BERİL HANIM: Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Estağfirullah Hocam. Hocam Van’da hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum inşaAllah öncelikle. Depremle ilgili biraz bilgi vermek istiyorum uygun görürseniz. Kandilli Rasathanesi tarafından Van’da meydana gelen depremin 7.2 şiddetinde olduğu ancak bölgede 9 şiddetinde hissedildiği açıklanmış. Ardından gece boyunca iki yüze yakın sarsıntı olmuş. Deprem Van’ın dışında çevredeki on dört ilde hissedilmiş. Depremde Van’ın merkez ve Erciş’te toplam dokuz yüz yetmiş bina yıkılmış. Kerpiç evlerden oluşan pek çok köy tamamen yerle bir olmuş. Van Gölü’nün kuzeyinde bulunan Erciş’in de neredeyse üçte biri yok olmuş. Başbakanımız depremin hemen ardından bölgeye gitti, bini aşkın sağlık elemanı bölgede görev yapıyor ve bölgede iki çadır hastane kuruldu. Depremden sonra tespit edilen rakam iki yüz on yedi vatandaşımız hayatını kaybetti ve bin doksan vatandaşımız yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Ancak enkaz altında kalan, hayatını kaybeden çok fazla sayıda insan olabileceği belirtiliyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah hepsine rahmet etsin. Geride kalanlara Cenab-ı Allah sabr-ı cemil nasip etsin. Bütün milletimizi Allah dertlerden, hastalıklardan, belalardan korusun. Her şeyde hayır vardır. Hepsi şehit hükmündedir, inşaAllah. Cenab-ı Allah takdir etti mi bir şekilde o can alınır. Allah vermesin ya savaşta olur, ya bir şey olur, yahut depremle olur, Allah’ın takdiri o. Kader, kaderdeki olay değişmez. Dakikası, saniyesi bile bellidir onun. O an geldi mi, o biter. Cenab-ı Allah’ın sonsuz yaratacağı hayat, asıl hayattır. Burası geçici olan hayat. Eninde sonunda zaten, kısa bir süre sonra insanlar Allah’ın Katına alınıyor. Her insan teker teker alınır. Yani kalabalıkla gitmez, teker teker alınır, inşaAllah. Ona Allah özellikle dikkat çekmiştir. Bir bir huzura alınacaklarını belirtmiştir Allah.
(VTR: Cübbeli Videosu)
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah, eğer dikkatlice bakılırsa, makul bir akıl ile bakılırsa fevkalade bir zaman dilimi içinde olduğumuzu bize gösteriyor. Olağanüstü bir zaman dilimi içerisinde olduğumuzu gösteriyor. Çünkü her gün bir olağanüstülük var. Her gün bir harika var. Allah bir mesaj veriyor, bir şey anlatmak istiyor ve Allah İslam’ın dünyaya hakim olmasını istiyor ve bunu gösteriyor Allah açıkça. Her gün dünyayı sarsan çok şaşırtan bir birinden acayip, birbirinden garip olaylar oluyor. Deccallar yok oluyor. Şeddadlar yok oluyor. Tuğyan ve dalalet gittikçe yok oluyor. Sık sık depremler oluyor, harika olaylar oluyor. Dikkatlice bakan bu fevkaladeliği çok açık görür. Mehdiyet buram buram bütün açıklığı ile, bütün gücüyle dünyayı kucaklıyor. Anlamayana da Allah, anlayacağı gibi anlamayanın daha da detaylı anlayabileceği gibi olayları onlara gösteriyor. Televizyonlardan, radyolardan, internetten her yerden Allah insanları uyarıyor. Bilgilendiriyor. Farkına varmamak diye bir şey mümkün değil. Resulullah (sav) ne dediyse hepsi teker teker oluyor, çok şaşırtıcı şekilde.
Beril Hocam bir ayet söyle.
BERİL HANIM: İnşaAllah, elhamdülillah. Hocam kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla, “Hamd alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim olan Allah’adır” diyor Allah maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah’a hamd olsun, elhamdülillah. Verdiği nimetlere hamd olsun, biz şükredersek Allah nimetini arttırır, güzellikleri arttırır.
Önümüzdeki günlerde yine birbirinden harika, birbirinden şaşırtıcı olaylar olacak. Daha önce de ben buna işaret etmiştim, söylemiştim. Zincirleme devam edecek. 2012’de de devam edecek. 2014’de de devam edecek. Bütün dünyanın gözü önünde, insanlar hayretler içinde kalacak. Hızlı bir şekilde İslam dünyaya hakim olacak. Hz. Mehdi (as) zuhur edecek. Ve Hz. İsa (as) Mesih’i de insanlar görecekler. Bu dünya eğlence yeri değil. İnternette millet oynasın, eğlensin, işte atari ile oynansınlar, deniz sahilinde birbirlerini kovalasınlar diye yaratılmış bir yer değil. Burası imtihan yeridir. Ciddi bir yerdir dünya. Önemli bir yerdir. Önemli bir imtihan yeridir. Önemli bir imtihandan geçiyoruz. Herkes dikkatini iyice açarak Allah’ın ne demek istediğini anlamaya çalışacak, inşaAllah.
Şimdi Kuran’dan açalım. Hangi sure?
LEYLA HANIM:Yusuf Suresi Hocam.
