MUHABİR: Kıbrıs’ta bir konferansınız oldu.
MUHABİR: Geniş bir çerçevede. Ve bu tabi ki referandumdan önce yapılan bir konferanstı.
ADNAN OKTAR: Evet, referandumdan önce.
Muhabir: Ama referandumda tabi ki evet cevabı çıktı. Bu evet cevabı da hiçbir işe yaramadı.
ADNAN OKTAR: Doğru
MUHABİR: Yani, hiçbir işe yaramayan bir evet. Şimdi, tekrar bazı Kıbrıs üzerinde yeni bir görüşmeler devam ediyor. Bu defa görüşmeci Talat, taviz mi veriyoruz ne yapıyoruz belli değil. Kimisi diyor iki devlet diyor. Denktaş beyin de savunduğu iki devlet yani devletin devamıdır.
MUHABİR: Rumlar hayır diyor. Eyalettir diyor. Şimdi büyük bir çıkmazdayız. Bunun yanında tabi ki adadan Türk ordusunun dönüşü başlayacak. Orada yaşayan Türkiyeli vatandaşlarımızın dönüşü başlayacak. Rum lideri Hristofyas’ın dediğine göre, ben diyor 50 bin tane diyor. T.C kökenli Türkü diyor orada kalmasını kabul ediyorum diyor. Yani bu anlaşma sürecinde konuşulanlar. Geriye kalanlar gidecekler diyor. Ne diyorsunuz siz bu konuda?
ADNAN OKTAR: Bir kere kesinlikle iki devlet olması gerekiyor.
MUHABİR: İki devlet
ADNAN OKTAR: Tabi o kesin, onda asla taviz olmaz. Yani, bunda bir bela koktuğu, olayın çok karanlık olduğu belli, dini ayrı milliyeti ayrı bir devlet var. Dini ayrı, milliyeti ayrı Türk devleti var. Bu netleşmiş ve bu pratik olarak bu zaten oturmuş, yani devletleşme de oturmuş ve bu kabul de görmüş ve yaşanan bir şey bu. Bunu ayırmak makul olan, ama bunu yok kabul ettin mi, zaten Türk milletini de kabul etmemiş oluyorsun orada yani. Öyle bir şey de yok diyorsun. Orada ne var. Sadece Rumlar var, Rum yönetimi var anlamına gelir bu. Başka türlü olmaz. Yani, pratikte bunun varacağı nokta budur. Çocuk kandırıyor gibi üslup var burada, yani çocuk kandırmıyorlar burada. Koskoca insanlara bunu söylüyorlar. Bunun hedefinin ne olduğu da çok açık. Ne mahsuru var. Türk Devleti ayrı Avrupa Birliğine girsin, Rum tarafı ayrı Avrupa Birliğine girsin. Yani, bir çok devlet ayrı ayrı giriyor.
MUHABİR: Tabi ki yani bu, beraber de girsek en azından bizim KKTC Devleti özgür kalsın diyoruz biz. Yani...
ADNAN OKTAR: Tabi ki, tabi ki, onun hiç tartışılır yanı yok yani.
MUHABİR: Şimdi bunların hepsi yok olacak.
ADNAN OKTAR: Bakın bence olayı hiç karıştırmamak lazım. Kıbrıs Rum tarafı Avrupa Birliğine girsin, Türk tarafı da girsin. Aynı anda ikisini birden kabul etsinler. Samimilerse.
MUHABİR: Şu anda onlar girdi biz dışarıdayız.
ADNAN OKTAR: Paşa gönülleri bilir. Yani almıyorlarsa almazlar.
MUHABİR: Bizi almadılar.
ADNAN OKTAR: Almazlarsa kendileri bilir.
MUHABİR: Bizim şimdi elimize bir şey verdiler. Kimlik verdiler. Rum Cumhuriyeti kimliği, o kimlikle diyorlar siz dünyanın her tarafına gidebilirsiniz AB’de geçerli bir kimliktir bu. Çünkü bizim eski Kıbrıslıların diyelim artık yani, 74’den önce doğuda yaşayanların bütün kimlikleri, doğum şeyleri, her şeyi Rum’un elinde. Sana ona göre kimlik veriyor. Diyor ki sen de AB vatandaşısın. Ben nasıl AB vatandaşıyım?
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır biz o zaman onu istemeyiz. Avrupa Birliği vatandaşı olmayı biz istemiyoruz o zaman. Öyle şey olmaz. Eğer yapacaklarsa çok dürüst olsunlar. Lafı hiç eveleyip gevelemeye gerek yok. Karmaşaya da gerek yok. Türk tarafı ayrı bir devlettir. Çok net bu açık, burada bir millet var. Burada bir din var. Türk İslam özelliği taşıyan bir millet var. Bu milleti eğer istiyorlarsa Avrupa Birliğine alsınlar. İstemiyorlarsa da almazlar o kadar. Yani zorla güzellik olmaz. İlla alacaklar diye de bizim bir talebimiz yok. Canları istiyorsa bu kabule dayalı bir şeydir.
MUHABİR: Şimdi tabi ki bu Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde bir engel oluyor Kıbrıs problemleri. Anladığım kadarıyla Türkiye Devleti şu anda Tayip Erdoğan hükümeti, Kıbrıs’ın bir şekilde çözülmesinden yana süratle. Ama bu çözüm bizim anladığımız manada bir çözüm mü olacak, onu bilemiyorum.
ADNAN OKTAR: Ama, bence bu konu gereksiz böyle uzatılan bir üslup içerisinde. Bunda karmaşık bir şey yok. O zaman şöyle de diyebilirler yarın bir gün. Biz Güneydoğuyu Türkiye’den ayıralım.
MUHABİR: Zaten o gelecek sonunda
ADNAN OKTAR: Kardeşim, o zaman istemeyiz Avrupa Birliğini, yani o zaman istemiyoruz. Öyle bir konu yok. Vatan gittikten sonra, din gittikten sonra, iman gittikten sonra biz Avrupa Birliğini ne yapalım.
MUHABİR: Denktaş Bey’in dediğine göre onlar da sıradadır yani,
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır onda Allah’ın izniyle ölümüne karşılık veririz. Yani bütün eğer vatanımı yok etmeye kalkıyorlarsa Türkiye’de ne kadar adam varsa tamamını yok eder. Ondan sonra alırlar Türkiye’yi. Yani, mesela kaç milyonsa Türkiye tamamını yok ederler. Ondan sonra gelip alsınlar alabiliyorlarsa. Onun dışında olmaz. Öyle bir konu olmaz. Olur mu böyle çocuk mu kandırıyorlar ayakta yani, bu alenen bir hırsızlık ve alenen bir gasp var. Yani, göz göre göre bir gasp var, bunu kimse kabul etmez.
MUHABİR: Şimdi, Sayın Hocam, olay nedir biliyor musunuz, bunlar Rumlar bir şekilde yanlış da olsa bunları bir adada ikiye böldüler. Yarısını Avrupa Birliği’ne bağladılar Rumları.
