SUNUCU: Adnan Oktar ile Sohbetler programına hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: İmanlıdan imanlıya sevgi akar. İmansızdan lanetlik akar, eğer gaddarsa, ruhu da tersse. Münafıktan melanet akar gözlerinden. İstediği kadar çırpınsın, istediği kadar uğraşsın ne yaparsa yapsın, sevgiyi bulamaz.
Allah’ın gözlere bu kadar güzellik vermesi hayret, ne kadar etkileyici şey göz. Başka şey o kadar değil de göz, insanın içinde fırtına kopartıyor adeta. Acayip şahane bir şey göz. Ama sevgiyle bakan göz tabii. Allah mümin erkekler, mümin kadınlara, mümin kadınlar, mümin erkeklere diyor. Bu sırf evlilik için değildir, bu dostlukta, arkadaşlıkta, kardeşlikte inşaAllah. Ama tabii birinci derecede evlilik içindir ama iyi insanlar iyi insanlardan çok zevk alırlar. Çünkü o da dürüst, o da dürüst. O da samimi, o da samimi. O da iyi, o da iyi. Şimdi sen doğru söylüyorsun, adam yalan söylüyor, sıkılırsın. Manyak gibi bir şey adam sürekli yalan söylüyor. Sen samimisin, o samimi değil, sıkılırsın. Rahatsız olursun. Evet, buyurun Hocam.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Siirt’in Baykan ilçesine bağlı Kasımlı Köyü, Dodan Mevkii’nde koruculuk yapan üç kardeş, PKK ile girdikleri çatışmada şehit olmuş. Çatışmada iki teröristin de öldüğü belirtilmiş.
ADNAN OKTAR: İşte terörist ölüyor, vatandaşımız ölüyor. Terörist de daha önceki vatandaşımız, sonra terörist olmuş. Anasından terörist doğmuyor bunlar. Sonra terörist oluyor. Eğitim alıyorlar, Marksist, Leninist, Stalinist eğitim alıyorlar. Nur gibi adam bakıyorsun, komünist, dinsiz, imansız, Allah’sız, Kitap’sız, zalim, gaddar, psikopat bir şey olmuş. İblisin ordusuna katılıyor, deccalin ordusuna katılıyor.
Kardeşim bu konuyu neden uzatıyorlar ben anlamıyorum. Anlatılsa ne güzel böyle anti-komünist, anti-Darwinist bir anlatım yapılsa, Allah’ın varlığı, birliği, İslam’ın, Kuran’ın güzelliği anlatılmış olsa, insanlar munis, tatlı varlıklar, diretmez. Yobazlık tarzında anlatıyorlar dini, mahvediyorlar adamları. Direk şeriatı anlatıyor adam mesela direk fıkıh anlatıyor veyahut.
Bir ayet söyle, istirham edelim.
MİSAFİR:İnşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah yazmıştır, andolsun Ben galip geleceğim ve elçilerim de. Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir. Üstün ve güçlü olandır.” Mücadele Suresi, 21. ayet Hocam. Bu ayetin ebced hesabı “Allah yazmıştır, andolsun Ben galip geleceğim ve elçilerim de”, Miladi 1959 ve 2039 yılını veriyor. “Ben galip geleceğim ve elçilerim de” 2020 yılını veriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 2020 yılında beraber olacağız. Ağabeyiniz aynı yakışıklılığında olacak inşaAllah, göreceksiniz. EvelAllah, bitireceğiz. İnşaAllah. Teknik beraberlikten bir şey çıkmaz. Mesela NATO var, beraberiz NATO ile. Hiçbir şey olmaz. Birleşmiş Milletler var, biz Birleşmiş Milletler üyesiyiz. Ne oluyor, yani sevgimize ne katkısı oluyor, haberimiz bile yok. Değil mi yani Birleşmiş Milletler tam işte birlik olmuş. İttihad-ı Birleşmiş Milletler. Hiçbir şey çıkmaz. Mesela Varşova Paktı vardı, hiçkimse de birkimseyi sevmiyordu. Aşk lazım, Allah aşkı. Allah sevgisi lazım. Haydi bunu hoca efendilerden bir kısmı anlasın diyelim. Olmaz. İllaki öğretmeni anlatacak. İlla ki Mehdi (a.s.) anlatacak. Allah o görevi, ona vermiş. İllaki İsa Mesih (a.s.) Hıristiyan alemine, o tebliğ yapacak. Olmuyor, başka kim yaparsa yapsın, netice alamaz. Mehdi (a.s.) bayağı yaklaştıracak. Ama neticeyi oluşturamıyor Mehdi (a.s.). Yani netice, son noktayı koyan İsa Mesih(a.s.)’dır. Seyyidina İsa Mesih(a.s.), İbn-i Meryem, inşaAllah. Meryem oğlu Mesih inşaAllah. En çok onu merak ediyorum, o dünya tatlısını. Benim için dünyada en büyük nimetlerden biri o şu an. Bir kere sarılayım yeter bana yani. Bir kere göreyim yeter. Çok müthiş bir olay o. Çok büyük bir olay. Ama Mehdiyet bana makul geliyor. Yani aklın ihtiyarini alacak bir şey değil, ama İsa Mesih(a.s.) çok harika. Çok çok harika. O da aklın ihtiyarini almaz ama harika olduğu net. Var mı o haberlerden daha başka?
