Evet sevgili izleyiciler kamuoyunda Adnan Hoca olarak bilinen kitaplarında Harun Yahya olarak tanınan Adnan Oktarla birlikteyiz, Her Telden programıyla, kendisiyle söyleşeceğiz. Efendim öncelikle hoş geldiniz programımıza.
Adnan Oktar: Hoş bulduk, teşekkür ederim.
Sunucu: Evet hiç zaman kaybetmeden sorularıma başlamak istiyorum. İzleyicilerimizin biraz daha bilgi edinebilmesi adına siz güçlü bir grup imajı çiziyorsunuz. Bu anlamda temelde sizin ve cemaatinizin, size bağlı olanların amacı nedir, bize biraz bilgiler verir misiniz?
Adnan Oktar: Benim çevremdeki arkadaş grubumun temel amacı, Allah’ın rızasıdır. Allah’ın rızasını kazanmaktır. Dünyevi hiçbir amaçları olmaz. Ahirette de Allah’ın cennetinin nasip olması. Dünyada iyi insanlar olarak vatana, millete, bayrağa, devlete hizmet etmek, bütün dünyanın hatta iyi olması, sırf Türk Milleti’nin değil bütün dünyanın iyi olması için gayret etmek, bu yönde elinden gelen her türlü çabayı göstermek.
Sunucu: İslami bir çizgidesiniz ama diğer bu çizgide olan cemaatlere baktığımızda daha kapalı bir görüntü sergiliyorlar kendi içlerinde, daha marjinal bir yapı sergiliyorlar. Ancak sizin vizyonunuza baktığımız noktada daha çağdaş bir yapı sergiliyorsunuz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz.
Adnan Oktar: Aslında Müslüman modern üstü modern bir insandır. Yani asrının modernliği Müslümana yetmez. Bir sonraki yüzyılın modernliği de Müslümana yetmez. Peygamber Efendimiz şimdi gelmiş olsa bu yüzyılın en modern insanıdır. Gelecek yüzyılların da modern insanıdır. Müslüman dünyanın en kaliteli, en seçkin, en akıllı, en dengeli, en tutarlı insanıdır. En güzel huylu, sevecen, merhametli, kendisine ve etrafına zarar vermeyen, bilakis kendisine ve etrafına fayda sunan insandır. Bu yönde bir inanca sahibim. Çevremdeki insanlar aynı şekilde böyle düşünüyorlar.
Sunucu: Peki bu özellikle İslami cemaatlere baktığımızda bu dinin kapalı boyutu ile insanları bir arada tutabiliyorlar. Siz bu kadar insanı nasıl bir arada tutuyorsunuz. Temelinde çok açık sormak istiyorum. Yani ya bir sermaye ilişkisi, ya bir ticari ilişki ya da dinsel dogmalarla insanlar bu tür cemaatlerde bir arada tutulabiliyorlar. Sizin kullandığınız argüman nedir?
Adnan Oktar: Tabi insanları bir arada tutan her şeyin üzerinde tabiî ki Allah’ tır. Kaderde olduğu için biraraya geliyorlar. Allah onların kalbine ilham ediyor, onlarda bu şekilde davranıyorlar. Ama sebep nedir buna Allah’ın kullandığı sebep nedir diye soracak olduğunuzu düşünüyorum. O anlamda her halde samimiyetimdir. Çünkü ben çok samimi yaklaşan bir insanım. Kuranı yorumlarken, peygamberin sünnetini yorumlarken, İslam’ı yaşarken samimiyete çok ehemmiyet veren bir insanım. İçi dışı bir olan insanım. Bunun çok büyük etkisi oluyordur diye düşünüyorum.
Sunucu: Evet. Cemaatlerin siyaset üzerinde özellikle Türkiye de etkileri yoğun siz neresinde duruyorsunuz bu etkinin?
Adnan Oktar: Ben siyasetten kaçınan kişiliğe sahibim. Arkadaşımda siyasetten uzak dururlar. Ama genel anlamda Türkiye de sağı desteklerim ben. Yani milliyetçi, mukaddesatçı , dindar olan her insanı, her partiyi, her grubu, her şahsı desteklerim.