ADNAN OKTAR: Bağlasın onların olsun, tamam güzel.
MUHABİR: Şimdi de Rumlar, Avrupa Birliği adı altında Türkiye’yi tehdit ediyor.
ADNAN OKTAR: Hayır, biz istemiyoruz o zaman Avrupa Birliğini. Avrupa Birliği bize ne getirecek ki, yani vatanımızı aldıktan sonra, dinimizi aldıktan sonra, bayrağımızı aldıktan sonra, bizi parçaladıktan sonra, bizi hiç yerine koyduktan sonra, zaten canımızı almış oluyor. Canımızı almak istiyorlarsa gelsin alsınlar. Öyle bir konu olmaz.
MUHABİR: Öyle diyorsunuz
ADNAN OKTAR: Öyle bir şey yok. Yani, sureti katiyetle kabul etmeyiz öyle bir şeyi.
MUHABİR: İsterseniz biraz konuyu değiştirelim.
ADNAN OKTAR: Evet, buyurun
MUHABİR: Siz zaten şeyleriniz belli taviz yok diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Asla, yani bu hiç tartışmaya gerek yok. Yani adam bunu konuşmaya geliyorsa konuşmaya da gerek yok. Ama ben zorla alacağım diyorsa gelsin alsın.
MUHABİR: Zorla olmaz.
ADNAN OKTAR: O zaman bitti. Öyle bir şey yok.
MUHABİR: Kıbrıs politikası hakkında görüşlerinizi aldık aşağı yukarı. Bir de bir dedikodu var.
ADNAN OKTAR: Buyurun
MUHABİR: Yanlış mı duydum, doğru mu duydum. Kıbrıs’ta bir üniversite açmak istiyormuşsunuz diye duyuldu.
ADNAN OKTAR: Biz Kıbrıs’ın her yerindeyiz inşaAllah. Bizim üniversitemiz her yere yayılmış durumda.
MUHABİR: Tabi bu bizi mutlu eder böyle bir hadise varsa. İlk müjdeyi biz veririz.
ADNAN OKTAR: Daha ilerde inşaAllah. Daha daha ilerde inşaAllah
MUHABİR: Fikir olarak var da?
ADNAN OKTAR: Yani, evet inşaAllah
MUHABİR: Henüz şey değil
ADNAN OKTAR: Daha ileride evet inşaAllah
MUHABİR: Şeyden bahsedelim biraz isterseniz bu Yaratılış Atlası meselesi bayağı ilgimi çekti benim.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah
MUHABİR: Sizin çocuklardan da biraz ders aldım. Kitabı okumadım yalnız dürüst olarak söyleyeyim ama okuyacağım. Okumak istiyorum şimdi süratle. Avrupa’nın birçok kentinde kitabınıza karşı büyük bir şey hareket var.
ADNAN OKTAR: Reaksiyon oldu evet
MUHABİR: Reaksiyon oldu. Bundan biraz bahseder misiniz bize.
ADNAN OKTAR: İlk Fransa’ya gitti kitaplarımız. Aman Allah’ım, yer yerinden oynadı böyle Fransa. Fransız tarihinin en büyük felaketi dediler. Fransız basını.
MUHABİR: Enteresan
ADNAN OKTAR: Fransızlar, yani gelmiş geçmiş en büyük felaket dediler. Atom bombası diye başlık attılar Fransız gazeteleri. Gökten tuğla yağıyor diyorlar. Bir başkası afat diyor. Afat başladı diyor. 150 yıldan beri milleti kandırıyorlardı. Ani bir gece baskınıyla bütün oyunları altüst oldu. Atlas o kadar açık ki Fransız bakan, Milli Eğitim Bakanı incelemeye vermiş. Teknik incelemeye, diyor ki inceleme sonucunda ortada olan bir insan diyor. Bağımsız bakan bir insan diyor kesinlikle fikri bu yönde olur diyor. Bu atlastaki anlatılan yönde olur diyor. Yani, kesin ikna edici yönü var diyor. Onun üzerine kitabı yasakladılar.
MUHABİR: Yani, doğruyu yasaklamak olur mu?
ADNAN OKTAR: Zaten yasaklanınca onun güzelliği arttı.
MUHABİR: Evet, tabi ki de
ADNAN OKTAR: Teşvik etsek zaten kimse okumaz kolay kolay
MUHABİR: Kimse okumayacak
ADNAN OKTAR: Ama yasaklanınca, internet girişlerinde adeta patlama oldu. Onlar zannettiler ki, biz sadece kitapları böyle ev ev dağıtacağız. Öyle bir şey yok. İnternetten asıl. İnternetten bedava indiriliyor. Sırf bu yıl 60 milyonun üstünde kitap indirdiler internetten. Çok şükür elhamdülillah toplam. Geçen sene 35 milyondu. Satış olarak da 8 milyon satış yani normal satış 8 milyon. 2 milyon da Avrupa’da satıldı. Satışlar da çok iyi, geçen sene bu sene ikiye katladı. Çok ciddi bir artış var.
MUHABİR: Şey, bu genelde Allah’a inanmayanların karşı çıktığı bir kitap.
ADNAN OKTAR: Evet, evet yani ateistlerin evet bu masonların, gerçi ben dindar olan samimi olan, masonlara benim bir sözüm yok. Ben ateist, Marksist görüşü savunan, vatana millete sorun çıkaran masonlarla ilmi mücadele halindeyim. Ama ben demiyorum ki, işte locaları kapatılsın kafaları ezilsin demiyorum. Fikri mücadele, fikri mücadele. Aslında işin doğrusu masonlarla bir mücadelemiz olmuş oluyor. Yani bu yönde ben masonların bu konuda daha demokrat, daha akılcı yaklaşmalarını istiyorum. Daha samimi yaklaşmalarını istiyorum.
MUHABİR: Şey konusu var. 286 tane kitabınız var galiba.
ADNAN OKTAR: Evet, 300’ü aştı şu an.
MUHABİR: 300’ü aştı
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet
MUHABİR: Bu korkunç bir rekordur. Büyük bir enerjiniz var.
ADNAN OKTAR: Bence, rekor hakikaten rekor. Dünyada ben duymadım yani şu ana kadar 300 tane kitabı olan yazar duymadım.
MUHABİR: Çok gençsiniz demek ki bayağı uğraşıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, gece gündüz ben 4 saat uykunun dışında hep bu konu ile ilgileniyorum.
MUHABİR: Bizim de bir kardeşim var. Filozoftur kendisi,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Ama, yani 5-6 tane kitap yazabildi.
ADNAN OKTAR: Doğru yani hadi 15 olsun, 20 olsun, 30 olsun.
MUHABİR: Ama sizin konularınız daha, birikmiş bir enerjiniz var.
ADNAN OKTAR: Evet, evet, maşaAllah
MUHABİR: Başka bir şeyle uğraşmıyorsunuz. Devamlı bu
ADNAN OKTAR: Evet, buna yoğunlaşmış durumdayım.
