BERİL HANIM: Adnan Oktar ile Sohbetler programına hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Estağfirullah Hocam. Van'da meydana gelen deprem nedeniyle zor durumda olan vatandaşlarımızı kurtarmak için enkaz kaldırma çalışmalarına katılan askerlerimizin durumundan faydalanan PKK teröristleri dün akşam saatlerinde askeri karakola el yapımı bomba atarak 4 askerimizi yaralamışlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim PKK terörünü, birçok kişi ciddiye almıyor. Yani böyledir, bunlarla çatışılır, böyle şey yapılır. Adamlar müthiş bir taban tuttular. Yani komünist düşünceyi savunan, Leninist düşünceyi savunan gençlik içinde geniş bir taban tuttular. Bakın, diyorum ki bir düşmanın var değil mi, karşı fikir var, karşı atak var. Şimdi akıllı tavır nedir? “Ya” dersin, “bunlar kim, nedir bu olay?” Yani, bakıyoruz, komünist parti adı altında, Kürt Komünist Partisi adı altında bir yapılanma. “Kim?” diyoruz, yöneticileri bunlar. “Bunların fikriyatı ve hedefi nedir?” diyoruz. Soruyoruz “nedir fikriniz?” “Biz” diyor “komünistiz” diyor adamlar, “Marksist, Leninist, Stalinistiz”. “Hedefiniz nedir?” diyoruz. “Büyük Kürdistan’ı kurmak istiyoruz” diyorlar. Peki bundan sonra? “Devrim ihraç edeceğiz” diyorlar. “Yani komünizm bütün dünyaya hakim olması gereken bir düşüncedir” diyorlar. Şimdi böyle bir durum olunca, soruyoruz. “Nerden çıkarttın bu fikri?”, “Marksist teoriden bunu öğrendik” diyorlar. “Marksizm’in pratik uygulaması olan Stalinizm’i uygulamak istiyoruz” diyorlar. “Peki size kim öğretti?” diyoruz, “kitaplardan öğrendik” diyorlar. “Marksist eserlerden, Leninist eserlerden yüzlerce kitap okuduk” diyorlar. “Avrupalılar da bize öğretiyorlar, İtalyan Komünist Partisi, Fransız Komünist Partisi bizi destekliyor” diyor. “Alman komünistleri destekliyor” diyor, “Amerikalı komünistler destekliyor, dolayısıyla bu fikir Çin'de de hakim, Küba'da da hakim, Rusya'da da hakimdi, yıkıldı. Fakat onlar beceremediler” diyor. Onlar çünkü feodal sistemden doğrudan Marksist sisteme geçtiler. Halbuki kapitalist sistemden geçmeleri gerekiyordu. O yüzden beceremediler” diyorlar. “Ama şimdi biz gerçek devrimi yapacağız” diyorlar. “Komünist devrimi yapacağız” diyorlar. Şimdi bu böyle anlatılınca, şimdi buradaki çözüm ne olur? Adamların kafasını, gözünü odunla kırmak mı olur, yoksa bunların fikirlerine karşı, karşı bir fikirle gelmek midir? Fikre karşı fikirle gelinmesi gerekiyor. Fikre karşı suskunluk ve anlamazdan gelme oldu mu o fikir gelişir. Bediüzzaman da diyor “tevessü eder gelişir” diyor. Çözüm bu fikri bu adamların fikrini çok iyi analiz etmek. Yani bilimsel olarak devlet bunu analiz edecek. Bunların fikri yapısı nedir, düşüncesi nedir? Sosyologlar, psikologlar, felsefeciler, bilim adamları, kimya mühendisleri, jeologlar, antropologlar, paleontologlar, herkes bir araya gelecek , bilim felsefesini savunanlar. “Ya arkadaş”, diyecekler “bu adamların fikrini nasıl ortadan kaldırabiliriz ya da bunların fikrinin yanlış olduğunu bunlara nasıl anlatabiliriz?”. Bununla ilgili devlet kitap yapacak. Yani “PKK neden yanlıştır” diye, “fikirleri neden yanlıştır” diye madde madde madde açıklaması lazım kitap olarak. Televizyonlardan açıklaması lazım, radyolardan açıklaması lazım ama fikren açıklamayıp; “ben seni sopayla hizaya getiririm” dersen; adamlar sopayla hizaya gelmezler, gelişir. Yani komünizmin yapısı budur. Biz mesela Türkiye'de Darwinist-materyalist sistemi yıktığımız için, devlet içine çöreklenen, devleti istila eden, örümcek ağı gibi saran, dünyanın en büyük derin devlet yapılanması olan iddia edilen Ergenekon terör örgütü fikren çökerttiğimiz için felç oldu. Kıvrana kıvrana öldü ve gücü yetmedi. Çünkü fikren öldürdük, fikirle vurduk. İnancını yıktık. Hatta bir tanesi çıktı dedi ki “bizim sistemimiz” dedi, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün ünlü simalarından bir tanesi “bizim sistemimizde herkes Darwinisttir” dedi. “Darwinizmi savunuruz” dedi. Biz de dedik, yıktık, Darwinizmi yıktık. Biliyor yıkıldığını, çaresizlikten o ifadeyi kullanıyor. Bazıları da bana yazıyor diyor ki “Darwinizmi mi var?” diyor. Biz yıktık. Enkazın altından seni çıkarttık. Elinden yüzünden tozları silkeleyerek diyorsun ki “Darwinizm mi vardı?”. İflahını kesmişlerdi iflahını, mahvedeceklerdi. Üç milyon kişiyi bir gecede doğrayacaklardı. Kılıcın altından aldık kılıcın altından, akledemiyor bazı vatandaşlar. Darwinizmin-materyalizmin ne kadar büyük bir tehlike olduğunu farkedemiyorlar. 12 Eylül öncesinde Türkiye gitmişti. Ucu ucuna döndü Türkiye. Fikri mücadele ile ancak yenilebilir, Darwinist-materyalist düşünce. “İleride Erdoğan'ı yıpratacağız” diyor. “Sayın Erdoğan’ı” diyor. “Başbakanlıktan çekilecek” diyor bir kısım PKK'lılar iddia edilen Ergenekon terör örgütü falan. Sonra diyorlar “bir koalisyon hükümeti kuracağız” diyorlar. “Ve zorlayacağız. Başına da birini getirteceğiz” diyorlar. Bu akıl karı bir şey değil. Bu çok yanlış, çok tehlikeli, çok vahim bir olaydır. Yani bela geliyorum diyorsa onu görmek lazım. Fikri mücadele ile bu belayı durdurmak lazım. Bu büyük bir tehlikedir. Buna karşı bütün Türkiye çapında milli bir hareket başlaması gerekiyor. Milli bir uyanış, antikomünist tavır koyacak bütün milletimiz topluca. Komünizme karşı susmak, anlamazlıktan gelmek çok tehlikelidir. Komünizme karşı yapılacak şey, Leninizm’e, Stalinizm’e karşı yapılacak şey topyekün eğitimdir. Milletimizi topyekün eğitmektir, sırf Güneydoğu’yu değil. Çünkü PKK Adana'da da etkili, İstanbul'da da etkili, İzmir'de de etkili, bütün Türkiye çapında tehlikelidir. Çünkü Türkiye'de komünistler destekliyorlar PKK'yı, iddia edilen Ergenekon terör örgütünü destekliyorlar. 12 Eylül'de yenildikleri için onun rövanşını almak istiyorlar. Buna karşı çok uyanık olmak lazım. Ta çocuklar ilkokuldan itibaren antikomünist, anti-Stalinist, anti-materyalist, anti-Darwinist olarak yetiştirilmesi lazım. Milli Eğitim Bakanlığı bunu milli eğitime alması gerekiyor. Böyle Darwinist-materyalist milli eğitim yapılırsa sürekli materyalist insanlar ortaya çıkar. Marksistler çıkar, Leninistler, Stalinistler ortaya çıkar ve PKK'lıların da zeminini oluşturmuş olur. Çünkü PKK'lı ne diyor? Daha önce de söylemiştim, defalarca söyledim. “Devletin kitaplarını açıp bakalım” diyor. “Darwinizm doğru muymuş” diyor, “bak devlet savunuyor, doğru” diyor. “Materyalizm doğru muymuş?” diyor. Devletin kitaplarında anlatılıyor. “Şimdi de madem diyalektik bir sistem var dünyada, o zaman tarih de diyalektik olarak işliyor” diyor. “Darwinizm doğruysa Marksizm de doğru” diyor. Adamın söyleyeceği bir şey kalmıyor o zaman. “Marksizm doğru olunca Leninizm de doğru” diyor. “Leninizm’in uygulaması olan Stalinizm de doğru. O zaman, e o zaman nedir, sorun nedir” diyor, şaşkınlıkla adam soruyor. “Nedir zorunuz” diyor.