Sunucu: Soldan uzak mı duruyorsunuz? Sağı desteklerim dediğiniz noktada.
Adnan Oktar: Dindar sol varsa, tabii ki onları da desteklerim.
Sunucu: Peki yine siyasetle ilintili bir sorum olacak. Daha doğrusu, cemaatiniz dediğim gibi güçlü bir portre sergiliyor. Bu anlamda cemaat üyelerinizin arasında siyasiler, bürokratlar üst düzey yöneticiler vardır kuşkusuz? Var mı ? Önce bunu sorayım.
Adnan Oktar: Tabiî ki var. Yani öğretim üyesi olarak da var. Bilim adamı olarak da var, hukukçu olarak var, doktor olarak var. Var oğlu var.
Sunucu: Asker olarak var mı?
Adnan Oktar: Askerlerden bizi sevenler var. Çoktur seven.
Sunucu: Evet peki şunu soracağım. Bir çok cemaat dışardan da idare edilebiliyor. Sizde son mahkeme sürecinde yurt dışı yasağınızın kalkması adına bir dilekçe verdiniz. Henüz sonuçlanmadı sanıyorum.
Adnan Oktar: evet
Sunucu: Yurt dışına gitme gibi, orada yaşamak gibi bir niyetiniz mi var?
Adnan Oktar: Ben ona şaşıyorum, biraz da komik de buluyorum. Çünkü ben şimdiye kadar hiç pasaport almadım. Pasaport başvurusunda bulunmadım. Yurt dışına çıkmaya da hiç niyetim yok. Rahat edemem ben. Kendi vatandaşlarımın, kendi kardeşlerimin yanında rahat eden bir kişiliğim var. Yani dilini bilmediğim, dini benden ayrı olan insanlarla, kültürü benden ayrı olan insanlarla ben birarada olamam. Yani rahat yaşayamam. Gitmem için de bir neden yok. Ayrıca benim bir davam var, ben bu davayı bırakıp gitmem diye bir konu olamaz zaten. Çünkü Türkiye’deki herşey acil, Türkiye’de bir bölücülük tehlikesi var. Türkiye’de bir terör olayı var, Türkiye’de mukaddesata bir saldırı olayı var. Buna karşı ben ilgisiz kalamam. Yahut yurt dışına kaçıp ordan bir mücadele içine girmem. Yurt dışından yapılan bir mücadeleyi ben akılcı bir mücadele olarak da görmüyorum. Onuruma da yakıştırmam, Müslümanlığıma da yakıştırmam, inancıma da yakıştırmam, çok çok mantıksız görürüm.
Sunucu: Evet. Ama böyle bir başvurunuz söz konusu. Zaman zaman yurt dışına gitme adına mıdır bu başvuru?
Adnan Oktar: Sadece onun hükmen kalkması için. Çünkü çok gereksiz birşey olarak görünüyor. Bir de propaganda...
Sunucu: Şimdiye kadar hiç pasaportum olmadı diyorsunuz?
Adnan Oktar: Evet. Evet, evet. Psikolojik propagandada, psikolojik savaşta kullanıldığı için ben bunu çözmeye gayret ediyorum.
Sunucu: Kim savaşıyor sizinle Sayın Adnan Oktar?
Adnan Oktar: Masonlar, ateist siyonistler, marksist çizgide olan bazı gruplar. Öteden beri böyle bir mücadele içindeler.
Sunucu: Peki cemaat olarak rejimle bir kavganız söz konusu mu? Özellikle son gündemle bağlayalım istiyorum. Türban meselesi gündemde. Nerdeyse Türkiye bıçak gibi ikiye bölündü. Türban takanlar şeriatçı dindar, türban takmayanlar laik. Siz nasıl bakıyorsunuz meseleye bu noktada?
Adnan Oktar: Türban meselesine mi?
Sunucu: Türban meselesinden rejime de gelmiş olalım.
