DİLEM HANIM: ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programına hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Neler anlatayım? Ne yapalım, ne var konu?
DİLEM HANIM: Hocam haberler var uygun görürseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne haberi?
DİLEM HANIM: PKK ile ilgili. İskenderun’da PKK tarafından polis amirliğine açılan ateş sonucunda bir polisimiz şehit olmuş üç polisimiz yaralanmış.
ADNAN OKTAR: İşte bu çakallarla mücadelenin yolu, her zaman söylüyorum, eğitimdir. Bu adamları hayvan gibi yetiştiriyorlar, vahşi ve saldırgan; Darwinist, materyalist yetiştiriyorlar. Onlar da ölmeyi ve öldürmeyi hayvani gözle değerlendirip, hayvan bakış açısıyla olaylara bakıyorlar. Sonucunda da böyle hayvanlık yapıyorlar. Ancak eğitimle netice alabiliriz, inşaAllah.
Her şey Allah rızası için yapılır; sevgi Allah rızası içindir, hizmet Allah rızası içindir. Her yer, her şey Allah’ın tecellisidir. Çiçekler, böcekler, insanlar… Biz de insanları Allah’ın tecellisi olarak severiz. Sizin bana olan sevginiz, benim size olan sevgim Allah’ın tecellisi olaraktır. Çünkü Allah her yerde tecelli eder; mesela burada renk olarak tecelli eder, başka yerde başka görüntüde tecelli eder. Sıfatlarının tecellisidir; zatının değil, sıfatlarının tecellisidir. Biz de Allah’ın o sıfatlarının tecellisine hayran kalırız, derin sevgi duyarız. Bu bir nimettir, bir güzelliktir, inşaAllah. Allah sevginizi, muhabbetinizi kat kat artırsın, inşaAllah. Sevgide ölçü takvadır, insan birisini sevdiğinde onun hizmetine, İslam’a, Kuran’a bakış açısına göre onu değerlendirir, takvasına göre sever. Biz Peygamberimiz (s.a.v)’i niçin seviyoruz? Peygamber olduğu için; Allah’a, dine hizmet ettiği için. Sahabeleri niçin seviyoruz? Takvasından dolayı seviyoruz. Hz. Ömer (r.a), Hz. Osman (r.a), Hz. Ali (r.a), Hz. Ebubekir (r.a)’ı niçin en çok seviyoruz? En takva o olduğu için. Peygamberimiz (s.a.v)’den sonra en takva o, en güzel hizmet eden o olmuş. Sonra Hz. Ömer (r.a)’ı seviyoruz, değil mi? Resulullah (s.a.v)’in sözüne göre, açıklamasına göre. Çünkü takva. Cesareti, hizmeti, güzel ahlakı, sevecenliğiyle kalbimizde taht kuruyor. Bu nedir? Allah’ın sıfatlarının tecellileridir. Allah onlarda Hz. Ömer (r.a) olarak tecelli ediyor, biz Hz. Ömer (r.a)’ı severken kimi sevmiş oluyoruz? Allah’ı sevmiş oluyoruz, Hz. Ali (r.a)’ı severken kimi sevmiş oluyoruz? Allah’ı seviyoruz. Resulullah (s.a.v)’i severken kimi seviyoruz? Allah’ı sevmiş oluyoruz, inşaAllah. Sevgi eğer cismine, maddesine bağımsız olarak bakılarak değerlendirilirse, o şirk olur. Biz mesela bir tavşanı severken Allah’ın sıfatının tecellisi olarak ondan çok hoşnut oluruz, o yüzden çok severiz. Yoksa sevginin bir anlamı olmaz. Mesela bir insanı severken eğer doğrudan insan olarak, maddesine dayalı olarak Allah’tan bağımsız olarak seviyorsa, Allah’ın sıfatı olarak sevmiyorsa, o şirk olur, o olmaz. Müslümanın yapacağı bir şey değildir, inşaAllah.
Hocam buyurun.
MÜZEYYEN HANIM: Estağfirullah Hocam, inşaAllah. Enfal Suresi, 24. ayet Hocam; Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, “Ya eyyühellezine amenustecibu lillahi velirresuli iza deaküm lima yuhyiküm va’lemü ennellahe yehulü beynel mer’i vekalbihi veennehü ileyhi tuhşerun.” “Ey iman edenler size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah’a ve elçisine icabet ediniz. Ve bilin ki, muhakkak ki Allah kişiyle kalbi arasına girer ve siz ona götürülüp toplanacaksınız.”
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Efendim, sen söyle.
