SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Sohbetler’ programına hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Efendim, ne var olaylar, anlat.
SUNUCU: PKK ile ilgili olay olmuş.
ADNAN OKTAR:Bu hergelelerin konusu bitmiyor. Her gün PKK ile başlıyoruz. Bu lanetlere yapılacak şey eğitim. Eğitimin dışında bu herifler adam olmaz. Evet, söyle, inşaAllah.
SUNUCU: PKK dün gece Tunceli’de İlçe Emniyet Amirliği, İlçe Jandarma Komutanlığı, Askerlik Şubesi ve bazı kamu kuruluşlarını uzun namlulu silahlarla yaylım ateşine tutmuş. Ancak askerlerimiz de dün Hakkari’ye 30 kilometre mesafedeki büyük bir PKK kampını imha etmişler. Kampta bulunan yüzlerce teröristi ölü ele geçirmişler.
ADNAN OKTAR:Teröristler o kampın içinde bekliyor muymuş?
SUNUCU: Allahualem ordaymış. İmha edince ölü olarak ele geçirilmişler.
ADNAN OKTAR:Onlar da ölmüş tabii, öyle mi? İçinde bekliyorlarmış, kampın içinde. Pek beklemezler ama hayırlısı, inşaAllah. Onların kamp dediği, briketten, derme çatma çadırlardan oluşan, çamurdan yaptıkları, suntadan muntadan yaptıkları uydurma yerler yani. Toplam elli lira etmeyecek yerler. Üç-beş tane kötü sandalye, uyduruk; kamp dedikleri yer o.
SUNUCU: Tabii, inşaAllah. Başbakan Erdoğan annesi için Marmara İlahiyat Camii’nde Kuran-ı Kerim tilavetinde bulunmuştu. Birçok vatandaşın da dinlediği bu Kuran tilavetinin ses kaydı yayınlandı. Sayın Başbakan İnfitar Suresi’ni çok mükemmel okuyor, maşaAllah. Kuran tilavetinin bir kısmını da dinletmek istiyorum, inşaAllah.
-Başbakan Tayyip Erdoğan İnfitar Suresi’ni Okuyor-
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Böyle bir Başbakan olması bir ahir zaman alameti, maşaAllah. Çok güzel. Hz. Mehdi (a.s) devrinde olduğumuzun bir delili, maşaAllah. Şahane, kıraatı mükemmel, maşaAllah. Ahlakı da güzel Başbakan’ın; mazlum, şefkatli bir insan. Ben hayret ediyorum İsrail’in falan tedirgin olmasına. Bayağı aklı başında, çok makul, mutedil, tutarlı bir insan; yani uç, çıkarcı bir tavrını görmedim. Bayağı candan. Son zamanlardaki en büyük politikacılardan. Tanışmışlığım yok, öyle çıkar bağlantımız falan da yok. Yanlış bir şey gördüğümde hükümeti alenen eleştiriyorum. Çok net, açık tavır koyuyorum ama bu dediğim doğru. Evet, buyurun.
SUNUCU: Tabii, inşaAllah Hocam. Habertürk gazetesi Profesör Dimitri Kitsikis’in şu sözlerini çeşitli akademisyenlere, diplomatlara ve terör uzmanlarına sormuş. “Yunanistan batma aşamasına geldi ve kurtulması için yol Türkiye ile birleşmesi. Benim 50 yıllık hayalim Osmanlı döneminde 400 yıl boyunca kardeşçe yaşamış iki toplumun yeniden bir araya gelmesiydi. İstanbul’un Türkiye ve Yunanistan’ın Brüksel’i olabileceğini anlatmaya çalıştım. Çevre ülkelerle oluşturulan birlik hayalim şu an daha da güçlü” demiş. Bazı profesörler bu sözlere Osmanlı’nın yükseliş dönemindeki gibi Hıristiyanlarla Müslümanların Müslüman sancağı altında birleşerek büyük bir birlik oluşturmasının başlangıç süreci olduğuna işaret etmişler. Habertürk konuyla ilgili güzel bir resim başmış gazetesinde Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi Yunanistan ile tabii ki Türkiye birleşecek ama Mehdilik vesilesiyle. Yoksa Yunanistan’ın anarşistleri, bilmem başka tür tipler falan bir kere böyle bir şey istemezler. Önce sevginin oluşması lazım; yani sevginin, şefkatin, merhametin oluşması lazım. Allah sevgisi, insan sevgisi, hayvan sevgisi, bitki sevgisi. Allah’ın yarattığı her şeye karşı kalpte bir muhabbet olması lazım. Şimdi küt kafalı bir adam Türkiye ile birleşelim diyebilir, ne için diyor? Ekonomik çıkar için diyor. Yani, “ekonomik kriz var da ondan, rahatlamak, iyi yemek bulmak, iyi eğlenmek istiyorum” diyor. Böyle birleşme olmaz, böyle bir şey olmaz. Birleşme Allah için olur. Allah sevgisine dayanırsa birleşmenin bereketi olur. Yoksa öyle bir birleşmede Türkiye’yi de batırırlar, Allah esirgesin. Öyle olmaz. Birleşme; halisane, samimi, Allah rızası için, Allah’ı anmak için, Allah’ın kullarına sevgi duymak için, kardeşlik ruhuyla, Kuran’ın emri olduğu için, Allah’ın tecellilerine karşı sevgi duyduğumuz için olur. Yoksa “birleşelim,” istediğin kadar birleşirsin, hiçbir şey çıkmaz bu birleşmeden. Bunu yapacak olan Mehdiyet’tir. O ilahi sevgiyi, Allah sevgisini kalplere verecek olan, vesile olacak olan odur, inşaAllah.
İsrail’le telefon bağlantısı olacakmış, onlar da hazırda bekliyorlarmış. Kimle konuşacağız, biliyor musunuz?
SUNUCU: Alexander Murinson diye bir yazar; İsrailli araştırmacı bir yazar, Bar-Ilan Üniversitesi’nde de araştırmaları var.
ADNAN OKTAR: Tamam, var mı sende İsrailli Yahudilerle, Musevilerle ilgili belgeler, var değil mi?
SUNUCU: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, bağlantı yapın.
ALEXANDER MURINSON (Çeviri): Selam.
ADNAN OKTAR: Ve Aleykum Selam. Welcome.
ALEXANDER MURINSON (Çeviri): Thank you. Birçok dost, cana yakın Türk insanıyla tanıştım. Bu benim için bir ilk değil, bu şekilde sizinle de tanıştım, çok güzel.
ADNAN OKTAR: Evet, bir hal hatır soralım, nasıllarmış, how are you?
ALEXANDER MURINSON (Çeviri): Çok iyiyim, çok mutluyum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah daha iyi etsin, Allah sağlık sıhhat versin, maşaAllah, Allah hidayet versin, güzellik nasip etsin.
