SUNUCU: Adnan Oktar ile Sohbetler programına hoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:İyi insan nadir oluyor, güzel insan nadir oluyor. Dünya için söylüyorum, insanların çoğudengeliinsan olmuyorlar. Yani makul, dengeli, tutarlı, sevgi dolu, sevecen insan çok nadirdir. Onun için iyi insana rastladığında insan bırakmamalı, yani onunla mutlaka dost olmalı, arkadaş olmalı, çok sevmeli, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bugün Seda Hanım’ın programını mecburen seyretmek durumunda kaldım ama hepsini seyredemedim, bir kısmını seyrettim, çünkü çok uzun sürüyor, programını ara ara seyrettim. Yalnız Hoca samimi değil. Çünkü inancını samimi söylemiyor. Yeniden yaratılışla ilgili görüşleri yanlış, yani ehl-i sünnet inancına uygun değil, Şii ve Caferi inancına da uygun değil. Kendine has yeni bir görüş geliştirmiş, yani kendisine has yeni bir yorum yapmış. Diyor ki; “Bu dünya yeniden bir yaratılışla belki” diyor. Allah, Kuran’da belki demiyor ki, “kesin hükümle sizi dirilteceğim” diyor. Hoca ne diyor? “Belki” diyor. Burada zaten olay bitti. Birde diyor ki; “beni yanlış eleştiriyor, yanlış söylüyor” diyor. Allah, Kuran’da kesin bir hüküm olarak söylüyor yeniden yaratılışı. Sen ne diyorsun? “Belki” diyorsun. “Milyonlarca sene sonra oluşacak bir takım gelişmeler sonucunda, evrim sonucunda, dünya hayatı yeniden gerçekleştirilecek, evrim olursa, belki yeniden” diyor. Önce kıyamet kopuyormuş, kıyamet kopacak zaten de, ama “belki olacak” diyor. Bu Müslümanlıkta var mı? Üstelik de evrim sonucunda.
Teknik Bilim Araştırma Vakfı’nın, güzel bir tanıtımı vardı, mehterli olduğu için çok hoşuma gidiyor, rica edeyim.
VTR-Teknik Bilim Araştırma Vakfı
ADNAN OKTAR: Cennet ve cehennem, Allah Katında şu an hazır, Kuran ayetlerinde bunu görüyoruz. Yani cennetin bütün bağlarını, bahçelerini, güzelliklerini, nehirlerini Allah anlatıyor, insanların nasıl orada mutlu olduklarını anlatıyor, yani olacak değil, “olmuş” diyor Cenab-ı Allah, cennet şu an var. Hoca ne diyor? “Dünya parçalanacak, belki evrim sonucunda ikinci bir hayat oluşabilir, yeniden insanlar oluşabilir, belki” diyor. Kuran öyle mi diyor? Net cennet var, net cehennem var diyor Allah. Elan, şu an hazır olarak varlar diyor Allah. Sözleri yanlış.
Biraz Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ı dinleyelim, inşaAllah.
VTR-Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri: “Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatacağız. Zaman Onun Zamanıdır.”
ADNAN OKTAR:Şimdi (Seda Sayan’ın programında çıkan) Hoca, imani çok büyük hata yapıyor hoca efendi, onun için söylüyorum. Bakın diyor ki; “Cennet ve cehennem, yeniden diriliş bu dünyadadır.” Tamam. Peki Allah Katında mekan var mı? Yok. Cennet şu an var, cehennem de şu an var. Sonsuz hayat bitmiş durumda. Allah Katında zamanın ve mekanın olmadığını söylemiyor. “Bu dünyada oluşacak” diyor. Tamam, burada oluşuyor. Mekan var mı? Ama yok. “Bu dünya, yeniden bir yaratılışla belki milyonlarca sene sonra oluşacak bir takım gelişmeler sonucunda, dünya hayatı yeniden gerçekleştirilecek” diyor. Ne anlıyorsunuz? “Dünyada belki milyonlarca sene sonra yeniden evrimle oluşabilir” diyor. Aynı evrimciler gibi, zaten söylüyor; “Darwinistlerin ileri sürdükleri maymundan ileri sürdükleri insandan türemesi olayını, İslam neredeyse kabul eder” diyor, “aynısını savunuyoruz” diyor. Kuran’da nerede böyle bir ifade? Allah “Ol” dedi, oldu diyor ayette. Evrim nerede var?
Bakın şeytandan Allah’a sığınırım. Enam Suresi, 73; “O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (herşey) olur, O'nun sözü haktır.”
“Onu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca "Ol" demekten ibarettir; o da hemen olur” diyor Allah. (Nahl Suresi, 40)
Nerede milyonlarca sene? Nerede bu ifade? Birde cennet-cehennem şu an hazır vaziyette. Kuran’da bu, açıkça, yüzlerce ayette belirtiliyor. Sen ne diyorsun? “Milyonlarca sene sonra, kıyametten sonra belki oluşur” diyorsun. Yani yeni yeni bambaşka varlıklar oluşacak” diyor. Bizim yeniden dirileceğimizi söylemiyor. Biz yeniden dünyaya geleceğiz demiyor. “Bambaşka varlıklar, yeniden dünyada belki oluşabilir” diyor. Sonra da “yok ben onu demek istemedim” diyor. O demagoji olur. Hoca samimi olsun. Şeriat hukukundan bahsediyor. Halbuki Türkiye’de, Cumhuriyet kanunları geçerlidir. Şu an Cumhuriyet kanunlarıyla idare ediliyor. Canının istediği yerde, şeriat hukukundan bahsediyor, canının istediği yerde, cumhuriyet kanunlarından bahsediyor. Sorsak Türkiye’de şeriat kanunlarına göre idare edilse, Kuran’a göre idare edilse kabul eder misin diye bir sorun bakayım, ne cevap verecek. Seda Sayan sorsun. O güzeller güzeli, sevimli gidip sorsun, Hocam ne diyorsun desin, kabul etmeyecektir. Ama canının istediği yerde, şeriat kanunlarından bahsediyor kafasına göre, bu olmaz. Dürüst olacak, samimi olacak, inşaAllah.
Beril Hocam ne anlatayım?
BERİL HANIM:Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadis vardı, uygun görürseniz onu söyleyeyim. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Allah perestliğin, nefs perestliğe dönüştüğü zaman Mehdi gelir, nefs perestliği, Allah perestliğe çevirir” diyor, inşaAllah. “Kuran’ın görüş ve düşünceleri uydurulduğu zaman Mehdi gelecek, görüş ve düşünceleri Kuran’a uyduracak” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bakın Cenab-ı Allah Vakıa Suresi, 35. ayette diyor ki; “Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.” Bambaşka bir boyut, bambaşka bir hayat şekliyle yeniden yaratıyor, aynı. Bu ölen insanlar yeniden diriliyor. Hocanın dediği de, “hiç alakasız, yepyeni insanlar evrimle oluşabilir, belki” diyor. Programın sonunda diyor ki; “Ben öyle bir şey demedim” diyor.Demediyse, yeniden tekrar etsin bakalım. Yani Kuran’ın bu hükmünü kabul ediyor mu. Kitaplar ortada, neyi inkar ediyor? Konuşmalar da ortada. İnkar edebileceği gibi değil, samimi olsun.
Buyurun Hocam.
