MUHABİR: Evet, değerli izleyicilerimiz güzel bir İstanbul akşamında Kütahyamız’ın, Türkiye’mizin çok önemli, çok değerli bir şahsiyetinin konuğuyuz şu anda. Sağ olsunlar bizi kabul buyurdular. Bizde onu tanımaktan mutlu olduk. Efendim bugün söyleşi yapacağımız konuğumuz, daha doğrusu bizim konuk olduğumuz değerli şahsiyet Sayın Adnan Oktar Hocamız. Sayın Hocam, öncelikle Destan Televizyonu olarak bizi kabul ettiğiniz bu söyleşiye fırsat verdiğiniz için size teşekkür etmek istiyoruz. Aynı zamanda tüm Kütahya’nın selam, sevgi, muhabbet dileklerini size getirdiğimi ifade etmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Çok teşekkür ederim. Sizde lütfettiniz, şeref verdiniz.
MUHABİR: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Değerli olan sizlersiniz bizler naçiz bir kuluz. Hepimiz gerçi öyleyiz. Sizlerin böyle Kütahya’dan gelip bu şekilde röportaj için bizlere yardımcı olmanız bizim için büyük bir şeref, gurur çok güzel Allah razı olsun.
MUHABİR: Estağfirullah biz şeref olduk. Hocam, Kütahya’mız manevi yönü ile kuvvetli şehirlerimizden bir tanesidir.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet.
MUHABİR: Dolayısı ile sizin çok önemli çalışmalarınızı biz Destan Televizyonu olarak zaten her gün asgari 2 saat, 3 saat yayınlıyoruz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Harun Yahya mahlaslı o harika çalışmalarınızı biz değerli izleyicilerimizle paylaşıyoruz. Ama ben programa gelmeden önce küçük bir çalışma yaptım. Bir anket yaptım. İşte sizi sordum Kütahyalılara Adnan Hocamızı tanıyor musunuz? Adnan Oktar kimdir? Kütahya’nın büyük bir bölümü tanıyor ama sizi kimisi işte bu çok güzel çalışmalarınızla tanıyor, kimisi bir bilim adamı olarak tanıyor, kimisi o kamuoyunda çıkan sansasyonel haberlerden tanıyor. Yani, Adnan Oktar’ı herkes tanıyor ama gerçek hüviyeti ile gerçek kimliği ile tam olarak tanıyanın az olduğunu gördüm. Biz bu vesile ile lütfederseniz Adnan Oktar’ı Adnan Oktar bir ilim adamı bir bilim adamımıdır? Adnan Oktar bir yapımcımıdır? Adnan Oktar işte o sansasyonel haberlerde bahsedildiği gibi çevresinde önemli isimlerin çocuklarının bulunduğu bir efendime söyleyeyim bir cemaat midir? Adnan Oktar’ı siz Kütahyalılara net bir biçimde anlatırsanız çok sevineceğiz.
ADNAN OKTAR: Allah insanları yarattığında, yaratılışında insanların fıtratında genel olarak belli bir az grubun dışında kuşkuya açıktır insanlar. Şüpheye açıktır ve her şeyi olumsuz düşünmeye açıktır. Mesela, bir işe girdiğinde o işinin kötü gideceğini düşünür. İmtihana girerse onun başarısız olacağını düşünür. Bir insan varsa ondan kuşkulanır. Onun kendisine kötülük yapabileceğini zanneder. Onun için zamanımızda da insanlar dikkat ederseniz birbirlerine güvenmiyorlar. Birbirlerine güvenen insan hemen hemen çok çok nadirdir. Bir tek insanlar genellikle kendilerine güveniyorlar. Bu bu asrın bir özelliği, halbuki insan çok güvendiği, çok sevdiği yüzlerce insan olması lazım. Binlerce milyonlarca insan olması lazım şeytan işte insanların bu yönünü inananlara karşı tarih boyunca kullanmıştır. Bütün tarih boyunca Hazreti Adem’den itibaren bütün tarih boyunca kullanmıştır. Daha kıyamete kadarda kullanacaktır. Bu imtihanın bir gereğidir. Mesela, Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesselam Peygamber Efendimiz, ne yapıyor Ebu Cehil hemen onun aleyhinde bir şeyler söylüyor ona birisi yazdırıyor Kuran’ı, o da söylüyor diyor farz edelim. Veyahut aklı yerinde değil cünun diyor, mecnun diyor, akıl hastası diyor hasa peygamber için. Veyahut diğer peygamberlere de aynı şekilde çıkarcı diyorlar. Hatta Hazreti Yusuf’a biliyorsunuz cinsellikle ilgili bir iftira atılmıştı ve kadınlar musallat olmuştur. Yani akla hayale gelecek her türlü iftira her türlü oyun mazlum Müslümanlara daima tarih boyunca atılmıştır. Allah yolunda mücadele ederse, dini anlatırsa, Darwinizm’in geçersiz olduğunu anlatırsa bir insan çağımızda ve başarılıda olursa bunu kim yaparsa yapsın aynı şekilde bana söylenenler ona da söylenir. Çıksın birisi masonluğa karşı tavır koysun, masonluğa karşı kitap yazsın, Darwinizm’i Avrupa’da Türkiye’de yerle bir etsin, insanları imana davet