ALEXANDER MURINSON (Çeviri): Çok teşekkür ederim. Aynı şekilde ben de sizin için dua ediyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah razı olsun, buyurun.
ALEXANDER MUNİSOVN:İsrail ile Türkiye arasında daha önceden çok yakın, çok sıcak olan ilişkileri tekrar nasıl düzeltebiliriz? Özellikle sizin bu konuda kitaplarınız var, Türk-İslam dünyası ile ilgili. Türkiye de şu an Türk dünyasında lider olma yönünde. İnsanlar Türkiye’yi, o halklar Türkiye’yi örnek alıyor. Nasıl o eski candan, sıcak ilişkimizi canlandırabiliriz, geri getirebiliriz?
ADNAN OKTAR: Ondan çok çok daha iyi olacak. Çünkü Tevrat’ta geleceği bildirilen Kral Mesih şu an dünyada, yani Hz. Mehdi (a.s) şu an dünyada. Dolayısıyla İsrailoğulları’nın en güzel yaşayacakları bir devirdeyiz. Müslümanların en güzel yaşayacağı devirdeyiz. Türkiye’de halk, Türk Milleti, İsrail Milleti’ne karşı sevgiyle bakar, şefkatle bakar. Böyle geçici siyasi krizler olur, onlar bir ölçü değildir. Bakın, ben size çok keskin bir ölçü vereyim; Türkiye, Malatya’da, özellikle İsrail’i korumak için büyük bir radar sistemi kurduruyor, NATO bünyesi içerisinde. Bunun özelliği şu; İsrail’e yönelik bir nükleer saldırı olduğunda Türkiye veya İran hava sahası içerisinde, hatta Suriye ve Irak hava sahası içerisinde bu roketlerin havada vurulması amaçlanıyor. Yani bu olağanüstü fedakarlık gerektiren bir şeydir. Çünkü roket havada vurulduğunda parçaları ve serpinti o bölgenin üstüne yağacaktır. Ve dolayısıyla İsrail tam anlamıyla korunmuş oluyor. Sırf bu bile olağanüstü bir şefkatin, olağanüstü bir korumanın ve fedakarlığın açık delilidir.
ALEXANDER MURINSON (Çeviri): Ben bu konuda bir kitap yazdım, İngiltere’de yayınlandı; Türkiye, Azerbaycan ve İsrail’in dostluğu hakkında. Çünkü tarihten gelen, bir geçmişi var, mantıklı bir birlik olur üçünün birleşmesi. Sıcak bir dostlukları var. Bunun da modern zamanlarımıza uzanması beklenen bir sonuç olur. Sizin de dediğiniz gibi, medyada çok gerilimli bir hava oldu. Siz de söylemiştiniz, medyanın bu durumu sakinleştirici mesajlar, güven verici mesajlar vermesi gerekiyor. Ben de buna katılıyorum.
ADNAN OKTAR:Evet, pratik önemlidir, pratikte halklar arasında Türk halkı ile İsrail halkı arasında herhangi bir gerilim yok. Ama hükümetler arasında siyasi konuşmalar, siyasi gerilimler olabilir. Bu milletleri bağlayan, onları kökten etkileyen bir şey değildir.Değişen hiçbir şey yok. Bilakis İsrail Milleti ile Türk Milleti daha birbiriyle yakınlaşan, daha birbiriyle kaynaşan bir ruh hali içindeler. Çünkü bu Kral Mesih döneminin bir özelliğidir. Bu zaten olacak. İnsanlar istemese de Allah bunu yapıyor. Zaman acayip bir zaman, zaman olağanüstü bir zaman. Allah ‘Cabbar’ ismiyle kalplere etki ediyor. İnsanlar istese de istemese de bu muhabbetin, bu birliğin içerisine girecekler. İsrail Milleti 3 bin yıldan beri biliyorsunuz Mesih bekliyorlar; Kral Mesih, Şiloh. Onun vaktidir artık. Bunun dışında bir vakit yok zaten. Gerek Tevrat’a göre, gerek hadislere göre son zamandayız, kıyametin eşiğindeyiz. Bu yüzyılın dışında da başka bir vakit kalmamıştır Kral Mesih in gelişi için, Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi için. Zaten İsrail devletinin kurulması da Hz. Mehdi (a.s)’ın, Moşiah’ın bir geliş alametidir. Ve Tevrat’taki bütün alametler oluşmuştur. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerindeki bütün alametler oluşmuştur. Silahlar artık kalkacak, silahlanma duracak. Silaha harcanan paralar fakirlerin, ihtiyacı olan insanların faydalanacağı yiyecek, giyecek gibi doğal ihtiyaçlarına yönlenecektir. Artık bundan sonra fitne ve anarşi gittikçe azalıp yok olacaktır.
ALEXANDER MURINSON (ÇEVİRİ): Öncelikle bu barış mesajınız için çok teşekkür ediyorum. Kral Mesih’in gerçekten gelmesinin çok yakın olduğuna yönelik birçok işaret görüyoruz. Ancak, bence bizim de bu konuda bir görevimiz, bizim de üzerime düşen bir rol var, onu da yapmamız gerekiyor. Modern ve barışçı bir birlikte yaşama ortamı oluşturmamız gerekiyor. Bence Kral Mesih’e yardımcı olmak bizim görevimiz. Ve bence görevimizi de yaptık.
ADNAN OKTAR: Ve yapıyoruz ve yapacağız. Ama şu an Allah’ın dilemesiyle ve onun yönlendirmesiyle bu olaylar gelişiyor. Sizlerle görüşmemizi bile sağlayan yine Kral Mesih’tir. Allah vesile ediyor.
ALEXANDER MURINSON (ÇEVİRİ): Kesinlikle.
ADNAN OKTAR:Yoksa çoktan savaş da çıkardı, fitne de çıkardı, kargaşa da olurdu. Fakat Allah Kral Mesih kanalıyla buna müsaade etmiyor. Ve bu savaşı, bu fitneyi durduruyor, bu olayları durduruyor. İsrail’le Türkiye’nin yakınlaşmasını sağlıyor, Araplarla Türkiye’nin yakınlaşmasını sağlıyor. Bütün Müslümanların birbirini sevmesini sağlıyor. Dünyadaki huzurun, dünyadaki savaşa karşı olan tepkinin güçlenmesini sağlıyor. El altından sessiz sedasız mücadelesini devam ettiriyor. Biz de Kral Mesih’in bu güzel çalışmasının bir askeriyiz, bir hizmetçisiyiz. Elimizden geldiği kadar yardımcı oluyoruz.