SUNUCU:Var Hocam inşaAllah. Sayın Başbakanımız’ın bir konuşması olmuş. Bir üniversite açılışında Türkiye’nin birlik ve beraberliği hakkında güzel bir konuşma yapmış. Şunları söylemiş; “Bu ülkede bütün kavimler, bütün inançlar, yüzyıllar boyu bir arada, birlikte birbirinin hukukunu çiğnemeden yaşamıştır. Türküyle, Kürdüyle Arnavut’u, Gürcüsü ile. Peki bugün ne oluyor bize?Demek ki birileri milli birliğimizi..
ADNAN OKTAR: Bak, şimdi sen baştan al, ben parça parça açıklayayım.
SUNUCU:Tamam inşaAllah. “Bu ülkede bütün kavimler, bütün inançlar, yüzyıllar boyu bir arada, birlikte birbirinin hukukunu çiğnemeden yaşamıştır.”
ADNAN OKTAR: Niye yaşadı? Darwinizm, materyalizm yoktu. İslam vardı, samimi İslam vardı. Bir. Devam edelim.
SUNUCU:“Türküyle, Kürdüyle Arnavut’u, Gürcüsü ile. Peki bugün ne oluyor bize?”
ADNAN OKTAR: Darwinizm, materyalizm, deccaliyet belası başımıza çöktü de onun için oluyor. Devlet, Darwinizmi, materyalizmi resmi olarak okutuyor. Onun sonucunda Darwinist, materyalist nesiller yetişiyor. Sevgisizlik yayılıyor, muhabbetsizlik yayılıyor. Sebebi bu. Karmaşık bir şey yok. Yani yaratılış anlatılsa, Allah sevgisi, Allah korkusu anlatılsa bambaşka bir sistem olacağı belli. Darwinist-materyalist yetiştirirsen, sen tesadüfen oldun arkadaş, çamurlu sulardan tesadüfler sonucu oluştun, senin atan maymun, tarla faresi, işte mikrop falan dersen, adam böyle oluyor işte bozuluyor. Nesil bozuluyor. Sonunda da paramparça oluyor insanlar. Daha önce var mıydı böyle olaylar? Yoktu. Ne yoktu ama daha önce? Darwinizm de yoktu, materyalizm yoktu. Darwinizm, materyalizm Osmanlı’ya girince, tak bu olaylar olmaya başladı. Hemen akabinde olmuştur. Hemen deccal ortaya çıktı. Süfyan ortaya çıktı. Süfyan’ın ve deccalin dayanak noktası Darwinizm’dir. İnancı, dini, imanı Darwinizm’dir. Hafız Esad, hadislerde belirtilen Süfyan’dır. Evet buyrun.
SUNUCU:Estağfirullah, devamında şöyle diyor; “Demek ki, birileri milli birliğimizi, beraberliğimizi yok etmeye çalışıyor”.
ADNAN OKTAR: Birileri işte o deccaliyet. Darwinizm, materyalizm ve şeytaniyet. Deccalin orduları. Süfyaniyet. Birisi o. Yani meçhul birisi değil. Belli, adres belli. Evet.
SUNUCU: Devamında, şöyle diyor; “Ancak, kim ne yaparsa yapsın, biz bu ülkede Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı altında geleceğe bir ve beraber olarak yürüyeceğiz” demiş.
ADNAN OKTAR: Neyle yürüyeceğiz? Mehdiyetle. Aynı sistemle yürürsek, aynı sistem zaten bizi bu hale getirmedi mi? Bu sistem bizi bu hale getirdiğine göre, bu sistem yine aynı şekilde götürür. Mehdiyet işte bu oyunu bozuyor. Yani Darwinist- materyalist oyunu Mehdiyet bozuyor, Mehdi (a.s.) bozuyor, olay bu. Mehdi (a.s.) oyunu bozduğu için birlik ve beraberlik içinde, bölünmeden, büyüyerek, güç kazanarak hakimiyete gideceğiz. İttihad-ı İslam oluşacak. Yoksa mevcut sistemle, Darwinist-materyalist eğitimle, bu adamlar ortaya çıkıyor işte, Abdullah Öcalan. İyisi de çıkıyor ama genelde bozuyor yani. Abdullah Öcalan ne diyor, arkadaş diyor, ben başlangıçta namaz kılıyordum diyor. Müslüman, mümin, muttaki bir adamdım diyor. 5 vakit namazımı kılıyordum, Risale-i Nur da okuyordum diyor. Sonra Darwinizmle, materyalizm ile tanıştım diyor. Darwinizmin ne olduğunu öğrendim diyor, Darwin’in kitaplarını okudum, işte Türlerin Kökeni falan, şu bu okudum diyor, Allah’sız, Kitap’sız, dinsiz, imansız, komünist oldum diyor. Sonra da PKK’lı oldum, PKK’yı kurdum, bu olayları meydana getirdim diyor adam. Olay bu. Güneydoğu’da da gençlere PKK ideolojisi anlatılırken Darwinist, materyalist sistem anlatıldıktan sonra kısa sürede bu ideoloji anlatılıyor. Zannediyorlar ki, Marksizmin anlatılması, Darwinizm-materyalizmin anlatılması günler sürüyor. Bir adamı komünist yapmak için, iki üç saatlik konuşma yeterlidir. Kısa, öz adam anlatır konu biter.