MEHTAP HANIM:Estağfirullah Hocam, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 115)
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. O gösterdiğin nedir?
DİLEM HANIM:Brüksel’de dün konferansımız oldu Hocam. Radisson Blu Royal Hotel’de konferansımız vardı. Sizi temsilen, Sadun ve Emir kardeşlerimiz, “evrim teorisinin çöküşü ve İslam barış dinidir” konularını anlattılar. Konferansa, Müslüman kardeşlerimizin yanı sıra, çok sayıda Müslüman olmayan Belçikalı da katılmış. Soru cevap bölümü çok verimli geçmiş. Aleyhte görüş, neredeyse yok gibiymiş. Belçika konferanslarını organize edilmesinde, emeği geçen kardeşlerimiz, size sevgi ve hürmetlerini iletiyorlar Hocam. Kardeşlerimizin isimleri ise; Selami, Süleyman, Mustafa, Feyza, Murat, Necati, Mehmet, Fatih, Mikail, Metin, Erdal, İsa, Muhammed, İlyas kardeşlerimiz gibi çok sayıda kardeşlerimiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, koç yiğitleri görüyor musun sen? Allah inşaAllah cennette kardeş etsin. Ahir zamanın, mübarek mücahitleri, ahir zamanın övülmüş insanları, inşaAllah, bunlar bu dünya iyisi insanlar, 1400 sene öncesinde, Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından övülmüşlerdir, o övülen insanlar işte bunlar, bu mübarek taife, bu koç yiğitler. Ellerine sağlık, Allah ömürlerini uzun etsin, Allah hidayet versin, Allah yollarını açık etsin, maşaAllah, çok büyük netice alacaklar, aldılar ve alacaklar, inşaAllah.
Şimdi biraz şu Cübbeli Hazretleri’nden Hz. Mehdi (a.s) konusunu dinleyelim.
VTR-Cübbeli, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) Döneminde Huzur ve Barışın Hakim Olacağını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:(Seda Sayan’ın programında çıkan) Hoca bir şey dedi, sevgi yok mu demiş?
DİLEM HANIM:“Allah aşkı yoktur” dedi programda, “Kuran’da sevgi yoktur, aşk yoktur, sadece muhabbet var” dedi, haşa “aşk hastalıktır” dedi.
ADNAN OKTAR:Aşktan kasıt, çok şiddetli sevmek. Allah’ı çok şiddetli sevmek. Yani muhabbet-sevgi zaten aynı kelimeler, hoca neden demagoji yapıyor ki, değil mi? Tutkuyla sevmek, aşkla sevmek, coşkuyla sevmek, delice sevmek, çok beğenmek, en yüksek muhabbetle, coşkuyla sevmek hepsi aynı şeyler. Orada edebiyatçı tekniğine girmesine gerek yok. Biz Türk’üz, Türkiye’de halkın dilini kullanıyoruz. Allah’ı aşkla sevmenin anlamı; Allah’ı en yüksek sevgiyle, en yüksek coşkuyla, en muhabbetle seviyoruz anlamına geliyor, anlamı bu. Demagojiye ne gerek var? “Allah’a aşk duyulmaz.” Niye Allah’a aşk duyulmasın? Derin aşktan kasıt nedir? Derin sevgidir, derin muhabbettir. Yani hocanın üslubunu duyan, şimdi diyecek ki, Allah’ı fazla sevmek iyi değildir gibi bir anlam çıkacak değil mi? İşte “Aşkla sevilmez Allah.” Bunlar insanları yanlış yönlendirir, yanlış yollara götürür, çok hatalı konuşuyor. Ne demek istediğini insan nasıl anlar? Türkçenin doğal akışı içerisinde o kelime halk arasında ne anlama geliyorsa, odur. Aşktan kasıt nedir? Ne anlarsın sen? Allah aşkla seviyorum deyince ne anlarsın sen?
BERİL HANIM:Derin bir sevgi, derin bir muhabbetle anlarım.
ADNAN OKTAR:Tamam, herkes böyle anlar. Hocaya sor, bambaşka bir üslup geliştiriyor, bu da yanlış.
DİLEM HANIM:Hocam bir de şöyle demişti; “Allah takvaya aşık olun demiyor” dedi, bir de “muhabbet de sınırlıdır, derin denmez, Kuran’da öyle yazmıyor” dedi.
ADNAN OKTAR:Allah’tan en şiddetli korkuyla korku duymak, Allah’ı en şiddetli sevgiyle sevmek gerekir en yüksek güçte. Allah’ı neden ortalı sevelim? Sevdiğimizde, en yüksek sevgiyle severiz. Korktuğumuzda, en yüksek korkuyla Allah’tan korkarız. Takva olunca, en yüksek takva olmak isteriz. En güzel insan olmak isteriz, en güzel ahlaklı insan olmak isteriz. Neden ortalı olalım?
Birde diyor ki; “Bir genç kıza birisi tecavüz etmeye kalkarsa veyahut sarkıntılık ederse, taciz ederse, dört tane şahit getirin” diyor. Alın buyurun. Cumhuriyet kanunlarına, yeni bir kanun daha getirdi. Türkiye şer’i hukuk ile mi idare oluyor? Türkiye’de, Cumhuriyet kanunları var. Şer’i hukuk ayrıdır, Cumhuriyet kanunları ayrıdır. Cumhuriyet kanunları içerisinde, bir bayana birisi ters tavır gösterirse, şahit gösterir. Bazen mahkeme bir şahidi bile yeterli görür. Bazen vicdani kanaatiyle şahide bile gerek duymayabilir mahkeme yahut iki şahide de gerek duymaz. Birde diyor ki; “dört şahit gerekir” diyor. Mesela ensest vakasında bir genç kızın ona göre bunu ispat etmesi için, ne yapması gerekiyormuş? Mahalleden dört tane şahit getirecekmiş, bak diyecekmiş, babasının onunla gayri meşru ilişkiye girmek istediğini, o kişilerin huzurunda ispat edecek,ondan sonra şikayet edebilir diyor. Onun üstüne şikayet edemez diyor. O zaman bütün ensest vakaları bitti. Cezaevleri boşalsın. Ensest vakaları Türkiye’de yüzde yirmidir. O zaman tamam. Onun dediğine göre, herkesin tahliye olması lazım. Bakın işine geldiği yerde şer’i hukuk, işine gelen yerde cumhuriyet kanunları. Birde istemez de, Türkiye’nin Kuran ile idare edilmesini istemez. Ben herhangi bir şahıs için söylemiyorum da, bakın lafa bakın; “Babası bir genç kızatacizde bulunacak, ensest ilişkiye girecek, genç kızda bütün komşuları çağıracak, diyecek ki, böyle bir olay var, gelin, ispat edin. İlişki halinde ispat edecekmiş! Olacak iş mi bu? Türkiye’de cumhuriyet kanunları uygulanıyor. O zaman cumhuriyet kanunları içerisinde kendini savunur. Kuran’a dayalı bir sistem olmuş olsa, adamın zaten aklının ucundan bile geçmeyecektir belki, başka bir şey olacaktır, inşaAllah.
