Muhabir: Sayın Adnan Bey, Azerbaycan’da sizi şu ana kadar tanıyorlar, değerlendirirler, severler. Bunun alameti olarak sizin eserleriniz Azerbaycan’da Azeri Türkçesine çevrilmiş. Klipler Azeri Türkçesinde seslenir, ben buraya gelmemişden ortak arkadaşımız Yaşad Meri ile görüştüm. Çok salamlar çaktırdı. Sizin kurumun yayıncılarından biridir. Malumat için dedi, otuzuncu kitap bugünlerde basıldı, sekseninci klip yayınlandı Azerbaycan Televizyon kanallarında. Azerbaycan’ın doksan senelik ana dilinde Azeri dilinde gündelik çıkan gazetesinin temsilcisi olarak, halk gazetesi Sovyetler zamanında komünist adıyla çıkmış, Sovyet rejimi yıkılmamıştan biz o adı uçurup, Halk Gazetesi adı koymuşuk. Halkımıza, devletimize hizmet yolunu seçmişik. Bizim esas yönlerimizden biri de kardeş Türkiye önde olmağılan Türk toplum ve devletlerinin bir araya gelmesidir. Onların medeni ortaklığına da bizim gazetemiz çok büyük önem verir. Bu da bizim milli lider Haydar Aliyev’in bir millet iki devlet şuarından kaynaklandı. Biz tamam kabul eyledik hemen.
Sayın Adnan Oktar: MaşaAllah. İnşaAllah, İnşaAllah.
Muhabir: Bendeniz on yıldan artık olarak sizin yetirmelerinizle görüşüyorum, Moskova temsilciliğinde gelmişlerdi. Bizim burada kız kardeşimiz, gazetemizin temsilcisi olan Nazıl Abbasının yönetimiyle onlarla görüştük ve ben sizin eserlerinizi okumaya başladım. Sovyet zamanında bize öğretilmiş materyalist bir dünya görüşü, Darwinist bir talimin tamamen baş ayak olmasında sizin görüşleriniz, felsefeleriniz çok büyük rol oynadı. Son zamanlar sizin faaliyetinizi daha yakından izliyorum internet vasıtasıyla. Batı dünyasından size bu kadar büyük bir marak olması, bizde sevgiler maraklar doğurur. Böyle bir zamanda bir davet almak, benim için Jurnalist biyografimin, Jurnalist tarihçemin en parlak sayfası olarak karşıma çıktı.
Çok selam, Azerbaycandan size çoklu selamlar getirmişem.
Sayın Adnan Oktar: Aleykümselam.
Muhabir: Adnan Bey, sizin önem verdiğiniz değerlere son zamanlar batı dünyasının medyasında bu kadar merak gösterilmesi -ben bu suali Bakü’de yazmıştım ve gelip burada şahit oldum ki benden önce gelen BBC televizyonu, bir daha bu kanaatim tasdiklendi ki batı dünyasının medyası size çok büyük merak gösterir- bu neyle bağlıdır?
Sayın Adnan Oktar: Avrupa doğrulara, gerçeklere daha yatkın. Daha okuyan insanlar, daha özgür düşünen insanlar. Gerçekten büyük bir aldatmaca olduğunu fark ettiler. Darwinizm’in dünyayı yüzyıldan beri, yüz elli yıldan beri şiddetli bir yalanla, kapsamlı bir yalanla aldattığını gördüler. Ve buna samimi kanaatleri geldi. Hakikaten BBC’nin üslubunda da biz bunu gördük. Yayınlarında bunu görüyoruz. Röportajlarda, röportaj yapan şahısların üslubunda da bunu görüyoruz. Fakat en önemlisi yabancı gazeteler, mesela Almanya’da anket sonuçları olarak Die Welt Gazetesi yaptığı anket sonucunda %86’sı halkın, Allah yarattı şeklinde cevap veriyorlar. Yaratılış konusunda anket düzenleniyor, ankette sorulan “size göre yaşam nasıl olmuştur” sorusuna katılımcıların %86’sı Allah yarattı şeklinde cevap verdi diyor. %86 çok yüksek bir oran. Belçika’da basılan De Morgen Gazetesinin haberine göre on kişi arasından sekizinden fazlası evrim teorisinin tamamen bir saçmalık olduğunu düşünüyormuş. Ondan sekiz kişi evrime inanmıyor müthiş bir şey Belçika’da. Danimarka’da