MEHTAP HANIM: Baş üstüne Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak, emredersin demiyor; çok güzel, baş üstüne. Çünkü emredersin derseniz; Allah’ın hükmünü Allah emretmiş zaten, o olmaz. Baş üstüne; başımın üstüne, güzellik olarak alıyorum, o anlama geliyor. Buyurun, evet.
MEHTAP HANIM: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)” Hud Suresi, 56. ayet Hocam. Bu ayet, inşaAllah Hz. Hud (a.s)’ın Ad kavmine seslenişi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şu an bizi konuşturan kim? Allah. Seni konuşturan kim? Allah. Hocamı konuşturan kim? Allah. Her yerde Allah’ın sıfatlarının tecellisi vardır, dolayısıyla biz birini takdir ettiğimizde Allah’ı takdir etmiş oluruz. Aksinde şirk oluşur. Bazı insanlar, mesela “çok güzelsin” diyorsun, “estağfirullah” diyor, “benim nerem güzel” diyor. Seni mi övüyoruz biz? Allah’ı övüyoruz, Allah’ın sıfatlarını övüyoruz. Mesela, “övülmekten hiç hoşlanmam” diyor, sen övülmüyorsun ki övülmekten hoşlanmayasın sen. Allah’ın beynimizde meydana getirdiği sıfatının tecellisini övüyoruz biz. Bütün güzellik ve güç Allah’a aittir, her şey Allah’a aittir. Bir ayet daha rica edeyim Hocam.
MÜZEYYEN HANIM: İnşaAllah Hocam. Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim; “İnne fihalkıssemavati vel ardi vahtilafilleyli vennehari velfül killeti tecri fil bahri bima yenfeunnase vema enzelallahü vessemai minmain feahya bihil arda ba’de mevtiha vebesse fiha minkülli dabbeh. Vetasrifirriyahi vessahabil müsahhari beynessemai vel ardi le ayatin kavmin ya’kılun.” “Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yer yüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, gök ile yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde, rüzgarları estirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” ( Bakara Suresi, 164)
ADNAN OKTAR: Ezberin mükemmel, tecvidin mükemmel. Allah ilmini, feyzini arttırsın; sevgini artırsın.
MÜZEYYEN HANIM: MaşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Haset edenlerin de kalbini Allah önce hidayetle doldursun, inşaAllah. Eğer hidayet vermiyorsa Allah, çatlasın onlar, ne diyeyim yani, inşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: İnşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli efendiden biraz Hz. Mehdi (a.s) konusunu dinleyelim. Hz. Mehdi (a.s)’ın Ehl-i Sünnet inancında, kaynaklarında olduğunu anlatıyor Cübbeli. Hz. İsa (a.s)’ın inişinin de Ehl-i Sünnet inancı içinde olduğunu, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışının da Ehl-i Sünnet inancında olduğunu anlatıyor. Önce bir Cübbeli anlatsın, sonra ben devam edeceğim, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Cübbeli gayet güzel konuları anlatıyor. Mehdiyet inkar edilecek bir konu değildir, inkar edenler Ehl-i Sünnet’in dışında olan arkadaşlar, saygı duyarız, o ayrı mesele de fakat Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerinde Hz. Mehdi (a.s) haktır, yani bunun aksi yok. Hiç bir alim, hiçbir hoca, “Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerinde Hz. Mehdi (a.s) yoktur” diyemez. Dört mezhepte haktır. Caferilikte, Şiilikte haktır, Bektaşilikte haktır, Alevilikte haktır. Bu çok nettir, inkar edilecek bir yönü yok. Ama “ben bunların tamamen dışındayım, inkar ediyorum” diyorsa, saygı duyarım, ayrı mesele. Var adamlar, mesela çıkıyor; “namaz üç vakittir” diyor, biz saygı duyuyoruz; “Hz. Mehdi (a.s) yoktur” diyor, saygı duyarız. Ama Ehl-i Sünnet inancında mısın? “Yok, ben Ehl-i Sünnet inancında değilim” diyor. Olabilir, var; çeşit çeşit mezhepler var. Adam kendince mezhep kurmuş, o mezhebinde böyle bir inanca sahip olabilir. Ama Sünni ise, Sünni mezhep içindeyse; Hanefi, Hanbeli, Maliki veya Şafi ise inkarı mümkün değil. Kütüb-ü Sitte’yi kabul ediyorsa inkarı mümkün değil. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Süne-i Nesai, Sünen-i Davud’ta, Hz. Mehdi (a.s) hepsinde hak olarak anlatılıyor. İnkarı mümkün değil, mütevatir, yani tevatür derecesinde. İnanılması vaciptir Mehdi konusuna, inkarı mümkün değil. Kuran’da da zaten, Nur Suresi’nin 55. ayeti dahil bir çok ayette Hz. Mehdi (a.s)’a işaret edilir. Dolayısıyla işte ben alimim, hocayım diye oradan buradan çıkan tipler… Tamam, saygı duyarız, güzel, konuşabilir fakat Sünni inanç dışında bunu söylüyor, bunu açıkladıktan sonra saygı duyarız. Ama Sünni inanç adına çıkıp bunu söylerse yalan söylemiş olur. Bizim milletimiz de genellikle Sünni ve Alevidir, Caferi ve Şiilerden oluşur, dolayısıyla mümkün değil. Yani bütün bizim milletimiz Mehdiyet’e inanır, inancı gereği inanır; yani nevzuhur şahıslara inanmazlar, geçerli olmaz o yüzden inanmazlar, inşaAllah.
