ADNAN OKTAR: Ne anlatacağız, neler var?
DİLEM HANIM: Hocam, dün bir askerimiz daha Bitlis’te mayın patlaması sonucu şehit olmuş. Sayın Başbakan Erdoğan şehitlerimizin ardından yaptığı son açıklamada şunları söylemiş; “Türkiye, Sarıkamış, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşımız başta olmak üzere şehitlerimizin aziz ruhları üzerine inşa edilmiş bir ülkedir. İçeriden ve dışarıdan hiçbir saldırıya boyun eğmeyeceğimizi, hiçbir şekilde geri adım atmayacağımızı, vatan toprağının tek bir zerresini dahi feda etmeyeceğimizi, dostun da, düşmanın da çok iyi bilmesi, anlaması ve idrak etmesi gerekir. Bu ülkenin birliğine, dirliğine, bütünlüğüne kast edenler karşısında her zaman için bu milleti bulacaktır. Bugüne kadar iktidarıyla, milletiyle bir milim dahi geri çekilmedi, çekilmeyeceğiz.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Delikanlıca bir açıklama, yakışmış. Tarihten örnek vererek olması daha da güzel olmuş. Çünkü milletimizin bir ana karakteri var, onu vurgulamış. Güzel. Başbakanımızı açıklamasından dolayı kutluyorum, güzel. Ama kardeşim, canım kardeşlerim, bakın, karşımızdaki adamlar, bilimsel sosyalizmi, Marksist diyalektiği, diyalektik felsefeyi sahte bilim olarak ortaya koyuyorlar. Bunların yüzlerce cilt, binlerce cilt kitaba dayalı bir ideolojileri ve dinleri var, bir felsefeleri var. Bu Rusya’da komünizm şeklinde kendini gösterdi, bütün Rusya’yı kapladı. Çin’i etkisi altına aldı;Laos, Kamboçya, şu, bu… İslam ülkelerin büyük bölümünü etkisi altına aldı. Daha yeni yeni sosyalist, komünist sistemden İslam ülkeleri kurtuluyor. Türkiye’yi de salladı komünizm, 12 Eylül öncesinde özellikle çok ciddi şekilde sallamıştır. Sonra ideolojileri, insanlar çekilince, gençlik çekilince komünizm de bir anlamda durmuş gibi oldu. Ama bu durgunluk Güneydoğu’da başka türlü kendini gösterdi, bilakis gelişme şeklinde gösterdi. Komünizmi yok hükmünde saymak, yani bunların yaptığı sahte bilimsel mücadeleyi yok hükmünde saymak, dini yok hükmünde saymak bu neticeyi verir, böyle neticeler verir. Amerikada bu hatayı yaptı; Kamboçya, Vietnam, Laos’dafalan bombayla işi halletmeye kalktı. Milyon kilo hesabıyla bomba yağdırdı; yenildi, hiçbir netice alamadı. Rusya’da da, Çar’ın birlikleri kılıçla, topla, tüfekle meseleyi halletmeye kalktı, yenildi. Çin’de de yenildiler. Çünkü fikri mücadele yapmıyorlar, fikri mücadele olayı hemen halledecek birşeydir. Senin düşmanının özelliği ne? Karşına bir fikir, bir felsefeyle çıkmış. Adamları dağa ne ile çıkarıyor bunlar? Fikir ile çıkarıyorlar; inançla, telkinle çıkarıyorlar. Sen adamı nasıl etkileyebilirsin, dağa çıkmasını nasıl durdurabilirsin? Aynı şekilde fikir, inanç, düşünce ile durdurabilirsin. Adam fikir, inanç, düşünce ile dağa çıkarttığına göre bunun zıttı nedir? Karşı, zıt, güçlü düşüncenin uygulanmasıdır. Bunu yapmıyorlar. Bu yapılmayınca sürekli dağa sevkiyat oluyor. Ve adamların gaddarlığının, psikopatlığının sebebi de bu. Marksist, Stalinist düşüncenin gereğini yapmış oluyor adamlar. Stalinizm böyledir, acımasızlık üstüne kuruludur. Dünde yayınladık, gösterdik. Bunu, bakalım ne zamana kadar anlamazdan gelecekler, ben bunu merak ediyorum. Bir kere, devletindiyalektik felsefeyi resmi olarak anlatmaktan vazgeçmesi lazım, yani materyalist eğitime son verilmesi lazım; materyalist, Darwinist eğitime Milli Eğitim Bakanlığı’nın son vermesi lazım. Diyalektik felsefenin geçersizliği bilimsel metotlarla anlatılması lazım veyahut yine tekrar ediyorum, her ikisi de; hem yaratılış inancı hem diyalektik felsefe ortak anlatılması lazım. İnsanlar buna ortak karar versinler. Tek yanlı eğitimin sonucu böyle tahribat olur, manevi tahribat olur. Abdullah Öcalan, diyor adam; “ben namaz kılıyordum ama sonra komünist oldum, Allah’sız oldum” diyor. “Bana böyle eğitim verdiler” diyor adam, “bu eğitim sonucunda bu hale geldim” diyor. Karşı eğitim verilse kurtulur adam. Evet, buyurun Hocam.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam, inşaAllah. Bir şehit ailesiyle ilgili bir haber var. Çukurca’da terörist saldırısında şehit olan Piyade Çavuş Birol Elmas’ın annesinin evine şehit haberini vermek için gidildiğinde evin elektriğinin kesik olduğu görülmüş. Şehidimizin annesi ve biri engelli üç kardeşi elektrik borcunu ödeyemedikleri için karanlıkta oturuyorlarmış. Sakarya Elektrik Dağıtım Şirketi şehit haberini aldıktan sonra evin elektrik borcunu silerek şehit evine tekrar elektrik vermiş.
ADNAN OKTAR: Ne mutlu! Yani elektrik vermeyle iş bitiyor mu? Yani o duruma geldiyse o insanlar, ekmek parası da bulamaz, yiyecek parası da bulamaz, hiçbir şey bulamaz. Bir kere devletin şehit ailelerini tek tek takip edecek bir genel müdürlüğü olması lazım. Yani şehit ailelerinin konumuna bakan, onların hepsinin durumunu gözden geçiren bir genel müdürlük olması lazım. Müdürlükler ve genel müdürlükler şeklinde, her ilde olması lazım. Burada vatandaşlarımızın ev ihtiyacı, barınma ihtiyacı, yemek ihtiyacı, sağlık ihtiyaçlarının hepsinin giderilip giderilmediği tespit edilmesi lazım. Aksi çok acayip bir şey olur. Yani evi geçindiren çocuk şehit oluyor, adamlar beş parasız kalıyorlar, mübarekler. Başınızın çaresine bakın olmaz. Onlar vatanı, milleti, devleti korumak için; namusumuzu, bayrağımızı korumak için; toprağımızdan bir karış bile toprak parçası vermemek için o mübarek canlarını Allah’a teslim ediyorlar; cennete gidecek şekilde,inşaAllah. Şehit ailelerini mağdur etmek, mağdur olduklarını duyurmak, onların mağduriyetiyle devlet ve millet olarak ilgilenmediğimiz imajını vermek çok dehşet verici olur, çok büyük bir zulüm olur ve çok tehlikeli olur. Bizim milletimiz hamiyetperverdir, tabii ki yardım ediyorlar, destekliyorlar ama bazı yerlerde ilgilenemeyen insanlar oluyor. Devletimizde kısmen yardım ediyor, gördüğüm kadarıyla ama böyle vakalar da var demek ki. “Elektrik borcunu sildik,” tamam; yemesi, içmesi ne olacak onların, sağlık ihtiyaçları? Bak, engelli diyor, kaç tane çocuk var diyor. Aslan gibi delikanlı, o daha önce bakarken, şu an bakamayacak hale gelmiş. Şehitlerin yanına gitmiş. Orada görev bizde,onun için bir genel müdürlük ihdas edilip bütün şehit ailelerinin her türlü ihtiyacının karşılanması lazım. Neye mal olursa olsun bunun yapılması lazım. Biz spor tesisi falan feşmekan istemiyoruz, önce bunlar yapılsın. Yani golf sahaları, bilmem ne tesisleri, şu, bu falan, biz bunları istemiyoruz, önce buraya para harcansın. Hiçbir lükse para harcanmasın. Dolayısıyla bu hallolduğunda bizimde gönlümüz müsterih olacaktır. Buyurun.
DİLEM HANIM: Tabii,inşaAllah. Hocam bir röportajınızda Güneydoğu’da olağanüstü hal ilan edilmesinin aciliyetini şu şekilde dile getirmiştiniz. “Fevkaladelik anlaşılmadı, ben dedim ki;‘komünist ayaklanma var, Güneydoğu’da olağanüstü hal ilan edilmeli’ dedim. Dediğimi yapacaklar eninde sonunda. Büyük bir olay var, yeniden Kurtuluş Savaşı var şu anda. Bütün millet bu olayın içine dahil edilmeli” ifadelerini kullanmıştınız. Nitekim Sayın Devlet Bahçeli de dün MHP adına hükümete Güneydoğu’da olağanüstü hal ilan edilmesi gerektiği yönünde teklif götürmüş.
ADNAN OKTAR: Yani ne dersem bir ay sonra, iki ay sonra aynısı oluyor. Bütün sözlerim aynısıyla tekrar ediliyor, dikkat ederseniz; bakın, ne konuşursam aynısıyla tekrar ediliyor.
Evet, o videoyu seyredelim.
