MUHABİR: Haber Flash sitesi tamamen tarafsız bir sitedir. Herhangi bir kimsenin yönetiminde yönlendirmesinde değildir. Zaten tanıtımında da internet haber sitesi yazar. Başka da bir özelliği yoktur. Bu anlamda sizinle ilgili ben de çok fazla derin olmamak üzere böyle genel bir bilgi araştırmasında bulundum. İlk dikkatimi çeken şey 2 Şubat 1956 Ankara,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Ben de 2 Şubat 1973 Samsun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Aynı doğum günlerinde doğmuşuz. Şimdi ben istiyorum ki hani böyle soru cevap şeklinde olmasın da bir diyalog şeklinde olsun.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii rahat rahat, çok iyi olur.
MUHABİR: Sorular da o diyalog içerisinde gelişsin. Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Siz Adnan Oktar, 2 Şubat 1956 ve Eylül 2008. Bakıyorum Ankara’da doğdunuz, İstanbul’dasınız. Önce iç mimari bölümü, sonra felsefe ve tarih bölümü ve daha sonra 90’lı yıllarda çok fazla bir şekilde Türkiye’nin gündemine geldiniz. Bu 56 ile 90 yılları arasındaki geçen dönemde her şey istediğiniz gibi mi oldu?
ADNAN OKTAR: Tabii zorluklar oluyor, ama her şey istediğim gibi oldu genelinde.
MUHABİR: Mesela Allah rahmet eylesin, küçük yaşta kendi babanızı kaybetmişsiniz. Ondan sonraki geçen süre içerisinde bu hayatınızda babanızı kaybetmeden önceki düşüncelerinizi değiştirdi mi? Yani hani biz çocuklar küçükken derdik ki, işte şunu yapacağız, şunu olacak. Şöyle hayal olsun. Siz de o günden sonra hiçbir değişiklik olmadan hayatınızda her şeyi planladığınız gibi mi yaptınız?
ADNAN OKTAR: Genelde çocukluğumdan itibaren şuurum çok açıktı. Baya vicdanlı idim. Çok tutarlı bir üslubum vardı. Makul düşünürdüm. Vicdansız bir şeye karar vermezdim. Çok vicdanlı hareket ederdim. Ve insanların da mutluluğu için gayret ederdim. Mesela çocuklandığımı bilirdim. Bazı kelimeleri beceremiyormuş gibi yapıp sırf hoşlarına gitsin diye yapardım. Halbuki ben kelimeleri çok düzgün kullanabiliyordum, çocukluğumda. Yani “r” leri,” “t” leri, “ş” leri çok iyi vurgulayarak konuşabiliyordum. Ama kasten o zaman hoşlarına gitsin diye konuşamıyormuş gibi yapıyordum ve çok iyi de hatırlıyorum onu. Yani hoşlarına gitmesi açısından.
MUHABİR: O zaman öncelikle siz karşınızdaki kişileri iyice bir etüt ediyordunuz küçüklükten beri ondan sonra onların nasıl ilgisini çekebilirim ama onların da kalplerini kırmadan ya da onları da böyle memnun ederek bir kavga üslubu olmadan, hırçınlık, hırs olmadan yapabilirim şeklinde idi.
ADNAN OKTAR: Evet yatıştırıcı idim, genelde, zayıflara yardım eden ama çoğu zaman da sezdirmeden yardım eden bir tavrım vardı. Allah’a inanıyordum, küçüklüğümden itibaren inanıyordum. Yani bu vicdan meselesi tabii insanın vicdanı varsa zaten doğal olarak Allah’a inanıyor. Doğal olarak dindar oluyor, yani tamamen vicdanla ilgili bir şey.
MUHABİR: Bir de eğitim hayatı iç mimari sonra felsefe ve tarih… Zaten mimari bir eğitim aldığınız belli evinizin üslubundan. Sonra asıl sanırım felsefe ve tarih. Çünkü tarihte özellikle duracağım. Tarih biraz hafıza gerektirir.
ADNAN OKTAR: Felsefe sadece felsefe.
MUHABİR: Öyle mi? Ben yanlış almışım, kusura bakmayın.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah.
MUHABİR: Şimdi felsefe bölümü çok fazla bilgim yok, ben de teknik bir insan olduğum için bu konuda. Ama ondan sonraki geçen sürede siz Türkiye’nin gündemine 90’lı yıllardan itibaren çok fazla geliyorsunuz. İşte gazetelerde, o zamanki dergilerde, mecmualarda vs. yazılı sözlü olarak gündeme geldiniz. Ancak bu gündeme geldiğinizde sizin dini yanınız ön plana çıktı. Ve dediniz ki; bu Darwinciler, hem materyalistlerin hem komünizmin ve sâir emperyalistlerin genel olarak ortak bir ürünüdür. Ve bunların başlangıç noktasıdır. Yanlış söylüyorsam düzeltin.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru.
MUHABİR: Bu şekilde bir izlenim uyandırdınız toplumda ve çeşitli kitaplar yazdınız. Özellikle o ilk Yahudilik üzerine yazdığınız Masonluğu anlattığınız kitap. Ve orada da hem Harun peygamberin (A.S.) hem Yahya (A.S.)’ın ismini cem ettiniz, kullandınız. Öncelikle ben şunu soracağım. Neden Harun Peygamber ve Yahya Peygamberi seçtiniz isim olarak.
ADNAN OKTAR: Her ikisi de peygamber yardımcıları. Biri Musa (A.S.)’ın yardımcısı biliyorsunuz biri İsa (A.S.)’ın yardımcısı ve 2 büyük dinin kurucularıdır biliyorsunuz, Hz İsa ve Hz Musa. Ve son din de İslam dini biliyorsunuz Peygamber Efendimizin getirdiği. Şu an yürürlükte olan 3 din var. Başka bir din yok şu an. Eski dinler onlar tamamen tahrif oldular. Onun için 2 büyük dinin yardımcıları olan bu kişilerin isimlerini özellikle aldım, Harun ve Yahya. Yani ben de Peygamber Efendimizin ümmetinin yardımcısıyım. İslam dininin bir mücadele adamıyım anlamına gelecek tarzda sembolik bir anlamı var.
MUHABİR: Çünkü o peygamberlerin hayat hikâyelerine baktığımız zaman kendileri çok özveri göstermişler ama hep geri planda kalmışlardır. Çünkü Harun Peygamberimiz, Musa Peygamberimizin, Yahya Peygamberimiz de İsa Peygamberden sonra kendisi olmuştur. Ancak siz daha sonra sağlık sorunlarınızla da gündeme geldiniz. İnşaAllah şu anda sağlığınızda bir sıkıntı yoktur.
ADNAN OKTAR: Evet, akıl hastası olduğum iddiası ile Bakırköy akıl hastanesine yatırıldım. 10 ay kadar orada kalmıştım. Paranoid şizofren olarak. Yaklaşık 300 akıl hastasının bulunduğu Abdülhamit devrinden kalma köhne bir bina idi. Ve bunlar cinayet işlediği için hüküm almış, fakat mahkeme tarafından akıl hastası oldukları için hastaneye sevk edilmiş hastalardı. Benim kaldığım dönemde de bu hastalar 7 kişiyi öldürdüler. Benim oraya sevkimde ben oraya tutuklu olarak da gitmedim. Aslında hür olarak gittim. Sivil hasta olarak gittim. Normalde böyle bir şey de olmaması gerekiyordu. Hüküm aldıktan sonra oraya gönderilebilirdim. Yani ceza aldıktan sonra gönderilebilirdim. Fakat ben ceza almadan gönderildim. Yani yargılanırken ve tahliye olmuş olarak.
MUHABİR: O zaman size karşı bir taraftan bir yerlerin, birilerinin planlı bir komplosu muydu bu?