Her şeyin yaratıcısı Allah, bizim aşık olduğumuz Allah’tır. Resulullah (s.a.v)’i niçin seviyoruz? Allah’ın sıfatının tecellisi olarak. Ne kadar çok seviyoruz? En çok onu seviyoruz, sonra Hz. Ebubekir (r.a)’ı seviyoruz, değil mi? Mesela Peygamberleri, Ulu’l Azm Peygamberleri daha çok seviyoruz. Yaşayan varlıklar içerisinde de, şu anki dünyada, biz de en güzel bulduğumuz, ahlakını en güzel bulduğumuz, samimiyetini en güzel bulduğumuz insanı candan severiz. Bu bir ibadettir, Allah’ın sıfatının tecellisi olarak severiz.
DİLEM HANIM: Bir ayet okumak istiyorum Hocam, inşaAllah: “İşte Allah iman edip salih emellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik kazanırsa biz ondaki iyiliği artırırız. Gerçekten Allah bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir.” (Şura Suresi, 23)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Cübbeli’nin zararlı yönleri var, faydalı yönleri var; faydalı yönlerini kullanıyoruz, inşaAllah. Çok güzel anlatıyor Mehdiyet’i, maşaAllah. Cevat Babuna’nın bir filmi vardı, Hoca efendinin, onu bir yayınlayın. Bizi nasıl övüyor, nasıl muhabbet duyuyor, nasıl sevgisi var, bana karşı muhabbeti nasıl şiddetli -ki gerçek görüşü budur. Bak diyor; “evden çıkmadan kitapları yazıyor” diyor, “mükemmel” diyor, “profesör dahi yazamaz” diyor. “Ben onlarla beraber seyahat ettim, seyahat etmeden bir insan anlaşılmaz” diyor. “Beraber aynı otellerde kaldık, aylarca beraber oldum” diyor. “Bütün karakterlerini, kişiliklerini tek tek gördüm. Bu kadar nefis ahlaklı, bu kadar üstün, bu kadar kişilikli insanlar hayatta görmedim ben, çok mükemmel insanlar yetiştirmiş Hocamız” diyor. Hayranlıkla anlatıyor mübarek. Sonra Hoca bambaşka bir şekle dönüştü, karşımıza dikildi; aleyhimize davalar açmalar, bilmem neler, şunlar bunlar. Buyurun, dinleyelim Hocamızı.
-VTR- Cevat Babuna Bilim Araştırma Vakfını Anlatıyor - (06.02.2000 Tarihli Objektif Programı)
ADNAN OKTAR: Bak, Cevat Hoca’nın gerçek düşüncesi budur, samimi kanaati budur, yani mahkemeye verdiği dilekçeleri değildir; samimi, aşkla, samimiyetle, Allah için söylediği şey budur. Her konferansı -ki yüze yakın konferansa gönderdim, bizzat ben hazırladım. Ben fotokopi çekiyordum, tarif ediyordum, anlatıyordum, yanına kitap verip, şunu konuş Hocam, şunları anlat diyordum; hepsini dediğim gibi anlatıyordu. Hatta bir tane kitabı var, benim kitabımdan doğrudan alıntıdır. Şikayetçi de olmadım, mahcup da etmedim; doğrudan alıntıdır, birebir alıntıdır, benim kitabımın aynısıdır. Hayrandır bizlere, çalışmalarımıza da hayrandır ki çocuklarının hepsi bizimle beraberler; elhamdülillah, tamamı, inşaAllah. Görüşmüyorlar falan diye bir şey yok, görüştüklerinde rahatsız etme var, sorun o. Yani onları Müslümanlarla görüştürmeme kararları var. “Evden çıkmayacaksın, kapıdan çıkmayacaksın” diye sözleri var. Zaten Oktar da gelsin anlatsın, yani benim onlardan duyduğum. Onlar da; “bunu yapmazsanız, eğer bizi Müslümanlarla görüştürmezseniz biz sizinle görüşemeyiz” diyorlar. Allah açıkça ayette söylüyor; “anneye, babaya itaat farz ama din konusunda aksi bir tavırları varsa bu ayrı” diyor Allah; o zaman itaat yok, Allah’a isyan konusunda itaat yok. Müslümanlarla görüşmeme konusunda sana baskı yapıyorsa onda