Muhabir: İlk görüşmemizden sonra sizin kitaplarınızı takip ettik. Mısır’da var. El Ezher’de var. Irak’ta var. Her yerde var. Bu da sizin dünya çapında bir fikir insanı olduğunuzu gösteriyor. Size şunu sormak istiyorum. Bu seviyeye nasıl geldiniz. Bir hocanız mı vardı? Aileniz mi sizi eğitti veya kendiniz mi karar verdiniz nasıl oldu?
Adnan Oktar: Önce size de ben de hoş geldiniz diyorum. Şeref verdiniz lütfettiniz, çok memnun oldum. Benim ailem laik, klasik bir ailedir. Orta halli. Ankara’da bir aile. Annem, babam, abim beraberdik, anneannem de vardı, dedem de vardı hatta birlikteydik, fakat laik aileydiler. Namaz kılan bir tek rahmetli dedem namaz kılardı. Babam bazen cumalara giderdi. Annem namaz kılmazdı. Abim de kılmazdı. Ben lise yıllarımda, lise sonda zannediyorum namaza kendim araştırarak, inceleyerek Allah’ın varlığının açık olduğunu görerek kendim karar verdim. Ve kitaplar aldım. Çeşitli ilmihaller aldım. Ömer Nasuhi Bilmenin ilmihalini almıştım o devirde. Said Nursi Hazretlerinin kitaplarını aldım. Ona benzer birçok kitap aldım. Hatta Hüseyin Hilmi Işık’ın Tam İlmihali vardı böyle çok detaylı bilgiler bulunan bir kitap onu almıştım. İmam Gazali’nin İhyâsını, İmam Rabbaninin Mektubat’ını, Ebu Leysi Semerkandi Hazretlerinin eserlerini almıştım. Ayrıca çeşitli eserler almıştım yine hazır küçük kitaplar yani asrımızın alimlerinin yahut yazarlarının yazdığı kitapları almıştım. Onları okuyarak gittikçe bilgimi geliştirdim. Sonra akademiye geldiğimde İstanbul’daki Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisini kazanmıştım ben. Üçüncülükle kazandım orayı. Orayı kazandığımda çok da benim için güzel oldu. Yani i istediğim bir şeydi zaten. Şu bakımdan Okul tamamen marksistlerin kontrolündeydi. Markistlerin hakimiyeti vardı. Orada çok rahat tebliği yapabileceğimi düşündüm. Nitekim de yoğun olarak orada tebliğ faaliyetlerine başladım. Okulun koridorlarında ders aralarında hatta dersin içinde bile tebliğ faaliyetlerini yapıyordum. Bazen hocalar gelip o topluluğu dağıtıyorlardı. Atölye derslerinde özellikle hocalar müsaade etmiyorlardı. O şekilde faaliyetlerime devam ettim. Orada şu anda da ünlü olan hocalar vardı. Profesörler vardı. Onlara Evrim teorisiyle ilgili küçük kitapçıklar vardı. Evrim teorisinin geçersizliğini anlatan kitaplar. Onları dağıtıyordum? Onlardan eleştiri istiyordum. Hocam siz bunu okuyup bana eleştirir misiniz diyordum. Ama asıl amacım kitabı okumalarını sağlamaktı tabi. Yani eleştiriden ziyade, okuduğunda netice alacağımı biliyordum. Nitekim de öyle olmuştu. Okulda bir hayli etkili oldum. Bir arkadaş çevrem oluştu. Sonra İstanbul Üniversitesine geçtim. Felsefe bölümüne orada da yine marksistlerin hakimiyeti vardı. Orada da o şekilde yine faaliyetlere başladım. Sonrada bu kitap çalışmalarım, bilinen bunlara başladım. Bu kitap çalışmalarına başladım halen de devam ediyor.
Muhabir: Sizin İslam ile olan ilişkiniz uzun, çok uzun zamandır devam ediyor. Ta lise yıllarından bu yana. Siz bu süre içinde masonlar ile çok karşı karşıya geldiniz. Bize bundan bahsedebilir misiniz?