VTR- Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Allah’ın İzniyle Gayba Yönelik Bildirdiği Bazı Haberler
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ın yüzlercedir böyle, Cenab-ı Allah’ın izniyle. Gaybdan bildirip de doğru çıkan çok sözü vardır, o da onun veli olduğunun bir alametidir,inşaAllah. Peygamberlerde kesindir, böyle olacak derler; kesin yani, ona inanırlar. Velilerde inanabilirsin, inanmayabilirsin ama çıktığında harika olmuş olur. Aradaki fark budur, inşaAllah. Evet, buyurun Hocam.
DİLEM HANIM: Estağfiğrullah Hocam. Bugün Cezayir’de konferanslarımız başlıyor,inşaAllah, Yasin ve Ufuk kardeşlerimiz verecekler konferansları. Cezayir’de dört şehirde olacak konferanslar. Bilgi almak isteyen kardeşlerimiz, hyfrance@gmail.comadresinden bilgi alabilirler,inşaAllah. Kardeşlerimiz de oradaki şehirlerde, çeşitli yerlerde afişler asmışlar bir yandan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Cezayir, zamanında Osmanlı’nın hakim olduğu, en güzel günlerin geçtiği yerler,inşaAllah. Fas, Tunus, Cezayir yine Türk-İslam Birliği içerisinde rahatça yaşayacağımız, bizlerin vatanı olacak,inşaAllah. Türk-İslam Birliği içerisinde huzurla, güvenle, sevgiyle hep birlikte yaşayacağız,inşaAllah. Devletler tabii ki bağımsızdır ama öyle bir hal olacak ki bir evin bir odası gibi, inşaAllah. Her yer açık, her yer şeffaf, her yer özgür, her yer sevgi dolu olacak, inşaAllah. Evet, buyurun Hocam.
DİLEM HANIM: Estağfiğrullah. Şehit haberleri geldikten sonra Türkiye’nin çeşitli yerlerinde vatandaşlarımız BDP binalarına saldırmışlar. Adıyaman, Elazığ ve Osmaniye’de gerçekleşen bu saldırıları olay yerine gelen polis ekipleri engellemişler.
ADNAN OKTAR: Bu bir çözüm değildir, yöntem olarak yanlış bir hareket. Binaya saldırmak falan, bunlar olmaz. Fikri mücadele yapılması gerekir; düşünceyle, anlatımla, bütün radyolar, televizyonlar, birçoğunda boş konuşmalar oluyor. Bayağı bir kısmında; açın, bakın, tamamen boş. Bu televizyonlar günde bir saatini, bir buçuk saatini, iki saatini bu konuya ayırsa, komünizmin yanlışlığına, materyalizmin yanlışlığına, Türk-İslam Birliği’nin önemine, İttihad-ı İslam’a ayırmış olsa konu kökünden hallolur. Hiçbir cevap verilmeyip, hiçbir açıklama yapılmayıp sadece şiir söylemek yahut marş söylemek veyahut duygusal konuşmalar yapmak, gözyaşı dökmek hiçbir netice vermez. Onlar, komünistler onu bir demagoji olarak görürler. Kendilerinin bilimsel yönden ortaya çıktığını iddia ediyorlar. Onlara bilimsel yönden materyalizmin, Darwinizm’in geçersizliğinin anlatılması lazım. Marksizm’in, Leninizm’in bilimsel eleştirisi yapılması lazım. Televizyonlar, radyolar bomboş. Köşe yazıların birçoğu, bakıyorsun dedikoduyla, demagojiyle vakit kaybediyorlar. Televizyonlardaki programları görüyorsunuz, benim söylememe gerek yok. Yani hiçbir cevap vermeyip yahut çok yüzeysel, sathi cevaplar verip yahut alakasız cevaplar verip, ana konuya hiç değinmeden, ana konuyu boşta bırakarak bir mücadele olmaz. BDP binasına saldırmakla ne netice elde edilir, nedir yani? Demokrasi var diyorsun, demokrasi varsa adam işte parti kurmuş; demokrasi içerisinde cevap vereceksin, konuşacaksın. Kahvehanelerde Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliği anlatılsın; küçük Anadolu radyoları var, oralarda Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliği anlatılsın. Çok fazla yerel televizyon var, oralarda anlatılsın, ev sohbetlerinde anlatılsın, sokak sohbetlerinde anlatılsın, her yerde anlatılsın. Bütün Türkiye’yi mektep haline getirelim, bütün Türkiye’yi okul-üniversite haline getirelim; materyalizmi, Darwinizm’i körpe zihinlerden, insanların beyinlerinden kazıyıp çıkaralım; ikna ederek, anlatarak. Devlet Darwinist-materyalist propaganda yapınca, Darwinist, materyalist gençler yetişiyor. Darwinist, materyalist olunca da Marksist diyalektiği savunuyor, çünkü diyalektik felsefeyi savundu mu bir insan, Marksist diyalektiği otomatik savunmak durumunda kalıyor. Ancak özel eğitim alan vatandaşlarımız bu olaydan kurtulabilirler. Çünkü diyalektik materyalizm nedir? Darwinist, materyalist sistemin üstüne kurulu bir yapı. Devlet ne yapıyor? Darwinizm, materyalizm anlatıyor. Önce devlet, bakanlar kurulu toplanıp, meclis toplanıp, Darwinist, materyalist eğitime son verilmesi lazım yahut her zaman söylüyorum, aynı anda yaratılış da anlatılması lazım, bilimsel metotlarla. Proteinlerin yapısı anlatılarak, proteinlerin meydana gelmesinin imkansızlığı anlatılarak bu konuların detaylı açıklanması gerekiyor. Güneydoğu’daki gençler cahiller. PKK geliyor; iki saat, üç saat içerisinde ikna ediyor, konuşuyorlar. Diyorlar ki;“bak, ders kitaplarına bakalım, devlet kitaplarına, burada diyalektik felsefe anlatılıyor mu?” Anlatılıyor. “Devlet buna doğru diyor mu?” Diyor. “Darwinizm’e doğru diyor mu?” Diyor. “Biz ne diyoruz? Bizde diyalektik felsefeyi savunuyoruz. Tarihin diyalektiğinin açıklamasını yapıyoruz. Marksist diyalektiği açıklıyoruz. Marksizm neyin üstüne kurulu?Darwinist-materyalist sistem üzerine kurulu değil mi? Devlet de onu savunduğuna göre, bizim anlattığımızda bu” diyor adam. Çünkü diyalektik felsefeyi sen canlıların yaratılışında kabul edersen tarihin akışında da kabul etmek durumundasın. Tarihin akışında kabul ettin mi, tarihi diyalektik olarak yorumladığında Marksist olmanın dışında bir yol kalmaz. Marksist olunca da, Leninist olursun, Leninist olunca da Stalinist, pratik uygulayıcısı terörist olmak zorunda kalırsın. Bu zincirleme bir gelişmedir. PKK açıkça diyor;“gelin tartışalım” diyor adamlar. Cevap yok. “Biz fikir olarak doğruyuz” diyor adam. İşte diyalog dedikleri o, “gelin tartışalım” diyor. Fikren silindir gibi ezeriz ama kardeşim sırf A9 ile olacak bir şey değil ki bu. Bizim bütün televizyonlara ihtiyacımız var Türkiye’de, bütün radyolara ihtiyacımız var. Bakanlar Kurulu resmi bir açıklama yapsın, televizyonlar bir saat, iki saat imkan versin PKK’ya cevaba. Silindir gibi ezelim, yerle bir etmezsek namerdim. Tozlarını, dumanlarını birbirine katarım ama A9’la olmaz, olmuyor. Dar alanda olmuş oluyor. Benim bu dediğimi aylar sonra, yıllar sonra kabul etmektense, büyük tahribattan sonra kabul etmektense şu anda kabul etmek en akılcı yol olur diye düşünüyorum, inşaAllah.
“Sayın Kanal A9 yetkilisi, ben Koç Özel Lisesi’nde son sınıf öğrencisiyim, her sene olduğu gibi 12. sınıf olarak dönem videosu hazırlıyoruz ve Adnan Oktar ile röportaj yapmak istiyoruz. Sizden Adnan Bey’le iletişim kurmak için bilgi rica ediyoruz; Adnan Oktar’ın telefon numarası ve e-mail adresi olabilir. Lütfen yardımcı olabilirseniz çok seviniriz. Kendisiyle birebir görüşmek zorunda değiliz, bize sorularımıza cevap veren bir video da yollayabilir.” Birebir görüşebiliriz, niye görüşmeyelim? Gelsin ekip buraya, keratalar. Tam sıra dizilsinler, görüşelim, inşaAllah.
Özkan İnanç, ensest tehlikesiyle ilgili yaptığımız açıklamayı çok beğenmiş.