itaat olmaz. Nasıl görüşmez Müslümanlarla, görüşmeyeceksin dedin mi, seni odaya hapsetmeye kalkarsa, kırk beş yaşındaki adama sen, elli yaşındaki adama çocuk muamelesi yaparsan bu normal bir şey olur mu? İstediği gibi gider Müslümanlarla da görüşür, ibadetini istediği gibi yapar, namazını istediği gibi kılar, karışamazsın. Ama bu aksi tavır içerisinde. Öyle olunca mecburen görüşemiyorlar. Yoksa ben Oktar’ı kaç defa bizzat gönderdim; hastalandı, hastaneye babasının yanına gönderdim; yine bir rahatsızlığı oldu, yine ben gönderdim. Kalp krizi oldu, gitmiyordu hastaneye, zorla götürttürdüm. Açıkça söyleyeyim, zorla götürttürdüm. Doktor, “beş dakika geç kalsaydı ölecekti bu” demiş. Gitmiyor, kalbi durmuş, on saniyede bir atıyor kalbi, durmak üzere, gitmiyordu hastaneye; zorla kolundan tutup götürttürdüm. Doktor, “beş dakika geç kalsaydınız ölecekti” demiş. Hastalandı, bütün çocukları gönderdim, kan verdirttim. Ameliyat yapıldı, bizim çocukların kanıyla ayakta kaldı. Hastane kapısında beklediler, herkes kan verdi.
MÜZEYYEN HANIM: Birisi de bendim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, sen de kan verdin bizzat, değil mi? MaşaAllah. Hastaneye gidip, kız çocuğu olduğu halde kan verdi.
Ne yapalım, ne edelim? Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s) konusunda hakikaten uzmandır, orada hakkını verelim astronotun, inşaAllah. Devam edelim.
-VTR- Cübbeli Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Ben hakikaten gençliğime şaşırıyorum, elhamdulillah. Lise yıllarında ne ise cildim aynı, hayret yani. Mesela normalde insanlar buruşuyor, elleri buruşuyor, vücudu buruşuyor; yani tamamen, aynı lise yıllarındaki gibiyim. Çocuk cildi gibi cildim, maşaAllah. Elhamdülillah. Hiç bozulmadı. Elli beş yaşındayım, inanamıyorum. Hayret, eskiden ben görürdüm, elli beş yaşında insanlar dede gibi oluyordu. Ben o ruhu da hissedemiyorum yani hakikaten, en fazla yirmi yaşındaymışım gibi geliyor bana. Öyle bir şeye alıştıramadım kendimi, elli beş yaşındaymışım gibi bakamıyorum kendime, komiğime gidiyor, maşaAllah. Elhamdulillah. Allah kudretimizi, gücümüzü katbekat arttırdı, maşaAllah, elhamdulillah. İlmimizi, irfanımızı, maşaAllah. Allah daha da arttırsın, inşaAllah.
Ne yapalım, ne edelim? Tamam, o zaman benim nurlu şeyhimi, Şeyh Nazım Hocamı ben bir göreyim, sohbete devam edelim, inşaAllah.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Damla Hocamın katılımıyla devam ediyoruz. Damla dünyanın en güzel kızlarından birisidir. Huyu da güzel, kendi de güzel, ahlakı da güzel. Eşi de çok efendi, o da talebemdir; çok güzel ahlaklıdır, dünya iyisidir. Çok çok muhteşem bir aileler fakat annesiyle biraz aralarında sorunlar var. Nedir, anlat bakalım.
DAMLA HANIM: Evet Hocam. Eşim sizin talebeniz normalde, sizi çok seviyoruz ailece. Eşim Müslüman olduğu için annemler karşı çıkıyor ve ayırmaya çalışıyorlar uzun bir süredir. Normalde dört senedir evliyim ben, çok da seviyorum eşimi, bayağı bağlıyız ama sırf bunun için karşı çıkıyorlar ve ayırmaya çalışıyorlar. Şu an da televizyona çıktılar, bayağı bir şov yaptılar.
ADNAN OKTAR: Evet, ağlıyor, çağırıyorlar. Eğer sana saldırmasa, hakaret etmese, eşine saldırmasa, hakaret etmese annenle görüşmek ister misin?