Ekstra Bladet Gazetesinin internet sitesinin yer verdiği ankette “insanların maymundan geldiğini düşünüyor musunuz?” sorusuna Danimarka halkının %88’i hayır cevabını veriyor, %88. Mesela Fransa’da Science Aktüalite internet üzerinde yapılan ankette evrime inananların oranı %5 iken, yaratılışa inananların oranı % 92 olduğu görüldü, çok çok acayip. İsviçre Factum Dergisinde yer alan haberde İsviçre halkının okullardan yaratılışın okutulmasını istediği bildirildi. Okullarda yaratılışın okutulmasını istiyorlar, Factum Dergisinde. Ünlü Blick Gazetesinin anketinde ise yaratılışa inananların oranı % 85, evrim teorisine inananların oranı da %8 olarak çıktı. Çok çok acayip MaşaAllah. Bütün Avrupa’da çok ciddi bir inkılap oldu. Anti Darwinist, anti materyalist, anti komünist, anti ateist bir inkılap oldu bu her yerde kendini gösteriyor. Yabancı basında da bunları görüyoruz. Özellikle yabancı devlet liderlerinin açıklamalarında bunu görüyoruz. Mesela Sarkozy’nin izahlarında bu var. Sarkozy hayret edilecek şekilde Allah’a, dine, İslam’a karşı bir sevgi içerisinde. Mesela diyor ki Nicholas Sarkozy “Acılara din değil, dinsizlik neden oldu”, benim kitabımı okuduktan sonra fikirleri tamamen değişti. Her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan yüce Allah’tır. İnsanı esir kılmayan, onu özgür kılan Allah’tır. İnsanların ölçüsüz kibrine ve deliliğine karşı bir sur olan Allah’tır. Tüm farklılıkların ötesinde sürekli olarak insanlara bir alçak gönüllülük ve sevgi mesajı, barış, kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır, MaşaAllah. Sarkozy’nin açıklamaları karşısında Fransız gazeteleri şok yaşamışlar. Le Monde “Kimse bu kadarını beklemiyordu” diye haber yaptı. Yani Sarkozy’nin açıklamalarına çok şaşırdılar. Tony Blair biliyorsunuz hem solcuydu, hem materyalistti, hem Darwinistti. Kitabımı okuduktan sonra tam değişime uğradı MaşaAllah. Diyor ki Tony Blair, dini inancın önemini anlamadan çağdaş dünyayı anlayamazsınız. Dini koruyun ve onun iyilik için bir güç olmasına yardım edin. Bir röportajında da, çok hayret verici MaşaAllah, akşamları Kuran okuduğunu ve ünlü sanatçılara Kuran hediye ettiğini söyledi. MaşaAllah, Jack Chirac da bana mektup göndermişti, kitabımı okumuş çok beğenmiş. O da öyle Darwinizm’e karşı tavır almış bir Fransız aydını, MaşaAllah o yönden çok güzel gelişmeler var.
Muhabir: Adnan Bey Azerbaycan’ın dününü, bugünü ve sabahı var eden düşünceleriniz bizim okuyucularımız için çok meraklıdır. Azerbaycan’ın bugünü ve sabahı hakkında ne düşünürsünüz?
Sayın Adnan Oktar: Azerbaycan bayrama hazırlanıyor. Türkiye’yle birleşme bayramına. Onu İnşaAllah bir bayram günü olarak kutlayacağız. Pasaport, vize kalkıyor Allah’ın izniyle, koridoru açıyoruz. Ermenistan’ı da, Gürcistan’ı da, Azerbaycan’ı da, Kazakistan’ı da, Türkistan’ı da, Tacikistan’ı da, Yakutistan’ı, bütün Türk devletlerinin, bütün İslam ülkelerini içine kapsayacağı şekilde Türk İslam Birliği oluşuyor İnşaAllah. Bu İslam Birliği oluştuğunda Ermeniler de rahat edecek, Museviler de rahat edecek, Müslümanlar da rahat edecek ve bütün dünya rahat edecek İnşaAllah. Ama en önce İnşaAllah Allah’ın izniyle Azerbaycan’la Türkiye’yi birleştiriyoruz. İki devlet bir millet olarak koridor açacağız Allah’ın izniyle, bunu birkaç yıla kadar İnşaAllah yapacağız.