etsin, gizli çetelere karşı mücadele versin, kitap yazsın bunu o insanın yanına bırakmazlar kim olursa olsun. Ama bir insan çıkarsa ben Allah’a dine inanmıyorum, ben çapkınım, eğleniyorum gazetede o manşet olur. Çok beğenirler, ne kadar çapkın adam diyor bak falancayı bıraktı şimdi şununla devam ediyor, işte falanca gazinoda eğlenirken diyor çok uygunsuz resimler, elinde içki kadehi, hakikaten geniş çapta renkli basın bu insanları göklere çıkartıyor. Ama bunların özelliği Allah’a, dine ve mukaddesata ehemmiyet vermemeleri oluyor genelinde. Hepsini tenzih ederimde genelinde böyle oluyor. Böyle olunca çok takdir görürler ama ben Müslümanım dediğim müddetçe, Darwinizm’e karşı olduğum müddetçe, masonluğa ve çetelere karşı olduğum müddetçe bu devam eder ve edecektir. Ama haşa Allah esirgesin bir gün ben dinle imanla yok desem, ve o insanlar gibi böyle kadınlarla kızlarla içkili alemlerde eğlensem hah bak ne kadar güzel bak akıllandı, doğru yola kavuştu derler. Bak çok değerli insanmış biz fark edememişiz diyecekler. Bu asla olmayacak bir şey tabi, asla yapmam Allah’ın izniyle evet inşaAllah. Fakat konu budur. Onun için insanların en etkilenecekleri, en etkili sinir uçlarına sinyal verir böyle odaklar, şeytani odaklar. Ne yapar mesela, falanca şahıs geldi işte Adnan Oktar’ın evine, O da adamlarıyla geldi silahlarını çektiler. Zorla o bir genç kızı yahut o şahsı işte mağdur durumda bıraktılar. O genç kızı aldılar silahlarını çekerek onu işte uygunsuz vaziyette resimlerini çektiler. Ve ona karşı şantaj yaptılar, kullandılar. İşte ne yaptı kokain içti. Ne oldu akıl hastası oldu. Şimdi bunların tabi tek tek temizlenmesi gerekiyor. Biz de ne yapıyoruz? Yani mecburen şeytan sürekli oyun oynar. Bu bayanla ilgili bana bir iftira attılar. Dediler ki, işte böyle böyle buna zorla bir uygulama yaptılar. Bende Allah’a çok şükür o devirde çekilmiş bir film o zaman basında çıkan, televizyonlarda çıkan bir film, o vardı onu mahkemeye verdim. Yani hukuk bürosunda olan bir filimmiş. Onun verdik. Filmde baktık ki evin kolonları aşağı doğru sarkıyor. Benim bulunduğum ev asmolen dümdüz tavan, yani evin uzaktan yakından alakası yok. Yani ev tamamen yıkılmadıktan sonra öyle bir ev olması mümkün değil, ayrıca pencereler tavandan tabana kadar benim bulunduğum evde. Orada küçük pimapen pencereler 60 – 70 metrekarelik küçük bir ev. Benim bulunduğum ev yani 400 – 500 metrekare çok büyük bir ev, yani büyük yapılı bir ev, onu mahkemeye bilirkişi ve avukatlar huzurunda sununca, gün gibi olay ortaya çıktı. Filmde ne silahlı adamlar var, ne efendim video çeken adamlar var. İki kişi var, hakikaten uygunsuz durumda bir şahısla bayan var ve evinde uzaktan yakından o evle alakası yok. Bunu ispat ettim ama derler ya bunu ispat edinceye kadarda anlımım derisi çatladı.
MUHABİR: Evet, evet
ADNAN OKTAR: Mesela, kokain iddiası attılar. Onunla da yıllarca uğraştık adli tıpta. Emniyette, yiyeceğimin, içeceğimin içine karıştırılarak kokain verdiler. İspatla ispatlayabilirsen. Gitti, geldi gitti geldi adli tıpa en sonunda adli tıp dedi ki bu kadar yüksek dozda bir kokain 24 saatte insan kanında kalmaz atılır. Ben 72 saatten beri emniyetteyim. Yani öyle bir şey teknik olarak imkansız mümkün değil. Adli Tıp buna rapor verdi. Nasıl olabilir? Ancak emniyette yiyeceğine içeceğine karıştırılarak olabilir tarzında mahkemenin kararı oldu. Adli Tıp’ın da böyle bir kararı oldu. Ve bundan da bu şekilde kurtuldum. Akıl hastası dediler, yıllarca o şekilde akıl hastası olarak değerlendirdiler. Yani, seçme seçilme hakkım elimden alındı, mülk edinme hakkım elimden alındı. Evlenme hakkım elimden alındı. Yani, şahitlik yapma hakkım elimden alındı. Çünkü akıl hastası olunca bütün imkanlar elinden gidiyor. Hepsi elinden gidiyor. En sonunda askeri hastanede tam sıhhatli, aklı başındadır. Ruhen ve bedenen sağlıklıdır diye rapor aldık. Allah’a şükür oradan da yakamı kurtardım. Kahraman ordumuzun tabi askeri hastanelerine giremiyorlar böyle şeylerde orada kurtulduk Allah’a şükür. Öbür yerleri tenzih ederim belki bir şekilde etkilediler veyahut bir yol buldular bilemiyorum. Bu devam da eder ve ediyor da halen de edecek.
