Gazeteci: Kamuoyu uzun süredir, yıllardır sizi bir şekilde tanıyor. Kamuoyuna yansımanız pek olumlu olmadı. Yani bu haberler vasıtasıyla, diğer kaynaklar vasıtasıyla çok olumlu bir imaj olmadı. Siz Adnan Oktar olarak kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Çünkü sizin ile ilgili bugüne kadar çıkan haberlerde, basın dosyalarında iddianamelerde sizin için pek çok şey söylendi. Yani din adamı mısınız, bir cemaatin ya da tarikatin lideri misiniz? Yani paranoid şizofren dendi mesela... Siz bunların hangisisiniz siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Adnan Oktar: Ben çocukluğumdan beri hep şefkatliydim, güzel huylu bir insandım. Olumsuzluklardan kargaşadan hoşlanmayan, yatıştırıcı, yardımsever bir insandım ve hep öyle kaldım. Yani bu ve böyle de devam etti ve eder de benim karakterim kişiliğim bu şekilde. Tabii benim böyle bir büyük iddiam yok, herhangi bir müslümanım. Fakat Allah’a sevgim çok güçlü, Allah’tan korkum çok güçlü. Samimi dürüst bir müslümanım her şeyin iyi olmasını güzel olmasını istiyorum. Türkiye’de insanların huzurlu yaşamasını istiyorum. Herkesin birbirine karşı sevgi duymasını dost olmasını istiyorum. Ben fitneden huzursuzluktan kargaşadan çok rahatsız olan bir insanım. Yani her zaman da yatıştırıcı vasfım ortada olmuştur. Paranoid şizofren iddiası evet bir aralar yahudilik masonluk kitabım çıktığında o iddia ortaya atılmıştı biliyorsunuz. Yıllarca da o iddia devam etti, sonra, askeri hastanede o bozuldu, tam sıhhatli sağlıklı bir insan olduğuma dair rapor verdi askeri hastane ve o raporun da geçersizliği ortaya çıkmış oldu.
Gazeteci: Mesela kargaşaya huzursuzluğa karşı olduğunuzu şimdi ifade ettiniz. Sizin isminizin kamuoyunda birlikte anıldığı başlıca olaylardan bir tanesi de siz onları nasıl adlandırıyorsunuz bilmiyorum ama işte iddianame ve bir takım kaynaklarda işte müritleriniz ile ilgili geçen çevrenizdeki insanların aileleriyle aralarında olan bir takım problemler işte kargaşalar siz bu sorunun neresinde duruyorsunuz, bu tartışmalara bir etkiniz var mı? Yani siz nasıl tanımlıyorsunuz bu durumu?
Adnan Oktar: Ben ailelere karşı yaşlı insanlara karşı her zaman sevgi duydum her zaman şefkat duydum. Yani benim ruhumda onlara karşı bir olumsuz düşünce hiç bir zaman olmadı. Ama zannediyorum olumsuz düşünce şuradan kaynaklanıyor. Benim arkadaşlarımın inançlarına müdahale olmasa, ailelerle hiç bir sorun olmaz. Yani inançlarına müdahaleden kaynaklanan bir sonuç, olay bu. İnançlarına müdahale olmadığında, sevgide, coşkuda, saygıda en haddinde olur. Ama inançlarına ciddi müdahale olunca herhalde onların savunma refleksiyle kendilerini korumaya çalışıyorlar benim gördüğüm bu.
Gazeteci: Mesela bu konuda sürekli tekrarlanan iddialardan biri sürekli uyuşturucu etkisi altında oldukları, hipnoz dile getiriliyor, çeşitli yöntemlerden bahsediliyor. Sizin onlar üzerinde bir etki gücünüz var mı varsa bunu bir teknikle mi sağlıyorsunuz bu iddiaları siz de görüyorsunuz ne diyorsunuz onlar için?
Adnan Oktar: Atatürk’ün bir sözü vardır. Türk milleti zekidir diye Türk milleti böyle şeylere kanmaz. Ne hipnoza inanırlar ne de uyuşturucu iddiasına inanırlar. Çünkü benim arkadaşlarım ortada son derece zeki aklı başında tutarlı efendi sevecen saygı dolu insanlar. Gayet mantıklı konuşuyorlar tutarlı konuşuyorlar. Halkın içinde olan insanlar gizli saklı kişiler değil basının önüne çıkıp konuşuyor. Bu iddialar gülmeye dahi değecek iddialar değil.
Gazeteci: Peki siz çevrenizdeki şimdi arkadaşlarım dediniz bu insanları nasıl tanımlıyorsunuz? Yani bu basında yer alışı işte iddianamede yer alışı, müritler taraftarlar şeklinde geçiyor bu şekilde bağ ilişki var mı siz onları nasıl adlandırıyorsunuz? Yanınızdaki bu insanları?
Adnan Oktar: Arkadaş, kardeş, dost mürit olmadıklarını herkes biliyor. Benim de hocalık iddiam yok çünkü ben bir tarikat şeyhi değilim. Onlar da mürit değil, bu herhalde mukaddesatçı maneviyatçı olmamız darwinizme karşı olmamız ateizme karşı olmamız karşı fikirde olan insanları biraz geriyor benim gördüğüm o pasif mücadelenin getirdiği garip yakıştırmalar bunlar.
Gazeteci: Bu peki bir örgüt yapılanma diyelim bu ilk dava açıldığı hatta siz biraz önce Atatürk’ten alıntı yaptığınız mesela orda Atatürk karşıtlığı şeyler de dava içerisinde onlar da onlar da yer alıyordu. Sonra işte o bir organize örgüte çeteye dönüştürüldü. Bu nedir bu dava süreci ve sizin burada ne tür bir yapılanmanız var. Yani ne tür bir yapılanma var onu biraz tarif eder misiniz?
Adnan Oktar: Türkiye’de bizim çete olduğumuza hiç kimse inanmıyor işin doğrusu. Hiç kimse de inanmaz. Yani şu ana kadar karşılaştığım insanlarda ben buna ait en ufak bir alamet görmedim. Mahkemenin de inandığına inanmıyorum. Yani çete iddiası son derece zorlama hatta gülünç, garip bir iddia. Bunun bir garabet olduğu bir acayiplik olduğu masonların oyunuyla bunun kotarılmaya çalışıldığı gün gibi aşikar. Belki ileride insanlar bunu hatırlayıp şaşıracaklar bu iddialara. Çünkü benim arkadaşlarımın elinden yüzünden nur akıyor son derece efendi, saygılı, kültürlü, bilgili insanlar ki bunlar trafik suçu bile işlememiş insanlar nasıl çete oluyor bunlar. Karınca ezmez tabir edilen son derece nezih insanlar elinden yüzünden efendilik akan, nur akan tertemiz insanlara böyle bir iddia bu yüzyılın en büyük garabetlerinden bir tanesi.
Gazeteci: Peki bu masonik güdülenmeden bahsettiniz. Yargının arkasında böyle bir şey mi var sizce böyle bir davada, veya bir başka yapılanma mı bunu yönlendiriyor? Sizin o konudaki tahmininiz?