Muhabir: Adnan Bey Kafkas’ta, Kafkasya’da baş veren son olaylar, Gürcistan olayları, karışıklıklar, güçlü devletlerin yeniden Kafkaslara el atması, bir daha sizin ortaya koyduğunuz meselenin önemini gösterdi ki, Kafkas öz tarihine sahip çıkmalıdır. Kafkas halkları, ulu Yaradan bir yerde, bir dam altında, bir dağlar başında yaratmış bunları; bir yerde olmalı öz tarihlerini birlikte olanlar. Sizin o büyük şuanızın önemini bir daha gösterdi bu hadiseler.
Sayın Adnan Oktar: Şimdi Kafkas halklarına sorulacak, diyecekler ki, hangi ülkenin bayrağı altında, hangi ülkenin liderliği altında birleşmek istersiniz? Hangi ülkeyi seviyorsunuz? Onlar diyecekler ki, biz Türkiye’yi çok seviyoruz. Türk Devleti bizim ağabeyimiz olsun, bize yol göstersin, birleşelim, her devlet ayrı olsun, her devlet kendi içerisinde hür ve bağımsız olsun ama Türkiye ağabey olsun, manevi liderliği alsın diyecekler. Ne Amerika, ne Rusya diyecekler, kurtuluş Türkiye’de İnşaAllah. Ama Amerika’ya da dostuz, Rusya’ya da dostuz. Rusya bizim eski dostumuz, asil bir millet, İnsanları güzel, ülkesi güzel bir memleket. Biz Rusları çok seviyoruz. Ve orası bir Türk ülkesidir aslında. Rusya’nın neresine gitseniz Türk’e rastlarsınız, neresine gitseniz Müslüman’a rastlarsınız. Zaten onlarda İslam Birliğine üye olmak için biliyorsunuz teklifte bulundular. Onun için Ruslara muhabbetle ve sevgiyle yaklaşmak lazım. Amerikalılar zaten ehli kitaptır. Allah’tan korkar, Allah’a inanır bu insanlar ve neşelidir Amerikalılar, sevecen insanlardır. Halkların hiçbir zaman için bir suçu olmaz. Yöneticilerde sorun çıkar. Masonlarda sorun vardır. Onun için halklar her zaman masumdur ve güzel huyludur, güzel ahlaklıdır. Biz oradaki halklara, milletlere sahip çıkacağız İnşaAllah.
Muhabir: 20 yıla yakındır ki Karabağ meselesi başlanmış, Azerbaycan’ı üzmektedir. Çoklu bu işe aracılık, vasıtacılık etmek isteyenler çıkıp, 11 devlet lideri grup için, üçü seçilip içinden Amerika, Rusya, İngiltere ki bu davaya bir sonuç versinler. Sonuç görünmüyor. Sizce Karabağ davası nasıl sonuçlanabilir adaletli bir şekilde. Azerbaycan toprağı olarak.
Sayın Adnan Oktar: Bizim Cumhurbaşkanımız biliyorsunuz Ermenistan’a gitti maç seyretmeye. O bir sevgi gösterisiydi, dostluk gösterisiydi. Ermeni milleti normalde mazlumdur, sevecendir, güzel huyludur. Masonlar onları olumsuz yerlere ittiler, olumsuz olayların içine soktular. Bu mazlum millete biz yeniden sahip çıkacağız, bunları kucaklayacağız. Onlara dostluğumuzu, sevecenliğimizi göstereceğiz. Onlar Karabağ’dan da çekilirler, yaptıkları o yanlışlar neyse onların hepsini de düzeltirler. Yani bütün sorunların hepsi ortadan kalkar. Bunlar mesele değil, bütün mesele sevgide, kardeşlikte ve dostlukta. Bunlar suni oluşturulmuş şeyler. Mesela onlar bir intikam anıtı var biliyorsunuz, başka şeyler. Bunların hepsi kalkar. İşgal ettikleri her yerden çekilirler, yeter ki o sevgiyi görsünler, o muhabbeti görsünler, o dostluğu görsünler. Onların derdi toprak değil, onların derdi sevgi, barış, kardeşlik, huzur, afiyet içinde yaşamak, ekonomik güç, maddi manevi huzur, bu. Bunu Türk İslam Birliği onlara sağlar. Bunu sağladığında, onlar öyle bir şeye hiçbir şekilde gerek duymazlar. Ne soykırım iddialarında bulunurlar, ne diğer iddialarda bulunurlar. Hiçbiri ortada kalmaz, bunlar hepsi hallolacak İnşaAllah.