Buyurun hocam.
DİLEM HANIM: Hocam Abdullah Yeğin Ağabeyimiz terörün sebebinin iman zafiyeti olduğunu söylemiş. Şu şekilde söylemiş Hocam, “İman zayıflayınca anarşizm çıkar İmanın yayılması lazım. Kuran ve iman hizmetlerini yüklenen Nur talebelerine büyük görev düşüyor. Hükümet bu işi kan akıtmadan önlemeli, teröristler kendi içlerinden belalarını görecekler” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle Abdullah Yeğin Ağabeyimiz önemlidir onun açıklaması.
DİLEM HANIM: İnşaAllah, Hocam. “İman zayıflayınca anarşizm çıkar”.
ADNAN OKTAR: Çok güzel.
DİLEM HANIM: İmanın yayılması lazım.
ADNAN OKTAR: Çok güzel.
DİLEM HANIM: “Kuran ve iman hizmetlerini yüklenen Nur talebelerine büyük görev düşüyor. Hükümet bu işi kan akıtmadan önlemeli, teröristler kendi içlerinden belalarını görecekler”, demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Benim anlattıklarımın kapalı bir özetini anlatmış Hocamız. Çünkü imani eğitim nasıl olur? Anti Darwinist, anti materyalist eğitimle olur. Anti materyalist eğitim nedir? Mehdiyetin stilidir. Bediüzzaman bunu açıklamış zaten, Abdullah Yeğin Ağabey, Hz. Mehdi (as) talebesidir. Hz. Mehdi (as) için ne diyor Bediüzzaman? “Önce Darwinizmi, materyalizmi yok edecek” diyor Hz. Mehdi (as). “En büyük tehlike budur” diyor, “en büyük görevi budur, her şeyden önce fen ve felsefenin tasullutuyla, maddiyun ve tabiyyun taunun beşer içinde intişar etmesiyle” diyor, “gelişen bu Leninist, Stalinist, Darwinist, materyalist sistemi yok etmektir birinci vazifesi” diyor. Abdullah Yeğin Ağabey’in anlatmak istediği budur. Mehdiyeti anlatıyor. “Yani bunun çözümü Mehdiyettir” diyor. Ama topyekün anti Darwinist, anti materyalist eğitim gerektiğini Bediüzzaman’ın üslubundan da, Abdullah Yeğin Ağabey’den de anlıyoruz. Çünkü Kuran’ı sırf anlatmayla olmaz. Şimdi adama ilkokulda, ortaokulda sen maymundan geldin dersen, devlet kanalıyla Darwinist, materyalist eğitim yapılırsa, materyalizm ta ortaokulda, lisede, üniversitede gençlerin beynine enjekte edilirse, “gelin size de Kuran’dan okuyayım” dersen; adam “ne istiyorsun der”, diyebilir yani. Çünkü “hangisine inanıyorsan onu söyle” diyecektir. “Sen Darwinizm, materyalizme mi inanıyorsun, Kuran’a mı inanıyorsun” diyecektir. Değil mi? Yani “ikisinden birini bana söyle” diyecektir. Sen, “ben Darwinistten, materyalistten yanayım” dersen; o zaman adam “ben haklıyım” der. O zaman “Kuran geçersiz” diyecektir. Yani Kuran eğitimi güzel, gerekir ama önce putun ortadan kaldırılması gerekir. Darwinizme, materyalizme inanmış bir adam Kuran’a inanır mı? Hem Kuran’a inanıyorum hem Darwinizm, materyalizme inanıyorum olur mu öyle şey? Birisinden birisi olması lazım. Onun için orada net tavır konması gerekiyor. Darwinizm, materyalizmin ortadan kaldırılması, Kuran ahlakının anlatılması, net çözümdür, bunun dışında bir çözüm yoktur. Bunun dışında faciadır, fecaattir. “Biz anlamazlıktan geliyoruz, anlamazdan geliyoruz” dersen öyle bir gün gelir ki, çok zorda kalırsın, çok perişan olursun Allah esirgesin. Başında anlamak lazım, inşaAllah.
Bediüzzaman’ın çözümüne bakmak lazım. Abdullah Yeğin Ağabey’in anlattığı, Bediüzzaman’ın dediklerini uygulayalım diyor, Nur talebelerine iş düşüyor diyor. Tamam, Nur talebelerinin kaynağı nedir, Kuran ve Risale-i Nur’dur. Şimdi biz Nur talebesi olduğumuza göre Abdullah Yeğin Ağabey’in dediğini yapalım, Nur talebesi olarak Risale-i Nur’dan terörün ve komünizmin çözümüne bakalım. Çünkü Nur talebesi kendi kafasına göre hareket edemez, yani Nur talebesi çıktık, ben mücadele ediyorum; neye göre ediyorsun, kendi kafama göre. O zaman ateş talebesi olursun, Nur talebesiysen Risale-i Nur’dan konuşacaksın, delil vereceksin. Şimdi biz de Nur talebesi olduğumuza göre Kuran’dan delil vereceğiz, hadisten delil vereceğiz ve Bediüzzaman’dan delil vereceğiz Nur talebesi olarak.
Evet, şimdi önce bir Cübbeli’den dinleyelim.
(VTR- Cübbeli videosu)
Bak, Bediüzaman diyor ki Emirdağ Lahikası’nda, önce Abdullah Yeğin Ağabey’in konuşmasını bir daha ver, oku onu.
