ADNAN OKTAR: Darwin’in evrim teorisi ortaya atıldığında bilim henüz daha gelişmemişti. Mikroskoplar çok ilkel, teknik aletler ilkel, biyoloji ile ilgili bilgiler çok ilkeldi ve en önemlisi fosillerin çok az bir kısmı bulunmuştu. Şu an 100 milyon fosil bulunmuş durumda. Bu 100 milyon fosile baktığımızda hemen hemen tamamının çok belirgin şekilde muhafaza edildiğini, çok net olduğunu, hatta bir fotoğraf gibi net olduğunu görüyoruz. 100 milyon fosilin ortak özelliği hepsi yaratılışı ispat eder mahiyette, hiçbir değişim yok. Çekirge, aynısı çekirge. 120 milyon yıldan beri çekirge, kurbağa, 130-140 milyon yıldan beri kurbağa. Hiç bir hayvanda değişiklik olmamış. Buna rağmen evrim teorisinin bu kadar pervasız olması, halkı bu kadar rahat kandırması bu yüzyılın büyük bir mucizesi. İnanılır gibi değil yani. Profesörlerin, aydınların, aklı başında insanların kitleler halinde, milyonlarca insanın böyle bir teoriye inanması çok büyük bir mucize. Teori her yerinden batmış bir teori ve çok ilkel bir teori. Ta Sümerler devrinde ortaya atılmış bir pagan inancı bu. İşte bataklıkta, çamurda proteinler oluşuyor. Proteinden hücreler oluşuyor, hücrelerden bazı canlılar oluşuyor. Canlılardan kaş, göz, kulak, burun çıkıyor ve onlar da Paris’i, Londra’yı, büyük şehirleri kuruyorlar. Laboratuvarlar meydana getiriyorlar ve bu meydana gelen varlıklar kendilerini laboratuvarda incelemeye başlıyorlar bu sefer. Diyorlar ki; Biz bataklığın içinden nasıl böyle bir insan oldukta bu hale geldik, bir bakalım. Bataklıktan bir numune alalım, nasıl olmuşuz diye araştırma yaptığına inanıyorlar. Yani bunu beş yaşında çocuğa söylesen inanmaz. İnanılır gibi değil. Çok çok çok büyük bir mucize. Yani insan şaşkınlıktan şaşkınlığa düşüyor. Koskoca insanların buna inanmasına, hayretler içinde kalıyor. Mesela proteinlerin meydana gelmesi. Tamam diyelim ki, öyle bir çocukça birşeyine inandıklarını düşünelim. Proteinin tesadüfen meydana gelmesi, teknik olarak, bilimsel olarak mümkün değil zaten. Yani hiç bir yerde, hiç bir zaman için tesadüfen oluşmuş bir proteine rastlanmamıştır. Ortam oluşturulduğunda da, teknik ortam oluşturulduğunda da, suni ortamda da protein hiçbir şekilde oluşmuyor. Çünkü, bir proteinin oluşabilmesi için, yani mesela herhangi bir gazetenin, bir kova mürekkep serpilmesi sonucunda oluşması lazım oradaki bütün yazıların. Bu ne kadar mümkünse, o da o kadar mümkün. Fakat akıl alacak gibi değil. Yani her safhası için mucize diyorlar. Mesela diyoruz ki, peki hücre nasıl oluştu, o da mucize diyor. Peki hücre çoğalma emrini nasıl verdi diyoruz, o da mucize diyor. Peki göz görme, kulağın duyması gibi olaylar, yani bunların oluşması için hücreler nereden emir aldı diyoruz. O da bir mucize diyor. Beynin içerisinde elektriği, yani gözden gelen elektriği beyin görüntü olarak alıyor. Dünyanın en mükemmel televizyonunda bu yok şu an. Yani üç boyutlu, bu kalitedeki net görüntü, dünyada hiçbir teknolojide daha elde edilemedi. Fakat şu kadarcık bir et parçasının içerisinde bu oluşuyor. Bu çok çok büyük bir mucize ve metafizik bir olay, çünkü bu görüntüyü bir de gören biri var. Yani birisi bu elektriği görüyor. Mesela ben şimdi senin görüntünü görüyorum. Elinde defter var, benim de burada kağıtlarım var. Senin elindeki defter ile benim kağıtlarım beynimde aynı yerde oluşuyor ve tam net renkli bir görüntü olarak, üç boyutlu bir görüntü olarak oluşuyor. Bu nasıl oluyor. İşte gözümden senin ışık ışınları ve bundan ışık ışınları geliyor, irise geliyor. Ters dönüyor o görüntü, o orada elektrik enerjisine dönüşüyor. Elektrik enerjisine dönüşüyor. Kapkaranlık siyah beynin içerisine bu elektrik enerjisi giriyor. Bu görüntüye ait elektrik enerjisini biz beynimizin içinde çok net, renkli, üç