MUHABİR: Sizinle bayağı uğraşmışlar, çok zor günler geçirmişsiniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Hele Mimar Sinan Üniversitesi’nden mezun olurken, ondan sonra da birçok kitap yazarken bayağı problemler, ama ona rağmen siz devam ettiniz ve hiç yoldan sapmadınız.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah.
MUHABİR: İslam Birliği’ne davet etmeye devam ettiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, MaşaAllah, MaşaAllah.
MUHABİR: Bu zorluklara rağmen hiç olmadı mı? Yani ben vazgeçeyim, öyle birşey düşündünüz mü?
ADNAN OKTAR: Bilakis, zorluk oldukça, on ise yüz oluyor, yüz ise bin oluyor. Her zorlukla daha da hırsım artıyor, daha şevkim artıyor.
MUHABİR: Peki, üniversitede okurken bir baktım, ressamlık, Mimar Sinan Üniversitesi’nde. Peki İslami olarak, biliyorsunuz bizim hocalar, hep resimler yasaktır, İslam’da öyle birşey yok. Ama siz tam tersini. Onu okumuşsunuz, ondan sonra da daha fazla, sizin zihniniz açılmıştı. Daha fazla İslam’a, daha çağdaşlaşmaya gitmişsiniz. Bu nasıl oldu da öyle birşey düşündünüz?
ADNAN OKTAR: Allah güzeldir, Allah sonsuz güzeldir. Güzelliği çok sever. Onun için çiçekleri güzel yaratır, kelebekleri güzel yaratır, insanları, çocukları güzel yaratır, manzaraları güzel yaratır. Cennet güzel, cennetteki güzellikleri Allah anlatıyor. Cennet güzellik yurdudur. Hz. Süleyman’ın sarayı çok güzel. Hz. Süleyman, güzelliklerden çok hoşlanıyor, güzel sanatlardan çok hoşlanıyor. Demek ki İslam’da sanat tam anlamıyla var. Demek ki Allah bizim güzelliği yaşamamızı, güzelliği tam kavramamızı, güzelliği etrafa yaymamızı istiyor. Ben de bunu yapıyorum. Güzel ahlak zaten bir güzelliktir, güzel söz bir güzelliktir, temizlik bir güzelliktir, dürüstlük, samimiyet bir güzelliktir. İslam da bunu istiyor bizden.
MUHABİR: Biliyorsunuz, İslam’da temizlik çok önemli ve yarı İslam, yarı İslam’da temiz olursa yarı olarak, ibadet olarak onu kabul edilmiş. Ama Müslüman ülkelere baktığımızda, hele Pakistan, Hindistan ve diğer ülkelere baktığımızda, Türkiye dışında, Türkiye biraz daha farklı, o bakımdan söyleyebilirim. Bunu nasıl uyandırabiliriz? Temizlik bakımından, bunu nasıl bu konuda sizin bir şeyiniz var mı? Bir dersler, nasıl onları uyandırabiliriz? Nasıl onlara bu konuda eğitim verebiliriz?
ADNAN OKTAR: Temizlik Kur’an’da farz. Açıkça Allah ayette bunu belirtmiş. Müminler tahir oluyor, temiz oluyorlar. Türkiye, İslam’ı yaşamada gerçekten çok titiz bir ülkedir. Türkiye’deki Müslümanların temizliğine hiç kimse birşey diyemiyor. Ama bazı İslam ülkelerinde hakikaten temizliğe o kadar dikkat edilmiyor. İnşaAllah Türk İslam Birliği geldiğinde, o beldelere bu medeniyet tam hakim olduğunda, o eğitim de, o kültür de çok rahat verilecektir İnşaAllah.
MUHABİR: Bu konuda sizin bir programınız var mı? Müslümanları uyandırmak için, Müslümanlarla birleştirmek için ve bir birlik yaratmak için. Ne gibi programlarınız var?
ADNAN OKTAR: Evet. Ben Türkiye’nin önderliğinde bir Türk İslam Birliği düşüncesi içerisindeyim biliyorsunuz. Buna ehil olan yerin Türkiye olduğunu düşünüyorum. Çünkü Osmanlı’nın mirası Türklerde kaldı. 1000 yıllık neredeyse bir tecrübeye sahipler. O yüzden Türklerin en iyi şekilde bu birliği gerçekleştirebileceğine inanıyorum. Bunun şartlarının da oluştuğu kanaatinteyim. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerine göre zaten biz ahir zamandayız. Mehdi’nin zuhur vakti, Hz. İsa’nın da iniş vakti, nüzul vaktidir. Onunla ilgili bütün alametler oluştu. 300’e yakın alamet oluştu. Bununla ilgili benim internet siteme girildiğinde zaten görülebilir bu. Ahir zaman ile ilgili, veyahut Mehdi ile ilgili, Hz. İsa ile ilgili internet sitelerime girildiğinde görülür, harunyahya.net, harunyahya.org sitesinden bunlara ulaşmak mümkün. Ahir zamanda olduğumuz için zaten bir güzel neticeye doğru gidiyoruz. Biz sadece sebeplere sarılacağız, gayret edeceğiz, samimi olacağız. Netice zaten önümüz sıra geliyor. Yani sürekli bir güzelliğe doğru, iyiliğe doğru gittiğimiz açıkça görülüyor.
MUHABİR: Biz sizi bir Yahudilik ve Masonluk bir kitabınız var. Onu yazmıştınız, ondan sonra bayağı zor durumda düştünüz. Ondan sonra bir de sizin “Türk milletindenim, İbrahim ümmetindenim” onu da söyledikten sonra bir hapishane şeyi yapmıştınız. Neden Türkiye’de öyle birşey yapabildiler? Yani bu büyük bir gerçektir. Müslüman olduğunu herkes biliyor. Neden böyle birşey zorluk çektiniz?
ADNAN OKTAR: Bu işte Allah’ın bir lütfudur. Yani Kendi yolunda mücadele edenlere, Yusuf’ta da olduğu gibi Allah böyle zorluklar verir. Bu onların azminin, gücünün daha güzel olmasını ve daha iyi ortaya çıkmasını sağlar. Mesela ben dümdüz yolda yürüsem o kadar etkili olmayabilir. Hatta 100 metre engelli vardır, biliyorsunuz engeller konur ki, onun değerini daha arttırır o. Yani o koşu daha değerli bir koşudur, daha önemli bir koşudur. Çünkü engelleri aşıyordur. Müslümanın da Allah önüne öyle engeller yaratır. Ama o engelleri hep Allah yaratır. Bu da onlardan biri oldu. Mesela yiyecek içeceğimin içine emniyetteyken kokain koydular biliyorsunuz.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Ben bunu ispat ettim. Emniyette konduğu ve bu kokainin bir komplo olduğu hem mahkemece, hem adli tıpça ispat edildi ve bundan kurtuldum. “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” sözünden dolayı biliyorsunuz, 19 ay tutuklu kaldım. 10 ayı akıl hastanesinde tutuldum.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: 9 ay da hücre hapsinde tutuldum. Sonra da beraat ettim. Aynı savcı beraat talebinde bulundu ve suç olmadığını söyledi. Yani bu bir suç değildir, dolayısıyla da böyle bir sözün konuşulması normaldir, suçlu olmadığı da açıklığa çıkmıştır ve beraat etmesini istiyorum dedi savcı ve beraat ettim. Ama aynı savcıydı hem tutuklu olmamı sağlayan da. Ama hayır var tabi bunlarda. Ben her zaman hukuka saygılıyım. Çünkü, hukuki her kararı da Allah verir, Allah yaratır. Mesela akıl hastanesi de çok akıl almaz bir olaydı. Ben 300’ün üstünde akıl hastasıyla beraber olmam belki Cumhuriyet tarihinde görülmemiş birşey olabilir. Çünkü bunlar normal hasta da değil, tedavi olmuş hasta da değil. Böyle akut hastalar içinde tutuldum.