DİLEM HANIM: Tabii, inşaAllah Hocam. Abdullah Yeğin Ağabeyimiz şöyle söylemiş Hocam, “iman zayıflayınca anarşizm çıkar, imanın yayılması lazım, Kuran ve iman hizmetlerini yüklenen Nur talebelerine büyük görev düşüyor. Hükümet bu işi kan akıtmadan önlemeli, teröristler kendi içlerinden belalarını görecekler” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi bak “milletin arzusuyla” diyor, İslam ahlakının serbestiyetine, Kuran’ın anlatılmasına vesile olan demokratlar, hem mevkilerini muhafaza hem vatan ve milletini memnun etmek çareyi yeganesi İttihat-ı İslam cereyanını kendine nokta-i istinat yapmaktır.” “İttihad-ı İslam’ı savunmalarıdır” diyor, “demokratların yapacağı en güzel faaliyet budur” diyor. “Eski zamanda İngiliz, Fransız, Amerika siyasileri ve menfaatleri buna muarız olmakla mani oldular.” Yani “İttihad-ı İslam istemiyorlardı” diyor, “İngilizler, Fransızlar, Amerikalılar siyasetlerine aykırı buldukları için engel oluyorlardı” diyor. “Fakat şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil.” Bakın, çok önemli bu, “fakat” diyor “şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil”, karşı değil. “Belki muhtaçtırlar”, “İttihad-ı İslam’a muhtaçtırlar şu an” diyor. “Çünkü komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik doğrudan doğruya anarşistliği inşat ediyor, doğrudan doğruya anarşiyi meydana getiriyor” diyor. Dinsiz masonluk tabii. “Ve bu dehşetle tahrip edicilere karşı,” yani PKK’ya karşı, dehşetli tahrip edicilere karşı ancak ve ancak hakikat-i Kuraniye etrafında İttihad-ı İslam dayanabilir bunun dışında, İttihad-ı İslam dışında dayanamazsınız diyor. “Ve bu beşeri tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi”, bakın, bu beşeri tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi, “bu vatanı istidayi ecanipten ve milleti anarşistlikten kurtaracak yalnız odur”. Yani “dış müdahalelerden, yabancı işgalden ve terör ve anarşiden kurtaracak yalnız odur” diyor, İttihad-ı İslam’dır. “Bu hakikate binaen demokratlar bütün kuvveti ile bu hakikate istinat edip komünistlik ve masonluk cereyanına karşı önlem almaları zaruridir”. Yani “komünizme karşı tavır almaları lazım” diyor. Nasıl alacak? Fikren alacak. Masonluğa karşı nasıl alacak, ateist masonluğa karşı, fikren alacak. Biz ne yapıyoruz? Fikri ateist masonluğa ve komünistliğe karşı fikren mücadele veriyoruz. Yani “saldırın” demiyor zaten Bediüzzaman, fikri mücadeleden bahsediyor. “Bir ezan Muhammedinin aleyhisselati vesselam, serbestiyetiyle kendi kuvvetlerinden yirmi defa daha ziyade kuvvet kazandılar.” Yani normalde kuvvetleri yoktu diyor demokratların, müthiş kuvvet kazandılar diyor. “Milleti kendilerine ısındırdılar, minnettar ettiler hem manen eski İttihad-ı Muhammedi’den aleyhi vesselam olan, yüzbinler Nurcularla eski zaman gibi farmason ve ittihatçıların, mason kısmına karşı ittifakları gibi şimdi de aynı İttihad-ı İslam’dan olan Nurcular, büyük bir yekun teşkil eder. Ve demokratlara bir nokta-i istinattır.” Demek ki iman hakikati anlatan, felsefi olarak komünizmi yıkanlar, hükümetlere nokta-i istinat oluyor. Yoksa hükümet, hükümetlik yapamaz, iktidara da gelemez, kazanamaz da. AK Parti de, iktidara gelmesinin sebebi, dindarlardır ve bizim yoğun, Darwinizme, materyalizme karşı bütün Anadolu’da yaptığımız faaliyetlerdir. Bunu Doğu Perinçek de söyledi, Aydınlık Dergisi’nde açıkladı. “Adnan Oktar’ın” dedi, “Adnan Hoca’nın yaptığı Anadolu’daki faaliyetler sonucunda AK Parti iktidar oldu” dedi. Açıkça söyledi. Yani sosyolog gözüyle, bilim adamı gözüyle samimi teşhisini koymuş. Yoksa Darwinizmi, materyalizmi yıkmadan sağ durduk yere, “selamün aleyküm ben geldim” derse, iktidar olamaz. Öyle bir şey olmaz. Müsaade de edemezler, gelişemez de. Felsefesi yıkıldığı için Darwinizmin, materyalizmin sağ iktidar olabiliyor. “Fakat demokratlara karşı eski partinin, müfrit ve mason veya komünist manasını taşıyan kısmı” yani Darwinist, materyalist olan kısmı “ve ateist olan masonlar, eski partinin müfrit ifrata kaçan takımı, iki müthiş darbeyi demokratlara vurmaya hazırlanıyor.” Yani “hükümeti yıkmaya hazırlanıyorlar” diyor. Şu anda da AK Parti’ye karşı da aynı komplo hazırlığı var. AK Parti’yi yıkıp yerine bir başkasını, kendi kafalarındaki adamı iktidara getirmeye çalışıyorlar. Özellikle Sayın Erdoğan’a karşı bir tavır içindeler. Eskiden nasıl ahrarlar iki defa başa geçtiği halde, az bir zamanda onları devirdiler. Yani “demokratlar, Müslümanlara yakın olanlar iktidara geldiğinde onları devirdiler” diyor. “Onların müttefiki olan iktidarı Muhammedi aleyhi vesselatü vesselam etrafından, etrafının çoklarını astılar.” Niye bu gücü kazanıyor, biliyor musunuz? Darwinizm, materyalizm yıkılmamıştı onun için. O asma, kesmeler ondan oluyor. Ve ahrar denilen demokratları kendilerinden daha dinsiz göstermeye çalıştılar. “Aynen öyle de şimdi bir kısmı dindarlık perdesine gelip demokratları din aleyhine sevk etmek, Müslümanların üstüne saldırtmak, Darwinizm, materyalizmi çökertenleri yok etmeye çalışmak veya kendileri gibi tahribata sevk etmek istedikleri katiyen tebayun ediyor. Demokratları tahrik edip Müslümanların üstüne göndermeye çalışıyorlar” diyor. “Hatta ulemanın resmi bir kısmını kendilerine alıp demokratlara karşı sevketmek ve demokratların tarafında onlara mukabil gelecek Nur talebelerini ezmek, ta Nurcular vasıtasıyla ulema demokratları irtica etmesinler”. Yani onların desteğini ortadan kaldırsınlar. Şu anda da bize yapılan kahpe komplo hazırlığının kökeninde bu var işte. Çünkü hükümetin, iktidarın, bilimsel, psikolojik kökenini biz sağlamış oluyoruz. Çünkü Darwinizmi, materyalizmi yıkarak iktidarın rahatça bilimsel zeminde durmasını sağlıyoruz. Çünkü iktidarı bilimsel olarak eleştirecek gücü bulamıyorlar şu an, bizim yüzümüzden, bizim sebebimizle. Bizi ortadan kaldırarak, önce PKK’nın yolunu açmak, hükümeti devirmek için oyunlar yapıyorlar. ...Bediüzzaman buna dikkat ediyor bak, “Nurcuları ezmek, ta Nurcular vasıtasıyla ulema ve demokratlara irtica etmesinler. Çünkü Nurcular hangi tarafa meyletseler, ulema dahi taraftar olur. ” Yani “o tarafa giderler” diyor. “Halk da o tarafa doğru gider” diyor. Yani Nur talebeleri, mesela bizler, kimden yana tavır koyarsak halk da o tarafa doğru gidiyor, inşaAllah. Çünkü onlardan daha kuvvetli bir cereyan yok ki, ona girsinler. “İşte madem hakikat budur, yirmi beş seneden beri, ehli ilmi, ehli tarikatı ezen, cemaatleri ezen, ezmeye çalışan veya kendilerine dalkavukluğa mecbur eden eski partinin müfrit ve mason ve komünist kısmı bu noktadan istifade edip”, yani ateist masonları kastediyor Bediüzzaman, “istifade edip, demokratları devirmemek için demokratlar mecburlardır ki hem Nurcuları hem ulemayı hem milleti memnun ve minnettar etmek için hem Amerika ve müttefiklerinin yardımlarını kaybetmemek için, bütün kuvvetleriyle ezan meselesi gibi şeair-i İslamiyeyi ihya için mümkün oldukça tamire çalışmaları lazım ve elzemdir.” Yani “Müslümanların aleyhine faaliyet değil, bilakis Müslümanların lehinde faaliyet tavır koymaları lazım ve elzemdir” diyor. Evet, uzun bir konu ben kısaca anlattım. Şimdi Abdullah Yeğin Ağabey’i dinledik ne diyor, bir daha söyle bakayım, tekrar tekrar ezberlesinler.