MUHABİR: Buna yoğunlaştınız.
ADNAN OKTAR: Bir de benim arkadaş ekibim var. 30 kişilik arkadaş ekibim var. Kitapları tercüme edip hazır getiriyorlar, fotoğraflar hazır geliyor. Konular hazır geliyor. Ben sadece yorumlarını, bağlantılarını yapıyorum. Yani bana düşen kısmı aslında çok az oluyor işin doğrusu.
MUHABİR: Ama, işin esası da o oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet, tabi ki
MUHABİR: İşin esası da o, ama güzel bir şey, yani tabi ekipsiz bu işin bitmesi çok zor.
ADNAN OKTAR: Yok...
MUHABİR: Tek başınıza yapamazsınız.
ADNAN OKTAR: Yani,100 sene de geçse gene yapamam onu. İnşaAllah
MUHABİR: Gene yapamazsınız, Güzel bir ekibiniz var.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Tabi ki biz de bu kitaplardan alıp okuyacağız.
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah
MUHABİR: Artık merak ettim. Şeyi de yani benim birde düşüncem var. Çocuklarla daha önce konuştuk gelmeden biz de son bir 400 tane çocuğun Türkiye’ye Kuran kursları için getirildiler. Bizim toplum pek kabul etmedi bunu. Yani, Kuran’a karşı değildir Kıbrıslılar. Biliyorsunuz Kıbrıslıların dine bakış açısı biraz daha değişik. Hepsi Müslümandır. Ve hiçbir zaman da Müslümanlığından taviz vermez ve vazgeçmezler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Ama camiye gitmez, ibadetini evinde yapar. Allah ile kendi arasında kul. Burada bir zorlama gibi bir şey olduğu iddiaları var. Bu benim iddiam değildir yalnız. Sendikacıların, falanların yani bu konuda siz ne diyorsunuz? Böyle yani insanların zorla, pek hoş gelmiyor bana siz ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Dinde zorlama yok zaten.
MUHABİR: Olmaması gerekir.
ADNAN OKTAR: Kuran’ın hükmü bu, açık ayet var. Şeytandan Allah’a sığınırım. Net Allah tam böyle söylüyor. Dinde zorlama yoktur. Tabi ki severek, sevecenlikle olması lazım. İsteyen camide kılar, ister evinde kılar. Çünkü Allah bize dünyanın her tarafını mescit kıldı.
MUHABİR: Evet, doğru
ADNAN OKTAR: Her yerini mescit kıldı. Biz her yerde kılarız. Ama Kıbrıs’ın tabi daha dindar olması, yaratılış inancının daha yaygın olmasını ben çok istiyorum. Çünkü, Marksist görüşün yayılması durumunda, bu Avrupa Birliğinin dayattığı fikirler çok makul gelir oradaki insanlara o zaman. Çünkü Marksizm’de milliyet, din anlamı olan bir şey değildir. Yani, bütün insanlar aynı görülür. Aynı düşüncede görülür. Bu riski de var ayrıca. Bir de vatan, millet sevgisi din olmayınca pek o kadar şeyi olmaz. Yani milleti meydana getiren şey, din, dil birliğidir.
MUHABİR: Tabi ki
ADNAN OKTAR: Yani, din yoksa, dil birliği yoksa millet ortadan kalkar zaten. Onun için dine titiz olunması. Zaten Allah rızası için titiz olunacak da fakat millet birliği için de dine titiz olmamız çok önemli. Mesela, Rumlar dinlerine çok titizler. Hiç kiliseden çıkmazlar.
MUHABİR: Doğrudur, doğrudur.
ADNAN OKTAR: İbadetlerini yaparlar. Türklerin Rumlardan çok daha dindar olmaları gerekir.
MUHABİR: Eğer bakarsanız, Kıbrıslı Rumlarla, Kıbrıslı Türklerin kendi dinlerine olan bağlılığı biz biraz daha esnek zayıfız. Onlar sürekli kiliselerine giderler. İbadetlerini yaparlar. Onların Pazar günleri ibadetleri, bizim her gündür. Ama biraz daha bağlıdırlar onlar. Yani Kıbrıslı Türkler de bağlısızdır diye bir şey yok. Yani bağlı bağlısıza girdik. Ama Kıbrıslı Türkler, hepsi Müslümandır, çoğunluğu ben bu güne kadar bir tane ateist tanıdım.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Bir tane,
ADNAN OKTAR: Demek ki yok. MaşaAllah
MUHABİR: Bir tane
ADNAN OKTAR: İyi, güzel.
MUHABİR: Ona da saygı duydum yani
ADNAN OKTAR: Tabi ki, tabi ki, insan o da.
MUHABİR: O da insan
ADNAN OKTAR: O da birinci sınıf insan. Tabi, tabi.
MUHABİR: Öyle düşünüyor. Belki yanlış düşünüyor.
ADNAN OKTAR: Yanlış düşünüyor tabi ki ama saygımız var o da bir insan.
MUHABİR: Şimdi bu insana ne küsebilirim, ne şey yapabilirim.
ADNAN OKTAR: Olmaz öyle şey. Dürüstçe söylüyor, samimiyetle söylüyor. Gizlemiyor kendisini. Benim inancım bu diyor. Biz buna saygı duyarız.
MUHABİR: Yani, yapacak bir şey yok. Dediğim gibi, bir de şeyden bahsedelim isterseniz. Kopuk kopuk gidiyoruz ama.
ADNAN OKTAR: Yok, yok güzel bu. Elastiki daha güzel.
MUHABİR: Böyle enteresan notlarım var. Onlarla geçmeye çalışıyorum. Şeyh Nazım Kıbrisi.
ADNAN OKTAR: Çok severim.
MUHABİR: Sizi çok seviyormuş.
ADNAN OKTAR: Evet beni çok sever.
MUHABİR: Biz de çok seviyoruz onu.
ADNAN OKTAR: Çok şekerler şekeri muhteşem bir insan. Nüktedan, zeki, mütevazi, aydın, samimi bir Müslüman. Çok muhteşem bir insan.
MUHABİR: Ben onun fikirlerini benimsiyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel.
MUHABİR: Kendisini de çok seviyoruz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Zaman, zaman ziyaretine gideriz.
ADNAN OKTAR: Çok güzel.
MUHABİR: Biraz yaşlandı tabi ama yine sağlamdır.
ADNAN OKTAR: O eskiden de öyleydi. Acı biberi böyle kıtır kıtır yiyordu ben görmüştüm. Mumbar dolmasını çok sever. Pirzolayı çok sever. Benim dikkatimi çekmişti böyle hatta o Arnavut biberi mi ne öyle bir şey denilen biber. Yahut ona benzer kırmızı biberdi. Acı biber böyle büyük bir zevkle yiyordu. MaşaAllah. Demir gibi maşaAllah.
