BERİL HANIM: ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programımıza hoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Anlatacağın neler var senin?
DİLEM HANIM: Van depremiyle ilgili var, bir de Yiğit Bulut’un bir yazısı var Hocam ilk olarak. Cezayir konferanslarımız var dünden. Evvelki günden Cezayir konferanslarımız.
ADNAN OKTAR: Yiğit Bulut delikanlıdır. Benim dediklerimi tasdik eden bir üslubu oluyor. Hakkı, hayrı, güzelliği tasdik eden bir üslubu oluyor. Müslüman evladı, Türk evladı, koç yiğit, dürüst insan. Allah yolunu açık etsin. Doğru yolda, inşaAllah.
Van depremi, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in detaylarıyla gördüğü, görüp bize bildirdiği olaylardan bir tanesidir. 1400 sene önce Allah ona zamanı ve mekanı kaldırdı. Resulullah (s.a.v) ahir zamanda olacak bütün olayları gördü, hepsini anlattı; tek tek tüm detaylarıyla anlattı. O olaylardan bir tanesidir. Başka mühim olaylar da var önümüzdeki günlerde, aylarda devam edecek. Çok şaşırtıcı, hayret verici, insanları şok eden çok büyük olaylar olacak. “Ta ki evlatlarımdan Hz. Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar, bu olaylar devam edecek” diyor Resulullah (s.a.v). Allah’ın doğru söylediğini, Peygamber (s.a.v)’in doğru söylediğini bütün insanlar görecekler. Ahir zamanın doğru olduğunu görecekler, İslam’ın hak olduğunu görecekler. Peygamberimiz (s.a.v)’in asla yalan söylemediğini, muhbir-i sadık olduğunu görecekler. Peygamberimiz (s.a.v)’e sevgileri artacak insanların. Hakkı tasdik edip kabul edecekler, inşaAllah. Yusuf Suresi, 36’da mı kalmıştık dün?
Hz. Yusuf (a.s) ile birlikte iki genç daha zindana giriyor. Hz. Yusuf (a.s)’a Allah gelecekle ilgili bilgi veriyor. "Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum” diyor. Yani “İsrail’in dinine uydum” diyor. “İshak’ın ve İbrahim’in,” biz de aynı zaman da İbrahim’iyiz. Hz. İbrahim’in hanif dinine, İslam dinine uyuyoruz. Hz. Yusuf (a.s) da Müslüman’dı, İslam dinindeydi. “Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil.” “Hiçbir şeyle ben şirk koşmam” diyor. Bakın, hapishanede bu konuşmalar. Hapishanede gün saymıyor, var ya insanlar, tebeşiri böyle yaparlar. İslam’la, Kuran’la yani Kuran’ın ruhuyla o devirdeki hak olan kitapla, onunla ilgili. Yani “ben hapishaneden nasıl kurtulurum, ne yaparım?” demiyor. Tabii ki der de ama tebliğle ilgileniyor. İslam’ı tebliğ ediyor, Kuran’ı tebliğ ediyor. Yani Kuran’ın ruhunu, İslam’ın ruhunu tebliğ ediyor. O devirde -daha önce anlatmıştık- hukuk sistemi kahpe, alçak bir hukuk sistemi var o devirde. Öyle yalaka bir sistem vardı. Masum olduklarını bildikleri halde; dürüst, efendi olduğunu bildikleri halde, Hz. Yusuf (a.s)’a o devrin kahpe hakimleri, kahpe yönetimi musallat oluyor, onu ezmeye çalışıyorlar. Halbuki onun yüzü suyu hürmetine devam ediyor oradaki sistem. Hz. Yusuf (a.s)’ın yüzü suyu hürmetine devam ediyor. Fakat farkında değil onlar; kendi bereketleri, kendi bollukları zannediyor onlar. Halbuki o kıtlığı engelleyen de o. Allah onu vesile ediyor. Belayı engelleyen de o, mahvolmalarını engelleyen de o. Ama ahmak yönetim anlamıyor. Kendi kafasıyla, kendi yeteneğiyle onu yaptıklarını zannediyor. O devrin işte yaranmacı, yalaka hukuk sistemi, yargı sistemi alçakça ona musallat oldular, Hz. Yusuf (a.s)’a. Bir kahpenin, bir kalleş kadının alçakça iftirasını Hz. Yusuf (as)’un haklı olduğunu bildikleri halde kabul ediyorlar. Önce adam da sürekli haktan görünüyor dikkat ederseniz, o devrin devlet başkanı. Allah’tan, kitaptan, dinden, imandan bahsediyor. Kadına da nasihat ediyor hatta; sen tövbe et, sen şöyle yap. Madem sen dindarsın, madem Müslümansın, niye Hz. Yusuf (a.s)’ı zindana atıyorsun? Bir kahpenin sözüyle, bir alçağın sözüyle niye hapishaneye atıyorsun? Bir de Müslüman’ım diyorsun. Kendine olsa yapar mısın? Yapmazsın. Yakınlarına, çoluğuna çocuğuna olsa yapar mısın? Yapmazsın. Ama Hz. Yusuf (a.s)’ı kolay görüyor. Bilmiyor onun mahiyetini, gücünü bilmiyor.
“Onu pek önemsemediler” diyor 20. ayette. Adama sorsan, bak diyor ki; “Yusuf, sen bundan yüz çevir.” Nasihat ediyor Hz. Yusuf (a.s)’a. “Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile.” Kadına günahından dolayı bağışlanma dilemesini söylüyor. “Doğrusu sen günahkârlardan oldun." Ahlaksız adam, madem günahtan, sevaptan biliyorsun; Allah’tan korkuyorsun; masum bir insanı, tertemiz bir insanı bir fahişenin, bir alçağın, bir kahpenin sözüyle niçin hapse atıyorsun, değil mi? Üstelik 7 yıl Allah’tan kork. 7 yıl. Ne yapmış? Hiçbir şey yapmamış. Masum olduğundan da eminsin ama kendi çıkarına zarar gelmeyeceğini düşündüğü için Hz. Yusuf (a.s)’ı hapse atıyor. Ama Hz. Yusuf (a.s)’a müthiş ihtiyaçları oluyor. Sonra onun eline düşüyorlar, diyorlar ki; “ey doğru sözlü, 7 yıl kıtlık, 7 yıl bolluk nedir, bize bunu anlat” diyorlar. Ona muhtaç hale geliyorlar. Ekonomiyi düzeltmesine vesile olan da o oluyor, asayişin düzelmesine vesile olan da o oluyor, her şeyin düzelmesine Hz. Yusuf (a.s) vesile oluyor. O zamanın hakimleri, satılmış kahpe adamlar. Yani devletten birisi kulağına fısıldadı mı, diyor ki mesela; “al bunu, hapse at.” Yargı sistemi yok o devirde, alçaklık hakim. Hukuk yok, alıp hapse koyuyor. Yani bir adamın söylemesi yeterli oluyor. Mesela kadının söylemesi yeterli oluyor. Adam da müdahale etmiyor, yani anlamazdan geliyor. Bizim haberimiz yok falan gibisine getiriyor. Nasıl bilmezsin? Senin gözünün önünde hapse koyuyorlar. 7 yıl hapis ve zindan, şu anki hapishaneler gibi de değil. Müthiş bir zulüm sisteminin olduğu bir yer. Orada, o mübarek, o karanlık, izbe zindanda 7 yıl kalıyor. Sürekli Allah’ı anıyor, sürekli namazlarını kılıyor. Nur gibi tertemiz; o güzelliğiyle, o yakışıklılığıyla, o aslan edasıyla nur gibi yine güler yüzle çıkıyor hapisten. Hapisteki insanları da etkilemiş, o güler yüzüyle. Hz. Yusuf (a.s)’ı orada müdür yapmışlar, müdür gibi olmuş. Her şeyiyle ilgileniyormuş hapishanenin. Mesela delil yok mahkemede, Hz. Yusuf (a.s) mahkeme oluyor, “bakın, gömleğimi sırt tarafımdan yırttı kadın, şahitler de o yönde” diyor ama mahkeme kahpe, mahkeme yukardan talimatla hareket ediyor. Adil mahkeme yok. Firavun sistemi hakim, kahpe yapı hakim. Hz. İbrahim (a.s)’da da aynı sistemi görüyoruz. Tutukluyorlar, gözaltına alıyorlar, Hz. İbrahim (a.s)’ı yargılıyorlar, en zalimane yöntemlerle, yakma yöntemi, “ateşle yakalım” diyorlar. Ama Hz. Yusuf (a.s)’ın zamanı daha değişik. Adam, oradaki devlet başkanı Müslüman olduğunu söylüyor, dindar olduğunu söylüyor, Allah’tan korktuğunu söylüyor. Fakat yargıya karşı laçka, yargıyla ilgilenmiyor. Yani birini hapse atmışlar, bir şey olmuş, onu ilgilendirmiyor. O kendi menfaatinin peşinde. Yani güçsüz bir yapı var. Ancak Hz. Yusuf (a.s)’dan sonra adalet sistemi tam oturuyor, makul hale geliyor. Hukuku çok iyi bildiğini görüyoruz Hz. Yusuf (a.s)’ın, yani o devrin hukukunu çok iyi biliyor. Mesela tası kardeşlerinin yükünün içine koyuyor. Mesela o devrin hukukunda kimin yükünde bulunursa o kişiye el konuluyor. Mesela o bildiği bir şey. Hukuku ezbere biliyor. Dolayısıyla hukuku da çok iyi kullanabilen bir insan; yani savunmayı da iyi bilen bir insan, hukuku da iyi bilen bir insan. Allah bütün bu aşamalardan sonra onu devletin başına getiriyor.