boyutlu ve gerçekten varmış gibi yani çünkü ben sana bakarken şu an gerçekten uzağımda oturuyorsun zannediyorum seni. Yani öyle görünüyor. Halbuki beynimin içinde bir görüntüsün sen. Sen dışarıda varsın ama beynimin içinde görüntü olarak oluşuyorsun. Yani ben senle bir monitör kanalıyla bağlantı kuruyorum. Beynimde çok kaliteli görüntü gösterten bir monitör var, o monitörün başında seni seyrediyorum. Sen de beyninde beni kendi monitörünün başında seyrediyorsun. Bir insan bu monitörün dışına çıkıp asla karşıdaki görüntüye doğrudan ulaşamaz. Yani hiç bir varlık bunu yapamaz. Herkes monitörün başındadır. Mesela çekim yapan kameraman da aynı şekildedir, devlet idare eden kişiler de. Mesela bir fabrika sahibi fabrikasının önüne gittiğinde, fabrikasının beynindeki görüntüsünü görür. Fabrikasıyla hiçbir şekilde bağlantıya geçemez. Dolarlarını sayan bir insan, beynindeki dolarları sayar. Yani monitördeki dolarları sayar. Hiç bir zaman dolarlarla direkt bağlantıya geçemez. Onun hissini alabilir, görüntüsünü alabilir. Mesela yiyecek için de böyledir. Mesela, elma yiyen insan direkt elmayla bağlantıya geçemez. Elmanın kokusuna ait beynindeki algıyı alır, görüntüsünü alır, tat hissini alır ve dokunma hissini alır. Yani beş duyuyla alır, bu beş duyunun toplamına elma der. Dışarıda elma var ama o elmanın hayaliyle muhatap olur. Hiç bir şekilde elmayla muhatap olmaz. Mesela, Darwinislerin hiç cevap veremeyeceği, metafizik, olağanüstü bir olaydır bu. Darwinistler dikkat ederseniz hiç bu konuya girmezler. Halbuki çok çok büyük bir olaydır bu. Peki fosiller babında giriyorsunuz. Orda da olay açmazda onlar açısından. Herşeyi mucize ile anlatıyorlar. Peki mucizeyi kim yapar? Sürekli bir mucizeden bahsediyorlar. Mucizeyi yapan kim diyoruz, tesadüf diyorlar. Şimdi tesadüf dünyanın en şuursuz varlığıdır. Tesadüf ne yapar? Etrafa mesela bir avuç kum alır saçarsın. Oraya buraya biçimsiz şekilde dağılır. Ayrı, onu da yaratan Allah’tır ama onun sonucunda orada güzel, düzgün bir şiir, düzgün bir makale oluşmaz kumlardan. Karmakarışık birşey oluşur. Demek ki, tesadüf hiçbir şey yapamıyor. Darwinizm’in temel inancı tesadüftür. Nereye dönsen tesadüf. Mesela göz nasıl oluştu diyoruz. Tesadüfler sonucu, kulak nasıl oluştu, tesadüfler sonucu. Peki bu kadar şuursuz, bu kadar akılsız olan atomlar nasıl bu kadar akıllı ve şuurlu olan varlıklar meydana getiriyorlar. Yani birgün çamurlu sudaki gözü görmeyen, kulağı işitmeyen, dokunma hissi olmayan, koklamayı bilmeyen, düşünemeyen atomlar bir gün diyorlar ki, biz bir araya gelelim, bir protein oluşturalım. Çok karmaşık ama olsun yapalım. Ama muazzam bir karmaşık bir yapıyı çok itinalı bir şekilde yapalım. Sonunda bundan bir hücre oluşturalım diyorlar kendi aralarında. Sonra hücreye et kemik oluşturalım ve mükemmel bir sistem meydana getirelim. İçine mitokondri koyalım, koful koyalım, kromozomları yerleştirelim. Bu kromozomlara da o canlının milyonlarca bilgisini kodlayalım. Ama bir kütüphane dolusu bilgi yani. Bir kromozomun içinde mesela İngiltere’deki büyük bir kütüphanede bulunan kitapların tamamı kadar bilgi var toplam olarak. Bu bilgiler sadece bir hücrenin içerisinde var. İnsanda da milyonlarca, milyarlarca hücre var. Her birinde ayrı bir kütüphane dolu. Yani İngiltere’deki büyük kütüphaneden milyarlarca insanın içinde dolu bilgi olarak. Bunlar nasıl oldu diyoruz? Bu da tesadüf diyor. Peki böyle bir teoriye insanların inanması nedir? Mucize, mucize, mucize. Yani şeytanın insanlarla böyle alay etmesi dünya tarihinde görülmemiştir. Yani dünya yaratıldı, yaratılalı bu kadar büyük bir alay, bu kadar büyük bir eğlence şeytan açısından olmamıştır. Herhalde şeytan yerlere yatarak gülüyordur insanların bu haline. Yani buna