MUHABİR: Şimdi biliyorsunuz. Hocamız eski fizikçilerdendir. İstanbul’da okudu.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
MUHABİR: Fizikçidir kendisi ve bu işleri iyi biliyor. Yani, biber nedir. Yani fizikçilerin pek anladığı bir iş değildir ama, böyle faydalı bitkileri falan gayet iyi bilen bir hocamız.
ADNAN OKTAR: Evet, kendine çok güzel bakıyor ve
MUHABİR: Çok güzel bakıyor, sağlamdır da.
ADNAN OKTAR: Evet, doğal yiyeceklerle, Allah onu vesile ediyor. Çok sağlıklı, çok zinde maşaAllah. Allah daha iyi etsin inşaAllah.
MUHABİR: İnsaAllah dualarımız kendilerine kadar ulaşır.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Şeyh Nazım Kıbrısi’yi de geçtik. Şimdi gelelim Türk İslam Birliği.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah bak ağzınıza da çok yakıştı.
MUHABİR: Türk İslam Birliği
ADNAN OKTAR: Evvel Allah
MUHABİR: Nedir bu Türk İslam Birliği? Biraz açıklar mısınız?
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği, bir ucu Kıbrıs’ta, bir ucu Çin’in böğründe, bir ucu Bosna’da, bir ucu Rusya’nın içlerinde Kazakistan’da, bir ucu Fas’ta, Tunus’ta, bir ucu Kenya’da muhteşem bir Türk İslam Birliği. Bu dünyanın da kurtuluşu, Amerika’nın, Rusya’nın ve Çin’in de kurtuluşudur. Bütün dünyaya barış ve kardeşlik getirecek şahane bir sistem bu. Bundan en çok istifade edecekler de yine gayri müslümler olacaktır. Ermeniler olacaktır, Rumlar olacaktır, Museviler olacaktır. İsrail’in kurtuluşu demektir bu. İsrail’in duvarlarının yıkılması ve ferahlaması demektir. Hürriyetlerine kavuşması demektir İsrail’in. Terör ve şiddetin ortadan kalkması demektir. Ermenistan’ın bereket ve bolluğa kavuşması demektir. Ermenistan onlar da orada kasıldı kaldılar. Hem kısıldılar, hem kasıldılar. Onların ferahlaması demektir. Bütün bölgenin bir güzelliği demektir.
MUHABİR: Şimdi Hocam, güzel söylüyorsunuz. Yani, Türk İslam Birliği yalnız bu nasıl oluyor?
ADNAN OKTAR: Türklerin öncülüğünde, Türk milletinin öncülüğünde bütün Türklerin birleşmesi ile meydana gelen ve bütün İslam alemini kucaklayan bir birlik.
MUHABİR: Şimdi, Endonezya’da Türk var mı efendim ben bilmiyorum?
ADNAN OKTAR: Endonezya’yı biz kardeşimiz olarak, Müslüman kardeşimiz olarak alacağız.
MUHABİR: Müslüman olarak alacağız.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi Türk Birliği, yani öncü olan, lider olan milleti kastediyorum ben. Lider olan millet.
MUHABİR: Yani, tamam şimdi anladık. Yani, siz Türkün çok gerilerden gelmiş, devlet yönetme anlayışını...
ADNAN OKTAR: Evet, evet, evet tecrübesi
MUHABİR: Tecrübesinden bahsediyoruz.
ADNAN OKTAR: Allah genetik gücü vermiş Türk milletine. Osmanlıda da bunu gördük. Mükemmel dünyayı idare etme gücü vardır. 3 kıtayı da mükemmel idare etmiştir. Tecrübesi vardır.
MUHABİR: Yani, bu Türk Birliğinde kaç tane ülkeden bahsediyoruz biz.
ADNAN OKTAR: Kazakistan, Türkmenistan, Tacikistan
MUHABİR: Yani, aşağı yukarı
ADNAN OKTAR: Say, say bitmez. Yakutistan.
MUHABİR: Bayağı var.
ADNAN OKTAR: Her yer dolu Türk devletlerinin maşaAllah.
MUHABİR: Şey nedir hocam, böyle bir birliği, tabi biz bunu konuşuyoruz burada da, bu bahsettiğimiz ülkeler nasıl bakıyor bu olaya.
ADNAN OKTAR: Ben bizzat görüştüm. Birçok kişi ile görüştüm. Azerilerin en ileri gelenleri ile görüştüm. Yani, aşkla, sevinçle, hasretle bunu istiyorlar. Hemen kabul ederiz diyorlar, hemen, yani bugün söylesin Türkiye böyle bir teklifi ertesi gün kabul ederler meclislerinde.
MUHABİR: Azeriler...
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi, tabi
MUHABİR: Peki öteki ülkelerin durumu nedir?
ADNAN OKTAR: Kazakistan da öyle, ben yani ileri gelenleri ile görüştüm, bizzat görüştüm. Birçok kişi ile görüştüm. Can atıyorlar yani Türk Birliği onlar için çok hayati bir konu. Ve İslamlığı da çok ön plana alıyorlar. İslam Birliği’ne de çok önem veriyorlar.
MUHABİR: İslam tabi ki ön planda olacak.
ADNAN OKTAR: Tabi, o anlamda bir birlik için hepsi can atıyor. Biz mesela Suriyelilerle de görüştük. Suriye, Türkiye’nin bir an önce kendisini himayesine alması için adeta yalvarıyor. Hemen kabul edecek Suriye. Irak öyle, çünkü Irak sürünüyor şu an. Türkiye’nin himayesi olsa Irak bayram eder. Sabaha kadar bayram ederler. Türkiye’nin himayesi ne demektir? Kanın bitmesi, fitnenin bitmesi, savaşın bitmesi, bereket, bolluk, ferahın gelmesi demektir.
MUHABİR: Yani, şimdi biraz daha açalım bu şeyi birlik meselesini. Hoşuma gitti bu konu. İlginç bir konu. Çünkü bakıyorum da siz bayağı yol katettiniz bu işte. Yani, görüştüm diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, evet, evet
MUHABİR: Yani fikirden öteye geçmiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Nedir yani bu birliğin yalnız dinsel bir birlik mi, İslami bir birlik mi olacak bu. Ekonomik bir birlik mi olacak. Nasıl bakıyorsunuz? Birlik derken neyi kast ediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bu bir manevi sevgi birliği.
MUHABİR: Sevgi birliği...
ADNAN OKTAR: Evet, bir ruh birliği. Yoksa mesela Türkiye kendi sınırları içinde yine laik yapısını korur.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Mesela, Azerbaycan da kendi yapısını korur. Ama sınırlar kalkar. Pasaportu kaldırırsın. Vizeyi kaldırırsın. Vızır vızır kamyonlar gelir gider. İstediğin yere gidersin. Hazar denizinin kenarına masayı kurar yemeği yersin. Yani böyle bir sistem.
MUHABİR: Avrupa Birliği gibi bir sistemden bahsediyoruz biz.