Ben Hacıbektaş’ta gitmiştim, orada komünist gençler vardı, görürdüm konuşuyorlar kendi aralarında. “Bu da mı devrümci” dediler bana. Ben yolda yürüyordum böyle. “Devrümci mi” falan böyle, artık o kafadalar yani düşün. Çok klas gençler, Hacıbektaşiler, buradan selam ediyorum. Hepsi benim canım. Hepsi benim başımın tacı. Ama eleştiririm yanlış bir şey olduğunda. Yoksa onlar candır, inşaAllah. Mesela kendi aralarında konuşuyorlar, “çalişki” diyor, maddenin arasında çelişki var diyor. Yani demek ki iki-üç saat bile fazla. Kısa sürede “çalişki”yi öğreniyor, sorun olmuyor. Yani Darwinizm-materyalizmin öğretilmesi on dakika sürmez. Ben eski hapishanecilerdenim, şimdi anlatırsam çocuk biraz ürker gerçi de, efendim sevk arabasında 1986’da gidiyoruz, efendim komünistler falan hepimizi zincirle falan bağladılar. Cezaevinde saçlarımız traşlı falan, sakalımızı da kesmişlerdi güzel. Ondan sonra sevk arabasıyla gidiyoruz, Marksist bir örgütün militanları benim yanımdaydı, karşımda. Ben de daha yeni Darwinizmle ilgili kitap yazdım, kitap da yanımda, kitabı eline verdim, bakıyor falan. Bana hücreyi anlatmaya başladı, hücrenin yapısını. “Ortasında bir çekirdek oluyor”, Allah Allah nasıl oluyor ya dedim, anlat. “Onun bir de zarı var” dedi. MaşaAllah dedik. “Şimdi işte çamurlu suda, ilk defa böyle bir şey oluştu. Kendiliğinden” dedi. “Sonra bölündü iki oldu” dedi. “Sonra işte maymunlar oldu, sonra da biz olduk” dedi. Ben bunu kitapta anlattım geçersizliğini dedim. Hiç anlamıyor. Yine aynı şeyi bana anlatıyor yani kitap elinde artık bak çok detay detay anlamışım, bilimsel anlattığım halde, farkında bile değil, uçuyor. Yani demek ki sevk arabasında adam bir on beş dakika konuşmuş olsa, adamı komünist yapacak. Yani yarım saat arabada konuşmuş olsa yapacak. Yöntem bu, stil bu. Dedim ya Hacıbektaş’ta Mahmut vardı böyle, oturaklı, orta boylu bir delikanlıydı böyle ama filozof havası vardı böyle acayip. Sesini çok kontrollü kullanıyor böyle, ne yüksek, çok çok da düşük değil ama ruh gibi böyle hafif akıcılıkta. Böyle nefes bile almıyor artık uçuyor o tarzda. Ona soruyorlardı, geçen günlerde anlatmıştım, dedi ki; “zenginler bu tarihin dönüşümünü bildikleri halde, sonunda bütün insanlığın komünal topluma geleceğini bildikleri halde niye direniyorlar ya?” dedi. O da gayet sakin, mistik bir ruhla, anlatmaya başlamıştı. Ama çok sade, kısa yani böyle hiç ipsiz sapsız bir şey anlattı böyle alakasız. Huşuyla dinliyorlardı. Bu kadardır olay yani. Karmaşık bir şey yoktur. İşte ezenler var, ezilenler var. İşte siz ezilenlersiniz. Ezenler de işte karşı taraftır. Yarım saat- bir saat de efendim made in komünist. 5 dakikada imal ediyorlar. Bazen de daha eğitimli oluyorlar, daha uzun uzun kitaplar okuyorlar falan feşmekan. Yani özetle eğitimli olmadan olmaz. Hangi eğitim? Diyor ki, “PKK’ya karşı eğitim şart” diyor. Hangi eğitim? Milli Eğitim yapıyor ya diyor. Peki ne anlatıyor Milli Eğitim Bakanlığı? Darwinizm, materyalizm anlatıyor. Nerede anlatıyor Allah’ın yarattığını, nerede anlatıyor Kuran’ın hakikatlerini anlatıyor? Eğittin mi sen zaten Darwinist- materyalist çıkıyor adam sonunda. Büyük bölümü öyle çıkıyor. Bir kısmı özel çabasıyla ondan kurtuluyor, o sistemden kurtuluyor. Hep kendi özel çabasıyla çıkanlar vardır genelde yani. O sistemde eğitilerek istenilen çizgiye gelmiyor insanlar. Kendi özel eğitimiyle, çevresinin özel eğitimi ile o sistemin dışına çıkıyor vatandaşlar.
Azerbaydan’dan bir kardeşimiz yazmış; şu Azerbaycan lehçesi çok şeker. Çok fazla Azerbaycan’dan yazı geliyor. Feriha Ergenç, “Hocam, hanım kardeşlerimiz maşaAllah, olağanüstü güzel ve çok nurlu” diyor. “Sizin gibi güzel ahlaklı insanlara Allah’ın böyle güzel ahlaklı insanları arkadaş etmesi bizlerin çok hoşuna gidiyor, gıpta ediyoruz” diyor. “Ne kadar güzel, demek ki Allah güzel ahlaklı, sevgi dolu insanlara böyle güzel ahlaklı, sevgi dolu insanlar nasip ediyor” diyor. “Allah nurunuzu arttırsın, ilminizi arttırsın” diyor, doğru söylüyor. Şeytana şeytan, insana insan. Allah’ın kanunu bu.