nasıl inanıyorlar diye. Fakat bundan sonra Darwinizm’in insanları kandırma gücünü tamamen yok ettiğim kanaatindeyim İnşaAllah. Özellikle bu Yaratılış Atlası ile. Bundan sonra elini kolunu sallaya Darwinizm herkesi kandırmaya gücü yetmeyecek. Çünkü artık güneş doğmuştur. Güneşi insanlar bir kere gördüler. Perdenin kenarından da olsa gördüler. Bundan sonra buna dünyada kimse inanmaz. Dikkat edersen basında, gazetelerde Darwinizm ile ilgili hiç yazı çıkmıyor. Yani yeni fosil bulundu, yeni kafatasları bulundu diye eskiden milleti aldatıyorlardı. Ara fosil bulduk gibisinden. Ne olduysa böyle zınk diye kesildi. Yok şimdi.
MUHABİR: Peki Hocam, Avrupa’da evrim teorisinin bu kadar yaygın olmasını neye bağlıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle bir büyü yaptılar adeta büyü. Bilim adamları herşeyi çok iyi bilir. Aman siz hiçbir şeye karışmayın, sizin kafanız o kadar çalışmaz, az çalışır. Bilginiz, kültürünüz de yetersiz. Bunlar karmakarışık işler. Latince kelimeler var bak burada, karmakarışık durumlar var. Siz bunu laboratuvarda gidip araştıramazsınız. Biz sizin yerinize bunları düşündük, siz tesadüflerle oluştunuz. Siz bu işi karıştırmayın, bize bırakın. Ama buna inanmazsanız da eğer okuldaysanız sizi okuldan atarız. Öğretim üyesiyseniz görevinizden alırız. Üniversite imtihanında da sorduğumuzda tam bizim dediğimiz gibi cevap vereceksiniz. Eğer yanlış cevap verirseniz, hayır ben buna inanmıyorum derseniz, o soruda başarısız olmuş olursun ve dolayısıyla sınıfını geçemezsin. Sınıfını geçmen için, Darwin doğru söyledi diyeceksin. Bu tarz bir mantık geliştirdiler. Bu bir dayatma işte, anti demokratik bir dayatma ve resmi himaye altında. Dünya devletlerinin resmi himayesi altında şu an Darwinizm. Dünya devletlerinin yüzde 95’i resmi olarak Darwinizm’i himaye ediyor. Yani sıkıysa birisi çıksın, Darwinizm’e karşı birşey söylesin. Bak ben çıktım, Darwinizm’e karşı tavır koydum, önce bir deli olduğumu ilan ettiler senelerce. Tımarhanede yatırdılar, biliyorsun akıl hastanesinde yatırdılar on ay. 300 tane akıl hastasının içerisinde yattım. Yedi tane adam öldürdüler akıl hastaları orada. Sonra arkasından o yetmedi emniyete götürdüler, yiyeceğime, içeceğime kokain karıştırdılar ve böylece benim kanımda kokain çıkmasını sağladılar. Ben de bunu adli tıpta ispat ettim. Bunun emniyette yiyeceğime karıştırıldığını. Adli tıptaki uzmanlar tarafından verilen raporla bunu ispat ettim ve mahkeme de bunu onadı. Bana bir komplo yapıldığı kararına vardı mahkeme ve böylece kurtuldum. Bunun önü arkası gelmedi. Buna ait olarak mesela, dokuz kere suikaste uğradım. Yani Darwinizm’e karşı olmak o kadar kolay olan birşey değil. Defalarca gözaltına alındım, sebepsiz. Savcılık talimatı olmadan. Şimdi de halen baskılar devam ediyor, herkes biliyor bunu. Bunlardan kimsenin haberi olmuyor. Mesela, Türkiye’de de bir bilim adamı, Darwinizm’e karşı olduğu için görevden alındı. İngiltere’de gene bir bilim adamı görevinden alındı. Yani üniversitelerde Darwinizm’e inanmayan bir insanı yaşatmazlar, mutlaka görevinden alırlar. Bu çok antidemokratik ve çok anormal bir tavır. Gücünüz yetiyorsa, bilginiz yetiyorsa çıkın tartışalım. Mesela ben Dawkins’e söyledim, haber gönderdim. Gel tartışalım dedim. İstersen ben oraya geleyim orada tartışalım dedim. Veyahut bir tane ara fosil göstert, 10 trilyon vereceğim dedim. Çıt yok, ne fosil göstertebiliyor, ne tartışmaya geliyor, ne de benim tartışmaya oraya yanına gelmemi istiyor. Peki kardeşim o zaman sen ne istiyorsun. Demek ki tartışacak gücün yok. Tartışacak bir bilgin de yok. Demek ki yenilmişsin, demek ki artık insanlar uyanmış. Demek ki insanlar böyle yalanla, doğru olmayan sözlerle kandırılamıyor demek ki. Bu ortaya çıktı.