ADNAN OKTAR: Onun daha güzeli, daha sevgi dolu olanı, daha aşka dayalı olanı. Avrupa Birliğinde aşk yok, bunda aşk var. Sevgi var. Allah aşkı, millet sevgisi, insan sevgisi var. Avrupa Birliği biliyorsunuz biraz olaylara materyalist bakar, teknik bakar.
MUHABİR: Biliyorum kesinlikle, görmüyor musunuz ateist oluyorlar.
ADNAN OKTAR: Burada bir coşku var. Hamiyetperverlik var. Bir koruma hissi var. Bir adalet hissi var. Osmanlının adaleti malumdu. Ve Türk ordusuna karşı dünyada güven tamdır. Türk ordusu dedin mi dünyada her yerde çok seviliyor. Mesela Bosna’ya gitti, Türk askerlerini sevinçle karşıladılar. Mesela, başka ülkelere gidiyor. Farz edelim, Afganistan’a gidiyor orada da sevgiyle karşılıyorlar. Her yerde Türk ordusuna karşı müthiş bir sevgi var. Bu Türklere karşı olan sevgiden kaynaklanıyor. Çünkü, Türklerde genellikle bir merhamet, adalet, sevecenlik duygusu var. Bu diğer dünyadaki ülkelerde rastlanan bir şey değil. Mesela Almanlarda bunu pek göremezsiniz. Bunu kendileri de kabul eder. Ama bir ırk üstünlüğü değil bu, bir ahlak güzelliği bu, bir sevgi güzelliği.
MUHABİR: Yani, diyorsunuz ki, İslam’dan gelen bir hadisedir.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, tabi ki
MUHABİR: İslam’dan gelen bir hadisedir. Ama bu tabi çok önemlidir, bir de hemen isterseniz bir başka konuya da dönelim.
ADNAN OKTAR: Evet, buyurun
MUHABİR: Sizi yakalamışken böyle
ADNAN OKTAR: Yok, çok güzel.
MUHABİR: Şeyleri, ufak, ufak ama politika ile ilgilenmiyorsunuz gördüğümüz kadarı ile.
ADNAN OKTAR: Yok, ilgilenmiyorum.
MUHABİR: Yalnız şöyle bir söz var burada, benim fikirlerim iktidarda.
ADNAN OKTAR: Evet, bu doğru, hakikaten kendim evimdeyim ama fikirlerim iktidarda. Mesela, Türk Birliğini yaklaşık 6 aydan beri yoğun olarak işliyorum. Arkasından Kafkas Birliği oluştu. Türk Birliği toplantıları yapıldı. İslam Birliği toplantıları yapıldı. Petrol boru hattı projesi devreye sokuldu. Doğalgaz boru hattı projesi devreye sokuldu. Ermenistan ile Türkiye arasında dostluk ve kardeşlik bağlantıları kuruldu. Hatta Ermenistan sınırları kaldıralım demeye başladı. Türkiye ile aramızda.
MUHABİR: Şu anda galiba böyle bir şeyler oluyor.
ADNAN OKTAR: Suriye Devlet Başkanı gelip gittiğinde zaten bu konuları işliyor. Ben size söyleyeyim. Yani başka konu yok, bu konuları işliyor.
MUHABİR: Ermenistan konusu da vardı yani diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, tabi ki bunun içinde, hepsi bunun içerisinde ve Suriye de birleşmek istiyor Türkiye ile. Yani, Hafız Esat’ın da fikri o. O düşüncede, bunun için de can atıyorlar. Bütün bu gelişmeler, böyle bir zamana gelmesi bu fikirlerin dünyada benimsendiğini göstertiyor. Bu düşüncelerin benimsendiğini göstertiyor.
MUHABİR: Çok güzel
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bayağı tepki toplayan bir Atlas...
ADNAN OKTAR: Evet, Fransa’da falan yer yerinden oynadı. Ama çok faydası oldu. Sarkozy’nin üslubu tamamen değişti maşaAllah. Mesela, Fransa Le Point Darwin’i kurtarın başlıklı haberi yayınladı. La Liberation Fransa’da tam bir panik gerçekleştirdi diyor kitap için tek bir hamlede. Almanya Stern dergisi gök gürültüsü gibi patlayan kitap diyor. Mesela İtalya, ama kesin olarak bildiğimiz şey bizim kaybedenler olacağımız. Belçika, yaylım ateşine benzetmiş. Mesela, Polonya anti Darwinist eğitim kitabı otoriteleri şok etti. Belçika, kulisler arkasında yaşanan panik. Basın İtalya elveda Darwin başlık, gazete başlığı. La Stampa gazetesi İtalya’nın en büyük gazetelerinden birisi.
MUHABİR: Evet, evet, evet
ADNAN OKTAR: Manşetten bunlar.
MUHABİR: Yani siz hakikaten Fransa’yı yıktınız Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah’a çok şükür, Allah yıkıyor bizi vesile ediyor inşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: Evet, evet, evet başka herhangi bir mesajınız var mı Hocam? Son olarak bir de şeyi konuşalım Rusların bu boru hattı meselesinde
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Nedir bu yani ne yapmak istiyorlar bu adamlar?
ADNAN OKTAR: Rusya’yı Türk İslam Birliği düşüncesi içerisinde böyle dışarıda tutmak, yani her hangi bir ülkeyi adam yerine koymamak, onları dışlamak çok vicdansızlık olur. Ruslar tarih boyunca Türklerle hep dost olmaya gayret etmiş, sevecen davranmış asil bir millettir ve asil bir devlettir. Millet olarak devlet olarak asildirler. Ve güzel insanlar. Tabi ki Türk İslam Birliğinde Rusya’nın çok büyük yeri vardır. Ve bütün Türk devletleri şu an Rusya ile birlik halindedir. Yani, Rusya bir Türk devletidir aslında ve İslam Birliğini muhafaza eden bir devlettir. Hatta, İslam Birliğine katılmak istedi Rusya. Böyle bir devleti dışlamaya kalkmak, yani hiç yerine koymak olacak iş değildir. Yani mutlaka gereken ilgiyi, alakayı, sevgiyi ve saygıyı göstertmek lazımdır. Rusya’nın ekonomik yönden güçlenmesi, müreffeh olması, halkının zengin olması bize sevinç verir. Türk İslam Birliğinin hedeflerinden biri de bu olması gerekir. Yani Rusya’nın ekonomik yönden, sosyal yönden, refah yönünden son derece rahatlamasını hedeflemek.