ADNAN OKTAR: 12. sure. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınıyorum; “Elif, Lam, Ra. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir. Gerçekten Biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik” akıl erdirmek, düşünmek Allah’ın istediği bu. Derin düşünmek. “Biz bu Kur'an'da sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz” Hz. Yusuf (as) ile ilgili kıssalar neymiş? Gerçek haber. Mesela bakıyoruz başka yerlerde değiştirilmiş. Burada ne diyor Allah? “Doğru haberi veriyorum”. Tam doğrusu ve özeti. “Oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın” gayb haberi. Gaybten Allah ona bilgi veriyor. Bilmiyor Peygamberimiz (sav). Hz. Yusuf (as)’ın yaşadığı hayatı Allah tam doğru şekilde anlatıyor. “Hani Yusuf babasına: "Babacığım” bak hitap ederken “babacığım” diye hitap ediyor. “Gerçekten ben (rüyamda) on bir yıldız” demek ki 11’de bir şey var. “Güneş'i ve Ay'ı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti” vahyin daha değişik şekli. Allah ona gelecekte olan olayları bildiriyor ama kapalı bir dille anlatıyor Cenab-ı Allah. “(Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma” Bediüzzaman ne diyor? “Her dediğin doğru olsun, her doğruyu her yerde herkese anlatma.” Doğru olabilir ama ille de anlatılacak diye bir şey yok. “yoksa sana bir tuzak kurarlar.” Demek ki Ledüni bir tavır göstermek lazım. Yani akılcı bir hareket etmek lazım. Doğru diye gürül gürül her doğru söylenmez. Yeri ve zamanı gelince söylenir. O olgunluk oluştuğunda söylenir. “Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır." “aleni Müslümanların aleyhine faaliyet yapan bir düşmandır” diyor Allah. "Böylece Rabbin seni seçkin kılacak” bu vahiy ile bildirilen bilgi. Bak; "Böylece Rabbin seni seçkin kılacak” üstün kılacak. “sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek” bak bu da vahiy bilgisi. Kesin olacak şeyler. “ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır” Yani Ben-i İsrail ve Hz. İsmail (as)’ın evlatları. “Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." Buradaki, işaret de nedir? İsrailoğulları da imanı derin şekilde yaşayacaklar. İslam’ın ruhunu tam alacaklar. Kuran’ın ruhunu tam alacaklar ve İslam dünyaya hakim olacak. “Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır” Soranlar için ama ilgilenmeyenler için yok. İlgilenen için var. Derin düşünen için var, inşaAllah. “Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir” sevgiyi kıskanıyorlar. Asrımızda da görüyorsunuz bana olan sevgiyi de kıskananlar var, görüyorsunuz değil mi? “Oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz” “biz daha güçlüyüz, biz daha pekiştiren bir topluluğuz.” “Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir." Bak sıkıştın mı peygamberi bile şaşkınlıkla suçlayacak hale gelebiliyor. Hasta ruh, yanlış olan ruh gördün mü? Değil ki Hz. Mehdi (as)’i, sıkıştın mı bak ne diyor? “Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir" münafıklar da şimdi, Peygamberimiz (sav) olmuş olsa aynı şekilde ona da aynı tavrı göstertirler. Fark etmez onlar için. Bakın münafık azgınlığına bakın; "Öldürün Yusuf'u” diyor. Çözüme bak adamlardaki. O yırtıcı faşist zihniyet, acımasız zihniyet, o dinin yaşanmamasından kaynaklanan gaddarlık kafası. Sadist kafa. Şu an İslam aleminde de bir çok yerde bunu görüyoruz bu sadistliği, bu acımasızlığı. “veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın” hapsedin. Ya öldüreceksin ya hapsedeceksin. Niye? Haset ediyor adamlar kıskançlıktan. Bak kıskançlık sonucu ne istiyor? Ya hapse sokulmasını istiyor veyahut öldürülmesini istiyor. İkisinden birisi. Yani şehit edecek. “Ve o zaman siz dikkati çekersiniz” diyor. “Onu etkisiz hale getirirseniz, siz dikkat çekersiniz.” Şimdi de ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’a karşı saldıran azgın bir ruh niçin bunu istiyor? Dikkat kendi üzerlerine çekilsin diye istiyor. Çünkü kendilerini öne çıkarmak istiyor. Kendini yüceltmek istiyor. Şimdi Hz. Mehdi (as) önde olursa, kendi geride kalmış olacak. O zaman ne yapması gerekiyor? Mehdiyeti ortadan kaldırması gerekiyor. Ve Hz. Mehdi (as)’a zemin hazırlayanlar da ortadan kalkması gerekiyor. Ne yapıyorlar? Bediüzzaman’a saldırıyorlar. Ne yapıyorlar? Seyyid Salih Özcan’a saldırıyorlar. Sungur Ağabeye saldırıyorlar. Ne yapıyorlar? Bana saldırıyorlar. Çünkü Mehdiyete zemin hazırlıyoruz. “Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz." Yani “takva, halis, seçkin, iyi bir Müslüman topluluğu olursunuz” diyor. Alamet ne? “Özellikle ne istiyorsunuz?” diyor. “Mehdiyete karşı tavır alırsanız” diyor “Hz. Mehdi (as)’ı etkisiz hale getirirseniz siz seçkin olursunuz” diyor. Kendisini takva hale getirmek istemiyor da, takva olan, iyi olanı ortadan kaldırarak kendisinin seçkin olmasını düşünüyor. Bu şeytani bir tavırdır.
“İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın." “içlerinden bir sözcü” diyor. Muhtemelen Hz. Hızır (as). Bak; “öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın” bu vahiy gerektirir. Yolcu kafilesinin alacağını nereden bilsin? Vahiy ile bilinecek bir bilgi bu. Burada Hz. Hızır(as)’ın devrede olduğunu görüyoruz, inşaAllah. Çünkü bu tam Hz. Hızır (as) yöntemlerinden bir tanesidir. Hz. Musa (as) görse ne derdi? Bir ihtimal o tatlı “bu çocuğu niye bu kuyunun içerisine bıraktın. Öldürmek için mi bıraktın?” diyebilirdi. O mantıktan öyle gibi görünüyor. Veyahut bir başkası da olsa öyle diyebilirdi. “bir yolcu kafilesi alsın.” Bunu bilmesi ve tehlikeli bir şey yapması doğrudan da bir yolcu kafilesinin onu oradan alacağını bilmesi Hz. Hızır (as) özelliğidir.
“(Bu karara vardıktan sonra) "Ey Babamız," dediler. "Sana ne oluyor, Yusuf'a karşı bize güvenmiyorsun?” münafıkane bir ruh ile saygı göstermiyorlar peygamber olduğu halde. “sana ne oluyor?” üsluba bak. Peygamberimiz (sav)’e karşı da münafıklar kaba bir üslup kullanıyorlardı. Tabii ben bunlar için münafıktır demiyorum ama üslup münafıkane. “Yusuf’a karşı bize güvenmiyorsun” güvenmiyorsa bir bildiği vardır. Peygamber tabi güvenmez. “Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz." Demek ki münafığın sözüne inanmayacaksın. “İyiliğini istiyoruz”, neresinin iyiliğini istiyorsun? Kötülük yapmak için istiyorsun. "Sen onu yarın bizimle gönder, gönlünce gezsin, oynasın” bak iyilik yapıyor gibi görünüyor. “Elbette biz onu koruyup-gözetiriz." Demek ki böyle anormal insanların sözüne güvenmek doğru değil. Kandırmalı bu tip bir üslup kullanabilir. Buna karşı dikkatli olmak lazım. “Dedi ki: "Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum." Bir kere tabi üzüntünün olmaması lazım. Bu peygamber zellesidir. “siz ondan habersiz iken” bakın iki noktada onlara yol göstermiş oluyor. İnsan hiçbir şekilde zaafı belli etmemesi lazım. Bir Müslüman zaafını belli etmemesi lazım. Çünkü münafikun ve münafukat, kafirun ve kafirat o zaafı kullanır. İki tane zaaftan haber veriyor. Bak diyor ki; “siz ondan habersiz iken” yol göstermiş oluyor, bir. İki “onu kurdun yemesinden korkuyorum.” İki tane onlara yol göstermiş oluyor. İki tane zaaf noktası gösteriyor. “Dediler ki: "Andolsun” yemin ediyorlar. Münafıklar çok yemin ederler. “biz, birbirini kollayan bir topluluk iken” hakikaten münafıklar kendi aralarında çakışırlar ama birbirlerini iyi korurlar. Ben bu topluluk için münafık demiyorum ancak münafık karakteri. “kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz) kimseler oluruz." Öyle bir şey olmaz. “Biz kaybedenler oluruz” diyor. Öyle bir şey yapmayız da yaptırtmayız da. Kurda dikkat çekilmesi çok manidardır. Birçok hayvana dikkat çekilebilinirdi ama kurda dikkat çekilmiş. Birçok yırtıcı hayvan var. Yılan da diyebilirdi. Akrep diyebilirdi, değil mi? Ayı var. Sırtlan var. Her şey var. Çocuk için hepsi tehlikelidir.
“Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman” bak organize olarak hareket ediyorlar. “kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman” birlikte buna karar veriyorlar. “Biz ona (şöyle) vahyettik” bak vahiy alıyor, Allah’tan. "Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin." Yani onlar seni fark edemeyecekler. Hz. Mehdi (as) da fark edilemeyecektir ama bu yaptıklarını haber verecektir. Hz. Mehdi (as) ileride münafıkların, karaktersizlerin, cibiliyetsizlerin, ahlaksız alçak takımının yaptığı bütün ahlaksızlıkları deşifre edecektir. Mesela “sen şu ahlaksızlığı yaptın, sen şu kahpeliği yaptın, sen şu kalleşliği yaptın”, haysiyetsizliklerini tek tek ortaya dökecektir. Kuran ona işaret ediyor. “Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler” akşam üstünü neden seçiyorlar? Çünkü akşam bütün insanların uykuya yattığı, hayatın çekildiği, ortalığın karardığı, dolayısı ile o durumda arama yapılamayacak, yapılmasının zor olduğu bir durum. “Hadi gidin, arayın” diyemez akşam olduğu için. Karanlık çünkü çok zor. Onu özellikle seçiyor akşamı. Mesela kalleşlik yapacak olanlar akşam vaktini seçerler. Akşam baskın düzenlerler. Çünkü devlet memurları çekilmiştir. Güvenilecek yerler pasifize olmuştur. Onları bulmak artık çok zordur akşam. Gündüz hareketlidir. Ağlar vaziyette, mesela bütün münafıklar sahtekarlar çıkar ağlayarak konuşuyorlar ki etkili olsun. Halkta öyle bir zaaf vardır, ağlayan gördün mü ağlayanın haklı olduğunu düşünürler. Onun içinde haklı çıkmak isteyenler genellikle ağlayarak anlatmak isterler. Ki kamuoyunun desteğini alsınlar. Ağlamanın şiddeti ne kadar fazla ise o kadar çok onu desteklerler. Bunun münafıkane taktik olduğunu söylüyor Cenab-ı Allah. İstisnasız her vaka için değildir tabi bu. Müstesna vakalar, hakikaten samimiyetinden heyecanlandığı için ağlayabilir. Fakat genellikle münafık taktiğidir.
“Dediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki” niye “gerçek şu ki”? Çünkü yalan söylediği için öncelikle bir işte “biz yalan söylemiyoruz” diye başlıyor. “biz gittik, yarışıyorduk” çok kötü bir hikaye uydurmuşlar “yarışıyorduk.” Her münafıkta vardır. Böyle çok kötü bir senaryo meydana getirir. “Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık” hikayenin inandırıcı olması için detay veriyor. Mesela görüyoruz değil mi? Münafıklar, üçkağıtçılar çıkar detay verir. “işte şöyle olmuştu, böyle olmuştu” inandıracak. Halkın da saf olanları inanırlar ona, detay verdin mi. “Fakat onu kurt yemiş.” Ne demişti? “kurt yemesinden çekiniyorum” demişti değil mi? Ne demişti? “siz habersiz iken” demişti. Onlar ne diyor? “biz yarışıyorduk haberimiz yok” diyorlar. Bak, iki zaaf noktasından uyanmışlar. O iki zaafa inanacağına inanıyorlar ayrıca. Çünkü zaafını söylüyor zaten. Onlar da o zaaf noktasından ona yaklaşıyorlar. “Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin." Bu da münafıkların taktiklerinden bir tanesidir. “Ya inanmazsın ki zaten”. “Vallahi billahi” yemin ederler ya öyle tipler. “İnanmazsın” diyor mesela. Veyahut “Allah seni inandırsın” diye başlar. İnanmaz karşıdaki, öyle der. “Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler” demek ki ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’a karşı da sahte delillerle, sahte belgelerle oyun oynanabilecek. Müslümanlara oyun oynanabilinecek. Buna dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. Sahte belge oluşturulabilinir. "Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş” bak peygamber olduğu için hemen alıyor nasıl sahtekarlık yaptığını. “Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır” peygamber ahlakı sabreden. “Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (Kendisi'nden) yardım istenecek olan Allah'tır." Bak; “düzüp-uydurduklarınıza karşı” bütün konuşmalarınız düzmece uydurmaca. Hz. Mehdi (as) yalancıyı bilecektir. Bu özel bir yetenektir. Mesela peygambere de vahiyledir. Onda da ilhamladır.
“Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (Kendisi'nden) yardım istenecek olan Allah'tır." “Baştan sona yalan söylüyorsunuz” diyor. “Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını sarkıttı” niye kova? Çünkü kova çağı. Şu an kova çağına girdik. Mehdiyetin devri. "Hey müjde... Bu bir çocuk." dedi.” Peygamberimiz ne diyor? “Hz. Mehdi (as) ile müjdelenin” “bir çocuk.” Hz. Mehdi (as) da ileri yaşlarda genç görünümlü olacak. “Ve onu (kuyudan çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar.” Yani önemsiz görüyorlar, fark edemiyorlar. İlk başta fark edilemiyor. Hz. Mehdi (as)’ı da öyle önemsiz görecekler, fark edemeyecekler. “Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendi.” “Kader işliyordu” diyor Cenab-ı Allah. “Onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkaç) dirheme sattılar” çok sıradan görüyorlar, fark edemiyorlar. Hz. Mehdi (a.s.)’ı da öyle fark edemeyecekler. “Onu pek önemsemediler” Hz. Mehdi (a.s.) pek önemsemeyecekler, ilk başlangıcında. “Onu satın alan bir Mısırlı (aziz,) karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak), umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi.” Firavun da aynısını yapıyor, bilmiyor, farkına varmıyor. Kendisi koruyup kolluyor. Bütün sistemini yıkacak birisi olduğunu bilmiyor.