Vildan Heparı, “Adnan Oktar Bey, bizkederli ve yaslı bir gün içerisindeyiz” diyor, “sizin de buna katılmanız gerekir” diyor. Her şehit cenazesinde yasa girecekmişiz, yas ilan edecekmişiz. O zaman PKK’ya sen hizmet etmiş olursun, adamın amacı o değil mi zaten? Ben şehit olduğunda sevinç duyarım, benimde kardeşlerim şehit oldu, ben de onunla sevinç duyarım. Şehitlik yüceliktir, delikanlılıktır, mertliktir. Bende Allah yolunca şehit olsam benim ailemde sevinç duyar. İftihar ederim, onur duyarım. Neyine üzüleceğiz, niye yas tutacağız? Allah’ın verdiği en şerefli mertebedir şehitlik ve delikanlılıktır, yiğitliktir. Yüz bin şehit veririz, bir milyon şehit veririz; feda olsun bu vatan için. Öyle bir sorun yok, istedikleri şehit olsun. Böyle aciz, zavallı üslup, PKK’nın üslubu, sakın ha! Bilmeden yapıyorsun belli ama böyle akılsızlık yapma, inşaAllah. Nerenin yası? Hem şehitlikten bahsediyorsun hem yastan bahsediyorsun. Şehit olmak ne demektir? O şahsın cennete gitmesi, Allah’ın lütfuna mazhar olması demektir ve bir müjde haberidir. Kim yaratıyor Mehmetçik’i, aslanlarımızı? Allah yaratıyor. Katına kim alıyor? Allah alıyor. Ne yası bu? Akıllı olsunlar,inşaAllah. Bizi coşturur her şehit haberi. Daha da, oluk oluk kanımız aksın bu vatan için, Allah için, millet için. İftihar ederiz. Osmanlı tarihine bakın, Türk tarihine bakın,en az yüz milyon şehit vermişizdir, en az. Bu topraklar öyle alındı, böyle muhafaza edildi, inşaAllah. Üç tane sırtı kırık, kıtıpiyoz PKK’lıdan korkup, yılıp yasa girmek,“ızdırap çekiyorum” demek, “acılar çekiyorum, perişan oldum” demek, onların istediği bir olayı gerçekleştirmek demektir. Onlar o propagandayı istemiyor mu, onu istemiyor mu zaten, değil mi? Allah bize bunu mu diyor? “Şehitlikle onur duyun” diyor Allah, “sevinç duyun” diyor,inşaAllah. Almanya’dan sormuşlar ama isim yok, kerata, niye isim yok? Unuttu, kafa bu kadar boşsa ben sana niye cevap veriyim? Daha kendinden haberin yok, kerata.
“Sevgiler, saygılar Hocam. Sizi çok seviyorum. 12 yaşında bir oğlum var, sizlerden aldığım feyzle ve bilgilerle milletimize hizmet edecek bir akılla yetiştirmeye gayret ediyorum. Allah yardımcınız olsun. Sevgi ve saygılarımla, Aylin Coşkun.”
“Hocam, ‘Kaddafi inat ederse Allahualem onu asacaklar, görürsünüz’ demiştiniz, yani ‘onu öldürürler’ dediniz ve ‘aynı Saddam gibi olur sonu’ demiştiniz. Aynısıyla öyle oldu. Ne diyorsanız tamamı çıkıyor. Halbuki siz ona daha önce yol göstermiştiniz” diyor. Evet, “Türkiye’ye gel, söz dinle” demiştim, mesela Saddam’a da demiştim; “bak, Türkiye’ye gel, kurtulursun” dedim, söz dinlemedi,enaniyet yaptı. Tam Ortadoğulu böyle avanaklar olur, Ortadoğulu zavallılar vardır, yani Ortadoğu’ya mahsus böyle, hem kabadayılık yapar hem it gibi de ezilir; tam bu ahmak kafanın bir devamı oda. Gitti kabadayılık yaptı, vura vura öldürdüler. Tabii, ben ona dedim; “bak canlı yakalarlar ve öldürürler” dedim, aynen dediğim gibi canlı yakalayıp, öldürdüler. Buyurun Hocam.
DİLEM HANIM: Estağfiğrullah Hocam. Emre Uslu ve Güneri Cıvaoğlu’nun bir yazısı vardı, ondan bahsetmek istiyorum, uygun görürseniz. Güneydoğu’da PKK’nın ikna kampları olduğunu belirten bir yazı yazmışlar. Bu ikna kamplarının özellikle en çok…
ADNAN OKTAR: İkna kampı diye bir şey yok. Sokaklar, caddeler, evler, her yer ikna kampı Güneydoğu’da. Öyle bir şey yok. Nerenin ikna kampı? Ortaokul dağılıyor mesela, hatta okul değil, sınıfın içerisinde ders oluyor, adamlar şakır şakır PKK propagandası yapıyorlar. Her yerde; kahvehanelerde, evlerde, sokaklarda, dağlarda… Gece zaten oralarda adamlar vızırcık atıyorlar; gece adamlar alenen toplanıyorlar, sabaha kadar PKK propagandası yapıyorlar. Nerenin ikna kampı, bilmem ne kampı falan? Adamların kampa mı ihtiyacı var? Rahat rahat hareket ediyor. Bu kadar radyo, bu kadar televizyon, bayağı bir kısmı, bayağı büyük vakitlerini boş demagojiyle, dedikoduyla, cart-curt işlerle harcıyorlar. Bilimsel yönden Darwinizm’in, materyalizmin çökertilmesini devlet yapsın, yapmıyorsa bizi görevlendirsin, biz yapalım. Adamlar diyor ki; “kardeşim biz bilimsel sosyalizmi, komünizmi savunuyoruz” diyorlar. “Ve ilmi bizim izahımız” diyorlar, “bilimsel yöntemle çalışıyoruz; bilimsel bir felsefe, bilimsel bir düşünce bu. Cevap verebiliyorsanız verin” diyorlar. Cevap, cevap ne? Boşluk, cevap yok. Üç-beş slogan; bununla netice alınmaz. Komünist düşünce güya bilimsel yöntemlerle geceli-gündüzlü anlatılıyor, muazzam propaganda yapılıyor; sokaklarda evlerde, kahvehanelerde sürekli komünist propaganda yapılıyor. Bunun sonucunda da bu oluyor. Bir tek burada değil, mesela Küba’da; Castro, Che, bunlar geceli-gündüzlü okuyan adamlar. Mesela Che doktordu, adam günde on saat okuyor. Marksist diyalektik felsefeyle kafası pişmiş, gece-gündüz okuyor. Bunun karşısına, Küba’da adam demagojiyle çıkarsa hiçbir netice alamazsın ve netice alamadılar. Kısa sürede adamlar netice aldı. Çünkü adam diyor ki; “gel tartışalım arkadaş, eğer fikrine güveniyorsan.” Adam diyor ki; “bende fikir yok.” “O zaman ben de böyle yaparım” diyor. Köylüsü, kentlisi adamlara uydu. “Bilimsel çalışıyoruz biz arkadaş” diyorlar. Sende ona bilimsel cevap vermek durumundasın. Bilimsel cevap vermiyorsun. Bütün Avrupa destekliyor aşağı yukarı PKK’yı, tamamı. Çünkü PKK’nın bilimsel yöntemlerle çalıştığına inanıyorlar; yani Marksist ideolojiyi, diyalektik felsefeyi bilimsel yöntemlerle savunduklarına inanıyorlar. Ve kendileri de gidip orada değerlendirmeler yapıyorlar, oralara gidip Marksizm’in uygulanmasına bakıyorlar, birçok sosyolog gidiyor, eski komünistler gidiyor, adamlar ağzı açık hayranlıkla onları seyrediyorlar. Bunları yok hükmünde kabul ettinmi, dini yok hükmünde kabul ettinmi netice bu olur. Gölgeyle savaşırsın, gölgeyle; gölgeye kurşun atarsın, gölgeye bomba atarsın. Netice alınmaz. Mesela bak Castro, küçük bir ekiple aldı Küba’yı. Komünizmi, Leninist düşünceyi güya bilimsel metotlarla halka anlattı. Duyan geldi, duyan geldi. Bir din çünkü, bu da bir inançtır. Komünist düşünce bir ideolojidir, dine karşı deccal düşüncesidir. Deccale karşı anti-deccal mücadele yapılması lazım, anti-deccal mücadeleyi Peygamberimiz (s.a.v) açıklamıştır, yani Mehdiyet ile karşılık verilirse deccal yenilir. Şu an Güneydoğu’nun üstüne deccal çöktü. Deccalle nasıl mücadele edileceğini Allah bize Kuran’da da gösteriyor, hadislerde de göstermiş. Bediüzzamanda diyor, bak; “bilimsel metotla cevap verilecek” diyor, “Hz. Mehdi (a.s) bilimsel yöntemle çökertecek deccaliyeti” diyor, “ilk görevi budur Hz. Mehdi (a.s)’ın” diyor. Biz de Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olduğumuz için böyle bir stil, böyle bir yöntem kullanıyoruz. Bunu anlamazdan gelmenin alemi yok. Deccaliyete karşı silahla mukabelede netice alınmaz. Deccal silahla yenilmez. Deccal; fikirle, imanla yenilir. Çünkü deccale şeytan destek veriyor, şeytanın himayesindedir, Allah’ın dilemesiyle. Bütün fertlerine şeytan yardım eder. Mehdiyet’inde bütün fertlerine Allah yardım eder. Hizbullah’la, Allah’ın hizbiyle şeytanın güçleri mücadele ediyor. Ama bu topla, tüfekle değil, fikirle olacaktır. İlmi mücadele olacaktır.