Muhabir: Türk halklarının manevi ortaklığı meselesi bir ilerleyiş göstermiyor, daha çok bu işte önde giden Türkiye, Azerbaycan’dı. Türkmenistan, Özbekistan sanki biraz sürat vermek, biraz ilerletmek lazımdı bu manevi ortaklık meselelerini. Neler düşünüyorsunuz?
Sayın Adnan Oktar: Evet önce Türkiye’de büyük bir kongre yapacağız İnşaAllah. Bilim Araştırma Vakfı ve Milli Değerleri Koruma Vakfının öncülüğünde önümüzdeki günlerde yapılacak İnşaAllah. Orada İnşaAllah bunun bir adını koyarız. Var gücümüzle bastıracağız ama önce Azerbaycan ile Türkiye’nin birleşmesi çok önemli. Bu birleşme oldu mu kalpler müthiş ferahlar. Kafalar açılacaktır, kalpler ferahlayacaktır, elimiz kolumuz şöyle bir gevşeyecektir. Ve bu işin olacağını bütün millet görecektir. Onun için bu tip görüşmeler, toplantılar, konuşmalar, gazete haberleri, kitaplar, iki milleti bu birleşmeye hazırlıyor. Bir süre sonra bu tam kamil anlamda ortaya çıkacak İnşaAllah.
Muhabir: Sayın Adnan Bey siz büyük bir filozofsunuz, bayağı bir üstünden geçtik bu sohbetin, bu alemin Allah tarafından, Yüce Allah tarafından yaratılışı nece düşünürsünüz? Bu nezeriye dünyanın başka kıtalarına da Afrika’ya, Amerika’ya, Avustralya’ya nece yayılır? Kitaplar sonra, sizin kitaplarınızın daha çok dile çevrilmesi, tirajının çok olması gösterir ki her yana kanat açıyor. Şüphesiz ki bu dünyada çok aydın bir alemin yaratılışı var, aydın bir bakışa çevrilecektir.
Sayın Adnan Oktar: Darwinizm, biraz despot bir sistemle, resmi himayeyle, baskıyla, dünya devletlerinde zorla insanlara kabul ettirilmeye çalışılıyordu. İşte üniversitelerden hocalar atılıyor,
Muhabir: Okullardan başlamış, üniversitelere kadar kafalara verdiler.
Sayın Adnan Oktar: Mesela İngiltere’de adamı görevinden alıyorlar, başka yerde başka türlü baskılar yapıyorlar idi ama Yaratılış Atlası birçok ülkeye gidince gerçekler tam anlamıyla ortaya çıktı. Gerçek öyle bir şeydir ki insanın gücü yetmez gerçeğe. Mesela Güneş doğmuş, bir insana dese ki birisi Güneş doğmadı, perdeyi şöyle bir açıp kapasan, bitti. Adamın kesin kanaati gelir ve orada kim varsa hepsinin kanaati gelir. Artık Güneş doğmuştur, 100 milyon fosil yaratılışı ispat ediyor, 100 milyon. 2 tane, 5 tane olsa yeterdi ama 10 bin de değil, 100 bin de değil, 100 milyon fosil var yaratılışı ispat eden. Konu bitmiş zaten. Ayrıca proteinler tesadüfen meydana gelemiyor. Bilimsel hiçbir yanı yok, tesadüfen insanların ve canlıların oluştuğunu iddia ediyor Darwinizm. Tesadüflerle yola çıkan bir bilim olur mu? Her şey tesadüf, hücre nasıl oluyor? O da tesadüf diyor. Peki diyoruz tesadüfen gerçekten olabilir mi? Tabi ki bu mucize olarak oldu diyor. Peki, ondan diyoruz göz nasıl oluştu diyoruz, o da mucize diyor. Kulak nasıl oldu? O da bir mucize diyor. Kardeşim Allah yarattı desene. Yani milyonlarca mucize varsa, bu mucizeyi yapan biri vardır. Nereye dönsek hepsini mucizeyle açıklıyorlar. Tesadüf artı mucize, tesadüf artı mucize. Anladılar ki yanlış yoldalar, şimdi yabancı ülkelerde de bunu görüyoruz, her yerde görüyoruz. Bu safsata artık zannederim on yıl içerisinde tamamen yeryüzünden kalkacak İnşaAllah.