MUHABİR: Doğal değil mi etmesi Hocam?
ADNAN OKTAR: Edecek tabi, inşaAllah.
MUHABİR: Şimdi sizin bu çok önemli çok güzel çalışmalarınızın mutlaka rahatsız ettiği bir kesim var.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
MUHABİR: Ben bu soruyu sorarken haşa sizi rencide etmek, efendime söyleyeyim...
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii.
MUHABİR: Bir endişem olduğu için asla ben tanıdığım...
ADNAN OKTAR: Tabii, milletin insanlarımızın bilmesi
MUHABİR: Adnan Oktar’dan böyle bir endişe asla sadır olmadı. Sizinle ilk defa karşılaşmış olmamıza rağmen, o kadar önemli, o kadar değerli çalışmalar yapan bir insandan böyle bir şey sadır olmayacağını ben biliyorum ama ben istedim ki benim çok değerli hemşerilerim, çok önem veriyorlar çünkü sizi gerçekten çok sevenler var, ve onlarda kafalarında Adnan Oktar’ı netleştirmek istiyorlar. Ben sizin ağzınızdan o maksatla bu soruyu sordum. Kaldı ki, sizinde ifade ettiğiniz gibi bunlar devam edecektir. Çünkü sizin o çalışmalarınızın ciddi manada rahatsız ettiği kesimler var.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani bu nefes almadan devam ediyor yani, basında devam ediyor, başka yerlerde devam ediyor. Mesela, benim mahkeme kararına da saygım çok büyük ama şu anda da mahkemenin bir kararı var. Bu çete lideridir dedi amenna bir şey demiyorum yani mahkemenin kararına saygımız büyük. Ama benim çete lideri olmadığımı bütün Türkiye çok iyi bilir. Buna hiç kimse inanmaz. Söylediğim insanlarda tebessümle karşılıyorlar. Çünkü ben bir yazarım 300’ün üzerinde kitap yazdım. Benim bildiğim çete lideri ben çocukluğumdan beri duyarım. Adam öldürür, yol keser, gasp eder, adam dağa kaldırır, bir şeyler yapar yani çete mensubu, e benle ilgili dosyada hiçbir şey yok. Bomboş dosyanın içerisi, mahkeme dosyası, ama mahkemenin takdiri o yönde saygıyla karşılıyorum. Ama mühim olan benim insanlarımın Türkiye’de ki insanlarımın, yurt dışındaki insanların vicdanındaki kanaattir. Vicdanlarındaki kanaat tertemiz yani benimle ilgili bu iddiaya hiç kimse inanmıyor. Vicdanlarda beraat ettik mi? Bitti. Ben vicdanlarda beraat ettiğime göre benim kalbim rahat.
MUHABİR: Hatta ve hatta insanın kendi vicdanında beraat etmesi bence yeterlidir.
ADNAN OKTAR: Evet, evet, evet.
MUHABİR: Diye düşünüyorum hocam. Ben çok uzun yıllar sendikacılık görevinde bulundum haliyle bizimde rakiplerimiz vardı. Ve genel kurulda onu ifade etmiştim. Siz beni suçlayabilirsiniz, kanun beni suçlayabilir, hatta mahkum edebilirsiniz, ama benim beraat etmek istediğim bir tek yer vardır. Orası da benim vicdanımdır demişimdir.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Sizin kendi vicdanınızdaki beraat öyle tahmin ediyorum en önemli unsur ama siz topluma mal olmuş bir insansınız. Çok sevenleriniz var. Sizden istifade etmek isteyen çok insanlar var o bakımdan da kendinizi net bir biçimde o insanlara kabul ettirmek durumundasınız bu sorunun temelinde de bu vardı zaten. Evet, hocam bir bilim adamısınız. Gerçekten Darwin’in Evrim Teorisini tam anlamıyla iflas ettiren birisiniz.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, MaşaAllah.
