MUHABİR: Merhaba değerli izleyenlerimiz, yepyeni bir Kum Saati programında daha sizlerle birlikteyiz. Hemen her hafta farklı konuklarımızla sizlerle birlikteyiz, ama bu hafta gerçekten çok farklı bir konuğumuzla sizlerle birlikte olacağız ekranlarınızda. Biraz tanıtayım kısacası kendisini; kendisi araştırmacı yazar ve Bilim Araştırma Vakfı’nın da kurucusudur. Kamuoyunda Adnan Oktar, kitaplarında ve belgesellerde tanıdığımız Harun Yahya bu haftadaki program konuğumuz.
MUHABİR: Hoş geldiniz hocam programımıza.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk teşekkür ederim sizlerde hoş geldiniz şeref verdiniz
MUHABİR: Hoş bulduk, teşekkürler efendim. Ben ilk başta böyle güzel bir misafirperverlik gösterdiğiniz için teşekkürlerimi sunuyorum sizlere hani böyle önceki programlarınızda hep Doğu insanlarının misafirperverliğinden bahsetmiştiniz ama gerçekten örnek bir misafirperverliğiniz vardı, teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim.
MUHABİR: Dilersiniz başlayayım sorularıma hocam
ADNAN OKTAR: Tabi buyurun
MUHABİR: Öncelikle hocam, Harun Yahya, Adnan Oktar kimdir? Böyle bir başlayalım
ADNAN OKTAR: Harun Yahya sizin kardeşiniz, Allah’ın herhangi bir kulu, Bilim Araştırma Vakfı’nın, Milli Değerleri Koruma Vakfı’nın fahri başkanı, etrafımdaki arkadaş grubumun da ağabeysiyim. Yani başka böyle bir dini cemaat lideri vasfım, yahut başka şey vasfım yok. Fakat onların bir kardeşi bir ağabeysiyim etrafımdaki kişilerin. Ankara’da doğdum. Ankara’nın o anlamda yerlisi sayılırım. İlk, orta, lise bütün çocukluğum hep Ankara’da geçti. Fakat asıl memleketimiz İstanbul’muş. Allah kaderde öyle yaptı. Ömrümüzün diğer geri kalan kısmı hep İstanbul’da geçti. Ve devam ediyor inşaAllah, çok güzel bir yer, İstanbul övülmüş bir yerdir biliyorsunuz. Çok dikkat çeken hayati bir şehirdir. Hem akademi tahsilini hem felsefe tahsilini burada yaptım, burada okudum. Biliyorsunuz yetmiş dokuzdan, seksen üçe kadar Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’ndeydim, seksen üçten sonra da İstanbul Üniversitesi Felsefe Ana Bilim Dalı’nda öğretim gördüm. Fakat tabi yazarlığı seçtim ben yazar olmayı kitap yazmak, CD’ler çıkartmak, dergiler çıkartmak o yönde faaliyetler yapıyorum. Amacım Türkiye’nin, Büyük Türkiye olması. Türk İslam Birliğinin oluşması, herkesin birbirini sevmesi, sokakta insanlar karşılaştığında birbirlerine selam vermeli, sevgiyle bakmalı, coşku olmalı, dostluk kardeşlik olmalı diye düşünüyorum. Ben yıllardan beri Türkiye’de sürekli bir gerilim olduğunu görüyorum. Yani bir sevgisizlik, gerilim. Herkes herkesi işte millet birbirini ihbar eder. O onun ayağına çelme takar o onun ayağına çelme takar. İyi insanlar da var şüphesiz ama, böyle bir sistem de var. Ben bu sistemin ortadan kalkmasını, sevginin hakim olmasını istiyorum. Bu da ancak Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle olur diye düşünüyorum.
MUHABİR: Hocam önceki röportajlarınızda liseden sonra dine daha yatkın olduğunuzu ve bu yola başvurduğunuzdan bahsetmiştiniz. Yani lise çağlarındayken sizi bu yola iten sebep neydi?
ADNAN OKTAR: Ben lise sonlara doğru gerçi biraz ilginç olacak ama maddenin gerçek anlamda olmadığını fark ettim. Yani maddenin bir hayal olduğunu, yani dışarıda madde var ama biz maddenin hayali ile görüşüyoruz, bunu fark ettim. Bu bende çok olumlu etki yapmıştı. Çok imanımın artmasına vesile olmuştu. Ama tabi bir tek bu değil, birçok şey Türkiye’nin anarşi içinde olması, bir kısım Müslümanlara yapılan zulüm bunlar hepsi benim dikkatimi çekmişti. Bunlar hepsi dindar olmama vesile oldu. Said Nursi’nin eserleri, özellikle Said Nursi’nin kitaplarından çok etkilendim. Bu asrın çok önemli büyük bir alimidir Said Nursi Hazretleri, çok değerli bir insan. İmam Rabbani’den çok etkilendim onun kitaplarını okudum Mektubat-ı Rabbani’yi, o da çok samimi dille yazılmış çok güzel bir eser. İmam-ı Gazali’nin İhyası’nı okudum. Ondan çok etkilendim. Ama genellikle hep düşünerek elde ettiğim, Allah’ın vesile ettiği bir gelişme oldu.
MUHABİR: Geçmişte gerçekten çok sıkıntılı dönemler geçirdiniz hocam. Çok kötü iftiralarda bulundular size ve hepsinden çok şükür alnınızın akıyla çıktınız. Bazıları da şu anda devam ediyor. Bunun sebebi neydi? Yani sizi kamuoyuna tanıtmak mı? Yoksa önünüzü kesmek miydi?
ADNAN OKTAR: Böyle bir faaliyet materyalistler için, Marksistler için hatta faşist zihniyette olan insanlar için, kapitalistler için, çıkarcı çevreler için olağanüstü tehlikeli bir hareket bu düşünce ama asıl Darwinizm. Yani adamların dini. Bütün sistemi, bütün kafayı, bütün mantığı, bütün inançları onun üstüne kurmuşlar. Darwinizm’i bu kadar şiddetli ezmek bu kadar şiddetli yerlebir etmek tabi onları çok çok sarstı. Arkasından da Masonlukla mücadele yani bir adamı kızdırmak için bu düşüncedeki insanları kızdırmak için elimden gelen her şeyi yapmış oluyorum
MUHABİR: Apaçık ortada olmuş oluyor yani
ADNAN OKTAR: Bir anlamda yani gelin beni öldürün der gibi bir laf bu. Bir çalışma, bir faaliyet. E onlarda tabi ellerinden geleni artlarına koymadılar. Gazeteleriyle, basınıyla, televizyonuyla, medyasıyla, radyosuyla, elinden ne gelirse, fısıltısıyla, kitle propagandasıyla bütün gücünü kullandı. Halkın bilinç altına etki edebilecek bütün iftiraları attılar.
MUHABİR: Bazı mankenleri kullandılar.
ADNAN OKTAR: Evet evet mesela o olayda da yani onu ispat edemeseydik o benim üstümde kalacaktı. Allah esirgesin. Allah’a çok şükür ki; onu ispat ettim. İki evin farklılığını ispat ettim mahkemede. O ev biliyorsunuz, benim kaldığım ev asmolen, tavanı düz, o evin de kirişli tavan yani kirişler aşağıya doğru sarkıyor. Bir onu gösterdik iki binanın arasındaki farkı gösterdik bir oradan kurtulduk. Bir de pencerelerin büyüklüğü, benim bulunduğum evde pencereler çok büyük, yerden tavana kadar. Orada da küçük, pimapen oradan bir kurtulduk. Kokain iftirası attılar onda da Allah yine ayaklarına dolandırdı. Onu da kurtardık.