Adnan Oktar: Rejim, çizgi olarak ben Atatürkçü, milliyetçi, mukaddesatçı, maneviyatçı çizgideyim. Dolayısıyla da rejimle bir alıp veremediğim olmaz benim. Rejimin akışı, şu ana kadarki faaliyetleri beni rahatsız eden bir yönü yok. Fakat türban konusunda ben tabi o çocukların öyle kapı önlerinde mağdur olmalarından rahatsız oluyorum. Mazlum bunlar, çok sempatik, sevimli genç kızlar, yani bunları orda rahatsız etmenin, üzmenin, mahçup etmenin bir alemi yok. Girsinler, hiçbir şey de olmaz. Yani ne olur, bir sınıfta üç tane, beş tane, on tane kapalı kızın olması neyi değiştirir. Bir de renktir bu, yani olsun, yahudiler de girsinler başlarında kippalarıyla. Hıristiyanlarda kendi kıyafetleriyle girebilirler. Bu bir çeşitliliktir, bir renktir, bundan bu kadar tedirgin olmanın bir alemi yok.
Sunucu: Hm-hm. Güçlü bir sermayeye sahip mi cemaatiniz? Çünkü bu tür cemaatlerde en çok ürküten yapı da odur. Bu noktada neler söyleyeceksiniz?sermaye yapınız nedir mesela?
Adnan Oktar: Sermaye yapımız, arkadaşlarım teker teker hepsi çok zengin insanlar. Ama-
Sunucu: Yani daha açık ifadeyle; bu değirmenin suyunun kaynağı neresidir?
Adnan Oktar: Benim arkadaşlarım çok zekidir, çok akıllıdırlar, girişimcidirler, yamandırlar, dürüst çalışırlar, akılcı ataklar yaparlar, bir iş yaptıklarında onu en güzel şekliyle yaparlar, en güzel şekilde neticelendirirler. Helale harama çok dikkat ederler. Dolayısıyla da bir iş konusu olduğunda, genellikle benim arkadaşlarıma müracaat eder çevremizdeki insanlar. Onlar da onlara en güzel şekilde verilen işi sunarlar ve sonucunda da tabii helal olan parayı almış olurlar, kazanırlar. Ama tek tek hepsi için söyleyebilirim, yani tek tek zenginler. MaaşAllah.
Sunucu: Yani tamamiyle bağış üzerine mi duruyor, ticari faaliyet gösteriyor mu vakfınız?
Adnan Oktar: Tabii ticaret de yapıyor, birçok faaliyette bulunuyorlar. İnşaat sektöründe olan var. İthalat ihracatla ilgilenenler var, imalat sanayiinde olanlar var. Çok faydalı güzel işler yapıyorlar. Hakikaten vatana millete de hayırlı işler yapıyorlar.
Sunucu: Evet. Bir dönem de magazin basınıyla gündeme geldiniz. Biliyorsunuz özellikle mankenlerin cemaatinize duyduğu ilgi ile.
Adnan Oktar: Evet
Sunucu: Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Adnan Oktar: Psikolojik savaşta kural olmaz, herşey değerlendirilir. Psikolojik savaşta halkın sinir uçlarını etkileyecek, halkı galeyana getirecek, olumsuz yönde etkileyecek herşeye başvurulur. O yüzden Ebru Şimşek olayında veyahut diğer olaylarda da halkın hassas yönüne yaklaşılmıştır. Yani bir genç kıza “şantaj” yapılmış, mesela bu insanları çok galeyana getirecek birşeydir, çok heyecanlandıracak, olumsuz yönde kızdıracak birşeydir. Bunu elde etmeye çalışmışlardır. Ama ben bu konuda beraat ettim ve bunun bir iftira olduğunu da 2. Ağır Ceza Mahkemesi ispat etti. İki evin farklı olduğunu mahkeme heyeti zaten izledikleri filmde de gördüler. Açık net ortaya kondu ve bu konu da kapandı. Ama basın bunu gündeme getirmedi. Niye getirmedi? Çünkü psikolojik savaşın kurallarına göre, olumlu olan bilgi aktarılmaz, olumsuz olan şeyler aktarılır. İftiralar aktarılır, hakaretler aktarılır ama doğru olanlar aktarılmaz. Bu yüzden aktarmamışlardır. Ama her halükarda yine halk bunu duyuyor tabii, bizim milletimizden bunları saklamak, psikolojik savaş uzmanlarının pek becerebileceği birşey değil.