ALEXANDER MURINSON (ÇEVİRİ): Ayrıca şunu da söylemek istiyorum ki; İsrail devleti Müslümanlara saygı ile yaklaşıyor. Müslümanların kendi okulları var, mahkemeleri var. Fakir durumda olanlara da Müslüman olsun, Yahudi olsun İsrail devleti yardımcı oluyor. İsrail devleti her dine saygı duyuyor, özellikle İbrahimi dinlere; Hıristiyanlara ve Müslümanlara. Yahudilerin de, Musevilerin de diğer dinden olan insanlara karşı bir düşmanlığı yok. Özellikle de Türklere karşı bir düşmanlığı yok. Çünkü Türkler dine daha ılımlı yaklaşıyorlar ve oldukça hoşgörülüler. Bu da çok özel yapıyor onları. Özellikle Türklerin tarihinde bunu görüyoruz. Çok hoşgörülü olduklarını hep gösterdiler, bu onların çok önemli bir özelliği. Musevilerin tarihi açısından da bu çok önemli oldu. Mesela Avrupalılar onlara kötü davrandığında Türkler bu hoşgörülerini gösterdiler. Dolayısıyla bu hoşgörü ve toleranslı yapılarını görmemezlikten gelemeyiz. Ve bunu korumak çok önemli, bu güzel duyguları devam ettirmek çok önemli. Dolayısıyla bu medyada gerilim yaratmaya çalışan sesleri de yumuşatmaya çalışmak da çok önemli.
ADNAN OKTAR: Bakın, bir süreden beri bu yönde bir faaliyet içindeyiz. Hakikaten çok büyük netice aldık. İsrail ile Türkiye arasındaki gerilim aşağı yukarı şu an sıfır noktasına doğru yaklaştı. Yani yaptığımız faaliyetler meyvelerini veriyor. Güzel neticeler alınıyor. Mesela sizlerle bu konuşmalarımız. Dün de yine misafirlerimiz vardı, haham misafirlerimiz vardı. Bu faaliyetler sonucunda gerilim aşağı yukarı bitti gibi bir şey. Daha da iyi olacak, inşaAllah. Ama asıl gerilimi bitirmek değil, Türkiye ile İsrail’i birleştirmek; Azerbaycan’la, Türki devletlerle, Arap devletleriyle, yani Müslüman Araplarla hep beraber birlik olup, sınırları da kaldırıp -yani sınır kapısından pasaportsuz, vizesiz geçmek, yoksa tabii milli devletler olacaktır- huzur içinde, güzel bir yaşantı. Ama bunu Kral Mesih’in dışında, Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında hiç kimse sağlayamaz, buna emin olabilirsiniz. Topluluklar oluşturmak, bir araya gelmek, konuşmalar yapmak, çeşitli kurumların, kuruluşların devreye girmesi hiçbir şekilde netice meydana getirmez. Allah bu konuda Kral Mesih’i, Hz. Mehdi (a.s)’ı görevlendirmiştir. Bu sevgi bağı, bu aşk, bu muhabbet ancak Hz. Mehdi (a.s)’ın vereceği elektrikle, onun vereceği güçle, Allah’ın dilemesiyle oluşacaktır. Onun dışında sadece temennide kalır, bunun dışında başka bir şey olmaz. Onun için biz Kral Mesih’in, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı için gerek Müslümanlar olarak, gerek siz İsrailli Museviler olarak yoğun dua etmek durumundayız ve bizler de bu vecibeyi yerine getirmek durumundayız. Bu şartlar oluştuğunda, Peygamberimiz (s.a.v)’in dediğini yerine getirdiğimizde, Hz. Mehdi (a.s)’a uyduğumuzda tek bir akla uymuş olacağız. Vicdanlı, merhametli, dürüst, akılcı bir insanın yönetimine girecektir bütün dünya. O zaman barış, sevgi, mutluluk, iyilik, güzellik, adalet tam anlamıyla tahakkuk edecektir. Tevrat’ta bunu Allah uzun uzun açıklamıştır. Kuran da Tevrat’a gönderme yapıyor, Tevrat ve Zebur’a. Tevrat ve Zebur’da dünya hakimiyetinden bahsedildiğini Allah belirtiyor. Peygamberimiz (s.a.v) de hadislerinde yine Tevrat ve Zebur’a yine gönderme yapmıştır, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili olarak, yani Kral Mesih ile ilgili olarak. Dolayısıyla samimi bir Musevi bu mutluluğun, bu güzelliğin ancak Kral Mesih, Hz. Mehdi (a.s) kanalıyla olacağına inanır. Müslümanlarda da bu şekildedir. Dört Ehl-i sünnet mezhebinde de, Şiilikte de, Caferilikte de bu böyledir, aksi düşünülemez.
ALEXANDER MURINSON (ÇEVİRİ): Sizden bunu duymak çok güzel, çok rahatlatıcı. İsrailliler ve Türkler arasında bu gerginlik ortamının kalktığına yönelik bunu söylemeniz, özellikle sizin gibi önemli bir liderden bunu duymak çok çok önemli. İslam’ı çok bilmiyorum. Daha çok tarih ve politikaya yoğunlaştım ama dindar bir insanım. Her farklı dinin kendini ifade etmesinin farklı şekilleri olduğunu biliyorum ama hedefimiz aynı. Yine de bu konuda aramızda hiçbir çatışma, farklılık yok. Hepimiz aynı şeyi, aynı hedefi istiyoruz.
ADNAN OKTAR:Aslında deccal taraftarlarının niyeti çok bozuktu. İsrail ile Türkiye’yi hakikaten savaştırmak istiyorlardı ve bunun alt yapısını da yapmışlardı. Ama oyunlarını tepelerine geçirdik, darmakeşan oldular ve hiçbir şekilde böyle bir oyuna giremeyecek hale getirdik. Adeta düğümledik adamları. Dolayısıyla şu an uzaktan seyrediyorlar. Türkiye’yi böyle bir belanın içine çekmeye çalışıyorlardı, İsrail’i böyle bir belanın içine çekmeye çalışıyorlardı ama Moşiah, Hz. Mehdi (a.s) kolu bu oyunu yerle bir etti. Herkesin, bütün dünyanın gözü önünde bu oldu. Sizler de görüyorsunuz. Bizler de yardımcı oluyoruz; Hz. Mehdi (a.s), Moşiah’ın talebeleri olarak.
ALEXANDER MURINSON (ÇEVİRİ): Çok teşekkür ederim bu derin yorumlarınız için. Gerçekten çok önemli beyanlar. Özellikle bizi seyredenlerin birlikte yaşama, birlikte ortak bir gelecek inşa etme ve bunun insanlığa faydalı olacak bir gelecek inşa etme konusundaki yeteneklerini arttırmak açısından çok önemli bir ifadeydi, beyandı.
ADNAN OKTAR: Bu yüzyıl çok güzel. Bu yüzyıl Tevrat’ta müjdelenen, Kuran’da müjdelenen, hadislerde müjdelenen bütün dünyanın İslam olacağı yüzyıl; herkesin huzur ve barış içinde yaşayacağı yüzyıl. Bütün İsrail’in gönlü rahat olsun, bütün Arapların, bütün Filistinlilerin gönlü rahat olsun; dünya sahipsiz değil, dünya iyi insanların kontrolünde şu an.