“Muhterem Hocam. Deprem haberlerini izlerken televizyonlarda sürekli depreme maruz kalan kardeşlerimizin mutlaka psikiyatr desteği alması gerektiği söyleniyor. Canım Hocam, elbette siz bu konuları elbette daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Bu konudaki görüşünüz nedir?” diyor. “Bir profesör önemli bir kanalda depreme maruz kalan kişilerin 4 yıl, 3 yıl psikiyatrik tedavi görmesi gerektiğini, psikiyatrik kontrol ve psikiyatrik destek almaları gerektiğini ve bunun da mutlaka uygulanması gerektiğini söylüyor” diyor. “Ne diyorsunuz?” diyor Salim Güngörmüş, Denizli’den. Depremde Müslüman ne yapar? Allah’a tevekkül eder. Psikiyatri tedavisi görmez. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında Müslümanlar birçok felaketle karşılaşıyorlardı, birçok olayla karşılaşıyorlardı. Kıtaller oluyordu, toplu şehit oluyorlardı. Psikiyatrik tedavi mi görüyorlardı? Hz. Süleyman (a.s) zamanında, Hz. Musa (a.s) zamanında da Müslümanlar kitlevi olarak şehit oluyorlardı. Birçok kere depremler olmuştur. Hz. Nuh (a.s) devrinde de büyük felaketler oldu. Hz. İbrahim (a.s) devrinde oldu. Hiçbir felakette Müslümanlar psikiyatrik destek, psikiyatri desteği, psikiyatrik tedavi görmediler. Ne gördüler? Allah’ın kitabına sarıldılar, tevekkül ettiler, Allah’a dua ettiler. Allah’a yakınlıkla psikiyatrik destek olur. Yoksa materyalist, Darwinist eğitim sonucu elde edilen nötr, mantıksız görünen, ruhsuz görünen, kalbe hitap etmeyen, imana ve inanca hitap etmeyen üsluplarla insanlara psikiyatrik tedavi diye bir olay olmaz. Kalplere, ruhlara şifa olan Kuran’dır. Kuran’la insanlar ferahlar, “Allah’ın zikriyle Allah kalplere ferahlık verir” diyor ayette. Psikiyatrik tedavi ile demiyor. Dolayısıyla bu insanlar bizim vatandaşlarımızı tanımıyorlar, Müslümanlığı tanımıyorlar, Türkiye’yi tanımıyorlar, Ortadoğu’yu tanımıyorlar, binlerce yıllık İslam tarihini tanımıyorlar. Her devirde Müslümanlar Allah’a sarılarak, kitaba sarılarak, Allah’a tevekkül ederek kalpleri felah bulmuştur. Allah’ı anarak felah bulmuşlardır ki Güneydoğu halkımız çok dindardır. Allah’ı anarak kalpleri felah bulur; psikiyatrik tedaviyle, psikiyatrik destekle değil. Bu çok çok mantıksız, çok büyük yanlış tavırdır. Bu kafada devam etmeleri yanlış olur. Buyurun Hocam.
DİLEM HANIM: Estağfirullah Hocam. 22 Ekim’de Cezayir’in M'sila şehrinde Tufan ve Ufuk kardeşlerimiz bir konferans verdiler. Konferansa çok büyük bir ilgi varmış, maşaAllah. Hem televizyonlar hem radyolar çekim yapıp, röportaj gerçekleştirmişler. Belediye Başkanı Yahya Laktari de katılmış konferansa. Size saygı ve hürmetlerini iletmiş Hocam. Kardeşlerimize de katkılarından dolayı plaket vermişler. Dün de vardı, yarın da başka şehirler de konferanslarımız olacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şahane bir olay bu. Fas, Tunus, Cezayir, ataların yurtları; Osmanlı evlatları, Türk evlatları, Müslüman evlatları tarafından manen fethediliyor şu an, inşaAllah. Allah gazalarını mübarek etsin. İlmi mücadelelerinde Allah muvaffakiyet nasip etsin. Oradaki kardeşlerimize de Allah hidayet, samimiyet, sağlık, sıhhat, iman neşesi versin; kalplerine ferahlık, suhulet versin, iyilik versin. Ne mutlu onlara, ne güzel! Cezayir’de 10 kişi bile kardeşlerimizden ders almış olsa 10 bin atom bombası gücünde olur, inşaAllah. Cezayir’e bir daha deccal giremez. Bizim girdiğimiz yere deccal bir daha giremez. Deccalin boynuzunu biz büke büke kırıyoruz işte böyle. Vurduğumuz yerden ses geliyor, elhamdülillah. Evet, buyurun Hocam.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam, inşaAllah. Kürt kökenli olduğunu belirten bir vatandaş, İçişleri Bakanı Şahin’e; “bizi vatansever yetiştirdiler ama utanıyorum. Ben burada gelip şehidimin cenazesinde Fatiha okuyorum. Ben de Kürt’üm, ben de bu vatanın evladıyım ama bunlar bizden değil. Vallahi bizden değil, Billahi bizden değil” demiş. Bunun üzerine bakan Şahin de şöyle söylemiş Hocam; ”Bu Kürtlük-Türklük meselesi değil, bunların içerisinde Kürt olmayanlar da var, başka ırktan olanlar da var. Bu insanlık-insan dışılık, inançlılık-inançsızlık meselesidir” diye cevap vermiş Hocam. Bir de videosu var.
ADNAN OKTAR: Bak, sonunda olay dediğimiz noktaya geldi. Deccaliyetle Mehdiyet’in mücadelesi var, değil mi? “İnançlılarla inançsızların mücadelesi vardır” diyor. Hizbullah (Allah taraftarları) ile deccal (şeytan taraftarlarının) mücadelesi; olay bu. Çok güzel anlatmış. Allah razı olsun bakandan, maşaAllah. Helal olsun bakanıma, helal süt emmiş, yedi ceddine rahmet olsun, maşaAllah. Şahane konuşmuş. Devam et.
DİLEM HANIM: Hocam, Azerbaycan Turizm ve Kültür Bakanlığı 13 gün boyunca Bakü’nün 13 farklı yerinde fuar düzenledi. Fuar Azerbaycan’ın komünist Sovyet düzeninden kurtularak yeniden bağımsızlığını kazanmasının 20. yıl dönümü sebebiyle düzenlenmişti. Fuarda sizin eserleriniz de sergilendi Hocam. Sergilere katılan devlet büyüklerinden bazılarını okumak istiyorum uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
DİLEM HANIM: Sabuncu Rayon valisi İcra Hakimi Alibaba Aliyev; icra hakimi direkt Cumhurbaşkanına tabi olan ve Cumhurbaşkanından sonra o bölgeden sorumlu olan ikinci kişi oluyor. Belediye Başkanı da ona tabi oluyor. Sebayi Rayon Valisi Asif Askerov, Nizami Rayon Valisi Tahir Budakov, Nerimanov Rayon Valisi Ferziyev Abidin, Sahurani Rayon Valisi Abbasov İlgar, Karadağ Rayon Valisi Süleyman Mikailov, Yasamalı Rayon Valisi İbrahim Mehdiyev; ünlü halk sanatçılarından Bilal Aliyev, Nushaba Aleskerli ve diğerleri de katılmış Hocam. Bir de resimleri var uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah, göster resimleri bakayım. MaşaAllah benim Koçyiğitlerime. Aslan bunlar, aslan. Yedi ceddine rahmet olsun hepsinin, maşaAllah. Bak, Azerbaycan’ın badem şekerleri bunlar da. Şu tatlılığa bak, şu tatlılığa, maşaAllah. Aslan bunlar, aferin koç yiğitlere, maşaAllah. MaşaAllah, ne güzel. Azerbaycan bizim canımız, etimiz, kemiğimiz, ruhumuz, parçamız, maşaAllah. Helal olsun koç yiğitlerime, maşaAllah. MaşaAllah, elhamdülillah. Devlet ricali de orada, çok güzel, maşaAllah. “Yine de şahlanıyor aman Kolbaşını yandım da kır atı” diyor. MaşaAllah. BarekAllah, maşaAllah. Allah mübarek etsin. Allah gazalarını mübarek etsin. Azerbaycan’a bir daha deccal giremez. Orda da boynuzunu söktük deccalin. Elhamdülillah. Tuttuğumuz yerde deviriyoruz deccali, elhamdülillah. MaşaAllah, buyurun Hocam.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam. 16 Ekim Pazar günü bir ile altı saatleri arasında Bursa Şehreküstü Meydanı’nda kitap ve broşür dağıtımı yapıldı. O sırada Bursa Alperen Türk İslam Ocakları’nın açılışı da vardı ve onlar da kitaplarınıza ve A9 TV’ye büyük ilgi gösterdiler Hocam. Ayrıca kardeşlerimiz hafta içi Alperen Ocakları’nı ziyaret edip kitaplarınızı ve Yaratılış Atlası hediye ettiler Hocam. Aynı zamanda Bursa’nın yerel kanallarından olan As TV de standımızın görüntülerini çekti. Kitaplarınızdan ve A9 tanıtım broşürlerinden hediye edildi. Faaliyetlere katkıda bulunan kardeşlerimizin isimlerini okumak istiyorum; Dilek İşsever Öner, Veysel İşgör, Abdurrahman Abuş, Timur Güven, Fahri Onbaş, Nurdan İyihuylu, Hakan İyihuylu, Yunus Budak ve Mina Berksan kardeşlerimiz.