Adnan Oktar: Devletin hemen hemen bütün kurumlarında masonlar örgütlüler. Yani yaklaşık, 7000 mason 2000’i gizli kayıtlı 5000’in kayıtları emniyette mevcut. 2000’in kaydı yok bunlar devletin hemen hemen bütün kilit noktalarında görev alan insanlar. Zaten masonlar da bunu iftiharla övünerek anlatıyorlar. Yani saklı gizli olan bir şey değil.
Gazeteci: Peki mesela sizin yüksek bürokraside veya siyasette, arkadaşlarınız var mı çevrenizde?
Adnan Oktar: Ona bir ara bir gazeteci arkadaşımız büyük bir heyecanla dikkat çekti. Halbuki benim kitaplarımı okuyan her insan benim gibi milliyetçi, muhafazakar, mukaddesatçı olan, İslam’ın ahlakını savunan Kuran ahlakını savunan her insan, bendendir ben de onlarla aynı fikirde olmuş oluyorum. Bağ ancak bu tarzda olabilir ama onlar şöyle bir şey düşünüyorlar yani devletin bir memuru gelecek, ben onunla bağlantıda olacağım ve bu gizli bir bağlantı olacak böyle bir şey yok yani böyle bir şeyi de kastetmedim.
Gazeteci: Peki böyle bir araya geldiğiniz işte bu fikirlerini paylaştığınız milliyetçi maneviyatçı mukaddesatçı sohbetler yaptığınız kişiler var mı? Kamuoyunun mesela isimlerini bilebileceği?
Adnan Oktar: Ben kitaplarımla, internetteki açıklamalarımla sevenlerimle, dostlarımla bağlantıya geçiyorum yani fiili yüz yüze bağlantıya gerek yok yok. Benim fikirlerim çok önemli. fikirlerimle bağlantıya geçen zaten benimle bağlantıya geçmiş hükmündedir.
Gazeteci: Sizin mesela kitaplarınızda veya işte hareketinizin özünde işte bu darwin teorisine karşı yaratıcılık teorisine ilişkin kaynaklarınız var işte bu darwinizmi çürütmeye yönelik onca kitap basıyorsunuz. Bunlar mesela bedava dağıtılıyor. Bir taraftan basın toplantılarınız yapılıyor onlar mesela çok dikkat çekiyor. İşte genelde lüks pahalı otellerde yapılıyor onlar. İşte sizin hayat tarzınızın bu güne kadar dışarı yansıdığı kadarıyla gayet konforlu lüks ve zengin bir yaşam tarzı kamuoyuna yansıtıldı. Bu finansmanı nasıl sağlıyorsunuz mesela sizin bir ticari uğraşınız var mı? Veya nasıl bu şey sürdürülüyor?
Adnan Oktar: Benim ticari uğraşım var arkadaşlarımın da ticari uğraşıları var. Gayet de güzel kazanıyorlar Allah bereketlerini arttırsın, şirketleri zaten ortada tetkike araştırmaya açık. Herşey devletin gözleri önünde, olumsuz olan yanlış olan hiç bir şeyin olmadığını daha önce MASAK raporlarında gördük. Hali hazırda da helalinden çok güzel yöntemlerle, samimi yöntemlerle, dürüst yöntemlerle kazanıyor tabii arkadaşlarım kazandıklarını da istedikleri gibi harcarlar tabii kimse de buna karışamaz.
Gazeteci: Peki bu yurtdışında da darwinizme karşı özellikle Amerika’da Darwin’e karşı hareket eden bir çok şey var yapılanma var, dernekler var, hatta tarikat olarak adlandırılan yapılar var. Bunlarla bir bağınız ilişkiniz var mı işte onlardan herhangi mali ya da başka türlü bir destek görüyor musunuz. Mesela Evanjelistler, Moon tarikatı onlar da böyle mücadeleler içindeler.
Adnan Oktar: Moon tarikatı bir kere ne hıristiyanlığa uygun, ne museviliğe uygun, ne İslamiyet’e uygun, yani sapkın bir tarikattır onu bir kenara koymak lazım, evanjelikler bir hıristiyan mezhebidir. Ben hıristiyanlara karşı ve musevilere karşı her zaman sevgi duydum ve şefkat duydum. Onların yemeklerine gidilir, evlerine ziyarete gidilir, onların samimi olanlarıyla samimi dürüst hıristiyanlarla, samimi yahudilerle her zaman dostluk arkadaşlık bağlantısı olur. Ama benim fiili olarak bağlantım çok daha evvelki yıllarda zannediyorum Yaratılışı araştırma enstitüsü gibi bir şey vardı Amerika’da yanlış aklımda kalmadıysa, oradaki bilim adamlarıyla bağlantıya geçmiştik. Buraya gelmişti onlar. Benim onlarla fiili bağlantım olmadı ama arkadaşlarımın görüşmeleri olmuştu. Konferanslarımıza gelmişlerdi.
Gazeteci: Bunun dışında öyle herhangi bir mali finansal destek ?
Adnan Oktar: Yok yok yok öyle yani insanların zaten dağıtılacak parası da pek yoktur zannetmiyorum. Biz gerektiğinde para veriyoruz yani maddi imkan sunuyoruz kendi imkanlarımız dahilinde kendi gücümüz dahilinde, zaman zaman karınca kararınca yardımcı oluyoruz.
Gazeteci: Peki işte sizin kitaplarınızdan görüşlerinizden etkilenen insanlar olduğunu söylediniz. O anlamda işte içeride işte evet destek olalım falan diye kamuoyunun isimlerini bilebileceği iş adamları var mı çevrenizde??
Adnan Oktar: Öyle bir şey hayret edilecek bir şey bizde hiç olmadı şu ana kadar. Yani normalde olması gerekir. Makul olarak oluyor böyle şeyler ben biliyorum duyuyorum ama bizde hiç olmadı böyle bir şey şu ana kadar hiç, böyle bir duyum da almadım. Böyle bir olay da olmadı. Ne yurt içinde ne de yurt dışında. Ama aslında olsa da olabilir makul çünkü biz vakıfız vakfa bu tip bağışlar olabilir. Ama hiç olmadı.
Gazeteci: Peki sizin mal varlığınızın büyüklüğü nedir mesela şahsınıza ait? Bu mesela çok merak konusu yani çevremde, dışarıda toplum merak ediyor sizi yani....
Adnan Oktar: Evet benim özelliğim olarak hiç üzerime kayıtlı mal yok. Yani benim ne evim ne arabam ne arsam, buna ait en ufak bir şey yok üzerime kayıtlı hiçbir şey yok. Yani hiç de olmadı çocukluğumdan itibaren olmadı.
Gazeteci: Yani siz işte ailenizin ya da dostlarınızın evinde mi kalıyorsunuz mesela kullandığınız bir şey olarak?
Adnan Oktar: Kiralık ev olarak kiralık
Gazeteci: Ticari faaliyet olarak sürdürdüğünüz şey nedir?