MUHABİR: Elhamdülillah, ben onu defalarca o konudaki çalışmalarınızı, defalarca izleyerek çünkü ben de ilgiliydim o konularla, eh bundan daha iyisi de daha güzeli de olmaz düşüncesiyle işte onları sık sık değerli izleyicilerimize takdim ettim. Ve telefonlarla o programların o belgesellerin defalarca yayınlanması için ricalar aldım. Bizde o ricaları kırmadık yani, kamuoyunda bu çalışmalarınız takdir görüyor. Bunlar devam edecek mi? Hangi yeni açılımlarla devam edecek? Bu konuda bizzat bizi biraz bilgilendirirseniz.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi yeni peygamberler tarihi diye bir eser var onu hazırlıyorum. O daha geniş kapsamlı bir eser. Sabetaycılık ile ilgili bir eserim var onu hazırlıyorum. Adamlık dini 2 diye bir kitabım var onu hazırlıyorum. Kafatasları ile ilgili bir kitap çalışmam vardı. Şimdi onu genişletiyorum ona yeni ilaveler ekler var. Onu genişletiyorum. CD çalışmaları var. Çalışmalarım benim durmaz inşaAllah .
MUHABİR: CD çalışmaları inşaAllah çok daha önemli çünkü biz millet olarak okuma alışkanlığı olmayan tembel...
ADNAN OKTAR: Estağfirullah.
MUHABİR: O konuda biraz tembeliz. Ama görsel olarak izlemeyi de seviyoruz. İnşaAllah onlar tabi bu da benim biraz kendi egoizmimde var işin içerisinde. Bizde hazırcılık yapacağız. Sizin bu değerli hazırlıklarınızdan, çalışmalarınızdan yayın yolu ile istifade ederek vatandaşlarımıza takdime edeceğiz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Hocam, şimdi son zamanlarda Türkiye’nin gündemini belirlemek çok zor çünkü her gün farklı bir şey yaşanıyor. Bir gün işte bakıyorsunuz gündemde iktidar partisinin kapatılması ile ilgili haber tam başsavcının bu konuda iddianameyi açıklayacağı anda işte bir Ergenekon operasyonu. Dün gene Konya’da bir takım çalışmalar. Yani bir bakıyorsunuz gündeme bir partinin kapatılması oturtulmuşken 3 gün sonra hangi sihirli el değiyor anlayamıyoruz. O gündemin ikinci safhasında kalıyor yepyeni bir şeyler geliyor. Tabi bu iddia edilen Ergenekon ile ilgili çalışma çok ciddi bir tehlikenin içinde olduğumuzun da ifadesi. Yani, çok ciddi erozyonlar yaşamışız kurumlarımız çürümüş. İnşaAllah bu vesile ile bunlar temizlenecek. Tabi bu arada, Hıristiyan alemi ile misyonerlerle olan ilgisi de bizim manevi yönden ne kadar böyle damarlarımıza kadar istismar edildiğimizin bir göstergesi. Böyle bir tehlikenin içerisindeyiz ve ben bu kuşkuyu kendim sürekli hissediyorum. Ben 62 yaşındayım. Ben de önemli görevler yaptım. Artık hatıralarımı yazacak zaman içerisindeyim ama kendimde böyle bir lüksü görmüyorum. Hala bir şeylerin üzerinde çalışma mecburiyetimin olduğunu görüyorum. Çünkü kaygılarım var geleceğimiz ile ilgili kaygılarım var. Yeni jenerasyon ile ilgili kaygılarım var. Ülkemizin bağımsızlığı ile ilgili kaygılarım var. Manevi milli değerlerimizin ciddi manada erezyona uğradığı konusunda çok ciddi kaygılarım var ki bunlar son zamanda gün yüzüne çıktı. Bu konuda Adnan Oktar ciddi bir misyon üstlenmeli diye ben düşünüyorum. Böyle bir misyon üstlenecek mi Adnan Oktar.