ADNAN OKTAR: Bunlar ahir zamanın bülbülleri. Resulullah (s.a.v)’in övdüğü mübarek kişiler. Peygamberimiz (s.a.v), “onlar sahabeler gibidirler hatta sizden daha üstündürler” diyor. “Sizin aldığınız sevabın elli mislini alacak onlar” diyor. “Ya Resulullah (s.a.v), nasıl oluyor? Neden böyle?” diyorlar; “onlar beni görmedi” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Siz beni gördünüz, vahye müşahede ettiniz, onlar beni görmeden o deccaliyet devrinde fitneye karşı mücadele edecekler. Sizin aldığınız sevabın elli mislini alacaklar” diyor. Bu aslanlar o aslanlar işte.
DİLEM HANIM: Rotherdam’daki tramvaylarda ilan için bir ay anlaşılmıştı. Tramvaydaki 27 metrelik ilanlar için Selami kardeşimiz 2 hafta daha uzatmış ve videolarını da çekmiş. Çok güzel de resimler var Hocam.
ADNAN OKTAR: Helal olsun Selami’ye, bakayım. Aferin, çok güzel yapmış çekimi.
DİLEM HANIM: Hocam, bütün Rotherdam’ı dolaşıyor bu tramvay, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Rotherdam da deccalin kafasını, gözünü birbirine katmışız demek ki. Komaya sokmuşuz deccali. MaşaAllah, şahane, çok güzel. MaşaAllah, maşaAllah. Aslanlar dünyayı titretiyor, kükremeleri yetiyor. Yeri-göğü aslan kükremeleri aldı, maşaAllah .
Ne anlatacaksın?
DİLEM HANIM: Hocam, uygun görürseniz Tevrat’ta Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerinden iki tane okumak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Oku.
DİLEM HANIM: Bir tanesi aile bağlarının zayıflaması ile ilgili. Şu şekilde; “Mesih’in (Hz. Mehdi (a.s) çağı gelmeden önceki sürede bir adamın ailesi kendi düşmanı olacak.” Talmud-Sotah, 49B’den.
ADNAN OKTAR: Annesi-babası kendi evladının başına bela olacak, değil mi?
DİLEM HANIM: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Müslüman oluşu, Müslümanlarla görüştüğü için, cazgırlık yapacak, çakallık yapacak, saldırganlık yapacak, fitne çıkaracak, rezillik yapacak. Tevrat üç bin yıl öncesinden bu olayı bildiriyor.
DİLEM HANIM: Diğer bir tane var Hocam, münafıkların artmasıyla ilgili. Şu şekilde; “Davut oğlu (Hz. Mehdi (a.s)) iman edenlere ihanet edenler artana kadar gelmeyecek.” Talmut-Sanhedrin,97A
ADNAN OKTAR: Müslümanlara ihanet eden, kahpelik yapan, alçaklık yapanlar artana kadar gelmeyecek. Yani münafıklar çoğalacak, münafıkları tepeleyecek; ilmiyle, fenniyle, aklıyla, inşaAllah.
İçişleri Bakanı’na tekrar teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum, helal olsun. Yedi ceddine rahmet olsun. Bak, ne güzel söylüyor, maşaAllah; “İmanlılarla, imansızların mücadelesi var” diyor. Deccal taraftarları ile Hz. Mehdi (a.s) taraftarlarının mücadelesi var, bu kadar. Teşhis tam. “Stalinist-Leninistlerle, Allah taraftarlarının mücadelesi var” diyor, maşaAllah. Çok güzel. O Kürt kardeşimizin ahlakını söyledim ben, “çok nezih insanlar” dedim, gördünüz mü? İşte bak bu kişiliktedirler. Terbiyeli, utangaç, saygılı, hürmetkar, misafirperver, samimi, hoşsohbet, candan, dindar, efendi, dünya tatlısıdır Kürtler. Yani bizim milletimizin en nadide topluluklarındandır. Aman kıymetlerini iyi bilelim, aman. Değerlerini çok iyi bilelim.
BETÜL HANIM:Uygun görürseniz tramvaydan resimler vardı.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
BETÜL HANIM:Rotherdam Hocam. Tramvay, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İçişleri Bakanımızın ifadesi gibi diğer bakanlarımız da bir ifade de bulunursa, yer gök inler. Allah’ın rahmetini celp eder, çok güzel olur. Çok şahane konuşmuş, maşaAllah. Çekinecek bir şey yok, “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır.” Satıh, bütün vatan, Atatürk’ün sözü gibi. İstiklal Savaşı veriyoruz. “Ya istiklal, ya ölüm!” diyoruz yani, inşaAllah. Vatanı kurtarmak, vatana zarar getirtmemek, vatandan şu kadar bile toprak parçası verdirmemek; bu, inşaAllah. Elhamdülillah, yeri-göğü birbirine katıyoruz, inşaAllah.
Bu komünist düşünceyi, bir daha hatırlatalım; Sayın Bakanımız da bunu Allah rızası içi vurgulasın. İstirham edelim, desin ki; “Stalinist, Leninist, Allah’sız, kitapsızlarla, Allah’a inananların mücadelesi var” desin; ideolojik yönünü de vurgulasın. Çünkü PKK’nın ideolojik yönü ısrarla gizleniyor. Komünist bunlar işte, söyleyin! Ben bakanımdan istirham ediyorum. Helal süt emmiş, Müslüman evladı, çok güzel üslubu; eğer böyle söylerse çok çok daha mükemmel olur. Leninist, Stalinist, Allah’sız, kitapsızlarla Allah’a inanan milletimizin mücadelesi var. Olay bu. Bunu söylemesini istirham ediyoruz, diğer bakanlarımızdan da. Başbakanımız söylerse, süper olur; Cumhurbaşkanımız söylerse, süper olur, çok şahane olur. Şimdi, komünizm nedir, PKK’nın fikriyatı nedir; ilmi delillerle, gerçeğiyle açıklayalım, anlatalım.
-VTR- PKK'ya Çözüm Türk-İslam Birliğidir
-VTR- Kahrolsun Demekle Komünist Çalışma Durmaz
-VTR- Komünist Terör ile Uzlaşma Olmaz
ADNAN OKTAR: Bayağı güzel. Bilinçlendirmek açısından filmler muhteşem, bayağı güzel. Buyurun Hocam.
DİLEM HANIM: Estağfirullah Hocam. Hocam, her söylediğiniz çıkıyor, maşaAllah. Şöyle demiştiniz; “Borçluya haciz gelmesi olmaz. Merhamet ve affedicilik çok önemlidir.” Şu şekilde demiştiniz; “Cenab-ı Allah, ‘borçlu olduğunda onu affedersiniz, o sizin için daha hayırlıdır’ buyuruyor. Bu insandan bir şey götürmez, daha çok kazanç getirir. Borçlunun evine gidelim, hacze gidelim düşüncesi ekonomiyi felç eder, onu yapan adamı da fakirleştirir.” Başka bir röportajınızda da şöyle demiştiniz; “on binlerce icra davası var, on binlerce haciz yapılıyor, yüz binlerce haciz yapılıyor. Buna gerek yok; şefkatle yaklaşılması lazım, merhametle yaklaşılması lazım. Adam zaten bomboş evde oturuyor, evine otuz tane haciz gelmiş. Gidip adamın yakasına yapışmak olmaz. Merhamet ve şefkat, affedicilik çok önemlidir” demiştiniz Hocam. Bununla ilgili de haberler çıktı ardından. “Hacizde ev eşyasını alma devri sona eriyor” diye. Şöyle diyor; “borç dolayısıyla yapılan haciz işlemlerinde koltuk, masa, halı, sandalye, TV gibi ev eşyalarına el konmayacak. Sadece para, ziynet eşyası, antika ve süs eşyaları alınabilecek” diye bir haber çıktı Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, demek ki sözümün doğru olduğuna devlet kanaat getirmiş ki dediğimizi uyguladılar. MaşaAllah. Doğru. Ne diyorsak altı ay sonra, üç ay sonra, beş ay sonra ama illaki dediğimiz oluyor, maşaAllah. Yani bir tane, iki tane, on tane değil bu konular. Zaten internet sitemize de girerseniz orda da görürsünüz. O çok güzel bir şey. Allah ilham ediyor, sonra onu yine yaratan da Allah, maşaAllah. Biz dua mahiyetinde söylüyoruz, Allah yaratıyor, maşaAllah. Evet, devam et.
DİLEM HANIM: Hocam Gaziantep’te faaliyet yapan kardeşlerimiz var. Size de bir mektup göndermişler. “Selam Ahmet Muhammed Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
DİLEM HANIM: Hocam dün Gaziantep’imizin en hareketli AVM’sinin karşısında kardeşlerimizle stant açıp faaliyet yaptık, inşaAllah. Standımızda üç yüze yakın kitabınızı ücretsiz dağıttık, A9 broşürleri dağıttık, tanıtım yaptık, inşaAllah. Hocam, halkımız size olan sevgilerini ve samimiyetinize olan inançlarını ifade ettiler ve size selamlarını söylediler.”
ADNAN OKTAR: Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
DİLEM HANIM: “Ellerinizden öperiz” diyor kardeşlerimiz.
ADNAN OKTAR: Ben de onların ellerinden öpüyorum.
DİLEM HANIM: Kardeşlerimizin isimleri şu şekilde Hocam; Kemal Zengin, Hamza Yılmaz, Cebrail Aslan, Savaş Polat; Gaziantep’ten.
ADNAN OKTAR: Hay benim aslanlarım. Zamanında Allah o Antep’imizi gazi yaptı, şimdi bu gazilerin mübarek torunları da böyle serdari mücahit olarak Allah yolunda, Allah rızası için, Resulullah (s.a.v)’in aşıkları olarak muhteşem hizmet veriyorlar. Ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v)’in övgüsüne nail olan gençlerden oluyorlar, maşaAllah. Ahir zamanda deccalle mücadele ediyorlar. Gazalarını Allah mübarek etsin. İlimle, fenle, sevgiyle, şefkatle muhteşem bir hizmet veriyorlar, maşaAllah. Allah yollarını açık etsin, ömürlerine bereket katsın. Allah kalplerine iyilik, güzellik, ferahlık, nur indirsin, inşaAllah. Yedi cetlerine rahmet olsun, maşaAllah, elhamdülillah. Evet, devam edelim.