MUHABİR: İyi bir insan da olsa oraya giderse hastalanmış olur.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi.
MUHABİR: Peki nasıl kurtarabildiniz böyle?
ADNAN OKTAR: Allah korudu, Allah korudu. Gerçekten de bir mucize. Allah’ın orada beni muhafaza etmesi. Çünkü benim bulunduğum dönemde 7 kişi öldürdüler. Yani boğarak, duvara kafasını vurarak, yahut tepsi ile, çelik tepsi ile kavga ederek adam öldürdüler. Fakat Allah beni korudu. Ağır yaralanmalar da çok oluyordu. Göz çıkarmalar, burun kırmalar, kol kırmalar. Bunlar da çok oluyordu. Fakat Allah muhafaza etti. 10 ayın sonunda oradan akıl hastası değildir, sağlığı yerinde diye rapor verdiler. Sonra oradan da çıktım biliyorsunuz.
MUHABİR: Size bir soru soracağım. Sizin bu dini eğitiminiz ailenizden mi geliyor? Annenizden bahsetmişsiniz şeyde ama babanızdan bahsetmemişsiniz. Aileniz nasıl bir dini eğitim size verdi ki, şu ana kadar çok güçlü bir şekilde devam ediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ailem laik aile idi. Yani annem de, babam da namaz kılmıyorlardı. Yani ailemde birtek anneannem ve dedem namaz kılıyorlardı. Onlar da zaman zaman kılıyorlardı. Anneannem zaman zaman, dedem aşağı yukarı muntazam kılıyordu diyebilirim. Onun dışında yani dini eğitim ailemde almadım. Yani dini eğitim veren herhangi bir kuruma da gitmedim. Lise son yıllarında maddenin varlığıyla ilgili düşünürken, maddenin aslında kafamızda bir hayal olduğunu, maddenin dışarıda olduğunu fakat biz bunun hayalini gördüğümüzü gördüm. O zaman bütün kainatın hayal olduğu ortaya çıkıyor. Bunun o zaman çok büyük bir mucize olduğunu anladım. Çünkü radyonun, televizyonun, teybin, evlerde, milyonlarca evdeki bulunan bütün teknik aletlerin, resimlerin, mobilyaların hepsinin yaratıcısının, görüntü olarak yaratanın Allah olduğunu görmek beni çok heyecanlandırdı. Hatta ben bu heyecanla biraz uyku da uyuyamadım. O kadar çok heyecanlanmıştım. Bu çok imanımı arttırdı. Allah’a olan sevgimi, şevkimi daha arttırdı. Cenneti, cehennemi tam kavramamı sağladı. Yani cennet, cehennem konusunda tam, net kafamdaki kanaat oluştu. Daha önce iman ediyordum. Bu sefer imanın da üstünde, bir Hakkel Yakin bir kanaat geldi bana. Yani kesin kendimden emin olduğum gibi bir kanaat geldi. O zaman müthiş şevkim arttı. Var gücümle İslam’ı, Kur’an’ı yaymaya, anlatmaya başladım. Üstüme belalar geldikçe daha da şevkim arttı, bu beni daha da heyecanlandırdı. Çünkü bunu bir nimet olarak gördüm. Yani Allah’ın bana bir lütfu olarak gördüm. Eğer hiçbir şey olmazsa belki biraz kendimden şüphe ederdim. Ama şimdi çok mutluyum, çok sevinçliyim. Gittikçe mücadelemi daha da güçlendiriyorum. Biliyorsunuz son olarak da çete lideri olduğuma dair mahkeme kararı çıktı. O bir çete lideridir diye. Ben de bunu saygıyla karşıladım. Bunu da, çünkü bu hükmü veren de Allah. Ben buna da birşey demedim. Çünkü kanunlara, hukuka her zaman saygılıyım. Ama yani 300 tane kitap yazmış ilk çete lideri olmuş oluyorum dünyada.
MUHABİR: Peki sessiz kalınca tam ters tepkiyi almıyor musunuz? Neden sessiz kalıyor? Halbuki ona karşı bir tepki verirsiniz, belki ilerde bir şey çıkması üzerine böyle bir saldırıda olmazlar.
ADNAN OKTAR: Türkiye’de buna hiç inanan bir kişi çıkmadı. Yani bana çete lideri diyorlar, dedi mahkeme, ne diyorsunuz dedim, gülüyorlar insanlar. Yani bunu kimse o anlamda kabul etmedi. Ben de kabul etmedim. Yani buna inanan yok şu an Türkiye’de. Mühim olan tabi insanın gönüllerde beraat etmesidir, gönüllerde sevilmesidir. Şu an Türkiye’de gönüllerde sevilen, beraat etmiş bir insanım. Bütün Allah’a inananlar, Darwinizm’e inanmayan herkes bana karşı derin bir muhabbet içerisinde. Çok az bir muhalif olan var. Onların da için için sevdiğini düşünüyorum.
MUHABİR: Yine gelelim sizin Mimar Sinan Üniversitesi’ni okurken, orada baktım ki siz ilk defa yani komünizme karşı, dine karşı olanlara ders vermeye, öğrencileri toplamaya başlamışsınız. Orada size zorluk, çünkü Mimar Sinan Üniversitesi o zamana kadar hep solcuların elindeydi ve hiçbir şey kimse yapamadı. İlk defa siz oraya bir bayrak açtınız. Bunu nasıl yapabildiniz? Nasıl olabildi?
ADNAN OKTAR: Ben okula ilk geldiğimde bir okul arkadaşım vardı, Marksistti. Ben onu bizim lisedeyken korur kollardım. Yani yardımcı olurdum birşey yapmasınlar diye. Okula geldiğimde ben sana dedi, bak iyi bir söz söyleyeyim dedi. Seni burada kesin öldürürler dedi. Sen bu okula kesin gelme dedi. Ben de dedim, eğer kaderimde ise zaten ölürüm dedim. Yani tedbir almakla bu değişmez. Evde de olsam ölürüm, dağın başında da olsam ölürüm. O yüzden ben geleceğim dedim. Öyle ben o tip bir düşüncede değilim dedim. Hakikaten Allah’a şükür, çok rahat faaliyetlerime devam ettim. Zaman zaman okulda tabi gerilim oluyordu. Beni tehdit etmeleri de oldu. Yani tehdit de ettiler, tebliğ faaliyetinde bulunma dediler. Hatta bir grup halinde geldiler. Ben kalabalığın içinde anlatıyordum, tebliğ yapıyordum. O zaman o okul tamamen Marksistlerin kontrolündeydi. Böyle parkalı, yeşil parkalar, askeri postallar, o şekilde giyiniyorlardı. Ben onların ortasında tebliğ yapıyordum kantinde. Çevremi aldılar. Böyle maket bıçakları, maket yapılan, bizim okul iç mimari bölümünde olduğu için ellerinde maket bıçağı ile böyle tahtayı birşeyi yontarak yanıma geldiler birkaç kişi. Ellerinde maket bıçağından da başka birkaç alet daha vardı böyle keskin aletler. Sen dediler, bu faaliyetleri burada durdur dediler. Biz senin tebliğ yapmanı, birşeyler anlatmanı istemiyoruz dediler. Peki o zaman dedim, ben, liderlerinizi çağırın, onlarla görüşeyim dedim. Yani o zamanki terör örgütlerinin liderleri de vardı. Onlarla görüşeyim dedim. Onların birkaç tanesiyle sonradan görüşme imkanım olmuştu. Ama buradakilere anlatma dediler. Tamam dedim, anlatmayayım dedim, madem istemiyorsunuz dedim. Ama ben gene gizli gizli anlatıyordum. Kitap dağıtıyordum, hocalara gidip anlatıyordum. Ercüment Tarcan vardı, hocamız. Ona anlattım. Hilmi Yavuz vardı, ona anlattım. Hilmi Yavuz sonradan bayağı dindar oldu MaşaAllah. Allah’a inancı oturdu, Marksistti hocamız. Ercüment Tarcan da, o da Marksist eğilimliydi. O da dedi ki, eğer insanlar tek bir hücre yapsınlar, ben bu okulun penceresinden kendimi atarım dedi bana. Ben özel konuşmuştum onunla. Yani etkili olmuştu benim gördüğüm kadarıyla. Okulun bitişiğinde cami vardı. Molla Cami. Ben oraya gidiyordum. Orada bir sırrımı açıklayayım. Kitapları ben camiye koyup, saklıyordum. Minberin arkasına saklıyordum. İmamın minberinin arkasına saklıyordum. Oradan alıp alıp götürüyordum, dağıtıyordum, gene geliyordum camiye, gene dağıtıyordum, gene geliyordum, gene dağıtıyordum. Öyle çok fazla kitap dağıtmıştım.