MUHABİR: Peki evrim teorisinin dünyadaki etkisi ne? Yani toplumumuzda evrim teorisinin Avrupa toplumunda, batı toplumunda evrim teorisinin etken olması sonucunda ne gibi etkileri oldu toplum, insanlar üzerinde?
ADNAN OKTAR: Komünizm, Darwinizm’den sonra ortaya çıktı ve komünizm doğrudan Darwinizm’e dayanır. Faşizm bütün felsefesini Darwinizm’den alır. Vahşi kapitalizm bütün felsefesini Darwinizm’den alır. Emperyalizm, sömürgeci emperyalizm, bütün düşüncesini Darwinizm’den alır. Bütün terör örgütleri, dünyadaki bütün terör örgütlerinin tamamı Darwinist düşüncededir ve hepsi Darwinist eğitimden geçmiştir. Veyahut işte uyuşturucu vererek, aklını yok ederek bazı akli dengesi yerinde olmayan insanları çok nadir kullanıyorlar ama genelinde hep Darwinistlerden seçilir böyle kişiler. Yani Avrupa’da Darwinist eğitimden geçmiş kişilerdir. Veyahut başka yerde Darwinist eğitimden geçmiş kişilerdir bunlar. Aksini de pek göremezsin. Demek ki dünyayı herc ü merc eden, dünyada bu kadar kan dökülmesine sebep olan düşüncenin ana kaynağı Darwinizm. Ben bunu kitabımda çok geniş teknik olarak, bilimsel açıdan çok detaylı anlattım. Artık dünya bu beladan uyanıyor. Hz. İsa’nın zuhuru yaklaştıkça, bu tip garip inançlar, yanlış inançlar, put inançlar, pagan inançlar da yeryüzünden temizlenmeye başladı. Hz. İsa geldiğinde de tertemiz bir dünyaya gelecek. Ne Darwinizm olacak, ne faşizm olacak, ne komünizm olacak, ne de diğer sapkın ideolojiler. Tertemiz bir dünyaya Hz. İsa gelecek ve o geldiğinde de dünyada tek bir din, tek bir sistem oluşacak. Bu da İslam dinidir. İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olacak inşaAllah. Mehdi zuhur edecek. Mehdi’nin zuhurunu görecek insanlar, Hz. İsa’nın zuhur ettiğini görecekler, Darwinizm’in çöktüğünü görecekler. Bu yüzyıl hep mucizeler, olağanüstü olayların çağıdır ve dikkat ederseniz sürekli olağanüstü olaylar oluyor. Depremler aynı şekilde, diğer olaylar aynı şekilde. Bunların hepsi Hz. İsa’nın iniş alametleridir ve 300’e yakın alamet vardır, hepsi oluşmuştur. Mesela Afganistan’ın işgali Mehdi’nin zuhur alametidir. Irak’ın işgali aynı şekilde, Fırat’ın suyunun kesilmesi, barajla kesilmiştir. Aynı şekilde Mehdi’nin zuhur alametidir, aynı zamanda İsa’nın iniş alametidir, zuhur alametidir. Kuyrukluyıldızın çıkışı, Halley kuyrukluyıldızı biliyorsunuz çıkmıştır. Güneşte büyük bir alamet olması. Yüzyılın en büyük güneş patlaması olmuştur, bu yüzyılda olmuştur. Bu da Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın çıkış alametlerindendir. Buna ait çok çok fazla alametler var, yani saymakla bitmez. Hepsi zuhur etmiştir ve çok önemli bir nokta. Bunların tamamı 20-30 yıl içerisinde olmuştur. Yani 20-30 yıl içerisinde bu alametlerin tamamı oluşmuştur. Tarihte hiçbir devirde bunlar oluşmamıştır bir arada. Hatta Peygamberimiz (sav) detay vermiştir. Ramazan ayında 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulacak diyor Peygamberimiz (sav). Aynısıyla olmuştur. Hatta 2 yıl üst üste olmuştur. Ramazan ayına rast gelmiştir. 