Adnan Oktar: Onu daha önce de sordular ama yani benim muhalifim olan masonlar, ateist siyonistler beni kendilerince köşeye sıkıştırmaya çalışan her insan böyle bir bilgiye sahip olduğunda zannediyorum saat dakika dahi geçirmez. O faaliyeti o kazancı durdurmaya çalışır. O yüzden söylemek istemiyorum.
Gazeteci: Peki bir rakam telaffuz edecek olsak sizin aylık ortalama geliriniz nedir?
Adnan Oktar: İşte beni tam geçindirecek kadar.
Gazeteci: Peki sizin Türkiye koşullarına göre mesela yaşam düzeyiniz hangi şeyde kategoride değerlendirilebilir. Yani şimdi burayı dikkate alacak olursak burası ortalama bir Türk insanının yaşam standardının çok üzerinde bir...
Adnan Oktar: Yalnız ne burası benim ne de oteller benim yani burada da misafir oluyorum ben otelde de misafir oluyorum. Dolayısıyla bana ait bir yer olmadığı için bir şey söyleyemem. Ama benim kendi hayatımda müsrifliğim yok. Ama temiz ve şık giyinmekten hoşlanırım ben. Temiz yiyecekler, temiz kıyafet. Temiz ortam benim aradığım bir özelliktir. Ama zannedildiği gibi öyle israfı hedefleyen bir tavrım hiç bir zaman için olmamıştır.
Gazeteci: Peki dostlarınızın size karşı bu denli lütufkarlığının şeyi ne nedeni ne?
Adnan Oktar: Dostlarımın bana lütuf olarak sunduğu bir şeyi ben tam hatırlayamıyorum. Yani siz söylerseniz neyin...
Gazeteci: Mesela şu anlamda bu ev burada misafirsiniz mesela ...
Adnan Oktar: Röportajda ama yani insan müslüman bir kardeşine bir dostuna böyle bir dava adamına evini açması evinde röportaj yapılmasını istemesi, yani bu son derece doğal Kuran’ın da emrettiği İslam ahlakının da gereği olan bir şey bunu kim olsa yapar çok makul bu.
Gazeteci: Bir taraftan siz mesela size yönelik kamuoyundaki algının takip edebiliyor musunuz? Onun nabzını tutabiliyor musunuz?
Adnan Oktar: Ben kamuoyunun nabzı ile pek ilgilenmiyorum. Yani Allah bana ne der? Allah’ın rızasına uygun hareket edebiliyor muyum? Allah Katında doğru hareket edebiliyor muyum sadece ona kilitlenmiş durumdayım ben yani Allah’ın bende meydana getirdiği görüntüler, gözüme gösterdiği görüntüler, olumlu da olabilir olumsuz da olabilir zor da olabilir. Ben onlarla ilgilenmiyorum. Yani olumluysa şükrederim. Olumsuzsa sabrederim. Ama bunlardan olumsuz etkilenmem. Etkilenseydim, bugünkü çizgide olmazdım. Bana yapılan baskı herhangi bir insana yapılsa 100 kere bu davadan vazgeçerdi. 100 kere yıkılırdı. Ben böyle sanki bir yani üzerine gelindikçe daha gelişen bir düşünceye sahibim.
Gazeteci: Peki sizin bir mehdilik iddianız var mı?
Adnan Oktar: Onu evet sık sık soruyorlar? Mehdilik iddiasını yapan insan zaten din ile bağlantısını kesmiş olur. Yani mehdiyim dediğinde bir insan ben masumum cennete gideceğim. İmtihanıma gerek yok dolayısıyla bir insan zaten mehdiyim diyorsa o insan zaten o mehdi de değildir hiç bir şey değil hatta aklından dahi şüphe edilebilir öyle bir insanın.
Gazeteci: Sizin mesela daha önce bir televizyon programında bir röportajınız olmuştu. Orada bu konuda söyledikleriniz işte şey şöyle algılandı. Mehdilik iddiasında net bir şekilde bulunmadınız ama bunu ima ettiğiniz şekilde bunu bir en azından o şekilde yansıdı. Bu durumu tam olarak nasıl ya da çevrenizdeki insanların size böyle bir bakışı var mı yani böyle algılıyor böyle görüyor olabilirler mi sizi bu mehdilikte sonra nereden ortaya atıldı?
Adnan Oktar: Ben Mehdi’nin hadislerdeki tarifini kitap haline getirdim. Bütün hadisleri koydum yani yüzlerce hadis koydum. Dediler ki kardeşim sen kendini tarif etmişsin burada dediler. Benim öyle bir iddiam yok, hadisleri olduğu gibi aldım ben ve naklettim. Yani bu son derece yersiz bir iddia, çünkü 1000 yıllık 1200 yıllık hadisler bunlar. Hatta daha da eski hadislerden alınmış eserler, dolayısıyla benim böyle bir iddiam olamaz.
Gazeteci: Bu şeye dönecek olursak işte BAV davası öncesinde de ilk seferler iddianamede bir yapılanma tarif edildi. İşte orada cariyeler adlandırılıyordu işte bacılar diye bir gruplardan bahsediliyordu. Öyle bir gruplanma gruplaşmalar bu tip yapılanmalar mesela var mıydı neydi sürekli mesela medyada olan insanlar vardı sizin aleyhinizde ve çevrenizdeki insanlar ile ilgili bu yapılanmaları doğrular nitelikte şeyler söylüyorlardı. Bir takım dava süreçleri yaşandı o olay neydi nereye geldi?
Adnan Oktar: Evet psikolojik savaşta insanları en çok etkileyecek iddialar tespit edilir yani karşı tarafı en çok sarsacak en çok heyecanlandıracak en negatif görülen şeyler tespit edilir. Bize de emniyette gözaltındayken, bu ifadeler zor ve tehdit altında kabul ettirildi. Avukat yok yanımızda ellerimiz kollarımız bağlı, canımızı kurtarmanın peşindeyiz tabii ki herkes ifadenin altına imzayı attı. Sonradan küçük çocuk gibi sevinmeye başladılar. İmzayı atmışsınız bir kere demek ki kabul ettiniz. Bir kere avukat yanında alınmadı bir işkence ile alındı iki ve can kaygısıyla verilmiş bir ifade o, yani zorla kabul ettirilmiş bir ifade hiç bir şekilde de geçerliliği yok. Biz bunu hemen savcının huzurunda da hakimin huzurunda da söyledik, açıkladık. Buna rağmen bunu bir kere söylemişsin demek bence hiç merdane ve dürüstçe değil. Çünkü kimse orda o lafı ona söylettirirlerdi. Biz gittiğimiz için bize söylettiler yani bunu söyleyen adamlar gidip emniyette ben bunun aksini yapardım diyemez. Onlara bile bunu söyletirlerdi o devirde o yüzden bunları ağza almak bile doğru değil. O bir devrin, ayıbıdır, eksikliğidir, yanlışıdır. Bunun telafi edilmesi gerekir.