MUHABİR: Kitap siz yayınladınız. Orada aileniz çok zor durumda olduğu halde, kendi paranızla kitap yayınladınız. Ondan sonra zaten devam ettiniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bu hizmeti nasıl bir şey olarak aklınıza geldi? Böyle bir hizmete devam etmek, param yok, birşeyim yok...
ADNAN OKTAR: Yani müthiş zevkli birşey bu. Çok heyecan verici. Mesela annem elbise almak için para veriyordu bana. Ben gidip kitap alıp dağıtıyordum. Ayakkabı almak için gene veriyordu, gene dağıtıyordum. Artık annem bıkmıştı bana bu konuda para vermekten ve teşvik etmekten. Çünkü istemiyordu. Okula gidiyorsun diyordu, böyle üstün başın bu şekilde olmaz diyordu. Yani, çünkü sürekli aynı, tek kıyafeti giyiyordum. Muntazam olarak aynı kıyafeti giyiyordum. Ama para da elime geçince, paraya kıyamıyordum kıyafete vermek için. Hemen gidip toptan kitap alıyordum dağıtmak için. Çünkü mesela en az 100 tane kitap alabiliyordum onun parasıyla, yani 100 tane kitap, 100 kişinin kurtulması demek. Elbise mi, kitap mı? Kitabı daha önemli görüyordum. O şekilde bir faaliyetim oluyordu.
MUHABİR: Peki şimdi yeni öğrencilere böyle birşey diyebilir misiniz, mesaj verebilir misiniz? Kitap daha önemlidir, kitapları okumaya, şey yapmaya, böyle bir, zaten siz birçok dilde kitaplar da çevirmişsiniz. Bunu yapmak için nelerle uğraştınız, nasıl bir projeniz var?
ADNAN OKTAR: Evet. Benim arkadaşlarım genellikle fedakardırlar. Birçok yönden bana benzerler. Bu faaliyetler, sadece samimiyet olması gerekiyor. Yani insanın samimi olması durumunda zaten insan kaderini yaşıyor. Samimi olduğunda da çok rahat olaylar gelişir. Mesela benim Yaratılış Atlası’nı basıp bana getirdiklerinde kitabı, ben şaşırdım. Halbuki bütün detaylarını ben tarif ettim. Büyüklüğünü, hacmini ama çok çok hoşuma gitti. Böyle mükemmel bir kitap oluşturmuş olmak. Avrupa’da da dağıldıktan sonra, Avrupa’daki tepkiler çok hoşuma gitti. Sarkozy’nin din ile ilgili görüşlerinde esaslı bir değişiklik oldu. Fransız basını, bunun benim kitaplarımdan kaynaklandığını söylediler. Sarkozy’nin fikrindeki değişiklikleri. Tony Blair’in fikirlerinde çok ciddi değişiklik oldu. Allah ile ilgili, din ile ilgili çok güzel sözleri oldu. Bunlar benim çok hoşuma gitti. Ben böyle zafer haberleri geldikçe, güzellik haberleri geldikçe daha da coşuyorum, daha da şevkim artıyor.
MUHABİR: Peki, kitap yazmaya devam ediyorsunuz. Bugünlerde biliyorsunuz terörizm, İslami terörizm. Bir bakıyorsunuz bütün yabancı, hele Hıristiyan ülkeler, Yahudi, İsrail bunlar hep İslam’ı terörizmle birlikte, beraber görüyorlar. Ama tam tersi baktığımızda İslam bir barış dinidir. Bu konuda sizin çalışmanız var mı?
ADNAN OKTAR: İslam Terörü Lanetler diye bir kitabım var. Onu bütün Avrupa’daki önemli profesörlere, bilimadamlarına hepsine, yayınevi, göndermişti. Bu bayağı meşhur bir kitabım. Çok bilinir, internetten indiriliyor. Biliyorsunuz yaklaşık 35 milyon indirildi geçen sene kitabım. Bu sene 35 milyonu geçti MaşaAllah. Ücretsiz indiriliyor. İslam’da terör nasıl olsun? Yani İslam sudur, terör de ateştir. Terörü söndüren sudur, İslam. Yani ateşi yakar mı su? Su ateşi söndürür. Dolayısıyle sevgi, şefkat, merhamet, saygı, derin düşünmek, samimiyet, yardımseverlik dinin özünde olduğu için, dinin terörü desteklemesi mümkün değildir, yani yapısında yok dinin. Hatta Allah birisi birisini öldürdüğünde, cinayeti işleyen cani, yani katili affedin diyor Allah, affederseniz sizin için daha hayırlıdır diyor. Böyle bir din nasıl terörü desteklesin?
MUHABİR: Peki bu Afganistan’da, Pakistan’da, Irak’ta, bunlar hep, Kenya’da bunlar hep Müslüman ülkeler. Hep bakıyorsunuz, Endonezya’da da öyle. Bunlar hep Müslüman ülkelerdir. Terörist olaylar Hıristiyan dünyada görülmüyor. Hep müslüman. Bunun için, çare bulmak için ne düşünüyorsunuz, neyi yapmamız gerekiyor?
ADNAN OKTAR: Evet. Hıristiyan aleminin papası var, ama Türk İslam aleminin bir lideri yok. Türk İslam aleminin mutlaka başına bir lider geçmesi gerekiyor ve bir birlik olmaları gerekiyor. Bu birlik oluştuğunda, Türk İslam aleminin birleşmesi durumunda, bu ahlak hemen, ama derhal yerine gelecektir ve etrafa yayılacaktır. Bunu kabul etmeyecek de hiçbir insan kalmayacaktır. Din cahillerin elinde kalırsa, aklı zayıf insanların elinde kalırsa, kitap okumayan, dünyayı tanımayan insanların elinde kalırsa, terör de olabilir, kargaşa da olabilir, cinayetler de olabilir, fakirlik de olabilir, sanata bilime karşı olma da olabilir, herşey olabilir. Ama İslam birlik halinde yaşanan bir dindir. Türk İslam Birliği oluştuğunda, manevi liderlik olduğunda, o manevi liderlik bu aksaklıkları hemen giderir. Bunun yerini sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, kardeşlik, arkadaşlık alır. Temizlik, estetik, sanat, bilim alır ve çok mükemmel bir medeniyet meydana gelir. Çok, çok mükemmel bir medeniyet meydana gelir. Bunun için ben Türk İslam Birliği’nin biran önce oluşmasını istiyorum.