MUHABİR: Onu da kurtardınız evet
ADNAN OKTAR: Evet Allah’a çok şükür ispat ettik mahkeme kanalıyla, yani emniyette yiyeceğime karıştırıldığını adli tıp tespit etti. Avrupa’nın her yerinden getirtirdik. Çünkü adli tıp işi ağırdan almaya başladı. Biz de yurtdışından getirtirdik bu sefer ayrı yabancı adli tıp kurumundan kokainin emniyette verildiğini ispat eder şekilde rapor getirtirdik. Sonunda adli tıp da evet bu şekildedir dedi
MUHABİR: Yemeğine katılarak
ADNAN OKTAR: Evet emniyette verilmiştir dedi. Ondan da o şekilde kurtulduk. Ama önü arkası gelmiyor. Sonra bir ara biliyorsunuz deli dediler. Tımarhaneye koydular. Sonra yine akıllı diye rapor verdiler.
MUHABİR: Askerdeyken
ADNAN OKTAR: Evet askerliğime engel olarak. Sağlamdır, akli dengesi yerindedir, ruhen bedenen bir sorunu yoktur şeklinde rapor verdiler askeri hastanede. Yani önü sonu yok. Kesilmiyor ve kesilmez de devam eder de bu normaldir. Mücadele adamı zaten bunu kabul ederek ortaya çıkıyor. Yani kabul etmeden ortaya çıkma olmaz. Negatif ile pozitifin, iyi ile kötünün, gece ile gündüzün bir mücadelesi vardır. Dünyayı Allah böyle yaratmıştır. Bu mücadele devam edecektir. Ölünceye kadar da devam eder, kesilmez.
MUHABİR: Mutlaka devam edecek, yani mücadelenizin önünü mutlaka kesmeye çalışacaklar
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah, inşaAllah
MUHABİR: Peki hocam bu kokain davasında şu anda iddia edilen Ergenekon’da yakalandı. Çıkartılıp şekilde deşifre edildi. Kokain suçlamasında iddia edilen Ergenekon’un size göre şeyi var mıdır? Eni konu bir bağlantısı var mıdır?
ADNAN OKTAR: Bu tam klasik tipik bir iddia edilen Ergenekon eylemi. Yani tam organize şekli, delice cesareti göstermeleri, kokaini rahat bulmaları, yemeğin içine karıştırmalarındaki pişkinlikleri, hiçbir şeyden çekinmemeleri, bu tam klasik bir iddia edilen Ergenekon eylemi. Zaten biraz kurcalarsa hemen anlaşılıyor. Yani isimler kurcalandığında şakır şakır bir idodia edilen Ergenekon tablosu ortaya çıkıyor tabi inşaAllah
MUHABİR: Ortaya çıkar diyorsunuz
ADNAN OKTAR: İnşaAllah inşaAllah
MUHABİR: Peki hocam şöyle bir soru yöneltsek size, bu iddialardan sonra, bu karalamalardan sonra Adnan Oktar kamuoyunda nasıl tanınmaya başlandı? Nasıl tanınıyor?
ADNAN OKTAR: Evet Müslümanlarda bir hayranlık sevgi oluşuyor. Sağcı kesim mesela Ülkücülerde olsun, Müslümanlarda, dindarlarda, tarikatlarda çok yoğun bir sevgi duyar. Mesela Nakşibentler beni çok severler, bütün nakşi tarikatlar beni çok severler. Kadiri tarikatlar çok sever. Mesela Türkiye Gazetesi grubu, Ortadoğu Gazetesi olsun, Yeni Şafak olsun, Önce Vatan hatta diğer birçok sağcı gazete de ve onların çevreleri de, birçok parti mensubu da beni çok severler. Ama sol ve materyalist olanlar Darwinst olanların içinde epey bir kesimin tabi bir kuyruk acısı tarzı tabir edilen bir öfkeleri oluyor. Ama ben bunlara hak veriyorum. Hakkımı helal ediyorum. Yani ben bunlara karşı bir kin, cezalandırma arzusu yok. Mesela bu kokaini yapan adamlar, bu iftirayı atanlar cezalandırılsın demiyorum ben. Sadece ortaya çıksınlar pişman olduklarını söylesinler yeter bana. Ben yani hiç kimsenin böyle ezilmesini, hapsedilmesini, canının yakılmasını istemem. Fakat tabi bunun devam etmesini istemem, bu tip olayların devam etmesini istemem. Allah hepsini hidayet versin. Allah ıslah etsin. Doğru yolu göstersin. Kuran Ahlakı ile ahlaklanmalarını nasip etsin. Çünkü her şeyi yaratan Allah’dır. Onlar da bir gölge varlıktır işin doğrusu, yani eğer batınına, deriliğine olayın girersek bunların hepsinin yaratılışında bir hayır vardır. Allah sabrımızı ölçüyor dünyada. Bize bizi göstertiyor, nasıl bir insan olduğumuzu göstertiyor. Onun için hepsinde hayır var. Ben o yönlüyle tedirgin değilim.
MUHABİR: Peki hocam hep Darwinizm’den bahsediyoruz. Belki izleyicilerimiz birçoğu da yabancı kalmıştır bu kelimeye Darwinizm nedir? Bunu bir öncelikle sizin dilinizden dinleyicilerimiz, izleyicilerimiz için bir yorumlayalım
ADNAN OKTAR: Darwinizm belki üç bin yıllık dört bin yıllık geçmişi olan batıl bir şaman dini ve putperest inancı. Yani bütün kainatın, bitkilerin, hayvanların, insanların bütün canlıların tesadüfler sonucu yaratıldığına inanan, tesadüfü ilahlaştıran, maddenin tesadüfler sonucunu çok akıllı hareketler yaptığına inanan akıl almaz gariplikte bir din.
MUHABİR: Dinimize kesinlikle çok aykırı bir şey,
ADNAN OKTAR: Tabi ki. İşte çamurlu suda tesadüfen proteinler oluşmuş, proteinler de bir anda içinde hücreler oluşmaya başlamış, hücreler sonra kol bacak çıkmaya başlamış, sonra göz, kulak, ağız burun çıkmış. Sonra Einstein’lar, Newton’lar, bilimadamları, Atatürkler, Fatihler ortaya çıkmış. Bunların inancı bu. Biz de buna karşı işin doğrusunu anlattık. Allah dedik yerin altına yüz milyon adet fotoğraf yerleştirmiş, ki ilerde insanlar bunları bulsun yaratılışı anlasınlar diye. Bu yüz milyon fosil fotoğrafına baktığımızda, canlıların hiçbir şekilde değişmediğini görüyoruz. Yüzmilyon fosil bulunmuştur şu ana kadar yer altında, ama buna karşılık tek bir tane evrimcilerin tarif ettiği tarza ara fosil tabir ettikleri yani böyle geçiş aşaması varlıklar ve anormal varlıklar, bunlardan tek bir tane bulunmamıştır. Bulunanların hepsi mükemmel ve tam teşekküllü canlılara ait bulunmuştur. Yarım hiçbir canlı bulunmamıştır. Fakat bu bilinmiyordu. Bu gizliydi. Fosilleri de kimse bilmezdi. Eskiden fosil gören var mıydı? Bilmiyordu kimse. Bak şimdi her yerde Türkiye’nin her yerinde fosil sergileri var. Fosilleri insanlar elleriyle tutabiliyorlar, gözüyle görebiliyorlar. Ama en ziyade benim Yaratılış Atlası’m çok etkili oldu. Fransa yani tarihinin en büyük felaketi olarak bunu aldı. Fransa tarihinin en büyük felaketi olarak alıyorlar, gece baskını diyorlar benim kitaplarım için, deprem etkisi yaptı, atom bombası etkisi yaptı diyorlar. Hakikaten Fransa şu an sus pus, tamamen Darwinizm konusu hal oldu Fransa da. Giden kitap sayısı çok az ama etki çok büyük.