MUHABİR: Evet, Hocam son olarak Kıbrıslı kardeşlerinize neyi bir mesaj, böyle kritik, görüşmeler devam ediyor. Şunlar, bunlar bir mesaj verebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Bütün, Kıbrıslılar benim canım, ciğerim kardeşlerim. Biz, Kıbrıs’ı onlara emanet verdik. Allah’a emanet olarak verdik inşaAllah. Emanete sahip çıksınlar. Sonuna kadar, ama sonuna kadar yanlarındayız. Çakıl taşı vermeyiz. Asla kabul etmiyoruz. Ayrı bir devletiz biz, Kıbrıs’ta ayrı bir devletimiz var bizim. Ayrı bayrağımız var ve ayrı dinimiz var. Bizi eğer kabul ediyorlarsa bu şekilde Avrupa Birliğine alsınlar yoksa istemiyoruz.
MUHABİR: Şartlı kabul yok.
ADNAN OKTAR: Bu kadar yani bunu hiç uzatmaya gerek yok. Ve bunu zorlamakta insancıl bir davranış değil. Yani, benim babamı benden alacaklar, annemi benim elimden alacaklar, kardeşlerimi benim elimden alacaklar, seni Avrupa Birliğine alalım. Ben istemiyorum öyle. Beni ailemle birlikte alacaklarsa, aileme saygı duyuyorlarsa beni alsınlar.
MUHABİR: Doğru söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: O kadar, bunu hiç uzatmaya gerek yok. Onun için bu konuda kesin tavırlarını koysunlar Kıbrıs halkı, asla ve kesinlikle kabul etmiyoruz.
MUHABİR: Zaten, şimdi Hocam, nedir mesele biliyor musunuz? Bu görüşmeler yapılacak. Yapılacak, yapılacak bir yerde bir karar verilecek. Ama, tekrar gene bir şey var. Yani halk olayı var. Referandum.
ADNAN OKTAR: Tamam, referandumda tavırlarını koysunlar.
MUHABİR: Şimdi bütün mesele referandumda Türk tarafında ne çıkacağıdır. Tamam Annan planı devrinde bir evet çıktı. Hiçbir işe yaramayan bir evet, biraz politik olarak güçlendik. Hiçbir şey yok onun dışında, ama bu son görüşmelerde ne çıkar bilmem. O da bir?
ADNAN OKTAR: Yani, eğer Türkiye’yi bölerek, Kıbrıs’ı bizden alarak bize Avrupa Birliği vermeye kalkıyorlarsa, biz kesinlikle ve kesinlikle istemiyoruz, Avrupa Birliği’ni. Ama bizi milli değerlerimizle, dinimizle, bayrağımızla, manevi unsurlarımızla bizi Avrupa Birliği’ne alacaklarsa, saygıyla, hürmetle ve şevkle kabul ederiz. Hiç ihtiyacımız yok. Yani, bir dilim ekmek bir dilim peynir yeriz ama onurla yaşarız, haysiyetimizle yaşarız. Hiç istemeyiz o zaman. Vatan parçalandıktan sonra, Kıbrıs gittikten sonra, ben ne yapayım Avrupa Birliğini, inşaAllah.
MUHABİR: Şimdi, işte anlaşmalar görüşmeler devam ediyor. Bazı kapıların açılmasını talep ediyor bunlar. Bu, Erenköy kapısı var.
ADNAN OKTAR: Tamam açılsın.
MUHABİR: Açılsın ama, biz de diyoruz ki, Yeşilırmak kapısını açalım size, sizde Erenköy’e kadar bize yolu açın, biz de askerimize ulaşalım.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, sonuna kadar açılsın. Tabi ki, tabi ki açılsın.
MUHABİR: Yani, bir yolun yarı yoluna kadar açılıp da, ötesi açılmasın diye bir hadise olamaz.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır tamamen açılsın.
MUHABİR: Nedir Hocam biliyor musunuz? Bu yol Limnidi köyü var biliyorsunuz belki gitmediniz ama, o köyden sonra bir Rum köyü var. Bu Rum köyü senelerce şey altında kaldı. Kapalı devre, çok yüksek bir dağı geçmesi lazım, saatler sürüyor Lefkoşe’ye ulaşmaları için. Bu yolu bize açın dediler. Biz dedik ki tamam yani bu yolu açalım ama bu yolun sonunda da bizim bir askerimiz var, denizden gidiyoruz Erenköy’e. Bu kapıyı dedik böyle açalım diyoruz biz. Hayır diyor. Bu insafsızlıktır yani, sen kendi halkına bir şey yaratıyorsan, ben de kendi halkım için bir şey isterim. Yani bu al verler karşılıklı olur bildiğim kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Hayır, zaten kapılar sonuna kadar açılsın. Ama iki devlet, iki bayrak, iki din bu kadar.
MUHABİR: Zaten, şimdi şu anda açılan kapılar da bir tarafta Türk bayrağı KKTC bayrağı, bir tarafta Rum bayrağı Kıbrıs bayrağı var.
ADNAN OKTAR: Tamam, güzel, tamam güzel kapılar açılsın.
MUHABİR: Yani, mevcuttur. Ona da itiraz ediyor. Yani, bizim bayrak takmamız, belki onlar kendi bayraklarını sevmiyorlar bilmiyorum ama, seviyorlar da, bizim bayrağımız dokunuyor biraz onlara.
ADNAN OKTAR: Bu yakışık almaz, o yakışık almaz.
MUHABİR: Bunu diyor, yani diyor böyle diyor onların anladığı anlamda chap point değil de, normal bir şey, kapıda olmasın diyorlar. Kapı olduğu zaman çünkü gelip KKTC bayrağı oraya konacak. Askerim de duracak orada. Türk bayrağı da olacak. Onlardan rahatsız oluyorlar.
ADNAN OKTAR: Askerimiz bizim nur, nur, aslan onlar. Aslan onlar.
MUHABİR: Rahatsız oluyorlar.
ADNAN OKTAR: Onlara bir güvenlik o, onlara ferahlık. Mehmetçiğin orada bulunmasında bir bereket var, bir güzellik var, bir hayır var. Aşkla, şevkle sevsinler onları, muhabbetle sevsinler, daha ne istiyorlar. Allah’ın nuru onlar, maşaAllah.
MUHABİR: Böyle hadiseler dönüyor işte.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır bizim ordumuzun, güzelliğini, derinliğini, sevecenliğini onlar anlamamışlar. Onlar için çok büyük bir güvence o. Canını, malını, namusunu, ırzını koruyacak bir güvence. Gönülleri açık olsun, rahat olsun.
MUHABİR: Tabi Türk ordusu gelmeyeydi 74’de bu Rumların yarısı olmayacaktı. Samson hepsini temizleyecekti.
ADNAN OKTAR: Daha önceki bir rezaleti düşünsünler. Daha önceki bir rezaleti düşünsünler onlara da nasıl zulmediyordu Makarios, Grivas, değil mi?
MUHABİR: Esas, bu şeyde Samson cephesi.
ADNAN OKTAR: Özellikle, Samson acaip zalim davranıyordu.
MUHABİR: Türkiye onları kurtardı yani, bizim pek bizi de kurtardı da. Bizden fazla onları kurtardı.
ADNAN OKTAR: Pek tabi ki, pek tabi ki
MUHABİR: Onu anlamaları gerekir.