Ben şakadan hoşlanan bir insanım. Seda Sayan’ın şakaları veya Sözlükçü takım var ya haytaların şakaları, işin doğrusu acayip hoşuma gidiyor. Geçen gün yaptıkları bir şaka var, şimdi söylemeyeyim, bayağı güldüm. Öyle çılgın, öyle keratalar var ki, nereden de akıllarına gelir, neredende dikkatlerini çeker, nereden de o bağlantıları kurarlar. Kurt gibiler, gözlerinden de hiçbir şey kaçmıyor, mazaAllah, neuzübillah. Yani acayip dikkatli konuşmak lazım. Türkçede çok esnek, çok lastik gibi. Öyle cinler, öyle cinler.
Genç kızlar eğer ensest vakası varsa, gerekirse direk savcılığa gerekirse. Ensest vakası örtülür mü? Sadece o vaka için demiyorum, genel olarak söylüyorum. Örtülür mü? Yeri göğü birbirine katsın genç kızlar. Sonuna kadar yanlarındayım. Yok öyle şey. Mesela tehdit edilenlerde öyle, yeri göğü birbirine katsınlar. Sonunda çocukları öldürüyorlar, yaralıyorlar. Mesela dünya güzeli bir kadıncağızı geçenlerde, bıçağı sokmuş elin ayısı,hanzosu, köpeği, çocukcağızı öldürmüş. Keşke bize söyleseydi, keşke haberimiz olsaydı. Polise desöyle, her yeri ayaklandır. Sıkıysa bir yanaşsınlar bakalım. Yıldırım gibi polisi çağırırız, elinde de bıçak varsa, çöker üstüne alırız elindeki bıçağı. Tabii olmaz öyle şey. “Dört tane şahit getir” diyor. Çocuk dört tane şahidi nereden bulsun orada? Olacak şey mi bu? Türkiye’de cumhuriyet kanunları var. Şer’i hukuk olsa, ayrı bir konudur o. Cumhuriyet kanunları var. O zaman bütün cezaevleri boşalır. Bütün ensest vakaları, o zaman adamlar iftiraya uğramışlar. Tecavüz vakaları da falan hepsi dışarı. Hocaya göre, hepsi tahliye olması gerekiyor.
Tabii bir genç kıza ne kadar büyük bir şok. Birçok vaka da öyle, alkolik babalar var, hapçı babalar var, esrarkeş babalar var. Kızı aslan gibi filinta gibi boylu poslu, evin içinde adam gidiyor yatak odasına, olmadık ahlaksızlık yapmaya kalkıyor. “Aman kızım babandır, ses çıkartma, aman ailemizin şerefini düşün.” Adamda şeref diye bir şey var mı? Bunu yapan adam zaten şerefsiz, haysiyetsizdir, öyle adama baba denir mi? “Gel yavrum babanın yanına” diyor. Deli misiniz siz? Ne amaçla çağırıyorsun yeniden babasının yanına? Amacın ne? Ben o vaka için demiyorum, genel anlamda diyorum. Ne kadar büyük ahlaksızlık olur bu? Ne biçim bir kafadır bu böyle? Hoca da diyor ki; “Dört tane şahit getir.” İş çığırdan çıkmış vaziyette. Olmayacağı belli. Çocuk dört şahidi nereden bulsun? Sokağa çıkacak diyecekte, ey ahali, burada böyle bir olay var, gelin, görün.”
DİLEM HANIM:Hocam, birde “Babanın suçunusöylemek, dedikodu yapmak olur” demiş.
ADNAN OKTAR:Bu vaka için demiyorum, yani genel olarak. Babası kızına sarkıntılık edecek, ensest vakalar olacak -ki yüzde yirmi. Brezilya’da, Amerika’da çok çok daha yüksek. Kızın ne yapması gerekiyormuş? “Örtbas edecekmiş, ses çıkartmayacakmış, gizli kalacakmış. Eğer illa da söylemek gerekiyorsa, dört tane şahit getirecekmiş. Yoksa sopa yemen lazım” diyor. O zaman ensest vakaları tamam, cezaevleri boşalıyor, serbest olmuş oluyor, Hocanın dediğine göre, bu anlam çıkar. Çok yanlış düşünüyor, çok hatalı düşünüyor, halkı yanlış yönlendiriyor. Seda Hanımın, onun ne konuştuğunu takip etmesi lazım. Kardeşim “cennet-cehennem dünyada” diyor. Kuran’a göre, şu an cennet ve cehennem hazır. Allah detay detay bütün özelliklerini anlatıyor, yüzlerce detay var, şu an hayatta. Bir boyut olarak var. “Yeryüzünde” demesi Cenab-ı Allah’ın, mekansızlık içinde olduğu için söylüyor Cenab-ı Allah. Allah Katında mekan yok ki, zamanda yok, mekanda yok. Kıyamette dünya, darmadağın oluyor, insanlar yerden çıkıyorlar. Ama ondan sonra, cennete ve cehenneme götürülüyorlar. Cennet ve cehennem boyuttur, apayrı bir hayattır, diriliştir. Fizik kanunları kalkmış, bütün kanunlar kalkmış oluyor Allah’ın bütün kanunları, yani değişmiş oluyor. “Sizi yepyeni bir yaratılışla yaratacağım” diyor Allah. Mesela şu an cennet cehennem var dünyada. Hoca görüyor mu? Görmüyor. Çünkü başka bir boyut halinde. “Yok dünya toprağın üstünde evrimleşeceğiz milyonlarca sene içinde ama belki” diyor, belki de olmaz, belki de olur.
“Niye anlatıyorsunuz” diyor, genç kızlara akıl veriyor. “Sakın anlatmayın” diyor, “gizli kalsın” diyor. Neden gizli kalması gerekiyor, onu da anlamadım. Çünkü acayip bir şey olduğu için söylüyorum, “illaki gerekiyorsa, dört tane şahit getirmen gerekiyor” diyor ve “o haldeyken” diyor, babası tecavüz ederken, dört tane şahit getirmesi gerekir” diyor. “Eğer yoksa, bitti” diyor ve Türkiye’de, cumhuriyet kanunlarının uygulandığını bildiği halde bunu söylüyor.
“Ah yufka yürekli, sevgi dolu, canım Hocam” diyor. “Çok latif ve çok nezaketlisiniz. Sizin yerinize kabalığı ben yapabilir miyim” diyor. “Hayır kabalığı sevmem ama canımdan çok sevdiğim söz konusu olunca, cayır cayır savunurum. Canım Hocam, cümle alem duysun ki, anamız babamız, cümle dünyamız Allah rızası için İslam’a, Kuran’a feda olsun. Sizi canımızdan çok seviyoruz. Öyle seviyoruz ki, her bir beyin bunu anlayamaz, elhamdülillah” diyor, bir hanım kardeşimiz.
“Sıcacık sevgisi yüreklerimizi ısıtan, yanaklarımızı al al kızartan canım Hocam. Bizlerde sizi çok seviyoruz, hem de hiç azalmayan, hep artan bir sevgiyle maşaAllah” diyor. “MaşaAllah canım Hocam. O sevginiz nasıl bir sevgi öyle cennet gibi, ne şahane. Nasıl ulaşır böyle istikrarlı bir sevgiye sürekli artan ve geriye dönmeyen. İnsan bunu hem kendinde, hem de muhatap olanlarda görse, ne şahane olur Hocam” diyor, maşaAllah.
