MUHABİR:Sanat eğitimi var hayatınızın başında, bu sizin hayata genel olarak bakışınızı nasıl etkiledi? Ve başta her şey nasıl başladı?
Adnan Oktar: Çocukluğumdan beri öyle, güzel sanatlardan hoşlanıyordum, mesela evin düzgün olması, güzel insanlar, güzel eşyalar bunlar çok hoşuma gidiyordu. Güzel çiçekler, hayvanların güzelliği yani güzel olan her şey beni çok etkiler yani ruhumda çok şiddetli, güzel bir etki meydana getiriyor. O tabi Allah’ın tecellisi olduğu için ruhumda böyle güzel etki meydana getiriyor. O yüzden de güzel sanatları fazla bir eğitimim olmamasına rağmen üçüncü olarak kazanmıştım. Yani çok yetenekliydim resimde. Yirmi bin kişinin içinden yaklaşık, üçüncü olarak kazandım. Sonra da 83 gibi falan İstanbul Üniversitesi’nin Felsefe Bölümü’ne geçtim. Felsefeye de eskiden beri merakım vardı, o yönden de çok iyi oldu. Felsefe araştırmalarımda da çok istifade etmiştim o zamanlar.
MUHABİR:Bu aldığınız felsefe eğitimiyle Darwin Teorisi’ne karşı duruşunuz arasında bir bağlantı var mı?
Adnan Oktar: Yok, çünkü benim aldığım felsefe eğitiminde zaten Darwinist eğitim verilmişti bize hem lisede, üniversitede de, akademide de Darwinist eğitim verilmişti. Felsefe bölümünde zaten Darwinizim çok güçlü şekilde anlatılıyordu. Fakat ben her iki yerde de Antidarwinist faaliyetlerde bulundum. Akademideyken hocalarıma kitap veriyordum, Antidarwinist kitaplar, onlar okuyorlardı ve onlarla tartışıyordum. Çok olumlu ektisi olmuştu. Mesela ünlü felsefeci, şair Hilmi Yavuz var. Ben ona böyle Darwinizim ile ilgili bir kitap vermiştim, okumuştu, çok hayatında ciddi değişiklik olmuştu. Şu an Allah’a inanan bir insan ve Darwinizim’e de inanmadığını yazılarında görüyorum, çok olumlu etkisi olmuştu. Mesela Ercüment Tarcan da hocamızdı, ona da vermiştim. O da hatta şöyle dedi: ‘Eğer insanlar’ dedi ‘tek bir tane hücre yapsın, ben bu pencereden kendimi aşağı atarım’ dedi okulun penceresinden. Gerçi atmasını istemem de, öyle bir sözü olmuştu. O da çok etkilenmişti, ciddi şekilde değişmişti. Ama tabi Darwinizim’e karşı mücadelede azmimi çok artırdı yani okullardaki bu durum. Yani Darwin’in bu kadar açmazda olan ve yanlış bir teori olmasına rağmen, Marksizmin, Faşizm’in kökeninde bir teori olmasına rağmen bu kadar savunulması, beni tabi çok hırslandırmıştı. O yönden faydası oldu diyebilirim.
MUHABİR:Peki neden Harun Yahya mahlasını seçtiniz?
Adnan Oktar: Harun Yahya, ikisi de iki peygamberin yardımcıları. Ben de Peygamberimiz’in (SAV)’in yardımcısı, onun sahabelerinin yolunda giden bir kardeşleri olarak, bu dine yardım eden anlamında olsun diye Harun ve Yahya isimlerini aldım. Harun biliyorsunuz Musa Aleyhisselam’ın yardımcısıydı, Yahya da İsa Aleyhisselam’ın yardımcısıydı. Hatta Peygamberimiz’in bir rivayeti var, orada ‘sen bana Musa’ya nispetle Harun gibisin’ diyor Hz.Ali’ye Peygamberimiz. Demek ki Peygamberimiz de o zamanlar, o yardımcılığı o şekilde değerlendirmiş, ben de o anlamda aldım.
MUHABİR: Peki İslam’da Halifeliğin geri dönüşü hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce günümüz modern yaşamı içinde Halifelik uygun olur mu?
Adnan Oktar: Halifelikten ziyade bütün İslam Alemi’nin bir lider etrafında toplanması, eğer bunun adına Halife deniyorsa denebilir ama yani ille Halife denmesine gerek yok. Bu, Müslüman aleminin manevi lideri. Yani mesela Müslümanların bir lideri olması eskiden beri vardı. Fakat şu an sadece Hristiyanların lideri var, Papa var. Fakat Müslümanların lideri yok, tabi ki Müslümanların bir manevi lideri olması lazım. Ama bu yani bütün İslam alemi hilafetle yönetilsin anlamında değil. Bütün İslam ülkeleri normal, serbest, kendi devletlerinin yönetimleriyle yönetilebilir. Mesela Türkiye normal kendi idaresiyle yönetilir, Azerbaycan kendi yönetimiyle yönetilir fakat oradaki yaşayan bütün Müslümanların bir manevi önderi olması gerekir. Bu bir siyasi lider değil, manevi önder olmuş oluyor, ama buna halife demememiz gerekiyor herhalde, daha ziyade manevi lider dememiz gerekir.
