fedai Erdoğ: Evet. Bu soruyu özellikle sordum. Çünkü BAV’ın ve Adnan Oktar’ın BAV içindeki fikri mücadelesinin yerini tespit etmek amacıyla koyduk. Yani sonuçta bir sivil toplum kuruluşu ülkesi için, milleti için bir mücadele etmek ihtiyacını hissediyor. Yine bu kitapta çok enteresan bilgiler var. Masonlara ait şekiller, resmi makamlara yazdığınız dilekçeler, raporlar. Yani bir anlamda feryad etmişsiniz, figan etmişsiniz. Yani işkenceler görmüşsünüz, emniyetteki sorgulamalarda birtakım hoş olmayan, insanoğluna yakışmayan davranışlar size sergilenmiş. Yani küsmediniz mi devlete?
Adnan Oktar: Devlete küsülmez. Devlete küsülmez.
Fedai Erdoğ: Ama bu kişilerle ilgili de suç duyurularında bulunmuşsunuz.
Adnan Oktar: Tabii ki. Ferde küsülür, devlete küsülmez.
Fedai Erdoğ: Sevgili izleyiciler, tabii bu dava ve bu röportaj hemen hemen sonuç aşamasında aynı zamanlara geldi. Sanıyorum BAV davası bitti, siz bu konuda aklandınız. Şimdi biz gazetecilere düşen görev de, tabii biz Adnan Oktar ve BAV’ı medyanın bize anlattığı gibi, sokaktaki vatandaşın, bilmeyenlerin algıladığı gibi görüyorlardı. Her tarafa ulaşması için bu davanın ayrıntıları için çalışma yapıyor musunuz?
Adnan Oktar: Şu an elinizdeki kitap o amaçla yapılmış bir kitap, hazırlanmış bir kitap. İlgili resmi kuruluşlara da ulaştırıldı. O da o tarz bir eser. Çok detaylı olarak, ilmi, bilimsel olarak, hukuk tekniğiyle konuları açıklayan bir eser.
Fedai Erdoğ: Şimdi ben bu kitabı arkadaşlardan istedim, yaklaşık bir haftadan bu yana içindeki her satırı, her cümleyi, her dilekçeyi gerçekten çok iyi inceledim. Şimdi tabii ben de bir gazeteci olarak özellikle herşeye şüpheli yaklaşmak durumundayım. Bunu izleyicilerimiz adına okuyucularımız adına. Yani benim bu davalara baktıktan sonra içime gerçekten bir üzüntü düştü. Yani bir insan olarak bu üzüntüyü yaşadım. Ama siz diyorsunuz ki ben kimseye kırgın değilim, üzgün değilim, devlete de küsmüyorum diyorsunuz. Özellikle tabii üniter yapıyı korumakla ilgili yaptığınız bu mücadeleyi de görüyoruz. Bu arada devletimize karşı da hiçbir artniyetli çalışmalarınız olmamış. Ben aslında kamuoyunun bunları bilmediğini zannediyorum, özellikle meslektaşlarımız da bunları gündeme getirmiyor. Şimdi dava bitti. Sizin mağdur olmuş bir kişi olarak basından, medyadan bir isteğiniz haklı olarak doğdu. Ne söylersiniz bu konuda?
Adnan Oktar: Basına, medyaya da aslında küskün değilim. Herkes görevini yaparken kaderde olan görevi yerine getirir, hiç kimse kaderin dışına çıkamaz. Onların her yaptığında hayır oldu. Beni daha çok kamuoyunun önüne getirdiler, daha etkili olmamı sağladılar. Daha canlanmamı sağladılar. Daha bu bana heyecan ve şevk verdi onların bana karşı tavırları, mücadeleleri. Yani ben üstüme gelindikçe parlayan, hareketlenen bir gücüm. Bir kor ateşi gibiyim, yani benim üzerime rüzgar geldikçe daha şiddetlenirim, daha güçlenirim.
Fedai Erdoğ: Yani sevgili izleyiciler, bu kitaplardan, bu açıklamalardan özellikle ben bir de Yaratılış Atlası’yla ilgili birşey var, onu anlatmak istiyorum. Çünkü bu konunun iyi anlaşılabilmesi için BAV’a ve sizi üzerinize neden gidildiğinin anlaşılması için yapılanları değerlendirmek gerektiğini anladım. Elimde sizlerin Harun Yahya adıyla yayınladığı Yaratılış Atlası’nız var. Geçen röportajlarımda bu konuya değindim ama ben bu röportajda özellikle tabii tekrar vurgulamak istiyorum, sizi siyasi bir şablona oturtmak için soruyorum. Bu Yaratılış Atlası’nı yayınladıktan sonra sizi özellikle Batılılar hangi konumda görmeye başladı?
Adnan Oktar: Anti-Darwinizmi savunan bir kişi olarak şu an dünyada en etkili kişi olarak beni görüyorlar. Amerika’daki yaratılışçılardan çok daha güçlü olduğumuza inanıyorlar. Kitabın çok etkili olduğuna inanıyorlar. Kullandıkları kelimeler zaten hep dehşet ifade eden kelimeler. Yani hep mağlubiyet ifade eden, böyle dağılma, ezilme ifade eden kelimeler. Gerçekten çok etkili oldu. Bu kitabı okuyup da darwinizmi savunabilecek bir insan düşünemiyorum.
Fedai Erdoğ: Hatta Türkiye’deki bir profesörün açıklamaları olmuş. “Ben işte altı tane profesöre parasal yönden destek verdim. Ama yenildik, kaybettik” demiş.
Adnan Oktar: Yok, çok açık söylüyor. “Şu an” diyor, “bunu savunacak, darwinizmi anlatacak adam bulamıyorum” diyor, “Türkiye’de”. “Bir konferans yapmak istedim, çağırdım milleti, gelmiyorlar” diyor.
Fedai Erdoğ: Kimse gelmedi. O zaman şimdi bunu, bu tabii tespitleri yaparken darwinizm konusu çok önemli olduğu için aldım. Sorularımı sorduğum zaman izleyicilerimiz işte BAV davası, darwinizm gibi konuları birleştirip sizi bir şablona oturtacaklar. Bu şablonu da sonunda röportajda ne çıkarttığımızı ben izleyicilerimize söyleyeceğim. Siz PKK ve komünist terörle yaptığınız eserlerde köklü çözüm raporları sunuyorsunuz. Mesela ben araştırma yapmadan önce, hep büyük medyadan bildiğimiz kadarıyla çeşitli profesörlere bu konuda incelemeler yaptırıyorlar. Sizin PKK terörü ve komünist teröre köklü çözüm yapınız var, hatta geçen toplantımızda şöyle de bir soru sormuştum ben size. PKK’nın ve Demokratik Toplum Partisi’nin benzer açıklamaları var. Türkiye’de Kürt sorunu çözülmesi için biri İstanbul’da, biri Diyarbakır’da olmak üzere iki merkeze ihtiyacı var demişti bu terörist Öcalan’ın fikirdaşları. Demokratik Cumhuriyetin böyle sağlanabileceğini. Siz bunları Türk Devleti daha tehlike görmeden önce raporlar sunmuşsunuz, açıklamalarda bulunmuşsunuz. Siz bu öngörülerinizde hep haklı çıktınız mı?
Adnan Oktar: Yirmi yıl önce söylemiştim, yirmibeş yıl önce söylemiştim ben bu konuları. Aynısı çıktı.