DİLEM HANIM: Hocam önceki röportajlarınızdan bir sözünüzü okumak istiyorum, uygun görürseniz. Şöyle demiştiniz; “Mehdiyet’in bereketi Türkiye’nin üzerinde şu an. Yoksa Türkiye Avrupa ülkeleri gibi ekonomik krizin içine girip ekonomik açmaz içerisinde derin bir uçuruma doğru gidebilirdi. Allah kıyameti durdurdu, Hz. Mehdi (a.s) vesilesiyle büyük bir bereket meydana getirdi. Türkiye’nin üzerinde bu bolluk, bu bereket mucizedir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Doğru söylüyoruz, tabii. Mehdiyet’in bereketi var, Mehdiyet’in güzelliği var. Allah’ın inayeti altında bu millet; inayet altındayız, inşaAllah. Çok büyük görev yükleniyor bu millete Allah tarafından, büyük bir vazife verildi, büyük bir misyon yüklendi. O görevle mükellefler. Bir süre sonra bu kahraman milletin dünyaya muhteşem hizmetleri olacak. Yiğitliği, temizliği, efendiliği, şefkati, merhameti, Allah korkusunu, Allah sevgisini bütün dünyaya öğretecekler, inşaAllah. Seni dinliyorum Hocam.
DİLEM HANIM: Hocam, estağfirullah. Az önce Bursa’da faaliyet yapan kardeşlerimizin resimlerini gösterememiştik. Alperen Ocakları’nı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bursa Alperen Ocakları’nın koçyiğitleri. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun gülleri bunlar, aslanları. Allah yollarını açsın, Allah bereket versin, Allah huzur versin. Allah kalplerine inşirah, ferahlık ve derin iman nasip etsin. Allah bu yoldan şaşırtmasın. Doğru yoldalar, ya Allah Bismillah devam etsinler, maşaAllah. Allah birbirlerinden ayırmasın; çok güzel, kutlu bir dava; güzel bir yol, güzel bir mürşit. Mübarek Muhsin Yazıcıoğlu mürşitti, bilinmiyor bu. Ehl-i tasavvuftur, ehl-i tariktir ve mürşittir, maşaAllah. Çok güzel yetiştirdi talebelerini, çok güzel yetiştirdi koçyiğitleri, maşaAllah. Sancağı onlara teslim etti, onlar da sancağı devam ettiriyorlar, evvelAllah, Allah’ın izniyle. Türk-İslam Birliği’nin kalesini dikecekler, Allah’ın izniyle. Allah gayretlerini mübarek etsin, gazalarını mübarek etsin; ilimle, fenle, akılla, sevgiyle, güzellikle, maşaAllah.
DİLEM HANIM: Hocam, Bursa’da caddelerde yapılan faaliyetler de var, uygun görürseniz resimleri.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Bursa’da bu, değil mi?
DİLEM HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bursa Osmanlı şehridir. Koçyiğit doludur, Osmanlı’nın aslanlarıyla doludur Bursa. MaşaAllah. Allah hepsine zihin açıklığı, mükemmel hitabet, muhteşem bir cehd ruhu versin. Sevgiyle, güzellikle, barışla hayrı, iyiliği, güzelliği getirsinler. Resullullah (s.a.v)’in övdüğü bu mübarekler bütün Türkiye’yi sarmış durumda, maşaAllah. Resullullah (s.a.v)’i canla, aşkla, muhabbetle seven sahabeler, ahir zamandan çok bilgi almak istiyorlar, sık sık soruyorlar Resulullah (s.a.v)’a. Beş vakit sohbetlerde Hz. Mehdi (a.s)’dan, deccalden, Hz. İsa Mesih (a.s)’dan soruyorlar. Sizin gibi onlar da çok meraklı, sahabeler de meraklı, sürekli soruyorlar. Tabii biraz gıpta da var, diyorlar; “Ya Resulullah (s.a.v), nedir onların durumu?” Sık sık soruyorlar. Resululah (s.a.v) da her seferinde değişik bir cevap veriyor. “Gündüz aslandır onlar, gece abiddir” diyor. “Gündüz aslandır, kükrerler; yeri göğü birbirine katarlar” diyor. “Gece de faaliyet yaparlar” diyor Resulullah (s.a.v). Bir tane, iki tane on tane değil, o kadar çok sormuşlar ki, o da o kadar çok cevap vermiş ki, maşaAllah. Çok övmüş bu ahir zaman gençlerini, bu ahir zaman aslanlarını. Ashab-ı Kehf gibidir. Ashab-ı Kehf de öyleydi; anneleri, babaları üçkağıtçı, sahtekar olan gençler vardı yahut çevrelerinden zulüm gören gençler vardı. Kiminin annesi ahlaksız, kiminin babası ahlaksız, zalimler, gaddar adamlar; Allah’sız, kitapsız, dinsiz, imansız tipler. Çocukları hizaya getirmek, kendi dinlerine çevirmeye çalışıyorlar. Çocuklar sabrediyor, sabrediyor, bakıyorlar olacak gibi değil. “Ne yapalım?” diyorlar, “bir araya gelelim de bir mağaraya sığınalım, bu alçaklarından kurtuluş yok, bir arada olalım, Allah bizi korusun” diyorlar. Analarından, babalarından ayrılıyorlar, o zalimlerden. Bir mağaraya çekiliyorlar. Allah onların üstüne bir uyku veriyor. Bu metafizik bir konudur tabii. “Ashab-ı Kehf, ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’ın ve Hz. İsa Mesih (a.s)’ın yardımcılarıdır” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Yani ne demek istiyor? Aynı Ashab-ı Kehf gibi olacak gençler. Zalim annelerden, zalim babalardan kurtulup, onların elinden kurtulup Hz. Mehdi (a.s)’a asker olacaklar, Hz. İsa Mesih (a.s)’a asker olacaklar; o anlama geliyor, inşaAllah. Ahir zamanda görüyoruz, kiminde ensest var, kızına tecavüz etmeye kalkıyor; kızını pavyona satmaya kalkıyor, kızın PKK’ya göndermeye çalışıyor, oğlunu PKK’ya göndermeye teşvik ediyor yahut oğlunu uyuşturucu satıcısı yapıyor yahut mafyanın içine sokmaya kalkıyor, olmadık ahlaksız anneler babalar var, haysiyetsiz, şerefsiz. Anne kutsaldır, baba kutsaldır, evlat kutsaldır, kutsal olmayan kalmadı. Hepimiz kutsalız o zaman, değil mi? Bir insan ya annedir, ya babadır, ya evlattır, değil mi? Hepsi kutsal diyorsun, tamam hepsi kutsal ama nasıl kutsal; Allah’ı seviyorsa, güzel ahlaklıysa, şefkatli, merhametliyse, adilse, nezaketliyse, temizse, hoş insansa o kutsaldır. Üçkağıtçıysa; kızına tecavüz etmeye kalkan sahtekar, alçaksa; oğlunu, çocuğunu dağa çıkması için PKK’ya katılması için zorluyorsa, uyuşturucu satmak için zorluyorsa, kızını gayrimeşru yollara teşvik ediyorsa bunlar haysiyetsiz, şerefsizdir; bunların kutsallığı yok. Bunlar deccal komitesi olmuş olur. Dolayısıyla çocuk deccal komitesinden kaçacak, Ashab-ı Kehf gibi mağaraya sığınacak, inşaAllah. Kimi Hz. Mehdi (a.s)’ın yanına sığınacak, kimi Hz. İsa Mesih (a.s)’ın yanına sığınacak, kimi mümin-muttaki kişinin yanına sığınacak, bir şekilde canlarını kurtaracaklar.
Bana arada sırada diyorlar ki; “Hocam, niye başı açık hanımlar çıkarıyorsunuz televizyona?” bütün televizyon kanallarına bakıyorum, hepsinde başı açık hanımların. Hiç başı açık insan görmediniz mi siz? Ne vahşiliktir bu? Hiç sanki insan görmemiş gibi. Kadınlar hem de bayağı bakımlı hanımlar, bayağı da güzel hanımlar. Bazen kanallarda çok güzel hanımlar görüyorum, çok kıskanıyorum açıkça söyleyim yani, çok şahaneler, diyorum niye ordalar; niye, niye, niye? İnşaAllah. İsim vermeyim ama çok içerledim, olağanüstü güzel bir hanım vardı, çok içerledim. Ne bilir oradaki herifler onun kıymetini, değerini? Hiç anladığı falan yok; orda oturmuş; ne onun güzelliğinin farkında, ne onu takdir edecek akla sahip. Orada sanat eseri gibi muhteşem bir varlık var. Sanki böyle manda çiçeğe bakıyor gibi bakıyor. Öyle bomboş gözlerle bakıyor, hiçbir anlamı yok herif için. Sanki orada eşya varmış gibi, sanki sandalye boşmuş gibi böyle çok ruhsuzlar bir kısım zevat.
“Hocam, yasta olmamız gerekmez mi?” diyorlar. Hayır, yas olmaz Müslüman’a. Depremde ölenler hepsi şehittir. İftihar ederiz, iftihar. Allah beni de şehit etsin, müthiş istiyorum, muazzam arzu ederim, inşaAllah. Allah yolunda, inşaAllah. En çok istediğim nimetlerden bir tanesidir en çok. Düğün yapsınlar ben şehit olduğumda, düğün, kardeşlerim, vasiyet ediyorum, inşaAllah.