ADNAN OKTAR: Bilemiyorum da fakat hukukta olan bir şey değil bu. Normalde yapılan bir şey değil. Mesela benim dışarı çıkışım yasaktı. Bu da hukuka uygun bir şey değil. Çünkü bütün hastalar hatta evlerine dahi gidiyorlardı, Cumartesi, Pazar günlerini evlerinde geçirip geliyorlardı, büyük bir bölümü. Açık servisler vardı zaten. Büyük bölümü %80-90’ı açık servistir. Kapalı servis birkaç tane idi. Beni kapalı servise koydular. Telefon etmem de yasaktı benim. Fakat işin ilginç yanı, doktorlarla görüşmem de yasaktı. Hemşirelerle görüşmem de yasaktı.
MUHABİR: Peki, hem doktorlarla görüşmeyeceksiniz, hem hemşire ile görüşmeyeceksiniz, peki siz nasıl hasta oluyorsunuz o zaman. Sağlık nasıl bulunacak?
ADNAN OKTAR: Evet, gerekçeleri de etkiliyorsun, dediler. Yani gelenleri etkiliyorsun, fikirlerini etkiliyorsun, dediler. Rahmetli Yıldırım Aktuna o zaman hatta bizi içtima vaziyetine getirdi hepimizi hazırola geçtik. Sıralandık, doktorlar, ben, hemşireler, hademeler hepimiz hazırolda bekledik, geldi. Beni uyardı orada, doktorları da uyardı. Hiç kimse görüşmeyecek, dedi. Dışarı da bırakmayacaksınız dedi. Ancak ağabeyi, avukatı ve annesi ile görüşebilir, dedi. Dışarıdan da kimse ile görüştürmeyeceksiniz, dedi. Telefon görüşmesi de olmayacağını belirtti, dışarı zaten çıkma yok. Fakat ben peki dedim, hiç doktorlarla, kimseyle görüşemeyeceksem kimle görüşebilirim, dedim. Hastalarla görüş, dedi. Bunlar dedim, akıl hastası tamamen şuuru kapalı, ne dediğini bilmiyor, bağırıyor, çağırıyor, ağlıyor, yerlere atıyorlar kendilerini, ben onlarla ne konuşayım dedim. O zaman dedi, git odanda dedi, benim eski bir banyodan bozma hurda bir odam vardı. Örümcek ağları kaplamıştı tavanı. Rezalet zaten bina dökülüyordu. Kapısını ittim mi açılıyordu zaten, kapıdan baktın mı içerisi görülüyordu dışarısı, öyle bir yerdi. “Git orada düşün” dedi, “kendi kendine ben buraya niye geldim acaba diye düşün” dedi. Çok acayip tabii bu söz, ben buraya niye geldim diye düşüneceğim.
MUHABİR: Peki, orada siz şimdiki F tipi gibi bir nevi hücre, orada yalın bir şekilde…
ADNAN OKTAR: Hayır, 300 kişi vardı, akıl hastaları. Mecburen ben dışarı çıkıyordum. Odamın kapısı akıl hastaları ile dolu idi.
MUHABİR: Şunu sormadınız mı, Adnan Bey madem ben burada bir başkaları ile görüştüğüm zaman bir başkalarını etkileyebiliyorum, bir başkalarını yönlendirebiliyorum, peki sizi de yönlendirebilirim, siz onun için mi benimle görüşmek istemiyorsunuz, doktorlar ve hemşireler olarak sormadınız mı?
ADNAN OKTAR: Etkiliyor, zaten açık açık söyledi, gizlemiyor, etkiliyorsun, dedi. Hatta oraya ihtisas yapmaya gelen öğrenciler vardı. Ben onlarla bir kere görüşmüştüm. Hakikaten öğrencilerden etkilenenler olmuştu. Öğrencilerle görüşmemi de yasaklamışlardı benim. Öğrenciler geldiğinde doğrudan hemşire odasına alıyorlardı, benimle görüştürmemek için. Ben de onların bulunduğu odaya gittim, özellikle ben dedim, paranoid şizofrenim benimle ilgili ihtisas yapabilirsiniz, çalışma yapabilirsiniz, dedim. Öğrenciler dondu kaldılar, beni orada öyle görünce. Sonra anlattım, bütün şizofren alametler oluşuyor bende, madem ihtisas için geldiniz, ben tipik bir vakayım dedim. İncelemek ister misiniz, dedim. Tabi biraz da güldüler, espri falan da yaptığımı düşündüler. Ondan sonra hemşire odasına gelmelerini de engellediler. Binaya hiç sokmamaya başladılar, öğrencileri.
MUHABİR: Peki, sizin bu sağlık sorunlarınızı ya da size göre yok ama onlara göre var olan sağlık sorunlarınızı devamlı o zamanlarda gündemde tutmalarının asıl nedeni ne olabilirdi?
ADNAN OKTAR: Akıl hastası bu, yazdıkları kitaplar da akıl hastasının yazdıkları kitaplar, dolayısıyla delinin yazdığı kitaba itibar edilmez. Bunlar itibar edeceğiniz ilmi değeri olan şeyler değiller. Bir şizofrenin, bir akıl hastasının yazdığı kitaplar olduğu için önemsizdir, bilimsel değeri yoktur, o anlamda.
MUHABİR: Peki, o zamanlar gerçekten çok fazla kitap mı yazıyordunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii, Yahudilik ve Masonluk kitabını ben orada tamamlamıştım.
MUHABİR: Peki, şimdi sizin 2000 yılından yaklaşık 8 senedir yazdığınız kitap sayısı azaldı da sağlığınız mı düzeldi?
ADNAN OKTAR: 300’ün üzerinde şu an yazdığım kitaplar. Allah’a şükür askeri hastanede bozdular. Yoksa daha hala öyle akıl hastası olarak lanse edilecektim. Seçme, seçilme hakkım kaybedilmişti. Seçme hakkım yok, seçilme hakkım yok, oy verme hakkım yok, mülk edinme hakkım yok. Para çekme hakkım yok, bankadan, para yatırma hakkım yok. Vesayet altında olmam gerekiyor öyle bir durumda akıl hastası olduğum için, yani yok hükmünde olmuş oluyor zaten öyle bir insan.
MUHABİR: 18 Ağustos 2000 tarihli…
ADNAN OKTAR: Evet, askeri hastanede rapor bozuluncaya kadar yıllarca bu şekilde akıl hastası diye basın gece gündüz propaganda yaptı. Ama halk inanmadı, tabii benim milletim zeki ve son derecede de akıllı. Mesela; şimdi de çete lideri diyorlar, ona da inanmıyor insanımız. Daha önce de birçok iftira attılar, ona da inanmadılar.
MUHABİR: 12 Kasım 1999’da bir gece yarısı 85 arkadaşınızla beraber gözaltına alındınız.
ADNAN OKTAR: Evet, mühim olan bizim milletimizin samimi kanaati.
MUHABİR: Ama o zaman İçişleri Bakanı size dedi ki, biz Apoyu tutukladık, bu Apodan daha tehlikeli dedi.
ADNAN OKTAR: Ben de dedim ki, dili sürçmüş dedim, PKK’ya karşı en tehlikeli olan hocamızdır, demek istedi, herhalde dedim.
MUHABİR: Sonra çıkar amaçlı suç örgütü kurmadınız ve yönetmediniz.
ADNAN OKTAR: Ondan yargılandım. Ondan da hüküm aldım. Şu an çete lideri olarak mahkeme karar verdi. Ama savcı dosyada böyle bir delil yok, diyor. Sadece polis zoruyla ve tehditle alınmış ifadeler var. Bu ifadeler diyor, ayrıca avukat yanında alınmadığı için geçersizdir, diyor. Savcı söylüyor, bunu. Bunun dışında da dosyada delil yok diyor. Ayrıca siz bu şahıslara diyor, bu yargılanan insanlara daha önce beraat kararı vermişsiniz zaten, diyor. Hakikaten bize beraat kararı verildi önce çete değildir, diye. Aynı mahkeme sonra Yargıtay bozunca hem çetedir dedi, hem de bu polis ifadesi geçerlidir, dedi. Ve hüküm aldık. Ama tabii saygım var. Mahkemenin kararına ben bir şey demem.