MUHABİR: Peki, biliyorsunuz, görüyorsunuz İslam ülkeleri eğitim bakımından çok geride kaldı.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bu eğitim için ne yapmamız gerekiyor?
ADNAN OKTAR: Yine aynı çözüm; Türk İslam Birliği. Yani bu birlik dünya tarihinin en büyük medeniyetlerinden birini meydana getirecektir.
MUHABİR: Hadisimiz var. Eğitim almak için Çin’e gitmek…
ADNAN OKTAR: Tabiki, tabiki.
MUHABİR: Müslüman ülkelerde, hele kadınların eğitimi çok geride. Onun için bir projeniz var mı? Öyle birşey yapmayı düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Ama bu internetin Allah tarafından insanlığa sunulması, bu probleme ciddi çözüm getirmeye başladı. Yani şu an su gibi kitap dağıtılıyor ve insanlar bunu bol bol okumaya başladılar. İnternet ağının ulaşmadığı yerlerde internetin ulaştırılması, bilgisayar ulaştırılması, bilgisayar kullanımının öğretilmesi, bunlar çözüm olabilir. Ama tabiki, her halükarda bir Türk İslam medeniyetinin bölgeye hakim olması şart. Böyle olduğunda, Rusya da, Çin de, Amerika da, İsrail de, Ermenistan da hepsi rahat edecektir. Hepsi büyük bir ferahlığa, zenginliğe, berekete ve bolluğa kavuşacaktır.
MUHABİR: Öyle birşey var mı İslam’da? Yani kadın eğitimi fazla görmemesi gerekir. Erkekler eğitim daha fazla önem verilmesi gerekiyor. Öyle birşey var mı? Çünkü bakıyorsunuz, Güneydoğu Anadolu’da hala kadınlara eğitim verilmiyor. Aynı şekilde de Afganistan’da okullar yakılıyor biliyorsunuz. Kadınların okulları, kızların okulları. Ta 20 bin civarında Afganistan’da, Pakistan’da okullar, kızların okulları yakıldı. Halbuki İslam’da öyle birşey olmaması gerekir. Ne diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Kadın, erkek zaten sadece müminler vardır. Allah hepsini eşit yaratmıştır. Yani cinsiyetine göre değil, aklına, imanına, samimiyetine göre insanlar imtihan oluyorlar. Dolayısıyla herkesin eğitim hakkı vardır. Herkesin eşit eğitilme hakkına sahip olduğu açıktır. Yani bunu benim söylememe dahi gerek yok. Yani ırklar arasında ayırım gibi olmuş oluyor. Çok mantıksız. Nasıl ırkçılık çirkinse, kadın ayırımı yapmak da, o da bir ırkçılıktır, o da garip birşeydir, yanlış bir düşüncedir. Bunun zaten hiçbir savunulur bir yanı yok. Tabiki kadın eğitilir.
MUHABİR: Nedense bu hep İslam ülkelerinde bu hep böyle devam ediyor. Hiçbir İslam ülkesi, Türkiye dahil, yani Güneydoğu Anadolusu oluyor, bir bakıyoruz hala yüzde 30 civarında kızlar eğitim okullarına gidemiyor orada.
ADNAN OKTAR: İşte çözüm, gene söylüyorum; Türk İslam Birliği. Yani aklı başında bir lider, aklı başında bir Türk İslam Birliği Meclisi, aklı başında bir liderlik kadrosu buna derhal ve çok akılcı, çok mükemmel, hem onların da saygı duyacağı seri çözüm getirir. Yoksa böyle bölük pörçük, herkes ayrı bir kafada, herkes ayrı bir mantıkta olursa bu tarz fitneler olur. Allah’ın dinine sarılmamız konusunda Allah; ‘Allah’ın dinine elbirlik sarılın’ diyor. ‘Bölünüp dağılmayın’ diyor Allah. –şeytandan Allah’a sığınırım-, ‘kurşunla kaynatılmış binalar gibi’, yani lehimlenmiş gibi Allah, toplu gayret edin, cehd edin diyor Allah. Bu gayretin toplu ve birarada, fakat lehimlenmiş gibi olmasını istiyor Allah. Bu yok şu an, bölük pörçük. O zaman bereketi olmuyor işte. O zaman fitne oluyor, fesat oluyor, karmaşa oluyor, cahillik oluyor, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Ama böyle olursa bu olmaz.
MUHABİR: Bu belki de bizim Arap geleneklerinden geliyor. O olabilir mi, onların etkileri olabilir mi? Çünkü İslam’da öyle birşey yok ama Arap gelenek ve Kur’an’ı birleştiriyorlar ve ona göre etkilemeye çalışıyorlar. Sizce öyle birşey olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Bu Arap geleneği değil, çünkü Asya’nın uç bölgelerinde de, Budistlere de bakıyoruz, gene onlar da vahşiler. Hindistan’ın uç bölgelerindeki Hindulara bakıyoruz, çok vahşiler, yani Afrika’da da bu tip insanlara rastlamak mümkün. Hıristiyanlar Afrika’da ama çok cahil ve vahşiler. Birbirlerini öldürüyorlar, kabileleri yok ediyorlar. Yahut bir kısmı başka sapkın dinlere mensuplar. Bunlarla bunun alakası yok. Bunun asıl sebebi, insanların şeytanın etkisine girmesidir yani belirli bir dinin, belirli bir düşüncenin etkisi değildir bu. Şeytanın telkinidir. Şeytan her bulduğu cahile, her aklı zayıfa, her imanı zayıfa musallat olur. Bu Kur’an’da belirtilmiş. Yani şeytan istisna tanımıyor zaten Kur’an’da. Cenab-ı Allah Kur’an’da şeytanın ancak salih olan kullara etki etmeyeceğini söylüyor, samimi olan kullara etki etmeyeceğini. Bunun dışında, herkese etki edeceğini söylüyor Allah. O yüzden, o da, şeytan da herkese etki ediyor.
MUHABİR: Evet, şimdi gelelim; İslam ve çağdaşlık. Müslümanlar çok geride kalmışlar.
ADNAN OKTAR: Doğru.
MUHABİR: Bu konuda bir projeniz var mı? Müslümanları daha ileri doğru götürmek için, Müslümanları en az Amerika, Rusya ve Avrupa Birliği. Bir tek Türkiye daha da giremiyor Avrupa Birliği’ne, ama geri ülkeler zaten o konuda değil. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, ne yapmamız gerekiyor?