DİLEM HANIM: İnşaAllah, Abdullah Yeğin Ağabeyimiz şu şekilde söylemiş, “iman zayıflayınca anarşizm çıkar, imanın yayılması lazım, Kuran ve iman hizmetlerini yüklenen Nur talebelerine büyük görev düşüyor. Hükümet bu işi kan akıtmadan önlemeli, teröristler kendi içlerinde belalarını görecekler”, demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: “Kan akıtmadan önlemeli”, nasıl önlenir? Fikirle önlenir. Başka nasıl önlenir? O zaman fikren çöktükleri için dağılırlar. Onu anlatmış ama çok kapalı anlatmış Hocamız, çok çok kapalı. Şimdi biz Risale-i Nur’dan en açık şekliyle dinleyelim Bediüzzaman’ın net, çünkü Bediüzzaman çok şakır şakır anlatıyor net konuşuyor, kimseden de çekingenliği yoktur Bediüzzaman’ın. “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Hz. Mehdi (as) Al-i Resulün” yani Peygamberimiz (s.a.v.) soyundan gelen Hz. Mehdi (as)’ın, Mehdi Al-i Resul, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan demek, “alinden” Hz. Mehdi (as) alinden, onun soyundan. “Mehdi Al-i Resulün temsil ettiği”, yani temsilci ne demektir? Bir şirketin temsilcisi olur, hükümetin temsilcisi kimdir? Başbakandır. Sınıfın temsilcisi vardır, bir kişidir değil mi başında. “Sınıf temsilcisi kim” dersin, “bu” der kalkar. “Mehdi Al-i Resul’ün temsil ettiği, kutsi cemaatinin”, Hz. Mehdi (as)’ın cemaatini kutsi cemaati olarak belirtiyor. “Kutsi cemaatinin” ama “Hz. Mehdi (as) temsil edecek” diyor onu, Hz. Mehdi (as) temsil ediyor. Hz. Mehdi (as) var bak, cemaati de var. “Temsilci kim?” diyorsun, “Hz. Mehdi (as), cemaatin nerede, burada, bu cemaatin özelliği ne? Kutsi cemaati. “Hz. Mehdi (as) Al-i Resulün, temsil ettiği kutsi cemaatinin şahs-ı manevisini yani onların fikir sisteminin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa o vazifeleri onun cemiyeti, Hz. Mehdi (as)’nin topluluğu ve seyyidler cemaati yapacağını rahmeti ilahiden bekliyoruz ve onun üç büyük vazifesi olacak, Hz. Mehdi (as)’ın.” Üç tane, bir tane değil, iki tane de değil, üç tane. Kimse sahtekarlık yapmasın. Bak, bir değil, iki değil, üç tane. Birincisi, bak ana konuyu anlatıyor şimdi Abdullah Yeğin Ağabeyimiz, herkesin bildiği bir konu ve Sungur Ağabey’in de, Abdullah Yeğin Ağabey’in anlatmak istediği konuyu şimdi şerh edip açıklıyorum Bediüzzaman’ın diliyle. Çünkü “Nur talebeleri harekete geçsin” diyor. Şimdi Nur talebelerinin ne yapması gerektiğini anlatıyor Bediüzzaman. “Fen ve felsefenin tasallutu ile” karşımızdaki adamlar, PKK ne ile çıkıyor karşımıza? Fen ve felsefe ile çıkıyor. Sahte ama fen ve felsefe ile çıkıyor. Yani bilimle. “Tasallutuyla,” musallat olmasıyla “ve maddiyyun ve tabiyyun taunu” “maddiyyun” nedir, materyalist, “tabiyyun” nedir, Darwinizm. Taunu, veba hastalığı, hastalık. “Beşer içinde intişar etmesiyle,” toplum içerisinde, dünya içinde yayılmasıyla, “her şeyden evvel,” bakın, “her türlü faaliyetten evvel” diyor, “en önemli konu” diyor, her şeyden evvel. Her şeyden evvel, Bediüzzaman bize yolu göstermiş. Her şeyden evvel ne yapacakmışız, felsefeyi ve maddiyun fikrini, Darwinist, materyalist fikri, biyoloji felsefesini, materyalist felsefeyi ve maddiyun fikrini, materyalist felsefeyi yani Darwinizm ve materyalizm fikrini tam susturacak. Bak, tam, yarım değil, “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır”. Bu vazifeyi var gücümüzle yapmaya çalışıyoruz biz. “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek”… Ehl-i imanı Darwinizme, Materyalizme kaymaktan kurtarmak. PKK’ya kaymaktan kurtarmak. “Ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla,” bak dünyayı da bırakacak, hem her şeyi bırakmakla, okulunu da bırakacak, evini de bırakacak, işini de bırakacak, evlenmeyecek. Her şeyi bırakmakla, “çok zaman tetkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden” araştırma ve meşgale muazzam bir faaliyeti gerektirdiğinden, “Hazreti Mehdi (a.s)’ın,” bak şahs-ı manevinin demiyor. “Hazreti Mehdi (a.s)’ın o vazifesini”, neymiş o vazifesi? Darwinizmi, Materyalizmi çökertme vazifesi. “Bizzat kendisi görmeye,” bizzat, yani şahsı, tek başına, görmeye “vakit ve hal müsaade edemez.” Ne vakti müsait olmuyor Mehdi (a.s)’ın diyor, ne de hali. Kendine has, özel bir hali var, hal müsaade edemez. “Çünkü Hilafet-i Muhammediye (asm) cihetindeki saltanatı,meşgalesi, yani Mehdiyet hallerinden kaynaklanan faaliyetleri, onun ile iştigale vakit bırakmıyor.” Yani Darwinizmi, Materyalizmi tek tek araştırmaya, incelemeye vakit bırakmıyor.“Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife”, bilim adamları topluluğu, “bir cihette görecek.” Tam anlamı ile diyor, bir cihette. Tam anlamı ile oldu mu, tam anlamıyla diyor. Bir cihette diyor. Bunlar ne? Ya yabancı paleontologlar, yabancı arkeologlar, yabancı Darwinizmi, Materyalizmi araştıran insanlar, genetik uzmanları, biyologlar bütün hepsinin yaptığı çalışmalar. “Herhalde o vazifeyiondan evvel bir taife bir cihette görecek, o çalışmayı yapacaklar. O zat, Hz.Mehdi(a.s), o taifenin,” o bilim adamlarının, “uzun tetkikatı,” laboratuvar araştırmaları, incelemeleri “ile yazdıkları eseri”, yani kitapları, her türlü çalışmalar, CD’ler, bilimsel her türlü dokümanı, “kendine hazır bir program yapacak.” Onlardan istifade edecek. “Onun ile o birinci vazifeyi”, yani Darwinizmi, Materyalizmi yıkma vazifesini tam yapmış olacak. “Bu vazifenin”, bu bilimsel çalışmanın, “istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu”, yani bu çalışmayı yapacak bir ekibe ihtiyacı var diyor. Bir gruba ihtiyacı var diyor. “Manevi ordusu, yalnız ihlas”, saf ihlas. Samimi. “Ve sadakat”, hocalarına acayip sadıklar, Mehdi (a.s)’a. “Ve tesanüd”, acayip bir birliktelik var, böyle “tesanüd, sıfatlarına tam sahip” diyor. Yarım değil. “Tam anlamıyla bu sıfatlara sahip” diyor. Yani mükemmel ahlaka “sahip olan bir kısım şakirdlerdir”. Tamamı değil. Mehdi (a.s)’ın küçük bir grubu, Darwinizme, Materyalizme karşı bilimsel çalışmada Mehdi (a.s)’a yardımcı olacak. Küçük bir grup. Bak, “bir kısım şakirdlerdir” diyor. “Ne kadar da az olsalar”, çok az sayıda olsalar, “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar”. “PKK’yı da tepeleyecekler” diyorlar, “iddia edilen Ergenekon terör örgütünü de, hepsini ama bilimsel yönden çökertecekler” diyor. Ama “seyidler cemaati de yardım edecekler” diyor. Biz de diyoruz ki, Mehdiyete devlet de yardım etsin. Millet de yardım etsin. Herkes yardım etsin. Bakın, biz var gücümüzle Mehdiyete yardım ediyoruz. Ben Mehdi (a.s)’ın talebesiyim, onun kapıcısıyım, onun ayağının tozuyum. Hizmet ediyorum. Milletçe hizmet edelim, bitirelim bu işi. İnşaAllah. Bak üçüncü vazifesi, ikinci vazifesi hepsini anlatmış Bediüzzaman. Kimsenin sahtekarlık yapmasına gerek yok. Karnından konuşmasına da gerek yok. Dürüst olacaklar. Lafı böyle ağızlarında dolamalarına da gerek yok. Net konuşacaklar. Bak, Abdullah Yeğin Ağabeyimiz arslan gibi gürlemiş. Herkes arslan gibi kükresin. İnşaAllah.