ADNAN OKTAR: Allah’ın takdir ettiği kadar tabi elimden geldiği kadar, kaderimde olduğu kadar ne gerekiyorsa Allah için, din için, İslam için yapacağım açık. Fakat Türkiye’nin geleceği flu gibi, bulanık gibi görünmekle beraber bu flu ve bulanık gibi görünme zaten hadislerde belirtilmiş ahir zamanda olması gereken bir doğum sancısıdır. Mesela, bu iddia edilen Ergenekon çetesi bunun taa İttihat Terakki zamanından İttihat Terakki Cemiyeti’nin bir kısım Avrupa’daki ve Türkiye’deki yapılanmayla alakası vardır yani bağlantılıdır. O devirlerden kalma bir olay yani, yeni çıkmış bir şey değil. Kökeninde Hegel hayranlığı, Marks hayranlığı, bir komünist hayranlığı ve komünist gücün varlığına adeta tapınma tarzında bir inanç sistemidir bu. Osmanlı aydınları o zamanlar Darwinizm’den zehirlenmiştir. Darwinizm’in etkisinde kalmışlardır. İmanlarını kaybetmişlerdir birçoğu. Bu sessiz sessiz kendi aralarına dağılmış, kendi aralarında bunun etkisine girmişlerdir. Bir süre sonra dinle İslamla yaşanamayacağı kanaatine varmışlardır ve sonunda Marksist, Komünist bir düşünce içerisine girip bunu bütün Osmanlı’ya hakim etmenin gerektiğine inanmışlardır ve bu zamanımıza kadar da gelmiştir. Olayın aslı faslı budur. Hatta devam da ederdi bu gittikçe güçlenerek de devam da ederdi yani iddia edilen Ergenekon yapılanmasını katlayacak derecede gelişebilirdi fakat hiç ummadıkları bir darbe yediler Darwinizm konusunda. Yani çok şiddetli bir darbe yediler ve Avrupa’da da köklerini kurutan, beslendikleri bütün kökleri ta Avrupa’dan, Amerika’dan kurutan, Türkiye’de de tamamen dip kökleri sökülen bu çalışma sonucunda aydınlar artık Marksist düşüncenin olamayacağını, Darwinist düşüncenin olamayacağını kesin bir kanaatle anladılar. Artık ondan sonra güçlerini kaybettiler yani, irade güçleri kalmadı. Ne yazı yazabiliyorlar artık ben dikkat ettim dergilerinde gazetelerde yayınlanan bir yazı çıkıyor Darwinizmle ilgili dikkat edin son zamanlarda bir yazı çıkaramıyorlar. Eskiden sür manşetten işte şu bulundu, bu bulundu, ara fosiller tamamlandı, son kopuk bağlantı da halledildi gibi yazılar çıkıyordu. Dikkat ederseniz çıt yok. Bu işte yenilmenin sessizliği, yenilmenin böyle bir sessizliği olur. O sessizlik içerisinde güçlerini kaybettiler. Yani, bir komünizminde kendi bir manevi gücü vardır yani, dinsizliğinde bir gücü vardır. İşte bu dinsiz gücü kaybettiler, hırsı kaybettiler, kaybedince de çok rahat ezilecek hale geldiler. Şimdi, aslında onların cesetlerini topluyorlar. Yani bir örgüt zaten kalmadı. Yani fikren yıkılan bir örgütün, içi boş kof bir örgütün, İttihat Terakki’den beri gelen kof bir örgütün, süpürülmesi olayı var şu an. Anladılar ki, ateistlikle, Darwinistlikle bir yere varılmaz bu yanlış bir şey, tamamen bir uydurma ve yalan aldatıldıklarını daha yeni anladılar. Avrupa’da aldatıldığını daha yeni anladı. Amerika’da aldatıldığını daha yeni anladı. Şimdi bak milyon fosil var yüz milyon fosil bunların hepsi yaratılışı ispat eden mahiyette. Buna karşılık bir tane Darwinizm’i ispat eden tek bir tane ara fosil tabir ettikleri fosil yok yani bunun üstüne konuşacak bir şey kalmıyor yani, bunun üstüne ne söylenir, hiçbir şey söylenmez. Şu an alınan neticenin kökeninde felsefi olarak yıkılmış bir yapının kolayca süpürülmesi olayıdır. Neticenin böyle kolay alınmasının sebebi budur ve bundan sonrada devam edecektir. Türkiye imanlı millettir. Türk milleti imanlıdır bu önümüzdeki yıllarda aylarda daha da görülecektir. Özüne dönüyor Türk milleti inşaAllah. Bir süper devlet olacak. Türk – İslam Birliği oluşacak inşaAllah Türkiye bölgede ağabeylik görevi yapacak. Bütün bölge Türkiye’nin manevi liderliğinde bir ferahlığa ve huzura kavuşacak. Ekonomik yönden, maddi ve manevi yönden çok ciddi bir kalkınma, kültürel yönden çok müthiş bir kalkınma ve muazzam bir medeniyet meydana gelecek. Bu sancılar onun alametidir zaten her sancının arkasından büyük bir gelişme olmuştur. Türk tarihine de bakın öyledir. Büyük Türk devletlerinin kuruluşlarında hep böyle sancılı gelişmiştir. Şimdi gene öyle oluyor. Mesela İslam’ın gelişme yılarlıda öyledir peygamber efendimiz (s.a.v) zamanında muazzam sancılar yaşandı. Hatta peygamberimiz (s.a.v) hicret etmek durumunda kaldı. Muazzam baskılar gördü, iftiralar atıldır. Üstüne deve işkembesi atmaya kalktılar. Terbiyesiz ahlaksız insanlar geçtiği yollara dikenler attılar. Olmadık hakaret ettiler, olmadık iftirada bulundular, ama o onlara sadece güzel nasihatte bulundu, Allah sizi affetsin dedi onlar için dua etti. Ve onlardan intikam almaya da kalkmadı. Peygamber efendimiz güzel ahlakıyla gönülleri fethetti. Bende intikamcı değilim. Müslüman zaten intikamcı olmaz. Bende hakkımı helal ediyorum. Hatta söyledim ben mahkemeye de hakkımı helal ediyorum dedim. Beni tımarhaneye koyanlara da hakkımı helal ediyorum. Daha önce gözaltına alıp, günlerce gözaltında tutanlara da hakkımı helal ediyorum, hepsine hakkımı helal ediyorum. Çünkü her şeyde bir hayır vardır. Her şeyi yaratan Allah’tır. Biz imtihan oluyoruz. Tabiî ki çilelerle zorluklarla imtihan olacağız yoksa olgunlaşmıyor insan, ham kalır insan. Yani, altın bile ateşte saflaştırılıyor. Değil mi? Köpüğü alınıyor üstünden, saf altın kalıyor. Ama ateşte altının içindeki bütün kirli maddeleri gidiyor. İnsanda öyle çilede ve zorluk içersinde ruhunu temizliyor ve arındırıyor Allah onu vesile ediyor inşaAllah.