ADNAN OKTAR: Bir tane tuğlayı alırsak, hiçbir şey olmaz, ikinci tuğlayı alırsak gene bir şey olmaz. Ama tuğlaların hepsini biraraya getirirsek, sıvarsak, süslersek, ahşap kaplarsak, saray yaparız. Şimdi İslam alemi de böyle, tuğlalar halinde, dağınık. Öyle olunca da bir sanat, medeniyet, güzellik, estetik ve akıl ortaya çıkmıyor. Birlik ve beraber olduğunda, toplu hareket edildiğinde bu güzellik ortaya çıkar. Bunun için de bu birliğin bütün İslam ülkelerince resmi olarak desteklenmesi lazım ve hiç geciktirilmeden. Mesela Gürcistan ile Rusya arasında bir sorun çıktı. Türk İslam Birliği olsa böyle birşey olmaz. Hemen halledilir, çünkü Rusya’ya da saygı gerekir, bunlar güzel insanlar Ruslar, Gürcüler de güzel insanlar. Bunlara da saygı gerekir. Arabulucu olacak kimse yok şimdi bölgede. Yani halbuki makul bir akıl vardır, değil mi? Tutarlı bir akıl vardır, en makul kararlar verilir, en makul neticeler alınır ve her iki tarafın lehine, her iki tarafın faydasına kararlar çıkarılabilir. Ama böyle olmuyor, her iki tarafın da aleyhine kararlar çıkıyor. Her iki taraf da sonunda rahatsız oluyor ve sonunda bu tip kargaşalar oluyor. Türk İslam Birliği, bölgenin ve dünyanın ağabeysi olmuş olacak. Bir manevi fedakarlık sistemi bu, bir çıkar sistemi değil bu. Ama güzel ahlaklı olunca tabi otomatik olarak bir bereket ve bolluk da olur Allah’ın izniyle. Tabiki petroller, madenler en mükemmel şekliyle işlenecektir. Bunlardan hem Avrupa istifade edecektir, hem Çin, hem Rusya, hem Türk İslam alemi istifade edecektir. Ama şu an mesela, Afganistan’ın ne madenleri, ne petrolleri işlenemiyor. Mesela Doğu Türkistan’daki madenler, petroller tamamen yeraltında şu an ve işlenemiyor. Türkiye’nin de tabi kapasitesi malum, yani belirli bir kapasitesi var. Bu kadar gücün biraraya gelmesi, yani inanılmaz bir güç demektir ve muhteşem bir medeniyetin kökenini içinde taşıyor. Bunu görüyoruz. Muhteşem bir medeniyetin bu kökenden çıkacağı açık açık anlaşılıyor.
MUHABİR: Şimdi gelelim, mezhep çatışmaları, Müslümanlar içinde. Sünni var, Şii var. Şiilerin de birçok kolları var. Sünnilerin birçok kolları var ve bunlar hiç birlikte, biraraya gelmesi mümkün görülmüyor. Lübnan’da biz gördük, Pakistan’da gördük. Hergün birbirlerini öldürüyorlar. Nasıl bir İslam Birliği diyorsunuz? Bunlar kendi aralarında birleşemiyorlar, bunun için nasıl düşünüyorsunuz? Nasıl birleştireceksiniz, ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Benim daha önceki röportajlarımda, bir ay önceki röportajlarımda, 15 gün önceki röportajlarımda, mezhep ayırımının Müslümanlar arasında düşünülemeyeceğini belirttim. Dedim ki; sünni bir imam arkasında bir şii namaz kılabilir, şiinin arkasında sünni kılabilir. Ayrıca Vehabiler de çok takva insanlardır, Caferiler çok takva insanlardır. Aleviler, Bektaşiler bunların hepsi bizim kardeşimizdir, dolayısıyla ayırım yapılmaz. Allah’ı seven, peygamberi seven herkes bizim kardeşimizdir. Bu ayırıma mutlaka son verilmesi gerekir demiştim. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat Türkiye’ye geldi biliyorsunuz. Sultanahmet’te –bir Osmanlı camisidir bu- burada, -Osmanlıdan kalan bir camidir- Sünni bir imamın arkasında namaz kıldı ve dedi ki; bunun siyasi mesajı çok büyük dedi ve çok önemli olduğunu söyledi. Bu benim dediğimin işte uygulaması. Benim söylediğim konunun uygulamasıydı bu. Ve onun için Allah’a hamdolsun, çok büyük bir güzellik bu. Bu ne demektir? Eğer Sünni bir lider olursa, Türk İslam aleminin başına geçerse, biz İran olarak onlara uyacağız, ayırım yapmayacağız ve arkalarında namaz da kılacağız, sözlerini de dinleriz, yeter ki samimi bir birlik olsun. Bunun mesajını verdi.
MUHABİR: Ama sizce samimi bir birlik olabilir mi? Çünkü bakıyorsunuz Lübnan’da hep çatışmalar, hep 20 yıl zaten böyle devam ettiler. Yine şimdi yine geçenlerde çatışma, sünni-şii çatışma oldu. Onun arkasında da Suriye’nin parmağı var. Arkasında İran’ın parmağı var. Türkiye arada bunları birleştirmeye çalıştı ama bir iki ay devam ediyor. Ondan sonra yine bunlar çatışmaya giriyorlar. Buna bir kesin olarak bir çare bulunmuyor.
ADNAN OKTAR: Masonluk kendince onları sürekli birbirine düşürmeye çalışıyor. Ama buna rağmen ilk defa gene hem Irak’ta hem Lübnan’da, sünni-şii ayırımı yapmayacaklarını, birbirleriyle dost olacaklarını ve birbirlerinin ibadetlerine, dini inançlarına saygı göstereceklerine dair bir anlaşma yapıldı. Yeni yapıldı bu da biliyorsunuz. Bu da bir gelişmedir, çok çok önemli bir gelişmedir.
MUHABİR: Bu tip anlaşmalar birçok kere yapıldı. Ama bu hep bir ay uygulanıyor, ondan sonra yine bu anlaşmalar bir kenara itiliyor, yine başlıyor. Ben onu diyorum ki, öyle birşey düşünüyor musunuz? Müslüman birliğini bir kurultay olsun ki, bunları denetim altına alabilsin.
ADNAN OKTAR: İşte yapılacak şey, gene aynı şeyi söyleyeceğim; Türk İslam Birliği’dir. Ama bu fitne ve kargaşanın, bu acıların, bu ızdırapların olacağını Peygamber Efendimiz (sav) 1400 sene öncesinden bildirmiş. Irak’ın işgal edileceğini, Afganistan’ın işgal edileceğini, Müslümanların birbirine düşeceğini, mezheplere bölüneceğini, kendi içlerinde de çatışma olacağını, kan döküleceğini, Fırat’ın suyunun kesileceğini, gökten alametler olacağını, biliyorsunuz. Bunların hepsinin olacağını ve bunun sonucunda, “Benim evlatlarımdan bir kişi çıkacak” diyor, Mehdi isimli, Muhammed Mehdi ismini, Peygamber Efendimiz (sav)’in ona koyduğu isimdir bu, isimli bir evlatlarımdan bir kişi çıkacak ve bütün İslam alemini birleştirecek diyor. Mezhep ayırımlarını kaldıracak, yani mezheplerin arasındaki çatışmayı kaldıracak, o anlama geliyor bu. Ve tam bir birlik ve beraberlik oluşacak diyor. Belki de biz bu çağın içine girdik, ta ortasındayız belki de. Onun için bu gidişat, bu gelişmeler, Mehdi’nin zuhuru ve İsa Aleyhisselam’ın nüzulu ile ilgili alametlerdir. İnşaAllah hepsinde hayır var. Yani anormal olayların hepsi zaten daha önce bildirilmiş olaylar. Yani bunda şaşıracak birşey yok, sonucu çok güzel olacak. Mühim olan bu, sonuç çok güzel olacak. Olduğunu da zaten alametlerden görüyoruz.