Allah’a kavuşan adamı, Allah’ı en güzel şekilde seven bir insanı Cenab-ı Allah cennetine alıyor. Ben bundan sevinç duyarım, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam ve öğrencileri. Hocamız neden bu kadar Hz. İsa (a.s)’dan bahsediyor?” diyor. Biraz daha, Hz. İsa (a.s)’dan bahsetmesi… Hz İsa Mesih (a.s)’ı çok seviyoruz, maşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s) hakkında fazla bilgi vermem, çünkü güzel bir faaliyeti var, güzel bir çalışması var. Ben yakın talebelerime bile bilgi vermiyorum. Değil ki umuma, böyle geniş açık... En yakın sırdaşlarıma bile Hz. İsa Mesih (a.s) hakkında bilgi vermem, inşaAllah. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’ın on düşmanı varsa Hz. Mesih (a.s)’ın bin düşmanı vardır. Çünkü o alenen Hz. İsa Mesih (a.s) olduğunu iddia ederek ortaya çıkıyor. Hz. Mehdi (a.s), “ben Hz. Mehdi (a.s) değilim” diyerek ortaya çıkıyor, onda bir risk yok. Ama Hz. İsa Mesih (a.s)’da; “ben Meryem oğlu İsa Mesih (a.s)’ım” diyor. Şimdi bu, mazaAllah adamı vurur öldürürleri. Amerika’da adamlar çıktı, gerçi sahte İsalar onlar da tabii, cayır cayır binasıyla beraber yaktılar, içinde yüzlerce insanla beraber, çoluk çocuk beraber. Çok tehlikeli iştir bu.
Bugünkü konumuz özellikle çok anlamlı, nitekim şehitlerimizin yeni toprağa verildiği şu günlerde terörü bitirmek için herkes bir şeyler söylüyor ama en anlamlı ve radikal çözümü geliştirdiğinize inanıyorum.” Bütün Türkiye en doğrusunu benim söylediğimi biliyor. Komünizme karşı, Leninizme karşı… Komünizm, Leninizm sahte de olsa bilimsel bir teoridir, bilimsel felsefedir. Sen onu nasıl yok hükmünde sayarsın? Diyalektik felsefe doğrudan delilleri sahte olmakla beraber tamamen bilim iddiasıyla ortaya çıkar, felsefe iddiasıyla ortaya çıktı. Sen bilime, felsefeye demagojiyle cevap verirsen ne olursun? Mağlup olursun, olur mu öyle şey? O zaman haklısın anlamına gelir o. Sahte bilime gerçek bilimle, sahte felsefeye gerçek felsefeyle cevap verilebilmesi lazım. Onu da en mükemmel şekilde biz yapıyoruz, elhamdülillah. “Fakat Hocam hoşgörün lütfen, siz dini konulardan bahsederken yanınızdaki makyajlı hanımları anlamakta güçlük çekiyorum. İslam bu şekilde makyaj yaparak, hanımların yaşaması konusunda ne diyor? Hocam, lütfen cevap bekliyorum” diyor. “Saygılarımla, Hakan Yağtaşı.” Niye? Kadınlar makyaj yaptıklarında bayağı güzel, çok bakımlı, çok hoş oluyorlar, daha tatlı oluyorlar. Kadınlar makyaj yapmazsa erkeksi olurlar genellikle, o kadar güzel olmazlar. Yani makyajla kadın kadın özelliğini alır, kadınsı güzelliğini alır. Çiçeği Allah niye boyuyor? Çiçekler de hep siyah olsun diyebilir bir adam, haşa. Çiçek, mesela papatyanın ortası sarı, kenarları beyaz; gözümüze çok hoş geliyor. Onu boyayan da Allah’tır, makyajı yapan da Allah’tır. Cennetteki şekillerine yakın hal almış oluyorlar. Yoksa kadın bakımsız ne olur? Yani görüyoruz dışarıda bakımsız insan. Bu nedir bu, anlamı nedir bunun? Çok küt bir görünüm oluşuyor. Kıyafeti bakımsız, yüzü bakımsız, suratı asık, sapsarı bir surat, saçı pecmurde karmakarışık, üstü başı dökülüyor, bu bize yakışmaz. Türk delikanlısı yakışıklı olacak, klas olacak, jilet gibi olacak, güzel giyinecek. Hanımlar çiçek gibi olacaklar, çok bakımlı ve güzel olacaklar. Bakımlı olunca diyebilir ki adam; işte çekici olur, çekici olunca da bilmem ne olur. Ona kalırsa çarşaflı kadın da çok çok çekici oluyor. O niyetledir, ne alakası var. Yani çarşaflı kadın olağanüstü çekici olabilir, bu tamamen niyetledir. İnsan sevgi gözüyle bakmak isterse sevgi gözüyle bakar. İsterse de şehvet gözüyle de bakabilir. O bizim niyetimize, irademize bağlı olan bir şey; aklımıza bağlı olan bir şey. Şimdi bakış, bu bakış olması lazım. Klas ve çok nezih görünümlü olacak Müslüman kadın. Mesela ben görüyorum bazı kız kardeşlerimizde, saçlar birbirine girmiş; bıyıklar, hani bu on iki, on üç, on dört yaşında erkek çocuklarında bıyıklar olur ya, onun gibi bıyıkları var. Göğsünü gere gere geziyor. Bu nedir? Yazık değil mi o kıza? “Resulullah (s.a.v) yasakladı” diyor. Resulullah (s.a.v) öyle bir şey der mi? Resulullah (s.a.v)’i niye yalanınıza ortak ediyorsunuz? O şekilde bakımsız, kirli gezsin der mi Peygamberimiz (s.a.v)? O bir kirdir, yakışır mı? Müslüman nezih, kaliteli, klas olacak. Avrupa’ya da örnek olacak, Amerika’ya da örnek olacak, her yere örnek olacak. Herkes, insanlar imrenecekler. Çok klas olacak, inşaAllah. Mesela bazı kadınlar vardır, makyajsız da çok güzeldir. Ne olacak o? Makyajlı hükmünde mi olacak? Mesela gözleri doğuştan sürmeli olur kadınların, öbürü de suni olarak sürme sürmüş oluyor, ne farkı var? Aynısı işte. O kendindeki aczini, eksikliğini suni tamamlamış oluyor, onla aynı hükme gelmiş oluyor. Mesela bazı kadınların dudakları soluktur, değil mi? Bazı kadınların da mesela dolgun ve çok hoştur dudağının görünüşü, yani doğal olarak böyledir. O boyayla onun dengesini sağlamış oluyor; yani çirkin görünüşten, itici görünüşten sıyrılmış oluyor. O onu rahatlatır, kendine güven getirir. Süklüm püklüm, böyle pecmurde bir kadın dışarıda psikolojik olarak çöker. Çok olumsuz eder. Yani dışarıda neşeli olmaz o, mutlu olmaz, çok rahatsız olur.
Kadının helaline süslenmesi ayrıdır. Orada şehveti devreye sokar kadın. Dışarıda kadın şehveti mi devreye sokmuş oluyor? Sevimli ve temiz olmak. Mesela bir çocuk çok sevimli ve tatlıdır; çiçekler sevimli, tatlıdır; hayvanlar sevimli, tatlıdır. Kadın da öyle, bakımlı ve temiz olacak, inşaAllah. Müslümanları böyle palaz, bakımsız, pis, pejmürde göstermeye çalışıyorlar. Mesela “niye deodorant kullanmıyorsunuz?” diyorum. “İçinde bilmen ne var” diyor. Leş gibi kokuyorsun, Allah’tan kork. Utanmıyor da gidiyor milletin arasında oturuyorlar. Ben çok gördüm başörtülü hanımlarda. Leş gibi kokuyor, akıl almaz bir koku var, kendisi nasıl rahatsız olmuyor ben buna hayret ediyorum. Mesela konuşuyor, ağzı ayrı kokuyor, vücudu ayrı kokuyor; çok korkunç. Müslüman’ın ağzı mis gibi kokacak, vücudu mis gibi kokacak, tertemiz olacak, değil mi? Tertemiz. Mübarek ve müberradır Müslüman; tertemizdir, tahirdir. Allah, “müşrikler ancak bir pisliktir” diyor. Sen pis oluyorsun, işte müşrik karakterini tam göstermiş oluyorsun. Pırıl pırıl olacak Müslüman, inşaAllah. Solgun, bitkin, pejmürde, bitap görünüm, o öyle, bu böyle, nasıl olur? O kadınların kendine olan güvenleri gider. Etraftaki insanlar da çok rahatsız olur. Bakımlı, temiz, kaliteli ve klas olacaklar, inşaAllah. Hepsi doğru yoldalar; o da doğru yolda, o da doğru yolda. O da yüzde yüz Müslüman’dır, o da yüzde yüz Müslüman’dır. Arada hiç fark yok, inşAllah.