MUHABİR: Etki çok büyük doğru diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah daha da bu düşünceniz en iyi şekilde yayılacaktır.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Peki Yaratılış Atlası’ndan sonra yeni bir çalışmanız var mı? Ve ne zaman çıkarmayı düşünüyorsunuz hocam?
ADNAN OKTAR: Yaratılış Atlasının işte dördüncü cildini hazırladım, beşinci cildi var onu hazırlıyorum. Peygamberler Tarihi var çok geniş bir çalışma onu hazırlıyorum.
MUHABİR: Peygamberler Tarihi?
ADNAN OKTAR: Evet Peygamberler Tarihi, kafataslarıyla ilgili bir kitabım olmuştu, şimdi onun ikinci cildini hazırlıyorum. Adamlık Dini denen kitabımın ikinci cildini hazırlıyorum. İkinci cildi o da çok geniş kapsamlı bir eser. Aşağı yukarı bütün günümü alıyor bütün bunlar
MUHABİR: MaşaAllah hocam
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Sizde bayağı çalışkansınız ve öyle umuyoruz ki inşaAllah Rabbimiz bu emeklerinizi boşa çıkarmayacaktır.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Hep röportajlarınızda Mehdi’den bahsediyorsunuz. Peki bizler Mehdi’yi nasıl tanıtacağız? Belirgin özellikleri var mıdır?
ADNAN OKTAR: Mehdi en belirgin özelliği en açık özelliği İslam bütün dünyaya hakim olur, ona bir şahıs vesile olduğu bilinir. Ve Hz. İsa A.S ile namaz kılarlar Hz. İsa onun imamlığını kabul eder ve onun iki omzuna bastırarak diyor, iterek onu namaza geçirecek diyor, imamlığa geçirecek diyor rivayette. Biz bu kişiye gönül huzuru içerisinde herhalde Mehdi’dir, diyeceğiz inşaAllah. Ama fizik alametleri olarak, yani bunlar kesin belirleyici olmamakla beraber zaten hiçbir zaman için kesin diyemeyiz Allahualem diyeceğiz. Küçük burunlu, geniş alınlı, kavisli kaşı deniyor. Yanağında bir ben vardır deniyor. Orta boyludur diyor, göğsü geniş, karnı geniştir diyor, uylukları geniştir diyor, sırtında Peygamber Efendimiz’in mührü gibi ben vardır diyor sırtında, sakallıdır diyor, siyah saçlıdır diyor, yüzü nuranidir diyor güzel yüzlüdür diyor rivayetlerde, dişleri düzgün ve güzel olduğu parlak dişleri diyor, yüzü parlaktır diyor rivayetlerde. Yalnız Mehdi’nin tarifi kadar hiçbir tarif yoktur. Yani çok şiddetli bol delil vardır Mehdi ile ilgili. Mesela Hz. İsa A.S’ınki çok azdır. İsa zıttı, antikrist denen deccalle ilgili de eh fazla yine belirleyici deliller vardır ama, Mehdi ile ilgili sanki bir fotoğraf tarifi gibi çok detaylı tarif vardır. Mesela yürüyüş şekli bile söylenmiştir, yürüyüşte hep uylukları ayrık yürür diyor, yürürken diyor Mehdi için, yani çok çok detaylı, mesela uylukları geniştir diyor rivayette, konuşurken konuşmada zorlandığında elini kullanır diyor mesela rivayetlerde. Ahlakına ait çok detaylı bilgiler var. İşte şefkatli olması, merhametli olması, akılcı olması. Fakat en çok Said Nursi Hazretlerinin de izahları çok hayret vericidir bu konuda. Said Nursi Hazretleri, Mehdi’nin hem zamanını bildiriyor, hem de nerede çıkacağı hakkında bilgi veriyor inşaAllah Allahualem diyerek, hem de hiç duymadığımız ilginç bilgiler veriyor. Mesela materyalizme karşı diyor mücadele edecek tabiyyun taununa karşı mücadele edecek diyor, en birinci vazifesi budur diyor. Yani Darwinizm’e karşı öldürücü darbeyi indirecek diyor. Bununla birinci vazifeyi tam yapmış olacak diyor. Onun bu vazifeyi yapmak için diyor, vakit ve hal buna müsaade etmez diyor. Vakti çok dar olur diyor Mehdi’nin diyor. Ondan evvel bir tayfa diyor uzun tasdikatıyla hazırladıkları eseri, kendi hazır programı olarak neşr ve tatbik edecek diyor Said Nursi Hazretleri. Yani kitap hazırlıklarında bir bir kendisi hazırlamaz diyor. Yani hazır eserleri alır kullanacak diyor onları bir araya getirecek diyor. Bizim de Mehdi beklentimizde Mehdi gelecek biz bekleyelim demiyoruz, Mehdi öncüsü olarak mesela ben de öyle bir Mehdi öncüsüyüm kardeşlerim de bir Mehdi öncüsüdür. Bütün gücümüzle gayret ediyoruz, çalışıyoruz. Yani bu evsafta bir Mehdi gelecek bekleyelim bizi kurtarsın demiyoruz. Mesela Mehdi madem Darwinizm’e karşı bir mücadele edecek biz bekleyelim demiyoruz, biz de bütün gücümüzle Darwinizm’e karşı mücadele veriyoruz, materyalizme karşı mücadele veriyoruz. Ki Mehdi bizi geldiğinde vazife başında bulsun, İsa A.S da geldiğinde bizi vazife başında bulsun diye bu gayret içindeyiz.
MUHABİR: Peki hocam farklı bir soruya gececeğiz tekrardan. Kıyamet alametleri nelerdir? Kaç tanedir? Bunların şimdiye kadar kaçı gerçekleşti size göre?
ADNAN OKTAR: Kıyamet alametleri Peygamber Efendimiz ahir zamanı adeta bir film gibi, sanki görerek bütün detaylarıyla çok kapsamlı tarif etmiş. Ama hayret edilecek bir tarif etme var. Mesela bu İran - Irak savaşını çok detaylı tarif etmiş, Irak’ın işgalini, Bağdat’ın bombardıman yapılacağını Bağdat’ın helak olacağını yıkılacağını bunları çok detaylı anlatıyor. Bunların hepsi tek bir zaman diliminde olacağını Peygamber belirtiyor. Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları olacak diyor on beş gün arayla diyor. Hayret edilecek şey Hicri 1400 de oldu. 1401 de oldu. Yani Hicri 1401 Ramazan ayında on beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları oldu.