ALEXANDER MURINSON (ÇEVİRİ): Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR:Saygılar, sevgiler. Btün İsraillilere, bütün Filistinlilere selam ediyorum.
ALEXANDER MURINSON (ÇEVİRİ): Çok teşekkür ederim. Sizinle konuşmak çok güzeldi, çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de çok teşekkür ederim, saygılar, selamlar.
Adamların niyeti bozuktu tabii, Türkiye’yi İsrail ile savaştıracaklardı kendi kafalarınca. Yani mecbura götüreceklerdi olayı. O arada da komünistleri ayaklandıracaklardı, PKK’lı çakalları. Türkiye’nin başı birçok yerde belanın içinde olacaktı. Yunanistan’la ayrı başlarını belaya sokacaklardı. O karambolde Türkiye’yi bölmeyi düşünüyorlardı ama gırtlaklarına çöktük, bağırta bağırta kusturduk bunların oyunlarını ve vazgeçirtirdik. Şimdi bak it gibi uzaktan seyrediyorlar, onlar da şaşırdı. Ama biz hiç şaşırmadık. Hiçbir şekilde oyun oynattırmayız, Türkiye’yi de böldürmeyiz. İsrail de Müslümanların korumasındadır, Müslümanlar da Müslümanların korumasındadır. Türkiye adil bir millettir, adil bir yapısı vardır, devleti de adildir; hiçbir şekilde de oyuna gelmez, oyuna getirtmeyiz. Buna müsaade etmeyiz, inşaAllah. Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah. Bu konuştuğumuz muhterem kimdir? Biraz tanıt arkadaşı.
SUNUCU: Tabii, inşaAllah. Alexander Murinson, İsrailli araştırmacı-yazar. Bar-Ilan Üniversitesi Begin-Sedat Center Stratejik Araştırmalar Bölümü’nde Türk dış politikası ile ilgili araştırma projesinde çalışıyormuş. Son yıllarda Amerikan Kongresi’ne İsrail hükümetinin Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkileri konusunda danışmanlık yapmış. Soğuk Savaş sonrası ‘Türkiye’nin İsrail ve Azerbaycan ile Olan Anlaşması’ isimli kitabı 2009 yayınlanmış. Çeşitli ülkelerde dış politika ile ilgili birçok seminer, oturum ve konferansta yer almış. Middle East Studies, Washington Institute for Near East Policy gibi dünyaca ünlü dış politika yayınlarında yazıları yayınlanmış. Los Angeles Time, Newsweek, Hürriyet Daily News, Tablet Magazine -bu da Amerika’da ünlü bir Yahudi yayın- Jewish Times gibi dergilerde yazı ve röportajları yayınlanmış.
ADNAN OKTAR: Tamam, ayrıca Türkiye’ye geldiğinde de görüşürüz, inşaAllah. Bir bağlantımız var herhalde değil mi? Ne yapalım? Var mı anlatacağınız?
SUNUCU: Var Hocam. Gelecek bilimcisi olarak anılan Prof. David Passig Türkiye’nin bölge ağabeyi olduğunu ve bölgeyi kurtaracak tek ülke olduğunu söylemiş. Ayrıca tam sizin söylediğiniz gibi İsrail ve Türkiye arasındaki mevcut durumun geçici olduğunu anlatmış. Şöyle demiş: “Ancak Türkiye ve İsrail arasında durumun kalıcı olacağını düşünmüyorum. Türkiye yüzyıllar boyunca hakim olduğu bölgede çok güçlüydü ve Ortadoğu’daki dengeleri korumak adına çoğu pozitif olan önemli roller oynadı. Türkiye istese de istemese de bu ülkelerin yıkılmasını engelleyecek. Türkiye’nin bölgedeki pozisyonu bunu öngörüyor. Türkiye bu ülkelerin ağabeyi olacak. Bu bölgelere barış getirebilecek tek ülke Türkiye olacak.”
ADNAN OKTAR: Bir Mehdiyet’i diyemiyorlar, ‘Mehdi’ kelimesini ağızlarına alamıyorlar. Onun dışında hepsini anlatıyorlar. Bak, Mehdiyet’i bütün detaylarıyla anlatmış. Ne diyorsak o. Biz ne diyorsak ona uyuyorlar. “İsrail ile Türkiye savaşmayacak” dedim, “evet” dediler. “Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim suni” dedim, “evet” dediler. Önce “suni değil” diyorlardı, bayağı telaşlanmışlardı, bayağı gerilim oldu, olayı bayağı tırmandırmaya kalktılar. Sıfıra indirdik, Allah’ın dilemesiyle.
Şimdi bizim astronotu biraz dinleyelim. Mehdiyet’e biraz hizmet etsin.
-VTR- Cübbeli, Mehdiyet’i Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Evet, ne anlatıyoruz Hocam?
SUNUCU:Estağfirullah Hocam. Uygun görürseniz Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Başbakanımızla ilgili bir haber vardı. Sayın Kılıçdaroğlu Sayın Başbakan Erdoğan’ın annesi Tenzile Erdoğan Hanımefendi’nin vefatı üzerine bir grup CHP milletvekili ile birlikte Başbakan’a taziye ziyaretine gitmiş. Tüm CHP’liler ve Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Başbakan ile birlikte Kuran’ı Kerim dinledikten sonra beraber el açıp dua etmişler. Birlikte dua ederken de çekilmiş fotoğrafları basında yayınlandı. Uygun görürseniz gösterebiliriz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam. MaşaAllah, çok güzel. Kılıçdaroğlu, Müslüman evladı; dürüst, samimi bir insan. Allah’a, Kitap’a, Kuran’a inanır. Ama inşaAllah CHP’yi daha mukaddesatçı, maneviyatçı bir çizgiye getirebilirse o zaman çok daha şahane olacak, daha güzel olacak, inşaAllah.
“Esselamu Aleykum Sayın Muhterem Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Nasılsın? MaşaAllah, günler geçtikçe bir başka yakışıklı görünüyorsunuz. Allah güzelliğinizi daim etsin. Arap Hanım kardeşimiz çok güzel sureler okuyor” diyor. MaşaAllah, doğru söylüyor, maşaAllah.
Mesela bak, Cübbeli, kendisinin ne kadar güçsüz olduğunu orada burada anlatıyor. Etrafındakilerin de ne kadar güçsüz olduklarını anlatıyor. Bu telkinle bu insanlar nereye varır? Halbuki insanların derin imana teşvik edilmesi lazım. İmanlarının samimi olmasının sağlanması gerekir. Ve Müslüman ruhuyla, sahabe ruhuyla hareket etmelerinin sağlanmaları lazım. Cübbeli’nin o tarz filmleri vardı, onları göstersene.