MUHABİR: Şimdi gelelim sizin bilimsel çalışmalarınıza. Siz çok uğraşıyorsunuz, çok çalışıyorsunuz. Bakıyorum kitaplar yazıyorsunuz, kitaplarınız birçok dilde çevrilmiş, birçoğu çevrilmeye devam ediyor. Bu konuda siz uluslararası bir fan kurmayı düşünüyorsunuz veya Türkiye’de uluslararası zeminde bir üniversite, büyük kuruluş, öyle birşey düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Bütün dünya üniversite haline geldi şu an. Yani 35 milyon kitabı olan bir üniversite var şu an Türkiye’de. 35 milyon da bu sene, 40 milyon da daha önceki sene dağıtılmıştı kitap. Yani bu milyara doğru gidiyor dağıtılacak kitap sayısı. Bu kitapları herkes okuyor evlerinde. Böyle küçük küçük gruplar oluşturuyorlar, ders yapıyorlar, birbirlerine cdler veriyorlar, internetten cd indiriyorlar, birbirlerine bilgisayardan cd aktarıyorlar. Bunun sonucunda şu an yüzmilyonlarca kitabım dünyada okunuyor ve bütün dünya okul haline gelmiş durumda şu an ve herkes imani konularda samimi ve doğru bilgilere ulaşıyor. Bunun sonucunu çok geniş almaya başladık. Mesela Avrupa’da şu an Darwinizm’e inanmayanların sayısı yüzde 80, yani bu muazzam bir sayı. Mesela Türkiye’de yüzde 90 Darwinizm’e inanmayanların sayısı. Bu Allah’ın izniyle işte benim kitaplarımın vesilesi ile oldu. Bunu herkes kabul ediyor, kimse inkar etmiyor. Mesela Sarkozy’nin ifadelerindeki değişme ve imani, Kur’ani izahlar yani İslam’a uygun izahlar, Fransız basını tarafından benim kitaplarıma bağlanarak yorumlanmış. Fransızlar diyor, o kitapları özellikle Yaratılış Atlası’nı okuduktan sonra Sarkozy’nin ciddi bir değişime uğradığını söylüyor.
MUHABİR: Ben burada söylemek istiyorum. Yani sizin bayağı kitaplarınız var, milyonlarca, her tarafa gidiyor. Ama bunu bir somut olarak, bir kuruluş olarak sizden ilerde de faydalanmaya devam etsin. Öyle birşey, bir kurum kurmayı düşünmüyor musunuz? Nasıl Fethullah Hoca’nın okulları var, dünyada, bütün dünyada. Şu anda Pakistan’da da 200 civarında okulları var. Orta Asya’da okullar var ve üniversite kurmaya çalışıyor ama bu sizin bilimsel çalışmaları daha fazla olarak gördüm. Onu bir somut değerlendirmeyi düşünmüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Hz. İbrahim’in okulları yoktu, Hz. Musa’nın okulları yoktu, Peygamberimiz (sav)’in okulları yoktu ama bütün dünyaya hakim oldular. Böyle şeyler aşk işidir, şevk işidir. Yani iş resmiyete döküldü mü biraz onun gücü kırılabilir bazen. Yani böyle şeyleri samimiyet, candanlık, doğal okullar çok makbuldür. Mesela, evlerin okul olması, sokakların okul olması, hatta kahvehanelerin, lokantaların okul olması çok önemlidir. Nitekim de şu an bu, bu şekilde gelişiyor. Hatta biz bir aralar biliyorsunuz, arkadaşlarım fosil sergileri yapıyorlardı, kebapçılarda yapıldı, lokantalarda fosil sergileri yapıldı. Mağazalarda, kuyumcularda, her yerde fosil sergisi yapıldı. Ama bu bir resmi müze olarak da yapılabilirdi. Ama bu işte resmi müzeden çok daha etkili oldu bu sistem. Onun için böyle samimi olan, aşkla yapılan doğal okullar çok daha güzeldir, daha iyi ve daha etkilidir İnşaAllah.
MUHABİR: Peki araştırma bir merkez, kendi adınızda, ya da başka bir İslam birliği olarak bir araştırma merkezi kurma düşünceniz var mı?
ADNAN OKTAR: Hazır araştırma merkezlerinin bilgilerini almak daha güzel oluyor, daha kolay oluyor.
MUHABİR: Peki, siz kurarsınız, Türkler, dünyadaki diğer fakir insanlara öyle bir hayır işi yapmış olursunuz ve herkes faydalanır. Sadaka-i cariye olarak devam eder. Öyle bir düşünceniz var mı?
ADNAN OKTAR: Benim kitaplarım, benim sadakam. Ama araştırma merkezi değil de, dünyadaki yapılan ilmi araştırmaları alıp yorumlayarak, bazı eksik noktaları tamamlayarak, tabi çok güzel neticelere ulaşabiliyoruz. Mesela bazen bir bilimsel araştırma yapılıyor, bir noktaya kadar getirmişler, ondan sonrasını biz bazen götürebiliyoruz, yani kendi imkanlarımızla ve çok güzel neticeler alabiliyoruz.
MUHABİR: Peki, Müslümanlar biliyorsunuz cehalet içinde yaşıyorlar, köle olarak. Onları kölelikten, hele Afrika’daki Müslümanlar çok kötü durumda. Onları kurtarmak için ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği, onları gün saat hesabıyla kurtarır. Bunun için mutlaka böyle büyük bir siyasi birliğe, böyle büyük bir yapılanmaya ihtiyaç var. Yani Türk İslam Birliği bir kere söylese, birkaç saatin içinde o iş hallolur.
MUHABİR: Peki, Türk İslam Birliği’ni nasıl kurmayı, başka sizin, dünyadaki Müslümanlarla bir ilişkiniz var mı, bu konuda bir çalışmalarınız var mı, uğraşıyor musunuz? Bağlantılarınız var mı?
ADNAN OKTAR: Tabiki, Türkiye’nin liderliğini bütün İslam alemi istiyor şu an. Türkiye’nin liderliğini bütün Türk devletleri istiyor. Gidin Azerbaycan’a sorun, yani Türkiye lider olsa, Türk İslam aleminin lideri olsa, kabul eder misiniz diye sorun. Hemen evet diyeceklerdir. Mesela Suriye’ye sorun, Türkiye ile birleşmek ister misiniz? Amenna derler, hemen derler. Fakat bu sadece bir resmi kararın verilmesi gerekiyor. Yani bunun oluşması için de zeminden teşvik gerekiyor. Yani halkın, vakıfların, sivil toplum kuruluşlarının, derneklerin, basının bu yönde hükümeti ve diğer hükümetleri teşvik etmesi gerekiyor.
MUHABİR: Peki o nasıl yapılacak? Biliyorsunuz Arap ülkeleri Türkiye’nin hiçbir zaman egemen altında gelmek istemez. Onlar kendi, hep kendi öyledir. Kendini ayrı, Türklerden, geçmişte de biz ders olarak gördük. Hep kendini Araplardan daha üstün tutmaya çalışmışlar. Zaten kavga da oradan başlamıştır. Onları nasıl ikna edeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Eğer Türkiye ırk üstünlüğü ile ortaya çıksaydı böyle düşünebilirlerdi veyahut bir enaniyet, gurur ortaya çıksaydı bunu düşünebilirlerdi. Fakat Türkiye hizmet aşkıyla ortaya çıkıyor ve dostluk ve kardeşlik düşüncesiyle ortaya çıkıyor ve fedakarlık düşüncesiyle ortaya çıkıyor. Böyle bir düşünceyle ortaya çıkan bir devlete hiçbir devlet ters bakmaz. Ama işte Türkler en üstündür, en büyüktür, biz dünyaya hakim olacağız dersen, bu tabiki anormal bir harekettir. Ama Türkler de Allah’ın kuludur, hepimiz Allah’ın kuluyuz ama biz millet olarak size hizmet etmek istiyoruz dersek, yollar sonuna kadar açılır. O anlamda Arap devletlerinin bir gurur anlayışı yok. Çünkü karşıdaki insan bir gurur yapmıyor, yani büyüklük iddiasında değil. Yani Türkiye Türk İslam aleminin liderliğini isterken gururla ortaya çıkmıyor. Biz büyüğüz, bize tabi olun, o yüzden tabi olun demiyor. Yani bu hizmeti yapacak başka kimse yok, en ehil de biziz, uygun görürseniz biz yapalım diyorlar. O anlamda hiçbir Arap ülkesi buna karşı çıkmaz. Çünkü gerçekten bunu yapacak başka ülke de yok şu an. Bu çünkü fedakarlık gerektiren, yorulma gerektiren, sabır gerektiren, irade gerektiren birşey. Bunun maddi bir kazancı yok, manevi kazancı var bunun.