MUHABİR: Dünkü güneş tutulmasını buna bağlayabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Bu ayrı bir alamet. Gökte harikalar olacağı zaten belirtiliyor. Yani ahirzaman Mehdi zamanında. Mesela Fırat’ın suyu kesilecek diyor. Bir kere kesilmiştir Fırat’ın suyu, baraj yapılınca kesilmiştir. Keban Barajı yapıldı biliyorsunuz Fırat’ın suyu kesildi. Ve gazetelerde yazdı. Fırat’ın suyu kesildi dedi. Mesela bu çok büyük bir mucize. Çöllerin yeşereceği rivayette belirtilmiştir hadislerde. Mesela binaların yükseleceği belirtilmiştir. Afganistan’ın işgal edileceği Mehdi devrinde, belirtilmiştir. Hatta Irak’ın işgalini yabancı ülkelerin bir araya gelerek, çok sayıda sancaklar halinde orayı işgal edeceği belirtiliyor. Buna benzer üç yüze yakın rivayet var. Tamamı gerçekleşmiştir. Mesela hatta o devrin teknolojisi de belirtiliyor. Çok acayip, kişiler diyor kendi ellerindeki kamcıyla konuşuyorlar diyor. Kamçı mesela cep telefonları biliyorsun elle tutuluyor, mesela kişi diyor ayakkabısının topuğuyla konuşacak diyor. İnternette baktık ayakkabı topuğuna yerleştirilmiş verici ve telsizler var. Onları ben İnternet harunyahya.org’a, harunyahya.net’e girenler görürler ahir zamanlar ilgili, Mehdi ile ilgili kısımları bunları göreceklerdir. Yani o kadar çok ki, mesela ürün alımında çoğalma belirtiliyor. Mesela buğdayların çok fazla ürün vereceği, buğdayda ürün artışı olacağı söyleniyor. Öküzsüz ve sapansız tarlalar sürülecek diyor. Makineli tarıma işaret ediyor. Bu çok açık öküz olmadan tarlalar sürülecek diyor. Yani Peygamber’in bu kadar çok mucize göstertmesi, yani tek başına şu bile peygamberliği açısından kesin delildir. Yani ve tamamı çıktı dediklerinin. Mesela İsa diyor oturduğu yerden bütün dünyayı görür diyor baktığında diyor. İnterneti işaret ediyor. Hakikaten bugün değil mi tepeden uydudan ben bizim evin geçenlerde baktım uydudan görüntüsü görülüyor. Baktım böyle, istediğiniz her yere bakılabiliyor. Bakar dünyanın her yerini görür diyor. İnterneti işaret ediyor İsa zamanındaki, İsa’nın gelişinin yaklaştığını göstertiyor bu. Bunu benzer yani çok çok şaşırtıcı, hayret edilecek Peygamber Efendimiz’in mucizeleri oluşmuştur. Peygamberimiz Efendimiz hem bak vefatından sonra da mucizeleri devam ediyor, sıcak bağlantılı ümmetiyle, sıcak bağlantı hiç kesilmiyor. Yani bütün dedikleri tek tek çıkmıştır. Ve devam ediyor. Mehdi zamanında yağmurların kesileceği söylüyor. Mehdi’nin zuhurundan önce. Mehdinin zuhur etmesiyle bak yağmurlarda kesilme oldu. Ve kuraklık başlayacak diyor rivayetlerde. Mehdinin zuhurunda da bol bol yağmur yağmaya başlayacak diyor. Şimdi onlar işte küresel ısınma falan diyorlar, küresel ısınma, bir sene içinde küresel ısınma olur mu? Yani mucizeye ne açıklıkla getireceklerini yok bilemediler. Halbuki küresel ısınma uzun bir zaman periyotuna yayılır.
MUHABİR: Değerli Kum Saati izleyicileri programımız kaldığı yerden devam ediyor. Televizyonlarını yeni açan dostlarımız için ben tekrardan bu haftadaki program konuğumuzu anımsatmak istiyorum. Kendisi araştırmacı yazar, Bilim Vakfı’nın kurucusu ve birçok belgesellerde izlediğimiz Harun Yahya belgesellerinin de yapımcısı, Harun Yahya. Hocam biraz evvel güzel konulara girdik. Güzel muhabbetiz oldu. Peki Yecüc ve Mecüc Yahudiler ve Hıristiyanlardır diyebilir miyiz? Bunu bana yakın bir arkadaşım sordu. Hocamıza lütfen benim adıma sorun diye.
ADNAN OKTAR: Ehli kitap Kuran’da dost olunabilen, arkadaş olunabilen, yemekleri yenilebilen, hatta onlardan kız alınıp evlenilebilen bir topluluktur. Dolayısıyla Yecüc ve Mecüc olması ile alakası yoktur tabi ki, ama bir dinsiz Hıristiyan yani Hıristiyanım diyor ama dinsizdir. Mesela ateist bir Yahudi. Pek tabii ki hem Yahudilerin hem Hıristiyanların hem de Müslümanların karşıtı oluyor ve mücadele veriyorlar bunlar. Yecüc ve Mecüc’ün zuhuru Hz. İsa’nın zamanında olacaktır. Muhtemelen Orta Asya’daki vahşi, çapulcu, bazı kabileler Mançur, Mongol, Mançuryalı kabilleler genellikle bunların ahir zamanında bir terörist faaliyet olarak tabi insanlığın askeri yönden de zayıf olduğu bir dönemde kendilerince saldırganlaşıp tepelerden, dağlardan herkese insanlığa saldıracakları bir dönem olacaktır. Fakat bu da Hz. İsa A.S zamanında engellenecektir. Yecüc Mecüc yani kısa sürede çoğalacakları belirtilen bir kavimdir. Ama belki de bir ihtimal insanların böyle genetik yapısıyla uğraşılması sonucunda insanla köpek arası garip bir mahluk da meydana getirebilirler. Bunların çoğalması sonucunda da yine o bölgelerde oralarda hazırlanıp oralarda meydana getirip bunların insanlığın üstüne salınabilir belki. Yani böyle bir şeyden de şüpheleniyorum. Yani bu mümkün. Yani insanların genetik yapılarıyla çünkü son zamanlarında oynamaya başladılar. Mesela köpek gibi yahut ona benzer bir hayvanın genetik kodlarını insanın genlerine aşılayarak garip bir mahluk elde edebilecek olabilirler. Tabi bu da Allah’ın dilemesi Allah’ın yaratmasıyla olur. Bu da Yecüc ve Mecüc olarak ortaya çıkabilir.
MUHABİR: Ama zaten bu tarz bir çalışma Amerikan’ın ve Yahudilerin var gibi
ADNAN OKTAR: Evet var.
MUHABİR: Çalışmaları var yapıyorlar, yani bir çok çalışma arasında bunlar da var. Peki hocam günümüzde artık bir çok cemaat var. Yani bu cemaatlerin yüzünden artık dinimize farklı yönlere çekiyorlar. Yani yanlış anlaşmalara da sebep oluyor. Sizce hangisine inanabiliriz? Yani gerçek amaçlarını nasıl anlayabiliriz? Hangisi iyi cemaattir? Hangisi kötü cemaattir? Bunu nasıl anlayabiliriz hocam?
ADNAN OKTAR: Müslüman cemaatlere bakarken genellikle şefkatle bakmak lazım, yani sevgiyle bakmak lazım, eksikleri kusurları bile olsa her halükarda dinsiz olacaklarına Müslüman olmuşlar. Ve kendilerince samimi gayret ediyorlar. Ama tabi ki her cemaatin yahut her düşüncenin eksik veya yanlış yönleri olabilir. Bu mümkündür. Ama genel anlamda Allah’a inananlara dine inanlara karşı bir merhamet anlayışı bir şefkat anlayışı, onların iyi niyetli olduklarını düşünerek onlara sempatiyle bakılmasını gerektiğini düşünüyorum. Ama fert fert nasıl değerlendireceğiz. Hangi cemaati destekleyeceğiz. Bizim en güzel cemaatimiz kalbimizdeki vicdanımızdır. Vicdanımız bize en güzel doğru yolu göstertir. En isabetli hareketleri yaptırtır. En samimi halimiz en güzel cemaate mensup olduğumuz halimiz olur. Ne kadar samimiysek, ne kadar candan vicdanımıza uyuyorsak en iyi cemaate mensup olmuş oluruz.