MUHABİR:Günümüzdeki Müslüman devletlerin içindeki tüm bu farklılıkları göz önüne aldığınızda, ön gördüğünüz bu lider, İslam Devletleri’ni birleştirebilir mi?
Adnan Oktar: Tabi ki, yani çünkü bu sevgi, şefkat, merhamet, dostluk ve kardeşliğin lideri olacak. İnsanların en temel ihtiyaçlarıdır bu saydıklarım. Yani yemek-içmekten hatta daha da önemlidir diyebilirim. Asıl bunların lideri olmuş oluyor, bunu yöneten lider olmuş oluyor. İnsanlar zaten sevgiyle yönetilir, şefkatle, merhametle, dostlukla yönetilir. Onun lideri olan bir insan da çok güçlü bir insandır.
MUHABİR:Peki günümüzdeki İslam liderlerine baktığımız zaman, sizce bu düşünceyi kabul edecekler mi?
Adnan Oktar: Mecburen edecekler çünkü öbür türlü dünya hercümerç olacak, dünya helaka doğru gidiyor, terör, kan dökülmesi, ızdıraplar, acılar dünyayı kaplamış durumda. Böyle bir lider, İslam aleminin aleyhine olmayacağı belli, yani bir insanın bir şeyi reddetmesi için aleyhte olması gerekir. Bunun son derece lehte olacağı çok açık. Bir sevgi liderinin, bir kardeşlik liderinin, bir manevi önderin olması hiçbir İslam ülkesinin aleyhine değildir. Yani bunu reddetmek için de, yani dinle bağlantısı olmaması gerekir bir insanın. Mesela Papa siyasi bir lider değil, manevi bir lider. Hristiyanlarda böyle bir lider oluyorsa, Müslümanlarda niçin olmasın?
MUHABİR:Peki İslam’a yönelik, İslam’ın terör ile ilgili bir din olduğu, terör saçan bir din olduğuyla ilgili suçlamalar konusunda neler diyebilirsiniz?
Adnan Oktar: O, bunu söyleyen kişilerin cahilliğinden kaynaklanıyor. Dinin amacı zaten sevgidir; Allah sevgisidir, Allah korkusudur, sevgidir ve kardeşliktir. Allah cinayeti bile affetmemizi söylüyor, böyle bir dinde terör nasıl olsun? Bu son derece zorlama, masonların ortaya attığı çirkin bir iftira. Ama cahil insanların bu tür sözleri orada burada geziyor olabilir, bunun ilmi, mantıki hiçbir kıymeti yok.
MUHABİR: Peki dinler arasındaki iletişim, diyalog hakkında sizin görüşleriniz nelerdir?
Adnan Oktar: Ehl-i Kitabın hükmü Kuran’da açıkça belirtilmiştir, Peygamberimiz’in fiili sünnetiyle de çok açıktır. Ehl-i Kitap bizim kardeşlerimizdir, Ermeniler, Yahudiler, Museviler, Ortodokslar, Protestanlar yani Hıristiyan alemi, hepsi kardeşimizdir. Hepsi aynı Allah’a inanıyoruz Musevilerle de, Hristiyanlık aleminde de, Müslümanlıkta da Allah aynı Allah’tır. Hepsi aynı temel inançlara sahiptirler, o yüzden Ehl-i Kitabın bulunmuş olması zaten bir nimettir, yani onların dinsiz olmasındansa yahut başka sapkın bir cereyan içinde olmalarındansa, Ehli Kitap olmaları büyük bir nimettir. Bu, Müslümanlar için rahatsız edici bir şey değildir, son derece makul. Allah çünkü Ehl-i Kitabın zaten var olduğunu Kuran’da belirtiyor. Onların yapacağı güzel şeyler var, Müslümanların yapacağı güzel şeyler var. Onlarla birlikte kardeşçe yaşamak, onlarla konuşmak, görüşmek, sohbet etmek, yemek, içmek, hatta Hristiyanlardan, Musevilerden kız alınabilir, evlenilebilir, yani tam sosyal hayat normal yaşanılan insanlardır, yani güvenilebilir insanlardır ayrıca. Bir kadın, bir insanın eşi oluyorsa, kadınla çocukları oluyorsa ve aynı ailede yaşıyorsa, yani bu çok güçlü bir dostluk ve sevgi demektir.
MUHABİR: Şu anda Türkiye’deki son politik durum hakkındaki düşüncelerinizi sormak istiyorum. AK Parti’nin kapatılmasıyla ilgili dava hakkında düşünceleriniz neydi ve Erdoğan’ı Türkiye’nin gelecekteki lideri olarak düşünüyor musunuz?