Sunucu: Evet. Peki cemaatinize girme noktasında kriterleriniz varmı, yani her zengin olan gelip sizinle tanışıp, cemaatinizin bir üyesi olabiliyor mu? Nedir kriteriniz?
Adnan Oktar: Şartlarımız neler diyorsunuz? Şartım benim, bir tane şartım var, samimi olmasıdır karşımdaki insanın. Alabildiğine samimi, dürüst olmasıdır. Samimiyse yeterlidir benimle dost olması için, arkadaş olması için.
Sunucu: Evet, bir de sizin, ciddi yayınlarınız söz konusu. Özellikle Avrupa’da da çeşitli dillere çevirildi bu yayınlarınız. Bu yayınlarınızla da bir mücadelenin içerisindesiniz. Az önce “yurt dışına çıkmam söz konusu değil, oraya yerleşmem söz konusu değil çünkü benim bir davam var” şeklinde bir ifade kullandınız.
Adnan Oktar: Evet
Sunucu: Bu davayı biraz açar mısınız? Detaylandırır mısınız, neler söyleyeceksiniz?
Adnan Oktar: Benim davam bir kere, herşeyin üzerinde Allah’ın rızasını kazanmak davasıdır. Türkiye’yi büyük Türkiye yapma davasıdır, Türkiye’de terörü, anarşiyi ortadan kaldırma davasıdır. Türkiye’yi zengin, müreffeh yapma davasıdır. Türkiye’de herkesin yüzünün gülmesi davasıdır. Ben dışarıya çıkıyorum, insanların yüzü gülmüyor. İnsanlar birbirinin yüzüne dahi bakmıyorlar, birbirlerinden çekiniyorlar. Ben bundan çok rahatsızım. Bizim milletimiz insancıldır, sevecendir, güzel huyludur. Kendi aralarında aile münasebetleri içerisinde sevgiden, muhabetten hoşlanan insanlardır. Ama dışarıda müthiş bir soğukluk, müthiş bir sevgisizlik hakim. Bunun ortadan kalkması lazım. Yani bunu herkes kanıksamış, gayet normal karşılıyor. Bu normal birşey değil. Yani karşılaştığında iki insanın selamlaşması lazım, güleryüzle birbirine selam vermesi lazım, muhabbet göstermesi lazım. Yani bu çok ciddi bir eksiklik, bunun ortadan kalkması gerekiyor. Bunların mücadelesini veriyorum.
Sunucu: Evet, demokrasilerde az önce ifade ettiğiniz şeylerin çözümü, genelde siyasetle aranıyor. Ama siz bir cemaatle böyle bir dava edinmişsiniz. Başında da programın “siyasetten uzak duruyorum, uzak durmaya gayret gösteriyorum” dediniz. Bu noktada neler, niye siyasetle çözme noktasında değilsiniz de bir cemaatle çözme noktasındasınız? Yine bir notumda “Atatürkçüyüm” ifadesini kullandınız, Mustafa Kemal 25 Kasım 1930'da tekke zaviye kapatıyor, şeriat, mürit gibi ifadelerin kullanılmasını da yasaklıyor. Bu noktada neler söyleyeceksiniz? Yani bu cemaatle bunların çözüm yolları veya bu grupla, etrafınızdaki arkadaşlarınızla bunları hangi noktalarda çözebileceğinize inanıyorsunuz?
Adnan Oktar: Dünyada en güçlü fikir imandır ve en güzel silah da fikirdir. Fikirle herşey çözülür, o yüzden ben fikre çok ağırlık veriyorum. Siyaset birşeyi çözmez. Yani fikri olmayan bir siyaset kadük kalır, güçsüz kalır.
Sunucu: Bugün öyle mi görüyorsunuz, siyasi yapılanmayı?