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları. Bu mucizelerden ve İncil’in izahlarından, Kuran’ın işaretlerinden, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden Altınçağ’a, güzel bir çağa girdiğimizi anlıyoruz. Muhteşem bir çağ olacak. Darwinizm’e insanlar gülecek önümüzdeki on yıl içerisinde. Biz buna nasıl inandık, nasıl bu koskoca profesörler, bilim adamları buna inandı diye kendileri de şaşıracaklar, halk da şaşıracak. Yani şeytana nasıl bu konuda kandık, bizi nasıl kandırdı diye şeytanın gücüne de hayret edecekler. Çünkü şeytan aklı zayıf, gücü zayıf bir varlıktır. Buna rağmen insanları kandırmıştır ve büyük bir mucize olmuştur. Ama bu yüzyıl artık inanç çağıdır. Dikkat ederseniz Avrupa’da Nicolas Sarkozy’nin açıklamaları oldu benim kitabımı okuduktan sonra. Çok değişmiş Nicolas Sarkozy. Mesela diyor ki, son açıklaması bu: “Acılara din değil, dinsizlik neden oldu”. Bu ne demektir? Evrim teorisinin etkisinden olduruyor bütün terör olayları, çektiğimiz acılar bundan olduruyor. Çok veciz ve kısa bir cümle bu. “Her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan Yüce Allah’tır”. Her insanın kalbinde vardır diyor Yüce Allah. “İnsanı esir kılmayan, onu özgür kılan Allah’tır. İnsanların ölçüsüz kibrine ve deliliğine karşı, bir sur olan, engel olan Allah’tır. Tüm farklılıkların ötesinde sürekli olarak insanları bir alçakgönüllülük ve sevgi mesajı, barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır.” Fransız gazeteleri Sarkozy’nin açıklamaları karşısında şok yaşadı. Le Monde; “Kimse bu kadarını beklemiyordu” diye haber yaptı. Mesela Tony Blair’ın açıklaması var: “Dini inancın önemini anlamadan çağdaş dünyayı anlayamazsınız.” Bak, “Dini inancın önemini anlamadan çağdaş dünyayı anlayamazsınız.” Önce dini inancın önemini anlayın diyor. Kim diyor, Tony Blair diyor. Benim kitabımı okuduktan sonra, olağanüstü bir değişikliğe uğradı. “Dini koruyun ve onun iyilik için bir güç olmasına yardım edin.” Dinin korunmasını istiyor. Tony Blair, bir röportajında akşamları Kur’an okuduğunu, MaşaAllah, ve ünlü sanatçılara Kur’an hediye ettiğini söyledi diyor. Bak hem Kur’an okuyor, hem de Kur’an hediye ediyor. Bunu kim yapıyor, Tony Blair yapıyor. Sosyalist, Darwinist bir insan bakın ne kadar güçlü bir değişime uğramış. Bütün Avrupa aydınları da aynı çizgideler. Avrupa aydınları gerçek ve doğru karşısında asla direnmezler. Gurur da yapmazlar. Bak mesela, Tony Blair gurur yapmadı, doğrudan gereğini yaptı. Nicolas Sarkozy de öyle. Tebrik ediyorum, hiç gurur yapmadı, gereğini yaptı. Çok güzel bir gelişme bu. Atlastan sonra tabi basında da çok büyük, sansasyonel haberler oldu. Bu da Darwinizm’in etkisini göstertiyor. Mesela, Almanya’da anket sonucu; Die Welt gazetesinin internet sitesinde Yaratılış konulu bir anket düzenleniyor. Katılımcıların, dikkat edin yüzde 86’sı Allah yarattı diyor. Yerle bir olmuş Darwinizm Almanya’da. MaşaAllah. Belçika De Morgen gazetesinin haberine göre; Belçika Antwerb Üniversitesi’ndeki Müslüman olmayan öğrencilerden on kişiden altıdan fazlası, maymundan geldiğine inanmıyor. Müslüman öğrencilerden ise diyor, on kişi arasından sekizinden fazlasının evrim teorisinin tamamen bir saçmalık olduğunu düşünüyor diyor. Bak ondan sekiz kişi inanmıyor Darwinizm’e. Müthiş birşey. Danimarka, Ekstra Bladet gazetesinin internet