-VTR- Dünyadaki Esas İmani Sorun Fıkıh Bilgisi Eksikliği Değil, İman Zafiyetidir
SUNUCU:Hocam, bu ayın başından itibaren Hollanda Rotterdam’daki tramvaylarda çıkan ilanlarınız ile ilgili yeni resim ve videolar geldi. Uygunsa onları göstermek istiyorum, inşaAllah. Bir ay süreyle de devam edecek, inşaAllah. İlanın boyu da 27 metre. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Allah Allah! Her yerde Allah anılıyor; çok güzel, maşaAllah. Beline beline imansızlığın, dinsizliğin vurmuş oluyoruz, değil mi? İlimle, bilimle, maşaAllah. 27 metre öyle mi bu? Allah Allah! MaşaAllah.
SUNUCU 2:Video da var Hocam. Bütün Rotherdam’ı dolaşıyormuş bu tren, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Rotherdam sokakları ‘Allah Allah’ diye inliyor, öyle mi? MaşaAllah, maşaAllah. Şahane, çok güzel.
SUNUCU 2:Bir tane daha var Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir tane daha, iyi hadi bakalım. MaşaAllah, çok güzel. Her an Allah anılmış oluyor, çok güzel.
MaşaAllah maşaAllah. Bu nedir kardeşim böyle her yerden... “Esselamu Aleykum Sevgili Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Anlatımlarınız bizi çok bilgilendiriyor. Nazar ile ilgili söyledikleriniz beni rahatlattı. Azerbaycan’da insanlar standart yaşam tarzı geçirmeyi tercih ediyor, bizim gibileri hiç kale almıyorlar, inşaAllah. Türkiye’ye gelip üniversiteyi bitirip, size talebe olmak istiyorum, benim için dua edin Hocam.”’ İnsanlar öyledir, Peygamber Efendimiz (s.a.v) devrindeki gibi işte. Peygamber Efendimiz (s.a.v) döneminde nasıl adamlar dümdüzdüler, hiçbir şey onları ilgilendirmiyordu ama küçük, ufak bir ekip çıktı, 313 kişi, yeri-göğü inlettiler. Sonra 313 kişi, 313 bin kişi oldu, sonra 313 milyon oldu, sonra 1 buçuk milyar oldu, inşaAllah. Bir de Azerbaycan’da kardeşlerinden haberin yok senin. Azerbaycan’da çok güçlü bir gelişme var, çok yaman bir gelişme var. Bütün illerde, kardeşlerimiz her yerde böyle 100 kişilik, 200 kişilik, 1000 kişilik büyük bilimsel çalışma ekipleri oluşturdular. Gayet güzel faaliyetler yapıyorlar. Seni onlar ile tanıştıralım, inşaAllah.
“Adnan Hocam, bakmaya doyamadığım bir kişisiniz. Baharımsınız, sevincimsiniz, günlerimizin anlamı, gönlümüze nakşolunmuş resim gibisiniz. Bu nasıl bir yakışıklılık, bu nasıl bir heybettir, maşaAllah. Ekrandan o kadar keskin, o kadar güzel bakıyorsunuz ki, her bir bakışınız gönlümüze tek tek işliyor. Sizi çok seviyoruz, Adnan Hocam. Allah’a emanet olun. Allah aşkı ile sizi seviyoruz” diyor, Merve Hanım, maşaAllah. Güzel sözler.
Hocam buyurun bir ayet söyleyin.
MİSAFİR:İnşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla; “Şüphesiz ki biz sana Kevser’i verdik. Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu asıl ebter olan, sana kin duyandır.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. MaşaAllah, acayip bir gelişme oldu son günlerde. İnternet girişi de akıl almaz gelişiyor. Mesela bu gün çok daha fazla artmış. Bir de A9’un izlenme oranı gittikçe artıyor. O da çok hoşuma gidiyor, maşaAllah. Allah yaratıyor. Baksana kardeşlerimize, her ülkeden var, her şehirden yazmışlar, maşaAllah. Bu ki elektronik seçmemize rağmen, maşaAllah. Baksana ucu bucağı yok, maşaAllah. Bakalım Bediüzzaman neler diyor, Üstadımız. Bediüzzaman’ın bir yazısını gönderdiler, oku bakalım onu.
SUNUCU: Tabii inşaAllah. Münazarat - 9’dan. Üstad Bedüzzaman Said-i Nursi Hazretleri 1911 yılında kaleme aldığı Münazarat’ta, 100 yıl sonrasında yani 2011’lerde İslam dünyasında meydana gelmeye başlayacak birleşmeye dikkat çekmiştir. “Soru; Heyhât! Nasıl, hürriyetimiz umum âlem-i İslâm’ın hürriyetinin öncü gücü ve fecr-i sâdıkı (gerçek aydınlığı) olur? Cevap; iki cihet ile. Birincisi bizde olan despotizm Asya’nın hürriyetine zulmani bir set çekmişti. Hürriyet ışığı o karanlık perdeden geçemez idi ki, gözleri açsın, iyilikleri mükemmellikleri göstersin. İşte bu seddin tahribi ile hürriyet fikri Çin’e kadar yayıldı ve yayılacaktır. Fakat Çin aşırı gidip komünist oldu. Âlemdeki terazinin hürriyet gözü ağır geldiğinden, birden bire terazinin öteki gözünde olan vahşet ve istibdadı kaldırdı, git gide kalkacak. Eğer siz sahife-i efkârı okusanız, siyaseti terk edeni görseniz, herkese hitap edenleri yani doğru konuşan gazeteleri dinleseniz, anlayacaksınız ki; Arabistan, Hindistan, Cava, Mısır, Kafkas, Afrika ve emsallerinde hürriyet fikri o derece galeyanıyla, âlem-i İslam’ın görüşlerine, düşüncelerine öyle bir azimli değişme, başkalaşma ve hayret veren bir inkılâp ve fikri yükseliş ve tam bir teyakkuz oluşmuştur ki, parıltısına yüz sene verseydik, yine ucuzdu. Zira hürriyet, milliyeti gösterdi. Milliyet sedefinde olan İslamiyet’in nurani cevheri tecelliye başladı. İslamiyet’in ferahlamasını ihbar etti ki, her bir Müslim atom gibi başıboş değildir. Belki her biri birkaç cisimden yapılmış olan ve iç içe yükselen bir parçadır. Sair kısımlar ile tüm Müslümanları birbirine bağlayan, İslami bağ noktasında birbirleri ile sıla-i rahimleri vardır. Şu ihbar bir sağlam ümit verir ki, dayanak noktası insanın kalbindeki niyetsiz emel ve arzuların yerine getirilmesine olan ihtiyaç, gayet güçlü ve metindir. Şu ümit yeisle öldürülen manevi kuvvetimizi ihya etti. Şu hayat, âlem-i İslam’daki galeyan eden hürriyet fikrine yardım ederek tüm İslam âlemine çökmüş olan manevi baskı perdelerini parça-parça edecektir.”
ADNAN OKTAR:Bunu kaç yılında söylüyor?
SUNUCU:Bunu 1911 yılında söylüyor.