MUHABİR: İtiraz edecek misiniz?
ADNAN OKTAR: Yargıtay’da, itiraz edeceğiz ama gönderen zaten Yargıtay. Bu şekilde olsun şeklinde bir ima taşıyan yazı vardı, Yargıtay’ın izahında.
MUHABİR: Yanlış hesap Bağdat’tan dönecek diyeceğim ama Bağdat’ta da Amerika var. Amerika ile de Yahudilerin arası iyi. Sizin hesap biraz geç dönecek gibi.
ADNAN OKTAR: Tabii esas hesap görücü olan Allah’tır. Kaderde varsa o olur. Benim akıl hastanesine girmemi de Allah sağladı, oradan çıkaran da Allah. Daha önce de ben hapis yattım, 10 ay. “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” cümlesinden dolayı hapis yattım. Sonra da beraat ettim, ben. 9 ay yattım, 9 ay yattıktan sonra beraat ettim. Fakat oradan da akıl hastanesine sevk etmişlerdi.
MUHABİR: Eğer ki Adnan Oktar, Yahudiliği sevse idi ve onlarla kol kola girse idi, bugün nerede olurdu?
ADNAN OKTAR: Bir de dinsiz olsa idi, İslam’a da karşı olsa idi ve yahut çapkın, hayat adamı, neşeli insan, girişimci, hayat doluluğun da üstünde akla gelecek her türlü iltifat, hürmet ifadeleri, gazetedeki o ifadelerin tam tersi, son derece akıllı insan ne kadar başarılı, Darwinizm’i savunsam tam bir bilim adamı, gerçek bilim adamı, değerli insan kim bilir neler diyeceklerdi.
Ama Darwinizm’e karşı olup İslam’ı savununca yerleşik sistemi, dinsiz, ateist, faşist, komünist, Mason sistemi karşıma alınca tabii onlar da can havliyle bütün imkânlarını kullandılar. Asrımızda en etkili şey nedir, iftira. Ne yapalım, işte bir kızcağız buldular, getirdiler. Buna bu tecavüz etmeye kalktı, arkadaşlarının silahları vardı, ellerinde. Geldiler, odaya girdiler, kameralarla içeri girmişiz. Çırılçıplak kızı soymuşuz, yatağa yatırmışız, bir adam da bulmuşuz, o da var. Tehditle kameraya çekmişiz. Elimizde silahlarla başında beklemişiz. Sonra bu kaseti ben elime almışım. Demişim ki, bu kaset benim elimde, sen benimle cinsel ilişkiye gireceksin. Ben bu kadar cesur isem, bu kadar gözü dönmüş bir adamsam, silahlarla adamlarla getirip O’nu yatağa yatırıyorsam zaten benim kasete ihtiyacım yok ki, tehdide de ihtiyacım yok. O kadar bir tehdit gücüne sahipsem zaten istediğim sonucu orada alırım, O’nun dediğine göre. Kaset gereksiz olmuş oluyor.
MUHABİR: Yani o zaman size hasta dediler olmadı, sağlık sorunlarından bir şey yapamadılar. Sonra bu adam kokain kullanıyor dediler. Bundan da sonuç çıkmadı. Sonra dediler ki, bu kadın kız düşkünüdür, kumar düşkünüdür, âlemcidir. İşte elimizde belgeleri de var, bu da delilleri deyip bazı insanları gündemde tutup sizin üzerinize o şekilde mi geldiler.
ADNAN OKTAR: Allah’tan ki Allah’a çok şükür o devirde o çekilmiş film bütün basında vardı. Bizde de hukuk bürosunda da varmış film, buldular.
O bayanın bulunduğu evde kolonlar aşağı doğru ciddi şekilde sarkıyor, upuzun şöyle derin kolonlar var, burada olduğu gibi, benim bulunduğum evde hiç kolon yok, dümdüz asmolen tavan. Allah’ın hikmeti, çok iyi oldu öyle olması. Bir de benim bulunduğum evde pencereler tavandan tabana kadar. Normal pimapen pencere.
Mahkeme heyetini davet ettik. Avukatlar, bilirkişi, herkes geldi. Çift perde sistemi kuruldu. Benim bulunduğum ev ve bu bayanın bulunduğu ev ikisini karşılaştırmalı olarak film olarak mahkeme heyetine gösterdik. Baktılar ki o evle o evin uzaktan yakından alakası yok.
Bir evde kolonlar var, bir evde kolon yok. Bir evde pencereler aşağı kadar, bir evde pencereler küçücük. O ev İtalyan stili koskoca bir ev, ötekisi 60 m2 küçücük bir ev. Yani o ev tamamen yıkılıp yeniden inşa edilmedikten sonra ev, o ev olamaz. Bu anlaşıldı ve diğer delilleri de mahkeme göz önünde bulundurarak 2. Ağır Ceza Mahkemesi benim beraatime karar verdi. Ve bu net hüküm olarak kesinleşti.
Fakat buna rağmen bu bayan bana tazminat davası açtı ve tazminat davası sonucunda mahkeme beni mahkûm etti sen bu işi yaptın diye, 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına rağmen, açık kararına rağmen ispat etmeme rağmen. Sen bunu yaptın, sen bu kıza tazminat ödemen gerekiyor diye tazminat cezası ile bana hükmedildi şu an. Ben de tazminatı ödemeye hazırlanıyorum, şu an. Ama ben bu mahkeme kararına da saygılıyım. Tabii karar karardır.
MUHABİR: Peki, sonuç itibariyle bunları çok fazla dile getirmek de hoş değil. Çünkü insanların yaşadıkları değil, fikirleri, yapmak istedikleri ve yapmak istedikleri için neler yaptıkları önemli. Bakıyorum siz 300’e yakın kitap yazmışsınız.
ADNAN OKTAR: Allah’a şükür
MUHABİR: Yazmış olduğunuz kitapların asıl gayesi İslam’a hizmet, çünkü onu söylüyorsunuz. Ben de İslam’ın bir hizmetçisiyim. Onun için Yahya ve Harun Peygamberlerin isimlerini bir araya aldım diyorsunuz. Ancak sizinle ilgili olan iddialar hep bir şekilde gündemde bazen yukarıya çıkıyor, bazen aşağıya çıkıyor, bazen hiç olmuyor sanki parabolik eğri gibi. Bugünlerde böyle bir şey bekliyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii, bu kesintisiz devam eden bir süreç, tabii ki bekliyorum. Her an bir komplo yapılabilir. Her an bir oyun oynanabilir. Her an bir iftira atılabilir. Onun için yıllardan beri hep tetikte yaşarım. Hep dikkatli, hep uyanık bir titizlik içerisinde yaşarım. Ama buna rağmen yapılıyor.
Mesela; kokain komplosu, ben İzmir’de bir kafede oturuyordum. Selamun Aleykum, dediler cinayet masasından polisler. Alıp beni götürdüler, İzmir cinayet masasına. Oturduk, suçum ne suç yok. Savcılıktan talimat var mı, yok. Herhangi bir belge var mı, yok. İstanbul‘dan emir var dediler, tamam dedik. 72 saat gözaltında kaldım. Aldılar, İstanbul’a götürdüler. Orada da suçumuzun ne olduğu belli değil. Sonra sen açsındır hocam, dediler. Kebap geldi, böyle Adana. Ben de dedim, polisler ne kadar çok seviyor beni. Ben de yedim.
Meğer toz kokain koymuşlar, yemeğin içerisine. Kanımda çok şiddetli miktarda kokain çıktı. 5 mikrogram/ml nin üzerinde. Halbuki kokain kandan 24 saat içerisinde atılıyor. 72 saatten beri gözaltındayım. Kanımda kokain çıktı, çok yüksek dozda. Adli Tıp’ta Allah’a çok şükür onu ispat ettik. Emniyette yiyeceğime, içeceğime karıştırıldığını ispat ettim. Çok açık zaten alenen belli idi. Hâkim de şüphelendi, Adli Tıp’a gönderdi. Adli Tıp’ta netleşti. Bundan da beraat ettim. Yoksa bu da üzerimde kalacaktı, kokainman diye zaten Hürriyet gazetesi manşet atmıştı. Adnan Hoca kokainman çıktı diye. Basın hep öyle Adnan Hoca kokainman, kokainman çıktı diye.