MUHABİR: Ama hocam o kadar çok cemaatler var ki. Yani hatta cemaatleri de bırakalım. O kadar çok dini hocalar var ki televizyon ekranlarına çıkan, halkı yanlış ve saçma sapan şeylerle bir şeyler izah etmeye çalışan insanlar var. Mesela hazır Ramazan ayı da yaklaşmışken belki dinleyenlerimiz izleyenlerimiz anımsar. Bir ilahiyat hocası şöyle demişti. Kişiler Ramazan’da orucunu sevişmeyle de açabilir, demişlerdi. Yani böyle bir şey olabilir mi? Yani bu tarz hocalardan bahsediyorum yani vicdan diyoruz ama şefkatle yaklaşalım diyoruz ama nereye kadar yani ne kadar bir şefkatle davranmak lazım?
ADNAN OKTAR: 50- 100 sene öncesine kadar böyle bir tehlike vardı, ama internet her türlü sapkın düşüncenin, anormal düşüncenin kılıcı. İnternetle baş edemez. Hiçbir sapkın düşünce, hiçbir sapkın fikir, baş edemeyecektir. Onun için mesela, farz edelim, böyle birisi böyle bir şey dedi. Şahıs gene internete bakar, bu adam yanlış söylüyor diyecektir. Yani çok kolay artık. Kim nerede delilik yapsa bir çılgın fikir ortaya atsa, onun internette mutlaka cevabını bulabiliyorlar. Mutlaka bir karşıtı olabiliyor. İnsanlardan, maşaAllah, Türk milleti bayağı bir zekidir, çok zekidir. Böyle her lafa aldanmaz. Zaten anormal söz hemen, ta başlangıcında, iticiliğiyle kendini gösterir. Hemen anlaşılır. Yani insan feraset ve basiret sahibidir. Anormal sözü daha ağızdan çıkarken, insanlardan hisseder. Bir de internet imkanı varsa, zaten öyle, yalan beyanda bulunan, dini yanlış yorumlayan insanların riski tamamen ortadan kalkmış oluyor, özetle. İnternet olduğu için.
Muhabir : İşte internet olmayanlar için de diyelim?
ADNAN OKTAR: Ha orada olmayanlar için,
Muhabir : Yani televizyonda, en çok kitleye sahip olan televizyondur. Televizyonda bu tür durumlarda, sizi hiç televizyon ekranlarında göremedik, işin açıkçası. Keşke çıkabilseydiniz, diyoruz. Keşke, o olsaydınız da böyle halkımızı yanlış yönlendirmeye çalışanlara cevabınız olsaydı.
ADNAN OKTAR: Evet ama ben, halkımla yerel televizyonlarla çok sıkı bir bağlantı içindeyim. Yerel televizyonlar da en çok izlenen televizyonlar. Beni masonlar, bir kısım, hepsini tenzih ederim, bazı büyük medyayla bağlantımı keserek halkımla, milletimle bağlantımı koparmaya çalıştılar kendilerince, masonik akıllarıyla ama, ben onların hiç bilmediği bir yönden halkımla görüştüm. Başka bir kapıdan onlarla görüşüyorum şu an. Allah’a çok şükür durduramıyorlar, önleyemiyorlar. Ama orada işte, ben Müslümanların, kardeşlerimin basiretine, ferasetine güveniyorum. Hepsi çok akıllılar. Öyle bir oyuna gelmezler, diye düşünüyorum.
Muhabir : Peki hocam, yerel anlamda yetişmeye çalışıyorum dediniz. Zaten yerel anlamda, yerel kanallarda izlenip, izlenilmediğinizi nereden takip edebiliyorsunuz. Size etkileri oluyor mu? Geliyor mu mesela, bir arkadaşımız mektuplardan bahsetti. Iğdır’dan birkaç tane mektup gelmiş buraya, izliyoruz gibisinden. Her zaman o saati bekliyoruz gibisinden. Bu bizim için geçerli. Peki diğer, radyolar, televizyonlar, ulaşabiliyor muydu?
ADNAN OKTAR: Biliyorsun, bizim Harun Yahya TV’miz var. İnternetten yayın yapan. Bizim internet girişimiz çok çok yüksek. Allah’a çok şükür. Yani, mesela 1 yıl içerisinde 35 milyon kitabım indirildi geçen sene. Sırf kitap olarak indirilen. Yani cd bir o kadar da cd indirildi. Bu yıl 35 milyonun çok üstüne çıktı.
Muhabir : Yaklaşık 40 milyon oldu.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. İşte halka ulaşmamızın, milletime benim ulaşmamın yolları bunlar. İnternetten ulaşıyorum, kitaplarımla ulaşıyorum, cd’lerimle ulaşıyorum. İnsanlar birbirlerine internetten kitapları, bilgileri aktarabiliyorlar. Birbirlerinin bilgisayarlarından bilgi aktarabiliyorlar. Birbirlerine cd’ alışverişi yaparak bilgi aktarabiliyorlar. Ben nereye gitsem mutlaka beni bir tanıyan, mutlaka kitaplarımı okuyan insanlarla karşılaşıyorum. Ben bilmiyorum, tanımıyorum, okumadım diyen insan çok nadir görüyorum. Yani mutlaka okumuş oluyorlar.
Muhabir : Farklı bir konuya geçeceğiz hocam şimdi. Dinimizin size göre kaç tane mezhebi var? Hak mezhep.
ADNAN OKTAR: Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafii. Suni mezhepler 4 tanedir, biliyorsunuz.
Muhabir : 4 tanedir. Peki Iğdır ve Kars’da belli bir kesim Caferi mezhebinden olduğunu söylemekte ve bunu kabullendirmeye çalışmakta. Sizce Caferi mezhebi var mıdır? Hak mıdır?
ADNAN OKTAR: Caferi mezhebi , o da halis Müslümanların oluşturduğu bir mezheptir. Aleviler, Caferiler çok titizdirler dine. Bayağı takva insanlardır. Dini en güzel şekilde yaşarlar. Vahabiler de öyledir. Yani çok çok titizdirler dine. Kuran’a çok titizdirler. Bu suni ayrılıklardan şiddetle kaçınmak lazım. Ben, Bektaşilerle de çok görüştüm, konuştum. Bunlar çok candan, çok samimi, güzel ahlakı hedefleyen, böyle sevgi dolu insanlardır. Güzelliği arayan, hoşgörüyü ve ılımlılığı arayan, sevecenliği birinci plana getiren, Allah sevgisini birinci plana getiren, Allah korkusunu birinci plana getiren insanlardır. Onun için ben bu tip ayrımlardan, nasıl güç buluyor insanlar, ben buna şaşırıyorum. Yani bir Caferiye gitseniz gerçekten çok takvadır, çok titizdirler dinlerine. Yani neye göre bir öfke meydana geliyor? Neye göre mücadele ediyorlar bilmiyorum? Herhalde şeytanın etkisiyle.