Fedai Erdoğ: Bir de bunu da şunun için sordum. Biraz sonra tabii Türk İslam Birliği konusuna gireceğim. Geçtiğimiz günlerde Sayın Başbakanın da bir açıklaması vardı. Türk Birliği’nin parlamentosu kurulmalı diye. Sevgili izleyiciler, bu röportajda çok çok ayrıntılı konulara gireceğiz, tesbitleri yapacağım diye söylemiştim. Şimdi bir anlamda şu andaki mevcut AKP iktidarı da sizin bu açılımlarınızla ilgili benzer söylemlerde bulunuyor. Fikirlerin onlara ulaşması söz konusu mu?
Adnan Oktar: Bence fikirlerim her yerde etkisini göstertti. Hem hükümette etkisini göstertti, hem yurtdışında etkisini göstertiyor, hem İslam aleminde etkisini gösteriyor. Her yerde etkisini gösteriyor.
Fedai Erdoğ: Evet. Sevgili izleyiciler, geçen toplantımızda özellikle askerlerle ilgili şeyler söylemiştiniz. Ben bu konuda kısa da olsa sorular sormuştum. Ama bu sorularımız içinde bana işte asker konularıyla ilgili biraz sitemler gelmişti. Anlatmıştım. Sizin askerlerle ilgili de kitaplarınız var. Atatürk’ü anlatan birtakım kitaplarınız oldu. Atatürk’ün siz Türk toplumu tarafından nasıl algılandınız? Mesela birtakım Atatürk’le ilgili söylemlerde bulunan, Atatürk fikirlerini benimsemeyenler var. Atatürk’ü dinsiz, imansız bir konuma sokuyorlar. Siz burada sosyal yönden bir kanaat önderi konumunuza gelmiş bir kişi olarak Atatürk’ün gerçek anlamda nasıl anlatılması gerektiğini söylüyorsunuz?
Adnan Oktar: Atatürk’ün dinsiz olarak gösterilmesi komünistlerin bir propagandasıdır. Atatürk anti-komünisttir. “Komünizm her görüldüğü yerde ezilmelidir” sözü komünistleri çileden çıkartmıştır. Ona karşı Atatürk’ü yıpratmak için Atatürk’ün hakkında uydurma izahlar ortaya çıkartmışlardır. Atatürk tam gerçek Türk milliyetçisi, gerçek dindar bir Osmanlı efendisidir, Osmanlı beyefendisidir. Gerçek bir Türk evladıdır. Son derece aklı başında, isabetli görüşleri olan bir insandır. Yani o zamanki bütün uygulamalarında bir hayır ve hikmet vardır.
Fedai Erdoğ: Bunu da şunun için sordum. Çünkü siz Atatürk’ün askeri kıyafetleriyle ilgili birtakım kitaplar yayınladınız. Tabii gene şüpheci bir yaklaşımla, darbelere ve ihtilallere de pek hoş bakmadığınızı geçen röportajımızda söylemiştiniz. Yani acaba burada böyle bu kitaplarınızın, bu fikirlerinizin arasında, yani askere işte “ben de size sıcak bakıyorum” diye bir mesaj verdiğiniz iddiaları var.
Adnan Oktar: Asker olmadan Türk-İslam Birliği olmaz, büyük Türkiye olmaz. Asker olmadan Türkiye’de komünist tehlike önlenemez. Yani asker çekildiği an Türkiye’de komünistler Türkiye’yi yerle bir edebilirler, yani çok rahat bölünmeye gidebilir Türkiye. Her türlü fitne çıkabilir, kargaşa çıkabilir. Türk-İslam Birliği’nin bel kemğini Türk ordusu oluşturuyor. Benim kendi görüşüm bu. O yüzden ben bu konuda ordunun her yönüyle desteklenmesi taraftarıyım. Yani Türkiye’deki modern düşüncenin muhafazasında da Türk ordusunun görevi çok büyüktür. Bu çok açık.
Fedai Erdoğ: Ama bir demokratik bir parlamentomuz var. Yani askerin görevi iç ve dış tehkilere karşı korumak değil mi?
Adnan Oktar: Parlamentonun görevi ayrıdır, ordunun görevi ayrıdır. Bir komünist ayaklanmaya karşı parlamento birşey yapamaz. Ordunun askeri gücü, istihbarat gücüne ihtiyaç vardır.
Fedai Erdoğ: Yine geçen röportajımızda ben size özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin uyguladığı Büyük Ortadoğu Projesi’yle ilgili sorular sormuştum. Sizin bu konuyla ilgili tabii enteresan açıklamalarınız oldu. Ben Büyük Ortadoğu Projesi ve Avrupa Birliği’ne girişimizle ilgili sizin birtakım fikirleriniz olduğunu biliyorum. Eserlerinizden de okudum ama izleyicinin bunu alması için tekrar soruyorum. Siz Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacını ve Avrupa Birliği’ne kesin kez girmeye karşı olduğunuz yolunda beyanlarınız var. Bu konulardaki Avrupa Birliği’ne girmeyelim, çünkü çok ciddi anlamda geçen televizyondaki başka bir arkadaşımızla yaptığınız bir röportajınızda bunları söylemişsiniz. Ben geçmişte Avrupa Birliği’ne girmeye uygun bakıyordum ama onların tamamen Müslümanlara, İslam’a karşı olan davranışından dolayı Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine karşıyım, dediniz. Bu söylem Türkiye’deki mevcut devletin söyleminin dışında.
Adnan Oktar: Büyük Ortadoğu Projesi, Büyük Osmanlı Projesi’ne çevrilmesi gereken bir projedir. Türkiye eğer Avrupa Birliği’ne girecekse, Büyük Osmanlı Projesi içerisinde girmesi gerekir. Yani bütün İslam aleminin ve Türklük aleminin lideri olarak girmesi gerekir. Bunun dışında böyle Avrupa Birliği’nin söylediği tarzda bölünmüş, küçültülmüş, gücü kırılmış, milli yapısı, manevi yapısı bozulmuş bir Türkiye olarak girecekse, Türkiye hiç girmesin daha iyi, çünkü Türkiye diye birşey kalmamış oluyor o zaman.
Fedai Erdoğ: Yani Türk-Birliği değil Türk-İslam Birliği’yle birleştirerek mi girmesi gerekir?
Adnan Oktar: Evet, evet.
Fedai Erdoğ: Yani lider pozisyonumuza geldikten sonra mı
Adnan Oktar: Evet, evet.
Önce Vatan : Avrupa Birliği’ne girelim?
Fedai Erdoğ: Peki şimdi yani bu söylemlerinizi siyasetbilimcileri dinlediği zaman şu soruyu soracaklardır. Yani dünyada bir Birleşmiş Milletler örgütü var, Amerika Birleşik Devletleri’nin hakim olduğu örgüt var, çeşitli ekonomik topluluklar var, yani böyle birşeyi onlar müsaade ederler mi bu görüş biraz ütopik olmuyor mu?
Adnan Oktar: Onların son derece lehine bu. Bu tarz bir birlikte bir kere İsrail bölgede çok rahat eder, Filistin son derece rahat eder. Ermenistan rahat eder, ekonomi adeta şahlanır. Medeniyet şahlanır, bütün bölge istikrara kavuşur. Afrika rahatlar. Bu kargaşa, bu zulüm, bu acı tamamen ortadan kalkar.
Fedai Erdoğ: Ama yani bir anlamda sınırların değişmesi söz konusu olacak, yani geçen röportajda da bahsettik. Mesela bir Suudi Arabistan devleti hac kotası koyuyor, Peygamber Efendimiz’in annesinin mezarını kaldırabiliyor, kendi babasının mezarını dozerlerle gömecek hale gelebiliyor. Yani bu kadar katı olan devletlere karşı bir Türklük ve İslam birliği oluşumu olabilir mi?