“Böylelikle Biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik” çok güzel yorumluyor. Çok güzel analiz ediyor. “Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler” Allah neyi isterse, ne dilerse onu yapar ama insanların çoğu bilmez. Gafildir insanlar. “Erginlik çağına erişince” büyüyünce “kendisine hüküm ve ilim verdik.” Allah’ın helallerine haramlarını Allah ona öğretiyor ve çok güzel bir ilim veriyor Allah. “İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz.”“Evinde kalmakta olduğu kadın” Hz. Yusuf (as) ile aynı evde kadınla. Hz. Yusuf (as) kadın ile görüşüyor. Diyorlar ya hani “kadın ile görüşülmedi”. Aynı evde kalıyor kadın ile. Yani kadın onun helali değil. Aynı evdeler. Hüküm ve ilim verildiği halde aynı evdeler. “Kadın ondan murad almak istedi” onunla ilişkiye girmek istiyor kadın. “ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi.” Hz. Yusuf (as) gittikçe gelişiyor. Çok daha çekici, çok daha etkileyici olunca kadın artık iradesine hakim olamıyor. Yoksa daha önce görüşüyor Hz. Yusuf (as) ile. Ama bir süreden sonra kadın onun yakışıklılığından, onun güzelliğinden, etkileyiciliğinden, bakışlarından, tavırlarından, ruh halinden, ahlakından, bedeninden, temizliğinden her şeyinden etkileniyor. Ve kadının gözü dönüyor ve bak “İsteklerim senin içindir" diyor. “gelsene” diyor. Açıkça alenen bunu söylüyor. Hz. Yusuf (as) diyor ki “Allah’a sığınırım” diyor konuşmam değil, cinsel ilişkiye girmem diyor. Çünkü kadın cinsel ilişki istiyor. “Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." “Ben seninle cinsel ilişkiye girmem” diyor. “Andolsun kadın onu arzulamıştı” diyor. Peygamberlerde müthiş bir çekicilik vardır. Bütün peygamberlerde, çok yakışıklı ve çok etkileyicidir. Kadınların çok beğeneceği gibi Allah yaratıyor. “eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı” Hz. Yusuf (as) da onu arzuluyor. Bakmadan arzular mı bir insan? Bakmış, görmüş, cinsel yönden ona karşı bir arzu duyuyor. Bir istek duyuyor. “Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.” “Samimi kullarımızdandı.” Cinsel ilişkiye girmiyor. Allah kalbine güç veriyor, ilham ediyor, vahyediyor, girmiyor cinsel ilişkiye. Ama konuşuyor, görüşüyor, hatta onu arzuluyor. “Kapıya doğru ikisi de koştular” Bak, kadında cinsel istek artık delilik derecesine varmış. O kadar çok etkileniyor Hz. Yusuf (as)’ın güzelliği ve çekiciliği karşısında. Ki enaniyetli bir kadın, Mısır’ın sultanının karısı. Buna rağmen gözü dönüyor. Kapıya doğru ikisi koşuyorlar. Hz. Yusuf (as) önde, o arkadan ikisi beraber koşuyor. Onu yakalamaya çalışıyor Hz. Yusuf (as)’ı. “Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı” yani o kadar gözü dönüyor ki, o şehvetin çılgınlığı ile gömleğini tuttuğu gibi yırtıyor sırt tarafından. Tabii onu yakalamak amacı ile yapıyor. “(Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar” tam o anda Allah karşılaştırıyor. “Kadın dedi ki” bakın şehvetten gözü dönen bir insan ama ahlaken de vicdansız. Çünkü Allah için sevmek ayrıdır, sırf şehvet için ayrıdır. "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?" o mu yapıyor? Sen yapıyorsun. Bak; “Ailene kötülük isteyen” bir kere iftira atıyor, bir. Buradan da anlıyoruz ki Hz. Mehdi (a.s.)’a da cinsellikle ilgili iftira atılacak, kadınlar tarafından. Belki de bir fahişeyi kullanacaklar. Belki gayrı meşru kadınları kullanacaklar. Hz. Mehdi (a.s.)’a da bu şekilde zina iftirası atılacak, veyahut işte “tecavüze yeltendi”, veyahut “ona benzer girişimde bulundu” gibi buna benzer bir iftira atılacak. “zindana atılmaktan” Bak, bu yüzden hapse atılmasını istiyor. Demek ki, Hz. Mehdi (a.s.)’la da aynı şekilde, belki bir fahişenin, gayri meşru bir kadının iftirası sonucunda veyahut o tip insanların iftiraları sonucunda hapse konulacak Hz. Mehdi (a.s.) da. Çünkü “Hz. Yusuf (as) gibidir” diyor Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.) için. Hadis var. “veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?" bir de azap da istiyor ayrıca bakın. “Acı bir azap”, “hapse atılmaktan”. Ne kadar gözü dönmüş. Çünkü şehveti, hayvani bir şehvet. Allah rızası için sevmiyor. Allah rızası ile sevmiş olsa onu yapmaz. Çünkü orada bakın şehvete ulaşamadığında hayvani yırtıcılığa dönüşüyor. Ve hareketleri de dengesiz. Tam böyle bir kahpe karakteri gösteriyor. Böyle kahpe kadın, bir fahişe karakteri gösteriyor ve çok saldırgan.
“(Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi" “Öyle bir şey yok” diyor Hz. Yusuf (as), kendini savunuyor. Savunmaya geçiyor. O bir mahkemedir. “Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti” demek ki Hz. Mehdi (a.s.)’in da lehinde şahitler olacak. Aleyhinde de, lehinde de şahitler olacak. "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir. Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir" bu bilirkişidir işte. Bilirkişiye sorulmuş oluyor. “Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir” kadınlarda hakikaten düzen çoktur. Kendi aralarında genel olarak dünya çapında. Hepsini tenzih ederim ama birçoğunda böyledir. Kendi aralarında yardımlaşıp düzen kurarlar. “Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi.” Hakikaten kadınlar çok iyi organize olurlar. Erkeklerde o kadar yoktur. Ama kadınlar özellikle bu tip konularda müthiş bir organize olma gücüne sahiptirler. Dedikodu yaparlar, bağlantı kurarlar, ama mümin, muttaki, halis samimi insanları tenzih ederim. "Yusuf, sen bundan yüz çevir” yani “bu kadından uzak dur” diyor. Adam demokrat, adil yaklaşıyor. Makul birisi.
"Yusuf, sen bundan yüz çevir.” Karısına diyor ki, “Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile.” Bak, Müslüman’ca yaklaşıyor. “Doğrusu sen günahkarlardan oldun." “Günah işleyen sensin” diyor. Şehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş.” Bak, hemen dedikoduya başlıyorlar. “Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş.” Halbuki sevgi değil şehvet burada, saf şehvet. Sevgiyle öyle olmaz, sevgiyle karışık şehvet güzeldir helali ise ama, saf şehvet çok tehlikelidir. Mesela öyle psikopat adamlar oluyor, kadını boğuyor, öldürüyor. Veya kadın çekip vuruyor adamı.
"Biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi”, kadına cinsi sapık diyorlar, azgın bir kadın gibi söylüyorlar, “sapıklık içinde görüyoruz” diyorlar. ” (Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı.” Düzen bak kendi aralarında kadına karşı tavır aldıkları için, bir davetçi yolluyor. Kadınlar öyle dedikodunun altında kalmazlar, onlar da onlara karşı bir düzen yaparlar. Kadınlar genellikle iyi organize olurlar o tip konularda. Mahallelerde falan duyardım çocukluğumda, hiçbir lafın altında kalmazlar. “Onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı, her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık, onlara (görün)" dedi.” Yusuf’un kadınları etkileyici yönünden o kadar emin ki, hiçbir kadının kendini tutamayacağını düşünüyor kadın. Olağanüstü onu arzulayacaklarını söylüyor ve düşünüyor. “Böylece onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler.” Artık eli ayağı titriyor, dikkatini veremiyor. “gözlerinde büyüttüler, ve ellerini kestiler.” Çünkü kontrol edemediği için, dikkatini ona verdiği için, şehvetle ona kilitlendikleri için, o heyecan etkisi ile keskin olduğu için de bıçak ellerini kesiyorlar. "Allah'ı tenzih ederiz;” Ama bak Müslümanca, “Allah Münezzehsin, SübhanAllah” diyorlar. “Bu bir beşer değildir.” “Bu insan değil” diyorlar. “Bu, ancak üstün bir melektir" dediler”. “Bu kadar çekici, bu kadar etkileyici, bu kadar güzel bir insan olamaz” diyorlar. Halbuki bu sadece Hz. Yusuf (as)’un imanından, çocukken dikkat çekmiyor. “Önemsiz gördüler” diyor, dikkat çekmiyor. Ama sonra ilim ve hikmet verildikten sonra nefesleri kesiliyor. Demek ki iman, tutkunun, aşkın kökeni, çekiciliğin kökeni. Allah ona müthiş bir elektrik, müthiş bir sevgi, müthiş bir arzu meydana getiriyor, onu vesile ediyor Allah.
“Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız erkek işte budur.” “Hani beni kınıyordunuz, bak, siz de çok etkilendiniz” diyor. “Kendinizden geçtiniz” diyor, “demek ki ben masumum” diyor kadın. “Haklıymışım demek ki yaptığımda” diyor. “işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim.” Burada doğru söylüyor, “ben istedim” diyor. “O ise (kendini) korudu” direndi diyor. “Cinsel ilişkiye girmedi” diyor. “Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa”, cinsel ilişkiye girmeyecek olursa, “mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak." Hz. Mehdi (as)’a karşı yapılacak olan olay nedir? Zindana atmak ve küçük düşürmek için basınla, radyoyla, televizyonlarla itini, kopuğunu, fahişesini, sahtekarını, üçkağıtçısını, kalpazanını, nerede dolandırıcısı varsa demek ki, Hz. Mehdi (as)’ın üstüne salacaklar. Buna işaret ediyor Kuran. Küçük düşürmeye çalışacaklar. Bak zindana atmak, hapishaneye atacaklar. Hz. Mehdi (as)’ın da hapishaneye konulacağını anlıyoruz.
“(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir.” “Ben cinsel ilişkiye girmem, harama girmem” diyor. İsterse hapishaneye atsınlar. Dava uğruna hapishaneye de girerim, ölüme de atılırım, her şeyi yaparım, mantığı. “Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum." “Beni koru” diyor, Allah’a sığınıyor. Bir de cinsel ilişkiye girmekten çekiniyor, korkuyor. “Beni koru Yarabbi” diyor. Çünkü “üstüme çok varırlarsa böyle bir şey yapmaktan da korkuyorum” diyor. “Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir.” Hileli düzenlerini Allah bozacak. Demek ki Hz. Mehdi (as)’a da yapılan hileli düzenler bozulacak, oyunları bozulacak sonunda. Ama hileli düzenleri yapacaklar, Allah bozacak sonunda. “Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından” delilleri açıkça görmelerinin ardından, “mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı.” O zamanın devletin içindeki alçak, it kopuk takımı, hakim güçler mutlaka bu pisliği, bu kahpeliği yapmayı kafaya koymuşlar. Çünkü biliyor masum olduğunu, doğru olduğunu biliyor ama alçaklık ve kahpelik ruhunu sardığı için ve adaletsizlik ruhu hakim olduğu için, adalet mantığı olmadığı için, adalet ucuza gittiği için, o devirde yargı mensuplarının çoğu alçak olduğu için, yargı tamamen bozulduğu için, kahpe bir sistem olduğu için, derin devlet işlediği için o devirde Hz. Yusuf (as)’a alçaklar bütün delillere rağmen nur gibi insanı o devrin kahpe mahkeme anlayışı ile hapse koyuyorlar. “Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti” diyor ve devam ediyor.
Şimdilik bu kadar yeter.
“Selamun Aleyküm” ve aleyna aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatuhu. “Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Gözümün nuru Hocam, hiç kimseden hakkınızda başka bir söz duymak istemiyorum. Duysam da ancak aşkımı katlıyor inşaAllah, elhamdülillah. Ben de yayınlarınızdan, aleyhte yayın yapan internet siteleri vasıtasıyla haberdar oldum. O gün bugündür siz ne söyleseniz bakıyorumruhum derhal kabul ediyor. Hayatıma vesilenizle yüklenen anlam için Allah’a sonsuz şükürler olsun. Elbette ‘Ol’ emriyle var olan ben, muhakkak bir gün ‘Öl’ emriyle Rabbime döneceğim. O halde duymayan kalmasın inşaAllah. “Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadis-i şerifini inşaAllah dua ederek yürekten amin diyorum. En kalbî sevgi ve saygılarımla” diyor Yasemin Hanım. Resulullah’a (s.a.v.) da öyle diyorlardı, Allah ahirette kimin ne olduğunu onlara gösterdi, inşaAllah.
“Değerli Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun” ve aleyna aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatuhu. “Hocam, beyaz da siyah da size bir başka yakışıyor maşaAllah. Bugün yine çok yakışıklısınız maşaAllah. Hocam, siz canlı yayına çıkınca iPhone’lara A9’dan uyarı gelmesi gerekiyor, ama uyarılar önceden geç geliyordu şimdi ise hiç gelmiyor.”
Nedir bu? Bunu halledin. İyi yapmışsın kardeşimiz, İngiltere’den yazmış kardeşimiz. Çok önemli, böyle şeyleri bize söylesinler, teknik aksaklıklar olduğunda haberimiz olmazsa, söylerseniz düzeltebiliyoruz.