DAMLA HANIM: Tabii ki isterim.
ADNAN OKTAR: Can güvenliğin yerinde olsa, annenin saldırısından, babanın saldırısından can güvenliğin yerinde olsa; senin ifadene göre diyorum, ben görmedim, bilmiyorum.
DAMLA HANIM: Evet, tabii, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben konuştum, “canımdan çok seviyorum annemi” diyorsun. “Ama beni eşimden ayırmaya mecbur etmeyecek, Sünni Müslümandır diye” diyorsun, ayrıca konuştuğumda. Niçin ona, niye böyle bir şeye kafayı taktı?
DAMLA HANIM: Müslüman olduğu için ayırmaya çalışıyor. Sizin talebeniz olduğu için. Başka herhangi bir suçu yok. Eşim çok çok iyi bir insan. Çok akıllı, bayağı efendi, çok dürüst, nezaketli bir insan. Arkadaş çevresinde de çok sevilen bir insan.
ADNAN OKTAR: Anniş, inşaAllah böyle mülayim olursa, eşine karşı saygılı olursa, sevecen, hürmetkar, makul bir insan olursa, “annem başımın tacı” diyorsun.
DAMLA HANIM: Tabii, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Nur gibi annem olur” diyorsun. “Ama gelip bana saldırırsa, canımı yakarsa, eşime saldırırsa, hakaret ederse o zaman nasıl görüşeyim?” diyorsun.
DAMLA HANIM: Onun dışında olsa tabii ki ben görüşmek isterim. Aile çok aziz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anne baş tacı ama güzel huylu olursa. Mesela Oktarlarda da öyle; Oktar’a karşı tavrı sert olmasa; “şununla görüşmeyeceksin, bununla görüşmeyeceksin…” 50 yaşında adam, sen ne karışıyorsun? Özgür bırak, istediğiyle görüşsün. Görüştükten sonra bir insan niye annesiyle, babasıyla uzak durmak istesin? Ne tatlı varlıklar. Yanaklarını sıkarsın, değil mi? Şap şup öpersin. Bağrına basarsın. Can tatlıdır onlar. Ama ayette Allah söylüyor; “Allah’a isyan konusunda sizi zorluyorlarsa itaat yok” diyor. Gelir adamın eşine saldırırsa, mesela Oktar’ın konumu da böyle, evine saldırttılar. Kim saldırttı bilmiyorum da. Yani Oktar’ın demesine göre. Acayip olaylar çıktı. Çocuk can güvenliğinden evden ayrılmak durumda kaldı. Yani sırf hakaret etse, yine görüşülür kardeşim. Saldırmasalar yine görüşülür ama saldırmak çok anormal bir hareket. Ben görmedim, senin ifadene göre diyorum. Ama Oktar’ın mahkemedeki belgelerde o şekilde görüyoruz, inşaAllah. Ama anneler tatlıdır, babalar hoştur. Dedeler, pamuk nineler daha da hoştur. Çok hoştur, inşaAllah. Yani özellikle demokrat olmak lazım, hoş görülü olmak lazım. Hoşgörü değil, o kelime hoşuma gitmez, demokrat olmak lazım. Çocuğun ne görüşteyse, inancı neyse karışmayacaksın. Müslüman, tamam görüşür; Şeyh Nazım Hoca’yla da görüşebilir, Esad Hoca’yla da görüşebilirdi, rahmetliyle zamanında, bizle de görüşebilir veyahut gider başka bir mezhebe de girebilir, Alevi de olabilir, canı ne istiyorsa, kendi samimi inancıyla. Hepsine saygı duyuyorum. İnancından dolayı bir insana saldırgan tavır içinde olunmaz. Doğru mu?
DAMLA HANIM: Tabii inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Eşin de çok çok efendi, dünya efendisi, kuzu gibi bir şey. O da talebem, maşaAllah. Damla Hocam da ehl-i ilimdir, ehl-i feyzdir, maşaAllah.
DAMLA HANIM: Elhamdülillah. Vesileniz ile Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Özetle; anniş sevecen, tatlı olursa, zarar vermeyeceğine kanaatim olursa, alır bağrıma basarım” diyorsun.
DAMLA HANIM: Tabii, can güvenliğimi sağlarsa, herhangi bir şey yapmazsa, saldırıda bulunmazsa başımın üstünde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Anneler dünya tatlısıdır, inşaAllah. Haklı mıyım?
DİLEM HANIM: Her zaman Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Annen beni seviyor mu?