“Hocam sizi şu anda 32 kişi birlikte seyrediyoruz. Acaba bu kadar güzel konuşmayı nasıl beceriyorsunuz, ağzınızdan bal damlıyor. Konuklarınız da çok hoş. Hepsi birbirinden pırlanta. Çok hoşnut oluyoruz. Bu sevgiye nasıl ulaşıyorsunuz. Bize de öğretebilir misiniz?” diyor Bora Ahmetoğlu. Doğru, Allah aşkıyla seversen sana Allah güzel insanlar şeklinde tecelli eder. Eğer öküz gibiyse adam, ayı gibiyse, ayı gibi insanları Allah ona tecelli ettirir karşısına. Leş gibi kokan, pislik, ahmak, huysuz, aşağılık, karaktersiz adamları birbirine Allah musallat eder. O ondan nefret eder, o ondan nefret eder. Ömrü pislik ve rezillik içinde geçer. Ama Allah’ı aşkla seversen, Allah da seni aşkla sever ve sana muhteşem güzellikler şeklinde tecelli eder. Benim de karşımda gördüğüm bu güzellikler, Allah’ın tecellisi. Allah tecelli ediyor, insan şeklinde bizlere görünüyor inşaAllah. Allah güzel huylu yapıyor, kaderimizi böyle yapıyor inşaAllah. Mesela aşağılık herif, leş gibi kokuyor, ağzı ayrı kokar, bilmem neresi ayrı kokar. Pislik herif mesela ağzından nefret damlar. Gözünden melanet akar. Alaycı, haysiyetsiz, akılsız, aptal, Allah’ı sevmez, Kitap’ı sevmez, Peygamber (s.a.v.)’ı sevmez. Bakıyorsun, Allah karşısına öyle bir pislik nasip ediyor. Ve Allah o belayla onu boğuyor adeta, o belayla debeleniyor. Hak yerini bulmuş oluyor, ve Allah’ın sanatıdır bu, bir mucizedir bu. Hep güzel insanlar güzel insanlarla birlikte olur. Pislik adamların da karşısına Allah pislik adamları diker. Bakın etrafınıza göreceksiniz.
Evet. Ahit sandığının bulunmasında neler olması gerektiğini soruyor. “1400 kitap uygulamasını Android telefonlardan istiyoruz inşaAllah. Uğur Ayyıldız.” Efendim, şimdi Cübbeli’nin ahir zaman anlatımlarını dinleyeceğiz ama once mubarek muhterem Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ı dinleyelim, son konuşmalarını dinleyelim inşaAllah.
(VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hoca’nın videosu ve Cübbeli’nin videosu)
Zelzele Suresi ne şahane maşaAllah. O şiirsel anlatım, o müzik, o ahenk çok nefis çok şahane maşaAllah.
“Merhaba Adnan Bey.” Güzel bir giriş, hoş. Özellikle bir kadından olması çok hoş. “26 yaşındayım, ismim Burcu. Size bir soru sormak istiyorum.” Ya böyle girişe gerek var mı, direk küt diye sorun soruyu ne olacak yani? “Böyle güzel yabancı konuklarla program yapmanız, özellikle dini içerikli program yapmanız, izlenme hırsı ile yapılmış bir şey midir? Yoksa dini programların Türkiye’de daha yaygın olması için mi yapıyorsunuz böyle bir uygulamayı? Gençlere ve genç ve güzel hanımlara bir şeyler öğretmek mi amacınız? İyi günler dilerim”. Efendim, hepsi ve daha da ilaveler var tabii bir tek o değil. Bir kere içim açılıyor, Allah’ın tecellilerini görüyorum. Ben nadir böyle güzel insanlara rastlıyorum. Insanların çoğu anormaldir, işin doğrusu bu. Yani kadınlar da, birçok kadın çok huysuzdur, terstir, aksidir, kıskançtır, hasuttur, pistir. Akılsız olur, gıcıklık yapar. Birçoğunda çıkar bunlar yani. Yani birçok derken, yüzde bir de olsa bizim için çoktur, çok fazladır. Iyi insanlar gördüğümde tabii çok heyecan duyuyorum çok hoşuma gidiyor. Huysuz olur insanların bir çoğu. O yüzden çok seviyorum. Bir kere sevginin ne olduğunu göstermiş oluyoruz, fiilen göstermiş oluyoruz. Çünkü ben, sevgisiz programlardan rahatsız oluyorum yani görüyorum televizyonlarda. Adam böyle kazıklaşmış turp gibi ya, odun tam kemik kafa. Karşısındaki kadınlar da, bazıları çok arsız ve ürkütücüler. Psikopat olduğu anlaşılıyor. Ne yapacağı belli değil, ne konuşacağı belli değil. Çok tedirgin bir ortam. Ama mesela munis bir kadınla, güzel bir kadınla dost, arkadaş olmak, ona sevgi duymak çok heyecan verici. Ama mesela psikopat, vahşi hayvan gibi bakan kadınlar da oluyor. Değil mi böyle sanki ormanda sıkışmış vahşi bir hayvan gibi dehşet içinde bakıyor etrafa. Mesela saldırgan, ne dense ters anlıyor, ters cevaplar veriyor. Hasut, kindar. Mesela bu çok korkunç bir şey. Tabii adamına göre Allah