”Hakim olan Allah’ın adıyla, öncelikleVan’da gerçekleşen deprem nedeniyle önce tüm Türkiyemiz’e başsağlığı ve Allah’tan rahmet diliyorum. Can pirim yürekten selam ediyorum.’’ Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sizi takdir ve kıymetli bir insan nazarı ile görüyoruz. Hak Teala batın ilminin sizin kulağınızdan kalbinize akmasını oralarda hikmetle kıvamlanmasını, bu nurun dilimizle de insana ikrar etmesini niyaz ederim. Pirim, Gaddafi’nin linç edilmesi ile ilgili sözlerinize katılıyorum. Yorumunuz mertçe ve adilce oldu, maşaAllah. Biz sizi arslan gördük, arslan kalacaksınız inşaAllah. Allah duruşunuzu daima böyle yiğitler yiğidi, şahlar şahı merdan Ali gibi olsun inşaAllah. Allah zalimin karşısında, mazlumun yanında. Sizlere iki sorum olacak. Birincisi, konuşulan İlluminati örgütü ile ilgili düşünceleriniz. İkincisi Kuran ayetlerinde ölmeden önce Allah’a ulaşmak, yani bir kalbi dilek ile ulaşmak ve mürşidine tabi olmak, dünya ve ahiret mutluluğuna ermek. Böyle birfarz mevcut mudur? Ulaşmayı dilemeyenler hüsrandadır diye ahir zamanda, hidayet çağında, Mehdi (a.s.) vesilesi ile şahit olacağız. Şimdi bu hakikatten çok insan gafil kalacaktır deniliyor. Ben bu konuda hakikatin olduğuna inanıyorum derin bir aşkla. İnşaAllah bu nimete erenlerden oluruz. Saygı selamlar. Biz Alevilere mürşid kavramı vardır. Selametle güzel pirim. Alevi kardeşiniz’’ diyor maşaAllah. Evet, bu konuyu anlatırız. Daha detayları ile anlatırız. Ama Kuran sadedir, açık, nettir. Kuran’a tam uyan, kurtuluşa erer. Samimi olan kurtuluşa erer. Karmaşık bir şey yok. Allah’ı aşk ile seven kurtuluşa erer. Allah, dini, Kuran’ı öyle karmakarışık yaratmamıştır. Yani zor anlaşılacak, zor kavranacak hiçbir şey yok. Helaller bellidir, haramlar bellidir. Kuran çok sarih ve açıktır. Rahatça anlaşılır. Samimi, candan, Allah’a teslim olan, Allah’a boyun eğen, Müslümanca yaşayan, helale, harama dikkat eden bir insan cennete gider. Bu kadar. Karmaşık bir şey yok.
“Selamün aleyküm canım Hocam. Çarşaf çok güzel yakışmış kardeşime maşaAllah. Tüm kız kardeşlerimizin hepsi güzel ve hepsini çok seviyoruz. Lütfen mesajımı canlı yayında…’’ okumayın gibi olmuş ama okuyundur herhalde o. Yanlış yazılmış. “Okuyun, teşekkür ederim. Allah razı olsun inşaAllah’’ diyor. Bir hanım kardeşimiz. Almanya’dan yazmış.
“Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinizde olsun inşaAllah. Hocam, Hızır (a.s.) çok aktif olarak faaliyette maşaAllah. Çok harika olaylar oluyor. Herşey bir anda hızlanıverdi. Hocam, size olan heyecanımız bitmek tükenmek bilmediği gibi, her gün de artıyor. Her gün daha da coşkuyla tarif etmek istiyoruz. Müsaade buyurun, uygun görürseniz ben şu şekilde ifade etmek istiyorum inşaAllah; Yarim Allah, yarin Allah. Bugün Allah, hergün Allah. Şu etin sahibi, şu kalbin fatihi Allah. Ey yari Allah olan sen. Ey Adnani. Ey kalbi Allah aşkından taşmış olan sen. Hey arslani…’’ ne güzel maşaAllah. “Ey Cenab-ı cengaver, ey Cenab-ı mücahit, ey Cenab-ı Hakkın mecnunu. Yarim bana sev dedi, seni hey güzel Adnani.’’ Ne kadar güzel maşaAllah. Çiğdem Emine Bentli yazmış. MaşaAllah bayağı güzel.
“Selam dünyalar güzeli Ahmed Muhammed Adnan Hocam’’ Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. “Bugün yine çok ihtişamlısınız. Yine kanatlarınızın altına birbirinden güzel kardeşlerimizi toplamışsınız. Umarım kanatlarınızın altında bana da yer vardır.’’Allah şifa versin kardeşimize. İnşaAllah. Tabii zaruri durumlarda abdest alınamayacaksaorada bir küçük tuğla parçası da olabilir. Ama böyle stril hale getirilmiş, yani iyice kızdırılması lazım bir yerde. Steril hale getirilip. Mesela kum da olur ama çok iyice kızdırılmış kum. Tavada falan iyice kızdırılmış. Sonra soğutulmuş. Yani böyle antisepte edilmiş. Farzedelim ki 200 dereceye kadar kızdırılmış. İyice kızdırılmış. Sonra soğutulmuş. Antisepte edilmiş kum da olur veyahut tuğla da olabilir. Fakat kızgın. Sonra soğutulmuş. Ama bak soğutulması çok önemli. Tamamen soğuyacak. Antisepte olacak. Onunla teyemmüm edip, namaz kılabilirsiniz. Eğilemeyecek durumda ise, oturarak kılar. Hiç o da değilse, ima ile kılar. Hasta ise, hastalığın durumuna göre. Ama bunları daha çok ilmihal kitaplarından bakarak öğrenseniz daha iyi olur inşaAllah. Yani ilmihal kitapları daha sağlam olur inşaAllah.
“Adnan bey merhaba. Doğrusu ben bir ateistim. Anlattıklarınızdan da etkilenmiyorum. Ama yiğidi öldür hakkını ver. Bu düşünceden yola çıkarak, çok şık ve zarif olduğunuzu da vurgalamam gerekiyor’’ diyor bir kardeşimiz. İnşaAllah. Allah hidayet versin inşaAllah, Allah kalbini açsın inşaAllah.
“Hocam şu mübarek asayı özledim. Tekrar mümkünse canlı görebilir miyiz? Şeyh Nazım Kıbrisi ve Şeyh Ahmed Yasin Bursevi Hocamız’ın…’’ övmesinden bahsetmiş. Nerede o asa? Bizde duruyor, evde duruyor.. Buraya getirmiştim ama evde duruyor. Muhammed Gül. Hastalıklar acayip Allah’a yaklaştırır. En etkili Allah’a yaklaştırma yolu odur diyebilirim. Hastalıklardır. Yani çok büyük rahmet ve nimettir hastalıklar. Allah tarafından özel nimet olarak veriyor. Bela olarak gelmez. Küfre, kafire, münafığa bela olarak, mümine nimet olarak verir. Allah’a müthiş bağlayıcı olur, mesela imanı 20 gücünde ise 80 gücüne çıkar. Daha şiddetli bir hastalıkta 100 gücüne çıkar. İnşaAllah. “Adnan Hocam, merak ettim. Yanınızdaki hanım kardeşlerimiz, hepsi birbirinden güzel maşaAllah. Bu nasıl oluyor?’’ diyor. Allah gönderiyor, Allah yaratıyor. Ali Özkarafakı.