MUHABİR: Adnan Bey, yalnız 2004 yılında İsrail’deki bir enstitü dedi ki; Adnan Oktar artık dinler arası diyalogu geliştirmek için çalışıyor. Sanki öyle bir açıklama var ki, artık bu uysal çocuk bizimle beraber aynı yolda yürüyor gibi. Bu konuda ne diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Ben öyle bir yazıya rastlamadım ama çünkü biz İsrail’de konferans vermeye gittik.
MUHABİR: Tel Aviv Üniversite’sinde Stephen Roth Enstitüsünü 2004 yılında…
ADNAN OKTAR: Evet, şöyle olabilir. Ben Musevileri severim. İnsan olarak çok çok severim. İsrail’in devlet olarak orada yaşamasını isterim. Çünkü ehl-i kitaptır onlar, peygamber neslidir. Ben onların böyle kitle olarak yok edilmesi veya İsrail’in haritadan silinmesi gibi böyle düşünceleri asla kabul etmiyorum. Peygamber nesli olarak tabii ki dindar olarak dinlerinin gereğini yaşayacak şekilde orada hayat bulmaları gerekir ve onlara karşı olan düşmanlığı kınıyorum. Onlara karşı bir soykırım yapılmıştır bunu kınıyorum. Buna şiddetle karşıyım ve onlarla insani bağlantılar kurulması taraftarıyım. Mesela; Musevilerden kız alınabilir, yemekleri yenir, kestiği yenir. Ticaret yapılır, onların dışlanması, onlara ambargo uygulanması, onların değersiz insanlarmış gibi gösterilmelerini şiddetle kınıyorum. Bunları kabul etmiyorum. Bu fikirlerime karşı öyle bir ifade kullanmış olabilirler.
MUHABİR: Adnan Bey, yani siz diyorsunuz ki ben basit tribün mantığı ile hareket edip Fenerbahçe ile Galatasaray düşmanlığında değilim. Yani ben illa ki bu Yahudi’dir, Musevi’dir, ben buna düşman değilim. İlla ki bu Hıristiyan’dır. Ben buna düşman değilim. İlla ki bu Müslüman’dır, ben bunu çok seviyorum, demiyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabi ki
MUHABİR: Yani diyorsunuz ki, ben insanları insan olarak değil fikir olarak eleştiriyorum, doğru mudur?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, mesela Müslüman’ın der de sözünüzü kestim, karaktersizdir, deminki sözünüze geleceğim. Yani o benim için değerli bir insan değildir.
MUHABİR: Estağfirullah
ADNAN OKTAR: Yani Müslüman’ım demesi, Müslümanlığın gereğini yapıyorsa benim için o Müslüman’dır.
MUHABİR: Peki, bu dinler arası diyalog, şu günlerde özellikle bir başka isim üzerinde çok fazla üzerinde duruldu. İsim olarak da zikrettim, Fethullah Gülen ismi üzerinde duruldu. Ve onunla ilgili çok geniş komplolar üretildi. Malum, Ergenekon soruşturmaları gündeme geliyor. Hepimizin bildiği şeyleri uzatmak istemiyorum. Şunu demek istiyorum. Bu dinler arası diyalogdan kasıt nedir, sizin görüşünüze göre?
ADNAN OKTAR: Bir Hıristiyan arkadaşımız, kardeşimiz vardır. Kiliseden çıkar, evimize biz buyur ederiz. Yemek yeriz, sohbet ederiz. Onun ticarethanesine giderim, alışveriş yaparım. Kızı varsa onunla evlenirim. Birisi ona kötülük yapacaksa ben onu korurum. Diyalog denen şey budur.
MUHABİR: Yani sizin burada kastettiğiniz dinler arası diyalogdan kasıt insani yaklaşım mı?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, ona karşı sevgi saygı, o insanlara nezaket göstermek, inancına saygı göstermek, onun inançlarını hür olarak yapmasını sağlamak, ona herhangi bir baskı yapmamak. Diyalog budur.
MUHABİR: Peki, bu diyalog günümüzde gerek Osmanlı gerekse Türkiye’de uygulanmıyor mu şu anda?
ADNAN OKTAR: Tabii ki uygulanıyor. En mükemmel uygulayıcısı Osmanlı’dır ve Türkiye’dir. Şu anda Türkiye, bunu mükemmel uyguluyor.
MUHABİR: Peki, sizin sıkıntınız neydi, madem Musevileri seviyordunuz, Hıristiyanları seviyordunuz, yani ehl-i kitap oldukları için seviyordunuz da sıkıntınız neydi, karşınıza bir Siyonizm düşüncesini aldınız. Neden Siyonizm’e karşısınız?
ADNAN OKTAR: Evet, ateist Siyonizm bugün İsrail milletinin en büyük düşmanıdır. İsrailoğullarını toplayıp onları kitle halinde yok etmeyi düşünen onları ezen Musevilikten nefret eden Hz. Musa’dan nefret eden deli bir düşüncedir. Bugün İsrail Devletinde kilit noktalarda bu insanlar vardır. Mesela; biz İsrail’e konferans yapmaya gittik. Darwinizmi eleştiren ve yaratılışı anlatan yani Tevrat’ta belirtildiği gibi, İncil’de ve Kuran’da belirtildiği gibi Allah yaratmıştır, diyeceğimizi anladıkları için bunu engelledi İsrail hükümeti ve resmi olarak engellendi bu.
MUHABİR: Adnan Bey, bir tezat yok mu ortada? Darwinizm, Allah’ı inkâr ediyor. Diyor ki, Allah yok, her şey tesadüfen oldu vs. vs. Peki Hıristiyanlık Allah yarattı, diyor. Musevilik Allah yarattı, diyor. İslam da Allah yarattı diyor. O zaman Yahudilik ve Masonluk kitabınızda çok detaylı anlatmışsınız girmek istemiyorum. Peki, o zaman Darwinizmin yanında neden Yahudilik yer alsın? Bir tezat değil mi?
ADNAN OKTAR: İşte şeytani bir sistemdir. Ateist Siyonizm ile Masonluk iç içedir. Ve bunları şeytan yönetir. Yani şöyle oluyor. Bunların böyle garip deli düşünceleri oluyor. Mesela; Agarta denen bir yer altı dünyasına inanıyorlar. Agarta’nın liderinin şeytan olduğuna inanıyorlar. Bir kişiyi hipnoza sokuyorlar. Bu trans halinde iken bunun vücuduna şeytan hulul ediyor. Ve onun ağzından konuşmaya başlıyor. İşte şurada savaş çıkması gerekiyor. Şurada şu olması gerekiyor. Böyle harikalar da meydana getiriyor. Mesela; bir insanın bir yere sakladığı bir şeyi söylüyor. Şu şuraya şunu sakladı, diyor. Şu şurada şunu yapıyor, diyor. O zaman onların nutku duruyor. Ve şeytandan şiddetli korkuyorlar. Şeytan bunları tehdit ediyor. İşte sizin kanınızı dökerim. Sizi boğarım. Sizi şöyle yaparım, böyle yaparım. Müthiş saygılılar, şeytana karşı. Ve Agarta ülkesine inanıyorlar. Agarta ülkesinde yaşadıklarını düşünüyor, o hipnoz halindeki insanlar ve onların dilinden anlatılanları uyguluyorlar. Bugün İsrail’deki hâkim zihniyet ateisttir ve ateist Siyonizm’i savunur. Masonluk da aynı şekilde onlar da ateisttir, Darwinist’tir. Ve aynı düşünceleri savunurlar. Böyle garip ve karanlık bir şeytani sistemle Allah’a inananların mücadelesi var. Dünya yaratıldığından beri Hz. Âdem’den beri devam ediyor ve kıyamete kadar da devam edecek.