onlara rast getirtiyor. Mesela erkeklerde de böyle bakıyorum tiplerine, soğuk buz gibi, pis pis laf sokar. Mesela ipsiz sapsız konuşur. Kötü kötü entel dantel hareketler yaparak modern takılıyor. Züppe bir üslup. Kendini böyle klas göstermeye çalışıyor. Laf cambazlığı yapmaya çalışıyor. Çok kızdırıcı ve itici. Çok gıcık bir görünüm olmuş oluyor. Ben de bunlardan çocukluğumdan beri nefret ediyorum, hoşlanmıyorum. İyi insanları seviyorum ben. Güzel kadınları hep çocukluğumdan beri severdim. Bilinir yani. Hep böyle annemin çevresindeki hanımlar falan da söylüyor. Hep hoşlanmışımdır. Çocukluğumda hep aşık olurdum kız arkadaşlarıma falan. Yani çok acayip severdim. Herkese de iyilik yapardım çocukluğumda, kimseyi kırmak istemem, üzmek istemem. Mesela birisi bir hata yapsa onu örtbas ederim, kendi üzerime alırım. Mahcup olmasın gibisinden. Ben bu korkunç yönlere, dünyanın bu korkunçluğuna, çirkinliğine karşı, güzelliği göstermiş oluyorum, yani ruhumdaki güzel hayatı vurgulamış oluyorum. Pis kanunlar var sokakta, insanların böyle kötü kötü çıkarttıkları yasalar var, garip yasalar. Resmi yasalar demiyorum, insanların kendi kendilerine çıkarttıkları. Ben özgür olmaktan hoşlanıyorum. Samimi olmaktan hoşlanıyorum. Rahat olacağım, şakacı olacağım, iyilik yapacağım, yani kurallar beni rahatsız ediyor, hoşuma gitmiyor. Güzel bir kuralsa ben ona uyarım. Bazı insanlar mesela abuk subuk bir kural çıkarttıysa, ben ona niye uyayım? Yani kemik kafalı insanlar, kemik gibi insanlar beni rahatsız ediyor. Ve kötü bir şey bu, dünyaya yayılmış bu. Çok kötü bir şey. Mesela bizim bu kadar çok izlenmemizin nedeni, bu. Yani hakikaten hoşuna gidiyor insanların bu samimiyetim, candanlığım. Alışılmamış bir şey bu. Resmi konuşmuyorum. Candan konuşuyorum.
Hülya Erdoğmuş, kısa ve özlü, hikmetli konuşmalar güzel oluyor güzel Hülya, genellikle kısa yazın daha güzel olur inşaAllah. Evet, ben cıvıl cıvıl, tatlı, güzel bir dünya istiyorum. Mesela istemiyorum Filistin’de gerilim, yani bağırtılar çağırtılar bunlara gerek yok. Allah’ı çok sevelim. Durduk yere de “arkadaş olalım, kardeş olalım.” Bu yönde kimse kardeş olmaz. Diyor ya bazıları, “kardeşiz, kardeş olalım”. Neye göre kardeş olsun adam, niye kardeş olsun yani. Insanların ruhunda egoistlik ve bencillik vardır niye kardeş olsun adam? Allah için kardeş olmaktan bahsedecek. Peki Allah için kardeş olmaktan bahsettiğinde, e Allah’a inanmıyor. O zaman ne yapacaksın, iman hakikatlerini anlatacaksın. Materyalizmi, Darwinizmi yok edeceksin. Belayı kökünden kazıyacaksın. Mikrobun üzerine basacaksın koyu tentürdiyotu. Cayır cayır yakacaksın mikrobu. Ondan sonra yara iyileşir. Mesela mikrop duruyor, onun üzerine ayran sürüyorsun. Olmaz.
Yasemin Akman kardeşimiz, “Selamun aleyküm”, ve aleyna aleyküm selam, “Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam”, ya şahane isim oldu bu, çok şahane bakın. Bir kere gidiş çok güzel bakın, “Seyyid Ahmet”, “Seyyid Ahmet Muhammed”, “Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocamız, canım Hocam. Hanım kardeşlerimize beni seviyor musun diye sormanız, onların da canı gönülden sevgilerini ifade etmeleri mağlum şahıslara, münafıkuta, münafıklara çok dokunmuş. Bir darbe de benden olsun şeytan takımına” diyor inşaAllah. “Şu iki gözüm, sizden daha nurlu, daha yakışıklı, daha heybetli bir zat görmedi inşaAllah. Size bir lütf-ü ilahi olarak canımdan aziz biliyor ve çok seviyorum elhamdülillah. En kalbi saygı ve sevgilerimle”. Yasemin kardeşimiz, maşaAllah.
“Mehdi (a.s.)’a ihtiyaç yaratan deccaldir Hocam mağlumunuz, deccale dikkat çekmeniz çok isabetli oluyor” diyor maşaAllah. Ya bana Allah aşkına fıkıh konusunda soru soracağınıza keretalar, alın bir ilmihal, ne kadar tembelsiniz. Ömer Nasuhu Bilmen Hocamız’ın ilmihali sudan ucuz, alın. Başınızda bulunsun her Müslüman da ilmihal kitabı olması lazım. Böyle tek tek tek tek, parça parça parça parça din olur mu? Bir de bu kadar kolay konuları nasıl bilmiyorsunuz? Bu da çok şaşırtıcı.