Allah’ın hikmeti bak; İslam’ı, dine yaymaya başladığımdan beri, anlatmaya başladığımdan beri Allah hep güzel insanlarla muhatap etti. Bütün kız arkadaşlarım inanılmaz güzeller, hep güzel insanlarla karşılaştım. Duyan da bu yobaz takımı kadından anlıyor zanneder. Halbuki bunlar içi kavrulmuş, hayatı kaymış tipler. Kadınlar bunlardan sadece nefret ederler. Yani zannedildiği gibi değil. Allah bunların içini kurutmuş. İmanlı insan muktedir ve kuvvetli, güçlü olur. Kadın olsun, erkek olsun, Müslümanlar çok kudretli, güçlüdür. Peygamberimiz (s.a.v) mesela çok kuvvetliydi, Hz. Süleyman (a.s) çok kudretlidir ve güçlüydü, Hz. İbrahim (a.s), bütün Peygamberler çok kudretlidir. Müminler de öyle kudretli, güçlü olurlar. Şirk içinde olan yobaz takımında Allah gücü alır. O karısından tiksinir, karısı ondan tiksinir. Çünkü pislik. Adam leş gibi kokuyor, ağzı kokuyor, bilmem neresi kokuyor, her yeri kokuyor; karısı da aynı şekilde pislik, sakallı, bıyıklı; ikisi de birbirinden müthiş iğreniyorlar. Biz nezih, kaliteli bir Türkiye meydana getireceğiz. Benim milletim çok kalitelidir, gençliğimiz çok kalitelidir; daha da kaliteli hale getireceğiz, daha güzel hale getireceğiz. Binalar, insanlar, bitkiler, çiçekler, her şey çok daha güzel olacak. Konuşmalar, hitaplar, her yer çok güzel olacak. Sevgi, muhabbet ve kardeşlik her yeri saracak. Bu ne biçim kafadır? İnsan, niyetli olduğu belli, değil mi? Mesela bir insan aile içerisinde yaşıyor, kızı yanında oluyor, bakımlı falan ama onun kızıdır. Ama bazı sapıklar kızı bakımlı olduğunda, mesela yanında dekolte giydiğinde kızına tecavüz etmeye kalkıyor; ahlaksız herifler, alçaklar. Demek ki bu heriflerin niyeti, kalbi kavrulmuş, deccal kafalı mikrop takımı, değil mi? Kızı adamın, evin içinde rahat geziniyor çocuk, dekolte geziniyor, bakımlı geziniyor; adam sapık; içiyor adam, ne içiyorsa, zıkkım içesice, köpek, gidip tecavüz etmeye kalkıyor. Ondan sonra da ahlak dersi vermeye kalkıyorlar. Demek ki niyetle. Niyet ne ile olur? İmanla, kalple, inşaAllah. Bilmem anlatabiliyor muyum? Adam eğer niyeti bozuksa kendi kızına tecavüz etmeye kalkıyor zaten. Eğer niyeti sağlamsa çiçeğe bakar gibi bakar. Kuzuya bakıp nasıl zevk alıyorsa, çiçekten nasıl zevk alıyorsa öyle zevk alır, inşaAllah. Bir de, bütün kanallardaki hanımlar açık. Ağızları açık, ağzına sinekler girip çıkıyor, o şekilde oturup seyrediyorlar, konuşuyorlar. Bütün eğlence programlarını seyrediyorlar. Hatta muhafazakar kanallarının büyük bölümünde açık hanımlar var. Reklamlarında hatta daha da çıplak hanımlar, mayolu hanımlar falan da var. Ben gördüm yani hepsinde gördüm. Orada helal oluyor da, hiçbir sesiniz çıkmıyor, gayet makul görüyorsunuz, burada niye acayibinize gidiyor? Bütün televizyon kanallarında haberleri dinliyorsunuz, hanımların hepsi bakımlılar. İlk defa insan görmüş gibi böyle vahşi, orman ayısı gibi sesler çıkartmaya başlıyorlar, böyle acayip homurtular momurtular. Yanlış. İsterseniz bir gün göstereyim, bütün kanalların teker teker sunucularının hepsini gösteriyim, programlarını da göstereyim. Hepsinde var, alayında var. En muhafazakar kanal yine biziz, inşaAllah.
Bak ne diyorlar Hocam, zat-ı aliniz ile ilgili; “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Çok Sevgili Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam,” en mükemmel şu oluyor, işte bak. Bir kere sürekli bir kafiye var, “Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam” çok güzel. “ Sevgili Hocam, Beril Hocamızın yeni hali karşısında nutkum tutuldu. Bir bayana ancak bu kadar yakışır kapanmak; ne nur yüzlü, ne güzel bir insan. Allah (c.c) bu güzel kardeşlerimizin ve bütün kardeşlerimizin gönüllerine huşu nasip etsin ve imanlarını artırsın. Canımızdan can olan Hocam, sizin hasretle ellerinizden öperim.” Ben de sizin ellerinizden öpüyorum. “Allah’ım yolunuzu açık eylesin, hörmetlerimle.” Çok güzel. Bak, hürmetlerimle ayrıdır, hörmetlerimle ayrıdır. Hörmetlerimle diyeceksiniz.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Mehter Marşı ile tramvayın coşkuyla gidişi tüylerimi ürpertti, maşaAllah. Yüreğimiz kıpır kıpır, elhamdülillah” diyor. MaşaAllah.
Vakfın kuruluşu münafıkları bir hayli yaktı, bir hayli üzdü, ıstırap verdi, kavurdu, pişirdi, havalara sıçrattı, oynattı, zıplattı. Şimdi onların biraz daha canını yakalım. Teknik Bilim Araştırma Vakfı, TEBAV, yani Teknik Bilim Araştırma Vakfı, onun tanıtımı vardı; hem bir Mehter Marşı dinleyelim hem de bir bakalım, nedir.
-VTR- Teknik Bilim Araştırma Vakfı
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum Canım Hocam. Mübarek ağzınızdan hep hak sözler çıkıyor, maşaAllah. Bugünkü sözlerinize hizmet eden kardeşlerimiz için çok fazla dua eklediniz, maşaAllah. Biz de hep sizinle dua ediyoruz. Allah bize delice bir sevgi ve aşk versin. Derin bir iman versin.” Acayip şeker, maşaAllah.
Güneydoğu’daki kardeşlerimize, daha önce de söylemiştim, deprem bölgesi bir tek fakirliğin olduğu yer değil. Siirt, Batman, bütün Güneydoğu’dakiler, Mardin, fakir kardeşlerimizin olduğu, fakir canlarımızın olduğu bir bölgedir. Mesela farz edelim bir ayakkabı sahibi kardeşimiz, on bin ayakkabı üretiyor; Allah rızası için beş yüz tane ayakkabısını Güneydoğu’ya gönderebilir. Mesela bir bisküvi fabrikası, o çocuklar acayip sever bisküviyi. Mesela bir kamyon bisküvi gönderebilir. Bir makarna fabrikası mesela bir kamyon makarna gönderebilir. Batmaz fabrika bir şey olmaz, bereket gelir daha iyi olur. Mesela bir market, bir minibüs dolusu yiyecek gönderebilir oradaki halka. Yani para vermek falan tamam da, hazır yiyecek çok daha iyi. Parayı vereceğiz, gidip alacaklar, onlara ulaşacak falan, bunlar uzun işler, karışık. Gözümüzle göremeyeceğimiz işler. Gerçi olur ama böyle daha sağlam. Dolduralım tıra, doğrudan götürelim fakir mahallelerde dağıtalım kardeşlerimize. Direkt, hiç uzatmaya gerek yok. Her iş yeri yapabilir bunu, iyi para kazanan iş yerleri. Bir tır ağzına kadar yiyecek dolduracaklar. Soya fasulyesi, mercimek, bulgur falan doldursunlar; böyle paket paket, halka dağıtsınlar. Ne güzel, gözümüzle görmüş oluruz. Mesela farz edelim battaniye fabrikası, bir kamyon battaniye göndersin. Her yer imal ettiği malzemeden bir kamyon, orta boy bir kamyon da olabilir, orta boy bir minibüs de ama direkt götürüp teslim etmek en iyisidir. El teslimi çok daha hoş olur, daha iyi olur. Onları da resimlesinler mesela, bizim içimize sevinç gelmesi açısından bunu isteriz. Yüzlerce tır Mardin’e dayansın, Siirt’e dayansın, değil mi? Çocuk patikleri yahut evinde kardeşlerimizin fazla ceketi vardır; kış ayı şimdi, havalar soğuk, 4 tane paltosu var mesela, ver bir tanesini gitsin. Bir yere toplayalım kamyonla, tırla götürelim ama temiz, bakımlı. Öyle pejmürde, kendi giymeyeceği, kendi beğenmediğini değil; en beğendiği kıyafetlerini, inşaAllah. Pahalı olmasını kastetmiyorum, temiz olması ve işlevsel olması, inşaAllah. Her şey olabilir; mesela çay bardağı gönderelim, şeker gönderelim. Mesela şeker çok makbuldür Güneydoğu’da; şeker, çay. Şeker fabrikaları iki tır göndersin, üç tır göndersin. Sevgiyi besler. Utangaçtır benim can kardeşlerim, Güneydoğulu Kürt kardeşlerim. Çok asildir, öyle göz göre göre yardım almaz, ağrına gider; gizlice yapılması lazım. Ama o kamyonların gittiğini biz görelim, dağıtım gizlice evlere kapı kapı dağıtılması lazım. Utanır benim canlarım çok efendidir onlar, çok asildirler. Çok çok zor durumda olurlar ama yine belli etmez onlar. Aç olur, perişan olur, günlerce aç yatar, tokum der belli etmezler. Öyle asildirler. Onun için onların yardım çığlığını beklemeyelim, öyle bir şey olmaz. Onlar soyludur, öyle bir şey söylemezler. Bütün milletim gibi asildirler. Biz yapalım. Arabalar gitsin gelsin, hareketlensin. Her giden onlara bir sarılır, bir sevgi gösterirsiniz. Evlerine gittiğine, “Selamun Aleykum canım kardeşim, canlarımız, Allah vefat edenlere rahmet etsin, sizlere de uzun ömür nasip etsin, helal olsun sizlere” deyip, inşaAllah, sessiz sedasız bırakıp… Teşekkür de ettirmesinler, Allah’a teşekkür edecekler. Çünkü onlara yiyeceği getiren Allah, kulunu vesile eder. Şükür Allah’a. Neyine teşekkür ediyorsun? Kardeş kardeşe zaten yardımla mükellef, değil mi? Allah ayette söylüyor; “müminler ancak kardeştirler” diyor. Kardeş kardeşe zaten yardım edecek, inşaAllah. Ve “sizin mallarınızda onlar için bir pay vardır” diyor Allah ayette; açık, Kuran hükmü, belli. Bir de, “beğendiğiniz şeylerden verin” diyor Allah; hoşlandığınız, hoşlanmadığınız değil. Her şey olur kardeşim, her şey. Ama bozulmayacak yiyeceklere ağırlık vermek lazım. Bir de mesela bir kardeşimiz güzellik yapsın; yüz tane, iki yüz tane sığır keselim. Orada Allah rızası için kurban etsinler, orada halka hemen dağıtalım, kardeşlerimize, inşaAllah. Meydanlara hatta böyle güzel kavurma yapalım, yesinler. Ekmekleri de yığsınlar, kamyonla ekmek getirelim. Çok güzel olur. Sevgimizi gösterelim, inşaAllah.