İşte; “sizin yaptığınız yanınıza kar kalmayacak, boşa uğraşıyorsunuz,” işte, “yine alçaklık yaptınız, çok zalimsiniz, şerefsizsiniz, namussuzsunuz” demek, BDP binalarına saldırmak, bunlar hiç netice aldırtmaz, bilakis ters etki yapar, çok ters etki yapar. Kökünden kurutacak, bataklığı kökten kurutacak metoda yanaşmamak inanılır gibi değil; yani mucize, açıklayamıyorum. Ateş var, bir kova suyu üstüne dökecek, sönecek; ateşe üflüyorlar sadece. Dök kovayı, bitecek; kökünden hallolacak. Anlayamıyorum. Mucize bekliyorlar. Ama tabii en sonunda dediğime gelecekler, onu da söyleyeyim. İnşaAllah. Birçok televizyon kanalına bakıyorum, adamlar sakin sakin, kimi sosyolog, kimi bilmem ne, bir kısmı böyle ukalalık yapıyor, bilmiş, kendini böyle bilim adamı havasına sokuyor, sosyokültürel bilmem ne falan feşmekan, olaya bambaşka gözle bakıyor ve bir türlü olayın iman sorunu olduğunu, olayın dinsizlik olduğunu, deccaliyetten kaynaklandığını, karşımıza sahte bilimle çıktıklarını, Marksist diyalektik felsefenin dünyayı da zamanında kasıp-kavurduğunu, halen de kasıp-kavurduğunu ve Güneydoğu’da büyük bir komünist Kürt devleti kurmak için, Amerika da başta olmak üzere ve bir kısım Evanjelik masonlar da bu işin içindeler, güya Evanjelikler ama müthiş bir nefret var bunlarda. Bir kısım Evanjelikler de Müslümanlara karşı sevgi duyuyorlar, muhabbet duyuyorlar, masonların içerisinde; onlarla ittifak halindeyiz, yani hepsi aynı olmaz. Bunlar da destekliyorlar adamları, teknolojik destek de veriyorlar. Yani savaş stratejisi, gerilla yöntemlerini onlara öğretiyorlar; teknik olarak nasıl saldırmaları gerektiğini, mesela saat kaçta, nerede, kimin yapması gerektiğini. Birçok uzman var, Amerikalı uzman da var, İsrailli bir kısım uzmanlar da yardımcı oluyorlar. İsrail’in de ahlaksızı olur, Amerika’nın da ahlaksızı olur, Türkiye’nin de ahlaksızı olur. İsrail’in halkı yüzde 99’u tertemiz insanlardır, Amerikan halkının da yüzde 99’u. Ben İsrail’deki iblis takımını kastediyorum, Amerika’daki iblis takımını ve Türkiye’deki iblis takımını kastediyorum. Türkiye’nin de yüzde 99’u tertemizdir. Ama iblisun ve iblisattan adamlar da var.
Muhammed Hakan: “Hocam çok seviyorum sizi” diyor.
“Hocam, günün en az beş saatinde A9 televizyonunu izliyorum” diyor Volkan. Aferin.
“‘Delikanlı devrilmez, sonuna kadar gider demiştiniz’ Hocam. İşte bu sözü kendime slogan ettim Hocam. Nur ellerinizden öpüyorum, Sultanım Hocam” diyor,inşaAllah. Azerbaycan’dan Kamran Kurbanov.
“Hocam sizi çok seviyorum” diyor.
Emine Hanım yazmış, Urfa’da stand açacakmış. MaşaAllah, iyi olur.
“Selamun Aleyküm Hocam, sizi anlatmaya her yerde gayret ediyorum. A9’u tavsiye ediyorum. Ama bu kadar güzel kızların neden olduğunu anlayamıyorlar. Ben de artık cevap veremiyorum” diyor. Kardeşim, bunlar estetikten, güzellikten, sevgiden anlamayan insanlar. Çocuk sevgisi de yok, kadın sevgisi de yok, çiçek sevgisi de yok, hayvan sevgisi de yok, kedi sevgisi de yok, kuş sevgisi de yok ve en başta Allah sevgisi yok, alışık değiller. Adamlar şaşırdı, hayret içindeler, “nasıl oluyor bu sevgi?” diyorlar. Mesela bak sizin sevginize de hayret ediyorlar; “olmaz ya o kadar” diyor, “Allah bile o kadar sevilmez haşa” diyor; “Allah’ı da fazla sevmemek lazım, orta derecede seveceksin” diyor. Neyi seveceksin? Parayı seveceksin, makamı seveceksin; onların derdi o. Güzel kadın, Allah’ın tecellisidir, dünyadaki en büyük nimettir ve çok nurlu ve çok temizler, dikkat ederseniz. Hakikaten şok oluyorlar, her yerde ben görüyorum; güzelliğinize hayretler içinde bakıyorlar ve hayretler içinde değerlendiriyorlar, hayretler içinde de takdir ediyorlar, maşaAllah. Çünkü bir kadın sevmediği bir insana sevgi dolu bakmaz. Bakımlı olacak gücü bulamaz; onun için birçok kadın pistir, bakımsızdır. Çünkü nefret eder. Kim bakacak ona, kim layık ki onun güzelliğine de güzelliğini göstersin? Nefret ettiği için göstermez birçok kadın. Leş gibi herifler, ağızları amonyak, kükürt, pislik kokan aşağılık herifler böyle, hergele lanet tipler. Kadınlar onunla ne muhatap olsun? Nur gibi tertemiz kadın, hayata küsüyorlar yazık. Alaycı, aşağılık, sevgisiz, hırt-hıyar herifler. Çok öyle insan var. Bakıyoruz kadına, hayata küsmüş oda; kadın da bakımsız, saçları karışmış, eli-yüzü karışmış, bitap, sevgisiz, ruhu donuklaşmış, kalbi donuklaşmış ölü gibi bir hayat yaşıyor. Böyle bir insana sen sevgiyi verdiğinde adeta içine ruh geliyor, hayat geliyor, gözleri pırıl pırıl oluyor, saçları pırıl pırıl, cildi pırıl pırıl, sevgisi coşkulu, beynine kan geliyor, kendine geliyor. Allah’ın kulu olduğunu anlıyor. Allah sevgisiyle, Allah aşkıyla ruhu coşuyor; her yeri güzelleşiyor, her şeyi güzelleşiyor. Hitabeti güzelleşiyor, kalbi güzelleşiyor. Bakıyorum, bu pis vampirler, bu pis köpekler hırıltılar çıkararak o pis kovuklarından, o pis mağaralarından salyalar akıtarak hayretle bakıyorlar, ‘nasıl oldu bu iş’ diye. “Bizim yanımızda böyle olmuyorlar” diyor. Sen iğrenç mahluksunda, pis mahluksunda onun için öyle olmuyor. Allah’a sevgin yok, Allah’a teslimiyetin yok, Allah da senin karşına garip mahluklar getiriyor. Pisliğine karşı Allah, o pisliğin içinde seni boğuyor Allah. Onun için göremiyorsun. Haset etmen o yüzden, başka bir sorun yok. Benim yüzlerce birbirinden güzel kız arkadaşım var. Daha birkaç tanesini gördüler, o da cevap vermek mecburiyetinde oldukları için gördüler. Ellerinden, yüzlerinden nur akar. Daha önce mesela benim kız arkadaşlarım geliyorlardı; bitap, donuklaşmış, saçları matlaşmış, yüzünde böyle çizgiler oluşmuş, hayatın onun için anlamı yok, sigara kullanıyor mesela, ara ara içki kullanıyor, böyle çok kız arkadaşım oldu. Yanıma geldi dünya güzeli oldular; imanla, Kuran’la, Allah sevgisiyle ciltleri pırıl pırıl, yüzleri pırıl pırıl, bakışları nefis, gözleri kocaman kocaman. Allah aşkının, Allah’a olan sevginin en güzel yansımaları üstlerine geldi. Gençlikle doldular, güçle doldular,maşaAllah. Hasutlar onları görünce, “yabiz bunları daha önce böyle görmemiştik.”Senin yanında taş bile kararır, çelik bile kararır. Mikrop! Senin o pis dünyanda, o Allah’sız, kitapsız dünyanda, o aşağılık, sapık dünyanda, o çıkarcı, o haysiyetsiz, o yapmacık, o suni dünyanda çiçekler bile ölür, bitki bile yaşamaz. Pis herif. Evlerindeki bitkiler bile ölüyor, kediler bile hayvanlar bakımsızlıktan, yazık gariplerim, böyle perişan vaziyetteler, kaşlar-maşlar şöyle vaziyette olmuş. Yazık o kedileri bile oradan almak lazım, o pis mahlukların elinden. Hayvanlara bile acıyorum. Her yeri pislik kokan lanet herifler, sevgisiz herifler. Mesela bakıyorsun karşısındakine, şimdi tek tek saymayayım da. Neyse onu ayrı bir zaman da söylerim.
“Leyla Hanım ekranda şahane duruyor, maşaAllah.” Leyla hakikaten bir efsanesin. “Sizin vesilenizle kıskanmıyorum artık, gıpta ediyorum, bilakis göğsümüz kabarıyor” diyor Meltem Hanım, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani benim birçok kız arkadaşımın evvelki hallerini bir görseler, bir de son hallerini; inanamazlar, “bu o değil” derler. Akıl almaz güzellik ve gençlik, zindelik geliyor. 43 yaşında kız arkadaşlarım var, 20 senelik arkadaşım, en fazla 20 yaşında zannedersiniz. Gördünüz siz, değil mi?
DİLEM HANIM: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sorun, bak getireyim, söylemeyeyim yaşını, çıkaramazsınız. Öyle, iman böyle olur; iman insanı gençleştirir, güzelleştirir, dinçleştirir, sağlıklı hale getirir. “Göğüslerinizde olana şifadır” diyor Allah; Kuran şifadır, ruha ve bedene şifadır. Kuran’la yaşayan insan güzelleşir, hayatı güzelleşir, bedeni güzelleşir, tutkusu güzelleşir, aşkı güzelleşir, derinliği güzelleşir, her şeyi güzelleşir. Ve güç verir Allah ona, kudret verir; iyilik, güzellik verir. Mesela bakıyorum insanlara, Allah vermesin, mesela makyajsız hallerini falan görüyorum, ne perişanlık, ne hallere düşmüşler. Sevgisizlik, hücreleri kanserleştiriyor. Hücre diyor ki; “ben sevgi istiyorum.” Adam, “ben sana sadece lanetlik sunabilirim, pislik sunabilirim; nefret, kıskançlık, yapmacıklık ve samimiyetsizlik sunabilirim” diyor. Hücre,“ben buna dayanamıyorum, yapmayın” diyor, “sen istemesen de yapacağız” diyorlar ve hücreler teker teker ölmeye başlıyor. Yüz hücreleri ölüyor, göz hücreleri ölüyor, gözler berbat oluyor, eli-yüzü berbat oluyor, vücudu çöküyor, en sonunda -Allah vermesin- perişan şekilde ölüyor. Halbuki Allah’a teslim olsa, Kuran’a teslim olsa, Allah aşkıyla yaşasa nur akar elinden, yüzünden; damarlarını, bedenini, her yerini Allah nur kılar. Bak, benim güzellerim; hakikaten insanın içi açılıyor baktı mı, maşaAllah.