Adnan Oktar: Bu Suudi Arabistan’ın da lehine. Şu anki Suudi hükümeti son derece huzursuz yaşıyor yani sürekli ölüm korkusu, darbe korkusu içinde yaşıyorlar. Nefes alamıyorlar. Yani dış dünyaya kapalılar. Böyle birşeyde onlar da çok rahat ederler.
Fedai Erdoğ: Afrika’daki Müslüman ülkeleri de bu birliğin içine alıyorsunuz?
Adnan Oktar: Tabii ki.
Fedai Erdoğ: Ama yani oralarda şimdi bir refleks oluşacaktır. Yani Osmanlı gibi Türkiye’yi de bunlar de kabul edecek mi? Yani bu biraz ütopik, uzun vadeli bir düşünce mi? Olabilir mi?
Adnan Oktar: Bütün mesele şefkat ve merhamet sunulacağını, onlara iyilik ve güzellik sunulacağını onlara samimi olarak anlatmakta. Yani bir çıkar sağlanmayacak, onlara çıkar sunulacak böyle bir olayda.
Fedai Erdoğ: Yani bu konuyu şunun için açarak soruyorum. Biz hem sevgiden hem birlikten bahsediyorsunuz. Ama bir bakıyorsunuz ki Filistin’dekiler intihar eylemcisi, bir bakıyorsunuz Irak’ta Şiiler, Sünniler intihar eylemi yapıyor. Bir bakıyorsunuz Pakistan’da. Yani hep İslam’ın içinde İslam’la olan insanların birtakım şeyleri. Yani bu kadar zor şartlarda bu birliğin gerçekleşebilmesi çok inandırıcı gelmiyor bana.
Adnan Oktar: İşte bu anlattıklarınız merkezi otoritenin ne kadar gerekli olduğunu gösteren durum. Yani merkezi otorite bunu kökten halleder ve derhal sona erdirir.
Fedai Erdoğ: İslam ve terör kelimeleri yanyana geliyor. İslam’da terörün tanımı var mı? Bunu özellikle sizin ağzınızdan ben dinlemek istiyorum.
Adnan Oktar: İslam’la terör yanyana kesin gelemez. Bu çok açıktır, Kuran’daki uygulama çok açıktır. Peygamberimiz’in hayatı çok açıktır. Daima savunma savaşları olmuştur. Daima affetme üzerinedir. Daima adalet üzerinedir Kuran’ın hükmü.
Fedai Erdoğ: Yani bununla ilgili ayetler de vardır herhalde.
Adnan Oktar: Tabii tabii, çok açık.
Fedai Erdoğ: Ben bu konudan laiklik konusuna geçmek istiyorum. Ülkemizde ve dünyada laik-antilaik anlayışı var. Siz dünyadaki laiklik tanımını özellikle bu son Yaratılış Atlası’yla Fransa’da çok büyük tepki çektiniz. Çünkü Fransa laikliğin fikir olarak çıktığı bir ülke. Siz dünyadaki ve Türkiye’deki laiklik kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani bunu böyle herkes yuvarlak yuvarlak anlatıyor. Ben özellikle sizin ağzınızdan kesin çizgileriyle. Yani laiklikten siz ve arkadaşlarınız ne anlıyor?
Adnan Oktar: Laiklik dindarların dini inançlarını çok rahat yaşamaları, buna devletin müdahale etmemesi, dinsizlerin, ateistlerin veyahut diğer düşüncede olan kişilerin de kendi inançlarını, kendi içinde kimseye zarar vermeden rahatça yaşamaları. Yani hiçbir fikre hiçbir şekilde baskı yapılmaması, Hıristiyanların, Musevilerin de çok rahat kendi inançlarını yaşamaları ve baskı yapılmaması.
Fedai Erdoğ: Sizin kitaplarınızda özellikle sevgiden, barıştan, hoşgörüden çok bahsediyorsunuz. Ben o kitapları incelerken tabii bu görüşlerinizi de öğrendim. İzleyicilerimize de siz anlattınız. Ama siz bu kitaplarınız içinde Yunus Emrelerin, Mevlanaların, Hoca Ahmet Yesevilerin, Hacı Bektaşların yetiştiği Anadolu coğrafyasındaki insanların da birtakım görüşlerini anlatıyor musunuz?
Adnan Oktar: Tabii ki. Benim zaten anlattığım konularda daha önce de bunu anlatmıştım Anadolu insanının Kuran’ı yorumlaması, Kuran ahlakını yorumlaması çok mükemmeldir. Yani Anadolu’daki ahlak dünya için en ideal ahlak sistemidir. Misafirperverlik, şefkat, merhamet, insancıllık, nezaket, efendilik Anadolu’da son derece mükemmeldir.
Fedai Erdoğ: Yani biz önümüzdeki on yıllarda bu ve benzeri fikirlerin sizin tarafınızdan da açıklanacağını söyleyebilir miyiz biraz daha?
Adnan Oktar: Pek tabii ki, pek tabii ki. Önümüzdeki yıl Türk- İslam Birliği çağının yılıdır.
Fedai Erdoğ: Önümüzdeki yıllar.
Adnan Oktar: Yıllar evet.
Fedai Erdoğ: Şimdi sevgili izleyiciler, sohbet geliştikçe tabii belli bir sırada gidiyorum ben. Masonik olaylardan, BAV davasından, Türk-İslam Birliği’nden, PKK’dan, komünizmden bahsettik. İsterseniz bir ara verelim, aradan sonra tekrar ben yine devam edeceğim.
Fedai Erdoğ: Sevgili izleyiciler, sohbetimize yine devam ediyoruz. Sayın Adnan Oktar çeşitli makalelerinde radikalizme dikkat çekmişsiniz. Türkiye'de radikal bir tehlike var mı? Radikal İslam'ın tehlikeli olduğu yolunda uyarılarda bulunuyorsunuz. Biz radikal tehlikeden ne anlamalıyız?
Adnan Oktar: Radikal tehlikeden anlamamız gereken, akılcı olmayan herşey radikal tehlikedir. Makul olan, mantıklı olan, merhamete, şefkate, sevgiye dayalı olmayan herşey anormaldir. Türkiye'de de insanlar genellikle sağduyulu ve makuldur. Ama sağduyulu ve makul olmayan bir kitle çıkıyor, bunlar da bu tip anormal hareketler yapabiliyorlar.
Fedai Erdoğ: Evet. Siz başkanı olduğunuz kuruluşlarda özellikle eğitime, gençlerin dini ve Allah'ın varlığını bilmesinin bir anlamda imani inançların kuvvetlenmesine yönelik öğretiler ve çalışmalar yapıyorsunuz. Özellikle siz cezaevi çıkışından sonra bu hizmetiniz kitap yazmak, üretmek şeklinde yoğunlaştı. Bu kitap ve yayın yoluyla çalışmalarınıza cezaevinde mi karar verdiniz?
Adnan Oktar: Ben Yahudilik ve Masonluk kitabını evet cezaevindeyken geliştirmiştim. Bu son girdiğimde de üç kitap yazmıştım cezaevinde.
Fedai Erdoğ: Biliyorsunuz genellikle cezaevleri taş medrese, Yusufiye Medresesi gibi değerlendiriliyor. Yani siz de söyleyebilir misiniz bizi de cezaevi tefekkür boyutunda olgunlaştırdı?
Adnan Oktar: Tabik ki, ben herzaman ne zaman cezaevine girsem daha dinç daha sağlıklı olmuşumdur, daha bakış açım keskinleşmiştir, daha azmim artmıştır. Bana her seferinde yaramıştır cezaevi.
Fedai Erdoğ: Yani dış dünyadan kopartmak iyi geliyor o zaman.