DİLEM HANIM: Sayın Devlet Bahçeli dün terör saldırılarıyla ilgili açıklama yapmış. Çok güzel sözleri olmuş Hocam, maşaAllah. Türkiye Cumhuriyeti’nin pazarlıklarla, müzakerelerle, lütuflarla kurulmadığını ve bu yöntemlerle de dağıtılmayacağını belirten Bahçeli, şu şekilde söylemiş; “Milletimiz hıyanet ateşini soluğuyla, barutu inancıyla, mermiyi imanıyla ve laneti varlığıyla kuşatmış ve bu zamana kadar da hamdolsun etkisizleştirerek sahiplerine iade etmiştir. Mithat Cemal Kutay’ın mısralarıyla seslenmek isterim ki; ölmüş gibi düşünsek de bu vatan ölmez, zira dünyanın sırtı bu tabutun büyüklüğünü çekemez” demiş.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. Devlet Bahçeli çok güzel konuşmuş tebrik ediyorum, maşaAllah. Onun da yedi ceddine rahmet olsun, şahane konuşmuş. “İmanla” diyor; ilimle, sevgiyle, inşaAllah.
Güneydoğulu kardeşlerimiz çok dindardır. İmanlarıyla PKK fitnesine meydan okuyorlar, maşaAllah. Göğüslerini siper ettiler, imanlı göğüslerini. Ama tabii onları komünist düşünceyi, komünist felsefeyi bilimsel yöntemle boğmak çok önemlidir, etkisiz hale getirmek çok önemlidir. Devlet bunu yaparsa çok ses getirir. Yani çapı çok büyük olur. Biz vuruyoruz ama silahımız az. Bir A9 var işte, internetimiz var; elhamdülillah, aslında atom bombası etkisinde. Küçük ama çok şiddetli vuruyoruz. Ama devletin imkanlarını kullanırsak, TRT’yi ve diğer imkanları, yeri-göğü sallarız, Allah’ın izniyle.
“Hocam, yargıda bazı bozukluklar var. Bunları dile getirmenizi çok istiyorum” diyor bir kardeşimiz. “Bazı hakimler hukuka uygun olsa da, ‘riskli bir karar verirsem, Yargıtay davayı geri çevirirse puanım düşer, o nedenle ben en iyisi hiç riske girmeyeyim’ mantığıyla bazen vicdanlarına uymadıkları kanaatinde oluyorum” diyor. “riskli bir karar verirsem, Yargıtay davayı geri çevirirse puanım düşer.” Yargıtay kabul ederse ne olur? Puanın da yükselir. Puanının yükselmesi, düşmesi önemli değil ki; orada adalet önemli, vicdan önemli. Puanın düşse ne olur düşmese ne olur? Hakim onu düşünmez, inşaAllah. “Bazı hakimlerin basın tarafından dikkat çekilen ve aleyhe propaganda yaptıkları davalarda yargılanan kişiler haklı bile olsa riske girmeyip basının dikkatini çekmemeye çalışmaları ve kamuoyu baskısından çekinmeleri sonucunda tavırlarının bazen olumsuz yönde olduğunu düşünüyorum” diyor. Yani “basından çekindiği için bazı hakimler, yargılanan kişiler haklı bile olsa adaletli karar vermediklerini bazen düşünüyorum” diyor. “Bazı hakimlerin hukuka uygun olsa bile davanın uzamasına sebep olmamak için doğru karar vermekten çekindiklerini de bazen görüyorum” diyor. Yedi madde yazmış kardeşimiz. “Yargıtay’ın verdiği bir kararda hata yaptığı açık olmasına rağmen bazı yargı mensuplarının Yargıtay’ı karşısına almamak için, adaletten ve doğrulardan yana değil, kendi konumu açısından risk almadan…” yani biraz karışık yazmış ama herhalde şöyle demek istiyor; “Yargıtay’ın verdiği bir karar hukuken açıkça hatalı olmasına rağmen ‘ailem var, bir sorun yaşamayayım’ diyerek bazen adaletten ve doğruluktan yana tavır koymadıklarını düşünüyorum” diyor. “Bazı yargı mensuplarının etki altında kalarak hiç incelemedikleri dava dosyası hakkında deliller doğrultusunda değil, basının yönünde karar vermesi.” Yani dosyayı fazla incelemeden, kamuoyu baskısıyla, basının baskısıyla, infial nedeniyle kamuoyu yönünde yahut basının görüşleri yönünde, “karar verebildiklerini de düşünüyorum” diyor. Bunu avukat bir kardeşimizmiş, o yazmış. “Bazı yargı mensuplarının deliller doğrultusunda değil,” dosyadaki deliller doğrultusunda değil, “bazı siyasilerin baskılarının etkisi altında karar aldıklarını da bazen düşünüyorum” diyor. “Göreve yeni gelen bazı yargı mensuplarının ‘dikkat çekmeyeyim’ mantığıyla hareket ederek riskli gördükleri davaları hiç incelemeden karar verdiklerini düşünüyorum” diyor. Avukat bir arkadaş yazmış, ismini de verebilirim ama gerek yok. Evet, yargının sorunlarının hükümetin bir numaralı konusu olması lazım; yargı henüz oturmadı, yargıda hiçbir şey olmadı. Biz o dönemde elimizden geleni yaptık. Bizi bu konuda kimse suçlayamaz. Biz oylarımızla gereken desteği verdik. Referandum yapıldı, referandumda da gereken desteği verdik. Ama yargıda ciddi bir değişiklik görmüyoruz. Daha hala gelişme aşamasında, halbuki yargının bıçak gibi konuyu kesip atması lazım. Türkiye’de yargının Avrupa standartlarında, çok klas, çok güvenilir, tertemiz bir zemine oturtulması lazım. Hakikaten biliyorum, mesela üç hakimli bir mahkemede, bir hakim giriyor, iki hakim giriyor. İki hakimle devam ettiriyorlar, üç hakim olması gerekirken. Bir yıl boyunca üç hakimle devam etmesi gereken dava, iki hakimle devam ediyor. Mesela bu çok büyük bir sorundur. Buna Başbakanımızın mutlaka el atması lazım. Ağır Ceza Mahkemesi üç hakimli. Yok, İki hakimle devam ediyor. Ve iki hakimle karar veriyor. Üçüncü hakim nöbetçi olarak giriyor yani hiç davayı bilmeyen bir hakim giriyor. Hiç bilmiyor. Dışarıdan birisi geliyor mesela; yüz klasör, iki yüz klasör oluyor, koca dava. Zaten onun bir şeyi olmuyor orada, olmaz yani birçok davada. Nasıl olsun? Bilmiyor dosyayı, inşaAllah. İki hakimle karar veriliyor; çok büyük bir eksikliktir, yanlışlıktır. Bunu Başbakanımızın mutlaka yakından takip etmesi gerekir. Adalet Bakanımız çok değerli, kıymetli bir insan; onun da yakından takip etmesi gerekir. Çünkü hakim gerekiyorsa hakim adayları dolu, hukuk fakülteleri sürekli hakim çıkarıyor. Para gerekiyorsa para verelim ama iki hakimle üç hakimin vereceği karar alınamaz, alınmaması lazım. Bu yanlış. Üç hakimliyse üç hakimlidir, tek hakimliyse tek hakimdir. Üç hakimi pratikte ikiye indirmek olmaz. Ya kanun değişikliği yapsınlar, üç hakimden vazgeçtik, iki hakim olacak desinler. Üç hakimli diye kanun varken iki hakimle karar verilirse bu olmaz. Yargıdaki bu bozukluğun üzerine Başbakanımızın gitmesini istiyoruz. Bu avukat arkadaşımızın sözlerine de önem verilmesini istiyoruz. Yargının mükemmel olmadığı bir ülke hiçbir şekilde mükemmel olmaz. İlla yargının mükemmel olması, yargının güvenilir hale gelmesi gerekir. Yargıda bozukluk varsa o ülkede her şey bozuk hale gelebilir, Allah esirgesin. Çok büyük zarar gelebilir o ülkeye. Bütün harcamalar, bütün imkanlar önce yargıya gitsin. Hakimlerin maaşına zam mı veriliyor, iki misli zam yapılsın. Hakim kontenjanları arttırılsın, hukuk fakülteleri açılsın, ne gerekiyorsa yapılsın ama eksik kadroyla, yetersiz kadroyla mahkeme olmasın. Bilen hakimler gelsin, usta hakimler gelsin ve üç hakimle karar verilsin. O tamam, ona bir şey yok. Şimdi iki tane hakim var, üçüncü hakim ilk defa o gün giriyor. Karar verilecek, nasıl karar verilecek peki? Karar da veriliyor. Olmaz öyle. İki hakimle karar vermiş oluyor o zaman. Üçüncü hakim neye göre karar katılacak? Bilmiyor ki dosyayı. Ya suçlu diyor, ya suçsuz diyor hakim, neye göre diyor? Hakimi çok zor duruma sokmuş oluyorlar o zaman. Ya o hakimden yana tavır koyuyor ya öbür hakimden yana tavrını koyuyor üçüncü hakim. Ama dosyayı hiç bilmiyor. Yarım saat olmuş daha mahkemeye gireli. Yarım saat önce girmiş. Nasıl karar versin? Burada bir acayiplik var. Buna Başbakanımız el koysun, inşaAllah.