MUHABİR: Adnan Bey, sizin bu söylemiş olduklarınız beni şaşırttı. Çünkü ben de bu toplumda yaşayan bir insan olarak şunu biliyordum. Yahudiler Tevrat’a çok bağlı, kendilerini diğer milletlerden üstün görüyorlar. Hıristiyanların malum işte üçlü inançları var. Ve hepsi de Allah’a inanıyor, diye biliyordum. Ama siz diyorsunuz ki, yok hayır bu böyle değil siz yanlış biliyorsunuz, toplum yanlış biliyor. Ben bunları gördüm, bunlar bir tane bir isim verdikleri şeytana tapıyorlar ve bunları yüceltiyorlar. Bunun için de kendilerine ilk başta Tevrat’ı ve Yahudiliği kullanıyorlar, diyorsunuz, doğru mudur?
ADNAN OKTAR: Evet, doğrudur.
MUHABİR: Peki, sizin bu görmüş olduğunuz ya da farkına varmış olduğunuz bu hal nasıl oldu? Yani yıllardır biz de yaşıyoruz bu toplumda, biz de okuyoruz. Biz bilemiyoruz. Ama siz bunu nasıl gördünüz, nasıl ilk fark ettiniz?
ADNAN OKTAR: İnsanların bilmediği bir şey var. Dünyada iki güç dünya yaratılmasından itibaren mücadele ediyor. Fakat bu çok örtülü bir mücadele, örtüsünden dolayı göremiyorlar. Yani şeytan ile Allah’a inananların sürekli mücadelesi vardır. Bir şeytan taraftarları vardır. Bir de Allah’a inananların taraftarları vardır. Bunlar sürekli mücadele ederler. Ama şeytana inananlar son derece modern görünümde oluyorlar. Dikkati çekmeyecek şekilde oluyorlar. Mesela; cinayet işliyorlar, ama faili meçhul ile yapıyorlar bunu. Fark ettirmeden veya paravan örgütler kullanıyorlar. Paravan yöntemler kullanıyorlar. O yüzden insanların dikkatini doğrudan çekemiyorlar. Mesela Masonluk çok gizli bir teşkilat, toplantılarını kimse bilmez. Toplantılarda neler konuşulduğunu bilmez. Üyelerinin kim olduğu bilinmez. Üyeler kendilerini gizlemekle mükelleftir. Ve sır verilmez. Mesela, ketumiyet çok önemlidir Masonlukta. Ateist Siyonizm’de de öyle. Mesela, sır verilmez. Onların öyle topluluklar oluyor, mesela büyük toplulukları oluyor. Dünya hükümeti kuruyorlar. Mesela, dünya derin devletini kuruyorlar. Orada bu şeytanın hükümlerini uyguluyorlar. Halk bunlardan bihaber oluyor.
Mesela, 11 Eylül olayları tamamen bu örgütün Masonluğun organize ettiği bir çalışmadır. 11 Eylül olaylarının arka planını halk hiç bilmez. 3-5 tane terörist uçağa bindi, geldiler, çarptılar ve iş oldu, bitti zannediyorlar. Öyle bir şey değil. Çok karmaşık ve ince planlarla yapılan çalışmalardır bunlar. Mesela, Afganistan’da terör başladı, diyorlar, bilmem şurada terör başladı, deniyor. Bunlar Masonluğun kontrolünde organize olarak yapılan şeylerdir. Masonluğun ve Siyonizm’in bu şekilde şeytanın planladığı 100 yıllık, 200 yıllık, 300 yıllık planları oluyor. Bunları titizlikle uyguluyorlar. Bu plan dâhilinde Darwinizm ortaya atılmıştır. Darwinizm dikkat ederseniz bütün dünyada, dünyanın %95’inde resmi himaye altındadır devletlerde. Hemen hemen her devlet resmi himaye ile Darwinizm’i korur. Resmi ideoloji olarak, resmi düşünce olarak korunan tek düşüncedir Darwinizm, devletlerin koruduğu.
MUHABİR: Sebep nedir?
ADNAN OKTAR: Sebebini yapan da bilmiyor.
MUHABİR: Yani şöyle olabilir mi? Darwinizmin çok fazla detayını bilmiyorum, ancak ilk çıkış noktalarından birisi diyor ki biz akılcıyız. Yani her şeyi o zaman içerisinden çıkmış oldukları Hıristiyanlık -ilgili mezheplerini baz alarak, daha doğrusu papazların baskılarını baz alarak- diyorlar ki, biz akılcıyız. Allah bize akıl verdi, baktık, bu nasıl oluyor. İşte inceledik, dedik ki, bu bir değişim gösteriyor. İşte çeşitli türler ortaya çıkıyor, türler birbirleriyle sonra daha değişik varyasyonları çıkıyor vs. vs. diyorlar ve diyorlar ki, biz akılcıyız, akılcılığı ön planda tutuyoruz. Ve Darwinizm de bu konuda gidiyor. Acaba dünyadaki ülkelerin %95’i bunu himaye ediyorsa sizin anlattığınız anlamda değil de bu akılcılıktır, akılcılığı ön planda tutan bir görüştür. Sadece biyolojik bilimsel bir görüştür. Biz onun için ne karışıyoruz, ne karışmıyoruz. Ama gelişmesi daha iyidir şeklinde olamaz mı?
ADNAN OKTAR: Böyle değil işte. Darwinizm ortaya konduğunda eğer bilimsel bir teori ise bu, bunun zıddının da bu bilimsel düşüncelerin bilimsel zıddı olan karşı düşüncelerin de aynı bilimsellik içinde değerlendirilmesi gerekiyor, bu yasak işte. Mesela, 100 milyon fosil var, bulunmuş. Bunların tamamı yaratılışı ispat eder mahiyette. 100 milyon yıllık, 200 milyon yıllık, 300 milyon yıllık fosiller var. Karınca, kurbağa, aslan, kaplan, tilki, kedi, köpek hepsi var. Bu fosillere baktığımızda adeta fotoğraf gibi kaldıklarını görüyoruz. Taşlaşmış canlılar, tıpkısının aynısı. Hiçbir değişime uğramamış. Şimdi hür bilimsellik varsa, hür bilimsel düşünce varsa, ortaya koyarsınız ve bu hiç değişmemiş dersiniz. Ama değişmiş olabilir mi diye adam araştırıyorsa araştırabilir ben buna bir şey demiyorum, ama bir fosil bulması lazım. Yani ara fosil dedikleri, kendilerinin ara fosil tabir ettikleri herhangi bir garip canlı bulunması lazım. Tek bir tane ara fosil bulunamamıştır şu ana kadar, bir tane. Peki, bu nereden çıktı? Darwin diyor ki, eğer diyor ara fosil yoksa benim teorim de yok diyor adam özetle bunu söylemiş. Ara fosil yok. Olsun diyor adamlar ya bulunursa. Kardeşim 100 milyon tane bulunmuş, yerin altı üstüne getirilmiş, her gün altı üstüne getiriliyor yerin, yok. Peki bunun inatçılığın âlemi ne. 150 yıldan beri kazılıyor yerin altı.
MUHABİR: O zaman aslında siz şunu mu demek istiyorsunuz? Bu Darwin fikrini ortaya atan o biyolog ya da antropolog neyse ismini zikredeceğimiz kişi tamamen bir bilim adamı idi. Ancak benim asıl tehlike olarak gördüğüm ve şeytana tapmayı ilke edinmiş ve bu konuda da insanları yanıltmayı göze alan Agarta değil mi doğru telaffuz ediyorum.
ADNAN OKTAR: Agartacılar evet.
MUHABİR: Bu Agartacılar baktılar kendilerine en müsait, hem insanın aklına da hitap ediyor. Bu Darwin’dir, alalım biz bunu süsleyelim, güzel vitrin edelim. Reklamlayalım, gündemde tutalım, demiş olamazlar mı?