Adnan Oktar: Bugün Türkiye’de sağ güçlendiyse, zeminde çok güçlü bir imani çalışma vardır, onun bir yansımasıdır bu, yani durduk yere sağ güçlenmemiştir. Sağın fikri zemini Allah inancına dayanır ve darwinizmin yok olması inancına dayanır. Darwinizmin ezilmesi, Darwinizm’in yok olması, imani gelişme imani güçlenme, Türkiye’de siyasete de yansımıştır. Bugün Türkiye’de siyaset ezip geçmiştir, görüyorsunuz. Ama bu, böyle bir çalışma olmasaydı; imani fikri kültürel bir çalışma olmasaydı sadece siyasetle bu netice elde edilemezdi.
Sunucu: hmhm. Peki Atatürk’ün cemaatleri kapatmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Adnan Oktar: Atatürk tarikatleri kapatmıştır. Cemaatleri, Atatürkçü cemaatler-
Sunucu: Tekke ve zaviyeler kapanmıştır netice itibariyle.
Adnan Oktar: Evet, evet.. Atatürkçü cemaatleri de teşvik etmiştir, takdir etmiştir. Atatürk bugün olsa bizlerle iftihar ederdi, arkadaş grubumla iftihar ederdi. Tam Atatürk’ün istediği bir nesildir benim arkadaş grubum. Hatta Cemal Kutay bir konuşmasında Atatürk’ün kastettiği nesil ve kurtarıcı grup, gençlik sizsiniz dedi bize; bana ve arkadaşlarıma. Demek ki Atatürkçülük’ü çok iyi temsil ediyoruz, çok iyi anlatıyoruz ve çok iyi yaşıyoruz. Atatürk’ün özelliği neydi? Milliyetçi, mukaddesatçı dindar, vatanını milletini seven insan olmasıydı. Bizim özelliğimiz nedir? Aynısı. Demek ki Atatürk’ü en iyi şekilde temsil eden bir grubuz ve çok iyi bir arkadaş grubuyuz.
Sunucu: Evet. Peki, Türkiye’nin tamamında örgütlenmiş durumda mısınız? Heryerde vakfınızın temsilcilikleri varmı? Kaç ilde örgütlüsünüz? Biraz da bunlar hakkında bilgi alabilir miyiz?
Adnan Oktar: Örgütlenme şeklinde bir çalışmaya ben karşıyım. Örgütlenmeyi de kabul etmem. Serbest arkadaşlık vardır, serbest dostluk vardır. Benim çevremdeki insanlar, bir cemaat disiplini, cemaat yapılanması içerisinde değildir. Arkadaş ilişkileri içerisinde, arkadaş düşüncesi içerisinde birbirlerine yaklaşırlar, arkadaş özgürlüğü içerisinde hareket ederler. Organize edilmiş bir örgütlenme İslam’ın ruhunda da yok, İslam’da disiplin yoktur. İslam’da Allah’ın rızasını arayan samimi fertler vardır. Samimi Müslümanlar vardır, Kur’an ahlakına uyan insanlar vardır. Dolayısıyla o tarz bir yapılanmaya ihtiyaç yoktur.
Sunucu: Arkadaş grubunuzdan - grup olarak niteliyorsunuz, arkadaşlarım diye niteliyorsunuz – dışladığınız, attığınız, artık sen bizle olma dediğiniz isimler vardır muhakkak değil mi?
Adnan Oktar: Dinsiz olmadıktan sonra, Allah’ı inkar etmedikten sonra ben bir insanla bağlantıyı kesmem. Yani şöyle dinsiz, yine olabilir, Allah’a inanmayabilir ama, saygısını da kaybettiyse üstelik, bizlere de saygısını kaybettiyse o zaman tabii ki onunla görüşmem. Ama saygısı devam ediyorsa, nezaketi devame diyorsa, yine görüşmeye devam edebilirim.
Sunucu: Evet, eğitim noktasında çalışmalarınız var. Bu anlamda Türkiye’nin doğusuna baktığınızda, doğusuyla ilgili bir çalışması var mı sizin arkadaş grubunuzun?