ADNAN OKTAR: 1911 yılında söylüyor. Ne diyor, yüz sene sonra ne diyor?
SUNUCU:Şu şekilde söylüyor. ‘’Parıltısına yüz sene verseydik, yine ucuzdu. Zira hürriyet, milliyeti gösterdi. Milliyet sedefinde olan İslamiyet’in nurani cevheri tecelliye başladı. İslamiyet’in ferahlamasını ihbar etti ki, her bir Müslim atom gibi başıboş değildir.”
ADNAN OKTAR:Şimdi, tamam; “yüz sene sonra parıltı başlayacak” diyor. Kaç yılı ediyor?
SUNUCU:2011 senesi.
ADNAN OKTAR:Biz kaçtayız?
SUNUCU:2011 Hocam.
ADNAN OKTAR:Dediği doğru çıkmış mı?
SUNUCU:Çıktı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne diyorsa doğru. 28 Şubat’ı yetmiş yıl öncesinden söyledi, doğru çıktı. 12 Mart’ı 20 yıl öncesinde söylüyor, doğru çıkıyor. Ne söylerse doğru çıkıyor. Öleceği tarihi söyledi, doğru çıktı. Mezarının yıkılacağını söyledi, doğru çıktı. Hz. Mehdi (a.s)’ın 1980’de çıkacağını söylüyor, doğru çıktı. “2011’lerde atak başlayacak” diyor, doğru çıktı. “2021’de bitirecek” diyor, bunu da göreceksiniz, bu da doğru çıkacak. Ne diyorsa doğru çıkıyor mübareğin, inşaAllah.
Bakın, Bediüzzaman diyor ki; Kastamonu Lâhikası, 61; “Bu zamanda,” ta yetmiş yıl öncesi söylüyor, “bu zamanda öyle fevkalade hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için,” yani komünizmi kendi hesabına alıyor, faşizmi kendi hesabına alıyor, politikacılar olayları kendi hesabına geliştirmeye çalışıyorlar, “faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse harekâtını o cereyana kaptırmamak için, siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek,” yani “Hz. Mehdi (a.s) siyaset ile ilgilenmeyecek” diyor, “ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum” diyor. “Sadece iman hakikatlerine yönelecek” diyor. Yüz yıl sonra, yani yaklaşık 2020’ler, inşaAllah. O zaman çok belirgin bilinecek, onu kastediyor. “Hem üç mes'ele var: Biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve en a'zamı, iman mes'elesidir.” Hz. Mehdi (a.s) da neye ağırlık verecekmiş; hurafeye mi, iman hakikatlerine mi? İman hakikatlerine ağırlık verecekmiş. Cübbeli gibi hurafeye ağırlık vermiyor. Doğrudan asıl meseleye, asıl konuya ağırlık veriyor. “Fakat şimdiki umumun nazarında ve hal-i âlem ilcaatında en mühim mes'ele, hayat ve şeriat göründüğünden,” bak, “umumun nazarında,” mesela Cübbeli’nin bir kısım ekibi var, “hal-i âlem ilcaatında,” mesela bazı Arap ülkelerinde de öyle, “en mühim mes'ele, hayat ve şeriat göründüğünden,” işte evlensin, yesin, içsin, okulunu bitirsin, artık hayatla ilgili amaçları ne ise, “ve şeriat göründüğünden,” doğrudan şeriatın uygulanması göründüğünden, “o zât şimdi olsa da, üç mes'eleyi birden umum rûy-i zeminde vaziyetlerini değiştirmek nev'-i beşerdeki cârî olan âdetullaha muvafık gelmediğinden, her halde en a'zam mes'eleyi esas yapıp, öteki mes'eleleri esas yapmayacak.” Yani “hayatın bütün yönlerinden çekilecek” diyor; şeriat, yani fıkıh üstüne bir konuşma yapmayacak, fıkha ağırlık vermeyecek, fıkhı hedefleyen bir çalışması olmayacak. Ne yapacakmış? “Herhalde en azam meseleyi,” yani iman hakikatlerini ve Allah’a imanı, Allah’ın varlığı, birliği, cennet, cehennem, yeniden diriliş gibi önemli meseleleri, “esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak.” “Hayat ve şeriat, fıkıh konusuna girmeyecek” diyor. “Tâ ki iman hizmeti safvetini,” yani samimiyetini, candanlığını, bu yaptığı hizmet, “umumun nazarında,” halkın nazarında, “bozmasın.” “Bu adamın amacı başka türlü, dünyevi amacı var demesinler” diyor. “Ve avamın (halkın) çabuk iğfâl olunabilen akıllarında,” bakın Facebook’a, hemen kafası iğfâl oluyor. Herkese şüphe ile bakıyor; her partiye, her insana, her hocaya, her alime, herkese şüphe ile bakıyorlar. Çok çabuk iğfâl oluyor akılları. “Avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında o hizmet başka maksadlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.” “Yani samimi, sadece Allah rızası için hizmet ettiği anlaşılsın” diyor Hz. Mehdi (a.s)’ın faaliyeti. “Hem yirmi seneden beri tahribkarane (yıkıcı şekilde) çok dehşetli zulüm altında o derece ahlak bozulmuş ve sabır ve sadakat kaybolmuş ki,” bak ta kendi zamanında, 70-80 sene önce ne diyor; “tahribkarane (yıkıcı şekilde) çok dehşetli zulüm altında o derece ahlak bozulmuş ve metanet,” yani olaylar karşısında sarsılmamak, “ve sadakat,” davasına, arkadaşına, hocasına sadakat, “o kadar kaybolmuş ki ondan belki de yirmiden birisine itimad edilmez (güvenilmez).” Hz. Mehdi (a.s) devrinde, Hz. Mehdi (as)’a Bediüzzaman bilgi veriyor; “ondan, yirmiden birine bile itimat etme” diyor. “Bu acip hâlâta karşı çok fevkalâde sebat (kararlılık) ve metanet (olaylardan sarsılmamak) Hz. Mehdi (as.)’ın özelliğidir.” Metindir. Her türlü baskıyı görecektir. Her türlü olayın içine girecektir. Hapsedilecektir, hakaret görecektir, baskı görecektir, yobazlar saldıracaktır, tuzak kurulacaktır. Fakat metanetini bozmaz. Sebatını da bozmaz. Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliklerini sayıyor: 1. Sebat, 2. Metanet, 3. Sadakat; davasına sadık, 4. Hamiyet-i İslamiye; deli gibi İslam’a bağlı, hamiyet-i İslamiyesi var. Allah aşkı ile delirmiş. Bak, “hamiyet-i İslamiye lazımdır, yoksa akim kalır ve zarar verir.”“Mehdiyet oluşmaz yoksa” diyor. Ama zaten Mehdi (a.s)’ın kaderinde öyle bir şey yok. Yani yarım bırakmak diye bir konu yok. Fakat neymiş Hz. Mehdi (a.s)’ın özellikleri; “sebat,” yani sebatlı, “metanet,” olaylardan sarsılmayan, “sadakat,” sadık, davasına sadık ve “hamiyeti- İslamiye sahibi,” yani müthiş bir koruma hissi var, inşaAllah. “Evet hadis-i şerifin ifadesi ile Hz. İsa Mesih (a.s)’ın semavi nüzulü kat’i olmakla beraber,”’ gökten inmesi, Allah Katı’ndan inmesi, yeryüzüne-dünyaya gelmesi, bizzat şahsının gelmesi, “kat’i olmak ile beraber” diyor Bediüzzaman. “Mutlaka gelecek” diyor.