Muhabir : Mutlaka. Peki hocam, Azerbaycan Türkiye birliğinden bahsettiniz, bunun kesinkes ve kesinkes savunucususunuz. Şu günlerde Iğdır biliyorsunuz, Azerbaycan’a, Ermenistan’a ve İran’a komşu olan bir il. Ama şunu da söyleyeyim, Iğdır yine aynı şekilde Azerbaycan’la kapıdır, yani kilit Iğdır’dan geçmekte diyebiliriz. Iğdır’ın şu an önü kapanmış durumda, yani Azerbaycan kardeşlerimizle bir araya gelmemiz, güçleştirilmiş durumda. Bu konuda ne diyebilirsiniz? Ne yapabiliriz? Ne gibi çalışmalarımız olabilir mesela.
ADNAN OKTAR: Evet. Türk- İslam Birliği, her Türk’ün kalbinde yatan bir aslandır. Her Müslüman Türk’ün, ideali ve ülküsüdür. Tabi benim de en büyük ideallerimden biri budur. Türk-İslam Birliği’nin ilk uygulaması Allah’ın izniyle Azerbaycan Türkiye arasında olacak. Ben size söyleyeyim. Bu önümüzdeki yıllarda bu kesinkes olacak. Hatta yıl bile tutmayabilir, söyleyeyim. Ay da tutabilir, yıl da tutabilir.
Muhabir : Biz bu müjdeyi alalım yani.
ADNAN OKTAR: Evet, tabii, inşaAllah.
Muhabir : İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İki devlet bir millet olarak, Nahçıvan’dan itibaren basacağız Allah’ın izniyle bir 30 km’lik bir koridor oluşturarak, bir toprak takası yapılabilir, o sorun değil.
Muhabir : Yani Karabağ’ı alabilir miyiz diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi. Ama bir toprak takası gerekir. Yani belirli bir toprak onlara devredilir Ermenistan’a ve o koridor devam ederek 30 km falan olsa yeter. Yani 20 veya 30 km’lik bir koridor, tabi Ermenistan topraklarından da geçeceği için orada bir toprak mübadelesi gerekebilir. O yapılır, sorun değil. Çünkü o verilen topraklar zaten gene Ermeniler de bizim kardeşimiz, dostumuz, yani zaten komşu olacağız biz. Sanki onlara toprak verilince, gidip sırf Ermeni oturacak diye bir şey yok. Gene bizler gelip oturacağız. Orada fabrika açacağız, okul açacağız, bina açacağız. Onlar zamanla hal olacak şeylerdir. Onlar öyle hırs yapamazlar onu. Bu şimdilik olan bir hırs. Bu ta İttihat Terakki zamanından yapılmış, milletleri birbirine düşman etme politikası vardı, işte. Kahpe şu, kahpe bilmem ne. Hepsi kahpedir, ne hikmetse. Niye kahpe olsunlar? Bunlar mazlum, şu anki haline bakacağız biz. Rusya da son derece mazlum ve asil millettir Ruslar. Ermeniler öyle. Gürcüler öyle. Bunlar güzel insanlar. Huyları da güzel kendileri de güzel insanlar. Bunları oturup düşman ettirmek veyahut dışlamak.
Muhabir: Hepsini ayn kefeye koymak,
ADNAN OKTAR: Dışlamak çok çok kötü olur. Yani biz iyi olalım, siz kötü olun, olmaz. Türk-İslam Birliği’nde hepsi rahat edecektir. Rusya’da kardeşimiz, Azerbaycan zaten bizim, Allah’ın izniyle, ilimiz olacak. Allah’ın izniyle. Adeta Türkiye’nin bir ili gibi olacak, inşaAllah.
Muhabir : Peki hocam, sınırlarımızın genişleyeceğini söylediniz. Bunun yanında farklı ırktaki insanların yine birlikte olacağız ve önceki röportajlarınızda da Doğu ve Güneydoğu insanını tüm Türkiye sever demiştiniz hocam. Peki Doğu ve Güneydoğu’da bilindiği üzere halkın farklı bir dili, farklı bir lehçesi var. Sizce kendi kültürlerini yaşatabilmeleri amacıyla kendi televizyonlarını, kendi radyolarını, kendi gazetelerini kurması, size göre bölücülük müdür?
ADNAN OKTAR: Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Araplar her kavimden insan var Türkiye’de. Bunların hepsi Türk’tür, bana göre. Mesela ben, Peygamber Efendimiz’in neslindenim, Seyidim. Halis kan Türk’üm. Halis muhlis Türk olarak görüyorum ben kendimi. Tabi mesela, Karadeniz’de Laz havaları çalar, oynarlar. Onların Laz yemekleri vardır. Karadeniz yemekleri vardır. O bir renktir. Kıyafetleri vardır, kıyafetleri ona göre olur. Mesela Kürt kardeşlerimiz Kürtçe şarkı söylüyorlar, eğleniyorlar. Eğlenir, Kürtçe konuşur, tabi ki konuşacak, hakkıdır. Ama yani bunu böyle bir sanki ayrım varmış gibi, ayrıcalık varmış gibi, bir havaya sokmak çok yanlış olur. Ona bizim, canımız ciğerimiz kardeşimiz. Mesela Kürtçe şarkılar falan gayet de neşeli hoş havalar. Mesela kıyafetleri onların, son zamanlarda televizyonlardaki filmlerinde dikkat ettiyseniz, Kürt kıyafetleriyle filmler oluyor. Millette zevkle seyrediyor, hoşuna gidiyor. Ama bunu bir ayrılık meselesi haline getirmek, çok vicdansızlık olur. Çok acımasızlık olur. Yani kardeşi kardeşten kopartmanın alemi ne. Niye ayrılsın kardeşimiz bizden. Şimdi benim, öz be öz ağabeyim var, zorla çeke sündüre benden alıp götürüyorlar. Çocuğumu alıp benden götürüyorlar, bağırta bağırta. Ben buna müsaade eder miyim? Tabi ki etmem, yani. Niye gitsin, onlar. Bir de çok yüksek seciyeli ve güzel ahlaklı insanlar, Doğu insanları. Çok mükemmel insanlar. Ben niye oraya pasaportla gideyim? Niye vizeyle gideyim? Yani atlayıp arabama giderim. Niye gitmeyeyim? Mesela orada Kürt yemekleri yaparlar, yerim. Ondan sonra.
Muhabir : Iğdır’ın da çok güzel Kürt yemekleri vardır.
ADNAN OKTAR: Evet, benim bir sürü Kürt arkadaşım var, kardeşim var. Bizim aklımıza bile gelmez. Sonradan çıktı bu işler. Yani mesela, benim arkadaş çevremde bir sürü Kürt kardeşim var. Sorunca öğrendim, ben. Var mı biz de Kürt dedim, bir sürü Kürt var. Bana ne yani, Kürt olması bende bir rahatsızlık meydana getirmez ki. Hatta sempatik buluyorum, hoşuma gidiyor. Yani niçin anormal olsun, Kürt olması? O zaman Çerkez de anormal olacak, Laz da anormal olacak. Ne olması gerekiyor? Hangi ırktan olması gerekiyor?
Muhabir : Şimdi şöyle bir şeyleri var onların. Kürtçe aynı Lazca gibi. Kürtçe ve Lazca farklı dillerdir. Konuşulduğu sırada kesinlikle anlaşılmaz. Hani onlar da Türkçe bilmeyen çok insan çok aileler var. Önceki röportajlarınızda söylemiştiniz, eğitim. Ama eğitimsizlikten kaynaklanan bir sorun olduğu için kendilerine ait bir radyo televizyonları olması size göre aykırı mıdır?