MUHABİR: Evet, şimdi gelelim İslam ve tembellik. Buna şu anda bir bakıyorsunuz, bunlar birbirine yakın geliyorlar. Çünkü İslam’daki Müslümanlar tembelliklerinden dolayı herşeylerini kaybediyorlar. Tembellik olmasaydı Müslümanlar tabiki eski, IX. yy’da, X. yy’da çok ilerdeydi ama şimdi tembellikten dolayı çok geriye doğru gitti. Bu tembellik halbuki İslam’da yer almamalıdır. Fakat şu anda bütün Müslümanlar tembellikten dolayı herşeyini kaybediyor. Buna nasıl çare bulabileceksiniz?
ADNAN OKTAR: İnsanlar kendi başına bırakıldıklarında iradeleri bazen zayıf olur. Ama bir insan mesela otururken desen ki, ya burada oturmayalım, hadi kalkın bir dışarı çıkalım, şu deniz kenarında bir yürüyelim deseniz, kalkar hemen gelir sizinle. Ama tek başına bunu bazen yapamaz insan. Yani iradesinin motive edilmesi gerekir insanların. İradenin motive edilmesi, onu canlandırmak, onu hareketlendirmek işte Türk İslam Birliği liderliğinin yapacağı şeydir. O zaman o çalışkanlık duygusu da gelir, o aşk da gelir. İnsanlar Kur’an ahlakıyla bu yönde rahatça teşvik edilebilirler. Ama kendi haline bırakırsan tabi sıcakta oturur kalır bazen. Ama ne duruyoruz derseniz bambaşka olur. Mesela köylerde öyledir. Oraya aydın, aklı başında birisi gider, köyü hakikaten mükemmel hale getirir. Sokaklarını tertemiz yaptırır, bahçelerini çok güzel yaptırır. Ama kendi haline bırakırsan bazen köylüler çok berbat bir ortamda yaşamayı kabul edebilirler. Birkaç kişinin iradesi ve şevkiyle bir anda canlanabilecek birşeydir. Bu da gene liderliğin gerektiğini göstertiyor. Çünkü her toplumun bir lideri olur. Yani Türk İslam aleminin liderinin olmaması zaten çok acayip birşey. Mesela Hıristiyanların var, masonların var, Musevilerin var. Her fikrin bir lideri var. Sadece Türk İslam aleminin lideri yok.
MUHABİR: Şimdi gelelim politikaya. Şimdi biliyorsunuz Türkiye’de öğrenciler başörtüden dolayı üniversiteye giremiyorlar. Bu konuda sizin düşünceniz nedir? Yani yasak olması gerekiyor mu, yoksa ona bir çare bulunabilir mi?
ADNAN OKTAR: Yasaklar genelde hiç hoşlanmadığım şeylerdir benim. Çocukluğumdan beri hiç sevmediğim şey. Özgürlük güzeldir. Mesela mason locaları açık olsun, adamlar faaliyetlerini yapsın. Komünist dernekler, onlar da açık olsun, faaliyetlerini yapsın. Faşist dernekler varsa onlar da yapsınlar. Ama zulüm olmasın, kimse kimsenin hakkına tecavüz etmesin, kimse kimseye saygısızlık etmesin. Yani konu budur. Yoksa özgürlükleri kısıtlayarak bir yere varmak, çok kabul görecek birşey değil, yani mantıklı birşey de değil. Benim akademi yıllarında kapalı genç kızlar okullara giriyordu, hiç ama hiçbir şey olmuyordu. Kimsenin aklının ucundan dahi geçmiyordu. Yani Türkiye’de laiklik elden gidiyor, olaylar olacak falan. Böyle bir konu yoktu. Gene aynı şey olur, hiçbir şey olmaz. Bir kısım insanlar başörtüsüyle girebilir, niye girmesin. Buna çok fazla dikkat çekilmesi, bu konunun üzerine çok gidilmesi belki toplumun bir kısmını irrite etmiş olabilir, tedirgin etmiş olabilir. Eğer bu kadar üzerine gidilmeseydi daha huzurlu ve daha kolay bu konu halledilirdi diye düşünüyorum. Yani tabi toplumsal uzlaşma da çok önemlidir. Çünkü sağa verilen haklar, sola da aynen verilmesi gerekir. Yani herkese özgürlük verilmesi lazım. Bir tek belirli bir kesime değil. Her insan birinci sınıf vatandaştır. Ateisti de, Marksisti de, hangi fikirde olursa olsun, hepsi birinci sınıf vatandaştır. Bunun iyi vurgulanması gerekir. Bu da ancak laikliğin iyi uygulanmasıyla oluyor tabi. Yani laikliğin ciddi muhafaza altına alınmasıyla olur. O yönde ben iyi gelişmeler olduğunu görüyorum, düşünüyorum. Başörtüsü konusunda da bir süre üzerine gidilmezse, yani kendinden toplumsal uzlaşmayla hallolur diye düşünüyorum.
MUHABİR: Ama şu anda Ak Parti de öyle bir çare bulamadı, MHP de yapamadı. İlerde yakında bu hep kızlar üniversiteden dışında mı kalacaklar, bunun için ne yapmamız gerekiyor, Türkiye hükümeti olarak, ne yapabilecek ve CHP bu konuda nasıl şey yapabilir?
ADNAN OKTAR: İşte CHP tabi burada çok kilit konumda. Toplumsal uzlaşma için, CHP, MHP, AKP bir araya gelip bir ortak karar çıkartmaları gerekir. Yani ne yapalım, nasıl yapalım tarzında bir karar. CHP aslında biraz yatkındı buna. Başörtüsü konusunda o olmasın da demiyordu. Sadece bir bir araya gelme, ortak karar alma gerekiyor diye düşünüyorum. Çünkü, herkesin fikrinin alınması toplumu yatıştıran, toplumdaki gerilimi düşüren bir şeydir. Yani her kesimin görüşünün alınması ve hepsine saygı duyulması. Zannediyorum ileriki safhalarda böyle bir karar alınabilir diye düşünüyorum.
MUHABİR: Şimdi gelelim Türkiye’nin ikinci yarası olan laiklik. Laiklik hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Laiklik İslam’ın sigortasıdır, İslamiyetin. Yani laikliğin olduğu yerde münafıklık olmaz.
MUHABİR: Ama Türkiye’de tam tersi işliyor, yapılmıyor. Müslümanlar geldiği sırada işte burada gericidir, Atatürkçü olduğu sırada bunlar ilericidir. Neden ortada bir çizgi çiziyorlar. İslam olduğu sırada hemen bunlar gerici oldu. Bunu nasıl halledeceğiz. Laiklik demek ki her iki aynı şeyde olması gerekiyor. Öyle değil mi?