DİLEM HANIM: Çok seviyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Annesi Musevi’ydi, bak Müslüman oldu. Beni canı gibi sever. Böyle anne… Musevi de olsa, ben onun elini, ayağını öperim, çünkü evladının inancına saygılı. Ama saldırmış olsa, ne yapsın çocuk? Saldırana ne yapılır? Bana başka bir çözüm gösterin. Mecburen uzak duracaksın, değil mi? Ne yapsın yani?
Mesela bak benim güzelimin, Leyla’nın annesi geldi; nur anne, nur. Elini, ayağını öptüm, maşaAllah. Eline kapandım, nur gibi. Bütün evlatları bizimle beraber, maşaAllah. Anne de nur gibi, “sana emanet evladım” dedi. Estağfirullah, biz Allah’a emanetiz hepimiz, inşaAllah. Nur anne. Dinine, imanına musallat olmadıktan sonra haram olur. Ama dinine, imanına musallat oldu mu; “evet, senin emrindeyim; gel, elimi-yüzümü yırt; kafama al odun vur” denmez yani. Böyle bir şey olmaz. Adamlar diyor ki, “yapar mı anne-baba?” Hapishaneler neden anne-babalarla doluyor? Çocuğunu doğruyor, evladını doğruyor. Evladına tecavüz edenler var, ensest acayip yaygın. Beni konuşturmasınlar. Bilinen ensest yüzde 20. Bilinmeyen, söylemeyeyim yani. Akıl almaz yaygın ensest. Babası kızına tecavüz ediyor, ağabeyi kız kardeşine tecavüz ediyor. Olmadık ahlaksızlık, kepazelik yaygın. Bunlar tabii emniyete yansıyamıyor. Kız nasıl söylesin bunu, böyle bir şey var diye? Nasıl konuşsun? Söyleyemiyor. Kızını doğrayan babalar, haddi hesabı yok. Götürüyorlar çocuğu tarlanın kenarına, ensesinden kesiyor, iki parçaya ayırıyor; kendi evladını. Diyor ki; “babaya laf söylenmez.” Kesiyor çocuğunu, nasıl laf söylenmez? “Sen ses çıkarma babana” diyor. Karakola gidiyor, diyor ki çocuk, “adam öldürecek beni.” “Ya olur mu, baban, bir şey olmaz, git evladım” diyor. Adam da eve götürüyor, koyun keser gibi çocuğu doğruyor. Ondan sonra gazetelerde manşet, ‘babası kesti’ diye. Cezaevleri katil anne-babalar ile dolu. Bir sürü, binlerce. Hangi anne babaya saygı duyulur? Allah’a, Kitaba, mukaddesata saygılıysa, inancına saldırmıyorsa. PKK’lı anaya, babaya nasıl saygı duysun. “Dağa çık, Abdullah Öcalan’ın ekibine katıl” diyor. Nasıl itaat edersin sen ona? “Anne, baba mukaddes.” Mukaddes değil kardeşim, Allah’ın dinine uyuyorsa mukaddes olur. Seni Allah’ın dinine isyan ettiriyorsa; İslam’a, Kuran’a karşı tavır içindeyse, Müslümanlarla görüştüğünden dolayı sana saldırıyorsa mukaddes olmaz. Nasıl mukaddes oluyor yani, değil mi? Kızını satmaya kalkanlar var, ahlaksızlığa teşvik edenler var. Çocuk bunu nasıl söylesin, “bunu yapıyor” diye. Nasıl söylesin? Gizli bir dramdır bu, gizli beladır, çok büyük bir felakettir bu. Ucu bucağı yok. Bir tek Türkiye’de değil; Almanya’da var, Fransa’da var. Ensest acayip yaygın, çocuğunu ahlaksızlığa teşvik eden acayip yaygın. “Git, kendine koca bul” diyor çocuğa. Nereden? “Zengin birini bul” diyor. Ahlaksız, it-kopuk adam, başını belaya sokacak. “Yok, fark etmez” diyor. “Müslüman” diyorsun. “Ya beş parası yok, ne yapacaksın onu” diyor. Ahlaksız adamın parası var, “git ona, o olur” diyor.