ADNAN OKTAR: Yok, yok niye aykırı olsun? Ama, yani, işin doğrusu, ben şimdi Almanya’da olsam, Almanca öğrenirim. Yani illa Türkçe konuşacağım diye diretmem yani. Almanlarla Almanca konuşurum. Ama Türkiye’de bizim dilimiz, yani milli dil Türkçe’dir. Bu herkesin her yerde anlaşılabilmesini sağlıyor. Mesela ben bir lokantaya gittiğimde adam bana boş boş bakmıyor, Türkçe konuştuğumda anlıyor. Ben niye gittiğimizde, Diyarbakır’a gittiğimde lokantada bir yiyecek birşey söylediğimde bana adam, ne diyorsun? anlamıyorum derse ben çok yorulurum, ben. Bu güzel olmaz. Yahut bir kahvehaneye oturduğumda ben rahat rahat konuşabilmem lazım. Hiç kimse benim dilimden anlamıyorsa, yalnızlık hissederim. Acayip olur, çok yorulurum, ben orada. Onun için Türkiye’de bence herkesin Türkçe’yi bilmesi lazım. Ama Kürtçe, Almanca, Lazca canı ne istiyorsa konuşsun, o ayrı mesele. Ama, huzur içinde yaşamamız için, birlik ve bütünlüğümüz için, iletişim için, her şeyin böyle rahat kolay yolunda yürümesi için tek dilin herkes tarafından bilinmesi çok iyi olur.
Muhabir : İnşaAllah hocam. Peki hocam, biraz siyasete girelim. Ak Parti’nin siyasi ve dini düşüncelerini samimi buluyor musunuz? Ve gerçekçi buluyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Ben yani, zahire bakarım. Dışarıya bakarım. Zahiren baktığımda ben, samimi buluyorum, yani böyle anormal bulan insanların neye bunu dayandırarak yaptığını bulamadım. Hatta, özel sohbet de ettim, ne biliyorsunuz da, siz böyle, benim bilmediğim neler biliyorsunuz diye sordum. Öyle elle tutulur bir şey söylemediler. Yani hiçbir şey yok söyledikleri. Samimi olarak, delil olabilecek, hakikaten AKP anormal olduğuna yahut Tayip Erdoğan Bey’in düşüncelerinin yanlış olduğuna dair ben bir şey bulamadım. Ama kusursuzdur demiyorum, parti. Recep Tayip Bey’in de insani hataları oluyor olabilir. Fakat ben genel anlamda, dış görünüşe göre samimi olduklarını düşünüyorum ve olumlu buluyorum. Yani sağ partileri genelde Türkiye’deki bütün partiler bence olumlu Türkiye’de. Öyle bir kanı bozuk, bir sistem ben görmüyorum. İyi niyetliler genelde.
Muhabir : CHP Deniz Baykal’ı sevdiğinizi söylediniz, bir röportajınızda.
ADNAN OKTAR: Bayağı efendi bir insan Deniz Baykal. Yüzünden de belli oluyor. Bir insan suratından belli olur. Nahiyesinden belli olur. Oturup kalkmasından. Lafını sözünü bilen bir insan. Konuşmaları dengeli. Saygısı güzel. Nezaketi güzel. Hazır cevap, nüktedan ve dindar. Her şeyin üzerinde dindar bu çok önemli. Yani bana dünya bir araya gelse, bundan sonra Deniz Baykal aleyhinde bir düşünceyi bende geliştiremezler. Çünkü ben gördüğüme inanırım. Bir insan torunlarını alıp camiye götürüyorsa, bunun anlamı çok büyüktür. Ben halis muhlis Müslüman’ım diyor, dindarım ve torunlarımı da gelecek kuşakları da düşünüyorum diyor, bunların da dindar olmasını istiyorum ve namaz kılmasını istiyorum diyor, daha ne desin?
ADNAN OKTAR: Bir kere Güneydoğu dindar, efendi ve çok aklı başında insanlardan oluşuyordu. Bu masonları kızdırdı. Ne yapabiliriz, Güneydoğu insanının elinden dini alalım? Yani nasıl dinsiz yapalım? Bu dindarlıklarını nasıl ortadan kaldıralım? Çünkü bütün alimler, bütün takva kişiler genelinde Güneydoğu’dan çıkmıştır. Said Nursi Hazretleri benim mürşidimdir, hocamdır. O da Kürt’tür. Kürt kökenlidir ve Güneydoğu’dan çıkmıştır. Bunu bir tehlike olarak Masonluk değerlendi, masonluk benim anladığım. Kürt insanını dininden, mukaddesatından, maneviyatından uzaklaştırmak için PKK örgütünü kurdular ve onlara bu garip düşünceyi zorla ve şiddet kullanarak, ikna etmeye çalıştılar, bunu dayattılar adeta. Ama Kürtler yiğit insanlardır. Öyle korkmayla, yılmayla falan vazgeçmezler. Allah’a şükür. Şiddetle direniyorlar, halen bile direniyorlar. Ki muazzam bir baskı olmasına rağmen. Yabancı ülkelerin muazzam baskısına rağmen, gene Allah’a şükür dinlerinde, diyanetlerinde kararlılar görünüyor.
Muhabir : Bu ülkemizdeki huzuru, gördüğünüz gibi defalarca çeşitli entrikalarla oyunlarla, bozmaya çalıştılar ve yine kötü düşünceli insanlar, bu sefer türban meselesini ortaya koymaya çalıştılar ve halkın arasında türban ve türbansız olarak ayrım yapmaya çalıştılar. Laikliği ortaya koydular. Bu şekilde de Ak Parti’yi kapatmaya gayret etmeye çalıştılar. Peki, türban konusunda ne düşünüyorsunuz hocam? Yani türban, resmi dairelere girebilsin mi? Girmesinde bir sakınca doğar mı, doğmaz mı? Bu konuda düşünceleriniz nedir?
ADNAN OKTAR: Ben İngiltere’de bakıyorum, mesela Hindular var, başka dinden mensuplar var. Yani herkes kendi dini inancının alametlerini kendi üzerinde taşıyor ve hiçbir şey de olmuyor. Yani Türkiye büyük bir devlettir. Güçlü bir devlettir. Laiklik oturmuş Türkiye’de. Yani zaten dinin de bir gereğidir laiklik. Bu kadar laiklik korkusuna kapılmanın bir alemi yok, mantığı da yok. Yani Türkiye’de laikliğe karşı bir düşünceyi bulmak da çok zordur. Yani çok ferdi çıkar. Mesela ben çok dindarım ama laiğim ben. Laikliği savunuyorum Ben. Çünkü, dini en iyi yaşayabilecek sistem laikliktir. Laiklik kalktı mı, münafıklık devreye girer. Samimi yaşanması için laikliğe ihtiyaç var. O anlamda ben o çocukların mağdur edilmesine tabi çok rencide oluyorum, yani çok yorucu görünüşü. Kimsenin için açılmıyor. Çocuklar kapılarda bekletildiğinde. Oralarda ağladığında, başörtülerini mesela başından örtüsünü çekiyor, saçı açılıyor, üstüne peruk takıyorlar. Yani bu insanlar bunu hak ediyor mu? Hak ediyor diyebilecek bir insan var mı? Herkesin vicdanı bundan mutazarrır, rahatsız oluyorlar.
Muhabir : Yani zaten, ben Müslümanım diyen bir insan için kabul etmesi gereken bir husus aslında ama.
ADNAN OKTAR: Tabi ki.