ADNAN OKTAR: Özetle tüm kapılar açılıyor. İki milletiz, iki diniz, ve kardeşiz biz. Hıristiyanlara saygı duyuyoruz çok, sevgi duyuyoruz. Onlar bizim kardeşlerimiz. Gitsinler kiliselerinde ibadet etsinler, biz iftihar ederiz. Rum olmaları gelsinler eğlenelim, yiyelim, içelim, ama devletlerimiz ayrı, evlerimiz nasıl ayrı ise, biz nasıl iki ayrı ev gidip misafirliğe gidiyoruz. Eğleniyoruz, konuşuyoruz, aynı bu şekildedir. Devlet olmaktan niye gocunuyorlar, Türk askerinden niye gocunuyorlar. Türk askeri orada sevgi sunuyor, muhabbet sunuyor. Dostluk sunuyor ve onlar için bir güvence.
MUHABİR: Benim kardeşimin bir lafı var. Doğan bey’in, kendisi programcıdır. Bizim gazetenin de yönetim kurulu başkanıdır. Rumlara hep bu misali şey yapar. Diyor, kardeş de olsak diyor herkesin evi ayrı olması lazım.
ADNAN OKTAR: Çok tabi ki.
MUHABİR: Şimdi diyor, benim evimde diyor. Ahmet diyor benim evimin düzenine karışabilir mi? Veya Mehmet, veya X birisi, karışamaz diyor. Benim evimin düzeni diyor bana ait olmalıdır. Yani, bu şey Kıbrıs meselesinde Rumlarla Türklerin bölgesel idarelerinden bahseder o konuda. Tabi ki yani, eğer bir Türk bölgesinde, bu bölgede Türklerin kurallarının geçmesi gerekir.
ADNAN OKTAR: Yani, bu bir süstür. Bir güzelliktir. Yani, daha ne istiyorsun bir insan bir yerde mesela biz mağazalara gidiyoruz. Orada güvenlik görevlileri oluyor. Bir güvencedir bu. O güvenlik görevlisi olmasa mı rahat ederiz biz güvenlik görevlisi olunca mı rahat ederiz. Türk askerinin olmasından daha ne istiyorsun sen. Allah rızası için gelmiş oraya. Candan, aşkla, şevkle o sıcakta, o şartlarda nöbet tutuyor. Senin canını, malını, ırzını koruyor daha ne istiyorsun sen.
MUHABİR: Şimdi istemiyorlar. Rumlarla görüşüyorum ben. Onlar diyorlar ki Türk askeri gitsin ve bir daha da gelmesin.
ADNAN OKTAR: Ne istiyorlar peki, ne olması gerekiyormuş. Sonra gelsinler, içip içip millete saldırsınlar. Yok, öyle şey, yok öyle şey, yok öyle rezalet çıkmayacak. Orada huzur içinde, kardeşçe, güvenlik içinde yaşayacağız.
MUHABİR: Hocam, bizim son diyoruz ama devam ediyoruz. Konular devam ediyor. Bir şey ortaya atıldı. Bizim gazetemiz tarafından. Eğer diyoruz biz, Kıbrıs’ta olası bir çözümden sonra, Türk askerinin geri dönme mecburiyeti doğar ise, böyle bir şeyde baktığımız zaman. Biz diyoruz ki, Türk askerine, Türk hükümetine, İngiliz üsleri gibi bir üs verilsin. Çünkü ne olacak, eski anlaşmalara göre 600 kişilik bir alay kalacak Kıbrıs’ta. Bu anlaşma eğer başarılırsa. Biz de diyoruz ki, farz edelim diyoruz. Bu anlaşma başarıldı. Ama biz diyoruz Türk askerinin adadan tümüyle çıkması ve 600 kişilik bir sembolik ordu bulunduracağına, İngilizler gibi yapalım diyoruz. İngilizler, Agratul ve Dikelya üsleri var biliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Biliyorum evet,
MUHABİR: Her türlü donanımlı, yani Orta doğuya hakim.
ADNAN OKTAR: Müsellah.
MUHABİR: Tabi, tabi, tabi her şey kontrolsüz ve bu üsler, İngilizlerin üsleri bağımsız üstür. Kıbrıs toprağı değil yani orası. Adamlar diyor bizim diyor hükümran üssümüzdür bu ve bu üs İngiliz toprağıdır. İngiliz kanunları geçer, AB’ye de bağlı değil, bakın o kadar şeytanca yapıyorlar işlerini. AB’ye bağlı değil diyoruz, bağımsızdır. AB’nin içinde ansızın paketlenmesinler diye, onu da öyle bitirdiler. Biz diyoruz tamam İngilize böyle bir şans verdiniz. Bu görüşmelere koyun bakalım şeyi de, Türk ordusuna da bir üs de Türk ordusu alsın. Türkiye de garantör.
ADNAN OKTAR: Türkiye’ye de en az 3 yerde bir üs versinler ayrıca ama.
MUHABİR: Veya 5 yerde versinler ne fark eder.
ADNAN OKTAR: Evet, en az 3.
MUHABİR: Ama yani bu üs meselesi çok önemlidir Hocam.
ADNAN OKTAR: Güzel, doğru söylüyorsunuz.
MUHABİR: Hocam, yani, düşünebiliyor musunuz bir anda, tabi bu bir anda olmayacak. Eğer bu barış olursa, 10 sene zarfında Türk ordusu oradan eriyecek. Ne olacak?
ADNAN OKTAR: Bu üs işi çok güzel olur. Gerçekten çok iyi akıl. Çok güzel akıl.
MUHABİR: Yani, destekliyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Çok güzel, çok doğru.
MUHABİR: Ama siyasiler, maalesef herkes gölgesinden korkuyor.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır çok önemli bayağı güzel bir fikir o.
MUHABİR: Kimse sesini çıkartamıyor.
ADNAN OKTAR: Her halükarda üs çok önemli askeri üs. Yani, hava üssü çok önemli, çok güzel evet.
MUHABİR: Hükümran üs. Yani doğrudan doğruya, tamam ben ordumu çekerim ama ben burada ilelebet kalacak olan, ilelebet çünkü hükümran üssü olur. Bir Türk toprağı isterim. Siz nerden bu şeye geldiniz diyeceksiniz. Biz de bir dedikodu duyduk.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır evet buyurun
MUHABİR: Bizim bu konuya başlangıç olarak. Bizden değildir fikir şimdi bunu koyalım.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Türkiye gazetelerinden birinde ama geçmiş gün unuttum. Eski Genel Kurmay Başkanımız son değişen Büyükanıt, 8 ay, 9 ay evvel bir İngiltere gezisinde İngilizlerin elinde bulunan Dikelya üssünü Türkiye’ye verilmek üzere anlaştıklarını yazıyor.
ADNAN OKTAR: Olur, çok iyi olur.
MUHABİR: Şimdi biz de bunu bu istihbaratı alınca...