sitesinde; insanların maymundan geldiğini düşünüyor musunuz sorusuna Danimarka halkının; dikkat et, yüzde 88’i hayır diyor. Maymundan geldiğini düşünmüyorum diyor yüzde 88’i. Müthiş bir oran. Bu Avrupalıların ne kadar samimi olaya yaklaştıklarını göstertiyor. Mesela, Danimarka Gazetesi; “Darwinizm Türkiye’de öldü.” Diyor. Bakın yani, baygın demek ayrıdır, yaralı demek ayrıdır, güçsüzleşti demek ayrıdır, öldü ne demek? Bitti demektir. Gerçekten de öyle. Şu an Türkiye’nin yüzde 95’i Darwinizm’e inanmıyor. MaşaAllah. Mesela Güney Danimarka Üniversitesi de, atlasın eğitim sistemlerine, bak eğitim sistemlerine derinden etkileyeceğinden endişe ettiğini söyledi diyor. E doğru tabiki, Marksist, faşist, emperyalist bütün görüşleri yerle bir edecek bir gerçek ortaya kondu. Tabiki yok edecek.
MUHABİR: Hocam aslında şu ana kadar dünya üzerinde bu konuda tek mücadeleyi siz tek başınıza veriyorsunuz. Sizin Avrupalı aydınlardan veya ilmi kuruluşlardan bir beklentiniz var mı? Bu çabanıza herhangi bir destek verebilirler mi?
ADNAN OKTAR: Şöyle olabilir. Bu samimi demeçlerini çoğaltabilirler. Yani basına verdikleri demeçlerini çoğaltabilirler. İnternet sitesinde benim kitaplarımı ücretsiz indirebiliyorlar, harunyahya.net, harunyahya.org sitelerine girip kitaplarımı ücretsiz indirebilirler ki bu sene 60 milyon kitabım indirildi ücretsiz olarak. Geçen sene 35 milyon kitabım indirilmişti, bu sene 60 milyon. Bol bol kitaplarımı indirsinler, okusunlar, birbirlerine tavsiye etsinler, cdye alıp birbirlerine götürüp onu belki hediye edebilirler. Ona benzer şeyler olabilir. Ama mühim olan ücretsiz, yani istedikleri gibi alabilirler. Mesela, Almanya Nürnberg Zeitung gazete başlığı; “Darwin’in Avrupa’da işi zor.” Ne demek? Orada da bitti. Almanya Süddeutsche Zeitung gazetesi; “Kitabın gençlere kuvvetli bir darbe etkisi yapacağı düşünülüyor.” Yani kültürel, çok güçlü bir etki yapacağını söylüyor ki, hakikaten öyle olmuştur. Benim kitabımı okuyup da aksini savunan bir insan düşünemiyorum. Yani tamamen okuyup da yani sıhhatli, böyle makul düşünen bir insan olup da bir insan Darwinizm’i daha hala savunacağını düşünemiyorum. Öyle biri varsa gelsin, bir görüşeyim, nasıl birisiymiş merak ediyorum. Mesela, İtalya evrim taraftarı site, Dragor: “Darwin elvada, başlıklı yorumda, Harun Yahya’nın öncülüğünü yaptığı İslami yaratılışçılığa engel olmanın pek mümkün olmadığını, -nasıl mümkün olsun, tabi gerçekler var ortada- ‘Fransa, daha ne kadar dayanabilecek?’ Sözleriyle vurguladı.” Diyor. Yani Fransa daha ne kadar dayanabilecek. Fransa, zaten şu an direnmiyor. Orada aydın dolu, Fransa şu an kabul etti. Yapılan anketlerde yüzde 80, yani evrim teorisinin geçersizliğini kabul ediyor Fransız halkı. Sarkozy başta olmak üzere. Hepsini tebrik ediyorum. Mesela İsviçre Le Courier Gazetesi; “Darwin’in teorisini çöpe atan Harun Yahya”. Teori çöpe atılmış, bitmiş. MaşaAllah. Belçika Le Soir, Atlas için şöyle diyor: “Büyük bir telaşa yol açtı”. İnsanlar gerçekler karşısında bazen böyle ciddi sarsılırlar. Mesela Hollanda Radyosu; “Yaratılış Atlası, Avrupa’da büyük bir tufan oluşturdu.” Bütün bu ifadelerden anlıyoruz ki, Darwinizm Avrupa’da gerçekten