“Hocam, ciğeri mübarek Hocam” diyor Seren. “Hocam, işyerinde çalışıyordum, tam üzerime uyku bastırdı, ne yaptıysam kendimi ayıltamadım. Program saati başladı, sizi bir açtım Hocam, gözüm gönlüm açıldı, adrenalin patlaması yaşadım, enerji doldum taştım. Değil uyku, gözümü bile kırpmıyorum size bakmaktan, bu ne yakışıklılıktır. Hocam, izniniz olursa bir şey daha demek istiyorum; genelde üslubunuz çok tatlı dilli ama bugün her zamanki gibi hak edene sert bir üslup kullanıyorsunuz. Böyle yaptığınızda eriyip bitiyorum Hocam. Sizi böyle yiğit, aslanlar gibi kükrerken görmek içimi titretiyor, çok hoşuma gidiyor. Bir insana her tavır bu kadar mı yakışır? Hey, maşaAllah! Ağzınıza sağlık; o güzel, tatlı dilinize sağlık; gür sesinize sağlık, aslan gibi yüreğinize sağlık, maşaAllah. Seren Aydınlı, İstanbul” diyor. MaşaAllah; bu ne güzel sevgi, bu ne tatlılık, bu ne şekerlik, bu ne ballık.
Cemile Topal; “Selamun Aleyküm ilmin kalesi, küfrün korkulu rüyası, müminlerin sığınağı, nurlu, mübarek Hocam.” MaşaAllah, ne güzel iltifatlar, inşaAllah öyle oluruz. “Hocam, PKK’nın saldırılarının artması, PKK sorununun çözümü için Allah’ın yarattığı bir fırsat, inşaAllah. Çözüm için en mühim vesile sizin kitaplarınız ve sizin açıklamalarınız,inşaAllah. Allah bizi hizmetinize hizmetçi kılsın, İslam’ın dünya hakimiyetine vesile kılsın,inşaAllah. Cemile Topal.”
Azerbaycan, Almanya, Diyarbakır, Mardin’den, her yerden kardeşlerimiz yazmışlar,maşaAllah.
Tamam, Cübbeli biraz bize Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatsın, Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdelesin, devam edeceğiz,inşaAllah.
VTR-Cübbeli, İttihad-ı İslam’ın Acil Kurulması Gerektiğini NihayetAnlattı (Flash TV - 10 Aralık 2010)
ADNAN OKTAR: Buyurun Hocam.
DİLEM HANIM: Estrağfirullah Hocam. Kaddafi memleketi Sirte’de kanalizasyon tünelinde saklanırken bulunmuş. Muhalifler yakaladığında da ‘beni öldürmeyin’ diye yalvarmış. Muammer Kaddafi’nin muhalif askerler tarafından linç edildiği ve cesedinin yerlerde sürüklendiği, tekmelendiği görüntüler tüm dünya televizyonlarında gösterilmiş.Ayrıca Kaddafi’nin oğlu Seyfulislamda ayağından vurularak yakalanmış.
ADNAN OKTAR: Tam Ortadoğu’da olan garibanlık ruhu, ezilmişlik ruhu; işte İslam’a, Kuran’a uzak olan insanlarda böyle bir felaket oluyor. Kaddafi Darwinist, materyalist yetişti; tam klasik sosyalist, komünist. Diyalektik felsefeyi savundu, Darwinist-materyalist felsefeyi savundu; beyni gitti, aklı gitti, Allah aklını aldı ve böyle perişan etti. Müthiş bir enaniyet ve gurur geldi, sonunda feci şekilde can verdi. Ki söyledim bak, çok önceden söyledim; “gel Türkiye’ye, Türkiye ile Libya’nın birleşmesi için bir şeyler söyle, Türk-İslam Birliği olsun, sende rahat edersin, çoluğunu-çocuğunu al gel, konuyu bir şekilde halledelim” dedim.“Aksi durumda seni yakalarlar, sonrada seni öldürürler” dedim. Sözümü dinlemedi ve aynen dediğim gibi oldu. Burunlarının dikine gidiyorlar, söz dinlemiyorlar, sonunda böyle oluyor.
Ah canımın içi, şu gözlerin güzelliğine, tatlılığına bak. Gözleri yakından çok güzel, maşaAllah. Onun gözlerine o rengi veren Allah, çünkü dışarıda madde saydam ve simsiyah karanlık vardır dışarıda. Allah beynimizde öyle renkli göstertiyor. Işığı Allah beynimizde yaratıyor, rengi beynimizde yaratıyor. Ve güzellikten etkilenmeyi de Allah yaratıyor. İnsan imanı derecesinde güzellikten etkilenir. Mesela ben çok şiddetli etkileniyorum, Allah’a hamd ediyorum.Mesela beni sevenlerde benden çok şiddetli etkileniyor, o da iman alametidir. O da imanın bir yansıması olmuş oluyor, ben de onlardan etkileniyorum ama küfürde böyle değildir. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) yolda giderken, yanında sahabeler var, yolda Ebu Cehil ile karşılaşıyor -bilinen bir kıssadır, doğru olan kıssa, inşaAllah,“Ya Ebu Kasım!” diyor -yani güya değer vermiyor, ismiyle hitap etmiyor, haşa-“Ne kadar çirkin insansın” diyor Peygamberimiz (s.a.v)’e. “Doğru söylüyorsun” demiş Peygamber Efendimiz (s.a.v). Sahabelerle yine yolda devam etmişler, sahabeler sormamışlar niçin böyle söylediniz diye. Yolda Hz. Ebu Bekir (r.a) ile karşılaşıyor, Hz. Ebu Bekir (r.a) böyle duruyor; “Ya Resulullah (s.a.v)! Ne kadar güzel insansın sen, ne kadar güzelsin” diyor. Böyle adeta hipnotize olmuş gibi bakıyor. “Doğru söyledin” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Sahabeler diyor ki; “Ya Resulullah (s.a.v)! Siz her ikisine de ‘doğru söyledin’ dediniz; o adam aksini söyledi, Hz. Ebu Bekir (r.a) doğrusunu söyledi ama siz her ikisine de doğru söylüyorsun” dediniz.”“Ben bir aynayım, bana bakan kendini görür” diyor. İman gözüyle baktıkları için Allah onun kalbinde müthiş bir muhabbet meydana getiriyor. O küfür gözüyle baktığı için onu göremiyor. Bize de küfür gözüyle bakan göremez, iman gözüyle bakan görür. Bizde iman gözüyle Müslümanlara baktığımız için, sevdiklerimize baktığımız için o güzelliği görüyoruz. O muhabbeti duyuyoruz, inşaAllah.
Nedir bu, Fatih Altaylı’nın bir yazısı var?
DİLEM HANIM: Evet Hocam. Fatih Altaylı, Abdullah Öcalan’ın hapisten bir örgütü yönettiğini söyleyerek, bu konuda neden savcıların harekete geçmediğini anlayamadığını ifade eden bir yazı yazmış. Öcalan’ın alenen örgütü hapisten idare ettiğini ve bunun bir suç olduğunu ifade ederek, neden Öcalan hakkında yeni davalar açılmadığını, terör suçundan neden yeniden yargı karşına çıkmadığını ve neden dosyasının her gün tekamül ettirilmediğini anlayamadığını söylemiş. Savcıları göreve davet etmiş.