Adnan Oktar: Bilmiyorum gerçekten her seferinde faydası oldu bana.
Fedai Erdoğ: Şimdi tabii enteresan bir yaklaşım. Tabii inşaAllah gene girmezsiniz, böyle bir şey olmaz.
Adnan Oktar: İnşaAllah.
Fedai Erdoğ: Yani insanların özgürlüğünün kısıtlanması çok zor bir olay. Ben yine sizinle ilgili herkesin sorduğu sorular var ama ben özellikle bu konuları biraz sizden daha açık, net, geniş anlatmanızı istiyorum. Siyasi açıklamalarda bulundunuz, kitaplar yazdınız, Türkiye’deki yapması gerekenlere Türk İslam Birliği’ni anlattınız. Size göre İslami tebliğ nasıl olmalı?
Adnan Oktar: Şefkat, merhamet, sevgi ve sevdirme zemininde akılcı, bilimsel, mantıklı ve tutarlı bir üslupla olması gerekir. Baskı olmaması lazım, baskıdan kaçınılması gerekir.
Fedai Erdoğ: Ama geçmiş dönemlerde tebliğ insanlarla yüzyüze sohbet şeklinde oluyordu ama günümüzde tebliğ çok farklı boyutlara geldi. Sizler de işte yayın yoluyla yapıyorsunuz, televizyon yoluyla yapıyorsunuz. Burada tabii bunları yaparken sizinle ilgili iddialar gündeme geliyor. Her seferinde temcid pilavı gibi. Yani siz mehdi misiniz diye mehdi konusu siz olduğunuz müddetçe, Adnan Oktar var olduğu müddetçe bitmeyecek gibi görünüyor. Çağımızda şu anda tebliğ farklı bir boyutta yapılıyor. Çağımızdaki bu alışık olmadık tebliği ayrı bir metod olarak mı değerlendirmek lazım?
Adnan Oktar: Bu Allah’ın bir lütfu tabii, internetin olması. Özellikle Cd yoluyla tebliğ yapılabilmesi, milyarlarca insana ulaşabilmeyi sağlıyor. Çok büyük bir olay tabii bu.
Fedai Erdoğ: Ama siz mesela bir taraftan İslam’a davet diğer tarafta Türk-İslam Birliği kurulması, öte yandan Darwinizm mücadelesi. Bu fikirleri savunan bir kişi olarak bir anlamda çok yönlü tebliğ yapıyorsunuz. Yani bu kadar çok çeşitlilik karşımızdakini ne yönde etkileyecek?
Adnan Oktar: Türk-İslam Birliği zaten İslam’ın bir gereğidir. Birliktelik, beraberlik, şefkat merhamet ortamı, bereket bolluk ortamı, modernlik, insanlara huzur sunmak, insanlara medeniyet sunmak, barış içinde yaşamaları, kardeşlik içinde yaşamaları çok hayatidir. Ben mesela dışarıya çıkıyorum bazen, insanlar hep birbirlerinden gözlerini kaçırıyorlar. Yani herkes birbirinden gözlerini kaçırıyor, herkes birbirinden tedirgin hissediliyor bu. Halbuki dışarda birbirlerine selam vermeleri lazım, güleryüzle birbirlerine muhabbet göstermeleri lazım. Arkadaş olmaya gayret etmeleri lazım, yani dostluğun çok yaygın olması lazım. Birbirlerne her konuda yardımcı olmaları lazım. Ben bunu hala göremiyorum, buna bir yatkınlık var fakat uygulama yok olarak görüyüorum.
Fedai Erdoğ: Peygamber Efendimiz’in döneminde tebliğ biliyorsunuz Hristiyanlara Bizans’a çeşitli yerlere mektuplarla oluyordu. Siz de bir anlamda Türkiye’den dünyadaki çeşitli ülkelere yayınlarınızla 250’yi aşan kitaplarla tebliğ yapıyorsunuz. Yani insanın aklına tabii gayri ihtiyari geliyor. Bu şablon bir mehdilik şablonu gibi geliyor yani ben özellikle bunun bu röportajımızda netleşmesi için bayağı incelemelerde bulundum. Yani tebliğ metodunuz, çileler çekmeniz, mehdinin tarifleri gibi konularınızı da daha önceden biliyoruz. Çok net olarak soracağım: Mehdi şu anda yaşıyor mu?
Adnan Oktar: Hadislere göre, Peygamber Efendimiz’in hadislerine göre ve Said Nursi’nin izahlarına göre ve diğer İslam alimlerinin izahlarına göre gelmiş olması ve yaşıyor olması gerekiyor.
Fedai Erdoğ: O zaman tanımları sormayacağım. Soruma cevabı aldım. Deccal’in de yaşaması lazım. Deccal nedir, fikri bir şahsiyet midir? Bir siyaset midir? Deccal nerede peki? Deccali de bulalım isterseniz.
Adnan Oktar: Decccaliyet bir fikir sistemidir asıl, yani çünkü şahıs olarak değil.
Fedai Erdoğ: Yani bir dudağı aşağıda bir dudağı gökte değil, değil mi yani?
Adnan Oktar: İlerde beklenen bir mesih deccal var daha ilerde. Hz İsa’nın geldiği dönemde beklenen bir mesih deccal var. Bir de şu anda görülen darwinizm, materyalizmden oluşan Allah’a karşı olan Allah’ı inkar eden, dinsiz materyalist sistem, bu deccaliyettir. Buna karşı hareket eden sistem de mehdiyettir, mehdilikdir.
Fedai Erdoğ: Ama biz biliyoruz ki, diyelim ki mehdi yaşıyor. Günümüzde olabilecek dediniz. Mehdiyle beraber İsa, İsa Peygamber Mehdi’ye tabi olacak, domuzu, haçı yok edecek. Yani o zaman İsa peygamberin de şu anda yeryüzüne nüzul etmesi lazım.
Adnan Oktar: Benim kanaatim biraz daha var İsa’nın gelmesine. Çünkü İsa’nın gelmesi için önce bir Türk-İslam Birliği’nin oluşması lazım.
Fedai Erdoğ: Mehdi’den önce mi gelecek, Mehdi’den sonra mı gelecek?
Adnan Oktar: Hayır, Mehdi’den sonra gelecek.
Fedai Erdoğ: Evet, peki Mehdi şu anda cihad yapıyor mu?
Adnan Oktar: Yapıyor olması gerekir.
Fedai Erdoğ: Yani bunları şunun için soruyorum, niye o şablonun tam tarifini almak için. Çünkü eserlerinize bakıyorum öyle silahla, topla, tüfekle bir cihad olmayacak. Yani bilgiyle, teknolojiyle, Türk-İslam Birliği’ni anlatarak bir cihad yapıyorsunuz, yani o tanıma da tam oturuyorsunuz gibi.
Adnan Oktar: Evet hadislerde Mehdi kan akıtmaz, uyuyan kişiyi de uyandırmaz diyor. Kan akıtmaz demesi hiçbir şekilde baskı, silah, şiddet kullanma olayı olmayacak. Uyuyan kişiyi de uyandırmaz yani kimseyi rahatsız etmez, tedirgin etmez, akılcı bir metodla çalışır diyor. Zaten tekbirlerle, Allah’ı anarak diyor kaleleri düşürür diyor. Yani topla tüfekle düşürür demiyor hadiste. Allah’ı anarak kaleleri düşürür diyor.
Fedai Erdoğ: Mehdi vahiy alıyor mu?
Adnan Oktar: Yok almaz. Peygamberimizden sonra vahiy alan kimse olmaz.