ADNAN OKTAR: Şimdi bilimsellik deyince tabii herkesin buna saygısı var. Benim de saygım var. Herkesin saygısı var. Ortak saygı duyulan bir gerçeği bir sapkın dine monte ettiler bir pagan dinine, halbuki Sümerlerden gelme sapkın bir inançtır Darwinizm. İşte bir gün çamurlu suda tesadüfler sonucu canlılar meydana geldi. O canlıların da çeşitli evrelerden geçerek bugünkü canlıları meydana getirdiği iddiası. Bunun bir kere en başlangıcından olması mümkün değil. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak mümkün değil, imkânsız. Yani mesela, bir günlük gazeteyi ele alalım. Biz bir kova mürekkebi saçtığımızda o günlük gazetedeki bütün yazılar meydana geliyorsa bir protein de o zaman tesadüfen meydana gelebilir. Ama gelemiyorsa, protein de tesadüfen meydana gelemez. O kadar karmaşık bir yapısı var proteinin. İmkânsız olduklarını bildikleri halde buna verdikleri cevap şu: Bir mucize oldu, oldu. Peki, hücre nasıl oldu diyoruz, bir mucize oldu, oldu. Ee kardeşim her safhasında mucizeden bahsediyorsun sen. Yüzlerce, binlerce, milyonlarca mucizeden bahsediyorsun. Bu mucizeleri kim yapıyor. Tesadüf yapıyor, diyorlar.
MUHABİR: Agarta diyorsunuz, şeytan diyorsunuz o zaman o mucizelerin adına da Allah diyecek halleri yok.
ADNAN OKTAR: Şeytan artık bunları alay etmenin en aşırı şeklinde tutuyor. Bunlarla eğleniyor şeytan ama rezalet tarzında eğleniyor. Belki yerlere yatıyor da olabilir bunların saflığına yahut akıllarını kullanamamalarına ve böyle garip inançlara saplanmalarına şeytan kendi de şaşıyor olabilir. Hayretler içinde kalmış da olabilir. Tesadüfen bir gazete olabilir diyor aa olur diyor adamlar. Mesela beynin içinde mükemmel canlı bir dünya görüyoruz. Vücudumuz beyindeki elektriği görüntü olarak görüyor. Bu nasıl oluyor diyoruz. Tesadüfen oluyor, diyor.
MUHABİR: Adnan Bey, yıllar evvel okuduğum bir yazıyı anlatayım size. Çok fazla din ilimleri konusunda ileri gitmiş İmam-ı Gazali için çok fazla hadis rivayet ettiği onları derlediği anlatılıyor. Bir gün yoldan geçiyormuş. İhtiyar bir kadına demişler ki; biliyor musunuz bu kişi Allah’ın 99 ismini ispat etmiştir delilleriyle. Kadın da demiş ki; o kişinin Allah’a 99 tane şüphesi mi vardı. Ben bilirim ki Allah birdir ve tektir. Onu kendisine anlattıkları zaman demiş ki İmam-ı Gazali, o ne güzel saf bir iman ile inanmış ve konuyu kesmiş. Ben konuyu şuraya getirmek istiyorum. Şimdi siz o kadar çok konu var, nokta nokta nokta, belki sayı olarak ifade de zorlanabileceğimiz ancak siz diyorsunuz ki bu işin temelinde Allah’sızlığı ön plana bu Darwinciler çıkartıyor. Aslında bunlar Darwinci vs. de değil, bunlar şeytancı –ben öyle isimlendireyim isterseniz - bunlar şeytanın adamları, şeytancı ve ben de inat ettim. Onların çıkış noktasında onlarla mücadele edeceğim. Ee peki o zaman siz bu kadar 100 milyon yıllık fosili ya da ara fosilleri ve onların ortaya atmış oldukları her fikri tek tek tek inceleyip çürütmeye çalışmakla boşuna vakit harcamış olmuyor musunuz? Çünkü neden, onlar zaten madem bir bataklığın içerisine düştüler madem şeytana inanmakla bu yolda gidiyorlar. O zaman bırakın o yolda gitsinler. Biz de diyelim ki herkes yoluna gitsin. Yani diyelim ki bırakın siz de kendi yolunuzda gidin. Çünkü Kuran-ı Kerim diyor ki, sizin dininiz size benim dinim bana. İster inansın, ister inanmasın çünkü Allah inananlarla cenneti, inanmayanlarla cehennemi dolduracak. Bırakın cehenneme gitsinler. Siz de kendiniz çalışın, niçin bu yolu tercih ettiniz?
ADNAN OKTAR: İnançsızlığa karşı mücadele her Müslümanın üzerine farzdır, biliyorsunuz. Buna cihat tabir edilen “cehd etmek” gayret etmek, yani mücadele etmek, bir de “emri bi-l maruf nehyi an-il münker” vardır. Yani münker olanı nehy etmek, kötü olanı insanlardan uzaklaştırmak, iyi olanı onlara öğretmek. Benim yaptığım da bu, yani bu Kuran’ın emirlerini yerine getirmiş oluyorum ve Allah bunda bir netice meydana getirir.
Mesela; eskiden Türkiye’de Darwinizme inananların oranı çok yüksekti, 71’lerde falan çok çok yüksekti. %60-70’lere varıyordu Darwinizme inananların sayısı. Şu an %90 Darwinizm’e inanmayanların sayısı. İşte Allah bu gayretleri böyle güzel ödüllendirdi, böyle güzel bir netice verdi. Bu emri bi-l maruf nehyi an-il münker, bu tebliğ çalışmaları Türkiye’de muhteşem ve güzel bir netice meydana getirdi.
Avrupa’da çok çok muhteşem bir netice aldık. Kısa sürede Avrupa’da Darwinizm’i yerle bir ettik Allah’a çok şükür. %80 şu an Avrupa’da Darwinizm’e inanmayanların sayısı. Hayret edilecek netice bu ve Avrupalı devlet adamlarında olağanüstü değişiklikler oldu.
Mesela Sarkozy tam anlamı ile değişti. Bütün üslubu, bütün dine bakışı, inanç sistemi tamamen değişti. Şu an son derece dindar, Darwinizm’e karşı kesin tavır alan bir insan.
Tony Blair 360 derece değişti adeta. Bütün görüşleri değişti, dini şiddetle koruyor. Dine karşı müthiş bir muhabbeti var. Ve bütün Avrupa’da bu çığ gibi yayılıyor şu an. Ve Darwinizm konusunda dikkat ederseniz artık Avrupa’da Darwinizm’i savunan yazılar neredeyse çıkmayacak hale geldi. Ve sesleri iyice kısıldı.
Türkiye’de Darwinistler tam bir panik halinde. Kapakta manşetlerden benim atlasım Yaratılış Atlası’mı vermişler. Yani çaresizlikten akıl almaz bir çırpınma moduna girmişler. Anlattıkları konuları okuyan bir insan yani benim kitabımı eleştirmişler. Okuyan insan Darwinizmin olmadığına kesin kanaati gelir. O kadar özet ve mükemmel Darwinizm’i yıkacak bir anlatımla güya Darwinizm’i savunmuşlar. Ama mükemmel şekilde de yıkmışlar, Darwinizm’i anlatırken. Yani benim anlatmama dahi gerek kalmamış.
MUHABİR: O zaman siz diyorsunuz ki, %60-70 inanma oranından %5-10 inanma oranına düştü, Türkiye’de. Ben bunda elimden geldiğince çaba sarf ettim. Emri bi-l maruf nehyi an-il münkeri yerine getirdim. Bir Müslüman olarak vazifemi yaptım. O zaman siz şu anda vazifenizi yaptınız mı?
ADNAN OKTAR: Devam ediyor vazife. Yani yeryüzünden tamamen silininceye kadar tek bir fert kalmayana kadar devam edecek. Kutuplarda Eskimo olan bir tane bir insan bile kalsa, Afrika’da Hotantolardan da bir kişi bile kalsa o benim için bir sorundur. Mutlaka onun da hallolması lazım.