ADNAN OKTAR: Evet, çok iyi olur.
MUHABİR: Başladık fikir yürütmeye ve bunu yayınladık biz.
ADNAN OKTAR: Çok güzel fikir en az o büyüklükte hava, kara ve deniz askerlerini bulunduran. Çok iyi olur.
MUHABİR: Şimdi bu Dikelya üssü deniz kenarındadır.
ADNAN OKTAR: Mükemmel, mükemmel.
MUHABİR: Şu anda bu üste bir helikopter pisti var. Küçük uçakların inip kalkabileceği bir hava alanı var geliştirilebilir ve limanı var.
ADNAN OKTAR: Bu kadar. Hava, kara ve deniz askerlerini barındıracak bir üs. O kadar.
MUHABİR: Tamam
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyorsunuz.
MUHABİR: Bizim istediğimiz en güzel şey de...
ADNAN OKTAR: İki noktada olsa da olur. Mesela, Kıbrıs’ın bir bir tarafında bir bir tarafında iki tane üs olsa biter.
MUHABİR: O zaman Kıbrıslı Türkler de gece yatarken sabaha ne olacağı düşüncesiyle uyumaz.
ADNAN OKTAR: Gönlü rahat olur.
MUHABİR: Gönlü rahat olur.
ADNAN OKTAR: Çok doğru öbür türlü hakikaten yaşanmaz orada.
MUHABİR: Sonra yani Hocam bir de şey var, Türkiye’nin artık Kıbrıs çok stratejik bir konuma düştü. Bu enerji hatlarının ortasında kaldık biliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Bir kere o Türkiye’nin güvenliği açısından da çok önemli. Stratejik yönden çok çok önemli. Ama o üs fikri süper yani çok çok önemli. Hiç konuşmasınlar yani bu fikre hiç itiraz edecekleri bir şey yok. İki noktada üs versinler o kadar.
MUHABİR: Ne kadar sevindim sizin bu düşüncelerinize biliyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Süper olur.
MUHABİR: Şey bulamıyoruz biz hani belki insanlar düşünüyorlar da düşüncelerini konuşamıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bilhassa bizim politikacılarımız. Röportaj için arkadaşlarımı gönderdim. Dedim ki ya siz ne düşünüyorsunuz? Böyle bir üs konusu falan, filan. Hiç aman yani ben karışmayayım. Sen politikacısın, sen şu anda meclistesin. Ben senden bir şey almam lazım. Senin fikrini açıkça söylemen lazım, bu ülkeye düşmanlık değil ki. Bu düşmanlık mı Hocam, bu ülkeye. Böyle bir fikir bunu hayata geçirmek.
ADNAN OKTAR: İki mükemmel üs süper olur, yani çok çok güzel olur.
MUHABİR: Onun için orada biraz şeyiz. Bilmiyorum neden susuyorlar. Soracağız kendilerine tabi neden sustuklarını. Belki, ciddi bir şey vardır da onun için susuyorlardır.
ADNAN OKTAR: Yok, onun dışında Kıbrıs’ta yaşanmaz. Yani bana git deseler gitmem ben öyle bir durumda. Yani Türk ordusu yoksa oraya gidilmez. Oraya güvenilmez. Yani, orada insan canına güvenmez ben tanımam, bilmem, etmem ben. Rumları daha önceden biliyoruz yaptıkları hareketleri.
MUHABİR: Biz tanıdık da ne oldu.
ADNAN OKTAR: Yani bunun şakası olmuyor ki. Adamlar bir ara ben hatırlıyorum Türk bayrağını indirmeye kalktılar, rezalet çıkardılar. Sınırı aştılar. Yani aynı taşkınlıkların olmayacağına dair bir garantimiz yok ki bizim.
MUHABİR: Şimdi zaten şöyle bir şey var. Rum toplum lideri kendi halkının bu anlaşmaya hazır olmadıklarını, onları hazırlamakla meşguller. Yani artık onlara telkin yoluyla, Türk halkıyla beraber yaşayacaklarını, bu adanın sahiplerinden birinin de Türk halkı olduğunu artık bunlara izah ediyorlar. Çünkü bu kadar zaman biz yoktuk. Biz yoktuk. Şimdi artık kafalarına dank dedi ve izah ediyorlar ki biz de varız. Yani Kıbrıslı Türkler de bu adada vardır.
ADNAN OKTAR: Bunu niye bu kadar uzatıyorlar ben anlamıyorum. Orada alenen bir Türk varlığı var ve ayrı bir dinden ve ayrı bir milletten, millet var. Ve bu devletleşmiş ve oturmuş. Yani bu ayıptır bunu daha hala germeye çalışmak itmeye çalışmak. Konu çok açık.
MUHABİR: Hocam, bizi azınlık yerine koymaya çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Biz lütfettik de toprakları verdik. Orası bizimdi. Kıbrıs bizimdi.
MUHABİR: Tabi ki
ADNAN OKTAR: Kıbrıs bizimdi ve lütfettik biz. Onlara karşı sevgimizden, muhabbetimizden koskoca büyük bir toprak verdik onlara. Allah’a şükredip otursunlar. Yani tamamen bize aitti orası. Rodos da bize aitti, adalar da bize aitti. Biz lütfettik. Yani bunu bu kadar uzatmanın ve bunu bu kadar ayıp çizgiye getirmenin alemi yok. Uzatacak hiçbir şey yok. Saygı duyacaklar. Türk askerinin mutlaka orada olması lazım. Yani eğer psikolojik rahatlığımızı düşünüyorlarsa, ruh rahatlığımızı düşünüyorlarsa, kafamızın dinç olmasını istiyorlarsa bunu yapsınlar. Bunun dışında asla olmaz. Yani askersiz millet olur mu? Yani, güvenliği sıfır demektir. Yani, onları tenzih ederim de kurtların içinde yaşıyorsun. Elini kolunu sallayarak geziyorsun olur mu öyle şey.
MUHABİR: Olmaz, neyse Hocam zamanınızı aldık.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, Estağfirullah çok hoşuma gitti. Rauf Denktaş Beyefendiyi görmüş gibi oldum sizi görünce, biraz simaen de benziyorsunuz maşaAllah. Üslup da benziyor. MaşaAllah, maşaAllah
MUHABİR: Teşekkür ederim. Güzel bir sohbetimiz oldu.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah ileriki zamanlarda yine sizi böyle arada sırada bir ziyaret edeceğiz gibime geliyor.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah, Rauf Denktaş Beyefendiyi ben canım gibi çok severim. Sonuna kadar yanındayım. Bütün arkadaşlarımla kardeşlerimle yanındayız, emrindeyiz, ne istiyorsa bize emretsin Türkiye’de yerine getirelim.
MUHABİR: Selamlarınızı götüreceğim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah saygılarımı, hürmetlerimi iletin. Ellerinden öpüyorum. Çok saygı duyuyorum kendisine.
MUHABİR: Sağolun, sağolun.