Kardeşim, gazeteler, üçüncü sayfalar ne anlatıyor? “Anne-baba kutsaldır; kusur yapmaz.” Yapıyor kardeşim, cezaevleri anne-baba dolu. Dolandırıcısı var, PKK’lısı var, kızına tecavüz edeni var, kızını satmaya kalkanı var; olmadık ahlaksızlıklarla dolu cezaevi. Her çeşit adam var. Bıraksınlar bana bunu. Beni de konuşturmasınlar şimdi. İsim vererek anlatırım yani. Onun için İslam’a, Kuran’a sıkı sıkı sarılıp, candan olmak lazım, inşaAllah. Bak mesela, benim güzelimin annesi beni çok sever, maşaAllah. Hocamın annesi çok sever, maşaAllah. Ne hoş anneler, ne güzel anneler, çocuğuna saygısı var. “Allah razı olsun Hocam; dini, İslam’ı öğretiyorsun, Kuran’ı öğretiyorsun.” Adamın hesapları ayrı, kızını mal gibi görüyor, çıkar sağlayacak ondan, birilerinden. “Bak evladım” diyor. Peki, senin amacın ne? Senin amacın ne, değil mi? Ben burada ismi geçen kişilerin hepsini tenzih ediyorum. Onları kastetmiyorum. Basında olan, cezaevinde olan, bilinen resmi vakaları kastediyorum. Hep çocuklarını paralı bilmem neye, gidip ite-çakala, haysiyetsiz, karaktersiz adamlara adeta para karşılığında satmaya kalkıyorlar. Bu ahlaksızlığa karşı çocuklar da direnince, aileye asi geliyor. Tabii asi gelecek. Ne yapsın? O ahlaksızlığa boyun mu eğsin? Haysiyetsizliğe boyun mu eğsin? Tabii ki onurluyla, şerefiyle kendini koruyacak. Allah da onu koruyacak. Babası içiyor, tecavüz etmeye kalkıyor kıza, çocuk söyleyemiyor. Yavrum söyle, git anlat, polise anlat. Bizlere de söyle, herkese söyle. Seni kurtarırız. Herkes seni kurtarır. Söyleyemiyorlar tabii. Çünkü mahcup olacağını düşünüyor, herkesin duyacağını düşünüyor. Bu felaketler varken, bunu anlamazlıktan, görmezlikten gelmek mümkün değil, inşaAllah.
İyiaile-kotuaile.com, onu da ayrıca gösteririz. Şimdi yine, bugün Cübbeli günü olsun, Mehdiyet’ten bahsedelim. Haydi bakalım.
-VTR- Cübbeli Mehdiyet’i Anlatıyor
ADNAN OKTAR: “Bütün gözleri Allah görür” diyor, inşaAllah. “Ama gözler onu idrak edemez” diyor. “Bütün gözleri Allah görür ama gözler Allah’ı idrak edemez” diyor. Onun gözlerinin içinden bakan yine Allah’tır. Sıfat olarak tecelli eder gözünün içinde, inşaAllah. Mesela diyor ki Allah; “huril-iyn” diyor; cennette iri, siyah gözlü hurilerden bahsediyor Cenab-ı Allah. Ama “eşlerine gözlerini tutkuyla dikmiş” diyor. Sadece onlara yönelmiş, sadece onlara ait. Tutku, en önemli nimet olarak Allah onu vurguluyor, tutkuyu; cennetin en önemli nimeti, birinci derecede. Ondan sonra diğer özellikleri sayıyor Allah. Ama önce tutku. Bak, “sadece onlara gözlerini dikmiş, tutkuyla bağlı.” İnşaAllah, cennette bu nimetini tüm Müslümanlara en güzel şekilde sunmuş olacak Cenab-ı Allah, sonsuza kadar. İnşaAllah. Çünkü bu dünyada kalbimizde doymak bilmeyen bir insan sevgisi var, bir güzellik sevgisi var; ne kedilere doyuyoruz, ne tavşanlara doyuyoruz, ne çiçeklere, ne kadın güzelliğine, ne çocuk güzelliğine doymuyor insan ruhu. İşte o ancak cennette tatmin buluyor, inşaAllah.