MUHABİR: Evet, Allah razı olsun Hocam, şimdi tabi siz nefsinizi bu şekilde temizleyecek, Cenabı Allah’ın izniyle bu hidayete ermiş bir insansınız. Dolayısı ile sizin bu ifadeleriniz diğer insanlara da çok önemli, çok ciddi bir mesaj olarak gidiyor. Az önceki bir başka ifadeniz beni rahatlattı yani bir Türk- İslam sentezinin olacağı, Türkiye’nin geleceğinin ufkunun açık olduğundan bahsettiniz. Tabi ben, bu konuda hala bir takım kaygıları yaşayan bir insanım. Bilmiyorum siz nasıl takdir edersiniz bence Haçlı Seferleri hiç bitmedi. Halen bu saldırıların kökeninde temelinde bu var. yani bir Türk-İslam sentezinden bahsediyoruz ama işte bunun bu çerçevenin içerisinde olması gereken Irakta bir Amerikan işgali o mezalim var. Keza, Filistin aynı şekilde, İran’la ilgili artık her an her şey olabilir gibi bir ortamın içerisinde Türkiye’nin de çok net bir politikası, stratejisi yok gibi. Dolayısı ile bu sentezin oluşmasında yani biz nasıl bir misyon üstlenmeliyiz. Türkiye ne yapmalı bu sentezin bir an önce hayata geçmesi nasıl sağlanabilir. Bu konuda görüşlerinizi alabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Amerika’nın bu işi yapamayacağını Amerika kendisi gördü. Yani onların yapacağı bir şey değil. Avrupa hiç yapamıyor çekiliyorlar zaten. Irak tek başına zaten bunu yapamaz paramparça olur ve iç savaşlara dönüşebilir, kargaşaya gidebilir olay. Filistin ile İsrail arasındaki olayda yatışmaz. İnşaAllah tek çözüm Türkiye’nin bölgede ağabeyliği kabul etmesi. Ben ağabeyliği size teklif ediyorum diyecek. Bu kadar, resmi ağızdan. Mesela, Azerbaycan’a, Türkiye teklifte bulunsa bugün veya yarın teklifte bulunsa Türkiye ile Azerbaycan birleşsin iki devlet bir millet olarak birleşelim dese. Eğer bunu 48 saat içerisinde kabul etmezlerse gelin bana ne diyorsanız söyleyin.
MUHABİR: Haklısınız.
ADNAN OKTAR: Hemen kabul ederler. Zaten onlar teklif ediyor yani istiyoruz diyorlar. Sadece Türkiye’nin bunu istemesini bekliyorlar. Suriye’ye gidip teklif edelim. Resmi olarak Türkiye ile birleşin. İki devlet, zaten Müslüman devletler. Fakat Türkiye ile birleşin desek hemen kabul eder, Irak’ta kabul eder. çünkü müthiş lehine onların. Huzur gelecek, adalet gelecek, barış gelecek, ekonomi canlanacak, şahlanacak, ve süper devlet
MUHABİR: Denenmişliği de var bir Osmanlı zamanında
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi, tabi yani süper devlet olacaklarını çok iyi biliyorlar. Yani Suriye’nin şahlanacağını çok iyi bilirler. İsrail, Türkiye bölgede ağabeylik yapsa duvarlarına, muvarlarına ihtiyaç kalır mı? Duvarları yerle bir ederler. Müthiş ferahlar, ekonomi şahlanır. İstedikleri gibi gezerler. İstedikleri yere girip konaklarlar. Türk askeri nereye gitse alkışlarlar sevgiyle karşılanıyor. Çok yiğit, efendi mizaçlıdır Türk askeri ve çok adaletlidir. Dünyanın her yerinde sevilir. Afganistan’da seviliyor, Somali’ye gitsin sevilir. Her yerde Bosna’ya gitsin seviliyor. Niye? Çünkü çok vicdanlı, efendi, saygın, adaletli ve makuldür Türk askeri. Ve çok çok vicdanlıdır. Böyle bir anne baba şefkati taşır. Ve çok makul hareket eder Türk askeri. Yani, kendini kaptırmaz. Mutedildir yani, bölgede en iyi yönetim Türk devletinin bölgede ağabeylik yapmasının olacağını herkes ittifakla kabul ediyor. Fakat cesaretle bunu bir kere ağzından çıkartması gerekiyor.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Hükümetin, yani devlet adına bunu söylemesi gerekiyor bu kadar.