Adnan Oktar: Ben dünyadaki bu mühim olayların savaşların ihtilallerin kargaşaların kendi başına olamayacağını çocukluğumda tahmin ediyordum. Daha ortaokul lise yıllarındayken tahmin ediyordum. Sonra araştırırken, masonlukla karşılaştım. Tam cevabını bulmuş oldum yani olayların hiçbir şekilde kendi başına gelişmediğini savaşların ihtilallerin organize edildiğini, hatta savaşın başlamasının ve bitişinin de planlı olduğunu birçok savaşın, birinci dünya savaşının, ikinci dünya savaşının da öyle. İhtilallerin de öyle olduğunu gördüm. Masonlar zaten bunu kendileri de kabul ediyorlar. Mesela Marks’ın Karl Marks’ın mason olduğunu birçok kişi bilmez. Lenin’in mason olduğunu birçok kişi bilmez. Mesela Hitlerin masonluğa hayranlığını ve masonlukla bağını kimse bilmez. Aynı şekilde Musolinin de masonlukla bağını kimse bilmez. Mesela locaları hangi locaya kayıtlı olduğunu kimse bilmez. Bunları başıboş zannediyorlar. Halbuki başıboş değil. Mesela Fransız ihtilalini yaptıranlar masonlardır. Hatta kendi adamlarını dahi asmıştır masonlar fransız ihtilalinde. O kadar gözü dönmüş. O kadar karanlık bir yapısı vardır masonların. Böyle dünyayı ahtapot gibi sarmış. Bir örgütü ben tabi görmezlikten gelemem bir müslüman olarak. Çünkü masonluk hedef olarak doğrudan müslümanların kendini hedef alıyor. Doğrudan birinci tehlike olarak müslümanlığı görüyor. Ve İslam’a hizmet eden insanları özellikle hedef alıyor. Dolayısıyla beni de hedef aldı masonluk. Bir tek beni değil tabi birçok müslüman lideri hedef almıştır ama beni de hedef aldı. Uzun yıllardan beri onlarla bir mücadele içindeyiz. Masonluğun bu başarısının nedeni, kirli başarısının nedeni gizli olmasıdır. Müslümanlar merdane açık mücadele eder, ama masonlar gizli mücadele yaptığı için sezilemiyorlar. Görülemiyorlar, dolayısıyla nerede insanın karşısına çıkacağı belli olmadığı için mücadelede çok büyük bir güçlük yaşanıyor. Ama buna rağmen başarılı olamıyor masonluk.
Muhabir: Türkiye’de sizin gibi bir İslam’ı şahsiyet bazı güçlerle uzun zamandır bir çatışma halinde, 80’lerde ta Özal zamanından bu yana. Bu çeşitli vesilelerle oldu. Birisinde mafya ile ilişkiniz olduğu söylendi, birisinde uyuşturucu kullandığınız söylendi, birisinde bir kadının bazı iddiaları gündeme geldi. Bunun gibi tuhaf iddialar ortaya atıldı. Türkiye’de bu iddialarla uğraşacağınıza, yurt dışına çıkmayı düşünmüyor musunuz? Uluslararası alanda da bu kadar ilgi görüyorken.
Adnan Oktar: Türkiye benim vatanım tabi, bütün atalarım burada, ailem burada arkadaşlarım burada, kendi soyum burada böyle bir ortamda ben. Burada ben rahatsızım beni rahatsız ediyorlar. Ben buradan gideyim dediğimde burada bir çok insanı bırakacağım ve onların zorda kalmasını kabul edeceğim demektir. Halbuki benim vatanıma insanlarıma bir saldırı varsa ben her türlü zorluğu kabul ederek burada kalıp, bu mücadelenin içinde durmam lazım. Ya o bir kaçaklık olur o müslümana yakışmaz bu. Yani sonuna kadar zor olan yerde mücadele etmek çok önemlidir. Kolay yerde herkes herşeyi yapar. Zorun içinde başarı çok önemlidir. Zoru başarmak önemlidir. Onun için ben buradaki mazlum insanları masonların eline bırakarak, Marksistlerin eline bırakarak, iddia edilen komünist Ergenekon örgütünün eline bırakarak Türkiye’den gitmem ve sonuna kadar mücadele ederim. En fazla hayatıma yönelik bir şey olabilir, o zamanda şehit olurum. O yüzden müslümanın böyle bir haf damarı içerisinde olması korku yaşaması müslümana yakışmaz, müslüman bu yola girerken her şeyi kabul ederek bu yola giriyor. Mesela Peygamber Efendimiz mücadele ederken hiçbir zaman için zorluktan yılmamıştır. Hiçbir Peygamber yılmamıştır, sahabeler yılmamıştır. Tabiin, tebbei tabiiin hiç kimse zorluktan yılmamıştır. Dolayısıyla bizimde zorluktan yılmamız bizlere yakışmaz. Türkiye inşaALLAH bu zorlukları atlatacak, bu mason istilası kalkacak, komünist derin devletin zulmü ortadan kalkacak, Türkiye refaha ve huzura kavuşacak. Güzel günler zaten yakında. Bunun sevinci içindeyiz.