Fedai Erdoğ: Evet sevgili izleyiciler konu çok enteresan. Biz Mehdi gibi, İsa gibi, Deccal gibi konuları da özellikle ben açmaya çalıştım. Ama tabii bizim bilgimiz bu kadar yetiyor ama herhalde izleyicilerimiz sizin açıklamalarınızdan sonra bir cevap aldı. Siz yine eserlerinizde, çalışmalarınızda Yahudilik, Masonluk, İsrail Devleti’ne, anti-siyonist görüşe, Filistin zulmüne çok farklı açıklamalarınız var. Özellikle bunlara dikkat çekiyorsunuz. Yahudilik ve Masonluk konusunda görüşleriniz biliniyor. Yani Yahudi düşmanlığı, mason düşmanlığı gibi görüntüleriniz çok net olarak belli oluyor. Bu bir anlamda sizin sevgiden, dostluktan, kardeşlikten bahsediyorsunuz ama bir anlamda yaptığınız çalışmalar da insanlar arasında bir kutuplaşma, ayrıştırma oluşturmuyor musunuz?
Adnan Oktar: O yanlış anlaşılmış olabilir. Ben Yahudileri de, Hıristiyanları da severim. Yahudilere karşı benim bir düşmanlığım yok. Onlar Hz. Musa’nın soyundan gelen dindar insanlar. Benim onlarla bir alıp veremediğim olmaz. Benim alıp veremediğim ateist, siyonist, saldırgan, kan döken katiller. Benim konum bu. Yoksa sinagogda ibadet eden Yahudiler benim dostumdur, yani sevdiğim insanlardır. Benim onlarla ne alıp veremediğim var. Allah’a dua ediyorlar ne güzel, Allah’ın birliğini savunuyorlar, Allah’tan korkuyorlar, o insanlara niye ben düşman olayım.
Fedai Erdoğ: Ben çünkü sizin eserlerinizde özellikle şunu da gördüm, siz masonluğu, masonik grupları, çalışmaları, her türlü fikri ve dini olayın üzerinde bir oluşum olarak ortaya koyuyorsunuz.
Adnan Oktar: Doğru. Evet.
Fedai Erdoğ: Şimdi çok önemli bir soru soracağım ama sizden net bir cevap istiyorum. Masonik güçler şeytani bir güç müdür?
Adnan Oktar: Tabii ki yani masonluk kökeninde doğrudan şeytandan yani şekillenmiş olarak, hatta şekilleniyor. Bazen transa giren bir insandan bilgi alarak, bazen de şekillenmiş olarak doğrudan şeytandan bilgi ve talimat alan bir örgütlenmedir masonluk. Doğrudan şeytandan bilgi alırlar.
Fedai Erdoğ: Yani bu çok, sevgili izleyiciler çok enteresan bir açıklama, ben de ilk defa duyuyorum bunu. Peki yani biliyoruz ki şeytanın ilmi çok yüksek.
Adnan Oktar: Evet.
Fedai Erdoğ: Nasıl mücadele edeceğiz?
Adnan Oktar: Şeytana samimi kulların üzerine güç yetirememe özelliği verilmiştir. Yani samimi kullara şeytanın gücü yetmez. Kendisi de söylüyor zaten Kuran’da, “benim samimi kulların üzerine gücüm yok” diyor şeytan. Ancak nefsine uyan, şeytana uyan, şeytanı ilah edinenlere gücü yetiyor şeytanın, orada da hakikaten son derece etkili olur.
Fedai Erdoğ: Evet şimdi masonik güçlere karşı bu mücadeleyi verirken insanın aklına ister istemez şu geliyor, yani masonik güçler hem şeytani güçler, hem şeytanın cismani görüldüğü güçler, yani karşınızdaki düşman çok kuvvetli bir düşman ve sizin de bunu bu ülkemizde yapmanız için maddi anlamda, ekonomik anlamda büyük bir desteğe ihtiyacınız var. Siz tamamen bu desteği kendi öz kaynaklarınızdan mı karşılıyorsunuz?
Adnan Oktar: Ben çok göz önünde olan bir insanım, arkadaşlarım da çok göz önünde olan insanlar, yani bizim illegal bir kazanç yapmamız zaten iki yönden mümkün değil. Bir Kuran’a uyduğumuz için mümkün değil. İki devlet buna müsaade etmez, çünkü çok göz önündeyiz.
Sunuzu: Yani MASAK, mali suçları araştırma kurulları bunları araştırmış.
Adnan Oktar: Tabii ki.
Fedai Erdoğ: Mali müşavere yapmış. Ama tabii şimdi bunlar resmi evraklar üzerinde yapılan araştırmalar. Ben özellikle bu konuyu sormamdaki sebeplerden bir tanesi de uluslararası istihbarat örgütleri Türkiye’den birini destekleyip de, bu masonik gruplara bir savaş açar mı, destek verir mi, para kaynağı olur mu, diye merak ettiğim için soruyorum? Yani insanın aklına bu geliyor yani.
Adnan Oktar: Bir kere illegal kazanca ben de, kendim de müsaade etmem. Ben bir dava adamıyım, davama zarar verecek, şüpheliye yakın şüpheliyi dahi kabul etmem ben, yani şüphe meydana getirecek şüpheliyi dahi kabul etmem. Çünkü en ufak bir şeyin aleyhimize olacağını bilirim ben. Yani en ufak, hatta legal gibi görünen bir şeyin bile şüpheli gibi görünmesi durumunda onu ben onu terk ederim, çünkü davamıza zarar verir, düşüncemize zarar verir.
Fedai Erdoğ: Yani dışardan kesin ve kes.
Adnan Oktar: Kesin kes.
Fedai Erdoğ: Maddi anlamda bir desteğiniz yok diyorsunuz.
Adnan Oktar: Tabii, tabii.
Fedai Erdoğ: Peki bu kadar bu açıklamaları yaptınız, kitapları yayınladınız, en son davalardan da beraat ettiniz. Ama görüyoruz ki medya bunları gündeme getirmiyor, yani karşınızda şeytani bir güç mü var? Neden gündeme getirmiyor?
Adnan Oktar: Ama dikkat ederseniz, kahredici bir ezicilikle yolumuza devam ediyoruz. Yani medyanın bütün baskısına rağmen, masonların bütün baskısına rağmen, şeytanın adamlarının bütün oyunlarına rağmen, eze eze, söke söke yolumuza devam ediyoruz. Ki yani 40 milyon kitap dağıtılmıştır bu sene, yani şu an itibariyle son olan bana rakamlar geldi, 40 milyonu buluyor. Yani on binlerce insan bizim kitaplarımız kanalıyla iman etti, Müslüman oldular, dünyanın her yerinde küçük küçük gruplar oluşmuş. Bu çok büyük bir başarıdır. Darwinizm çöktü Türkiye’de. Darwinizmin artık esamesi okunmuyor. Amerika’da çöktü, Fransa’da çöktü. Demek ki şeytanın bütün güçleri bir araya gelse, gene bir şey yapamıyorlar. İnşaAllah.
ÖNCE VATAN:: Evet sevgili izleyiciler, şeytani güçlere karşı verilen mücadeleyi Sayın Oktar’ın ağzından dinledik. Ben sizin özellikle çok belirgin olan bir konunuzu gündeme getirmek istiyorum. Her sohbetinizde de insanlara sevgiyle, merhametle, mahkemelerde size kötü davrananlara, emniyette kötü davrananlara karşı kin beslemediğinizi, onları yine affettiğinizi söylüyorsunuz. Yani affedici bir yönünüz var. Ama siz, sizin aleyhinize yazılar yazıldığı zaman internette aleyhinize olan siteleri mahkemelerle kapattırıyorsunuz.
Adnan Oktar: Evet.