Diyor ki Bediüzzaman; “Ramazan-ı Şerif’te, 10. günün, 2. saatinde,” bir kere Ramazan ayında, “Ramazan’ın 10. günü, 2. saatinde,” gün girmiş, gece 2, “birden şu hadis-i şerif hatırıma geldi.” Çok manidar. 10. günün, 2. saatinde. “Belki, Risale-i Nur şakirtlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi.” Özel bilgi, inşaAllah. “Şedde sayılır, tenvin sayılmaz fıkrasının makam-ı cifrîsi 1542 ederek nihayeti devamına ima eder. Şedde sayılı fıkrası dahi makamı cifrisi 1506 edip, bu tarihe kadar zahir ve aşikare belki galibane, sonra ta 42’ye kadar gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder. Şedde sayılır fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi 1545 olup kâfirin başında kıyâmet kopmasına ima eder.” Net tarihlerle Bediüzzaman belirtmiş. Hz. Mehdi (a.s)’ın devrini açıkça sayıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın faaliyeti ve talebelerinin etkinliği hicri 1506’da son buluyor. Şu an 1432’deyiz. “1506’ya kadar aşikarane, galibane devam edecekler” diyor. 1542’ye kadar devam ediyor. 1542’den sonra duruyor. Yani ondan sonra müthiş bir bozulma başlıyor 1542’den sonra. “42’ye kadar gizli ve mağlubiyet içinde. Vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder.”1506’dan 1542’ye kadar. “1545’de de kıyamet kopacak” diyor. İki yıllık çok azgın bir dönem var. Bunu birçok Nur talebesi kardeşlerimiz anlamazdan geliyorlar. “Yok, Bediüzzaman öyle der ama siz ona bakmayın” diyorlar. Hadiste de Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Tatlı hayatını, keyfini, zevkini bozuyor tabii; gırtlağına çöküyor o ağırlık. O zaman Bediüzzaman’ı da inkar ediyor, Peygamberimiz (s.a.v)’i de inkar ediyor, daha da sıkışırsa Allah’ı da inkar ediyor. Çünkü dünya onlara tatlı geliyor, bir kısmına.
“Hocam niye komünistlere karşısınız?” diyor Ali Karakan. Peki, nasıl yapmamız gerekiyor? Komünistleri destekleyeyim mi? Komünizme niye karşıyız? Allahsız, kitapsız bir rejim; soğuk-buz gibi, acımasız bir rejim, berbat yani. Nasıl savunalım komünizmi? Niye komünizm olsun? Onun yerine Türk-İslam Birliği olsun, İttihad-ı İslam olsun, sıcak Anadolu ahlakı olsun, insanlar birbirlerini sevsin, Kürt kardeşlerimiz zılgıt çeksinler, halay çeksinler, sıra geceleri yapalım, ziyafetler olsun, Kuran okuyalım, beraber namaz kılalım; güzel bir hayatımız olsun. Ben komünizmden nefret ediyorum, bu açık; anlaşılmayacak bir yönü yok.
SUNUCU 2:Hocam Sultan Babamızın talebelerinden Mustafa Üstün Hocamızın size bir mesajı var. Onu okuyabilirim isterseniz.
ADNAN OKTAR:Mustafa Üstün Hocamız; buyurun, ne diyor Hocamız?
SUNUCU 2:Sultan Babamızın dergâhından kardeşlerimizin yaptığı çekimlerde de var, Mustafa Üstün Hoca aynı zamanda. Şöyle yazıyor kendisi, inşaAllah; “Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu Aslanlar Aslanı Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocamız. Muhterem, mübarek, hilm ve ilim sahibi, mütevazi, zarafet ve nezaket, cesaret sahibi ve Allah’ımızın daha bir çok üstün hasretlerle yarattığı, sevgili Adnan Hocamız, Rabbimiz sizden gani gani razı olsun. Allah için sizi sevmemizin ölçüsü bulunmamaktadır, inşaAllah. İnsanların hidayetine vesile olan muazzam çalışmalarınız, bizleri coşturmaktadır.” MaşaAllah. “Bizler de size talebe olmanın arzu ve iştiyakı ile sizin çalışmalarınızı örnek alarak size talebe olmaya çalışıyoruz, inşaAllah. En kısa zamanda Türk-İslam Birliği’nin kurulmasını, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’a kavuşmayı arzulayan, Merzifon’da gayret eden kardeşlerimizin çalışmalarından görüntüler ekte gönderilmektedir. Hürmet ve muhabbet ile mübarek ellerinizden öpüyoruz. Mustafa Üstün ve talebeleri.”
ADNAN OKTAR:Mustafa Üstün Hocamızdan Allah razı olsun. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Biz Hocamızın ayağının tozuyuz. Allah razı olsun ondan. Tevazusu için Allah’a hamd ediyoruz. Cennette Allah kardeş etsin. Hüsn-ü zannı için, muhabbeti için de Allah’a hamd ediyoruz. Elhamdülillah, maşaAllah. Sultan Babamız bizim canımız, ciğerimizdi; Allah rahmet etsin. Allah, o dünyalar güzeli, değerli Hocamıza cennette de komşu olmayı, kardeş olmayı nasip etsin, inşaAllah.
SUNUCU 2:Hocam videoyu da izninizle gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Tamam, bakalım.