MUHABİR: Aynı görüşteyiz o zaman Hocam, hatta ben şöyle tarif ediyorum. Hani derya içinde yüzer deryayı bilmez derler biraz o durumdayız. Şimdi, Suriye buna hazır, Azerbaycan falan hazır ama biz halen daha Avrupa Birliği’ne gireceğiz diye bir çabanın içerisindeyiz ve bundan dolayı da çok ciddi ödünler verdiğimiz kanaatindeyim ben yani damarlarımıza kadar sirayet edildiğini görüyorum ve bunu çok tedirgin ediyor. Bu konuda Adnan Oktar’ın mesajı ne olacak? Avrupa Birliği’ne Adnan Oktar nasıl bakıyor? Aslında söylediniz nasıl baktığınızı Türkiye’nin bir İslam sentezi ile dünyanın en süper ülkelerinden biri olacağını söylediniz ama o Avrupa Birliği sevdasına nasıl bakıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Kanuni Sultan Süleyman, Avrupa ile ilişkileri çok sıcak olan bir padişahtı. Avrupa ile birleşme teklifi gelse kabul ederdi ama bir süper Türkiye ile bunu yapardı. Çünkü o zaman milyonlarca kilometre karedir Türkiye’nin toprak alanı. Çok büyüktü. Biz Türk – İslam dünyasının lideri olarak Avrupa Birliği’ne tabiî ki girelim. Avrupa Birliği yani görülmemiş bir zenginliğe kavuşur öyle bir şeyde. Çin, Rusya, Amerika yani hepsi ekonomik yönden ve her yönden ferahlar ve rahatlar. Çünkü bütün harcamaları şu an askeri harcamalara, güvenlik harcamalarına ayırıyorlar ki yani çok çok büyük bir bölümü buraya gidiyor. Bunlar tamamen ortadan kalkar. Fakire fukaraya, ihtiyacı olanlara gidecektir o paralar.
MUHABİR: Yatırıma dönüşecektir.
ADNAN OKTAR: Yatırıma dönüşecektir tabi. Ve ekonomide güven oluşacağı için tam bir şahlanma olacaktır. Mesela, Doğu Türkistan’ın madenleri işletilemiyor. Azerbaycan’da, Kazakistan’da, bütün Türk devletlerinde muazzam madenler var. Büyük rezervler var, müthiş petrol yatakları var. Hiçbiri işletilemiyor. İslam ülkeleri zaten petrolün en yoğun olduğu ülkeler. Bunların bir araya gelmesinde ekonomik dayanışma yapmalarında kardeşlik içerisinde birbirlerini sevmeleri, saymaları, muhabbet etme durumunda neler olacağını çocuk olsa tahmin eder. Yani muazzam bir gelişme olacağını herkes anlar.
MUHABİR: Evet, hocam şimdi şu ana kadar yaptığımız sohbetten ben satırbaşları halinde değerli izleyicilerimize özet çıkartacak olursam, bir defa tersinden başlayarak, sizin ağzınızdan Türkiye’nin geleceğinin çok flu olmadığı iyi mücehez bir Türkiye,
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
MUHABİR: Türk – İslam sentezi ile birleşmiş ve onlara ağabeylik yapan bir Türkiye müjdesi veriyorsunuz. 2. artık Evrim Teorisi’nin tamamı ile çöktüğünü, belgelediniz, ispatladınız. İslamiyet’in dünyada yeniden ciddi manada vücut bulduğunu bundan sonra inşaAllah Türkiye’de de insanlarımızın İslamiyet’i layık-ı vechile yaşayabilecek şekle geldiğini ifade ediyorsunuz. Bu iddia edilen Ergenekon konusunda da aynı görüşteyiz. Türkiye’nin selameti bakımından yapılmış çok ciddi bir operasyon vücuttaki bir hastalığın bir urun alıp atılması olarak değerlendiriyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, evet
MUHABİR: Bu güzel havadisler, haberler sizin ağzınızdan değerli izleyicilerimize ben sadece Kütahyalılara demek istemiyorum. Çünkü 24 saat internette Destan Televizyonu’nun yayını var dolayısı ile bizi Türkiye’nin ve Dünya’nın her yerinden dinleme şansıda oluyor. Geçen ben duygulandım bizde bir yarışma programına internetten takip eden Almanya’da ki bir hemşerimiz interaktif telefonla katıldı yani sizin bu mesajlarınız sadece Kütahyalılara değil, dünyanın her yerindeki insanlara...
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: bir biçimde aktarma durumundayız. Bu mesajları veriyoruz. Ben sizi çok daha fazla yormak istemiyorum. Ama az önceki söylediklerime rağmen ben her şeye rağmen Kütahya Destan Televizyonu adına buradayım. Kütahyalılar adına buradayım. Sizin Kütahya’da gerçekten ciddi bir saygınlığınız var bir sevginiz bir sempatiniz var.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim.