Adnan Oktar: Erdoğan evet samimi bir insan, Sayın Erdoğan’ı eskiden beri Müslümanlar yakından tanırlar. Açıkça samimi olduğu belli olan, bir Anadolu insanıdır. Mazlum tıynetli, genelde de akılcı, barışçıl yaklaşan bir insan, demokrasiyi arayan bir insan. Yani hakkındaki olumsuz söylentiler beni gerçekten şaşırtıyor yani niçin öyle konuşuyorlar, onu anlamıyorum. Yani demokrasi için adeta çırpınıyor diyebilirim, bir gayret içerisinde, böyle de giderse iyi olacak diye görüyorum. Parti kapatma terör olmadıktan sonra, şiddet olmadıktan sonra, parti kapatmak tabi son derece yersiz ve gereksiz bir şey. Fikir özgürlükleri esastır, yani fikrin, istediği gibi insanın fikrini beyan etmesi gerekir. Partiler de her türlü düşünceyi açık açık ifade etmeleri gerekir. Ama bu işi tabi teröre ve şiddete bulaştırırsa böyle bir partinin kapanması gerekir, bu çok makul. Ama AK Parti’nin böyle bir yönü olmadığını görüyoruz, yani şiddet yönü yok, o yüzden kapatmaya da zaten Anayasa Mahkemesi gerek görmedi.
MUHABİR: İran, Filistin ve Lübnan’daki olup bitenler, oradaki savaşlar hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.
Adnan Oktar: Bunların hepsi Mehdi’nin çıkış alametidir, Hz. İsa (a.s)’nın iniş alametidir. Bunlar zahiren şer gibi görünmekle beraber hayırdır. Hepsinde bir hayır var, Müslüman aleminin daha çok birlik ve beraberlik içinde olmasına vesile olmuştur. Şer gibi de görünmüyor tabi, herşeyde çünkü hayır vardır, bunda da çok büyük hayırlar var. Afganistan’ın işgal edileceğini, Mehdi devrinde, İsa (a.s)’ın inişinden önce işgal edileceğini Peygamber Efendimiz hadisilerinde belirtmiş. Irak’ın da işgal edileceğini belirtiyor Peygamberimiz, hatta yabancı ülkeler tarafından işgal edileceğini, birçok sancakla Irak’a gireceklerini belirtiyor. Hatta Bağdat’ın harap olacağı çok detaylı belirtilmiş rivayetlerde. Hakikaten Fırat’ın suyu barajla kesildi ve ‘Fırat’ın suyu kesildi’ diye gazetelede yazmıştı. İran’la Irak arasında olacak savaş da ayrıca belirtilmiştir rivayetlerde, hadislerde, Peygamberimiz onu da belirtmiştir. Yani ahir zamandaki olayların hemen hemen tamamı anlatılmıştır, çok detaylı anlatılmıştır. Bunların hepsi anlatılan olaylar, bunlar Müslümanların daha çok bilenmesine, daha güçlü olmasına, daha çok birbirlerini sevmelerine, daha takva olmalarına sebep olan, mühim olaylardır. Yani belalar, musibetler Müslümanları daha biler ve güçlendirir, daha imanlı, daha takva olmalarına vesile olur, hikmet ve hayırla yaratılır bunlar. Bunlar da hikmetle ve hayırla meydana gelmiş olaylardır.
MUHABİR: Peki masonluğa bakış açınızı da son soruda sormuş olmak istiyorum.
Adnan Oktar: Ben tabi fikir olarak her türlü derneğin, her türlü düşüncenin hür ve serbest faaliyet yapmasının taraftarıyım. Ama gizlilik kabul edilebilir bir şey değildir, yani sinsice yapılan şeyler kabul edilebilir bir şey değildir. Masonluğun gizliliğinin kalkması gerekir, aleni olması lazım. Açıkça fikir tartışmasına girmeleri, her türlü fikirlerini açık açık beyan etmeleri, karşı fikirlerin söylenmesi güzel olur, doğru olur. Yoksa masonlar insan olarak, fert olarak kaliteli insanlar. Fakat ben, fikirlerine karşıyım, yani Darwinist olmalarına. Çünkü Darwinizm artık tam anlamıyla yerle bir olmuş bir teori. Yani aklı başında bir insan düşünür, der ki, yer altında yüz milyon fosil var, yüz milyon fosilin hiçbiri değişmemiş, değişmediğine göre ve Darwin’in söylediği gibi de ara fosillerden bir tane dahi olmadığına göre demek ki evrim olmamış, çok pratik bir neticedir bu. Bunu demeleri gerekir, bunu demiyorlar bu şaşırtıcı, ama konuşmak da istemiyorlar gibi tavırları var. Halbuki, fikre açık olmaları, tartışmaları ve fikir hürriyetini savunmaları gerekir, mesela Darwinizm’in geçersizliğinin okullarda anlatılmasını masonların savunması gerekir normalde. Çünkü Darwinizm anlatılsın ama karşılığı da anlatılsın, yani cevabının verildiği de anlatılsın ki, bunun Sümerlerden kalma eski bir batıl inanç olduğu, bir Şamanist din olduğu, bir Pagan dini olduğu görülsün. O anlamda ben eleştiriyorum masonları, yoksa yani diğer yönleri, birçok tavırları güzel, doğru, ama materyalist-ateist düşünceleri çok yanlış, o konuda eleştiriyorum.
MUHABİR: Teşekkür ederim.
Adnan Oktar: Ben de teşekkür ederim.