Gazeteci: Peki siz bu şeyi nasıl değerlendiriyorsunuz yani siz işte milliyetçi mukaddesatçı bir insan olarak kendinizi tanımlıyorsunuz ve emniyette işkenceye tabii tutulduğunuzu söylüyorsunuz ama bizim mesela yakın Türk siyasi hayatından hatırladığı şudur. İşte emniyetin daha çok siyasi fikir ve değerler açısından işte özdeş olduğu yakın olduğu grup milliyetçi ve maneviyatçı gruplardır ama siz öyleyken emniyetin işte siz emniyetin işkencesine maruz kalmışsınız. Komplonuza sizin iddianızla, bunun şeyi ne sizce açıklaması ne?
Adnan Oktar: O devirde oluşturulan emniyetteki ekip özeldi. Bunu herkes biliyor özel bir ekip oluşturuldu. Komplo hazırlığı özeldi, basında çıkan haberler özeldi, hazırlık özeldi, komplo özeldi öyle olunca tabii ki, olayın mecrası tamamen değişti.
Gazeteci: Peki siz neden bu kadar hedef haline geldiniz yani, işte emniyet, basın, işte yargı bürokrasisi, ve başkada belki bir sürü gruplar ve kurumlar sayacaksınız yani Adnan Oktar neden bu kadar yapının hedefi haline geldi ve ona karşı komplo düzenleniyor?
Adnan Oktar: Türkiye’de darwinizm felsefe olarak düşünce olarak zeminde tam anlamıyla yer bulmuştu. Yani bütün hayat adeta darwinizmin üzerine kurulmuştu, milli eğitimde eğitim darwinizmin üzerine kurulmuştu, düşünce sistemi darwinizmin üstüne kurulmuştu. Yani bu felsefe herkesi etkiliyordu. Ben bunu tam kökünden yıkınca yerle bir edince bunun yerine bir şey de konamadığı için insanların ruhunda müthiş bir kargaşa meydana geldi. Onun sebebi olarak da beni gördükleri için birinci dereceden hedef haline geldim. Yani burada idealist düşüncenin materyalist düşüncenin bir mücadelesi oldu. Materyalist düşünce idealist düşünceye yenildi. Yenenin de ben olduğum kanaati oluştuğu için tabi can havliyle bir karşı atak meydana geldi.
Gazeteci: Peki siz mason örgütlenmesi veya yapılanması veya zihniyeti darwinist teoriyi destekler zihniyette mi değerlendiriyorsunuz?
Adnan Oktar: Tabii ki masonlar darwinist düşünceyi savunurlar. Bütün dünyada darwinizmin yayılmasını isterler. Kuran, Tevrat ve İncil’in dogma kitaplar olduğunu düşünürler. Yani insan düşüncesiyle yazılan kitaplar olduğuna inanırlar. Dolayısıyla düşünceyi savunan idealizmi savunan düşünceye karşı mücadele halindedirler. Yıllar önce Fransız mason locasının yıllar önce yayınladığı belgede bizleri hedef alan, beyanları basında da yer almıştı. Yine son zamanlarda Avrupa Birliği içerisinde masonların bize karşı yapılması gereken mücadele ile ilgili beyanları var. Açık açık ifadeleri var yani isim vererek belirtmişler. Bu belgeler de elimizde var bunları da mahkemeye sunuyoruz. Yani masonluk bunları yaparken, çok pervasız ve son derece rahat davranıyor. Türkiye’deki mason yapılanması da son derece pervasız davranıyor ve çok kendilerinden eminler. Çünkü dış kaynaklı olduğu için Fransa’da, İtalya’da, İngiltere’de, Amerika’da çok güçlü yapılanma içindeler ve milyonlarca taraftarları var. Devletin bütün kilit kademelerini tutmuş durumdalar. Özellikle Avrupa Birliği’nin yapılanmasında mason örgütlenmesi, çok sistemli ve çok güçlü olarak meydana getirilmiştir. Adeta Avrupa Birliğini kilitlemiş durumdadır şu an masonluk.
Gazeteci: Peki bu işte zeminde Darwinist teoriyi de Türkiye’de sizin olduğunu söylediğiniz masonik gruplar mı işte eğitimde darwinizmi hakim kıldı işte diğer düşünce sistematiğinde hakim kıldı. Bunun arkasında da şey mi vardı. Masonlar mı vardı?
Adnan Oktar: Masonluk tabii yani Türkiye’de özellikle son 100 yıl içerisinde taa ittihat terakkiden itibaren çok güçlü bir yapılanmaya girdi ve düştüğü düşünce sistemine, Türk inanç sistemine de kendi inançlarını empoze etmeye başladılar. Hatta onların ünlü bir sözü vardır ışığı uykulu gözlere aniden verme gözleri kamaşır yavaş yavaş verin der masonluk. Yaptıkları uygulama bu.
Gazeteci: Yani mesela pek çok çevrenin birtakım iddiaları var sizin de söylediğiniz gibi bu masonik örgütler masonik düşüncenin Türkiye’ye gelişi bu ittihat terakki ile beraber ve işte Mustafa Kemal’in dahi masonik yapılanma içinde olduğunu dile getiren çeşitli kişiler var. Bir taraftan da işte cumhuriyetin eğitim sistemini kuran oturtan işte o Kemalist ekipten olan kişiler siz böyle bir ilişki kuruyor musunuz işte Mustafa Kemal ve çevresindeki insanların da mason olarak nitelendiriyor musunuz?
Adnan Oktar: Mustafa Kemal Atatürk aslanlar gibi yiğitçe masonlara karşı mücadele vermiştir ve mason localarını yerle bir etmiştir. Yiğitliğine ve cesaretine bütün dünyanın hayran olduğu bu yiğit insan, dünyada hiçbir liderin yapamadığı cesareti göstererek mason localarını kapatmıştır. Ve Atatürk milliyetçi, mukaddesatçı maneviyatçı dindar bir liderdir. Allah’a canı gönülden inanır peygamberlere karşı coşkulu bir sevgisi vardır. Kuran’a bağlılığı çok açık ve alenidir. Sık sık bulunduğu toplantılarda Kuran okumuş bunu dinlemiş ve bundan zevk almış bir insandır. Bunu herkes her yerde anlatıyor. Kendi el yazısı açıklamalarında da bunu görüyoruz dostlarının açıklamalarında da bunu görüyoruz. Yiğit müslüman dindar Türk milliyetçisi bir vatan evladıdır Atatürk.
Gazeteci: Bu masonluk ve yahudilik meselesi konusunda siz mesela ilk kitabınızı yazdıktan sonra işte antisemit olarak suçlanıyorsunuz sonra ben mesela son dönemde bir yazılara rastladım mesela son dönemde işte bu antisemit tavırdan vazgeçtiğiniz hatta İsrail’de bir enstitü adı verilerek işte bunlara işte ittifakı doğrultusunda dünya barışına katkıda bulunacak şeyler söylediğinizi değerlendirmişler. Bu konudaki yeriniz neresi yani orada bir değişim var mı düşüncelerinizde?