-Video-
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
Bediüzzaman diyor ki Kastamonu Lâhikasında; “Aziz, sıddık, muhterem kardeşim Hoca Haşmet. Senin müceddid hakkındaki mektubunu hayret ile okuduk ve Üstadımıza sorduk.” Üstadımız diyor ki; “Evet bu zaman hem iman ve din için, hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür.” Yani “Hz. Mehdi (a.s)’ın yaptığı en önemli çalışma budur” diyor. “Şeriat ve hayat-ı içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nisbeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor.” Demek ki Hz. Mehdi (a.s) fıkha ağırlık vermiyor. Önce iman. İman olmadıktan sonra adama fıkıh anlatılır mı? Yahut adama hayatla ilgili ne anlatabilirsin? Önce iman. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’ın fıkhı sonra anlatacağı anlaşılıyor, Bediüzzaman’ın anlatımından. Önce iman hakikatlerine ağırlık verecek. Tekrar söylüyorum; Allah’ın varlığı, birliği; cennet, cehennem, yeniden diriliş, meleklere iman, cinlere iman. “Rivayat-ı hadîsiyede, tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise, imanî hakaikteki tecdid itibariyledir.” Bak, en önemli şey, “iman hakikatlerindeki tecdidi kastetmiştir Peygamberimiz (s.a.v) hadislerde” diyor. “Fıkıh değildir” diyor. Çünkü adama sen nasıl fıkıh anlatırsın? Ama Mehdiyet’te direkt iman hakikatleri anlatıldığı için adam (fikren) felç olur. En hayati noktadan olaya giriyor Hz. Mehdi (a.s). “Fakat efkâr-ı âmmede, hayatperest insanların nazarında zahiren geniş ve hâkimiyet noktasında cazibedar olan hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye ve siyaset-i diniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için,” dinin siyasetle anlatılması, fıkıh ve hayata dair konular halk arasında daha önemli görüldüğü için, “o adese ile o nokta-i nazardan bakıyorlar, mana veriyorlar.” “Yanlış teşhis ediyorlar” diyor. “Hem bu üç vezaifi birden bir şahısta yahut cemaatte, bu zamanda bulunması,” kendi zamanında, 70-80 sene önce, “ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi,” birbirini bozmaması, “pek uzak, âdeta kabil görülmüyor.” “Benim zamanımda Hz. Mehdi (as)’ın gelmesi imkansız” diyor Bediüzzaman. “Ta ahirzamanda,” ne zaman? Yüz yıl sonra; 2011’ler, 2012’ler, “Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (A.S.M.) cemaat-ı nuraniyesini,” Peygamberimiz (s.a.v)’in Ehl-i Beyti’ni ve Peygamberimiz (s.a.v)’in soyunu, “temsil eden,” temsilci kim, ne demek temsilci? Bir tane temsilci olur, değil mi? Kimmiş o temsil eden? Bak, açıklıyor Bediüzzaman; “temsil eden Hazret-i Mehdi (a.s)’de,” şahs-ı manevi demiyor, “ve cemaatindeki,” Hz. Mehdi (a.s) var, cemaati var, “cemaatindeki şahs-ı manevide,” Hz. Mehdi (a.s) ve cemaati olunca tabii ki şahs-ı manevisi olur. Hz. Mehdi (a.s) ve cemaati boş durmayacaklarına göre, meydana gelen faaliyet ne olmuş oluyor? Şahs-ı manevi olmuş oluyor. “… şahs-ı manevide ancak içtima edebilir” diyor. Risale-i Nur Külliyatı bu yüzyılın en önemli Kuran tefsiridir. Said Nursi, yüz yıl öncesinden bu devirde olacak, her yılda olacak olayları teker teker açıklamış ve aynısı ile doğru çıkıyor, bütün dedikleri doğru çıkıyor. Şu tarihte şu olacak diyor, oluyor. Şu tarihte şu olacak diyor, oluyor. Hepsi oldu, teker teker tamamı doğru çıkıyor.
Hz.İsa Mesih (a.s)’ın geliş vaktini söylüyor. “Hz. İsa (a.s) gelecek” diyor, “şahıs olarak gelecek, göreceksiniz” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışını söylüyor, Müslümanların lideri olan önemli bir kişi gelecek ahir zamanda, onu söylüyor. Mesela Arap baharı denilen olayı yüz sene öncesinden söyledi, aynısıyla doğru çıktı. Mesela öleceği tarihi söyledi, doğru çıktı; o dediği tarihte öldü. Mezarının yıkılacağı tarihi de söyledi, o da doğru çıktı. Mesela Rusya’daki rejimin yıkılacağını söyledi, doğru çıktı. 1971’deki Türkiye’de karışıklık olacağını 20 yıl önce söyledi, aynen çıktı. 1987’de yine Türkiye’de Müslümanların aleyhine yapılacak büyük bir olayı yüz sene öncesinden bildirdi, o da doğru çıktı. Harfi harfine, kelimesi kelimesine doğru çıkıyor ne söylerse.
MİSAFİR (ÇEVİRİ):“Her şeyi biliyor olması biraz ürkütücü değil mi?”
ADNAN OKTAR:Çok çok güzel. Allah’ın varlığını gösteriyor, kaderi gösteriyor, o yönü ile çok çok güzel. Mesela Hz. İsa (a.s) gelmeden önce, “ben gelmeden önce, deprem olacak” diyor, “büyük dünya savaşları olacak” diyor. Aynen Hz. İsa (a.s) dediği gibi oldu. İki büyük dünya savaşı oldu ve depremler çok fazla arttı. Mesela bunu Hz. İsa (a.s) 2000 yıl öncesinden söyledi, aynısıyla doğru çıktı.
Alınacak tedbirleri de söylüyor. Nasıl, ne yapılacağını da söylüyor Bediüzzaman. “Bütün dünya kardeş olacak, savaşlar duracak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Aynı zamanda Hz. İsa Mesih (a.s) da aynısını söylüyor. Bütün dünya kardeş olacak.
MİSAFİR (ÇEVİRİ):Cennet gibi.
ADNAN OKTAR:Evet, Hz. İsa Mesih (a.s) bunu açıkça İncil’de de söylüyor, Kuran’da da Allah bildiriyor. Peygamberimiz (s.a.v) hadislerde belirtiyor. Bu dediklerimi göreceksin sen, çok hoşuna gidecek. 10 yıl sonra dediklerimin doğru olduğunu anlayacaksın. Savaşlar kalkacak, silahlar kalkacak.
MİSAFİR (ÇEVİRİ):Bir tarih de var mı bunu için?
ADNAN OKTAR:2021, 2022.
MİSAFİR (ÇEVİRİ):Çok yakın.
ADNAN OKTAR: Çok yakın, evet.Dediğimin doğru olduğunu gördüğünde çok hoşuna gidecek.
MİSAFİR (ÇEVİRİ):Ama bu sürece gelmek için, bu cennet haline gelmek için, o zaman çok zorlu yollardan geçeceğiz, değil mi?.
ADNAN OKTAR:Evet, biraz zor günler olacak tabii. Ama hem Hz. İsa Mesih (a.s)’ı, hem de Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceksin, inşaAllah. Hz. İsa (a.s) uzun saçlı, hem sarı hem de kestane rengine benzeyen, böyle ıslak gibi saçı olan, su değmediği halde ıslak gibi görünen saçı olan güzel yüzlü insan. Gri gözlü, orta boyludur, atletik yapılıdır.
MİSAFİR (ÇEVİRİ):Hepsi yazılı mı bunların?
ADNAN OKTAR:Evet. O ölüyü diriltmesi olayı doğru. Üç günlük, dört günlük ölüyü geldiğinde yine diriltecek. Bunu da göreceksiniz. Çok hoşuna gidecek, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Dergiler
Devamı ...