“Hocam sizi çok seviyorum. Ve sizin programlarınızı, kitaplarınızı, sayfalarınızı herkese tavsiye ediyorum. Fakat sizi anlamakta bir konuda zor duruma düşüyorum. Bayan talebelerinize çok fazla iltifat ediyorsunuz. Benim sizin samimi olduğunuzdan hiç şüphem yok. Ama sizi tanımayan insanlara bunu anlatamıyoruz. Hocam, siz daha iyi bilirsiniz ama mücadelenizi kolaylaştırmak amacı ile şu iltifat konusunda bir değişiklik yapsanız ve bayanlara kedicik vs, bu iltifatları yapmasanız nasıl olurdu inşaAllah. Allah yar ve yardımcınız olsun. Sizi candan seven Avusturya Viyana’dan bir kardeşimiz”. Canım kardeşim, bu iltifat konusu benim kalbimdeki şiddetli coşkudan oluyor. Benim sevgim normal bir sevgi değil. Yani sizin anladığınız bir tarzda sevgi değil. Ruhumda güzelliğin meydana getirdiği etki de, sizin tahmin edeceğiniz gibi değil. Yani çok şiddetli bir sevgi gücü var ruhumda. Bunu yaşamayan anlayamaz. Onun için hayret içinde kalıyorsunuz. Çünkü toplumda, dünyada sevgi deccaliyet tarafından insanlardan alındı. Yani Tevrat’ta da bu geçiyor, hadislerde de geçiyor. Deccalin ilk aldığı sevgidir. İnsanların kalbinden sevgiyi aldı. Onun için makul bir sevgiyi bile insanlar şaşkınlıkla karşılıyor, coşkun bir sevgiyi çok çok daha fazla şaşkınlıkla karşılıyor. Sevgiyi deccalin almasından kaynaklanıyor. Yoksa Mehdiyet devri olduğunda siz bu sevgiyi çok çok makul görürsünüz ve çok güzel görürsünüz. Onun için siz Mehdiyete göre kalbinizi ayarlayın. Deccaliyetin tahribatından oldu bu sizin şaşkınlığınız, hayretiniz. Toplumda insanlarda meydana gelen şaşkınlık da ondandır. Mesela yardımsevere de şaşırıyorlar. Yardım edene enayi gözü ile bakıyorlar. Değil mi? Mesela birini kurtarmaya kalktın mı “enayi misin, deli misin, ne yapıyorsun sen?’’ diyorlar. Mesela adama araba vurmuş. Geçenlerde Çin’de bir görüntü var. Çocuğu araba eziyor, geçiyor, Çinliler yanından geçiyorlar. Bir, iki, üç sürekli gösteriyorlar. Adamlar çekirdek yiyerek bakarak geçiyorlar. Çocuk orada kıvranıyor. Başka bir araba geliyor o da çiğniyor geçiyor çocuğu. Yine etrafına bakınıyorlar. Kimse muhatap olmuyor. Sonunda çocuk ölüyor orada. Eziliyor. En sonunda cesedini alıp götürüyorlar. Sevgisizlik bu işte. Şimdi diyor ki adam bana “niye sen de öyle olmuyorsun?’’ Ben Deccalin etkisinde değilim. Ben Deccali boğan bir sistemim. Deccali tepeleyen bir sistemim. Onun için bende olmuyor. Buna alışacaksınız. İnşaAllah. Size sevgiyi öğreteceğim. Sevmeyi ve sevilmeyi öğreneceksiniz. Coşkun sevmeyi öğreneceksiniz. Bana deccaliyetin propagandasını yapmayın. Sevgisizliğin propagandasını yapmayın. Ben deccali boğmakla görevliyim zaten. Müslümanlar Deccali boğmakla görevlidir. Buradaki canlar, buradaki sevimli kediler de deccali parçalamakla görevlidirler. Hepimiz deccaliyeti yok edeceğiz. Sevgisizliği, şefkatsizliği, merhametsizliği, adaletsizliği yok edeceğiz inşaAllah. Ben böyle bir güzellik karşısında deli olmam lazım, coşku duymamam için. Şiddetli etkileniyorum. Nasıl riyakarca gizleyeyim mi, ne diyeyim yani? İçim coşuyor. Niçin gizleyeyim? Ne yaşıyorsam deşarj oluyorum, anlatıyorum. Sevgimi anlatıyorum. Mesela güzel bir çocuk, ben gidiyorum, mağazalara bakıyorum. Mağazalara gidiyorum, bakıyorum. Japon çocuklar falan acayip tatlı. Köfte gibi geziniyor aralarda. Adam öküz gibi bakıyor. Muhatap dahi olmuyor. Haberi bile yok. Ben hipnotize olmuş gibi bakıyorum. Acayip tatlı. Çok şeker. Bal kaymak böyle. Ufacık. Mesela sokaktaki kedilere adam tekme vurmaya kalkıyor. Acayip tatlı kediler. Mesela yavrular annesiyle beraber. Çok şeker. Anlamıyor adam. Çiçekler oluyor. Adam ota bakan manda gibi bakıyor böyle. Boş gözlerle bakıyorlar. Adam diyor ki “Sen biraz çok farklısın’’ diyor. Ben insanım, Müslüman’ım da o yüzden farklıyım. Müslüman sevgi dolu olur.
“Hocam A9 kanalını beğenerek izlemekteyiz. Engin bilgileriniz, bilgimizi geliştirmekte. Bir spor programı düşünür müsünüz? Ben sunucu olmaya hazırım’’ diyor Uğur Nal Demir. Oh, bir o eksikti. Bütün kanallarda var spor programı muhabbet ediyorlar. İşte “Naci golü tam atacakken orada hata yaptı. Ya hakem hatası ağabey ya” diyor. Saatlerce konuşuyorlar. Nasıl içlerinden geliyor hayret ediyorum. “Yok ağabey aslında o gol değildi ama artık hakem ne yapacaksın” diyor. “Bal gibi goldü” diyor. “Olur mu ya” diyor. “Bir daha seyredelim, göster bakayım” diyor. Saatlerce uğraşılacak konu mu bu? Nihayet meşinden bir top şişirmişler. İki tane tahtanın arasına girip çıkıyor. Nedir yani? Oraya düşmese ne olur yani? O kadar büyütecek ne var yani? Saatlerce konuşulacak konu mu o? Türkiye’nin bu kadar önemli konuları varken, saatlerce konuşulacak konu mu o? Değil mi? Yazık televizyonda o kadar. Onun yerine PKK’ya karşı anti-komünist faaliyete vakit ayırsalar çok çok daha güzel olur.