Fedai Erdoğ: En küçük birşeyde avukatlarınız hemen davalar açıyor. Yani bir kişiye üç yüz tane dava açıp, üç yüz gün onu mahkemelerde süründürebiliyorsunuz. Çelişmiyor mu? Yani hem sevgiyle, muhabbetle bakarken hem de mahkemelerle, insanlarla uğraşmak.
Adnan Oktar: Ama hiçbir insan kendisine ne hakaret ettirilmesinden hoşlanır ne iftira atılmasından hoşlanır. Tabii ki hakaret ve iftiraya hukuki yönden bir karşılık verilmesi gerekir ve durdurulması gerekir. En makul olan şey budur. Yani “evet hakaret et, iftira at” nasıl diyelim?
Fedai Erdoğ: Hukuk ordunuz var mı?
Adnan Oktar: Avukatlarımız var. Ordu sayılmaz da fakat bir ekip.
Fedai Erdoğ: Yine aktüel bir konuya geleceğim ben şimdi. Peygamber Efendimiz’in döneminde de Peygamberimiz işte cincilere, büyücülere, medyumlara karşı birtakım mücadeleler etti. Hatta bunlarla ilgili bir takım ayetler de var. Dünyada bu konuda da fal, tarot yapılmasıyla uğraşan hatta vergi mükellefi olan insanlarımız da var. Siz özellikle çünkü bunlarda işte hoca lafını kullanıyor, siz de zaman zaman Adnan Hoca diyorsunuz. Yani sizin farkınızı bunlardan ayrıştırmak için soruyorum. Bunlar şeytani güçlerin oyunu olarak mı çıkıyor? Hep arkasında birşey aradığım için soruyorum bunu.
Adnan Oktar: Bunlar aslında biraz gariban, zavallı insanlar. Şu bakımdan. Bundan geçimlerini sağlıyorlar yani maddi olarak birşeyler elde ediyorlar benim gördüğüm kadarıyla. Tabii Kuran’a da aykırı, birçok yönüyle aykırı. Ama herhalde toplumda bunu talep edenler var ki arz talep dengesi oluşmuş. Onlar da onlara onu sunuyor anladığım kadarıyla.
Fedai Erdoğ: Ama kesinlikle bunların İslam’da yeri olmadığın söyleyebiliriz.
Adnan Oktar: Çok açık tabii ki. Kuran’ın tamamen reddettiği hatta açıkça söyleyeyim şirk olan, Kuran’a zıt olan hareketler. Birçoğu öyle,
Fedai Erdoğ: Geçtiğimiz röportajda da sizin özel hayatınızla ilgili birtakım sorular sormuştuk. Ama seyircilerimiz ısrarla özel hayat konusuna biraz daha girmemizi sordular. Siz biliyorsunuz, kamuoyu da biliyor bekarsınız. Ama İslami bir kimliğiniz de var. İslamın aileyle, evliliği kutsal kıldığını söylüyorsunuz. Geçen toplantımızda Türkiye’nin gerçekten meseleleri olduğunu, şahsi olarak bu konuda pek bir şey düşünmediğinizi, ama yine de kısmet diyerek bir açık kapı bıraktığınızı söylediniz. Geçen röportajda bunlardan bahsettik. Evlenmeyi düşünmüyorsunuz. O zaman ben şunu soracağım. Sizin bir gününüzün içinde araştırmaya, incelemeye ayırdığınız zaman ne kadar?
Adnan Oktar: Günde en az 6-7 saat, 8 saat ayırdığım oluyor.
Fedai Erdoğ: Kütüphaneniz var.
Adnan Oktar: Evet.
Fedai Erdoğ: Bir de mesela bu enterasan işte özel hayat kavramına girerken, sizinle ilgili çok ciddi iddialar oldu. Sizin namaz kılmadığınız iddiaları oldu. Namaz kılmıyor musunuz?
Adnan Oktar: Namaz dinin direğidir. Yani namaz kılınmaması diye bir konu nasıl olsun. Kuran’da açık hükümler. Bütün dinlerde var ayrıca. Hem Hristiyanlıkta da, Musevilikte de, Hz İbrahim’den itibaren, Hz. Nuh da, Hz. Adem de, bütün peygamberlerin yaptığı bir ibadettir. Cehennem ehline sorulur diyor Allah ayette “sizi buraya iten nedir?” İlk verdikleri cevap “namaz kılmayanlardandık” derler diyor. Bunu duyan bir Müslümanın namaz kılmaması mümkün mü?
Fedai Erdoğ: Namaz vakitlerini üçe indirdiğiniz iddiaları oldu.
Adnan Oktar: Namazın vakitlerini kimse ne indirebilir, ne azaltabilir, ne çoğaltabilir. Bu kıyamete kadar geçerlidir.
Fedai Erdoğ: Sizinle yapılan mücadelede özellikle hemen hemen herkes ya davasını geri aldı, ya gerçekten haksız olduğuna inandığı için böyle davranışta bulundu, hatta siyasilerden Mehmet Ağar bile bu konuda dilekçe verip çekilmiş. Yani bu insanların etkilenmesi mümkün olmaz çünkü dilekçesini çekmişse demek ki sizin çalışmalarınızda bir samimiyet gördüğü için çekmiştir. Cevat Babuna da geçmişte ben biliyorum ki sizlerle beraberdi, sizin benzer açıklamalarınızı televizyonda programlarda anlatıyordu. Cevat Babuna neden ayrıldı peki?
Adnan Oktar: Zannediyorum dışardan, bu işte komünist derin devlet dediğimiz masonik güçlerin Türkiye’deki maşaları, kamuoyunu etkilemek için üç beş ailenin hareketlendirilmesinin faydalı olacağını düşündüler. Çünkü aile hareketlendirilmeden başarılı olamayacağını düşünmüş olabilirler. Onun için de Cevat Babuna’yı özellikle seçmiş olabilirler, önder seçmiş olabilirler.
Fedai Erdoğ: Mesela ailelerin de medyada özellikle çok oldu bunlar, çocuklarımızı kopartıyor iddiaları vardı ama daha sonra bütün bu aileler açıklamalarla bunları yalanladılar ama kamuoyunda hala ilk fikirler olduğu için insanların kafasındaki şablon çocukları ailelerinden ayırıyor, işte koskoca Profesör Cevat Babuna Adnan Oktar’ın aleyhine konuşuyor gibi bir kampanya. Yani bu durumda özellikle bu hareketin Cevat Babuna simgesiyle devamı mı isteniyor?
Adnan Oktar: Cevat Babuna bizim suçsuz olduğumuzu, doğru yolda olduğumuzu daha önce çok detaylı kamuoyuna, basına açıklamıştı, televizyonda açıklamaları var hatta internetten de ona ulaşabilirsiniz. Çok iyi delillendirerek, bizzat gözüyle gördüğünü iddia ederek, o insanlarla beraber bulundum, çok iyi biliyorum diyerek anlatıyor. Birdenbire fikirlerinin değişmesi ancak dışardan bir gücün dayatmasıyla olabileceği kanaatindeyim.
Fedai Erdoğ: Yani o sizin BAV’nın başına geçmek gibi bir iddiası var mıydı? Onu da iddia ediyordu galiba? Böyle bir ayrılık gerekçesi olabilir mi? Yani bir menfaat temini söz konusu olmadığı için olabilir mi?
Adnan Oktar: Tam çıkaramıyorum ama bir ihtimal biraz bana gıpta ediyor gibi geliyor.