Adnan Oktar: Ben hiç bir zaman için antisemit olmadım. Museviler peygamber soyudur, mübarek bir soydur. Hz. İbrahim’in Yusuf’un İshak’ın soyundan gelen bir nesildir. Ve musevilere karşı benim içimde her zaman bir sevgi muhabbet ve bir coşku olmuştur onlara karşı da bir koruma hissi içerisindeyim. Hiç bir zaman için onlara yapılan düşmanlığı muhalefeti kabul etmem ve buna karşı da fikren mücadele veririm. Benim karşı olduğum ateist siyonistlerdir. Yani dinsiz imansız ateist siyonistler. Benim mücadele ettiğim düşünce budur ve bunların her türlü eylemi ve ideolojisi. Yoksa dindar Musevilere karşı benim sevgim çok açıktır yani bunu her zaman gösteriyorum dindar hıristiyanlara karşı da aynı şekilde içimde coşkuyla bir sevgi var. Onların Allah’ı sevmesi, Hz. İsa’yı sevmesi bütün peygamberleri sevmesi çok çok güzel bir şey.
Gazeteci: Bu medeniyetler ittifakı sözü geçince otomatik olarak böyle Türkiye’de hemen Fethullah Gülen ismi akla geliyor. Mesela siz Fethullah Gülen ile veya cemaati ile bir yakınlığınız tanışıklığınız var mı ya da onu nasıl değerlendiriyorsunuz siz?
Adnan Oktar: Ben Fethullah Gülen Hoca’yı Cumhurbaşkanı Özal’ın cenaze merasiminde görmüştüm. Uzaktan acaba yakınına gidip tanışıyım mı dedim. Ama şimdi konu olur dedim yani dedikodu olur dedim. İlk defa söylüyorum bunu yani yaklaşık üç metre kadar falan yakınındaydım fakat gitmedim ve konuşmadım. Fakat ben o insanın çok samimi ve dürüst olduğuna inanıyorum. Yani vatanın milletin hayrına gayret ettiğini düşünüyorum. İyi niyetli olduğunu düşünüyorum doğru bulmuyorum yani onunla ilgili iddiaları yani çirkin buluyorum. Yani çok zorlama çok çirkin yakışıksız iddialar. Son derece candan bir insan bu apaçık ortada görülüyor. İyi niyetli olduğu dünyadan el etek çekmiş halis bir müslüman. Yani bunu herkes görüyor zorlama iddialar insanların vicdanında azap meydana getirir.
Gazeteci: Evet mesela Fethullah Gülen’in bir yandan yurt dışında Amerika’da yaşıyor olması ona yönelik özellikle siyasi boyutu olan iddiaları da güçlendirir nitelikte bir görüntü ortaya koyuyor. Bu bir yorum tabii ve sıkça yapıldığı için ben bunu dile getiriyorum. Mesela bu davalarla ilgili mesela sizin de hakkınızda yurt dışına çıkış yasağı var mesela böyle bir yasak olması ve bu baskılardan söz ediyorsunuz siz de çıkar mısınız yurt dışına herhangi bir yere gidip yaşar mısınız?
Adnan Oktar: Ben çocukluğumdan itibaren hiç bir şekilde yurt dışına çıkmadım. Hiç de pasaportum olmadı bu yaşıma kadar düşünmedim ve düşünmüyorum da. Yani yurtdışı yasağı benim için ekstradan bir yasak yani beni hiç etkilemeyen ilgilendirmeyen bir yasak. Yani ben öleceğimi bilsem Türkiye’den çıkmam, vatanımı bırakmam.
Gazeteci: Peki bu sizin verdiğiniz ilanlar sıklıkla işte Fethullah Gülen’e ait olduğu söylenen yayın organlarında mesela yayınlanıyor işte Vakit gazetesinde çıkıyor başkada hiçbir neredeyse gazetede veya televizyon kanalında neredeyse görmek mümkün değil. O nasıl bir ilişki?
Adnan Oktar: Fethullah Hoca’nın yayın organlarında bizim ilanlarımız çıkmıyor bir tek o Fethullah Hoca’nın yayın organlarında çıkmıyor. Ama diğer yayın organlarında çıkıyor doğru.
Gazeteci: Peki mesela siyasetle bir ilişkiniz var mı sizin veya bir yakınlığınız var mı?
Adnan Oktar: Siyasetle ilişkim olmadı yani politikayı kastediyorsunuz.
Gazeteci: Veya siyasilerle arkadaşlık bağlamında da olabilir bu?
Adnan Oktar: Yok onlardan uzak duruyorum.
Gazeteci: Peki şeyi nasıl değerlendiriyorsunuz AKP’yi, AKP iktidarını?
Adnan Oktar: Bence ılımlı yani Türkiye şartlarına uygun AKP, yani mükemmel değil böyle eksiklikleri yanlışlıkları kusurları açık görülüyor. Ama mevcut şartlar içerisinde bence iyi ...
Gazeteci: Mesela Tayyip Erdoğan ile dolaylı da olsa aracı vasıtasıyla bir diyaloğunuz oldu mu şunun için soruyorum. Çünkü sizinle ilgili haberler çıktığında birinde şey yazmıştı Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde işte bir fotoğraf var sizin çevrenizdeki arkadaşlarınızdan birinin o fotoğraflarından birinde olduğu yönünde bir ilişki kurulmuştu var mıydı böyle bir ilişkiniz?
Adnan Oktar: O belediye başkanı seçilmesi öncesinde bir bağlantımız vardı evet. Benim değil de arkadaşlarımın bağlantısı vardı. Ama Tayyip Erdoğan da çok iyi bir insan yani bayağı samimi yani zorlama onun aleyhinde izahlara da ben böyle kalp burkuntusuyla ve hayret ederek dinliyorum. Çok zorlama izahlar.
Gazeteci: Peki bütün bu süreç boyunca bunlar yaşanırken siz herhangi bir tehdit aldınız mı mesela can güvenliğiniz tehlike altında oldu mu?
Adnan Oktar: Benim kadar bol tehdit...
Gazeteci: Korumanız var mı yani nasıl yaşıyorsunuz sizin gündelik hayatınız nasıl geçiyor?
Adnan Oktar: Benim tehdit şu ana kadar çok aldım tabii tehdit.... Rekor sayıda tehdit aldım yani benim kadar tehdit alan olmamış olabilir. Suikast de yapıldı bana yaklaşık 9 kez suikast yapıldı. Ama ben Allah’a tevekkül eden bir insanım kaderde olan ne ise bu yaşanır. İnsanların kaderinde hiç bir değişiklik olmaz. Dolayısıyla bu tip şeylerden ne tedirgin oluyorum ne de rahatsızlık duyuyorum. Ne de düşünüyorum böyle bir sorunum da yok.
Gazeteci: Bu şeylerin tehditlerin kaynağı neredendi suikastları yakalandı mı yani bunların şeyleri sonunda?
Adnan Oktar: Yok şikayetçi olmadım.
Gazeteci: Neden?