Muhabir: Bir zamanlar Orta asırlardan başlayarak, Ortaçağlardan başlayarak öyle bir fikir arandı ki; dini bir ideoloji olarak götürdüler. İlimle din üst üste koyuldu. Ve bunun fesatları bütün sonraki tarihi eserlerde dünya muharebelerine kadar geldi, İlimle ideolojinin üst üste konulması. İlmi düşünce ile ideoloji, din ile ilimin, dinin cemiyet hayatından kenarlaştırılması, insanları getirip vahşiye çevirerek dünya muharebelerine çattırdı. Bu meselede artırmayalım olur ki dinler bir ideoloji yok, ilimler dinin içinden çıkmış. Kenarda mevcut değil, sizin tetkikatlarınızdan bende oluşan kanaat budur ki ilim de, ideoloji de dinin içindedir.
Sayın Adnan Oktar: Tabi ki tabi ki, bunu daha yeni anlıyorlar. Zaten Allah bizi, yaratılışı araştırın diyor bize. Yani bizi teşvik ediyor Allah zaten. Bilimi araştırın diyor. Ben kanunlar meydana getirdim diyor Allah, sistemler meydana getirdim, siz araştırıp bulun diyor. Adam diyor ki ben fizik kanununu buldum. Kardeşim buldun ama onu yaratan oraya koymuş, yaratan Allah işte. Yani sen bir yere konmadıysa sen onu nereden bulacaksın. Diyor ki fizik kanunlarını, şu kanunu daha buldum diyor. O kanunu bir yaratan var işte. Sen yaratılmış kanunu buluyorsun. Kanunu yoktan yaratmıyorsun. Yani fizikte bulunan bütün kanunlar, kimyadaki bütün kanunların hepsini yaratan Allah’tır. Mesela bir hücrenin meydana gelmesi, mesela bir kromozom, tek bir kromozom, insanın vücudundaki tek bir kromozom çok büyük bir kütüphanedeki bütün kitaplardaki bilginin toplamına eşit. Bir hücresinde. Bir insanda ne kadar hücre var, trilyonlarca, yani trilyon hesabıyla hücre var insanda. O zaman trilyon hesabıyla kütüphane dolusu bilgisi var demektir insanın içerisinde. Trilyon hesabıyla kütüphaneye has bilgi insanın içinde mevcut, bu tesadüfen olur mu?
Muhabir: Katiyen. Bunların hepsi ilahi bir yazı, ilahi bir mühür.
Sayın Adnan Oktar: Çocuk olsa söylemez, yani beş yaşında çocuk söylemez.
Muhabir: Yaratılışla ilahinin vurduğu bir mühürdür bunlara.
Sayın Adnan Oktar: Kardeşim alın işte diyoruz, 100 milyon yıllık, 200 milyon yıllık fosiller. 100 milyon tane fosil var, hangisine bakarsan bak olduğu gibi duruyor. Bir evrim yok. Eğer varsa öyle bir şey yani evrimle ilgili elinizde bir tane fosil varsa, getirin bir yerde sergileyelim üstüne de ben diyorum 10 trilyon para vereceğim. Bir tane fosil getirin ara fosil olarak, yani yaratılışın zıddını açıklayan, evrimi açıklayan bir tane fosil getirin 10 trilyon vereceğim diyorum, kaç yıldan beri söylüyorum daha çıkmadı, 10 trilyona talip çıkmadı daha. Çünkü öyle bir fosil yok.
Muhabir: İlim insanın ilahi tarafından verilmiş keyfiyatlarını ahire kadar açmaya imkan vermiyor. Sizin gibi filozoflar ve siz de bunu çok önceden seslediniz hem de imanlı olmak gerek. İlimli olmak, imanlı; insanı kamilli yaparan yol. Görünür, yüksekten seslendirmek lazımdı bu fikirleri ki insanlar ne ateist olsun, ne her şeyin çaresini ilimden kenarda görsün. Her ikisi bir yerde, bir arada.
Sayın Adnan Oktar: Zaten gerçek bir bilim adamının ateist olması imkansızdır, gerçek bilim zaten insanı Allah’a götürür. Allah’ın sanatını görür insan. Kuran’da da buna işaret var. Allah’tan ancak ilim sahipleri korkar diyor Allah. İlmi olan Allah’ı anlayabilir, yoksa kafası çalışmayan, düşünemeyen Allah’ı tabiî ki göremez.
Muhabir: Azerbaycan’da sizin kaleminizden çıkan, ağzınızdan çıkan her bir sözü büyük bir hassaslıkla karşılıyorlar. Okuyucularımız çok meraklıdır Azerbaycan tarihinden, medeniyetinden siz kimleri tanıyorsunuz? Sizin gözünüzde onlar nice görünür, nice görüşür?