Şimdi kısa bir ara verelim, sonra devam edelim.
VTR-Atomun Olağanüstü Özellikleri
ADNAN OKTAR:Birbirinden güzel, birbirinden değerli yeni misafirlerimiz var. Sıradan başlayalım, dünya tatlısı hoş geldin.
GÜLŞAH HANIM:Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR:Nasılsın?
GÜLŞAH HANIM:Çok iyiyim elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Annen yine seyrediyor.
GÜLŞAH HANIM:Annem sürekli seyrediyor. Sizi çok çok seyrediyor. Sürekli, bütün aile çevremden teyzelerim, eniştelerim hepsi sizi çok seviyor. Çok çok seviyorlar sizi.
ADNAN OKTAR:Damla Hocam nasılsın?
DAMLA HANIM:Elhamdülillah Hocam, çok çok iyiyim. Damla Hocam bugün annen yine Beyaz Tv’deydi. Annen güzel bir hanım ama biraz sinirli.
DAMLA HANIM:Zaten izleyenler çok net anlamışlardır, üslubu aşırı saldırgan yani bana karşı tabii bunun kat kat daha fazlasını yapıyor ama oradaki bayan arkadaşlarımıza, Seda Sayan Hanıma bile müthiş öfkeliydi üslubu.
ADNAN OKTAR:Annen biraz öfkeli bir hanım. Daha halim selim olabilir, daha müşfik, daha şefkatli olabilir. Bağırıp çağırmaya ne gerek var? Aynı şeyi yine anlatmış olursun.
DAMLA HANIM:Hocam, ben annemin iddialarıyla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum, izin verirseniz. Bugün televizyona çıkıp, insanlara öyle bir şey anlattı ki, benim sözlerime karşılık; “ajanslara ben götürmüyordum, kendi isteğiyle gidiyordu” diyor. Hocam böyle bir şey yok, bütün ajansları arayıp sorsunlar, her gün kendileriyle görüşüyordu, annemi ajanslarda çok fazla tanıyan var. Zaten kendi özel teklif ediyordu ajanslara, “Damla’yı alın, manken yapın, tanıştırın, ünlü yapın” diye, bunu araştıranlar, çok net bulurlar.
ADNAN OKTAR:Gerekirse, ajansların isimlerini verebilirim diyorsun, zaten ajanslar annemi tanıyor diyorsun.
DAMLA HANIM:Tabii tabii, bütün ajanslar annemi tanıyorlar, çok net yani isimlerini, numaralarını da veririm. Orada diyor ki Hocam; “Ben oralara götürmüyordum” diyor. Yani öyle bir duruma getiriyor ki, ben sanki orada yalan söylüyorum, ona iftira atıyorum, annemde zavallı bir kadın gibi. Öyle bir şey yok Hocam. Kendi beni mankenlik yarışmalarına sokup, beni tanıyanlar çok iyi bilir, zorla mankenlik yarışmasına sokup, ben orada 48 saat aç, susuz, ayakta, hiçbir şekilde yemek yedirmiyorlardı Hocam. Benim hastalığımdan dolayı çok iyi bakılmam gerekir, bağışıklık sistemimim çok yüksek, çok iyi olması gerekir. Aç susuz, tek öğün salata yedirerek yarışmalara soktu, o yarışmadan sonra ben daha da rahatsızlandım, daha da arttı benim hastalığımın derecesi. Doktorumu da arayıp sorabilirler, doktorum da çok iyi bilir, o yarışmadan çıktıktan sonra bayağı arttı hastalığım.
ADNAN OKTAR:Romatizma hastalığı değil mi? Ağır romatizma hastalığı.
DAMLA HANIM:Romatizma hastalığım, çok çok ağır yani normal insanların bildiği bir romatizma değil, çok ileri derecede olan bir romatizma hastalığım vardı.
ADNAN OKTAR:Vardı, Allah’a çok şükür geçti değil mi? Elhamdülillah.
DAMLA HANIM:Elhamdülillah, eşimden de Allah razı olsun, çok çok iyi bakılıyorum şu an elhamdülillah. Eşim en iyi hastanelere, en iyi doktorlara götürüyor. Annemin döneminde o hastalandığım dönemde, iğneyle ayakta durabiliyordum, tek adım atamıyordum, yürüyemiyordum. Evin içinde tekerlekli çalışma sandalyesi vardı, ancak onunla bir yerden bir yere hareket edebiliyordum. Yani şimdi dışarıdan bakanlar, öyle bir zavallı anne görüyorlar ki. Benim annem, yani hangi annenin vicdanı elverir, çocuğunu o hale getirmeye, ünlü olsun, manken olsun, hangi anne buna izin verir, vicdanı rahat eder? Hocam, ben kendi isteğimle, iğne olmaya gidemiyordum. Yani insanları özel getirip iğne yaptırıyordum, ona bile karşı çıkıyorlardı. Tekerlekli sandalyeye geçemediğim zamanlar oldu Hocam, sedyeyle hastaneye gidemediğim zamanlar oldu. Bunları şimdi insanlar bilmiyor, evin içinde olanlardan insanların haberi olmadığı için, annem onları çok yanlış yönlendiriyor, yani çok yanlış bir mantık, çok yanlış şeyler anlatıyor. Olayın iç yüzü hiç böyle değil. Ben bayağı zorluklar yaşadım. Yani annemden babamdan bir soba, ısıtıcı istediğimde, hiçbir şekilde vermediler. O soba yandığında para verecekler diye, bir soba vermediler. Ben kendi başımın çaresine baktım, battaniyeler sardım, örtüler sardım, öyle ısınmaya çalıştım.
ADNAN OKTAR:Romatizma hastalığında çok sıcak bir ortam gerekir, iyi bakım gerekir, sokaklarda soğuk havada gezdirmek, ajans ajans gezdirmek olmaz. Ama diyorsun, gerekirse ajansların isimlerini vereyim, şahısların hepsini ispat edebilirim diyorsun.
DAMLA HANIM:Numaralarını tabii, doktorumu arasınlar, o dönem ne kadar hastalandığım yani sırf o dönemde değil, bütün annemin yanında olduğum süre boyunca bu romatizma hastalığım bayağı şiddetliydi benim hastalığım Hocam.Allah’a çok şükür elhamdülillah, çok çok iyiyim, çok çok sağlıklıyım, doktorlarım bile şaşırıyor. Daha öncesinde de size söylemiştim, bu hastalık geçmez diyorlar, Allah’a çok şükür geçti.
ADNAN OKTAR:Gerekirse raporlarınla ibraz eder, gösterirsin.
DAMLA HANIM:Doktor raporlarım, hastane raporlarım hepsi duruyor bende, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Anlatmak istediğin başka bir şey var mı?