Adnan Oktar: Tabii ki var. Biz doğunun önce kültürel bir kalkınma içerisine girmesini istiyoruz. Materyalist, ateist ve Darwinist eğitimin ordan silinmesini istiyoruz, bütün Türkiye’de olduğu gibi. Önce buna bir çeki düzen verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Arkasından orada ekonomik ferahlık, ekonomik refahın artması, ordaki kardeşlerimizin huzur içerisinde, kardeşlik düşüncesi içerisinde, sevgi, huzur içerisinde yaşamalarıdır. Bir amacımız da budur. Onun için oraların tabii zenginleşmesi, oralarda sanayiinin gelişmesi, tarımın gelişmesi, insanlarımızın orada alabildiğine özgür olması, doğulu batılı ayırımının ortadan kalkması, doğudan gelen insanlarımızın buraya yerleşmesi, batıdan gelen insanlarımızın oraya yerleşmesi, dolayısıyla onların o güzel ahlakının örnek olarak bütün Türkiye’de de bilinmesi isteği içindeyim. Mesela Doğu insanımızın güzel bir yönü vardır, çok misafirperverdir. Bu pek o kadar bilinmez. En güzel yiyeceklerini, en güzel evinin bölümlerini, dostlarına misafirlerine ayırırlar. Çok efendidirler mesela, çok saygılıdırlar, hayret edilecek bir saygı vardır doğuda. Bunların bilinmesi gerekir. Bu sevgiyi arttıran, onlara karşı muhabbeti arttıran bir özelliktir. Bunları geliştirebiliriz, bunları daha da güçlendirebiliriz. Ama bunun için tabii, temelde iyi bir kültürel çalışma şart. Biz de ona ağırlık veriyoruz zaten.
Sunucu: Evet, yine gündemle devam edelim. Türbanı bir soruda geçiştirdik, biraz açalım; siz bu konuları da araştıran bir isimsiniz. Sizce türban- bu çok tartışılıyor kamuoyunda- dinen farz olan, emredilen bir gereklilik midir? Tesettür boyutuyla baktığınızda.
Adnan Oktar: Bu konuda en yetkili merci Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı bu dinin bir gereksinimidir diye rapor verdi. Artık konu kapanmıştır yani bu tartışılacak bir konu olamaz.
Sunucu: Sizin bakış açınızda bu yönde midir?
Adnan Oktar: Pek tabii ki, yani bizim genellikle bakış açımız diyanetle paraleldir. Aynı düşüncedeyiz.
Sunucu: Peki arkadaş grubunuz içerisinde, başı açık olan hanımlar da var mıdır?
Adnan Oktar: Var tabii, başı açık olan da var, başı kapalı olanlar da var.
Sunucu: Peki böyle, başlarını kapatma yönünde bir telkin söz konusu mudur?
Adnan Oktar: Hayır, hayır.
Sunucu: “Allah’ın rızasını kazanmak temel amacımız" dediniz? Bu da bir rıza, öyle görünüyor ifadelerinizden.
Adnan Oktar: Kur’an ortada. İlmihal kitapları ortada. Benim artık yapacağım birşey olmaz. Ben onu sadece Kur’an’a davet ederim. Şunu yap, şunu yapma şeklinde ben yönlendirmem. Dinde baskı olmaz. Din bize ne dediğini zaten Allah Kur’an'da anlatıyor. Ayrıca şahsa “sen niye kapanmıyorsun,” demem ben.
Sunucu: Evet, bir de son günlerde terör hadisesi ayyuka çıktı. Ve gerçekleştirilen bir sınır ötesi harekat var. Buna nasıl bakıyorsunuz? Türkiye’de teröre, hem PKK terörüne, hem İslami terör noktasında çok yoğun olmasa da bir takım faaliyetler var. Nasıl değerlendirirsiniz?