Adnan Oktar: Yani uğraşmak lazım şimdi kim uğraşacak onlarla? Mesela evimizin kapısına geldiler saldırma mesela şu kadar falan saldırmayla elinde iki üç kişi geldi eve. Yanlışlıkla komşuya girdiler bize diye komşuya girdiler. Beni sordular onlarda anlayamadı onlar da onlara saldırdılar. Onlar kaçtılar müthiş bir gürültü koptu. Ben sonradan öğrendim olayın ne olduğunu meğer beni arıyorlarmış Allah ayaklarına dolandırdı. Halbuki kapıda yazıyordu Oktar soyadıyla onu da fark edememişler komşuya girmişler.
Gazeteci: Ama yani onun peşini bırakmanız hakikaten ilginç çünkü hayatınıza canınıza kastediyorlar.
Adnan Oktar: Hiç muhatap dahi olmadım. İnanın hiç ilgilenmedim.
Gazeteci: Peki bu darwinizm işte özünde biyolojik bir teori siz bu darwinizme karşı ne zaman mücadele etmeye karar verdiniz ve nasıl bir birikim edindiniz? Mesela benim bildiğim kadarıyla işte sizin formasyonunuzda felsefe eğitimi ve öncesinde sanırım Güzel Sanatlar Akademisinde eğitim görmüşsünüz.
Adnan Oktar: Evet
Gazeteci: Darwizimle mücadele onunla ilgili yazma uzmanlaşma nasıl oldu?
Adnan Oktar: Darwinizmi insanlar gözlerinde büyütüyorlar. Yani olağanüstü bir bilim dalı, halkın anlayamayacağı karmaşık bir şey zannediyorlar. Halbuki çok çok basit olay bir protein tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak imkansız. Yani bu bir kere olayı bitiriyor ayrıca yeraltından çıkan milyonlarca ve tamamı yaratılışı ispat eden fosiller her fosile baktığımızda değişmediği aynı bugünkü formatıyla muhafaza olduğunu görüyoruz. Bu zaten konuyu tam anlamıyla kapatan bir delil. Ayrıca darwinistlere diyoruz eğer ara fosiliniz varsa iddianızı ispat eden bir fosil varsa bir tane iki tane falan bir getirin görelim diyoruz. Getiremiyorlar biz milyonlarca fosil koyuyoruz ortaya onlar bir tane fosil koyamıyorlar. Bu konuyu zaten bitirmiş oluyor. Onun için bu geniş bir akademik araştırma gerektiren derin bir konu değil bu. İlkokul çocuğunun bile anlayacağı çok basit aleni sarih bir gerçek bu.
Gazeteci: Peki bu kitaplarla ilgili çok sık dile getirilen ya da size daha önce sorulmuştur yanıtlamışsınızdır muhtemelen. Bu konuda yazdığınız pek çok kitabı çevrenizdeki insanların yazdığı ve sizin imzanızla çıktığı söyleniyor o durum nedir?
Adnan Oktar: Peki benim çevremdeki insanlar yani bunu diyen insanlar yanımdan sonradan ayrılan kişiler. Peki bu insanlar niye bu kitapları yazmaya devam etmiyorlar şu an değil mi hatta daha alasını daha güzelini yazabilirler. Bunu iddia eden insanlar, ben de bu kitapları yazmama gerek yok onların yazdığı kitapları okurum daha güzel olur.
Gazeteci: Peki sizin yanınızdan ayrılan insanlar sonradan niye mesela aleyhinizde, beyanat vermeye başlıyor bu nasıl bir şey?
Adnan Oktar: Ben de anlayamıyorum yani
Gazeteci: Yani sizinle birlikteyken bir eleştirileri veya bir karşı görüşleri varsa onu bilmiyorum mesela onları dile getirmemelerinin sebebi ne bunu sağlayan şey ne? Yani ne sunuyorsunuz onlara da bunu yitirince ayrıldıktan sonra şeye başlıyorlar?
Adnan Oktar: Yani 20 yıl benimle arkadaş oluyor. 21. yılda tam ters dönüyor yani bu şaşırtıcı bir şey. Çünkü insan 20 yıl bir gariplik varsa görür onu 20 dakikada görür 20 saatte görür 20 günde görür. 20 ayda görür. Ama 20 yılda göremiyorsa ve 20 yıl sonra ben gördüm diyorsa bunda bir gariplik vardır. Biraz düşünmek lazım yani samimiyetsiz iddialar bunlar.
Gazeteci: Mesela sizin isminizle ilgili işte üzerine söylenen şeyler iddianameler yer alan haberler şimdi kamuoyunda şimdi şöyle bir şey oluşuyor hatta yazılmış durumda pekçok haberlerin başlıklarında da yer aldı işte iddianamelerde de dile getirildi onun için sormak istiyorum ben işte isminiz dile geldiğinde hep şu çağrışımlarla birlikte yer alıyor. İşte bir yapılanma onun adı bazen çete oluyor bazen başka bir şey oluyor işte manken kızlar şantaj ve fuhuş yani bu böyle bir algıya yol açar şekilde hatta açıkça dile getirilerek de pek çok şeyde yerde geçiyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz siz yani isminizin yanına bu tip olguların konularak bir kamuoyunda sizin hakkınızda böyle bir şeyin var olması.
Adnan Oktar: Evet Türkiye’de insanlar bir şahsa, bir fikre, bir zümreye karşı olduklarında, onu fikren çürütemiyorlarsa insanların en olumsuz etkileneceği sözler seçerek iddialarda bulunarak iftiralar atarak onunla mücadele etmek istiyorlar. Mesela sayın Necdet Sezer Cumhurbaşkanı ona muhalifti insanlar neler söylediklerini biliyorsunuz mesela Deniz Baykal hakkında neler söylediklerini biliyorsunuz fikri mücadele yerine çok garip sözler söyleniyor. Mesela diğer liderlerle ilgili mesela Tayyip Erdoğan ile ilgili onunla ilgili söylenen sözleri biliyorsunuz bence bu çok çirkin bunun kalkması lazım. Doğru olan güzel olan tam fikren tam dürüstçe karşıt düşüncesi neyse onu söyleyip eğer doğru değilse fikri ve yenildiyse de bunu mertçe kabul etmesidir. Bu metot çok klasiktir ve kötü bir metottur eskiden beri insanlar bunu yaparlar. Solcular sağcılara sağcılar solculara bunu yaparlar. Karşılıklı çirkin suçlamalar olur, Türkiye’de bunlara hiç kimse inanmıyor. Mesela bizimle ilgili iddialara, aklı başında hiç kimse inanmaz. Çünkü bizim çevremiz muhafazakar bir çevre olduğu için onları etkileyecek sözler seçiliyor dikkat edersiniz. Eğer marksist bir çevre olsaydı onları etkileyecek sözler seçerlerdi o zaman. Bu iddialar olmaz o zaman bambaşka sözler seçerlerdi. Yani onlarda olumsuz etki meydana getirecek sözler seçerler. Yani toplumun nabzına göre iftiralar ayarlanıyor. Bu masonluğun ince taktiklerinden bir tanesidir. İnce oyunlarından bir tanesidir.