DAMLA HANIM:Var Hocam, birde annem şöyle diyor; “Mahkemelere gelirken, başörtüsüyle geliyor” diyor. Hocam benim oradaki amacım, ben hep dışarı çıkarken annemin saldırmasından korktuğum için gözlük takıyorum, başımı kapatıyorum, şapka takıyorum. Yanımda arkadaşlarım. Tek başıma sokağa çıkamıyorum, yani annem bana bir şey yapacak diye. Kendi açık sözleri var; bana saldıracağına, tehditte bulunduğuna dair, kendi zaten arkadaşlarımda şahit. Ben ondan tabii ki korkarım, tabii ki onun için başörtüsü takarım. Şimdi öyle bir konuma getirdi ki, mahkemeleri yanıltmak için, Müslüman temiz görünümlü olmak için başörtüsü takıyormuşum gibi anlattı, öyle bir durumum yok. Benim başörtülü arkadaşlarım var, çok çok saygı duyuyorum, başörtülü olanları da çok seviyorum ama ben orada inancımdan dolayı değil, korunmak amaçlı kapalı oluyorum, tanınmamak için yapıyorum. Şimdi Ceylan Hanımın da durumunu çok iyi biliyorum, Ceylan Hanımı nasıl kaçırdıklarını, neler yaptıklarını, başına silah dayadıklarını bunları hepimiz biliyoruz. Şimdi ben böyle bir durumda ki, annemin buna dair sözleri var; beni öldürteceğini, eşime saldıracağına, eşime öldürteceğine. Şimdi ben böyle bir durumda, hiçbir koruma almadan, can güvenliğimi güvence altına almadan sokağa çıkamam Hocam. Yani bu çok çok normal. Benim mahkemeye başörtülü gitme amacım, inancımdan dolayı mahkemeleri yanıltmak yada Müslüman bir bayan olarak görünmek değil. Zaten Hocam Atatürkçü bir devlette, bu kadar laik bir Türk devletinde mahkemelere de bizim güvenimiz sonsuz. Ben orada başörtülüyüm diye bir mahkeme bana beraat verir mi? Ya da birçok başörtülü insan oluyor, hata yapıyor, birçok suç işliyor, onlara mahkemeler beraat mi veriyor? Yada temiz Müslüman görünümlü, başörtülü bir insan diye, böyle bir şey yok Hocam. Bu anlattıkları da yanlış.
ADNAN OKTAR:Ama tabii o çok mantıksız, yani başörtülüler beraat eder, başörtüsüzler hapse girer, ceza alır mantığı çok yanlış, yani bu gülünecek bir ifade. Mahkemeler laik mahkemelerdir, Atatürkçü mahkemelerdir, başı açık da, başı kapalı da, mahkemeler için aynıdır. Annenin tabii oradaki ifadesi mantıklı değil. Ona bende katılıyorum, benimde garibime giden bir ifade.
DAMLA HANIM:Hocam, birde şöyle bir ifade daha var. Şimdi annem “dört yıldır kızımı göremiyorum” diyor. Ben zaten annemle kendi özgür hür irademle görüşmüyorum. Onun saldırılarından korunmak için görüşmüyorum. Bilerek, isteyerek görüşmüyorum. Bana eşimde karışmıyor, kimse de fikir vermiyor, kimsede bir şey söylemiyor, ben kendim annemden korktuğum için görüşmüyorum. Diyor ki; Kızımı dört yıldır göremiyorum.” Hocam, ben evlendikten sonra annemi kendi evime davet ettim, kendi bütün arkadaşlarım şahit. Böyle bir durumda, öyle bir konuma getirdiler ki, “annedir, ne yapsa haklıdır, ona güvenin, yavrum görüş.” Böyle bir şey yapamam Hocam. Yani bile bile böyle saldırganlığıyla karşılaşacağımı bile bile, hakaretle tehditle karşılaşacağımı bile bileben görüşmek istemiyorum annemle.
ADNAN OKTAR:Dua edersin, sen yine de dua et, Allah hidayet versin, Allah kalbine şefkat, müşfik bir ruh versin, halim olsun inşaAllah, Müslümanlara sevgi dolu olsun, senin inançlarına saygı duysun, arkadaşlarına sevgi duysun, kalbinde bir suhulet, bir ferahlık olsun, Allah onu halim bir insan haline getirsin, o şekilde inşaAllah görüşürsün. Niye görüşmeyesin? Sen sürekli dua et, Allah onun kalbini açar, inşaAllah iyi olur.
DAMLA HANIM:Zaten bana güvence verirse, eşime bana bir şey yapmayacağına, arkadaşlarıma saldırmayacağına güvence verirse, ben baş tacı ederim, görüşürüm. Müslümanlığıma karışmazsa, Kuran’ı yaşamama karışmazsa, fikirlerime saygı duyarsa, benim başımın üstünde yeri var, mutlaka görüşürüm.
ADNAN OKTAR:O tabii ayette de sabit, Allah ayette diyor ki; “Allah’a isyan hususunda yani İslam’a, Kuran’ı yaşamak konusunda, eğer size engel olurlarsa, onlarla bir velayetiniz olmaz” diyor Allah ayette. Ama annene inşaAllah dua edersin, kalbine bir ferahlık gelir, iyilik güzellik gelir, inşaAllah açılır, daha halim daha makul bakan bir insan haline gelir, o zaman inşaAllah görüşürsün. Ama tabii öyle mantıklı değil sözü, benimde dikkatimi çekti, “başörtülü mahkeme.” Ne alaka? Mahkemeye geldiğinde eğer başörtüsüne bakayım, siz beraat ettiniz geç, sen başı açıksın. Burası Suudi Arabistan değil ki kardeşim. Atatürk Cumhuriyeti. Ne alakası var? Annen buradan bu sözleri nereden çıkartıyor, anlamadım. Sen dua et, her namazında dua et, Allah kalbini açsın, ferahlasın, inşaAllah. O zaman gelir sana sarılır, candan bir tavır gösterir, gel kızım der, hoş kızım der. Bu haşinliğiyle, sen korkmakta, çekinmekte haklısın. Çünkü çok haşin. Ama halim selim bir insan olsa, ben mesela görüşmezsen şaşırırım. Ama burada can güvenliği açısından görüşmek istemiyorum diyorsan, o zaman saygı duyarım, ona bir şey diyemem.
DAMLA HANIM:Tabii ki Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama dua iyidir, kalbine bir ferahlık gelir, inşaAllah.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da, mesela Peygamberimiz (s.a.v.) ile görüşüyorlar diye sahabe gençlerin aileleri, nefes aldırmıyordu çocuklara. 11 yaşında, 12 yaşında. Hz. Ali (r.a) çok küçüktü, 11 yaşında falandı, küçüktü. Aileler müthiş saldırıyordu çocuklara, dövenler, sövenler, öldürmeye kalkanlar, acayip tazyik vardı. Gençlerde de Peygamberimiz (s.a.v.)’e müthiş muhabbet vardı. Hep ailelerini bırakıp, Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına geliyorlardı, bazı aileler de Peygamberimiz (s.a.v.)’e saygılıydılar, sevgi dolulardı, onlar ailece Peygamberimiz (s.a.v.)’e tabi oldular ama Hz. Ali (r.a) gibi birçok öyle sahabe gençhicret etmek durumunda kaldılar, ailelerinden ayrıldılar. Ashabı Kehfde öyledir. Kuran’da, gençlerden oluşuyor diyor. Ailelerinin tazyikinden, baskısından, zorla hizaya getirme stratejilerinden dolayı, ailelerinden ayrılıp, bir mağaraya çekilmişlerdi. Kuran’da Allah o çocukları över. Cenab-ı Allah, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin de böyle olacağını, Kuran’da işaret ediyor. Ashabı Kehf, Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcılarıdır” diyor. Bu ne demek? Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri, Ashabı Kehf gibi olacaklar. Yani ailelerinden ayrılacaklar, aileleri onlara tazyik edecek, kendi dinlerine çevirmeye kalkışacaklar. Allah ayette diyor ki; “Eğer onların dinlerine dönerseniz, ömür boyu kurtuluşa ermezsiniz, eğer de dinlerine dönmezseniz sizi taşlayarak öldürürler” diyor. O zaman yani nefes aldırmayacaklar diyor. Allah bir mağaraya çekilmelerini ilham ediyor, bir araya geliyorlar. “Allah size rahmetini yaysın, size rahmetini kolaylaştırsın” diyor. Hz. Musa (a.s) döneminde de, ayette geçer; Firavun’un etkisiyle, o devrin deccaliyetinin etkisiyle aileler, çocuklarına nefes aldırmıyorlar. “Bir avuç gencin dışında,Musa’ya iman eden olmadı” diyor Allah. Çok az sayıda genç iman edebiliyor. O devrin acımasız sisteminden dolayı, o devirde ebeveynler aileler çok azgın Firavun devrinde. Çocuklara göz açtırmıyorlar ama yinede çocuklar delikanlıymış, yiğitmiş onlar, Hz. Musa (a.s)’a tabi olmuşlar. Şimdi biz ahir zamandayız, zorlu devirdeyiz ama yine de görevimiz, hep şefkat, merhamet, sevgi.