MUHABİR: Peki Oktar Bey, pardon Adnan Bey, şimdi dediniz ki Tony Blair, Hıristiyanlığa daha sıkı sarıldı ve Sarkozy’den bahsettiniz. Ancak tamam onlar Hıristiyanlığa sıkıca sarıldı, bağlandı ama Müslüman olmadılar ki, onlar bize göre biz Müslümanlara göre hala hidayete ermemiş, hala hükmünü kaybetmiş eski bir dinin mensubu ve onlar hala kendileri Peygamber Muhammed’i kabul etmiyorlar. O zaman onların iyi bir Hıristiyan olması ya da iyi bir Musevi olması sizi niye sevindirsin?
ADNAN OKTAR: Ara aşama olarak çok çok iyi tabii. Allah’sız olmasındansa ateist olmasındansa ehl-i kitap olması çok çok makbul bir şey. Çünkü Allah’a inanıyor. Peygamberlere inanıyor. Ahirete inanıyor. Cennete, cehenneme inanıyor. Yani İslam’ın temel inançlarına inanıyor. Çok az bir detayda…
MUHABİR: Hala Üzeyir Allah’ın oğlu (Hâşâ) diyorlar, İsa Allah’ın oğlu (Hâşâ) diyorlar.
ADNAN OKTAR: İşte bazı detaylar kalmış oluyor. Onları da Hz. İsa Mesih’in gelişinde o da ortadan kalkacak. Hz. İsa’nın gelişini bekliyoruz. O’nun gelişi de bir hayli yaklaştı. O geldiğinde de bu konu kökünden hallolmuş olacak İnşaAllah.
MUHABİR: Şimdi, aslında Hz. İsa ve Mehdi olayını açmanız iyi oldu. Ben de o konuya girecektim şimdi. Mehdi ve İsa gelecek. Ama belki de geldi. Dinsizlerin içerisinde kendini saldırılardan koruyor, gibi bir düşünceniz var sanırım. Yanılmıyorum değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, doğru
MUHABİR: Peki, bazı bu konuda din mensubu, din âlimi olan insanlar da diyorlar ki, Muhammed son peygamberdir. Ondan üstünü yoktur. İsa ölümü tatmıştır. O’nun ruhu kabzedilmiştir. O Allah katında bir yerdedir ve İsa da gelmeyecektir, Mehdi de gelmeyecektir. Ancak Hz. İsa Peygamberin geleceğini söylemek ya da Mehdi’nin geleceğini söylemek ancak bir eski Hıristiyan mezhebinin, tarikatının kendi peygamberlerini bizim peygamberimizden daha üstün göstermek için ortaya attıkları ve bu konuda da bazı Müslümanları da kandırdıkları ve ortaya bir düşünce atmışlar ve biz de inanmışız, bunu söylüyorlar. Hatta diyorlar ki, Hz. İsa’nın geleceğini, Mehdi’nin geleceğini söylemek bu konuda küfürdür, diye bazı televizyon programlarında çıkıp söyleyenler de var. Bunla ilgili düşünceniz nedir?
ADNAN OKTAR: İslam’da, İslam âleminde 2 büyük mezhep vardır ve İslam âleminin %90’ına hâkimdir bunlar. Hatta %95’ine hâkimdir, başka da inançlar vardır ama çok küçük inanç topluluklarıdır bunlar. Biri Sünni Müslümanlar biri Şii Müslümanlar. Sünni Müslümanların tamamı, Hanefi, Hanbelî, Maliki ve Şafi mezheplerinde Mehdi’nin gelişi kesin hükümdür. İsa’nın gelişi kesin hükümdür. Şii mezhebinde, Caferilik’te, Alevilikte ve Bektaşilikte ve bütün Alevi mezheplerde hepsinde Mehdinin gelişi kesin hükümdür. İsa’nın gelişi de kesin hükümdür. Kuran’ın açık ayetleri vardır, Hz.İsa’nın inişi ile ilgili, sarih izahlardır bunlar ve Kütüb-ü Sitte’de, Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim, Sünen-i Nesei, Sünen-i İbn-i Mace ve diğer hadis kitaplarının tamamında bu konular çok sarih anlatılmıştır. Ve tevatür hükmünde hadislerdir ve 2 mezhepte de Sünnilikte de Şiilikte de bu konu tartışılacak bir konu değildir.
Bunun dışındaki inançlarda tabii ki İsa’nın, Mehdi’nin gelişini reddeden insanlar olabilir. Marksistler de geleceğini inkâr ediyorlar. Başka adı sanı duyulmamış küçük küçük gruplar da var, onlar da yine inanmıyorlar. O inançlara da tabii saygı duyarım. Ama niçin telaş ediyorlar, ben onu anlamıyorum. Çıkıp çıkıp sürekli televizyonda gelmeyecek gelmeyecek diyorlar. Gelmeyecekse içleri müsterih olsun. Acaba gelmesinden eminler de onun tedirginliğini yaşıyor olmasınlar.
Yani bu Irak’taki olay, Irak’ın işgal edilmesi tamamen Mehdi’nin gelişi ile ilgilidir. Afganistan’ın işgal edilmesi tamamen Mehdi’nin gelişi ile ilgilidir. Ve bunlar Peygamber Efendimiz tarafından da belirtilmiştir. Mehdi gelmeden önce olacak olaylardır bunlar. Irak işgal edilecek diyor, Peygamber Efendimiz Mehdi gelmeden önce yabancı ülkeler tarafından işgal edilecek diyor ve Bağdat dumanlar içinde kalacak diyor, alevler içinde kalacak diyor. Ve Afganistan işgal edilecek diyor yine Mehdi devrinde, kuyruklu yıldız görülecek diyor, Peygamber Efendimiz. Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak diyor.
Bunlar çok keskin koordinat hesaplarıdır. Ve keskin açıklamalardır. Yani net tarih vermedir bunlar.
Ve güneşte büyük bir alamet olacak diyor, yüzyılın en büyük alameti oldu güneşte. Binalar yükselecek, zina artacak diyor, kadınlar erkeklere benzeyecek, erkekler kadınlara benzeyecek diyor, toplumda bozulma olacak, Allah açıkça inkâr edilecek diyor. Mesela, Darwinizm ile Allah açıkça inkâr ediliyor şu an.
Bütün bu olaylar çok detaylı olarak Peygamber Efendimiz tarafından tarif edilmiş ve bunlar yaklaşık 20-30 yıllık zaman dilimi içerisinde oldu bütün bu olaylar. Tarihin hiçbir devrinde bu olaylar bir arada olmadı bu şekilde. Bu net Mehdi’nin geldiğini gösteriyor ve İsa’nın (A.S.) inişinin kesin olduğunu gösteren delildir. Onun için bunu söyleyenler biraz beklerlerse bunu zaten fiili olarak da görecekler. Mehdi bizzat insan olarak, insanlar içerisinde şu an bence hareket halinde ve fark edilmiyor Mehdi. İsa (A.S.) geldiğinde yine fark edilmeyecek.
Hatta Said Nursi Hazretleri: “O eşhas-ı ahir zaman geldiği vakit kendileri de başlangıçta kendilerini Mehdi olduğunu bilmez”, diyor Mehdi için. İsa (A.S.) için de başlangıçta kendisinin İsa olduğunu bilmeyeceğini belirtiyor. Zıtları da kendilerini bilmez. Mesela, Mehdi zıttı vardır. Hz İsa’nın da zıttı vardır. İnsan ve cinlerden zıtları vardır bu şahısların. Onlar da kendilerini bilmiyorlar. Ve bunlar mücadele ederler. Ve mutlaka Allah taraftarları galip gelir. Her zaman böyle olmuştur.