MUHABİR: Kafalardaki o flu olan şeyleri de kaldırdık zannediyorum bu programda.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
MUHABİR: Kütahyalı hemşerilerimize, Kütahyalılara mesajınız son mesajınız ne olacaksa ben onları almak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Kütahyalı bütün kardeşlerime sevgiler, selamlar iletiyorum. Hepsini çok seviyorum. Kardeşlik bağlarını güçlendirelim. Sağcı, solcu, alevi, sunni hiç fark etmez hepimiz kardeşiz. Hepimiz bu vatanın evlatlarıyız. Allah hepimize ayrı bir özellik ayrı bir düşünce vermiş olabilir o Allah’ın bir yaratması. Bu birbirimize karşı olmamızı gerektirmez. Sevgi içinde, barış içinde, kardeşlik içerisinde bu güzel memleketimizde yaşayalım. Dünyanın en güzel memleketi çok bereketli güzel topraklarımız var. Allah bize lütfetmiş Elhamdülillah bak İstanbul’u da bize nasip etmiş. Güzel İstanbul’u nimetin kadrini bilelim inşaAllah.
MUHABİR: Elhamdülillah İslamiyet ile de bizi müşerref etmiş.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah her şeyin başında en büyük nimet olarak onu vermiş Allah. Elhamdülillah bir de güzel huylu, güzel ahlaklı bir milletiz. Dünya’ya örnek olacağız inşaAllah. Dünya’ya ağabeylik yapacak bir milletiz. Her ferdi Türkiye’nin çok önemli bu devirde. Özellikle bu devirde çok önemli, görev açısından çok önemli. Dünyada insanlara hizmet sunacak onları güzelliğe doğruluğa davet edecek, güzel ahlakı ile örnek olacak bir milletiz. inşaAllah her şey hayırla ve güzellikle devam edecek ve göreceğiz inşaAllah bunları da önümüzdeki günlerde ve yıllarda.
MUHABİR: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam, Allah sizden razı olsun.
ADNAN OKTAR: Cümlemizden.
MUHABİR: Lütfettiniz bizi kabul ettiniz. Bizde bu program vasıtası ile söylediğimiz gibi Kütahyalılara onların Adnan Hoca’yı, Adnan Oktar’ı çok daha net tanımalarına inşaAllah vesile olduk.
ADNAN OKTAR: inşaAllah
MUHABİR: Kütahya’da ki Adnan Oktar’a olan sempati ve sevgi bundan sonra çok daha netleşmiş olarak devam edecektir.
ADNAN OKTAR: inşaAllah, inşaAllah
MUHABİR: Kütahyalılar sizden bu çok önemli çok değerli çalışmalarınızın devamını mutlaka bekliyorlar.
ADNAN OKTAR: inşaAllah
MUHABİR: Bizde bekliyoruz. Bizde bir yayın kuruluşu olarak sizin bu çok güzel çalışmalarınızı ekranlarımız vasıtası ile bütün insanlarla paylaşmak istiyoruz.
ADNAN OKTAR: inşaAllah
MUHABİR: Bu tür değerleri Cenabı Allah bir ülkeye sayılı veriyor. Onlarda görevlerini tam anlamıyla yapmak zorundadırlar. Beni bağışlayın
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. inşaAllah, inşaAllah
MUHABİR: belki haddimi aşan bir ifade oldu ama
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, evet
MUHABİR: Yani en azından ben bekliyorum bunu
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Allah razı olsun, inşaAllah
MUHABİR: Hocamdan, Adnan Oktar’dan bunu ben bekliyorum en azından. Elbette önünüze gene bir takım engeller güçlükler falan çıkacaktır. Ama böyle olmazsa kendinizi sorgulayın.
ADNAN OKTAR: Evet, evet doğru söylüyorsunuz.
MUHABİR: Eğer böyle olmazsa
ADNAN OKTAR: O zaman bir anormallik var demektir.
MUHABİR: Evet o zaman bir anormallik var demektir. Efendim ben çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Bende çok teşekkür ediyorum. lütfettiniz.
MUHABİR: Çok güzel bir söyleşi oldu. Siz lütfettiniz. inşaAllah bu tür programları yapmak hep nasip olur.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, inşaAllah
MUHABİR: Ben çok keyif aldım. Çok keyifli bir program oldu.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ediyorum.
MUHABİR: Allah’a emanet ediyorum sizi.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Hayırlı çalışmalar nasip etsin diliyorum.
ADNAN OKTAR: inşaAllah, inşaAllah
MUHABİR: Evet değerli izleyicilerimiz konuk olduğumuz değerli Adnan Oktar’la, Adnan Hocamızla söyleşimiz burada sona erdi. Efendim Adnan Hocam ve ben buradan size selam, sevgi ve saygılarımızı gönderiyoruz. Hepinizi Allah’a emanet ediyoruz. Hoşcakalın.