ADNAN OKTAR: Abdullah Öcalan’a sekiz kere müebbet verildiğini farz et, ne değişecek? Zaten adam müebbet hapis cezası almış. “Örgütü oradan yönetiyor” diyor adam, akla bak, bir kere örgüt parti tarafından yönetiliyor. PKK tarafından yönetiliyor, komünist parti tarafından yönetiliyor ve partinin de yüzlerce, binlerce elemanı var. Adamlarda lider sıkıntısı mı var? Bu son baskını Abdullah Öcalan orada kendisi mi planladı? Bin bir türlü akıl verenleri var, yol gösterenleri var. Eski komünistler, savaş uzmanları bunlara taktik, teknik ve yöntem göstertiyorlar; neler yapmaları gerektiğini, nasıl hareket etmeleri gerektiğini söylüyorlar. İstihbarat bilgisi de veriliyor. Amerika’dan veyahut İsrail’den birçok kişi bunları destekliyor. Ama bunlar İsrail’in de düşmanı, Amerika’nın da düşmanı, şeytanın hizbi olan adamlar, yani deccale uyan takım bunlar. Yani İsrail’den gelmesi, İsrailli demiyorum ben onlara, şeytanın adamı bunlar. Çünkü İsrail’in de düşmanı, İsrail halkının da düşmanı onlar, Amerika’nın halkının da düşmanı bunlar. Kan arayan vampir takımı bunlar, gözü dönmüş psikopat takımı. Onun için bunları böyle Fatih Altaylı kafasıyla değerlendirmek çok yanlış olur. Abdullah Öcalan da yöntem bu değildir. Eğer samimi ise Habertürk’te gece-gündüz anti-komünist propaganda yapsın. PKK’nın ideolojisinin yanlışlığını anlatsın. Darwinist, materyalist, Marksist, Leninist sistemin geçersizliğini anlatsın. Diyalektik felsefenin, Stalinist düşüncenin yanlışlığını bilimsel metotlarla anlatsın. Bunu anlatmadıktan sonra, “tutuklayın bunları, hapsedin bunları,” bununla netice alamazsın. Bununla komünizm daha da gelişir, çünkü hapishaneleri onlar okul gibi kullanıyorlar. Çıktı mı daha da azgın, daha da gözü dönmüş olarak devam ediyor. Her tutuklananın ailesi bir süre sonra o tutukludan yana olmaya başlıyor. Birçoğu öyle oluyor, bir kısmı olmuyor tabii ama birçoğu da olmuyor. Dolayısıyla sürekli adam kazanmış oluyorlar. Çözüm bu değildir, çözüm bilimsel mücadeledir. Birçok demagojik konuşmalar yapılıyor Habertürk’te, boş konuşmalar yapılıyor akşama kadar; gece yarıları da boş konuşmalar yapılıyor çoğu zaman.O boş konuşmaları kessin; Leninizm’in, Stalinizm’in eleştirisini yapsın. Marksist, Leninist düşüncenin geçersizliğini bilimsel metotlarla anlatsın. Net netice alınır. Açmaza sokacak, boş şeylerle uğraşması yersiz olur. “Ona yeni davalar açılsın, dosyası tekmil edilsin” diyor. Ne netice alacaksın bundan sen? Hadi dediğinin doğru olduğunu düşünelim, yapıldığını düşünelim, ne netice alacaksın? Abdullah Öcalan’ın tamamen tecrit edildiğini düşün, PKK duracak mı? PKK dünya çapında faaliyet yapıyor, Abdullah Öcalan mı yönetiyor onu oradan? Parti var, partinin başında her zaman adam bulunur. Onu alırsan, bir başka lider konur; onu alırsan, bir başka lider konur. Adamın on binlerce, yüz binlerce elemanı var. Öyle olmaz. Tek çözüm bilimsel mücadeledir. Fatih Altaylı bilimsel mücadeleye yanaşmıyor, çünkü kendisi de Darwinist, kendisi de materyalist sistemi savunuyor. Darwinizm, materyalizm geçersiz diyebilir mi? Biz çıktık onun kanalına,Habertürk’e, adam şok oldu; Darwinizm’i bir seferinde, bir vuruşta yerle bir ettik. Beni kanalına çağırdılar, ben önden bizim çocukları gönderdim, bir paspas gibi çiğnediler; bende gittim ince detaylarına girdim, yerle bir oldular. Konu bitti. Fatih Altaylı ondan sonra şok oldu ve Habertürk’te bu çok büyük bir gerilime sebep oldu.Yani bizim Darwinizm’e böyle Habertürk vesilesi ile bu kadar büyük darbe indirmiş olmamız çok ağır psikolojik bir darbe olmuş oldu. Yiğit Bulut’a demedik laf bırakmadılar, acayip baskı yaptılar Yiğit Bulut’a. Solun kalemşörlerinden bazı kişiler, Fatih Altaylı da dahil, bir çok kişi akıl almaz bir baskı sistemi geliştirdiler. Ve ondan sonra çıkarttılar Darwinistleri, o acıyla; bilmeyen, cevap veremeyecek garibanları da çıkarttılar karşılarına, Darwinistlere rövanş alma imkanı sağlamak istediler ama yine biz bütün imkanlarımızla paspas gibi yine ezdik. İnternetten, her yerden yine ezdik. Onları yine kurtarmak için Fatih Altaylı devreye girdi fakat beceremedi. Çünkü ilk vuruş çok şiddetli oldu ve boş bulundu Fatih Altaylı. O zannetti ki ben çıkacağım, arkadaşlarım çıkacak, bir şey konuşamayacağız, felç olacağız. Alışmış ya! Darwinistlerin karşısında Müslümanlar genellikle eziliyorlar, dünyada hep böyle oluyor. Yine aynı şey olacak zannetti, vurdummu yüz takla attırdık. Neye uğradıklarını şaşırdılar. Asfaltla yerle bir ettik, böyle silindir gibi üstlerinden geçtik ve bir daha da toparlayamadılar. Yiğit Bulut’a demedik laf bırakmadılar; niye çıkarttı, niye bu vuruşu yaptırttı diye ama olan oldu bir kere. Ondan sonra bir daha bellerini doğrultamadılar Darwinistler. İşte eğer samimi isen ey Fatih Altaylı, demagoji yapma, vakit de kaybettirme, aç ekranlarını; Darwinizm’e, materyalizme, Marksizm’e, Leninizm’e öldürücü darbeler vuralım, bilimsel metotlarla.
“Selamun Aleyküm aslanlar aslanı Muhammed Adnan Hocam.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu, Ehlen ve Sehlen. “PKK’nın son saldırısından sonra televizyonda bu konuda çok sert konuşmalar izliyorum, herkes şehitlikten bahsediyor Hocam. Ben hem Darwinist, hem materyalist bir eğitim verip, sonra da Darwinizm ve materyalizmi savunarak, arkasından şehitlikten bahseden bazı kişiler görüyorum. Darwinist, materyalist bir kişi nasıl şehitlikten bahsediyor, ben bunu anlayamıyorum” diyor. Biz de anlayamıyoruz; hem Darwinist, materyalistsin, hem Allah’a,Kitap’a inanmıyorsun, hem de şehitlikten bahsediyorsun.
Şimdi kardeşlerimiz bir hayli yazı yazmışlar, şimdi biz bunların hangisine nasıl cevap verelim? O kadar çok ki. Yani her biri için en az iki-üç saat vakit ayırmam lazım. Ne yapacağım ben bilmiyorum. Yani çok kapsamlı sorular bunlar,inşaAllah.
“Selamun Aleyküm ferasetli canım Hocam.”Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Ne kadar ferasetlisiniz, maşaAllah. Her konuda, gerek PKK olsun, gerek sevgiyle ilgili söyledikleriniz ne kadar doğru ve isabetli,maşaAllah. Ağzınızdan bal damlıyor. ‘43 yaşında kız arkadaşlarım var, yirmi yaşında gibi gözüküyorlar. İmanla, Kuran’la, Allah sevgisiyle sevilince böyle oluyorlar’ dediniz, inşaAllah. Canım Hocam, bu şekilde bal kaymak konuşmaya devam ederseniz, yakında cümle sizi dinleyen arkadaşlarımla toplanıp yanınıza geliriz” diyor. Ne yapalım? Allah’a derin aşkla bağlılık, göğüslere şifa ve gençlik, dinçlik yanımda’ dediniz,inşaAllah. Mesajınızı aldık, bu bir davettir, davetinize icabet etmek gerekir. Yandınız canım Hocam” diyor. İftihar ederiz, iftihar, çok hoşumuza gider. Buyurun gelin, inşaAllah. Bazı kardeşlerimiz var,böyle Kuran’ı, İslam’ı anlamamış, Müslümanlığı anlamamış kişiler; işte Kaddafi’yi imal eden Müslümanlık anlayışı, Saddam’ı imal eden Müslümanlık anlayışı, bu terör örgütlerini imal eden Müslümanlık anlayışı. Bu ahmak kafa, bu ezik kafa, bu perişan kafa kadınlara karşı da çok acımasız; mesela kadınların kaşını alması haramdır, yüzünde herhangi bir değişiklik yapması haramdır. Bakıyorsun, sakallı-bıyıklı kadınlar ortaya çıkıyor; yani bakımsız, pejmürde. Daha da detayları var da, söylemek istemiyorum. Rezalet. Adamlar akıl almaz zevksiz ama onunda detaylarını vermek istemiyorum. Bakıyorsun, Allah ona uygun birisini veriyor; ne estetik, ne güzellik, ne kalite, ne derinlik, ne aşk, ne tutku, hiç bir şey yok adamlarda. “Kafirun ve kafirat, münafikun ve münafikat, onlar birbirlerindendirler” diyor Allah. O pis dünyalara bizi çekmeye çalışıyorlar. Ahmak, o yüzden bu hale geliyorsunuz, o yüzden bu kadar ezilip perişan oluyorsunuz. Aklınızı başınıza alın. Ve diğer mazlum Müslümanları da ezdiriyorsunuz o yüzden. Mesela Libya’da garibanları ezdirdiniz. Kaddafi klasik yobazdır; çok akılsız, hem materyalist, hem yobaz. Tam kütük. Enaniyetli, burnunun doğrultusunda giden bir tip. Bak, görüyorsunuz halini. Saddam da öyleydi, her türlü üçkağıtçılık vardı, hem aynı zamanda yobaz kafadaydı; bak,gördünüz neticeyi. Bunlar sanatı kabul etmez, sanatın hiç bir şeyini kabul etmez aşağı yukarı. Bilimi kabul etmez, sevgiyi kabul etmez, neşeyi kabul etmez, estetiği kabul etmez. Bunların bir kısmını bir parça insan özelliğine çektik aslında, bir parça ama yine de kafalarındaki o eşeklik gitmedi. Tam çözüme kavuşmak için Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru mevzu bahistir. Hz. Mehdi (a.s) talebeleri bu yobaz takımını, bu münafık takımını tam adam edecektir. Biz de talebeleri olduğumuz için güzel neticeler alıyoruz. Yani bunlara insan gibi yaşamayı, Müslüman gibi yaşamayı, kaliteli olmayı; güzel, iyi insan olmayı, sevgi dolu olmayı öğretiyoruz. Bütün dünyaya Müslümanları mahcup ettiler. Müslümanları böyle ezik, gariban, işte bir lokma, bir hırka giyer, tek bir ampul yanar. Mesela diyor ki; “çorbaya sinek düştüğünde sineği iyice batırın” diyor. Milletin içini dışına çeviriyor, midesini bulandırıyorlar. “Sineğin bir kanadında zehir, bir kanadında da panzehir vardır” diyorlar. “Sineği iyice çalkalarsan çorbanın içinde, güzel ala” diyor. Yani sineği iyice yedirecek, kopar hayvanın kanadı falan, düşer.“Sinek iyice dağılırsa çorba mükemmel hale gelir” diyor. “Panzehir ile zehir birbirine karışır, nötr hale gelir, çok şahane olur” diyor. O kadar çok ki iğrençlikleri. Ben bir tek bunu anlattığım için detay vermek istemiyorum. Ucu bucağı yok. Kaliteli olmayı, güzel olmayı, sevgi dolu olmayı hayretler içerisinde izliyorlar. Yani laf sokmak yok, Müslümanlara zulüm yapmak yok, Müslümanlara saldırmak yok, pislik yok, şu yok, bu yok, adam hayret ediyor, şaşırıyor. “Bu nasıl bir hayat” diyor. “Nur gibi insanlarsınız” diyor. Bu kaliteye, bu güzelliğe hayret ediyor. Hz. Süleyman (a.s)’a da şaşırmıştı yobaz takımı. Allah ona müthiş bir ihtişam vermişti, muazzam bir mescit yaptı. Muazzam güzellikler. 300 hanımı,700 tane cariyesi vardı. Annelerimize, Allah gani gani rahmet etsin, dünya güzeliydiler. 1000 tane hanımı vardı Hz. Süleyman (a.s)’ın. Annelerim dünya güzeliydi,maşaAllah. O devrin yobazları kudurmuşlardı. Tevrat’ta geçiyor, hadislerde geçiyor. Allah ona mesela çok güzel atlar sunmuş. Estetikten zevk alıyor, güzellikten zevk alıyor. Ruhu sevgi ile coşmuş. Allah diyor ki, “atların boyunlarını okşuyordu, bacaklarını okşuyordu” diyor; ayet, Kuran ayeti. “Sonra örtünün arkasına saklandılar” diyor. Tabii orada da özel bir işaret var. Teknolojinin bütün imkanlarını kullanıyor Hz. Süleyman (a.s); sanatın, estetiğin, güzelliğin bütün imkanlarını kullanıyor. Cayır cayır her yer altın. Birbirinden değerli taşlarla süsletiyor. Birbirinden güzel ağaç oymalarıyla süslüyor, güzel yapılar oluşturuyor; muazzam, muhteşem bir mimari. Kıyafetler şahane, insanlar çok güzel, hayat güzel, hitabet çok güzel; cennet hayatı gibi mükemmel bir hayat meydana getiriyor Hz. Süleyman (a.s). Bir de yobazların iğrençliğine bakın. Ah canımın içi, ah canımın içi! Acayip hoşuna gidiyor anlattıklarım, sevinçle dinliyor. Neler hoşuna gitti, anlat bakayım.