Adnan Oktar: Bana yetki verilse ben uçaktan kitap atarım. Yani koliler hesabıyla kitap atarım, kitap getiririm. Kitap dağıtırım, cemselerle, askeri araçlarla, bütün köyleri kitaplarla bir doldururum. Önce bir kültürel mücadele yaparım bana kalsa o şekilde yaparım. Atarım derken yani, paraşütle uygun bir şekilde, nezaketiyle kitapların oraya ulaşmasını sağlarım. Ben tabii her zaman için bir olay olduğunda onun barışla, sevgiyle, muhabbetle, iyilikle çözülmesini isterim. Savaş en son çözümdür. Açmazda kalınmıştır artık çarnaçar kalınmıştır, o anda nefsi müdafaa olarak savaş yapılabilir. Ama onun dışında ben savaşa karşıyım.
Sunucu: hmhm. Peki, son olarak özellikle doğu anadolu bölgesinde yaşayan insanlara vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Adnan Oktar: Ordaki kardeşlerimiz, Güneydoğu Anadolu bölgesindeki kardeşlerimiz İslam’ı çok güzel yaşayan, eskiden beri güzel yaşayan, değerli alimlerim çıktığı, değerli bilim adamlarının çıktığı bir bölgemizdir. Bizi suni olarak bölmeye çalışıyorlar, böyle bir oyuna kesinlikle gelmesinler. Bütün Türkiye Güneydoğu halkını sever, herkes saygı duyar. Oradaki vatandaşlarımızın tertemiz insanlar olduğuna ben inanıyorum, çok saygıdeğer insanlar olduklarına inanıyorum. En iyi hayat şartlarında yaşamaları gerektiğine inanıyorum. Orada yapılacak ilk şey materyalist, darwinist, ateist eğitimin durdurulmasıdır. Darwinizme karşı ciddi bir mücadele yapılması gerekir. Buna çok ağırlık verilmesi lazım. Anti-marksist, anti-komünist faaliyet çok önemli. Komünizmin zararları, marksizmin yanlış noktaları anlatılması lazım. Bu konuda bizim başarılı faaliyetlerimiz olabilir, tabi yeter ki yolumuz açılsın, bize daha çok imkan tanınsın. Bize daha çok imkan tanınırsa biz bunu en güzel şekliyle yaparız. Ama Güneydoğu’daki insanlarımız tabi sadece bununla değil de ilk planda yiyecek yardımı yapılabilir, kıyafet yardımı yapılabilir, yakacak yardımı yapılabilir yani hemen sanayileşmesi mümkün değilse acil tedbirler alınabilir. Onlara önce onları ne kadar sevdiğimiz, ne kadar koruyup kolladığımız gösterilmesi gerekir. Arada bize göstertilen bu bölücü ve ayrımcı politikanın ne kadar anormal olduğu ve gereksiz olduğu ve çirkin olduğu anlatılabilir. Savaşın ve terörün de hiçbir gereği olmadığı anlatılır. Ama tabi Allah esirgesin bir terör varsa, nefsi müdafaa olarak tabi ki orada asker milleti savunur yani bu ayrı meseledir. Yani eğer bir terörist eline silahı almış, bombaları almış halkın üstüne geliyorsa sizi öldüreceğim diyorsa ve silah sıkıp insanları öldürüyorsa, bombalıyorsa, asker orada bunları seyredemez tabi ki. Tabi ki orada bir nefsi müdafaa içine girecektir ve milletini, insanlarını savunacaktır. Güneydoğulu olsun olmasın, kim olursa olsun oradaki insanları savunmakla mükelleftir Türk Ordusu, ama bu sadece savunma şeklinde. Yapılacak iş sadece bununla sınırlı kalmıyor tabi. Birçok tedbir alınabilir ama ilk yapılacak tedbirler bunlar gibi görünüyor.
Sunucu: Evet. Eğitim diyorsunuz sürekli. Görüyoruz birtakım cemaatler yurtiçinde ve yurtdışında birtakım eğitim kurumları oluşturarak böyle bir faaliyet gösteriyorlar. Ne derece amacına ulaşıyor bu da tartışılır tabi ama sizin böyle bir gayretiniz var mı, işte okulu olmayan köylere okul yapmak veya yurtdışındaki insanları eğitebilme adına bu sektörle ilgilenmek gibi bir çabanız söz konusu oldu mu?
Adnan Oktar: Bizim kadar...