MUHABİR: Yani siz diyorsunuz ki; Hz. İsa Peygamberin tekrar dünyaya geleceği, peygamber soyundan Mehdi isimli birinin dünyaya geleceğine ben inanıyorum. Bu olacaktır ve ben de bunların gelişi için ön aşama olarak bir şeyler yapmaya çalışıyorum. İlk başta da Darwinizm olmak üzere bu Allah’sızlığı ön planda tutan kişilerle mücadelemi ettim ve vazifemi yaptım, yapıyorum Eskimolardan Afrika’nın Hotantolarına kadar diyorsunuz da şimdi hep konu hep felsefi yaklaşımlarla geliyor sizinkiler. Ortaya somutlaştırdığımız zaman bunlar için kitap yaptım diyorsunuz yazdım. Kitaplarımı hem Türkiye’de hem Türkiye dışında hem Türkçede hem de Türkçenin haricindeki dillerde gönderdim birçok faaliyetim oldu diyorsunuz. Peki, bütün bunları yaptınız ve bütün bunlarda da başarılı oldunuz. Sonrası?
ADNAN OKTAR: Sonrası eğer Allah’ın rızasını kazanabilirsem ne mutlu bana. Sonsuz hayatta Allah’ın güzelliklerini sonsuza kadar görmüş olacağım. Allah’a sonsuza kadar sevgimi sunma imkânını bulacağım. Bizim burada biliyorsunuz hayatımız çok kısa, başlangıcı ve sonu olan kısacık bir hayat. Ahiret hayatı sonsuza kadar devam edecektir. Gerçi sonsuzluk başlamış durumdadır. İnsan yaşadığını hissettiği andan itibaren sonsuzluğun içine girer. Artık bir daha insanın asla yok olması mümkün değildir. İnsanın yok olması için Hâşâ Allah’ın yok olması gerekir. Allah yok olmayacağı için insan asla yok olamaz sonsuza kadar ve bizim de amacımız Allah’ın rızasıdır. Onu kazanmak için bu gayreti yapıyoruz.
MUHABİR: Peki, diğer bu konuda konuşan cemiyet hayatında ya da cemaatler var. Siz de kendinizi ne olarak nitelendiriyorsunuz. Yani ben bir cemaatin başındaki kişiyim ya da ben bir insanım benim de etrafımda toplanan ve benim görüşlerime değer veren insanlar var. Hangisini diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Ben onların kardeşiyim. Onlar da benim kardeşim. Aslında onlar da benim hocam, ben de onlardan çok şey öğreniyorum. Onlar benden bir şeyler öğreniyorlar. Bir arkadaş grubuyuz. Birbirine dost olan birbirini koruyup kollayan saygı duyan bir arkadaş grubuyuz.
MUHABİR: Peki, bu arkadaş grubunuz içerisinde bir zaman bir ayrışma oldu. Peki, o arkadaş grubunuz sizin içerinizden niye ayrıldı.
ADNAN OKTAR: Fikirlerde insanlar hürdür. İnsan istediği fikri savunmakta özgürdür. Kendilerince mesela, Edip Yüksel’in görüşlerini aldılar, Edip Yüksel’in düşüncelerini benimsediler. Saygı duyarım, ben o görüşlere katılmıyorum. Edip Yüksel de sonra kendi görüşlerinden kendi de vazgeçti. Amerika’da bir şahsı peygamber ilan etmişti biliyorsunuz. Sonra peygamber olduğuna inanmıyorum, dedi. O arkadaşlar da o devirde o görüşleri paylaştılar, etkisinde kaldılar. Olabilir, yani.
MUHABİR: Siz konuşmamızın ilk başında dediniz ki ben hapis yattım. Çünkü dediniz, kavmim Türk, dinim İslam dediniz, diye.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Şimdi, Türkiye yakın bir zamanda seçime girecek. Sizin görüşünüz nerede, duruşunuz nerede siyasette?
ADNAN OKTAR: Evet, ben AKP’yi desteklerim. MHP’yi desteklerim. Yani 2 büyük parti vardır benim için. Asıl önemli olanlar bunlardır. Fakat Deniz Baykal’ı şahıs olarak takdir ederim. Kişilik olarak ben O’nun kendi düşünceleri içerisinde samimi olduğuna inanıyorum. Yani kusursuzdur demiyorum ama dindar, milliyetçi ve aklı başında bir insan olduğunu düşünüyorum ve CHP’nin içinde de böyle aklı başında bir kadronun olduğuna inanıyorum.
MUHABİR: Yani siz kendinizi şu anda Türk milliyetçisi olarak mı görüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Evet, tabii ki, her insan kendi milliyetini, kendi kavmini sever.
MUHABİR: Yani bu bir şey söyleyeyim, diyelim ki Türk milliyetçisi olarak bütün dünyadaki Türkleri bir araya topladınız ve bir devlet ortaya çıkarttınız. Yani misalen konuşuyorum, farazi konuşuyorum. O zaman da sizin karşınıza yine bu bahsetmiş olduğunuz Siyonist-Yahudi düşünce mi çıkacaktır.
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliğinde Türkler necip bir millet oldukları için güzel huylu, güzel ahlaklı oldukları için Türk-İslam Birliğinin liderliğine layıktırlar. Bu takva üstünlüğü, ırk üstünlüğü değil, ırk üstünlüğünü asla kabul etmem. Ahlak üstünlüğü vardır Türklerin. Mesela, İslam’ı en güzel yaşayan ülke Türkiye’dir. En temiz, en tutarlı, en akılcı yaşayan ülke Türkiye’dir. O anlamda ben Türk milliyetçisiyim.
MUHABİR: Peki bu konuda siz Sovyetler yıkıldıktan sonraki geçen 90’lı yıllardan 2008’e kadar bu zaman içerisinde herhangi bir faaliyette bulundunuz mu? Yani gidip oralarda hem gerek ticari hem gerekse vakıf çalışmalarınızı yaptınız mı?
ADNAN OKTAR: Türk Devletlerinde?
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii ki, şu anda da devam ediyor, Kazakistan’da, Türkmenistan’da, Azerbaycan’da yoğun. Mesela, ben Azerbaycan ile Türkiye’nin birleşmesi için yoğun gayret sarf ediyorum. Yani Türk-İslam Birliği için yaklaşık 15-20 yıldan beri yoğun faaliyet içerisindeyiz. Ama son 10 yıldan beri yoğunlaştı bu. Ama bu yıl en yoğun haline geldi. Azerbaycanlı kardeşlerimle görüşüyorum. Onlar da can atıyorlar Türkiye ile birleşmeye. İnşaAllah bir koridor oluşturup Türkiye ile Azerbaycan arasında Ermenistan’ı da bu birliğin içerisine alarak, Gürcistan’ı da bu birliğin içerisine alarak, Kafkas birliğini de oluşturarak büyük bir Türk-İslam Birliğine doğru gidiyoruz Allah’ın izni ile.
MUHABİR: Adnan Bey, en son Ramazan ayında olduğumuz için oruçlu, en son şu soruyu da sormak istiyorum. 300 tane kitap yazdınız. 300 tane daha kitap yazsanız ve bütün bunların hepsini cem etseniz öz olarak ne diyeceksiniz kitabınızın önsözüne.
ADNAN OKTAR: Allah bir, Allah’ı çok seviyorum. Allah’tan çok korkuyorum. Siz de Allah’ı çok sevin, Allah’tan çok korkun, siz de Allah’ın rızasını arayın. Hepimiz samimi olalım. Birbirimizi sevelim. Bu vatan güzel, bu millet güzel, bu dünya güzel. Ahiret için çalışalım. Allah’ın rızasını kazanırsak cennette sonsuza kadar mutlu olarak Allah’ın güzellikleri içerisinde Allah’ı severek yaşayacağız, diyorum ve tek amacımız da Allah’ın rızası olsun diyorum.
MUHABİR: Yani kitabınıza önsözünü bir dua olarak başlayıp bitireceksiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah.
MUHABİR: Adnan Bey, çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de çok teşekkür ederim. Çok sağ olun.