Müslümanlık kıskançlık bilmez, “Hasidin iza hased” diyor Cenab-ı Allah. Haset edenlerde kıskançlık olur. Daha Türkçesi, benim anlatmak istediğim şu; ruhsuz, sevgisiz, aşksız bir İslam anlatmaya kalkıyorlar bize. Biz coşkuyla, Allah aşkıyla, böyle için için ruhu kaynayan bir İslamlık anlayışını esas kabul ediyoruz. Allah’ı delice seveceğiz, coşkuyla, deli aşık olarak. Resulullah (s.a.v)’i deli aşık olarak, coşkuyla seveceğiz. Peygamberanı, Allah’ın yarattıklarını… İçimiz dışımıza sığmayacak. Anlatmak istediğim soğuk İslamiyet değil; sıcak, sevgi dolu, muhabbet dolu İslamiyet; samimi İslamiyet, insanları seven İslamiyet, dürüst İslamiyet. Bizim istediğimiz bu. Mesela biz Mehdiyet’i aşkla bekliyoruz, sevgiyle bekliyoruz. Benim Mehdilik iddiam falan yok, bir kere boş yere bu konuda münasebetsizlik yapmasınlar. Hz. Mehdi (a.s)’a benziyor muyum? Benziyorum. Dürüstüm ben, samimiyim, benziyorum. Şeyh Ahmet Yasin Hocam da benziyor, bayağı benziyor. Bir çok alim, hoca benziyor. Benzemek değil, Mehdiyet ispattır. Hz. İsa Mesih (a.s) onun arkasında namaz kılar, İslam’ın dünyaya hakim olmasına vesile olur, ulema toplanır, derler ki; “bu insan bayağı Hz. Mehdi (a.s)’a benziyor.” Biz de deriz ki; “Allahualem Hz. Mehdi (a.s).” “Yok arkadaş” diyorum, tamam bu anlattıklarım aynen bana benziyor ama benim böyle bir iddiam yok. Ve yemin ediyorum Allah adına, hiçbir şekilde böyle bir iddiam olmaz. Milyonlarca benzeyen insan çıkar kardeşim. Benziyor olmak niçin gizlensin? “Hz. Mehdi (a.s)” diyor, mesela burnu küçük, “kalkık burnu vardır” diyor Peygamber (s.a.v). Ben diyeceğim ki; “yok, kocaman burnum var. Burnum kalkık değil” diyeceğim. Böyle, doğru. “Gözleri yeşil” diyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın. “Yok, benim gözüm yeşil değil, kahverengi mi” diyeyim? Yeşil gözüm. Allah Allah! “Sırtında ben var” diyor. Var benim, sırtımda ben var. Kocaman ben var. Kalp hizamda. Yok mu diyeyim yani. Ben dürüst, samimi insanım. Ben de şaşırıyorum benzemesine. Ama Mehdilik iddiam imkansız imkansız olmaz. Her gün tir tir titriyorum cehenneme gideceğim diye. Her an Allah canımı alabilir. Yani nasıl ben böyle bir iddiada bulunayım, değil mi? Olacak iş mi? Ama benziyorum. Ben dürüstüm. Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerini de anlatırken dürüsttüm. Kuyruklu yıldız çıktı, doğru; Lulin kuyruklu yıldızı da çıktı, doğru; iki uçlu kuyruklu yıldız. Gizleyeyim mi yani? Kabe’ye baskın oldu, kan akıtıldı, bu da doğru; bunu da mı gizleyeyim yani? Fırat’ın suyu kesildi, bunu da mı gizleyelim? Irak işgal edildi, Irak’ın para birimi ortadan kalktı, Irak ordusu bir gecede ortadan kayboldu, hadise uygun olarak; bunları gizleyeyim mi ben? Ben ne varsa hepsini açıklıyorum. Ben Allah’ın gariban bir kuluyum. Benim hocalık vasfım da yok. Ben bilgisini artırmaya çalışan bir talebeyim, ben öğrenciyim. Otuz kere söyledim.
DİLEM HANIM: Belçika’da konferans oldu, onunla ilgili resimlerimiz var Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, bakalım.
DİLEM HANIM: Dün akşam Belçika’nın en büyük ve en eski, en ünlü üniversitesi olan Leuven Katolik Üniversitesi’nde sizin eserlerinizi temel alan bir konferansımız oldu, inşaAllah. Bu üniversite 1925 yılında kurulmuş. Çok sayıda Nobel ödüllü kişiye akademik kadrosunda bulundurmuş. Ve dünyanın en önemli 100 üniversiteden biri olarak kabul ediliyor. Sadun ve Emir kardeşlerimiz verdi konferansı. ‘Evrim Teorisinin Çöküşü’ ve ‘Kuran Mucizeleri’ konuları anlatıldı. Konferansa evrim teorisini savunan profesörler katılmışlar ve bayağı uzun soru-cevap bölümü olmuş. Sadun kardeşimizin etkili ve ikna edici cevaplarının ardından da ayrılmış bu kişiler konferanstan. Aynı zamanda fosil ve kitap sergisi de yapılmış. Sizin eserleriniz de ücretsiz olarak katılan kişilere dağıtılmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah Allah! Allah Allah! MaşaAllah. Yer-gök inliyor. Allah ilimlerini, feyzlerini artırsın. MaşaAllah. Oktar Hocam da kılıcı kuşandı, gitti dün. Ama ilim kılıcı. Habire biçiyor; ilmiyle, feyziyle, maşaAllah. Onun şimdi resimleri, filmleri gelir. Helal olsun, maşaAllah.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...