ADNAN OKTAR: Topluma sevginin iyi verilmesi gerekiyor. Bizim toplumumuzda sevgi biraz oranı düşük, ben onu görüyorum. Sokağa çıktığımda bakıyorum, insanların hiçbiri birbirine bakmıyor. Yani yüzü gülen insan da çok nadir görüyorum ben. Genellikle suratları asık, çok karamsarlar. Bir kısmı neşeli tabi, bir kısmı canlı. Önce toplumumuzun bir sevecenliğe, sevgiye, dostluğa, böyle heyecana itilmesi gerekiyor. Yani çünkü gerçekten güzel bir ülkedeyiz biz. Türkiye çok çok güzel bir yer. İnsanları da hakikaten çok sevecendir. Bizim millet hiçbir ülkeye benzemez. Vicdan açısından da güzeldir, huyu da güzeldir, merhametlidir, böyle konuşkandır, dostluktan, arkadaşlıktan çok zevk alır. Ama nasıl olduysa oldu, toplum birbirinden korkar ve çekinir hale geldi. Bir de zaten bunu basın, bir kısım basın da bu şekilde işledi. Eğer basın tam aksi yönde bir çalışma yaparsa, toplum önderleri tam aksi yönde çalışma yaparsa; önce bir sevgi oluşur. Toplumda herkes birbirini sever, bir arkadaşlık oluşur. Onun arkasından bu tip kararlar çok kolay uygulanabilir.
MUHABİR: Evet şimdi gelelim, İslam ülkelerinde hiçbirinde -Türkiye dışında- Cumhuriyet görülmemektedir. İslamiyet ile Cumhuriyet ayrı birşey mi?
ADNAN OKTAR: Cumhuriyet, zaten İslam’ın özünde var. Yani, İslam’ın yapısı zaten Cumhuriyet üzerine kuruludur.
MUHABİR: Ama hiçbir ülke, İslami ülkede. Arap ülkelerine baktığımızda da, Afganistan’a baktığımızda, başka yerlere baktığımızda da, Türkiye dışında, Türkiye neden öyle?
ADNAN OKTAR: Demek ki Türkiye’nin önderliğine ihtiyaç var. Türkiye’nin liderliğine ihtiyaç var. Oradan da anlaşılıyor. Eğer Türkiye lider olursa, bunlar da çok rahat aşılır İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, şimdi son gelelim sizin bilimsel çalışmalara. Bilimsel çalışmalar olarak, dünyada bir seminer vermeyi düşünüyor musunuz? Öyle bir, Pakistan’a gittiniz mi, ileride bir programınız var mı?
ADNAN OKTAR: Biliyorsunuz, benim yurtdışı yasağım var, yurtdışına çıkamıyorum.
MUHABİR: Onu bilmiyordum.
ADNAN OKTAR: Evet. Mahkemenin kararı var. Bana biliyorsunuz çete lideri dedikleri için...
MUHABİR: Ama o ortadan kaldırılmadı mı hala?
ADNAN OKTAR: Yok, kaldırmadılar, devam ediyor.
MUHABİR: Peki ona başvurmadınız mı? Kaldırmak için.
ADNAN OKTAR: Başvurdum ama yani pek netice alamadım. Beni seviyorlar benim anladığım, Türkiye’den gitmesin, hiçbir yere gitmesin, aman aman bizi bırakmasın diyorlar.
MUHABİR: Bu madem sizin düşünceleriniz bu kadar etkili, bütün dünyada da, onu da etkilemek için, oraya bir gidip seminer yapmanız gerekiyor. Orada insanlara anlatmanız gerekiyor. Çünkü burada oturursunuz, o kadar etkili olamazsınız. Oraya gidince, o kadar nüfus, Endonezya çok, 120, kaç 200 civarında Müslüman nüfusa sahip ülke, Pakistan 160, Bangladeş bunlar nüfus bakımından İslam ülkelerinden. Çok büyük ülkeler. Bunları nasıl etkileyeceksiniz, burada oturup etkileyebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Baba da oğlunu çok severse bırakmaz biliyorsunuz dışarıya. Beni de devletim seviyor benim gördüğüm. Bırakmak istemiyor demek ki, bir hayır vardır İnşaAllah. Ama zamanı gelince tabi o da kaldırılır İnşaAllah.
MUHABİR: Gördünüz, araba kanununu serbest bıraktılar. Orada şey. Siz öyle başvurdunuz mu, vuramaz mısınız? Yapamaz mısınız?
ADNAN OKTAR: Yok, Yargıtay aşamasında şu an. Yargıtaya gidecek. Tabi takdir Allah’ın, yani bütün kararları veren Allah’tır. Ben iftihar ediyorum, yani bana karşı böyle bir hüküm verilmesi, bu şekilde sözler söylenmesi. Tabiki, ben bunu kabul etmiyorum ama karşılaştığım zorluklardan dolayı Allah’a hamd ediyorum, iftihar ediyorum. Bu benim için büyük bir şereftir. Allah yolunda bana çete lideri deniyorsa, bu bana iftihar vesilesidir. Çünkü beni herkes bilir çete lideri olmadığımı. Çünkü ben banka soymadım, adam öldürmedim, gasp yapmadım, kimsenin canına kastetmedim. Yani kimseyle bir kötülüğüm yok. Mahkeme dosyası da bomboş. Hiç birşey yok mahkeme dosyasında. Fakat mahkeme böyle bir karar verdi. Ben hukuki yönden saygı duyuyorum tabi karara. Çünkü hukuka saygı benim genel prensibim. O yönden birşey demiyorum ama tabi hukuki itirazlarımı yapacağım Yargıtaya ama karar ne olursa olur hepsinde hayır olur. Tabi takdir eden Allah’tır, yaratan Allah’tır.
MUHABİR: Son olarak, biz Pakistan Müslümanlarına ne mesaj vermek istersiniz?
ADNAN OKTAR: Pakistanlı kardeşlerimi ben çok severim, biliyorsunuz Türkiye’ye çok yakındır Pakistan. Eskiden beri en iyi dostudur Türkiye’nin Pakistan. Öyle bilinir.
MUHABİR: Evet, öyledir.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Hepsini çok seviyorum, hepsine selam söylüyorum. Dua etsinler, kitaplarımı okusunlar. Birbirimizi çok sevelim, samimiyetten ayrılmayalım. Allah korkusuna, Allah sevgisine çok özen gösterelim. Çok okumak, kültürlü olmak İslam’ı yaymada, Kur’an’ı anlatmada çok çok faydalı oluyor biliyorsunuz. Zaten dinin de bir gereği bu. O yönde devam edelim İnşaAllah. Güzel, müjdeli bir çağdayız. Hz. Mehdi’nin zuhurunu göreceğiz, Hz. İsa’nın inişini göreceğiz, İslam’ın bütün dünyaya hakim olduğunu göreceğiz İnşaAllah. İslam ahlakı bütün yeryüzünü kaplayacak. Bunu hem Kur’an ayetlerinden anlıyoruz, hem hadislerden anlıyoruz. Çok güzel günleri İnşaAllah topluca beraber görmeyi Allah nasip etsin.
MUHABİR: Yasak kaldırılırsa ilk önce Pakistan’a gitmeyi düşünür müsünüz?
ADNAN OKTAR: Tabi, çok sevdiğim insanlar. Niçin istemeyeyim. Tabi çok çok isterim İnşaAllah.
MUHABİR: Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Çok sağolun.