MİSAFİR:Bu anlattıklarınız bir model ve insanların gelişimine sebep olacak bir şey. İnsanlar yıllar boyunca karanlık içinde yaşadılar. Şimdi bunlar örnek olacak sözler, çok açık şeyler bunlar.
ADNAN OKTAR: Estetiğin, sanatın, güzelliğin hoşluğunu Allah bize cennette tarif ediyor ve dünyada da Hz. Süleyman (a.s) ile göstermiş ve Resulullah (s.a.v) ile göstermiş. Resulullah (s.a.v) gül yetiştiriyor. Canım Peygamberim benim. Benim güzel dedem. Geçimi için gençliğinde gül yetiştirmiş bahçesinde, onları, gülleri satıyormuş. Zaten kendisi sürekli gül kokar. Gülü çok seviyordu, maşaAllah; gül kokusunu. Mis gibi kokar. Bembeyaz dişler, süt beyaz; saçlar bakımlı, iki omuzunda, uzun ve buradan örmüş. Gözleri akıl almaz; simsiyah iri gözleri vardı. Baktın mı, tutkuyu ve derinliği en mükemmel şekilde ifade eden gözler. Bakan kadınlar, Allah aşkı ile aşık oluyordu Resulullah (s.a.v)’e. Zeynep Annemiz bir kere baktı o simsiyah gözlerine, aşık oldu; tutkuyla bağlandı. Ve Allah diyor ki;“sen utanıyorsun, söylemiyorsun ama senin de onda gönlün var” diyor. “Sen de onu istiyorsun” diyor Allah. Allah boşatıyor. Ve Resulullah (s.a.v)’e Allah Hz. Zeynep (r.a) Annemizi nasip etti. MaşaAllah. Zeyd, kölesinin hanımıydı.İnşaAllah. O da söyledi;“Ya Resulullah (s.a.v)! Ben boşuyorum.” Peygamberimiz (s.a.v);“aman aman boşama” diyor, utangaç olduğu için. “Aman aman boşama,”“aman aman boşama.” “Allah senin kalbini biliyor” diyor Cenab-ı Allah. “Sen istiyorsun” diyor, inşaAllah. “Utanmana gerek yok. Allah’ın sözü hak, bu yerine gelecek” diyor. Ve Allah’ın sözü yerine geliyor,inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v)’de müthiş bir kadın sevgisi vardı. Yobazların dediği gibi,böyle yaşlı, sakat kadınları muhafaza için evini kullanmıyordu. Öyle kadını da alır, ayrı mesele.Allah rızası için yapar ama düşkünler evi gibi bir yer değildi evi. Yani sakatları, hastaları topladığı bir yer değildi. Benim annelerim akıl almaz güzeldi. Münafıkların ciğerine ciğerine azap olsun. Halasının kızlarının, teyzesinin kızlarını, amcasının kızlarını, hepsini nikahladı Resulullah (s.a.v). Kendini hibe eden hanımları. Çok fazla hanımı vardı. Ağırlarına gidiyor, söyleyemiyorlar. Dilleri tutuluyor yobaz takımının, münafıkların.Ve münafıkların en ağrına giden de Peygamberimiz (s.a.v)’in bu evlilikleridir. Acayip ağırlarına gidiyor. Bir türlü açıklayamıyor adamlar. Allah aşkından alıyordu. Hanımlarına aşıktı Resulullah (s.a.v). Hanımları da Resulullah (s.a.v)’e aşıktı, hem de ne aşk, ne aşk. Gördüler mi adeta hipnotize oluyorlardı Resullulah (s.a.v)’i. Geniş omuzlu, simsiyah gözleri, saçları simsiyah, mis gibi kokuyor, bembeyaz kıyafeti. Bazen simsiyah giyiniyor. Orta boylu. Pehlivandı Peygamberimiz (s.a.v). Çok güzel, hoş, davudi bir sesi vardı. Üslup mükemmel, konuşma mükemmel. Nefis insan, mükemmel insan. Yobaz takımı delirdi, böyle kaliteli bir insanı görünce. Annelerimize olmadık iftira attılar o zaman o alçaklar. Hz.Ayşe (r.a)Annemize iftira attılar, yeri göğü birbirine kattılar. Resullulah(s.a.v)’e iftira attılar ama hiçbir şey elde edemediler.Allah bol bol nimet verdi Resulluah(s.a.v)’e. Aslan gibi yaşadı, aslanlar gibi de vefat etti Resulullah(s.a.v). Allah gani gani rahmet etsin benim güzel nurlu dedeme,inşaAllah.
Şeyh Ahmet Yasin Hocamızı dinleyelim. Bir ara verelim, devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Hocam hoşgeldiniz.
ŞEYMA HANIM: Hoşbulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir insana çarşaf bu kadar mı yakışır.
ŞEYMA HANIM: Sizin vesileniz ile,inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Güzelliğini on misli daha da arttırdı. Allah ilmini, ferasetini arttırsın. MaşaAllah. Sözün nur, yüzün nur,maşaAllah.
ŞEYMA HANIM: Vesileniz ile Hocam.
ADNAN OKTAR: İlmin mükemmel, bir ayet söyle, istirham edelim.
ŞEYMA HANIM:Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile. “Yer, o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı, yer, ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı, ve insan: "Buna ne oluyor?" dediği zaman; O gün (yer), haberlerini anlatacaktır. Çünkü senin Rabbin, ona vahyetmiştir. O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye, bölük bölük fırlayıp-çıkarlar. Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu görür.” Zelzele Suresi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Senden gördüler, birkaç kız arkadaşım daha çarşafa girdiler, maşaAllah.
ŞEYMA HANIM:Siz vesile oldunuz hepimize Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani...
ŞEYMA HANIM:Gece-gündüz özel ilgilendiniz,maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Buyurun Hocam.