Gazeteci: Mesela bir dönem çok sık gündemde olan bir hanım vardı Ebru Şimşek mesela onun dile getirdiği bir sürü iddialar vardı sonra mahkemeye çıkma süreci oldu. Siz mesela onu tanır mısınız? Hiç bir fiziki ortamda bulundunuz mu yani bir davette karşılaştınız mı o iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz onu?
Adnan Oktar: Ebru Şimşek denen bayanın sözlerinin yalan olduğunu 2. Ağır Ceza Mahkemesi açık delillerle ispat etti. Ve biz bu konuda beraat ettik. İki evin farklı olduğu olayın bizle alakası olmadığı ve bunun iftira olduğu Ağır Ceza Mahkemesi kararınca sabit. Konu bitti yani dolayısıyla tanımadığım bilmediğim bir insan.
Gazeteci: Evet şimdi bir taraftan sizin bu yakında sonuçlanacak dava devam ediyor sanırım mayıs ayında falan bitiyor dava. Şimdi orada en son gelişme mahkeme heyeti kendilerine yönelik bir takım iftiralar olduğu davasıyla şeyden çekildi davadan çekildi. Şimdi bu öyle bir tablo koyuyor ki ortaya yani ortaya çıkan resim şu sizin bir şekilde veya çevrenizdeki arkadaşlarınızın bir şekilde bu mahkeme heyeti üzerinde bir baskı oluşturduğu ve onlar da buna işte artık dayanamayıp çekildikleri şeklinde bir tablo yani bunun dışarı yansıması en azından görüntü olarak bu şekilde bu durumun aslı nedir eğer gerçekten böyle bir şey varsa yani bu insanlara yönelik bir takım bilgileri yani onların geri çekilmesini elde edecek bilgiyi nasıl elde ediyorsunuz sizin bir istihbarat ağınız mı var? Teknik becerileriniz yetileriniz nedir bu konuda?
Adnan Oktar: Evet bir kere mahkeme hakkında kısa bir bilgi veriyorum. Bu mahkeme normalde yargıtay 5. dairesinin hükmüyle yeniden 313’e çevrildi yani Yargıtay 8’in kararını Yargıtay 5 bozdu. Bu kamuoyuna yansımadı. Yargıtay 5 yeniden 313’e çevirdi. 313’e çevirince dava düştü zaten. Yani zaman aşımına girdi fakat bunu daha mahkeme tasdik etmedi. Yani bizde bunu mahkemeye belirttik dilekçe verdik. Bunu cevaplamasını istedik mahkemeden biz hangi madde ile yargılanıyoruz dedik bunu da söylemedi mahkeme çünkü mahkeme biliyor 313’ten yargılandığımızı benim anladığım yahut bilmesi gerekir. Biliyordur diye düşünüyorum. İstanbul 11 Ağır yani İstanbul 3 no’lu mahkemenin gerekçeli kararına göre diyor gerekçe zaten burada açık 313’dür. Yani Yargıtay 5. ceza dairesinin yerinde bulup onayladığı İstanbul 3. DGM’nin 12. 9. 2003 tarihli sayılı gerekçeli görevsizlik kararında zaten bu açık açık anlatılıyor. Bu bilinmiyor biz de bunu mahkemeye sunduk arkadaşlarımız sundular. Yani şu an mahkeme normalde düşmüş durumda. Ama bunu yine tasdik edecek, takdir edecek mahkemedir saygı duyuyoruz.
Gazeteci: Evet siz bu nasıl sonuçlanacağını düşünüyorsunuz peki bu davanın?
Adnan Oktar: Normalde çok açık yani aksini iddia eden hiç kimse yok. Normalde dava düşmüş durumda yani zaman aşımına girmiş durumda, ama farz edelim 4422’den yargılanmış olsak dahi o zaman 2 yıl vaktimiz lazım. O zaman bize söylenen iddiaların ne olduğu bize söylenmesi lazım ki biz de savunmamızı yapalım. Yani ne suçumuzu biliyoruz. Ne hangi kanun maddesinden yargılandığımızı biliyoruz. Bu garip bir durum oldu.
Gazeteci: Bu yine şimdiye kadar dile getirilen iddialar mesela siz emniyetteki kokain komplosundan söz ettiniz mesela siz hiç uyuşturucu kullandınız mı mesela hayatınız boyunca gençliğinizde?
Adnan Oktar: Ben sağlığına çok dikkat eden bir insanım. Öyle zehirli maddeler kullanmayacağımı herkes bilir. Nitekim de bu kokain komplosunda da beraat ettim biliyorsunuz. Emniyette yiyeceğime kokain karıştırılması konusu son derece hayati bir konu. Aslında bu meclisin gündemine gelip mecliste araştırılması gereken bir konu. Fakat hiç kimse bu konuyla ilgilenmedi. Çünkü emniyetin içine kokain sokulması çok büyük bir olay. Orada gözaltında olan bir insanın yiyeceğine bu karıştırılması çok büyük bir olay. Evine götürüp kokain konulması çok büyük bir olay. Bunun devlet tarafından araştırılması lazım. Yani şu anda da gecikilmiş bir şey yok yine araştırılabilir.
Gazeteci: Siz o dönemde savcılığa suç duyurusunda bulundunuz mu o mahkeme kararının ardından?
Adnan Oktar: İşte o zaman diyorsunuz o zaman da öyle bir şey ne cesaret zaten yapılamaz. Yapsak da netice alamazdık o zamanlar. Yani tabii benim kanaatim. Ama şu an durum değişti tabii.
Gazeteci: Sigara ya da alkol kullanıyor musunuz?
Adnan Oktar: Kullanmıyorum.
Gazeteci: Peki hiç kullanmadınız değil mi?
Adnan Oktar: Hiç evet.
Gazeteci: Peki bildiğim kadarıyla siz hiç evlenmediniz de aynı zamanda peki bir hanım arkadaşınız bir o düzeyde bir ilişkiniz var mı ?
Adnan Oktar: Yok ben Said Nursi Hazretleri gibiyim o da öyle evlenmemişti ben de evlenmedim.
Gazeteci: Mesela bunun arkasındaki şey bu bir düşüncenin gereği olarak herhalde böyle bir yaşamı benimsediniz.
Adnan Oktar: Said Nursi diyor ki has talebelerim evlenmesinler İslam’ın güzelliklerini yaymakla uğraşsınlar onun bir tavsiyesidir. Ben de o tavsiyeye uyuyorum.
Gazeteci: Siz Nur Talebelerinden diye adlandırılan kişiler var siz Nur talebesi misiniz?
Adnan Oktar: Ben öyle olmaya çalışıyorum. Tabii Said Nursi Hazretlerinin has talebesiyim diyemem ama öyle bir ümit ve umut içerisindeyim.
Gazeteci: Bu mahkeme açısından bize onların kopyalarını verme olanağınız var mı?
Adnan Oktar: Tabi tabi ki. Mesela şunu verebilirim. Çok açıktır mesela burada 4422’nin 313’e çevrildiği çok açık görülüyor. Ve dolayısıyla da dava düşmüş durumda. Ama takdir mahkemenin tabii.