“Aman Hocam, şu çikolatalardan ağzımız sulandı maşaAllah. Afiyet olsun inşaAllah” diyor. Çikolataların cinsini sormuş. “Bu arada canım Hocam, bu sefer gündüz derslerinde çok durdunuz maşaAllah. Bazen sohbetlere gidecek oluyoruz, siz de gündüz dersi için canlı yayına gelecek oluyorsunuz. Seçim yapmakta baya zorlanıyoruz canım Hocam.” Canım belli ki beni seçersin yani şimdi ne alaka? Hiç inandırıcı değil, hiç. Güya beni kıskandıracak, hani diyeceğim, sen beni tercih et falan diyeceğim. Beni zaten tercih edersin. Edersin yani bu net inşaAllah. “Muhabbetle ve derin bir hürmetle ellerinizden öperim canım Hocam” diyor bir hanım kardeşimiz maşaAllah.
“Sayın Adnan Oktar Hocam, ben TV5’de eski haber spikeriyim. Bir röportaj yapmak istiyorum” diyor. Tamam. Şu telefon ile bağlanıyorlar ya olmuyor mu, şu makineyle falan. O tamam işte, güzel. O çok rahat oluyor. Canlı yayında olur. MaşaAllah. Buyur Hocam seni dinliyoruz.
SUNUCU:Estağfirullah Hocam. Size İsrail’den hahamlar geldikten sonra, İsrail’den dün ardı ardına barış mesajları gelmeye başlamış. Hürriyet, “Bayram değil, seyran değil, İsrail’e ne oldu” diye başlık atmış. Haberi bu şekilde duyurmuş. Önce Şimon Peres, Gilad Shalit’in serbest bırakılmasında Türkiye’nin rol oynadığını söyleyerek, teşekkür etmiş. Aynı saatlerde İsrailli yetkililer, Orta Doğu barış görüşmelerinin yeniden başlatılması amacıyla, bu ay sonunda bir araya geleceklerini açıklamış. Ardından da İsrail Mısır’da öldürdüğü 6 asker için resmen özür dilemiş. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Gilad Shalit’in babası, aylar önce gelip Gilad Shalit’in bırakılması için benden ricacı olmuştu. Aracı göndermişti yardımcı olmamız için. Ilk öyle başladı bu olay. Sonra sevenler, dostlar, iyiler, güzeller, doğru insanlar, iyi insanlar araya girdiler. Bu sonuç alındı. Daha da iyi şeyler olacak, bir tek bununla kalmayacak. Daha da güzel olacak bunu da göreceksiniz inşaAllah.
Sevgi, Allah’tan insanlara verilmiş bir mucize. Yani bir açıklaması yok. Insane karşı, hayvanlara karşı, bitkilere karşı, içimizde ve kalbimizde ve ruhumuzda, tüm bedenimizde duyduğumuz, kollarımıza da yayılan nefis bir his. Tarif edemiyoruz. Dozu bazen çok çok şiddetli oluyor, bazen dozu vasat oluyor. Ama çok hoş bir şey. Bu bir kere normal yaşamamızı sağlıyor, çok büyük bir ihtiyaç bu, hayret bir şey. Hayret bir şey; çok gıcık olurum o lafa da ağzımdan kaçtı. Illet olurum o söze. Ağzımdan kaçtı, sakın kimse kullanmasın. “Hayret bir şey ya” orda burada duyuyorum. Nefret ediyorum o üsluptan. Allah’tan bize bir lütuf. Onun için sürekli Allah’a dua etmemiz lazım. En büyük nimettir. Ne kadar güzel. Allah’a iman, Allah’ın tecellisi olarak sevgiyi yaşamak. Mesela en zevk aldığımız şey o, en mutlu olduğumuz şey o. En hoş olan şey odur. Allah’ı sevmek. Allah’ın tecellilerini sevmek inşaAllah. Allah’ı sevmeden sevgi olmuyor, mesela bu çok büyük bir mucize. Allah’a inanmadan, Allah’a aşkla bağlanmadan, Allah’tan korkmadan, olmuyor. Niye olsun, olmaz. Ruh kitlenir. Ruh için anlamını kaybeder herşey. Yani mutlaka Allah’ın çok sevilmesi, Allah’ı sevdiğimiz için insanı severiz. Şimdi Allah’ı sevdiğimizde bir kere sabırlı oluyoruz biz. Sabır olmadan, sevgi gitmez. Devam ettiremeyiz. Herşeyin güzel yönünü görme eğilimimiz oluyor sevgide. Mesela herşeyi