yerle bir oldu ve öldü. Ama şimdi tabi bazı direnme odakları olacaktır. Onlar da tek tek, yavaş yavaş çökeceklerdir. Artık Avrupa da, dünya da bir karanlıktan aydınlığa doğru gidiyor. Artık o karanlık devir bitti, bir aydınlanma çağı başladı. Avrupa gerçek bir aydınlanma çağına girmiştir artık. Darwinizm’in kabusu bitmiş, sevginin, şefkatin, inancın, muhabbetin, dostluğun kardeşliğin dünyası ve güzelliği başlamıştır. Artık bütün Avrupa ile, bütün dünya ile kardeş olacağız. Bütün dünya kardeş olacak. Herkes birbirine sevgi duyacak. Darwinizm’in o güçlülerle zayıfların mücadelesi inancı ortadan kalkacak. Bunun yerine haklı olan güçlüdür inancı hakim olacak. Böylece dürüstler ve iyiler daima önde olacaklar. Zayıfların ezilmesi diye birşey ortada kalmayacak, bunlar ortadan kalkacak. Artık bir güzellik ve sevgi çağı olacak. Bu sevgi Hz. İsa’nın gelişi ile en yüksek noktalara tırmanacak İnşaAllah. Hz. İsa’ya sarılacağız, konuşacağız. Halk arasında gezecek, sohbet edecek Hz. İsa. İnsanlar bu büyük mucize karşısında şok olacaklar, müthiş şaşıracaklar. Hz. İsa ilk geldiğinde kendisinin İsa olduğunu bilmeyecek. Çevresindeki talebeleri onu iman gözüyle, iman ışığıyla tanıyacaklar. Biz de o şekilde tanıyacağız. Kur’an’ı öğrenecek, İncil’i ve Tevrat’ı öğrenecek. Hz. İsa Kur’an’ı savunacak sonra. Kur’an’a göre hareket edecek ve bütün Hıristiyan alemini de Kur’an’a davet edecek, hepsini Kur’an’a davet edecek ve mucize gösterecek. Antichrist’i etkisiz hale getirecek. Gösterdiği mucizelerden onun Hz. İsa olduğunu herkes anlayacak ve bütün dünyayı kardeşliğe, sevgiye, barışa davet edecek. Hak ve hakikatten başka hiçbir şey kalmayacak dünyada. Bütün dünya bayram yerine dönecek. Herkes birbirine karşı sevgi dolu olacak. Zenginlik, bolluk fevkalade sayıda artacak. Hatta mal bolluğundan malı dağıtacak insan bulunamayacak. Yani mal, hatta diyor rivayetlerde, bir insana bol miktarda mal verilir, mal dağıtılır, adam da ben bu ümmetin en hırslısı ben miyim der, utanır malın çokluğundan dolayı, geri vermek ister, hayır derler diyor. Biz verdiğimiz bu malı, dağıttığımız eşyayı geri almayız derler diyor. Bu kadar büyük bir zenginlik olacak İnşaAllah. Güzel bir çağa doğru gidiyoruz, güzelliğe doğru gidiyoruz. Avrupa’daki kardeşlerimizi de tebrik ediyorum. Çok aydınca, güzel yaklaşıyorlar. Direnen tabi bir kısım üniversite profesörleri gururlarından direnebilirler ama bu çocukça gurur. Fazla direneceklerini zannetmiyorum. Yani benim kanaatim, anladığım bilinçaltlarında kabul ettiler. Sadece bunun bilinçüstünde açık açık kabul etmeleri kaldı. Yoksa kitabı okuyup da kabul etmemesi normal bir insanın mümkün değil. Oradaki fosil resimlerinden on tanesini, yirmi tanesini gören bir insanın Darwin’i savunacak hali kalır mı? Yani hem protein tesadüfen olamıyor, hem yüz milyon fosil yaratılışı ispat ediyor, hem tek bir tane ara fosil yok. Darwinistlerin dediği gibi bir tane ara fosil yok. Buna rağmen bir insan nasıl evrim teorisini savunsun. Artık çocuklar inanmıyorlar. Ortaokul, lise hiç bir çocuk inanmıyor. Benim siteme, harunyahya.net ve harunyahya.org sitelerine, Avrupa’dan, Amerika’dan, Fransa’dan, Almanya’dan çok çok fazla giriş