Gazeteci: Siz şimdi Türkiye’de en ünlü sima kimse en az onun kadar üne sahipsiniz. Yani bu olumlu veya olumsuz şeyin içeriği nedir bilmiyorum ama bu denli ünlü olmayı seviyor musunuz yani bu kadar yer almak kamuoyunun gündeminde medyada çok fazla bulunmak ?
Adnan Oktar: Beni sadece Allah’ın rızası ilgilendiriyor. Benim aklım sadece Allah’ın rızasında ahirette yani insanların benim hakkımda ne düşündüğü mesela benim hakkımda 30 yıl hapis isteseler de beni hiç ilgilendirmez. Assalar ilgilendirmez yani ben hiç bunlardan etkilenmem. Yani bütün Türkiye aleyhime konuşsa yine etkilenmem. Herkes lehime de konuşsa yine ondan etkilenmem. Çünkü Allah’ın takdiri önemlidir benim için. Yani Allah razı ise tamam değilse zaten hiç bir şey istemem.
Gazeteci: Sizin bir gününüz nasıl geçer mesela televizyon mu izlersiniz. Kitap mı okursunuz yüzer misiniz?
Adnan Oktar: Evet bazen yüzdüğüm oluyor. Arkadaşlarımın evine uğradığımda geldiğimde bahçedeki havuzda yüzüyorum. Bazen de burada yüzdüğüm oluyor. Kitap okuma en yoğun vaktimi alan o televizyon kanallarının hepsini izlerim bakarım yani ilginç program olursa bakıyorum.
Gazeteci: Nedir mesela daha çok dikkatinizi çeken konular?
Adnan Oktar: Ben bitkiler alemi hayvanlar alemi böyle onların hayatındaki güzellikler onların ilginç yönleri yani biyoloji ile ilgili şeyler olursa özellikle programlar olursa onlara çok ağırlık veriyorum tarihle ilgili programlara ağırlık veriyorum.
Gazeteci: Mesela televizyon dizisi izler misiniz?
Adnan Oktar: Yok bana biraz sıkıcı geliyor.
Gazeteci: Bir de medyayla ilişkilerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Adnan Oktar: Medyayla ilişkilerimiz yavaş yavaş herhalde düzeliyor gibi görünüyor yavaş yavaş... Ama medyada tabii bu masonik baskıların etkisiyle olumsuz etkilendiler ya da inanıyor gibi göründüler. Ama daha zemin düzeyinde medya benim gördüğüm beni seviyor. Yani bayağı aramız iyi daha üst düzeyde biraz sorun oluyor gibi patronlar düzeyinde biraz sorun var gibi görünüyor.
Gazeteci: Şimdi içeriğinden yoksun bakılınca medyanın yaklaşımı biraz amiyane tabir olacak afedersiniz ama malzeme veren bir haber kaynağısınız şimdi bu yönde seviyor olabilir sizi çünkü çok fazla benim hatırladığım kadarıyla manşet oldunuz çok fazla haber oldunuz mesela farklı grupların farklı yaklaşımları var mı size karşı haber yönünden mesela vakit gazetesi sizi nasıl görür hürriyet gazetesi sizinle ilgili haberleri nasıl verir yani o ...
Adnan Oktar: Tabii ki benimle tanışanları kastediyorum. Yani benimle tanışmayan bir muhabir tabii ki olumsuz etkilenmiş olabilir. Orada çalışan kişiler tabii ki olumsuz etkilenmiş olabilir ama benle yüz yüze görüşüp tanışıp benim tavrımı gören bir insanın bana muhalif olabileceğini düşünemiyorum. Yani makul bir insansa olmaz gibi geliyor bana. Yani özetle ben herşeyin iyi olmasını güzel olmasını Türkiye’nin zengin olmasını halkın mutlu olmasını dışarı çıktığımızda böyle selamlaşalım. Beraber yemek yiyelim eğlenelim yani güzel bir Türkiye olmasını istiyorum. Yani milletin birbirinden korktuğu gözlerini kaçırdığı tedirgin geleceğinden ümit var olmayan bir Türkiye istemiyorum. Yani zengin büyük güçlü bir Türkiye olsun istiyorum. Türk-İslam aleminin lideri olan büyük bir Türkiye istiyorum. PKK sorununu rahatça halleden bunu Türk İslam Birliği düşüncesi içerisinde yok eden bölgenin süper gücü olan büyük Türkiye düşünüyorum hayal ediyorum bu düşünce içerisinde de birinci sınıf insan konumunda dünyanın birinci sınıf insanı olan Türk milletinin dünyaya yön veren bir yapıda olmasını istiyorum. Yani benim için dünyadaki her insan birinci sınıftır. Yani ikinci sınıf üçüncü sınıf insan kavramının ortadan kaldırılması gerekiyor.
Gazeteci: Söyledikleriniz üzerine aklıma geldi de onu da soruyum izin verirseniz mesela siz buradan çıkıp yürür müsünüz Çengelköy’e sahile gider misiniz? İnsanlar sizinle karşılaşınca nasıl tepki veriyorlar sizi görünce?
Adnan Oktar: Dün Nişantaşı’ndaydım. Yani bir tur attım. Geçen günler yine öyle. Bazen büyük çarşılara gidiyorum. Genelde insanlardan yani hepsi demiyim de olumlu tepkiler alıyorum görüyorum yani tanıyan bilen herkes beni sever ama tanımayan bilmeyen bir insan haklı olarak bazen olumsuz telkinlerin etkisi altında kalabiliyorlar. Ama ben bir insanı araştırmadan onun hakkında tek yönlü bilgiyle karar veren insanlara karşı yani fikirlerine ve düşüncesine o kadar saygım olamaz. Çünkü mutlaka araştırmaları gerekir. Yani peşin fikirli tek yanlı düşünen insanlara fikir bazında o kadar saygım olmaz.
Gazeteci: Tepki mi gösteriyorlar mesela size olumsuz yaklaşanlar sizi herhangi büyük bir çarşıda gezerken?
Adnan Oktar: Olabilir diyorum hiç rastlamadım ama mümkündür. Fakat olumlu tepki çok aldım. Çok fazla coşkun bir sevgi bir muhabbet çünkü mağazaların dışına çıkıp gelip tanışmak istiyorlar. Tokalaşıyorlar hal hatır soruyorlar bunların hepsi bir sevgi alametidir. Zaten kitaplarımız çok yaygın olduğu için internet sitelerinde de bütün konuları anlattığım için internet ağının da etkisi çok büyük oldu bu konuda eskiden internet olmadığı bir ortamda sadece basın ne anlatsa ona inanıyorlardı. Ama şu an internet ortamında bu kalkan da kırılmış oldu. İnsanlar benimle internetle bağlantıya geçip doğruları işin derinliğini gerçeklerini öğrenme imkanı buldular.
Gazeteci: Benim söyleyeceklerim bunlar çok teşekkür ederim.