“İyi akşamlar Adnan Hocam.’’ Akşam oldu mu? Saat kaç? Herhalde akşama yakın gibi demek istedi. “İlmi ledün hakkında bilgi verir misiniz? Kim bu ilme sahip olabilir. Sahip olduğunu bildiğiniz yaşayan insanlar var mıdır?’’ Bilsem de söylemem.”
Şimdi biraz Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ı dinleyelim. Ama önce sultanlar sultanı Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri Hocamız’ı dinleyelim. Ondan sonra Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ı. İnşaAllah.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Büyük Mehdi’nin üç görevinden birininmateryalist Darwinist felsefeyi yıkmak olduğunu anlatıyor.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm canım Hocam” diyor, ve aleyna aleykümselam ve rahmetullahi ve berekâtuhu. “Hocam, orada neler oluyor öyle” diyor, “Beril Hocam harika olmuş” diyor, “çok yakışmış maşaAllah “diyor, “çok imrendik çook” diyor. “Canım Hocam, ilminizin ve hikmetinizin çekiciliği, ruhunuzun güzelliği Allah için bizi size mıknatıs gibi çekiyor maşaAllah” maşaAllah, “Gözümüzün ve gönlümüzün aydınlığısınız, Cennetim, canım Hocam” diyor, Cennet gibi anlamında diyor maşaAllah.
Efendim. “Selamun Aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtuhu, Sayın Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Sizi çok seviyorum, sevgimi anlatmak kelimelere sığmaz. Yayına çıkmanızı sabırsızlıkla bekliyorum. Sizi görünce acayip bir coşku yaşıyorum, sevinçli ve ağlamaklı oluyorum. Rabbimeşükürler olsun. Ayrıca..” evet, herkes çok güzel olduğunu söylüyor, çok yakışmış diyorlar. Yani bayağı çok fazla mail var inşaAllah, inşaAllah.
Ya Allah Bismillah. Hangi Sûre?
BERİL HANIM: Nahl Sûresi.
ADNAN OKTAR: Tamam. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa,” yani samimi davranırsa, samimi bir ibadette, Allah için hayırlı bir şey yaparsa, samimi ve candan yaşarsa, Allah’tan korkarak, Allah’ı severek yaşarsa “hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız” mucize, bir mucize var burada herkes dikkat etsin, net. Hayatı güzel oluyor, hep güzel oluyor hayatı. “Kim olursa olsun bunu yaparım” diyor Allah. “ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” “Cennette de en güzel şekilde ödüllendiririm” diyor Allah. En başta rızasıyla inşaAllah.
“Öyleyse Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.” Neden sık sık Allah’a bu duada bulunuyoruz? Ya Rabbi “kovulmuş şeytandan Sana sığınırız” diyoruz.
“Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur.” İman ediyor ama “ben iman ettim” demeyle bitmez. Ne yapacak? Tevekkül edecek. Her şeyde, hastalıktan, dertten, saldırıdan, şundan bundan, küfrün azgınlığından, münafıkların azgınlığından, her türlü dertten korkmayacak ve Allah’tan korkacak ve Allah’a tevekkül edecek. Her şeyin Allah tarafından yaratıldığını bilecek, kendini Allah’a teslim edecek. “üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur.” O zaman vesvese olmuyor işte, rahat oluyor Müslüman. Zorlayıcı bir etkisi olmaz. Allah’a iman edecek, bir de Allah’a tevekkül edecek. Şeytanın gücü böyle bir insana yetmiyor. İman etmiş ama tevekkülü yoksa şeytan musallat olur. İman ediyor ama Allah’a tevekkül etmiyor. Ondan korkuyor, bundan korkuyor, şundan çekiniyor, yok “bilmem ne oldu” diyor, ondan rahatsız oluyor, bir yerinde bir ben çıkıyor, “kanser mi oldum” diyor. “Acaba bana bir oyun mu oynayacaklar, bir kötülük mü olacak, bir felaket mi olacak, şurası başıma mı yıkılacak, şöyle mi olacak?” Olmaz. Olacak olan olur zaten. Allah’a tevekkül edecek Müslüman, inşaAllah.
“Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir.” Şeytan gücünü kimlerde kullanıyor? “Onu veli edinenlere, teslim olmuş şeytana, onlara tam hakim olur” diyor Allah, “etkiler onları” diyor, “zorlayıcı gücünü kullanır onlarda” diyor. “onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir.” Her türlü şeytani çıkarla Allah’a şirk koşmak, münafık ve müşrik karakteri bunda da etkili olur şeytan diyor Allah. Onlar da sapıtıyorlar. Çocuklarını şeytan kullanıyor bazen, bazen mesleğini kullanıyor, bazen ticaretini kullanır, “mallar, oğullar, yarım kalmasından korkulan ticaret, babalarınız, oğullarınız, eşleriniz, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret, evleriniz. Arkadaş çevresi eğer Allah’tan, O’nun elçisinden ve Allah yolunda cihat etmekten, (Allah yolunda gayret etmek, İslam’ı yaymaktan) tebliğ etmekten daha üstünse bunlar bekleyin” diyor Allah. İşte bu adamlar şeytana uymuş oluyorlar. Yani kafasını oğullarına takmış, babasına takmış, ailesine takmış, ticarete takmış, arkadaş çevresine takmış, Facebook’ta orada burada neredeyse arkadaş çevresine, onlara takmış, ticarete kafasını takmış fakat Allah’ı unutmuş. Halbuki bütün bunlar Allah için değer kazanır, bir anlam kazanır. Allah için değilse hiçbir önemi yoktur. “Eğer” diyor Allah “Bana önem vermeyip bunlara önem veriyorsanız bekleyin” diyor Allah. “Ben size gereğini yapacağım, karşılığını vereceğim” diyor, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım Nahl Suresi, 102. “De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak,” İman ediyor ama güçlü değil. Ne yapmak gerekiyor? Sağlamlaştırmak, imanın sağlamlaşması, nasıl olur? İman hakikatleriyle olur, düşünerek olur, derin düşünerek olur. “Müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kur'an'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir." Kuran bir müjdedir ve bir hidayettir. İnsanın hidayetine vesile olan bir kitaptır. Kuran’a uydun mu hidayete uymuş oluruz, inşaAllah. Ve müjdedir. Nasıl müjdeliyor Allah bizi? Bir kere rızasıyla müjdeliyor, Allah’ın rızasını kazanmış oluyoruz, inşaAllah. İki cenneti, üç dünya hakimiyeti, dört dünyada huzurlu ve güzel hayat onu da müjdeliyor ayet, inşaAllah.
Efendime söyleyeyim. Muhsin Yazıcıoğlu şehidimiz, o koç yiğidimizi bir dinleyelim, sonra da biraz Başbuğ’u dinleyelim; Başbuğumuzu rahmetliyi, sonra da Erbakan Hocamız’ı. Her birinden birer film seyredelim.