Fedai Erdoğ: Yine sizinle ilgili, ben biliyorum ama izleyicilerimizin bilmesi açısından soruyorum. Gerçekten çok enteresan, sizin Bakırköy Akıl Hastanesi’ne yatırılmanız var. Biraz bize oradaki hayatınızla ilgili ayrıntıları anlatır mısınız. Çünkü biz biliyoruz ki akıl hastanesine akıllı giren deli çıkar.
Adnan Oktar: Evet.
Fedai Erdoğ: Yani siz orada o kadar süre yatağa bağlanmışlığınız söz konusu. Telefonunuz yasaklanmış. Çok zor şartlar altında insanlarla görüşmüşsünüz. Oradaki o zor şartlara nasıl dayanabildiniz?
Adnan Oktar: Dayanamayacağınız bir yükü yüklemem, diyor Allah. Onun için ben orada çok rahattım. Mesela başını duvara vuran deliler vardı, kafasından kanlar akıyor. Benim yanımda oluyordu onlar, ben acıyordum. Annem yiyecek getiriyordu, onlardan veriyordum. Mesela orada adam öldürmüş, çok fazla cinayet işlemiş akıl hastaları vardı. Bana son derece saygılıydılar, benim yanımda.
Fedai Erdoğ: Onlar sizi doktor mu zannediyorlardı?
Adnan Oktar: Doktor zannediyorlardı. Çok kalabalıktı benim kaldığım koğuş, 300 kişi falandı, yani her biri ayrı, bağıranlar, çığlık atanlar, ağlayanlar vardı. Ama hep benden bir şeyler umardılar, yardım, adalet umardılar. Şikayeti olan gelir bana söylerdi, rahatsızlığı olan bana gelip söylerdi.
Fedai Erdoğ: Yine tabii akıl hastanesinde gerçekten şartlar zor. Girer girmez hemen bir akineton adlı insanın işte şuurunu kaybetmesine… o tip şeyler size yapıldı mı?
Adnan Oktar: Haldon, akineton hap olarak veriliyordu.
Fedai Erdoğ: Size veriliyor muydu?
Adnan Oktar: Evet, haldon akineton veriliyordu evet.
Fedai Erdoğ: Yani siz bütün bu muamelelere maruz kaldınız mı orada?
Adnan Oktar: Yani gereken bütün işlemler yapılıyordu. Yani haldon akineton oradaki akıl hastalarının hepsine veriliyordu, bana da veriyorlardı.
Fedai Erdoğ: Hatta oradaki başhekim, kitaplarınızda okudum, burada sakın İslami konularda konuşma, seni ölünceye kadar buradan çıkartmam diye tehditlerde bulunmuş.
Adnan Oktar: Evet. Kendi mekanına çağırmıştı, yanımda hastabakıcı ile beraber gittim. Böyle bir kış günüydü, yani karlı bir günde, böyle bayağı bakımlı bir odaydı, yanında da bir kişi vardı, rahmetli Yıldırım Aktuna'nın. Benim dikkatimi çeken "Benim de üstümde” dedi “güçler var" dedi, yani böyle resmi bir güçten bahsediyor gibi bahsetmedi. Ben de boş değilim dedi. Sen, dedi eğer bu işleri bırakmazsan, ben seni ömür boyu buradan çıkartmama yetkisine sahibim ve çıkartmam seni dedi. Kesinlikle vazgeçeceksin dedi. Ben buna rağmen yine devam ettim. O zaman hastaneye yanıma geldi. Orada hemşirelerin hepsini sıraya dizdi. Başhemşire, müstahdemler, ben, hepimiz yani içtima vaziyeti aldık. Orada bir daha böyle bir söylev verdi, benim ayağımı denk almam gerektiği, bu tip faaliyetleri bırakmam gerektiğini söyledi. Hatta benim için eskiden oraya tıp öğrencileri geliyorlardı. O dönemde Oktar Babuna da gelmişti, benim dönemimde öğrenci olarak gelmişti. Ben tıp öğrencilerinde de etkili olmuştum orada. Yani dine yönelmelerine bir kısmının vesile olmuştum gelen tıp öğrencilerinin.
Fedai Erdoğ: Yani orada da birtakım faaliyetlerde bulundunuz yani.
Adnan Oktar: O zaman onların gelişini de yasaklamışlardı, tıp öğrencilerinin gelişini de yasaklamışlardı.
Adnan Oktar: Onları hemşire odasına koyuyorlardı benimle görüştürmüyorlardı. Ben bir gün onların yanına özel olarak gittim. Dedim ki, ben akıl hastasıyım dedim. Benimle ilgili ders yapabilirsiniz dedim, yani paranoid şizofrenim ben dedim. Bütün hastalık tanıları üzerimde dedim, isterseniz konuşabiliz dedim.
Fedai Erdoğ: Konuştular mı?
Adnan Oktar: Böyle müthiş bir sessizlik oldu, çok şaşırdılar böyle bir şey söyleyince. Sonra konuştuk, hasta olduğum için dedim yani benim üzerimde ders yapma imkanınız var dedim yani böyle.
Fedai Erdoğ: İyi bir denek oldunuz yani.
Adnan Oktar: İyi bir tipik vakayım ben dedim.
Fedai Erdoğ: Sonra mektup falanlar atmışsınız galiba dışarılara.
Adnan Oktar: Evet, orada da çok etkilenmişlerdi öğrenciler. Ben orda Yahudilik Masonluk kitabı hediye etmiştim onlara. Tabii onlar anladılar olayın ne olduğunu. Yani hasta olmadığım halde oraya konduğumu çok açık anladılar. Görmüşlerdi, çok şaşırmışlardı öğrenciler. Sonra baktılar ki baş olmuyor, hiç sokmadılar o zaman öğrencileri, yani binadan içeri sokmadılar ben onların yanına gidiyorum diye. Dışarı çıkışım da yasaklandı. Bir Deli Hüseyin vardı, onu kapıya koyuyorlardı, o benim çıkışımı yasaklıyordu. Yani o görevliydi kapıda.
Fedai Erdoğ: Önce bağladılar mı sizi yatağa peki?
Adnan Oktar: Adli Tıp’tayken bağlandım. Zincirle bağlıydı ayağımdan.
Fedai Erdoğ: Kaçacağınız için mi?
Adnan Oktar: Yani anlayamadım, halbuki nereye kaçacağım bilmiyorum. Yaklaşık bir metrelik falan bir zincir vardı ayağımda. Tabii gereksiz ama, herhalde psikolojik etki yapsın diye yapıyorlardı kanaatim yani böyle hani herhalde.
Fedai Erdoğ: Sindirelim, ezelim.
Adnan Oktar: Sindirelim evet, psikolojik etki yapsın diye.
Fedai Erdoğ: Ama yani siz oradaki hastalar da size Doktor Bey falan diyorlarmış galiba.
Adnan Oktar: Evet evet. Ben orada çok şık geziyordum. Hastalar da hasta gömleğiyle geziyorlardı, herhalde ordan doktor olduğumu düşünüyor olabilirler. Müthiş bir zıtlık oluşuyordu bende. Gelenler de çok şaşırıyorlardı. Yani siz niye geldiniz buraya, niçin geldiniz gibi hasta yakınları geliyorlardı. Çok şaşırıyorlardı benim orada olmama. Hayret ediyorlardı yani aradaki şeye.
Fedai Erdoğ: Yine, bizim amacımız tabii sizin fikirlerinizi ortaya koymak, sizin fikirlerinizi anlatmak. Belki de bu röportajın bana göre en can alıcı noktalarından bir tanesi, siz tamamen mevcut söylemlerin dışında birtakım çalışmalar yapıyorsunuz. Neydi bu çalışmalar? Türk-İslam Birliği’ni anlatıyorsunuz. Az önce biraz değindik ama, ben Türk-İslam Birliği’yle ilgili sizin kitaplarınızda bir harita gördüm.