güzel görme, hayra yorma. Mesela güzel bakıyorsa hayra yoruyoruz, bir şey söylüyor hayra yoruyoruz. Kötü bir şey görüyoruz sabrediyoruz. Onu düzeltmeye çalışıyoruz. Yoksa bir anda kaybederiz sevgiyi. Sevgi çok küçük bebek gibidir, çok itinalı korumak gerekir, öyle kolay yaşanacak bir şey değildir sevgi. Ne var ki denmez. Kolay bir şey değildir sevgi. Emek ister, dikkat gerektirir. Mesela sözleri çok akılcı seçmek gerekir, sevgi güzel sözle çok güzel gelişir. Yani beylik sözlerle de olmaz. Mesela samimi, “ben seni çok seviyorum” adam etkilenmez ondan, bir insan etkilenmez ondan. Bir kadın da etkilenmez. İstediğin kadar söyle, bir kitaptan okursun, hepsini aktarırsın, etkilenmez. Bunu aşkla, tutkuyla söylersen etkilenir. Samimi söylediğini anlar kadın. Yani gözlerinden, ses tonundan, üslubundan anlar. O zaman çok etkilenir. Yoksa adam anlatır plak gibi. Mesela bazı tipler vardır, ezberler, hatta alır kitaplar var öyle, işte “10 derste..” bilmemde falan diyerekten sevgiyi kendince öyle, olmaz. Hiçbir şey olmaz ondan. Mesela yapmacık olmaması lazım. Kaşar bir insan sevgiyi kaybetmiştir, öldürmüştür kendisini. Mesela Avrupa’daki gençler bakıyorum, büyük bir bölümünün, ruhunu ellerinden aldılar çocukların. Diyorum ya Fashion TV’yi seyrediyorum, kızlar, genç kızlıkların almışlar çocukların ellerinden, büyük bölümünün. Delikanlıların da ellerinden almışlar. Çocuklar böyle robot gibi gidiyorlar ya ruhu yok olmuş çocukların. Ağızlarını, burunlarını boyuyorlar koskoca delikanlıların. Ve acayip şekillere sokuyorlar. Küçük düşürüyorlar çocukları. Delikanlı çocukları küçük düşürüyorlar, genç kızları küçük düşürüyorlar. Bazı programlarda, bazı yerlerde görüyorum. Bir kere insanın değer vermesi lazım sevmek için. Değer vermek, imanla değer verebilirsin. Iman olmadan nasıl değer vereceksin, sevgin kalmaz biter. Saygı duyman lazım. Saygı deyince tabii el pence divan durmak değil. O da sevgiyi öldürür. O anlamda değildir saygı. Saygı şiddetli koruma hissidir. Şiddetli sevmedir. Şiddetli yakınlıktır. Yoksa işte hiç konuşmama, karşısında hazır olda durma falan, bu saygı değil bu. Bu resmiyettir. Resmiyet ayrı, saygı ayrıdır. O insanı rahatsız eder. Konuşmuyor, bilmem ne hazır olda, el pençe divan, öyle saygı olur mu? Deli gibi seviyorsan saygı duyuyorsun demektir. Koruma hissi vardır insanda, korursun. Ufacık bir laf, ufacık bir söz bile bir insanı çok rencide edip yıkabilir. Tahrip edebilir, çok akıllı olmak lazım. Çok özenli seçilmesi lazım her kelimenin. Adam langur lungur konuşuyor dangalakça, ipsiz sapsız konuşuyor. Tahrip ediyor, batırıyor, olmaz. İnsan kalbi çok nazik, hassastır. Abuk subuk lafa gelmez. Bir anda alabora edersin. Çok özenli olmak lazım. Tahrip olmuş bir yapıyı da yine sabır ve şefkatle çözebilirsin sevgide. Yani çok zekice sözler, çok akıllıca sözler seçilmesi lazım. Ve karşındaki insanı çok iyi teşhis etmen gerekiyor. Onun ruh halini, onun ruh halindeki akışı, çok iyi görmen lazım. An an, saniye saniye gözlerinden, üslubundan, sesinden o ruh halini tespit edip, ona en uygun kelimeleri seçmen gerekir, en uygun cümleleri seçmen gerekir. Mesela dozunu biraz aşırırsan batırırsın, biraz düşürsen yine batırırsın. Bu da Allah’ın yardımı ile olur işte. Allah ilham edecek yani ki güzel konuşasın. Isabetli ve etkili olsun.