VTR: MUHSİN YAZICIOĞLU (Hayatından kısa bir bölüm)
VTR: BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ BÖLÜCÜ TEHLİKEYE KARŞI ÇÖZÜMÖNERİYOR.
VTR: NECMETTİN ERBAKAN
ADNAN OKTAR: Bir kardeşimiz, Muhammed isimli kardeşimiz. “Hastalıklar insanlara verilen bir ceza mıdır? Yoksa günahlarından ve ahiret hayatlarında rahat etmek için bu dünyada verilen bir nimet mi? Bazı sitelerde okuyorum sıkıntı üzüntü keder Allah’a yakın olmayan, imandan uzak olanlara verilir diyor. Bu zamana kadar günah işlediğim zamanlar tabiî ki oldu her insanın işlediği gibi. Bol bol elimden geldiğince dua ediyorum, namaz kılıyorum ama her şeyin Allah’tan geldiğine inanıyorum. On senedir psikiyatri tedavisi görüyorum, bir türlü düzelmiyorum. Bunun yanında bazı hastalıklarımda var, ömür boyu ilaç kullanmak zorunda kaldığım hastalıkların din açısı, bu dünya açısından detaylı bir bilgiye ihtiyacım var yardımcı olursanız sevinirim. Sevgi saygılarımla, Muhammed Gül”
Muhammed, daha önce de söyledim kafirlere münafıklara bela olarak gelir ama müminlerde müthiş Allah’a yaklaştıran en etkili yöntemdir. Yani bela ve hastalık ne kadar şiddetliyse kişi Allah’a o kadar çok yaklaşır ve hayret edecek derinlik alır. Yani normal hastalık olmadığı haldeki derinlik alma gücüyle, hastalık halindeki derinlik alma gücü arasında müthiş fark vardır, muazzam yetenek kazanır insan, hayret edilecek bir derinlikte Allah’a yaklaşır. Mesela özellikle ölümcül hastalıklarda şahısta müthiş bir Allah’a yaklaşma gücü oluşur ama şaşırtacak derinlikte olur ve şaşırtacak ciddiyette ve mükemmellikte olur.
Mesela Allah Hz. Eyüp’ e de dayanılmaz bir hastalık verdi çok uzun süre oldu bu hastalığı, Ya Rabbi dedi, şeytandan bir azap dokundu bana dedi, biliyorsunuz. Allah ne dedi; şeytandan Allah’a sığınırım. “Ayağını depret, hareketli ol”. Hareketli olmak önemlidir, bol bol yürümek, konuşmak, ev işleri yapmak, oraya buraya gitmek. Sabit oturmak faydalı olmaz zararlı olur, olabilir. İkincisi; su iç diyor Allah, o suyu iç. Su içmek susuzluk vücudu bozar. Soğuk su diye geçiyor ayette ve ayağını depret, hareketli ol ve yıkanmak, duş almak insanı çok açar, güçlendirir yani hareketli canlı bir insan, kendini dinlemeyen bir insan açılır. Ama kendini dinleyen insan hastalanır. Allah’a kendini bırakıp tamamen “Yarabbi, sen ne yaparsan yap, ben Sana aidim” demek çok önemlidir. Bu olmadığında insan hasta olur. Yani normal olmaz. Ama bak mesela sende görüyoruz, ne diyorsun? Daha Allah’a yaklaştığını söylüyorsun. Düzelme, eğer biraz daha çok ciddi olarak Allah’a kendini bırakırsan o da olur inşaAllah. Ama şimdi hastalıktan sırf kurtulma sorunumuz olmayacak, biz ne diyeceğiz; “Yarabbi ben cehd etmek istiyorum, ittihad-ı İslam istiyorum. Onun için bana güç ver diyeceksin. Hastalıktan kurtulayım da çoluğa çocuğa karışayım, okulumu bitireyim, iş güç açayım, köşeyi döneyim, işte facebook’taki arkadaş çevrem genişlesin, yazlığa gidip iyi eğleneyim, işte oğullara mallara kavuşayım” bu anlamda şifa talebi geçerli olmaz. Şifa niçin istenir?“Ya Rabbi bana güç ver, Senin dinine yardım edeyim, İslam’a hizmet edeyim Senin tecellin olarak”. Bu anlamda istenirse bu olur. Hz Eyüp (a.s.) keyfi için istemedi, niçin istedi? Allah’ın dinini yaymak için istedi Allah’tan gücü kuvveti. Onun için şifa isteyen sadece huzur ve rahatlık için isterse onun duası müstecap olan bir dua olmaz Allah-u Alem. Yani Allah’ın icabet ettiği bir dua olmaz. Duanın hakiki ve halis olması için “Ya Rabbi ben sana kendimi adadım” diyeceksin. Mesela Hz. Meryem ne diyor mübarek. “Her şeyden kendimi çekmiş olarak Sana çocuğumu adadım Ya Rabbi”diyor. Senin için, senin rızan için yani Allah’ın dinini yaymak için, İslam’ın yaşanması için, Allah’ın hükmünün yaşanması için Sana adadım ve bütün ömrümü Sana adıyorum diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e ne diyor Cenab-ı Allah; her şeyden çekil, hayatın bütün yönlerinden çekil, bütün dikkatini bütün azmini gayretini İslam’ın dünya hakimiyeti için, Allah’ın dininin yayılması için ver diyor. Kuran ayeti. Bak, hayatın bütün yönlerinden çekil diyor ve bütün dikkatinle İslam’ı yay diyor. Peygamberimiz’e (s.a.v.) de hastalık gelmiştir, Allah diyor üstündeki o ağırlığı kaldırıp almadım mı diyor Allah değil mi? Ki belini bükmüştü diyor Allah. Kalbine inşirah vermedim mi diyor Allah, ferahlık vermedim mi diyor. Onun için bütün peygamberlere dert gelir, bela gelir ve imanının derecesine göre şiddetlidir. Mesela Mehdi (a.s.)’a çok şiddetli belalar, dertler gelecektir ama hissedilmeyecektir. Peygamberimiz (s.a.v.) de hiç hissettirmiyordu. Mesela, mide sancısı oluyordu Peygamberimiz (s.a.v.)‘in. Taşı kızdırıyorlardı, kumaşa sarıyorlardı. Peygamberimiz (sav) karnının içine koyuyordu, üstünü de elbiseyle örtüyordu, kimseye sezdirmiyordu. Onun için Müslüman halis ve samimi olarak Allah’a teslim olacak, sağlık ve sıhhati Allah’ın dinini yaymak için isteyecek. O anlamda isteyecek, yani mücahitlik için, cehd için. Dünyada rahat edeyim, keyif zevk içinde olayım diye o şekilde olmaz.
Bugün bu kadar yeter, yarın devam inşaAllah.
Dergiler
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...İlanlar
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...