Adnan Oktar: Evet.
Fedai Erdoğ: Kameraman arkadaşlar eğer bu haritayı yaklaştırırsa. Ben şöyle göreceğim. Sizin bu Türk-İslam Birliği’yle ilgili haritanızın büyük bir kısmı Rusya Federasyonu, Kazakistan, Saha Türkleri, Yakutistan, Burma Sultanlığı, Hindistan, Pakistan, İran, Irak, Ürdün. Yani Hindistan’ın nüfusuna bakıyorsunuz 1 milyar, Afrikadakiler’e bakıyorsunuz... Yani bu kadar büyük bir coğrafyada Türk-İslam Birliği’ni kurabilmek Türkiye’den mümkün mü? Yani dünya bu konuda size müsaade eder mi?
Adnan Oktar: Bu bütün bölgenin hepsinin huzuru, refahı, kardeşçe yaşaması demektir. Bunu hepsi ister. Çünkü bu bütün ismi geçen bölgeler terörle, anarşiyle, kanla yoğrulan bölgeler. Bunlara sen huzur sunacağım diyorsun, rahatlık sunacağım, medeniyet sunacağım diyorsun. Niçin kabul etmesin?
Fedai Erdoğ: Ama şimdi tabii bir televizyon programı için bunun ayrıntılarını anlatmak zor. Bu Türk-İslam Birliği’nde birtakım yapılanmalar olacak. Bunun bir merkezi olacak, bir sekreteryası olacak, bir devleti olacak. Türk-İslam Birliği’nin sekreteryası nasıl olacak?
Adnan Oktar: Onu o dönemde, o oluştuğunda bir Türk-İslam Birliği meclisi oluşturulur, ki zaten şu an yapılıyor da, hazırlanıyor da. Başına da devletin uygun göreceği bir insan getirilir, çok rahat devam eder.
Fedai Erdoğ: Yine Türk-İslam Birliği’nin ortak kültürünün İslam ahlakı olacağını söylüyorsunuz. Yani bu bildiğimiz klasik anlamda hepimizin bildiği İslam ahlakı. Ama bu ülkelerde İslam olmayanlar da yaşıyor, yani Hintlilerin içinde 1 milyar Hintli yaşıyor. Bunların biliyorsunuz veda dinleri var, çok eski işte yaratılışla ilgili farklı yapıları var. Yani kabul ettirmek bunlara zor olmaz mı, bu İslam ahlakını onlara vermek zor olmaz mı?
Adnan Oktar: İslam ahlakı onların son derece lehine olan bir şey. Merhamet, şefkat, sabır, koruyuculuk, cömertlik, dostluk, kardeşlik. Niçin rahatsız olsun onlar böyle bir şeyden?
Fedai Erdoğ: Yani bu birlik aslında onların da çok şeyler kazanacağını söylüyor.
Adnan Oktar: Tabii ki.
Fedai Erdoğ: Bir de bunun, İslam Birliği’nin çok acil olduğunu söylüyorsunuz.
Adnan Oktar: Tabii ki.
Fedai Erdoğ: Neden acil olduğunu söylüyorsunuz? Neden acil, kıyamet mi yaklaşıyor? Kıyamet alametlerine geleceğim ama yani aciliyet deyince bu geliyor şimdi.
Adnan Oktar: Çok fazla kan akıyor, insanlar çok mutsuz, her yer kargaşa içerisinde, dışarı çıkıldığında insanların yüzünden de biz bunu anlayabiliyoruz. Mesela Filistin'e gittiğimizde insanlar çok huzursuz, hepsi gergin. İsrail'e gidiyoruz herkes rahatsız, huzursuz. Pakistan'a gidiyoruz son derece huzursuzlar. Bunların beklemesi demek, insanın vicdanının kabul edeceği bir konu olamaz. Yani böyle bir şey bekleyemeyiz. Son derece mantıksız bir şey olur beklemek.
Fedai Erdoğ: Sizin ömrünüz bu ideali gerçekleştirmeye yeter mi?
Adnan Oktar: Mühim olan bu yolda yürümektir, bu yolda gayret etmektir. Bu yolda sevap kazanmaktır. Yani netice ayrı mesele.
Fedai Erdoğ: Evet, bütün hemen hemen soruları sormaya çalıştık. Aklımıza gelenleri, sizin eserlerinizdeki açıklamaları. Eğer benim gözümden kaçmış varsa, sizinle ilgili insanların doğru bir fikir sahibi olması için, bu röportajda oturduğumuz şablonun daha iyi anlaşılabilmesi için, söylemek istediğiniz son olarak neler var?
Adnan Oktar: Bir tek o konuşma arasında masonlarla ilgili bir şey geçti. Benim masonlara bir düşmanlığım yok. Genellikle seçkin vatan evlatlarıdır masonlar. Ben masonların fikrine karşıyım, düşüncelerine karşıyım. Yani darwinist, materyalist, ateist düşüncelerine karşıyım. Bir mason bu düşüncelerin yanlış olduğunu kavradığında, Türkiye için son derece faydalı bir insana dönüşür. Son derece iyi bir insan olur yani benim kendi düşünceme kendi inançlarıma göre mükemmel bir insan olur.
Fedai Erdoğ: Kapatılmalı mı mason dernekleri?
Adnan Oktar: Islah edilmesi, düzenlenmesi gerekir. Yani sadece fikir hürriyeti olması lazım orada onlara doğruların anlatılması lazım. Yani baskıyla şiddetle bir yere varılmaz.
Fedai Erdoğ: Peki ben bu röportaj için yine size çok teşekkür ediyorum. Biz elimizden geldiği kadar sizi anlatmaya çalıştık. Fikirlerinizi almak suretiyle. Sevgili izleyiciler bu röportajımızda sıradan bir yol izlemedik. Adnan Oktar kimdir, eserleri nedir, hakkındaki iddialar nelerdir, bu iddialar asılsız mıdır, bütün bunlar gerektiği zamanlarda önümüze temcit pilavı gibi getirildi, bütün medya organlarında sergilendi. Adnan Oktar neler üretti, bu ürettikleri kimin işine geldi, kimin işine gelmedi. Biz bunlara bakmaya çalıştık. Adnan Oktar kimlerin kuyruğuna basmıştı, yoksa sadece kuyruklarına basmakla kalmamış boğazlarına da basmış mıydı? Çete kurduğu, etrafa şantaj yaptığı gibi iddialarda yer alan Adnan Oktar ve arkadaşları geçmiş röportajlardaki bilgiler ışığında Atatürk düşmanı mıydı, şeriatçı mıydı? Geçmiş dönemlerde yine kendisi hakkında PKK’yla daha tehlikeli bir örgüt gibidir gibi tanımlar yapıldı. Bu operasyonlar gerekliydi, tehlike arz ediyordu açıklamalarına ışık vermeye çalıştık. PKK ile bir tutulan Bilim Araştırma Vakfı Abdullah Öcalan ile bir tutulan Adnan Oktar hangi yıkıcı eylemleri yapmıştı? Bu çalışma boyunca Adnan Oktar ve gönüldaşlarının neler yaptığını anlatmaya çalıştık. Sanırım sorulabilecek bütün soruları sorduk. Ben tekrar size teşekkür ediyorum.
Adnan Oktar: Ben de size çok teşekkür ediyorum. Her seferinde lütfediyorsunuz, kerem buyuruyorsunuz, çok memnun oluyorum. Çok teşekkür ediyorum. İnşaAllah yine devam ederiz.
Fedai Erdoğ: İnşaAllah, ben teşekkür ediyorum. Hoşçakalın sevgili izleyiciler.