Sayın Adnan Oktar: Azeri tarihi de, Türk tarihi de bunlar hepsi bir bütündür. Bunların ayrısı gayrisi yok. Oradaki bütün sanatçılar, şairler, bilim adamları, filozoflar hepsi bizim. Türkiye’de çıkanların, bütün bilim adamlarının hepsi bizim, iki ayrı millet yok. Yani orada mesela herhangi bir bilim adamından veyahut bir sanatçıdan bahsettiğimizde ortak sanatçıdan bahsedeceğiz. Oraya mahsus kabul etmeyeceğiz. Mesela Türkiye’de veya başka bir yönüyle Fuzuli farz edelim, hepimize mahsus, hepimize aittir o Fuzuli. Bu gözle olayları değerlendireceğiz veyahut mesela Türkiye’de çıkan birçok sanatçı var, yazar var, mesela Ömer Seyfettin farz edelim, bu aynı zamanda Azerilerin de yazarıdır, sanatçısıdır. Hepimizindir, biz çünkü tek bir milletiz, tek bir diniz, tek bir topluluğuz biz. Ayrımız gayrımız yok.
Muhabir: Mevlana’nın eserleri ötenin Azerbaycan’da Türk dünyasının büyük bir hikmet hazinesini ortaya koymuş oldu. Mevlana’yı sevdiler, her şey Mevlana’da var. Ne dersen sonraki eserlere ait birçok değerleri biz gördük Mevlana söylemiş. Hangi büyük dünya filozofunun söylediği bir sözü bundan nice yıllar evvel demiş ne kadar güzel demiş. Yunus Emre dudaklarda gezer. Yunus Emre seviyesinde sözü cilalamış, güzelleştirmiş bir yazar var mıdır şimdi? Aynıdır, bizimdir, aynı dilde seslenir.
Sayın Adnan Oktar: Tabi mesela sorulsa Yunus Emre kime aittir? Azerbaycan’a aittir, Kazakistan’a aittir, Türkiye’ye aittir, bütün Türk İslam alemine aittir.
Muhabir: Ben dünyadan gider oldum, kalanlara selam olsun, bizim için hayır dua kılanlara selam olsun. Öyledir ki 20. yüzyılda Sema Durgun Azerbaycan şiiri yazmış.
Sayın Adnan Oktar: MaşaAllah.
Muhabir: Ben bir uşak, sen bir ana odur ki ağlayam sana... aynı güzellikte seslenir.
Sizin dediğiniz birlik, sizin dediğiniz yaratılış ortaklığı var, buradan kaynaklanır.
Azerbaycan’a ne vakıt gelmek istersiniz. Azerbaycan’da sizi görmek, karşılamak…
Sayın Adnan Oktar: Bir kere pasaportu kaldırın, pasaportu kaldıracağız. Çünkü benim bir pasaport yasağım var Türkiye’de biliyorsunuz. O yüzden dışarı çıkamıyorum. Ama pasaportu kaldırırsanız, zaten gereksiz pasaport, rahat rahat geliriz İnşaAllah. Biz kardeşiz, biz Konya’ya pasaportla gitmiyoruz, Erzurum’a pasaportla gitmiyoruz niye Azerbaycan’a pasaportla gidelim.
Muhabir: Tamamıyla doğrudur.
Sayın Adnan Oktar: Tabiî ki.
Muhabir: Adnan Bey bir daha Azerbaycan’dan saygıları, sevgileri size çaktırırık. İnanın ki yüzden doksan dokuzu sizi Türkiye’de okuyorsa, yüzden doksan dokuzu da Azerbaycan’da okuyor. Bunlar öyle böyle yaranmamış, bunlar öyle böyle olmamış. Bir zaman vardı, Sovyet zamanında biz okullarda okurken, yüz sayfa geçerdin bir yerde iki cümle yazardılar ki Selçuklar Türkistandan kopmuş, Bizansı kaybeylemiş, bizim bilgilerimiz bu kadardı. Azerbaycan’da arkadaşlarıma da dönünce söylemek istiyorum çocuklar, yeni yetmeler, Türk tarihini sizlerde basılmış, sizlerde yazılmış tarihten okuyorlar. Osmanlı İmparatorluğunun tarihi, büyük bir kahramanlık destanı gibi okunur, evlerde çocuklar. Bunlar yeni bir nesil yaratır. Bunlar o nesli yaratır ki o nesil sadece olarak bir yerde olacaklar, onları hiç kimse ayırabilmeyecek. Onlar bite bite, bite bite ortadaki boşlukları götürüp, bütün bir orman yaratacaklar.