“Hayırlı günler Ahmed Muhammed Adnan Oktar Hocam. Bugün de çok iyi görünüyorsunuz.’’ Evet maşaAllah. Klas delikanlıyız maşaAllah. “Web sitesi yapıyorum inşaAllah. Ama sesinizi duymadan olmuyor. Sizi de çok görmek istiyorum’’ diyor. Azerbaycan’dan Rauf kardeşimiz. Halit de ekibi tebrik ediyor, hepimizi inşaAllah. Aynur Ünver, Düzce’den yazmış.
“Selamun aleykum sayın Hocam. MaşaAllah dilinizden ballar dökülüyor. Sizi Konya’dan izliyoruz. Tüm dostalarıma özellikle A9 TV uydu alıcılarını ayarlamalarını ve sizi izlemelerini tavsiye ettim.’’ Bu çok önemli. Bunu kardeşlerimiz, bizi izleyenler, sevenler bunu çok geniş çaplı yapsın. Hatta gitsin mesela Turhal’da, Turhal’a özel olarak gitsin bunun için, onun uydusunu A9’a göre ayarlasın. Gitsin ta Manisa’ya özellikle gitsin ayarlasın. Çok büyük hizmetolur. Tavsiye etsin, tanıtsın, nedenlerini anlatsın, gerekçeyi anlatsın. Başların da durup seyrettirsin. Onlara sevdirsin kanalı. Ondan sonra dönsün. Muazzam hizmet etmiş olur. Çünkü o eve yüzlerce insan görecektir. Hepsine ilmi, imani yönde ders verilmiş olacaktır. O sevabın bin nüshası ona geçecek inşaAllah. Mesela bin sevapsa, olduğu gibi ona geçer. İnşaAllah. “Sohbetleriniz mükemmel maşaAllah. Oradaki herkes çok güzel. Hocam sizi sevdiklerini duymak çok hoşumuza gidiyor’’ kız arkadaşlarınızın diyor maşaAllah.
Tuğba Sutay. “Selamun aleykum’’ Ve aleyne aleykum selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Seyid Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Size bir soru soracağım. Orada oturan hanımlar çok güzel maşaAllah. Allah için onları çok seviyorum. Sizi de çok çok fazla seviyorum. Fakat siz de bizi seviyor musunuz?’’ diyor. Yani hem de çok fazla. Çok çok fazla inşaAllah.
“Hayırlı yayınlar Hocam. Siz ülkücüleri seviyor musunuz Hocam? Onlar çok fedakarlık yaptılar memleketimiz için, topraklarımız için. Allah’a emanet olun. Mert Öztürk’’. Ülkücüleri benim kadar çok seven, benim kadar koruyup kollayan çok nadir insan vardır. İnşaAllah. Sürekli gündemde tutan, Başbuğ’a olan sevgiyi bu kadar gündemde tutan hangi kanal var? Bana bir söyleyin bakayım. Başbuğ Alparslan Türkeş’i, rahmetliyi bu kadar gündemde tutan, onun konuşmalarını sürekli tekrar ettiren, sürekli anlattıran, ona olan muhabbeti bu kadar canlı tutan hangi televizyon kanalı var, bana bir söyleyin bakayım? Vardır da, çok nadir. En fazla bir tane, iki tanedir. Çok çok nadirdir. Erbakan Hocamızı sürekli gündemde tutuyoruz. Muhsin Yazıcıoğlu şehidimizi sürekli gündemde tutuyoruz. Muhabbetini, sevgisini Müslümanlar onlara sunuyorlar. Bizler de sunuyoruz. İnşaAllah. O mübareklere inşaAllah. Milli Görüş’ü sürekli savunurum. Sürekli Milli Görüş’e ve görüşçülere olan sevgimi, desteğimi açık açık ifade ederim. Hangi cemaat bunu yapıyor bana bir gösterin. Hangi cemaat? Benim dışımda hiçbir kişi bunu yapmıyor. Varsa gösterin. Cemaat olarak, topluluk olarak, arkadaş grubu olarak, bana varsa gösterin. Bu kadar çok ülkücüleri koruyup kollayan, onlara bu kadar sevgi gösteren hangi cemaat var bana bir gösterin. Aynı şekilde Muhsin Yazıcıoğlu şehidimizin mübarek talebelerini bu kadar koruyup kollayan, onlara bu kadar düşkün, hangi topluluk, hangi arkadaş grubu vardır bana söyleyin. O cemaate, o topluluğa mensup olmayan hangi grup, hangi arkadaş grubu, hangi topluluk vardır söyleyin. Hiç yok. Tekiz. Mahmud Hocamız’a bu kadar sevgi gösteren, sık sık gündeme getiren hangi topluluk vardır? Menzil cemaatine bu kadar sevgi, şefkat gösteren, sürekli gündemde tutan hangi cemaat vardır? Tamgüney Hocamız’a, o mübarek şeyhimize, mübarek şehidimize bu kadar sevgi, muhabbet gösteren hangi topluluk, hangi cemaat var bana gösterin. Bir tek biziz. Bir tek biz. Vefayı, sevgiyi, şefkati bu kadar coşkulu tutan bir tek biz varız. O cemaatlere mensup olmayan olarak söylüyorum. Çünkü biz hepsindeniz. Hepsini seviyoruz. Hepsine mensubuz. İnşaAllah.
Şu an biraz yine Cübbeli’den dinleyelim. Devam ederiz. Haydi bakalım.
(VTR- Cübbeli videoları)
ADNAN OKTAR :Evet, İbrahim Abiç. İbrahim Abiç televizyona çıkmanızın da caiz olmadığını söylüyor. Bunlara kalırsa sokağa çıkmak da caiz değil, sokağa da çıkamazsınız. Gülmek de caiz değil. Yani caiz olmayanları bir saymış olsak, bir tek ölmek caiz. Onun dışında hiçbir şey caiz değil. Çok yanlış çok. O yüzden Müslümanları çok yanlış tanıttınız, Müslümanları mahvettiniz. Mesela bak, o avanak Libya’da başını belaya soktu, akıl almaz aşağılamışlar. Onun son anlarını başka videolarda seyrettim. Rezil rüsvay ettirdi kendini ahmak, halbuki şerefiyle insan gibi neticelenecekti sözümü tutsaydı. Ahmaklığıyla tam böyle yobaz deliliği var üstünde, yobaz ahmaklığı var, yobaz inatçılığı var ve yobaz kemikliği var ve Allah belasını feci şekilde verdi. Çok çok akılsız yobaz akılsızlığı. Kadın hayatın her yerinde olacak, mecliste olacak, hastanelerde olacak, sokakta olacak, her yerde olacak. Bu aptallığı yapmayın. Bak, size hacdan örnek veriyorum. Hac’da hanımlarla beraber hac yapılıyor, hep birlikte yapılıyor. Nerden çıkarıyorsunuz bu kafayı? Yobazlığın ucu bucağı yok. Yani bir kaptırdın mı yobazlığa gidebildiğin kadar, dipsiz kuyu gibi. Bak olay nereye vardı? Televizyona çıkamaz. Ee meclise girebilir mi? Oraya da giremez. Lokantaya girebilir mi? Oraya da giremez. Okula gidebilir mi? Okula da gidemez. Evde olursa nerde oluyor? Diyor ki “pencere sakın sokağa doğru olmasın”. Sokağı görmemesi gerekiyormuş evin. Bir gözü açık olacak, ondan sonra gülmeyecek, konuşmayacak, hareket etmeyecek, insanlıktan çıkartmaya çalışıyorlar. Yani bu müşriklerin, eski putperestlerin kadın düşmanı azgınların, o devirden kalma psikopat düşünceleri. Kadın her yerde, Kuran’a baktığımızda her yerde olduğunu görüyoruz. Hz Yusuf (as) o kadınla beraber aynı odada, yalnızlar, beraberler. Bütün hayatı birlikte geçiyor kadınla. Hz. Musa (as) peygamberin kızlarıyla görüşüyor, konuşuyor, muhatap oluyor, kadınlar onu beğeniyorlar Hz. Musa (as)’ı. “Güçlü” diyorlar “ve güvenilir