Sen yoğun Allah’a dua et, Allah’ım annemin kalbine şefkat koy de, kalbi incelsin, bu sert tavırlarından, bu taşkın tavırlarından onu koru Ya Rabbi dersin, iyi olur, inşaAllah.
DAMLA HANIM:İnşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama bakın, nerelerden nerelere varıyorlar görüyor musun? Sen kendini savunmak için, kendini gizlemek için, adamların herhangi bir atağından kendini korumak için yaptığın, başını örtmen, gözlük takıyormuşsun, şapka takıyorum diyorsun, onu bakın nerelere çekiyor. “Mahkemeyi etkileyecekmiş” de. Yani akla bak, mantığa bak, inanılmayacak sözler, ne kadar şüpheci, ne kadar garip bir bakış açısı. Acayip ve garayip, inşaAllah.
Allah hepimize hidayet, samimiyet, sağlık-sıhhat, iyilik, güzellik versin, afiyet versin.
Kardeşim Türkçe o kadar lastik gibi kikonuşmaya çekiniyorum. Hele şu sözlükçü tipler, tam hayta tipler.
Yine Cübbeli Hazretlerinden bir şeyler dinleyelim.
VTR-Cübbeli, Deccalin Çıktığını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Hocam nasılsınız?
ŞEYMA HANIM:Çok iyi Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Annen nasıl?
ŞEYMA HANIM:Annem çok iyi Hocam, sizi çok seviyor, her zaman sevgilerini saygılarını iletiyor. Bir gün televizyonda görmesin sizi, hemen beni arıyor nerede, niye çıkmadı diye hemen soruyor Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah. Tam nur anne, gözleri çok güzel, çok asil bir anne, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, hayırlar nasip etsin, sağlık-sıhhat, afiyet nasip etsin, hidayet nasip etsin.
Sen söyle bakalım, neler yapıyorsun?
YASEMİN HANIM:Çok iyiyim Hocam, vesilenizle okuyoruz, ilmimizi, bilgimizi arttırıyoruz, işlerimize, ticari faaliyetlerimize devam ediyoruz, vesilenizle inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok modern ve çok klas ve müthiş bir kültüre sahip, müthiş bir Kuran kültürü var, esbabıl nüzul yani Kuran’ın ayetlerine çok güzel bir bilgiye sahip, maşaAllah, Arabi’si de iyi maşaAllah, Allah ilmini arttırsın.
YASEMİN HANIM:Hocam her konuda bizim kendimizi iyileştirmemize, güzelleştirmemize, maddi-manevi her yönden hep siz vesile oluyorsunuz, Allah sizden razı olsun, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama sevginizi çok kıskanıyorlar, biliyorsunuz.
YASEMİN HANIM:Elhamdülillah Hocam. Aslında yeterince ifade edemiyoruz sevgimizi, aslında çok çok daha coşkun, canımızdan daha azizsiniz, inşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Bir daha duysunlar, çatlamanın çapı genişlesin.
ŞEYMA HANIM:Hocam, ben sizi Allah rızası için deli gibi, çok derin bir aşkla, çok seviyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biz Allah’ı aşkla, coşkuyla, en yüksek sevgiyle seviyoruz Cenab-ı Allah’ı. Canımız kurban olsun Allah’ın yoluna. Biz onun için varız, Allah için varız. Sebebi hayatımız Cenab-ı Allah. En derin aşkla seviyoruz, en derin muhabbetle Allah’ı seviyoruz, sıfatlarının tecellilerine de derin sevgimiz, muhabbetimiz var, inşaAllah.
ŞEYMA HANIM:Sizde bizim için Allah’ın en güzel tecellilerinden biri olduğunuz için sizi çok seviyoruz, inşaAllah.
DİLEM HANIM:Hocam, ben Allah’ı aşkla deli gibi seviyorum, sizi de aşkla deli gibi seviyorum, çünkü sizin üzerinizde Şeyh Nazım Hocamız’ın dediği gibi, “kuvvetli bir tecelli var” maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Allah tecellimizi arttırsın, inşaAllah. Bu cıvcıv hocalara da Allah, hidayet, akıl fikir versin. Kuran’da açık açık cennetin elan şu an yaşanan bir yer olduğu Cenab-ı Allah anlatıyor. Bakın,Allah Katında zaman ve mekan yok. Cehennemde şu an elan hazır. Allah, “burada doğdunuz, burada dirileceksiniz” diyor. Peki Cenab-ı Allah zamandan, mekandan bahsediyor mu? Allah’ın Katında mekan yok, zaman yok. “Yepyeni bir yaratılışla yaratılacaksınız” diyor. Şu an cennet duruyor, görüyor musun? “Yok.” Hocaya sorun bakalım. Cennet şu an var mı desen, belki de onu da inkar eder, bilmiyorum. Zaten kabul etmiyor tabi, “dünya virane olacak, kıyamet kopacak, belki milyonlarca sene sonra, o magmalar soğuyacak, belki sular çıkar, belki tesadüfen çamurdan bir yüz oluşur, belki insanlar oluşur” diyor. Birde “belki” noktası var. “Doğrusu da budur, bu şekilde inanın ve evrim vardır” diyor, “Darwin’in evrim teorisi doğrudur” diyor. Şimdi ben bu hocaya ne diyeyim?
Kardeşim, ne çok mail gelmiş maşaAllah, arslan bunlar arslan. “
“Hocam namazımı kılarken, sadece farzları kılıyorum, yorgun olduğum için” diyor, Murat Barış. Murat, çok yorgunsan gerçi ben çok fetva vermek istemem ama, olabilir. Çünkü yorgunken dikkati dağılacağı belli, yani namazı kamil anlamda kılamayacağın anlaşılıyor. Çünkü “sarhoşken, namaza yaklaşmayın” diyor ya Cenab-ı Allah, çok aşırı yorgunken farzını kılıp, yatacak. Ama dinçse sünneti tabii daha çok önemli. Sünneti seniyyeye temessük, inşaAllah.