Sayın Adnan Oktar: MaşaAllah.
Muhabir: Tek bir orman yaratacaklar ama bu öyle böyle meydana gelmemiş. Bunlar için o kayaları tırnaklarıyla koparmış zatlar var, onlardan biri de sizsiniz tırnaklarınızla, Fuzuli diyordu ki: ...ben koparım atmışam bin taşı bir tırnak ilen. O bin taşı tırnak ile koparan zatlardan biri olarak size yüreğim dolusu, kalbim dolusu sevgi getirmişem. Ve ben mistikiye kapılan bir insan olarak hiçbir şeyi tesadüf olarak görmüyorum, bana öyle geliyor ki bu konuşmamız bu sohbetimiz bir hükümdü. Adnan Oktar, Harun Yahya ki o iki mukaddes, bütün inkarcılıkları ortadan götüren, iki zatın adında o büyük kanaatlerinizi Peygamber cenaplarının mühürü ile tastikliyorsunuz. Bunların hepsi değerlendirilir, hepsi sevilir. Sizle saatlerce sohbetten doymak olmaz, sizin çehrenizdeki bir nur ve ben öz kanaatlerimde, Mevlanaların kanaatlerinde insanın içi nasılsa çehresi de öyledir. İçinde haraplıklar, içinde katışıklıklar olan adamların çehresinde de çoklu çaprazlıklar görünür. Nurlu bir çehre olarak size başarılar arzuluyoruk, büyük bir yoldasınız, bir lokomotif olarak, bir fikir lokomotifi olarak bizleri adınızca aparasınız o büyük maksatlara ki Türk İslam Birliği ola, Kafkas Türk İslam karşısında büyük bir oda olarak yüksele, onu da biz bütün belalardan kurtaracağız. Ulu Yaradan’ın buyurduğu gibi olacağız ama bunları zaman zaman anlatmak lazım gelmiştir. Siz büyük Mevlanaların gördüğü işin devamı olarak insanı insan mahiyetinde anlıyorsunuz. İnsan yaratılışı anlıyorsa o büyük hükmü, sen maymundan yaratılmamışsan, sen ilahinin ali bir varlığı olarak yaratılmışsın. Yüzbinlerle nevlerin sırasında sen aliler olarak yaratılmışsan, hepsini korumalısın, hepsine sahip çıkmalısın, bunların hepsi sizlerin bizde yarattığı bir bilgidir. Azerbaycan’da bizde çalışacağız ki kalemimizle, sözümüzle bu bilgiyi o karanlık zihinlerden çıkardık, bütün karanlık zihinler ışıklı olsun.
Sayın Adnan Oktar: MaşaAllah, sizinle konuştukça hırsım daha artıyor, İnşaAllah bu güzel süreç hızlanacak, İnşaAllah Azerbaycan’da güzel böyle Hazar Denizi’nin kenarında piknik yapacağız. Güzel ala, balık yiyeceğiz, yemek yiyeceğiz, müzik dinleyeceğiz.
Muhabir: İnşaAllah, İnşaAllah. En esası ruhumuzun köklenmesi, ruhumuzun kâmilleşmesidir ki, Ulu Yaradan’a daha güzel kavuşak.
Sayın Adnan Oktar: İnşaAllah cennette de yine böyle karşılıklı tahtlar üstünde sohbet edeceğiz İnşaAllah. Allah’ın izniyle.
Muhabir: Unutulmaz bir gün yaşadık Harun Bey, o uykusuz geceler, o zahmetler, o bilgileri elde eylemek, bunların hepsi sizde düşünürükki Ulu Yaradan’a büyük bir razılığı, büyük bir minnettarlık duygusuyla yaranıp ki siz nihayet o açarı takmışsınız nihayet yaradılışın açarını takmışsınız. Bu açarı -ki siz söylediniz bunların hepsi Azerbaycan okuyucularına çatacak ki- dünyayı idare eden büyük adamlar, büyük zatlar, sizin eserlerinizi okuduktan sonra öz düşüncelerinde bir değişiklik yapmış, hakikati tatmışlar. Sarkozy’lerin bu fikirleri ifade eylemeyi, başka dünyaya düzen veren insanların bu kanaati gelmeyi bir daha inandırır ki söz özü de ilahi bir keyfiyetlidir. Alem İlahinin bir “Ol” demesinden yaratılmışsa demeli bu kelimelerle de değişebilir, bu kelimelerle de arzu olunmazlıklar yok olabilir.