bir insan” diyorlar. Hz Süleyman (as) Sebe Melikesini getiriyor, ona şaka yapıyor, “gir” diyor havuza. Kadın bacaklarını açıyor, şaka yaptığı anlaşılıyor. Değil mi? Orada kadının imanına vesile oluyor. Kuran’da çok fazla örneği var, hadislerde çok fazla örneği var, hayatta örneği var, Hac’da örneğini görüyorsunuz. Daha hala dipsiz kuyu gibi yani zifte düşmüş köpek gibi daha hala yobazlığın derinliğine inmeye çalışıyorlar ve Müslümanları mahvettikleri yetmiyor gibi daha da mahvedecekler, daha da perişan edecek bir kafaya girmeye çalışıyorlar. Bir de diğer kanallarda böyle bir sorunlar yok. Diğer kanallarda her türlü müzik programı var. Hanımlar da çıkıyor, efendim sunucular da dekolte bir çoğu, hepsinde var. Ben bütün kanallarda gördüm. Reklamlara çıkarıyorlar hanımları inşaAllah. Onunla ilgili bir video film var bir göstersene sen. Yani ben oradaki kardeşlerimi tenzih ederim. Yani suçluyor değilim fakat her yerde program seyredilirken bu kadar rahatsız olmayıp da burada bu kadar olmasını, ben hasetlikten başka açıklamasını bulamıyorum. “Niye başı açık” Ne olur? Sokağa da çıkamazsınız. Yani okula niye gidiyorsunuz? Otobüse biniyorsunuz, tramvaya biniyorsunuz bütün hanımların başları açık, okullara gidiyorsunuz bütün hanımların, öğretmenlerin başları açık, Türkiye’nin yüzde yetmişinin başı açık. Yani bu nasıl bir mantıktır? Ben anlayamadım. Her yerde hanımlar var. Önü sonu yok işte. Bize akıl verenler genellikle hep bu kanalları seyrediyorlar, bize nasihat edenler. Nasıl hanımlar çıkarmış televizyona? Çıkamazmış. Bütün kanallarda var hanımlar, her yerde görüyorsunuz, sokaklarda var, evlerde var. Bakkala, çarşıya gidiyorsunuz. Her yerde var hanımlar. Bu ne vahşiliktir? Yani ellerinden gelse torbaya koyup, üstlerinden düğümleyip kapatacaklar. Tam yobaz kafası, bırakın bunları böyle, çok yanlış bu. Kıskançlıktan başka bir şey değil bu. Çünkü benim kız arkadaşlarım çok çok güzel, çok sevgi dolular, çok klaslar, bakışları müthiş sevgi dolu, tutkuyla bakıyorlar. Bu heriflere helalleri falan da böyle nefretle, pisliğe bakar gibi böyle, lağıma bakar gibi bakıyorlar. Haset ediyorlar. İlk defa sevgiyle, tutkuyla bakan gördükleri için çok ağırlarına gidiyor. Hayatta bunlar hiçbir şekilde sevgiyle karşılaşmış adamlar değiller. Böyle güzel, kaliteli kadınlar, zaten onların karşısına böyle güzel, kaliteli bir kadın çıkmaz. Çünkü pislik herif, kadın layık görmez ki kendisine. Zaten tiksinir. Yani niye süslensin ona? Niye bakım yapsın? Niye iyi davransın öyle pislik herife, yani aşağılık herife. Leş gibi herifler, lağım gibi herifler. Tiksindikleri için, hiçbir şekilde layık görmedikleri için en pis halleri ile gidiyorlar karşılarına. Paralarına tamahen, o pisliklere tahammül ediyorlar. Burada tabii müthiş bir tutku, müthiş bir sevgi, müthiş bir sevecenlik. Kendileri ayrı kokar, karıları ayrı kokar. Bayağı pisler. Estetikten yoksun, evleri berbat. Kendileri berbat. O cehenneme alıştıkları için, cennet gibi bir hayatı gördüklerinde şaşırıyorlar. Çünkü kadın hakikaten tiksiniyor; herifin ağzı ayrı kokar, vücudu ayrı kokar, orası ayrı kokar, burası ayrı kokar. Kadın da aynı şekilde, o da aynı pislikle karşısına çıkıyor. Alışmışlar, insan gördü mü şaşırıyorlar. Bıraksınlar bunu inşaAllah. Çünkü adamların hakikaten hayatı kaymış, evde böyle kös kös karşısında bakıyor, o ona bakıyor, o ondan tiksiniyor, o ondan tiksiniyor. O ona laf sokuyor, o ona küfrediyor. O ona hakaret ediyor. Sürekli terslemeler, sürekli bağırtı çağırtı. Cehennem gibi hayat. Bakıyorlar burada sevgi var, muhabbet var, dostluk, kardeşlik var. Adam onca sene emek vermiş, okul bitirmiş, para kazanmış, bilmem ne yapmış, ev almış, bankaya para yığmış, ama mutlu olamamış. Ama sevgiyi bulamamış. Onu tutkuyla seven hiç çıkmamış. Bir de bakıyor burbGüzellik olarak verir. “Dünyada güzel bir hayatla yaşatacağım” diyor Allah. “Ahirette de en güzelini vereceğim diyor Cenab-ı Allah”. En iyisini inşaAllah. Cennetini verecek inşaAllah müminlere.
Hocam buyur.
DİLEM HANIM: Sizin sözlerinizi tasdik eden bir haber var, onu okumak istiyorum. Kızılay Genel Başkanı Ömer Taşlı, Haber Türk Teke Tek programına katılmış. Van halkının son derece asil bir halk olduğunu ve deprem sonrası manavların tezgahlarında kalan meyvelere dahi kimsenin dokunmadığını söyledi. Bölgeye giren gazeteciler de evlerin önüne çıkarılan eşyaların ya da depremden yıkılan evlerin kenarlarına yığılan özel eşyaların, tek birine bile dokunulmadığını, halkın son derece mazlum ve asil olduğunu anlattı.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Aylardan beri anlattığımın tasdiki. Görüyor musunuz Bediüzzaman’ın evlatlarını, Selahattin Eyyübi’nin evlatlarını gördünüz mü? Dünyanın birçok yerinde böyle olaylar oluyor. Akıl almaz alçaklıklar, adilikler yapıyorlar. Son derece soyludurlar. Mesela soğukta titriyorlar, hiçbir şekilde çıtlarını çıkarmıyorlar. Mesela çoğu aç, çıtlarını çıkarmıyorlar. Onun için kardeşlerimizden ben istirham ediyorum. Benim söylediklerimi zaten birçok kanal aynısını ben söyledikten sonra söylediler elhamdülillah, Allah razı olsun. Mesela yiyecek malzemesi, bizzat gidip teslim etmek lazım. Parayı yatıracaksın. Para oraya gidecek de, oradan oraya gidecekte. Acil. Kamyonlar bir sürü İstanbul’da. Çekin bir toptancının önüne, doldurun içine, hemşerim götür bunu Van’a teslim et. Bu kadar. “Ben sana güveniyorum” diyeceksin kamyoncuya. Yanına da bir yardımcı olacak, bir insan tutacaksın. “Alın arslanlarım paranızı. Bana Van’dan telefon edin vardığınızda. Oradaki halk bize telefon etsin. Evet ağabey, bu mallar buraya geldi” desin. Orada güzelce dağıt herkese, gönlün estiği kadarı ile dağıt. O kadar. Bir kamyon. Çok pahalıya mal olmaz. Orta zenginin rahatça yapabileceği bir şey. Mesela hayvan orada satın alınabilir. Orada çoktur Van’da canlı hayvan. Satın alırsınız, hemen Allah için kurban edip, canlı canlı orada hemen, orada kızarttırıp, pişirttirip dağıtmak lazım et olarak.