Sunucu: Veya o kadar sermayemiz yok mu diyorsunuz?
Adnan Oktar: Dünyayı okul haline getiren, dünya çapında bu kadar eğitim yapan hiçbir cemaat yoktur ve hiçbir kurum veyahut kuruluş yoktur. Ve hiçbir arkadaş grubu yoktur. Bizim kadar güçlü, kültürel propaganda, güçlü çalışma yapan, güçlü kitap dağıtımı yapan bir kuruluş ben hatırlamıyorum. Yani sırf bu yıl, şu ana kadar 40 milyon kitap ücretsiz internetten indirildi. Sırf internetten indirilen miktar bu. Yani hangi cemaat, hangi kuruluş bunu yapabilir? Milyonlarca kitap gene satıldı. Onbinlerce kitap ücretsiz dağıtıldı ve devam da ediyor bu.
Sunucu: Bu, bunlar sizin kitaplarınız mı? Yoksa...
Adnan Oktar: Benim kitaplarım.
Sunucu: Benim söylediğim bir üst boyut yani ders kitapları dağtmak gibi işte az önce ifade ettiniz, kömür, gıda falan dediniz. Ama eğitim noktasında baktığınızda ücretsiz öğrenci okutmak gibi, burs vermek gibi veya okul açmak gibi bir çabanız var mı?
A.O: O yönde bir faaliyetimiz olmadı, ama bizim için en acil şey imani eğitimdir. Yani imanı olmayan bir insanın eğitilse de o eğitimden bir fayda elde edebileceğine ben inanmıyorum. Önce imanının kurtulması, imanının güçlü hale gelmesi gerekiyor ki aldığı eğitim ona olumlu etki yapsın.
Sunucu: Evet. Peki bu mahkeme süreci devam ediyor.
Adnan Oktar: Evet.
Sunucu: Önümüzdeki günlerde neticelenecek. Ve öyle görünüyor ki leyhte, leyhinizde neticelenecek.
Adnan Oktar: Evet inşaAllah.
Sunucu: Basından takip ettiğimiz boyutuyla. Bundan sonrası için neler düşünüyorsunuz yani cezaevi de gördünüz, bundan sonrası için bir kırgınlık, küskünlük söz konusu oldu mu? Neler söyleyeceksiniz?
Adnan Oktar: Ben herşeyi Allah’ın yarattığını bilirim. Beni akıl hastanesinde de yatırdılar 10 ay yattım. Herkese hakkımı helal ediyorum çünkü beni akıl hastanesine götüren de Allah’tır, çıkaran da Allah’tır. Hapishaneye girdim, çıktım. Hapishaneye beni hakim, savcı, polis götürüp yatırmaz. Allah yatırır, Allah çıkarır. Dolayısıyla benim...
Sunucu: Bunların bir imtihan olduğunu düşünüyorsunuz.
Adnan Oktar: Tabi ki, tabi ki. Yani ben bu anlamda Allah’ın tecellilerine karşı benim bir küskünlüğüm, kırgınlığım olmaz. Onların hepsinde hayır var ve güzellik var. Ben hepsinden hayırla ve istifadeyle çıktım.Hepsinden birşeyler kazandım ve bir derinlik aldım ve hepsinde bir güzellik gördüm ben. Dolayısıyla bende öyle kin ruhu, intikam ruhu olmaz. Hepsinde hayır gördüğüm için hepsine hakkımı helal ediyorum, öyle bir konu olmaz.
Sunucu: Evet, peki efendim çok teşekkür ediyoruz...
Adnan Oktar: Ben de teşekkür ediyorum.
Sunucu: ... yayınımıza katıldığınız için.
Adnan Oktar: Ben de teşekkür ediyorum.
Sunucu: Görüşlerinizi samimiyetinizle bizimle paylaştınız.
Adnan Oktar: Çok sağolun, teşekkür ederim.
Sunucu: Evet sevgili izleyiciler, bir Her Telden programının daha sonuna geldik. Yeniden görüşünceye dek ben hepinize mutluluklar, esenlikler diliyorum efendim. Hoşçakalın.