Sayın Adnan Oktar: Elhamdülillah, MaşaAllah.
Muhabir: Size başarılar arzuluyoruk, kardeşlerimizle de sıcak alakalar kuracağız biz. Sizi Azerbaycan’da görmek arzusuyla.
Sayın Adnan Oktar: EvvelAllah. EvvelAllah. Çok yakın, çok yakın İnşaAllah. Bayram günü olacak İnşaAllah Türk İslam Birliği bütün İslam alemi için, Türklük alemi için güzel, mutlu, hoş bir netice olacak. Dua edin İnşaAllah, gayret edelim İnşaAllah olacak.
Muhabir: İnşaAllah. Ve bizim sohbetimizin bir önemli ciheti de mukaddes ramazan günlerinde baş tutmağıdır, böyle mukaddes günde. Bunun iki kat üç kat artık önemi vardır böyle günlerde seslenen fikirlerin.
Sayın Adnan Oktar: İnşaAllah.
Muhabir: Malumat için deyim ki buradan döndükten sonra ben bir matbuat konferansı da yapacağım sadece bir gazetede bir röportaj çevresine sığmaz benim bu tesuratım. Başka gazetelerde, televizyonlarda işleyen arkadaşlara da yazacağım ve bizim bu ışıklı, bu nurlu sohbetimizi yaygın ki onlar da hepsi razı kalacak böyle bir sohbet yarattınız, böyle bir davet yaptınız. Ve bir kuş kanadında götürüp getirdiniz ki yıllarca arzusunda bulunduğumuz görüş baş tuttu.
Sayın Adnan Oktar: Allah Razı Olsun. Böyle sıkı sıkı birbirimize sarılacağız geleceğiz İnşaAllah. Çok güzel olacak netice İnşaAllah. Allah razı olsun, sağ olun var olun, lütfettiniz, şeref verdiniz. Bütün Azeri kardeşlerime selam söyleyin, hepsine hürmet ediyorum, hepsine selam söylüyorum, hepsini çok seviyorum, saygılar sunuyorum İnşaAllah.
Muhabir: Çok sağ olun.
Sayın Adnan Oktar: Kitaplarımı okusunlar, Allah’a güvensinler, Allah’ı çok sevsinler, Allah’tan çok korksunlar, çok samimiyetle gayret etsinler, Allah’a dua etsinler. Kesin olacak bu İnşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. Bugün alınan bu röportaj için sarf eylediğiniz her dakikayı bir saat kadar kabul ediyorum ben. Çünkü sizin vaktiniz çok kıymetlidir, çok kıymetlidir. Büyük büyük çevrelere hitap eden yayın çevreleri gelirler, BBC Televizyonu yayınlar, Guardian yayınlar, CNN yayınlar, küçük bir kardeşiniz olarak Azerbaycan’da da sizin sözleriniz benim şahadetimle, benim kalemimle çatacak. Bu da benim için bir hoşluktur ki sizinle bahşeylediniz bu hoşluğu bana.
Sayın Adnan Oktar: Allah ayırmasın, dünyada da ayırmasın İnşaAllah.
Muhabir: Allah ayırmasın, Allah ayırmasın. Size can sağlığı gereklidir, uzun ömür, Allah size uzun ömür versin ki uzun yıllar, uzun yıllar bundan sonra kısmet olsun daha Mevlevi bir görkemde, daha nurlu bir görkemde.
Sayın Adnan Oktar: Elhamdülillah, Allah hepimize sağlık sıhhat versin. Sizlere, bizlere, hepimize İnşaAllah. Allah bu asrı mübarek kıldı. Bu asır çok güzel olacak, çok muhteşem şeyler olacak İnşaAllah. Biraz sabır, biraz gayret göreceksiniz İnşaAllah.
Muhabir: Öyledir. Bana göre Türk asrıdır. Biz de Azerbaycan’da televizyon, gazeteler, hepsi sıkı sıkı seslendirir ki asrımız Türk asrıdır.
Sayın Adnan Oktar: Doğru bu.
Muhabir: Türk’ün kalkınma asrıdır, asrımız.
Sayın Adnan Oktar: Elhamdülillah, İnşaAllah.
Muhabir: Bu iman da bizi yükseltecek, bu iman da bizi kalkındıracak.
Sayın Adnan Oktar: Elhamdülillah.