var, çok yüksek. Özellikle lise öğrencileri, üniversite öğrencileri çok rahat giriş yapabiliyorlar. Gerçekleri görüyorlar. Öğretmenleri ne anlatırsa, anlatsın işin doğrusunu bildikleri için, hocalarına onlar soruyorlar, hocam diyorlar mesela, yüz milyon fosil var, bunu bize nasıl açıklarsınız diyorlar. Hocası ne yapsın, sadece susuyor. Mesela hocam diyor, hiç ara fosil yok. Bana bir tane ara fosil gösterebilir misiniz diyor. Hoca ne desin, yok. O zaman susuyor, o zaman ne yapıyor? En iyisi bu konuya hiç girmeyeyim diyor. Dikkat edersen işte basın da sustu bu konuda. Çıt yok şu an. Şu an savunmaya benzemeyen bir savunma halindeler. Çocukça, bir gurur savunması. Gel tartışalım diyoruz, yok gelmem diyor. Biz gelelim diyoruz, onu da istemem diyor. Delilin varsa ortaya koy diyoruz, o da yok diyor. Peki ne diyorsun o zaman. İşte bitmişsin. Daha uzatacak bir şey yok. Olabilir yani bunu bu kadar büyütmenin alemi yok. İnsan dürüst ve samimi olmalı. Olabilir ben yanlış bir görüşe girdim, aldattılar beni, şeytan da aldattı diyebilir. Düşüncelerim beni aldattı diyebilir, şeytanın etkisiyle. Yanlış bir yola girdim, doğrusunu öğrendim. Ben bundan sonra buna göre hareket edeceğim diyebilir. Yani bunu bu kadar gurur meselesi yapmanın bir alemi yok bence. Sen ne diyorsun?
MUHABİR: Hocam çok güzel söylediniz. Gerçekten de şu anda dünyada Darwinizm can çekişmeyi bırakmış, ölmüştür sayenizde. Allah razı olsun sizden.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: MaşaAllah. İnşaAllah, en kısa zamanda hatta okullardan kaldırılmasını da görüceğiz İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır okullardan kaldırılmasın, millet görsün böyle bir antik inancın, böyle bir sapkın inancın nasıl insanlar tarafından okunduğunu ve buna inanıldığını. Yani tarihe insanlar bakıp, bakıp şaşsınlar, hayret etsinler. Hatta Darwin’in kitapları müzelerde sergilensin, onların iddiaları, savunan kişilerin resimleri sergilensin. Onları savunan kitaplar, mesela Dawkins’in kitapları müzelere konsun, değil mi? Yani zamanında bütün insanlar buna inanıyordu, işte bu kitapları yazıyorlardı, desinler. İnsanlar şaşkınlıkla ve hayretle o kitaplara baksınlar ve bu insanların resimlerini görsünler. Yani topluma, dünyaya nasıl etki etmiş değil mi, mesela faşizmin, komünizmin etkilerini de görsünler. Hatta ‘Bir Zamanlar Darwinizm’ diye bir müze de yapılması lazım. Darwinizm’in bütün tarihini, insanlara ibret olması için böyle hayret edecek şekilde bunlara insanların inandığını insanlara göstertmek için bir müzenin olmasının da çok büyük fayda var. Hatta böyle bir müze de yapalım da yani. Bir internet müzesi de yapılabilir şu an. Ama sonra gerçek, böyle üç boyutlu bir müzeye de çevirebiliriz. Çok çok iyi olur. Zaten hatta eski konuşmaları Dawkins’in, bunlar videoya alınması lazım. İlerde gençlere göstertmek lazım, bak nasıl inanmış, nasıl anlatıyor. Karşısındaki insanlar da ona inanıyorsa onların inandığı halleri de aslında videoya alınması lazım. On yıl sonra onlara seyrettirilmesi lazım. Kendileri kendilerine şaşsınlar, hayret etsinler. Başka bir sorun var mı?
MUHABİR: Allah razı olsun çok güzel açıkladınız.
ADNAN OKTAR: Peki teşekkür ederim.