Kardeşim, nedir bu maşaAllah, maşaAllah, yüzlerce binlerce mail gelmiş.
Salih İlker, Murat Acar, Kenan Yakup, Hollanda’dan. Arjantin’den bile, nasıl oluyor, internetten mi izliyorlar onlarda, maşaAllah, maşaAllah. Küba’da bile arkadaşlarımız var, nasıl oluyor hayret ediyorum, maşaAllah.
“Gerçek Atatürkçülük nasıl tarif edilebilir? Gerçek Atatürkçü bir insan nasıl yaşar?” Kardeşim Atatürk olmasaydı, biz burada böyle oturup konuşamazdık. Var ya şu azılı yobazlar, meşhur münafık takımı, doğrardı milleti doğrardı, Allah esirgesin, nefes aldırmazlardı, muazzam bir sahtekarlık ve vicdansızlık hakim olurdu. Allah her şeyi, hikmetle, hayırla yaratır. Allah Atatürk’ü, Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olarak göndermiştir. Ahir zamanın çok mühim bir şahsıdır Atatürk. Metafizik bir varlıktır. Bütün hayatı, 19’larla kodlanmıştır. Bakın, ne kadar özgürüz, ne kadar rahat konuşabiliyoruz. Nasıl böyle zinde gençlik yetişti.
Allah her insanı ayrı bir fıtratta yaratıyor. Hiçbiri birbirine benzemiyor, hayrettir.
O güzeller güzeli Amy Winehouse’u, o güzelim çocuğu delirttiler ve sonunda öldürdüler. Ferahladılar, soğumuşlardır şu an utanmaz herifler. Yarışma yapıyorlar, diyorlar ki, “hangi tarihte ölecek, bilin bakalım.” Çocuğu deliye çevirdiler, psikolojik yönden çökerttiler. Yazık çocuğu gördüm son programında, içmiş ayakta duramıyor uyuşturucudan falan, o garibimi en sonunda ölümüne vesile oldular, ondan sonra baktık, buz gibi soğudu herifler. Dünya tatlısı, yazık günahtır o çocuğa.
Anlatacakların var mı?
DİLEM HANIM:Var Hocam, Belçika’da başka bir konferansımız daha oldu.
ADNAN OKTAR:Allah Allah yıkılıyor ortalık, yıkılıyor, maşaAllah.
DİLEM HANIM:Belçika’nın en büyük İslami merkezi olan; Brüksel İslam ve Kültür Merkezi’nde, Kuran mucizeleri ve evrenin yaratılışı konulu iki konferans gerçekleşti. Bu konferansa afiş, fosil ve kitap sergisine çok yoğun bir ilgi oldu. Konferansı organize eden ve bu merkezin yöneticisi olan Cevat Vazzani; “her ay düzenli olarak konferans gerçekleştirmek istediklerini” ve size olan hayranlıklarını ifade ettiler. Bazı resimler vardı. Baya yoğun ilgi vardı Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aslan onlar aslan, ahir zamanın nuru onlar. Bu köfte kim? Onun minik bununu ısıracağım, çok tatlı.
DİLEM HANIM:Bu ufaklık, Oğuzhan kardeşimizin oğlu, Muhammed Mehdi olması lazım, ismini siz koymuştunuz Hocam Mehdi diye.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, canımın içi şu tatlılığa bak, gözlere şu ağza burna bak sen. Allah ömrünü uzun etsin, Allah selamet, iyilik bereket, bolluk nasip etsin.
VTR-Çocuk videosu.
ADNAN OKTAR:Ah canımın için, ne tatlı şeymiş bu. Bakın burun tam ısırmalık. Komedi filmi gibi, acayip şeker, acayip tatlı bir şey. Sürekli de gülüyor.
Bakın diyor ki; “Hocam bugün çok yakışıklısınız” diyor, maşaAllah. Bu çok önemli, önce bir muhabbet, ondan sonra konuya giriyorlar, aferin. “Bir sorum olacaktı; demin dediniz ya ‘cennet-cehennem var’ diye. Cennet ve cehennem kıyametten sonra ortaya çıkmayacak mı? Furkan Namlı.” Hayır, şu an elan hazır. Bakın Allah anlatıyor. Hatta adamların ne yaptığını da anlatıyor.
YASEMİN HANIM:Bir ayet söyleyebilirim.
ADNAN OKTAR:Evet, söyle.
YASEMİN HANIM:Eûzubillâhimineşşeytânirracîym Bismillâhirrahmânirrahîym. “Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler.Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır.” (Yasin Suresi, 55-57)
ADNAN OKTAR:Yaşanan hayattan bahsediyor Allah. Yani şu an Peygamberimiz (s.a.v.) cennette, Hz. İbrahim (a.s) cennette. Ve kafirlerin de cehennemdeki halini anlatıyor Allah. Nasıl aşağılandıklarını, nasıl küçük düştüklerini, detay detay anlatıyor Allah, en ince detayına kadar.
Mesela Mesed Suresi.
Bakın ne diyor Cenab-ı Allah; 3- “Alevi olan bir ateşe girecektir.4- Eşi de; odun hamalı (ve)5- Boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak.” Bakın detaylarını veriyor Allah, boynunda bükülmüş bir ip var şu anda kadının, cehennemdeler. Olacak demiyor Allah, “oldu” diyor. Cennetteki yaşantıyı da anlatıyor Allah. Ne yapıyorlar, ne ediyorlar, nasıl tahtlara kuruluyorlar, hepsini anlatıyor Allah. Proje olarak söylemiyor ki Allah, ben böyle bir proje düşünüyorum demiyor Allah, “oldu” diyor Allah. Allah’ın projeye ihtiyaç yoktur. Allah zamandan ve mekandan münezzehtir, zaman ve mekanın dışındadır. Hoca ne diyor? “Belki” diyor, bakın “belki.” Allah’tan kork Hoca. “Belki” ne demek? Belki nerede söylenir. Olur da, olmayabilirde. “Belki milyonlarca yıl sonra, dünya patlayacak, kıyamet kopacak, o magma ve o toprak karışımı bekleyecek milyonlarca yıl, belki oradan yeniden canlılar çıkar” diyor. “Zaten daha önce de evrimle olmuştu, belki bir daha evrimle olabilir” diyor. Olay bu. “Ben yeniden yaratılış yok dedim mi” diyor. Bunu diyorsun Hoca işte. “Ahiret belki olabilir” diyor. “Ama nasıl olur biliyor musun, evrimle olur” diyor. Biz dirilecek miyiz? “Yok.” “Yepyeni birileri olacak” diyor. Allah öyle mi diyor? Cennet-cehennem şu an elan var“ diyor Allah ayette. Yüzlerce ayette anlatıyor Allah. Ve Allah zamandan ve mekandan münezzeh. Allah tek bir an içerisinde bütün kainatı, bakın dikkat edin, sonsuz önceyi ve sonsuz sonrayı, sonsuz kısa zamanda olan an içerisinde yapıp bitirmiştir. Hocanın bundan haberi var mı? Yok.
“Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Canım Hocam, sevginin özünü Peygamberimiz (s.a.v.)’in pak soyundan olan canımız Hocamızın vesilesiyle öğreniyoruz. Yüreğimiz coşuyor, inşaAllah. Kapınızın kıtmiri bir fakir, size en az yanınızdaki o güzel kardeşlerimizin sevgisi kadar sever, inşaAllah. Canım Hocam, arada bir ne kadar sevildiğinizi sorsanız da, bizler de Allah aşkına şahitlik etmiş oluruz, inşaAllah. Nurlu ellerinizden hürmetle öperim” diyor maşaAllah ne güzel ne güzel, Diyarbakır’dan yazıyor, maşaAllah.
Diyarbakır’ın aslanlarına, canlarıma hepsine hürmetlerimi, selamlarımı iletiyorum. Mardin, Siirt, bütün Güneydoğu’ya, o Kürt kardeşlerime, onlara ben Allah aşkıyla aşığım, acayip seviyorum canlarımı. Söz bir Allah bir İttihad-ı İslam olsun, size yapılanları, kanunla hukukla kimsenin yanına bırakmayacağız. Hepsi tek tek karşılığını alacaklar, inşaAllah.
“Ben programınızı ikince kez izliyorum Hocam. Bende müthiş bir merak uyandırdınız” diyor. “Programın formatını merak ediyorum” diyor. Format? Allah aşkına Türkçe konuşun, yapmayın, inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam. “Değerli pek kıymetli Hocam. Çok uzun yıllardır sizi takip etmekteyim. Yıllardır doğru bildiğim, doğru gördüğüm insanın peşinden gittim ki, direk olmasa da gönülden bağlı olduğum, Mahmut Efendi.” Canım, ciğerim hocamızdır, en değerli alimlerdendir Mahmut Hoca, nur üstüne nurdur, şahane insandır, çok severim. Defalarca mekanına gittim, defalarca elini öptüm, defalarca duasını aldım, en son gittiğimde de can hocamın diline Cenab-ı Allah, hafif imtihan olarak bir ağırlık geldi, konuşması zor, buna rağmen canım hocam çağırdı, o güzel tertemiz mekanında görüştüm.Ben rahatsız etmeyeyim diye, “Hocam dedim ben kahve içmeyeyim, hemen kalkayım, halinizi hatırınızı sorup gidecektim” dedim, “yok iç iç” dedi. Bir kahve içirtti. Baktım yine bırakmaya niyeti yok, “Hocam ben gideyim dedim, “yok yok yine kahve gelsin” dedi, bir daha “iç iç” dedi. Dünya tatlısıdır, çok efendi, nezih, nezaketli, çok soylu insandır, çok şekerdir, çok efendidir, nurdur nur, elinden yüzünden nur akar, ehl-i sünnetin kalesidir. Allah ondan razı olsun, başımızdan eksik etmesin, dünya tatlısıdır hocam, hürmetle ellerinden öpüyorum, hatta ayaklarından öpüyorum, tabii gördüğümde ayaklarından da öpeceğim, inşaAllah.
MaşaAllah, hocam da Mahmut Hocamın kursunda yetişmiş. MaşaAllah ne şeref, ne güzellik. Bak nur almışsın, feyiz almışsın, maşaAllah, elhamdülillah.
YASEMİN HANIM:Elhamdülillah. Sonrasında da Hocam, siz Allah’ı aşkla sevdirdiniz bize, İslam’ı coşkuyla yaşamamıza vesile oluyorsunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Profesör Doktor Necmettin Erbakan”, Allah Allah cezbeye geleceğim maşaAllah, “siz değerli Hocam Harun Yahya-Adnan Oktar, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in belirttiği üzere; ‘kişi kıyamet gününde sevdikleriyle haşrolunacaktır’ hadis-i şerifine nail olmaktır niyetim, inşaAllah” diyor. İnşaAllah hep beraber oluruz.
Erbakan Hocamız’a doyamadık o canım hocamıza, o dünya tatlısıydı, ne şahane insandı. Allah’ım Ya Rabbim nasıl vefasızlık ettiler, delirdim, yeri göğü birbirine kattım. Ve sonunda muhalifleri, Erbakan Hocamız’ın ayağını öptüler canım hocamın. Siz benim hocamı nasıl harcarsınız? İnanılır gibi değil. Milli Gazete’de adı tek kelime geçmiyor, Erbak kelimesi bile geçmiyor Erbakan değil Erbak kelimesi bile. Ne yaptı size ne yaptı? Sizi yetiştirdi, Milli Gazete’yi kurdu, siz onun imkanlarıyla bu hale geldiniz. Tv 5’te tek kelime geçmiyor, internet sitesinde tek kelime geçmiyor, Milli Görüş sitesinde tek kelime geçmiyor. “Allah’tan korkun, yapmayın etmeyin bunu” dedim. Profesör Numan Kurtulmuş’u gördüler, bunlar düğün bayram havasında, “artık iktidara gidiyoruz, az kaldı.” Nerenin iktidarı? “Numan Kurtulmuş, sıfır virgülle oy alacak” dedim, aynen dediğim gibi oldu. Erbakan Hocamız da, anlı şanlı elhamdülillah ezdi, geçti, oyların tamamını aldı. Allah, şanını arttırsın. Ve gönlüm müsterih artık elhamdülillah. Ne kabustu o. Ben cansiperane, tek başıma mücadele ettim, elhamdülillah, sonunda da olay tam döndü elhamdülillah. Vefa denen bir olay vardır. Yüzbinlerce kişide bana düşman oldular. Olsunlar, isterlerse kıyamete kadar düşman olsunlar, hiç fark etmez. Bir kişinin hakkı için, bir milyon kişi karşıma dikilsin, hiç vız gelir, tırıs gider. Ben millet hoş görecek diye ona göre tavır almam.
Yabancı bir manken geldi tanınmış Adriana Lima. Çocuğa baktım akşam televizyonda, yüzünde ne neşe var, ne derinlik var. Halbuki onun gözleri o kadar güzel ki, o kadar anlamlı ve o kadar derinliği hoş ki. O kadınsı güzelliği bambaşka bir kalmış. Kakara kikiri acayip bir ortam. Benim bu programımda olacak, onun gözlerindeki o sevgi ırmak gibi akardı. Benim sevgim de ona ırmak gibi akardı, onun sevgisi de bana ırmak gibi akardı, inşaAllah. Değerini bilmiyorlar, o güzelliği fark edemiyorlar, o tutkunun güzelliğini fark edemiyorlar, nefis güzel bir insan, hem çok zeki, hem çok güzel, maşaAllah.
Koray Şerifalioğlu, Ahmet Tosun, Mehmet Bozkurt. “Arslanlar arslanı nur yüzlü Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam.” “Şeyh Nazım Hocamız’ın bir dervişiyim” diyor.
“Rüyamda şunu gördüm, bunu gördüm, Hocam bunu açıklayın” diyor. Rüyayla bir yere varılmaz. Vahiyle Allah bildirirse, rüyanın işari anlamı olabilir. Birde evliyalarda, velilerde, büyüklerde, uyanıklıkla uyku arasında böyle bir sadık rüya olur, inşaAllah bir harika hal olur, onlar ayrı,ama bizim burada yorum yapmamız çok acayip olur, nasıl yapayım yani ne diyeyim?
“Hocam” diyorlar, namaz vakti girdi.” Tamam programı bitirelim, inşaAllah.
Harun Yahya Etkiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...