Mesela insanların, kadınların gözlerinde müthiş bir tutku gücü vardır. Onu ancak akıllı insanlara verebilir kadınlar. Mesela aptala veremez. İstediği kadar boyu posu olsun, mesela herif eşşek gibi oluyor, 2 metre falan. 2.5 metre olsa ne olur? Veyahut daha kısa olsa, farketmez. Ama ruhu eşşekleşmiş adamın. Yani kaşarlaşmış. Alaycı, züppe, ters, aksi, ruhsuz, mesela yapmacık bakışlarıyla, iki numaralı, üç numaralı bakış derler ya öyle, çeşit çeşit, çeşitli artistik bakışlarla sahte ve samimiyetsiz tavırlar koyuyor. Bu kadını kızdırır, gıcık eder yani. Allah’tan, dinden bahsetmiyor, din, iman yok, Allah, Kitap yok. “Seni seviyorum”. Sen daha Allah’ı anlayamıyorsun, nereye seveceksin sen? Allah’ı anlayamayacak kadar aklın yok senin, Allah’ı takdir edemeyecek kadar sevgiden yoksunsun. Allah’ı takdir edemeyen, insanı nasıl takdir etsin lan? Neyini farkedecek onun? Allah’ın verdiği bunca nimeti farkedemeyen, insana verdiği nimeti nasıl farkedecek? Onu göremiyorsan, onu hiç göremezsin sen. Allah’ın sonsuz verdiği nimetler, göremiyorsun. Seni görüyorum diyor, sen menfaati görmüş oluyorsun. Cahiliyede öyledir, birçok insanda öyledir. Mesela oğlanı görüyor, “deli gibi seviyorum” diyor kız. Neye göre, bir de bakıyorsun lüks bir arabadan inmiş. Sonra, mesleği, “işte bilmem ne toptancısıyım, şu kadar para kazanıyorum” diyor. “Aşkım kabardı, acayip bir şey oldu” diyor. Başka? “Annem babam da çok zengin” diyor. “Delirdim, acaip bir şey oldum” diyor. “Aşk gittikçe gelişiyor” diyor. Başka? “Bir de yazlık var” diyor. “Tamam, artık geri dönülmez bir yola girdik biz” diyor. Sonra adam iflas ediyor, “ya ne oldu bana bilmiyorum, kalbimde bütün sevgi gitti bir anda” diyor. Sığır, sevmedin ki sen. Sadece çıkar ve menfaat için hayvani bir içgüdüyle, çıkara kilitlendin. Hayvan gibi çıkarın elden gidince de, adamı harcıyorsun, olay bu, bu kadar basit. Mal için gelen, mal için gider. Tip için gelen, tip için gider. Gençlik için gelen, gençlik için gider. Iman için gelen, imanla kalır. Onun dışında sevgi yoktur. Öyle süprüntü rüzgar gibi uçar gider. Nereye yeni bir menfaati görse adam o tarafa doğru akar gider, kayar.
(VTR- Tahkiki imanın sağlanması )
ADNAN OKTAR: “Esselamu aleyküm, nur yüzlü Ahmet Muhammed Adnan Hocam”. Ve aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berakatuhu. “Ellerinizden öperim. Sizin nurlu simanız, nurlu kelimelerinizi dinledikçe, ruhum gıdalanır. Kalbim ferahlanır. Konuşmalarınızdan feyz alıyorum Hocam…”
Efendim, “sizin Hocam tebliğinizi yapıyorum, broşürlerinizi, kitaplarınızı dağıtmasam da, programlarınızı kaydettirip arkadaşlara dağıtıyorum ve bakmalarını tavsiye ediyorum.” Tamam, mesela bu da bir hizmettir, güzel. “Hocam, burada Hz. Mehdi(a.s.) konusu hiç konuşulmuyor. Konuşulsa da İran’ın inandığı gibi Mehdi(a.s.)’den konuşuluyor. Güya Hz. Mehdi(a.s.) gaybteymiş, gelecekmiş herkesi kesecekmiş. Hz. İsa (a.s.) da gelecekmiş, o da Hıristiyanları kilisede kesecekmiş. Böyle konuşmalarla insanları inandırıyorlar Hocam. Peyk anten vasıtasıyla sizi dinliyorum. Meclis karar vermiş ki, 1 ay sonra peyk antenlerin hepsi iptal olunsun. O zaman biz sizin programınıza nasıl bakabileceğiz. Hocam burada sizin konferanslarınıza ihtiyaç var. Ben kendim dindarım, beş vakit namazımdayım. Bahis ederim lütfen dualarınızı bizden eksik etmeyiniz. Ben üniversite bitirmişim. Hergün namazda Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olmak için dua ediyorum. Lütfen siz de dualarınızı esirgemeyin. İsmim Elnur. Yaşım 30. Allah size can sağlığı versin. Ömrünüzü uzun etsin. Amin inşaAllah. Ellerinizden öpüyorum. Benim mobil numaram..” diyor Azerbaycan. İyi yine nispeten anlayabileceğimiz bir dil inşaAllah.
“Değerli Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Allah’ın selamı, bereketi üzerinizde olsun.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. MaşaAllah.
“Hocam sizin sohbetlerinizi çok seviyorum, su gibi ekmek gibi sizi dinlemek çok büyük gıdalar alıyorum maşaAllah. Canım Hocam, sohbetlerde ittihad-ı İslam’ı, Mehdiyeti anlatmaya gidiyorum” diyor, çok güzel, maşaAllah. “Allah’ın selamı üzerinize olsun canım Hocam, ne güzel yaratmış sizi yaratan. Güzel ve nurlu Hocam, sizi çok seviyorum. Canımsınız.” MaşaAllah.
Evet, “Burak Ayyıldız. Hocam size çok değer veriyorum. Eserlerinizi daima sevinçle ve huşuyla okuyorum. Kendime bir kütüphane oluşturdum. Son zamanlarda özellikle bu programlarınızı çok beğeniyorum. Bunları takip ediyorum. Sizlere sevgim, programlarınızı seyrettikçe daha da arttı. Allah hidayetimizi arttırsın, Allah size yardımcı olsun. Allah şaşırıp sapıtanları doğru yola eriştirsin. Deccal taraftarlarına uymaktan bizleri korusun. Daha önce yanlış yoldaydım, şeytanın etkisindeydim. Ama şu an sizin bu eserlerinizle ve programlarınızı seyrederek çok istifade ediyorum, çok faydalanıyorum. Doğru yolu buluyorum. Allah sizden razı olsun” diyor Burak Ayyıldız. Evet, maşaAllah.
Ne yapalım bitirelim programımızı. Haydi bitirelim bakalım.
Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...