Muhabir : Hocam, önceki röportajlarınızda 10-15 yıl içerisinde Türkiye süper bir devlet olacak diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
Muhabir : O kadar güzel söylüyorsunuz ki, o kadar içtenlikle söylüyorsunuz ki. Ama şu çatışma ortamında, şu ortamda bu nasıl olacak? İnsan düşünüyor bunu 10- 15 yıl, süre de veriyorsunuz. Hani çok yakın bir zaman deseniz, neyse diyeceğiz ama, 10-15 yıl içerisinde bu olacak diyorsunuz. Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Doğum sancısı var. Bunlar doğum sancısı. Çocuğun doğum sancısı. Nur gibi bir sistem ortaya hakim olarak kendini gösterecek inşaAllah. Peygamberimiz bu zamanı ve bu olayları o kadar detaylı anlatmış ki, hayret edilecek şekilde anlatmış, Said Nursi Hazretleri çok detaylı anlatmış. ta 50-60 yıl öncesinden bildiriyor Said Nursi Hazretleri. Yani böyle bir fesat komitesinin olacağını, bunların Türkçülüğü kullanacağını, Türklüğü ve Türkçülüğü muaketen kullanırlar diyor, fakat başarılı olamaz, geri çekilirler diyor, kahraman ordu ve imanlı millet hakikat hali göreceği rivayetlerden anlaşılıyor diyor Said Nursi Hazretleri. Bak bu kadar açık, bütün olaylar bildirilmiş olaylardır önceden. Onun için adım adım bu güzel yolda ilerliyoruz inşaAllah, 2011- 2021 Said Nursi Hazretleri’nin bildirdiği tarihlerdir. Nettir, yani inşaAllah.
Muhabir : Net tarih 2011- 2021 arası diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
Muhabir : İnşaAllah. O günleri görmek, o günleri yaşamak isteriz yani.
ADNAN OKTAR: Evvel Allah, İnşaAllah.
Muhabir : Genç bir nesiliz ama gene de, batıya baktığımızda, yaşam tarzları bize baktığımızda çok farklı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu arasıyla, düzeltiyorum özellikle Doğu ve Güneydoğu ve bizim batı illerimiz arasında dağlar kadar fark var. İnşaAllah bu şekilde de o fark ortadan kalkacak, ortadan kalkacak her şekilde.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
Muhabir : Hocam, size göre Türk – İslam Birliği’nin bize, ülkemize ne gibi yaraları olacak? Dünyaya ne gibi yararları olacak?
ADNAN OKTAR: Dünyada bir kere terör hemen durur. Savaş ve çatışmalar durur. Müthiş bir zenginlik etrafı kaplar. Kardeşlik duygusu huzur ve güven etrafı kaplar. Hatta ekonomik refahtan dolayı diyor Peygamber Efendimiz rivayette, şahıslara dağıtılan maldan dolayı bazı kişiler pişman olacaklar, biz yani açgözlü müyüz, niye bu kadar mal aldık derler diyor. Geri onu iade etmek isterler diyor. Fakat onlara gönderilen malın geri alınamayacağı onlara bildirilir diyor. Yani o kadar mal çok bollaşır diyor ahir zamanda. Tam bir zenginlik bereket ve huzur çağı gelmiş olacak. Bu gereksiz düşmanlıklar, fesatlar, kavgalar, gürültüler, bombalamalar, şunlar bunlar, hepsi ortadan kalmış olacak inşaAllah.
Muhabir : İnşaAllah. Peki Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine ne diyorsunuz? Girsin mi? Girmesin mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii.
Muhabir : İhtiyacı var mıdır Türk – İslam Birliği’nde Avrupa Birliği’ne?
ADNAN OKTAR: Türk- İslam Birliği’nin lideri olarak Türkiye Avrupa Birliği’ne girerse Avrupa da bizim kardeşimizdir. Biz onların ızdırap içinde yaşamasını istemeyiz. Onları da tam kurtaracak bir sistem olacaktır. Ama Türkiye bu haliyle girerse, Avrupa’dan para alan, imkan arayan, yani bize yardımcı olun diyen konumda olacaktır. Ama o zaman, Türk – İslam Birliği’nin lideri olarak girerse, size para getirdim, size mal getirdim, size zenginlik getirdim, sizi kalkındırmaya geldim diyecek Türkiye. Bizim aradığımız bu işte.
Muhabir : O zaman şöyle diyorsunuz, şimdi girmesin, Türk – İslam Birliğini kurduktan sonra Avrupa Birliği’ne girsin, diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Zaten onlar da bizim verdiğimiz tarihleri veriyorlar, 2021’leri veriyorlar.
Muhabir : Onlar da o zamanı bekliyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabi, inşaAllah.
Muhabir : İnşaAllah, hayırlısı.
ADNAN OKTAR: Sadece şunu söyleyebilirim. Bana da etrafımdaki kişilere de bundan sonra bir çok oyun oynanabilir. Komplo yapılabilir, iftira atılabilir. Müslümanlar kesin bunlardan tedirgin olmasınlar. Bunlar mutlaka, hep hayırla neticelenir. Hayırla sonuçlanır. Sonucuna baksınlar. Gözlerini 2021’lere diksinler. 2011’lere 2021’lere diksinler. Hocamız demişti diyecekler, inşaAllah. Aradaki sancılara hiç bakmasınlar.
Muhabir : İnşaAllah hocam, 2011’i 2021’ i dört gözle bekliyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
Muhabir : İnşaAllah haklı çıkacağız. Son olarak izleyenlerimize ne diyeceksiniz, hocam.
ADNAN OKTAR: Iğdır halkına, oradaki kardeşlerime, hepsine selamlarımı, saygılarımı iletiyorum. Iğdır çok güzel bir bölgemiz. Çok güzel bir coğrafya. Biliyorsunuz, orası Çukurova olarak adlandırılır.
Muhabir : Evet, zamanında çok pamuk yetişiyordu, şimdi maalesef.
ADNAN OKTAR: Çok bereketli. Ama orası altın kapı, Iğdır’ın ikinci adı da altın kapı. Azerbaycan’a açılan altın kapımız, inşaAllah. Türk-İslam Birliği’ne açılan altın kapımız olacak. İnşaAllah, oraya som altından kaplanmış bir kapı hediye ederiz, inşaAllah.
Muhabir : İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: O da oranın bir giriş kapısı olur.
Muhabir : Yani Iğdır’ımızın değeri inşaAllah, zamanla anlaşılacak.
ADNAN OKTAR: Evet çok hayati bir yer. Türkiye’nin altın kapısı. Türk – İslam Birliği’nin altın kapısı bir daha söylüyorum. O yönden Iğdır çok hayati bir yer, hayati bir bölgemiz. Bütün oradaki kardeşlerimize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. Aman birlik beraber olalım. Kardeşlik duygularımızı pekiştirelim. Kuran ahlakına sıkı sıkıya tabi olalım, inşaAllah. Ayrılık gayrılık yok. Alevi, Sünni, Kürt, Laz, Çerkez hepimiz kardeşiz. Her biri ayrı bir renktir. Her biri ayrı bir güzelliktir. Hepsinde ayrı bir hayır var. Aman aman masonların oyunlarına gelmeyelim inşaAllah.
Muhabir : İnşaAllah hocam. Biz Iğdır TV adına, Iğdır halkı adına teşekkür ediyoruz hocam, tekrardan.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
Muhabir : Gerçekten çok samimi sorularımıza yanıt verdiniz.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
Muhabir : Tekrardan teşekkürler efendim. Bu hafta da programımızın sonuna geldik sevgili izleyenler. Başka bir programda görüşmek üzere herşey gönlünüzce olsun, esen kalın.