“Canım Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Hocam sizin o gözlerinizi görüp de hayran olmamak mümkün mü? O gözlerinizi yakından görmek için neler vermezdim. Hocam ben sizin evlenmenizi istiyorum” diyor. Üstüme iyilik, sağlık, maşaAllah. Hayırdır, inşaAllah, ne oldu, ne var? Böyle iyi, bekar iyi, güzel. Bekarlık sultanlık derler. İnşaAllah. “Önce baharım oldunuz, ardından göz bebeğim. Ey imanımıza derinlik vesilesi!” diyor. Güzel bir yazı yazmış bir hanım kardeşimiz, maşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Annemle çok fazla tartışma yaşıyorum. İstemiyorum tartışmak, birbirimizi kırmak. Ama sürekli oluyor. Benim üzerime düşen olarak ne yapmamı istersiniz? Allah’a emanet olun.” Ne yapacaksın? Şapur şupur git anneni öp. Git sarıl ona, yanaklarını sık. “Emrindeyim sultanım” dersin, o kadar. Cart curt şeylerde annenin kalbi kırılır mı? Ama dinine, imanına, mukaddesatına saldırıyorsa, o zaman olmaz. Ayette, “o zaman müsaade yok” diyor Allah. Olmaz o zaman. O zaman ayrılık vakti gelir, o olmaz. Ama adam babası içer, der ki; “ben zil zurna içtim, beni meyhaneden al.” Gidip, alıp götürmekle mükellefsin. Dinine karışmıyor, tamam. Küfreder, “canım babam” dersin, “Allah rızası için yapma böyle şeyler” dersin. Hiçbir şey olmaz. Ama “Kuran okumayacaksın, namaz kılmayacaksın, Müslümanlarla görüşmeyeceksin, Müslümanlarla Allah’ın dinini yaymayacaksın” dediğinde, “bana müsaade.” Ashab-ı Kehf gibi, Resullullah (s.a.v) zamanındaki sahabe gençler gibi; on bir, on iki yaşında, on beş yaşında gençler gibi; Hz. Musa (a.s)’a tabi olan gençler gibi, aynı şekilde hareket edeceksin, inşaAllah.
“Selamun Aleykum. Benim iç açan, gözümüzün, ruhumuzun nuru yakışıklı Hocam. Bugün de çok iyisiniz, maşaAllah. Ben Beril Hanım’ı görünce çok şaşırdım ve çok sevindim. İlk önce anlamadım, sonra iyice baktım. Allah Allah, insana bu kadar mı yakışır örtünmek, maşaAllah, barekAllah. Allah hayırlı etsin, inşaAllah. Bir de Hocam, dün haberlerde Van’daki kardeşlerimizi gösteriyordu. Gece dışarıda ateş başında oturan bir ailenin yanına gidip spiker çadır isteyip istemediklerini sordu. Sokaktaki aile; ‘aşağı mahalle daha zor durumda’ dedi.” Bak, bak görüyor musun benim canlarımı, görüyor musun Güneydoğu’nun asaletini, Bediüzzaman’ın talebelerini görüyor musunuz, Selahattin Eyyübi’nin nurlarını görüyor musun? Böyle asildir işte Güneydoğu halkı. Bütün milletim böyledir benim. “MaşaAllah, Hocam öyle duygulandım ki anlatamam. Hala aklıma geldikçe gözlerim doluyor. Sizin dediğiniz gibi bizim Kürt kardeşlerimiz ne kadar asil. Rabbim yar ve yardımcınız olsun Hocam. Sizi çok seviyorum. Selamlar. Belçika’dan Burcu.” Çok asil insanlardır, çok. Çok nezihtirler.
Ne yapalım, biraz Cübbeliyi dinleyelim, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli Ahir Zamanı ve Mehdiyet’i Anlatıyor
ADNAN OKTAR: “Hocam selam.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Canımız Ahmet Muhammed Adnan Hocamız; Hocam sevmeyi, sevilmeyi, imanı, hep sizin vesilenizle öğrendik, inşaAllah. Allah dünya ve ahirette makamınızı ali eylesin, inşaAllah. Hocam, Rusya’da bildiğiniz gibi Nurculuk faaliyetleri yasaklanmış durumda.” Yani Nur talebelerinin faaliyetleri yasaklanmış durumda. “Bugün haberlerde Nur talebesi bazı kardeşlerimize yapılan operasyonların videoları yayınlandı.” Linkini vermiş. “Hocam, sizce Rusya neden Nur talebelerine bu şekilde yaklaşıyor olabilir? Rusya’nın korkularının ve çekingenliklerinin yanlış olduğunu Nur talebesi kardeşlerimizin Rusya’nın hayrına ve mutluluğuna karşı asla karşı eylem yapmayacaklarını sizin de ağzınızdan duymak istiyoruz, inşaAllah. Cenab-ı Hak en kısa sürede İslam Birliği’ni nasip etsin diye dua ediyorum. Duanıza muhtacız, inşaAllah. Allah’a emanet olun.” Erol, Moskova’dan yazmış. Doğru mu, böyle bir şey var mı? O konuyu bir araştıralım ama Nur talebeleri Rusya’ya bereket getirir, iyilik getirir, hayır getirir, güzellik getirir. Onu burada Rus elçiliğiyle de görüşürüz. Yani neden çekiniyorlar, nedir sorun onu karşılıklı konuşur, anlaşırız, inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Benim Canım Seyyid Muhammed Adnan Hocam, bugün çok yakışıklı ve şıksınız. Annem size aşık. Onun söylediklerini yazıyorum. Bugün çok çok şıksınız, çok çok güzelsiniz. Sizi Allah için çok seviyorum, maşaAllah. Hep böyle devam etmenizi diliyor annem. Sizi çok seviyor. Allah’a emanet olun canım, biricik Hocam. Canlı yayından anneme bir şey söyleyin, size yazmamdan emin olsun Hocam. Öpüyorum sizi. Banu Çiçek” diyor. Yani elimden öpüyordur herhalde. Ne şeker bu, annen de çok tatlı, sen de çok tatlısın. Banu Çiçek bizim çiçeğimiz, canımız, maşaAllah. Annene de sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum. Ellerinden öpüyorum. İltifatları için de teşekkür ediyorum. Allah sevgisini kat kat artırsın. Ben de onu çok seviyorum, seni de çok seviyorum, inşaAllah.
“Hürmet ve derin saygı ve sevgimle ellerinizden öperim Hocam. Selamun Aleykum. Münevver Peker.” Biz de Münevver’e sevgilerimizi iletiyoruz, tatlı Münevver’e.
“Hayırlı günler Muhammed Adnan Hocam. Her zamanki gibi çok heybetlisiniz, maşaAllah. Hocam, Bakü’nün merkezinde olan Kız Kulesi’nin gökten çekilmiş resmini gönderdim size. Tıpkı A9 gibi görünüyor, maşaAllah, sübhanAllah” diyor Rauf Valiyev.
“Çok Sevgili Ahmed Muhammed Seyyid Adnan Hocam; özü bir, sözü bir, yüzü güzel Hocam, şimdi herkes deprem günlerinde eğlence programı olur mu olmaz mı bunu tartışıyor. Siz bu konuda ne diyorsunuz? Daha en başından bu kadar içi boş eğlence programlarının olması doğru mu zaten? Bugün Van var, dün Tahrir vardı, Suriye vardı, eziyet gören Müslümanlar vardı, çatışma olan ülkeler vardı, Etiyopya’daki açlar hep vardı, yarın da var olacaktır. Tabii ki gülelim, eğlenelim ama dar ve boş programlarla televizyonları doldurmak… Ateş kaç kilometre yakına düşerse etkileneceğiz, kaç kilometre uzakta olursa umursamayacağız? Türk-İslam Birliği’ni bekliyoruz. Meryem, İstanbul.” Doğru söylüyor tabii, her gün her yerde olaylar oluyor. Ama Van’da Allah’ın Katına yükselen kardeşlerimizin hepsi şehit hükmündedir. Onlar bizim canımız, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam, ben sizi çok seviyorum.” “Hocam bağımlılık yapıyorsunuz” diyor, maşaAllah.
“Size Allah rızası için sevgi ve muhabbetle seviyoruz” diyor. “Tahtımızın sultanlarındansınız canım Hocam” diyor. “Biz o latif gönlünüzde sevgi ve muhabbetle anılmak isteriz.” Çok sevimli. “Sizi evlendirmek meselesine gelince; siz bir kişiye değil, hepimize aitsiniz canım Hocam. Sizi kimselere vermeyiz. İnfial olur sonra” diyor. Ben de tahmin ediyorum öyle bir şey olacağını, inşaAllah.
Ercan Derya, teşekkür etmişler. “Hocam, ben dayımla gelmek istiyorum” diyor. Buyurun gelin. Evet, maşaAllah. Neyse bugün bu kadar yeter. Gidelim.
Evrim Sözlüğü
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Canlı Yayın Saatleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...