Muhabir: İslam aleminde birçok değişik organizasyonlar var. Mezhepler var siz bu kişilere neler tavsiye edersiniz.
Adnan Oktar: Benim düşüncemi biliyorsunuz ehl-i sünnet inancındayım. Ehli sünnet inancındayım, yani inanç olarak ehli sünnet inancındayım. Fakat müslümanlar hedef olarak, Kuran’ın belirttiği, Kuran’da Allah’ın bizlere açıkladığı tek hedefe yönelmeleri gerekir; Allah’ın rızası. Her şeyde Allah’ın rızasının en çoğunu aramak lazım. Şeytandan Allah’a sığınırım Allah, “Allah katında en iyi olanınız en takva olanınızdır” diyor. Müminler takva olmaya dikkat edecekler. Takva olmak içinde samimi olmak lazım. Şeytandan Allah’a sığınırım “Allah samimi olan kullarım kurtulur” diyor ancak. Samimi olan kullar. Allah samimiyeti şart koşuyor kurtuluş için, son derece samimi olmak lazım. Mezhep ayrılıklarını bir kere ortadan kaldırmak lazım bu çok büyük vicdansızlık, vahabilik, şiilik, sünnilik hepsi kardeş mezheplerdir. Hep içiçeyiz. Hep kardeşiz. Sakın ha sakın mezhep ayrılığı var diye bir düşmanlık müslümanlar birbirlerine yapmasınlar. Hepsi takva mezheplerdir. Hepsi dine titiz olan mezheplerdir. Hiç ayrımız, gayrımız yok. Hepimiz aynı Allah’a inanıyoruz. Aynı peygambere inanıyoruz. Aynı kıbleye dönüyoruz. Aynı peygamberleri seviyoruz. Her şeyimiz aşağı yukarı aynı. Teferruattaki bu ayrılıklardan dolayı böyle bir muhalefet ruhu çok çok çirkin olur. Şeytanın oyununa gelmek olur. Buna şiddetle dikkat etmeleri lazım kardeşlerimizin. Birde birbirlerini çok sevmeleri, bütün müslümanların birbirini sevmesi. Mesela bir müslümanla bir şii karşılaştığı zaman hemen sarılıp safa etmesi hal hatır sorması, mesela vahibi kardeşlerimizle karşılaştığında onların evine gidip onlara sarılmaları, yemeklerini yemeleri hatta namaz kılarken bazen duyuyorum namaz kılmıyorlar arkasında bu çok anormal birşey. Arkalarında gönül huzuruyla namaz kılmaları lazım. Şii de olur. Vahabi de olur sünni... Hiç fark etmez hepimiz kardeşiz. Bu düşmana malzeme vermek olur. Küfre malzeme vermek olur. Müslümana bu yakışmaz. Ama tabi bu meyanda mesela samimi bir hıristiyana, samimi bir yahudiye de şefkat ve sevgi çok önemli. Yani onlarda Allah’ın bize bir emaneti, onlarda aynı Allah’a inanıyorlar. Aynı peygamberleri seviyorlar. Onlara karşıda bir şefkat ruhu çok çok önemli. Yani böyle hırsla ve kinle bakan bazı insanlar var. Bu Kuran’a uygun değil. Peygamberimizin sünnetine uygun değil. Peygamberimiz zamanında museviler son derece rahat yaşadılar. Hıristiyanlar son derece rahat yaşadılar. Hatta Peygamberimizin bir cariyesi biliyorsunuz Hıristiyandı. Bu çok çok çok yanlış olur. Yemekleri yenir. O insanlardan kız alınıp evlenilebilir. Evlerine gidip yatıya kalırsınız. Sohbet edilir. Onlarda Allah’ın yarattığı bir kul. Allah onların kaderini o şekilde yaratmış. Onun için bu nifaktan kaçınma olayı. Samimi olma olayı müslümanların birbirini sevmesi ve son derece samimi olması çok çok önemli.
Muhabir: Hocam size şunu sormak istiyorum. Masonluk ile olan mücadelenizde son durum nedir? Son zamanlarda neler oldu?