DİLEM HANIM: Estağfirullah Hocam. Dün Oktar kardeşimiz bir radyo röportajı yaptı. 1240 WJAM Michigan radyosu ile. Program, bu kanal haricinde, Michigan civarındaki 10 genel radyoda aynı anda yayınlanıyormuş. Çok iyi geçmiş,maşaAllah. Türkiye’nin bölgedeki rolü sorulmuş. Oktar kardeşimiz de; Türk-İslam Birliği’nin nasıl barış, mutluluk getireceğini, tüm sorunlara çözüm olacağını; İsrail, Rusya ve Ermenistan’ı içine alacağını ve ayrıca İsrail ile Türkiye arasındaki gerginliğin sizin çalışmalarınız ile ortadan kalktığını anlatmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocamız ve diğer gençler maşaAllah Avrupa’yı, Amerika’yı sallıyorlar. Yobaz takımı dedikoduyla, fitneyle birbirleri ile uğraşırken; Müslümanlara eşek dili gibi dillerini uzatarak, olmadık fitne fücur çıkarırken; kardeşlerimiz İslam’ı, Kuran’ı, dini, imanı mükemmel anlatıyorlar. Müthiş bir hayranlık var. Amerikan ordusunda da anlatıyoruz, mason localarında da anlatıyoruz, her yerde anlatıyoruz. MaşaAllah, yok yok, her yerdeyiz, maşaAllah. Müslüman kadın dışarıda da bakımlıdır ama tabii eşiyle daha da bakımlı olur. Helali olursa, daha detaylı olur. Ama sen kadına sakal bıraktırırsan, bıyık bıraktırırsan, süslense ne olur o? Mahvetmiş oluyorsun sen o çocuğu. Bir de, “saçı döküldüğünde peruk olmaz” diyor. Arkadaşlarının yanına o şekilde gönderiyor. Allah imtihan vermiş. Ne güzel çocuk,nur gibi, gayet güzel görünür. Niçin mahcup ediyorsun? Saçının yarısı var, yarısı yok; sokakta öyle gezdirilir mi genç kız? Ne kadar akılsız insanlar, ne kadar garip şey. Kadının kendine bakım yapması, elini yüzünü temizlemesi, bakımlı olması onun değerini arttırır, kaliteli olduğunu gösterir. Nezih olmasını teşvik etmek lazım, hoş görünmesini teşvik etmek lazım. Tabii ki eşine de ayrıca detay olarak süslenecektir; o apayrı bir şey,inşaAllah. Evet, buyurun Hocam.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam. Norveç Oslo’da da konferansımız gerçekleşti,maşaAllah. Resimlerde var konferanstan. Oslo’da Altuğ Eti ve Oktar kardeşlerimizin geçen günkü konferansları ve fosil sergisi çok iyi geçmiş,maşaAllah. Çoğunluğu Müslüman, üniversiteli gençlerden oluşan ve yarısını hanımların oluşturduğu 200 kişi kadar topluluğa, Darwinizm’in geçersizliği, evrenin yaratılışı, soru cevap kısmında ahir zamanda olduğumuz, ahir zaman alametleri ve detaylı olarak hayal vehim anlatılmış. Caminin imamı olan ve Avrupa’da fetva kurulunda Yusuf Kardavi ile birlikte İslam Alimleri Kurulu’nda olan imam, sizin kitaplarınızı Arapça olarak okuyormuş. Oğlu da sizin çalışmalarınızı çok iyi takip ediyormuş.
ADNAN OKTAR: Helal olsun Hocalarıma. Bak, nur gibi. Bulundukları yerler tertemiz, kendileri tertemiz, anlattıkları konular tertemiz. Helal olsun,maşaAllah, elhamdülillah. Bayağı güzel. Allah ilimlerini, feyzlerini arttırsın. Hocalarımız birbirinden değerli,maşaAllah.
“Yani öyle seviyorum ki sizi, tarif edemiyorum Hocam” diyor. MaşaAllah, çok güzel; üslup çok şeker.
“Aman canım Hocam, Peygamberimiz (s.a.v)’i öyle güzel anlattınız ki, öyle muhteşem anlattınız ki, maşaAllah, ta Şeyh Ahmet Efendi’yi dinleyelim deyinceye kadar, boynumuz sağa meyilli, yüzümüzde büyük bir hayranlık ifadesi ile kalakalmışız. Birden gözlerimizi kırpıştırıp, dünyaya döndük isteksizce. Nasıl tatlı bir atmosferden çıktık, o zaman anladım. Şimdi kendimize nasıl geleceğiz Hocam? Üzerimize güzel bir hal geldi” diyor, maşaAllah. “Güzel bir hal geldi” diyor.“İçimizde sevgiden, sevinçten ağlamak hissi var, maşaAllah” diyor bir hanım kardeşimiz.
Başka var mı anlatacağın?
DİLEM HANIM: Var Hocam, inşaAllah. Sedat Laçiner, PKK ile ilgili bir yazı yazmış, Star Gazetesi’nde; sizin PKK konusundaki açıklamalarınızı teyit eden bir yazı. PKK’nın büyük Kürdistan’ı kurmak istediğini, PKK ile bir anlaşma yapıp, Van, Urfa, Batman, Mardin, Bitlis gibi şehirlerimizi vererek terörden kurtulacaklarını sananlarının yanıldıklarını, çünkü böyle bir durumda, terörün durmak bir yana, kat kat artacağını, PKK’nın Türkiye’nin geri kalan bölgelerine saldırmaya devam edeceğini belirtmiş. Öcalan’ın hapisten çıkmasında, terörün durması için değil, aksine pazarlık imkanı arttırıp daha fazla terör olayı gerçekleştirmek için istediklerini ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Aynen dediklerimin tekrarı, maşaAllah. Evet, başka neler var anlatacağın?
DİLEM HANIM: Haberlerden var Hocam. Cengiz Çandar ve MümtazerTürköne, PKK içinde iki farklı çizgi olduğunu belirten birer yazı yazmışlar. Birinci çizgiyi temsil edenlerin, devrim halk savaşını savunduğunu ve bunu da şiddet ve terör kullanarak yaptıklarını, dolayısı ile askerlerimizi şehit edenlerin bu çizgi olduğunu belirtmişler. Öcalan ve Karayılan tarafından temsil edilen çizginin ise daha makul olduğunu, dolayısı ile Öcalan ve Karayılan’ın eli kuvvetlendirilerek, yani bırakılarak, PKK’da terör yanlısı olanların zayıflatılacağını iddia etmişler.
ADNAN OKTAR: Komünizmi tanımıyorlar, Stalinizm’i tanımıyorlar. Halbuki o, komünizmin, terörün, komünist dünya hakimiyetinin bölge hakimiyetinin ilk kıvılcımı, o söylediği şey. Yani o etkiyi meydana getirecek bir tavır o. Demin ki yazı da bunu teyit eder mahiyette. Benim aylardan beri anlattığımı, bak o arkadaş çok güzel kavramış. Ama bu arkadaşlar kavramamış gibi görünüyorlar. Kavramamışlar değil de, anlamamazlıktan geliyorlar. Çok ciddi bir tehlikedir Stalinizm. Stalinist-komünist terör ve Stalinist Kürdistan, Büyük Kürdistan çok çok büyük bir tehlikedir. Bütün Türkiye’yi, bölgeyi yutacak bir tehlikedir. Bu tehlikeyi görmeleri lazım, doğru mu?
“Hocam, o zümrüt yeşili gözlerinizle şöyle ekrana heybetli dönseniz, hepimize baksanız; gözünüzün içine bakıp, sizi dinlemeye can atan bizleri şereflendirirsiniz. Lütuf buyurursanız, yandan tüm heybetinizle gözümüzün içine baksanız, bizi heyecandan, münafıkları da korkudan tir tir titretirsiniz. Gözümüz, gönlümüz nurlansa, ruhumuz coşsa, bayram etse. Size doyamıyorum Hocam, doyamayacağım da. İmkanı, kabili yok Allahualem. Böyle bir aşk olamaz” diyor. Öyle demeyelim de, vardır da, nasıl diyelim? Çok güzel. O anlamda diyor zaten, çok şahane anlamında; Türkçe’de o anlamda kullanılır. Yine de öyle demeyelim. “Yerimde duramıyorum” diyor. MaşaAllah. Ne güzel sevgi bu,maşaAllah.
“Programa artık her gün değil, her 15 dakikada bir, birbirinden güzel tatlı, bal arkadaşlarım çıkmaya başladı.” Sana tatlı ve bal olduğunu söylüyor. Ve çok güzel olduğunu söylüyor. “Hepsi çok şekerler” diyor. “Kesinlikle kıskanmıyoruz, çok hoşumuza gidiyorlar” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi biraz Cübbeli’den dinleyelim. Şahane anlatıyor ahir zamanı, Mehdiyet’i.
VTR- Cübbeli Ahir Zamanı ve Mehdiyet’i Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Şeyh Ahmed Yasin Hocamız ne mübarek insan; ne mütevazi, ne güzel insan, ne güzel ahlaklı, ne delikanlı, ne yiğit insan; ne kadar candan insan. Ne güzel bir ocakta yetişmiş. Şeyh Nazım Hocamız, nur, dünya tatlısı; kim gitse nura gark oluyor. Mürşitlerini çok güzel yetiştirmiş. Onların aldıkları ahlak etrafa o kadar güzel yansıyor ki, maşaAllah. Bir sohbet toplantısı oluyor, acayip,bayram havasında oluyor. Çok güzel. Her toplantısı bayram havasında. Ama şeyhimize dua; Allah neşe versin, sevinç versin, sağlık-sıhhat versin, ömrünü uzun etsin. Hocamıza yaşlı demesinler. Daha dur, Bismillah. 80 yaşında olmaz yaşlı. 100’ü aştıktan sonra yaşlı diyeceğiz, inşaAllah. Tevrat’ta da geçiyor, 120 yaş normal yaştır, insan yaşı, inşaAllah. Hocamız daha gençliğinde, daha acele eden bir üslup olmaz, inşaAllah. Hocamız, “ben yaşlandım” falan diyor ya, Şeyhimiz, biz kabul etmiyoruz, inşaAllah. Bu üslup kabul etmediğimiz. Bir tek bunu kabul etmiyoruz; her dediğini kabul ediyoruz, bunu kabul etmiyoruz,inşaAllah. Allah uzun ömür versin Şeyhimize,inşaAllah.
Şu gözlerin güzelliğine bak,maşaAllah. Cennetten gelmiş gibi,maşaAllah. Ahlakı mükemmel, kültürü mükemmel, saygısı mükemmel, nezaketi mükemmel, temizliği mükemmel; çok sevecen, çok muhterem, çok değerli bir insan.
LEYLA HANIM:Vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hizmeti çok güzel İslam’a, Kuran’a. Akşama kadar İslam, Kuran için var gücüyle gayret ediyor, elhamdülillah, maşaAllah. Anneleri de dünya tatlısı; tam Çerkez annesi. Renkli gözlü, çok güzel anneleri var,maşaAllah.
LEYLA HANIM:Sizi çok seviyor hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Buram buram Anadolu kokuyor; tam Anadolu annesi, çok şeker. MaşaAllah.
Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...