Adnan Oktar: Masonluk Türkiye’de doğrudan bir şeye müdahale etmez. Kendi yan kuruluşları vardır. Yan örgütleri vardır ve illegal bir yapılanması var. İddia edilen Ergenekon Marksist örgütlenmesi, bu devlet içinde gelişen bir komünist derin devlet çetesidir. Devletin içinde bu uzantılarla birçok eylem yapabilmekte aleyhimizde bir çok çalışma yapabilmekte. Bunu da kamuoyu zaten görüyor. Fakat biz bunlara karşı kanunların bize verdiği yetkiyle meşru zeminde hukuki bir mücadele veriyoruz. Akılcı bir mücadele veriyoruz. Güç ilerliyoruz amma ilerlemeye devam ediyoruz. Mesela Avrupa’da da kitaplarımızı yasaklatan güç masonluktur. Masonların bu yönde bir karar aldığını kitaplarımızın bir çok yere sokulmaması için gayret gösterdikleri biliyoruz ama bunlar yinede cılız tedbirler oldu biz onların yasakladığı yerlere internet kanalıyla girdik ve her türlü fikrimizi düşüncemizi yaymaya yine devam ediyoruz. Bu mücadele Hz. Adem devrinden beri olan bir mücadeledir ve kıyamete kadarda devam edecektir. İnananlarla inanmayanlar arasında bir mücadele zaten vardır. Bu her zaman olacaktır. Makul olan bir şey bu.
Muhabir: Dikkat ediyoruz. Görüyoruz ki siz elinizden geldiği kadar siyasetten uzak durmaya çalışıyorsunuz ama son günlerde Kerkük hakkında sizin bazı açıklamalarınız var. Gazetelere verdiğiniz ilanlar var bu konuda ne düşünüyorsunuz.
Adnan Oktar: Kerkük, Musul normalde Türkiye’ye ait topraklardır. Yani Türkiye’ye aitken politik oyunlarla, politik manevralarla Türkiye’nin elinden alınmış ve ayrı bırakılmış Türkiye topraklarıdır. Ama bunun sürekli böyle gideceği diye bir konu yok bir süre sonra Türk İslam Birliği içinde Türk İslam Birliği kardeşliği içerisinde, Irak’ta, Suriye’de, Türk devletleri de Türkiye’nin liderliğinde birleşecektir. Dolayısıyla Kerkük’te dolaylı yoldan kurtulmuş refaha ve feraha kavuşmuş huzura kavuşmuş olacaktır. Biz bunun çok yakın bir zamanda olacağını düşünüyoruz. Aynı zamanda, Irak’lı kardeşlerimizin de kurtuluşu olacak bu. Orada kan dökülmesi anarşi ve teröründe tamamen ortadan kalkacağını düşünüyoruz. Hatta İsrail’inde son derece rahat edeceğini o bölgede alabildiğine özgürce ticaret yapacağını düşünüyoruz. Buna doğru adım adım bir ilerleme var. Yakın bir zamanda bu hedef gerçekleşecek diye düşünüyorum.
Muhabir: İsrail
Adnan Oktar: İsrail evet.
Muhabir: İsrail ne yapacak.
Adnan Oktar: Onlar da rahatlayıp, onlarda kurtuluşa erecek yani Türk İslam Birliği içerisinde, O Türk İslam Birliğinin himayesinde olacağı için İsrail. Bu terör sorunundan şiddetten o da kurtulmuş olacak. Onun duvarları yıkılmış olacak. İsrail’de bir nevi şu an hapishane durumunda. Her tarafı duvarla kaplı. O duvarlar yıkılacak. İsrail’de rahata kavuşacak, bölgeyle çok rahat ticaret yapacak. Üzerindeki baskı kalkacak. Dolayısıyla İsrail’inde diğer müslüman devletlere yaptığı, müslüman ülkelere yaptığı baskı kalkmış olacak. Tam bir barış ve huzur çağı gelmiş olacak. Onun için Türk İslam Birliğinin bir an önce oluşması dünyanın en büyük birinci sorunudur diyebilirim.
Muhabir: Teşekkür ederim. İslam alemi aslında sizinle görüşmeyi çok istiyor. Arap devletlerini, İslam ülkelerini ziyaret etmenizi çok isteriz. O zaman bu insanlar sizi ve eserlerizi daha iyi tanıyacaklardır. Bizce böyle bir ziyaret çok faydalı olacaktır. Bize vakit ayırdığınız için tekrar teşekkür ederim.
Adnan Oktar: Bende çok teşekkür ederim. Tabi ki ben müslüman ülkelere gitmek, kardeşlerimle kucaklaşmak, onları birlik ve beraberlik için teşvik etmek gibi güzel bir ülküyü ve ideali tabi ki özlüyorum ama bu dediklerim yakın bir zamanda mutlaka gerçekleşecek. Ve mutlaka bunu görecekler. Bu konuşmalarımı da hatırlayacaklar. Hakikaten demişti diyecekler. O yüzdende içim çok rahat inşaALLAH.