Benim canlarıma, Güney Doğulu arslanlarıma, asillerime, soylularıma Allah rızası için acele hareket edip, acele yardımda bulunalım. İşte bilmem nereye telefona bilmem ne paraya. Bunlar tembel işi. Bir kısmı zor gelecek işler. Bir kısmı başka türlü. Tembellik etmesinler kardeşlerimiz. Tabii bak gücü yetmiyorsa ayrı mesele. Yaşlıdır, imkanı yoktur, parası azdır tenzih ederim. Ama zenginse, malın var, imkanın var, kamyonun var her şeyin var. Çek toptancının önüne. Beş dakikalık iş. Ne uzatıyorsun, değil mi? Doldur. Mesela konserve. Konserve balık, hazır yiyecek kolay. Zeytinyağlı konserve balık. Tane hesabıyla gönderelim. Onun fabrikaları var. Bir kamyon göndermeyle fabrika batmaz. Bir kamyon. Fabrika göndersin, onda bir şey yok. Mesela battaniye fabrikası. Bir kamyon göndermekle batacak mı o fabrika? Bereket gelir. Güzellik gelir. Onları bize söylesinler, biz de burada söyleyelim. Ama teslimatta “şuna dağıttım, buna dağıttım” olmaz. Gizli. Çok asildir benim Vanlım. Güneydoğulum, benim Anadolulum benim asil Türkiye’m soylu, insanlarım çok onurludur. Sakın ha, göz göre göre falancıya şunu. Böyle olmaz. Gizli. Yağmur gibi yağdıralım. Yalnız burada çok dikkat edilecek şey, kamyonu ev ev gezip dağıtmak çok önemli. Kamyonu alır PKK, alır dağa götürür. Sakın ha orada çok dikkatli olmak lazım. Başında durmak lazım. Van’daki dindar, mukaddesatçı kardeşlerimiz onlara güvenebiliriz. Van halkına güvenilir. “Oradaki kardeşlerim gelin, hep beraber dağıtalım, yardımcı olun” dersiniz dağıtırsınız. Beş dakikada dağıtılır. İnşaAllah. Oraya binlerce kamyon gitmesi lazım. Böyle karıncalar nasıl sıradan gidiyorlar, dönüyorlar. Kamyonlar böyle şerit gibi bir yandan Van’a gidecek, bir yandan dönecek. Bir yandan gidecek, bir yandan dönecek. Sürekli bir dönüş olması gerekiyor. İnşaAllah.
Salih Özışık. Büşra. Aylin Coşkun. “Canım Hocam her günkü gibi gönüllere hitap ediyorsunuz. Sizi seviyorum. Bugün benim doğum günüm. Bana imzalı bir kitap hediye eder misiniz? Sevgilerimle’’ Ayline’e bir kitap edelim ama nereye göndereceğiz kitabı onu bilmiyorum. Çok iyi olur. Güzel bir hediyedir kitap. İnşaAllah. Ama Aylin’i şimdi Türkiye’de aramaya kalkarsak zor olur. Bir şekilde bağlantı sağlayacaksın inşaAllah. Selamları okumayacağım. Çünkü çok vakit alır. Hepsine aleyküm selam diyorum. “Bundan yedi yıl önce 15 CD’nizi alıp izlemiştim. Onları yapanları hazırlayanları çok sevmiştim. A9 kanalı sayesinde o mübarek zatın siz olduğunuzu öğrendim. İyi ki varsınız. Teşekkür ederim. Fakat çevrem Oktar Babuna ve sizin aleyhinize, Fethullah Hocamız’ın aleyhine ve diğer alimlerin aleyhine konuşuyorlar” diyor. Şimdi şeytan ne yapacak biz faaliyet yaparken? Alkışlayacak mı bizi şeytan? Ne yapması gerekir? Saldıracak bize şeytan zaten. Münafıklar ne yapacak? Alkışlayacak mı? Saldıracak. Kafirun ve kafirat, münafikun ve münafıkat niçin yaratılmıştır? Müslümanlara saldırmak için yaratılmıştır. O alçaklar görevini yapacak, biz de İslam’ı, Kuran’ı yayarak görevimizi yapacağız. Bunda şaşıracak ne var? İt kopuğun görevidir o. “İt ürür, kervan yürür” derler. Yapacak o görevini. Biz de Mehdiyet görevimizi yapacağız bütün Müslümanlar. Deccal de, deccaliyet görevini yapacak. “Deccal orduları harekete geçti size karşı” diyorsun. Mehdiyet kolu olduğumuz için, deccaliyet harekete geçecek tabii ki. Biz Mehdiyet kolu olamayız o zaman Deccaliyet harekete geçmezse. “Deccal sizin aleyhinize konuşuyor” diyor. Deccal bizi överse, biz de deccal oluruz o zaman. Deccal bizim aleyhimize konuşacak. Şeytan bizim aleyhimize konuşacak. O zaman biz Mehdi (a.s) kolu oluruz. Mehdiyetin şerhi, alameti ve damgasıdır o. Küfrün bize saldırması, münafıkların saldırması, dalaletin saldırması. Buradaki gördüğün bütün kardeşlerin Mehdi (a.s) koludur. Mehdi (a.s) cemaatidir. Mehdi (a.s) topluluğudur. Fethullah Hoca, İskender Paşa, Adıyaman Cemaati hepsi Mehdi (a.s) koludur inşaAllah.
Var mı anlatacağın?
DİLEM HANIM: Evet Hocam. Van’daki kardeşlerimiz sürekli çadıra ihtiyaçları olduğunu söylüyorlar. Sizden bunu duyurmanızı rica etmişler Hocam. Resimleri de var. Sokakta yatıyorlarmış çadır olmadığı için.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Hükümet bunu acil halletsin. Bir güne kadar halletmeyecekse, edemezse, hemen biz millet olarak gereğini yaparız. Para istiyorsa hükümet hemen verelim. Ne istiyorsa verelim. Yani bize hemen vergi ilavesi yapsın parası yoksa devletin. Hükümet hemen. Şu an hemen deprem vergisi koysun yıldırım gibi. Böyle bir şey biz duymayalım Allah rızası için. Ben hükümetin elinden geleni yaptığına inanıyorum. Samimiyetine de inanıyorum. Candanlığına da inanıyorum. Fakat böyle bir haber bizi çok rahatsız eder. Gemi ile getirtelim çadırları bilmem neyi. Vergi istiyoruz. Vergi konsun. Hemen istiyoruz. Yani fakat böyle bir haber istemiyoruz biz. Sokakta niye yatsın? 24 saat bile fazladır. 12 saat bile fazladır. Yıldırım gibi olsun. Çadır, benim Vanlıma, benim canlarıma yetecek çadır Türkiye’de yok mu? Kızılay’ın bütün imkanları ayağa kalksın. Her yerden getirsinler. Yurt dışından ithal çadır gelsin kardeşim. Para tamam. Hemen vereceğiz para ne kadar istiyorlarsa. Allah rızası için bu haberler bize gelmesin. Hemen hallolsun. Yiyecek, içecek oluk gibi aksın. Hava soğuk. Benim milletim asil, soylu. “Ben acıktım” demez onlar. “Üşüyorum” da demez. Baksana sokakta. Dün bakandan duydum. Vanlı bir bakan. Eski bakan. “Vatandaşım titriyor sokakta” diyor. Kardeşim, canım ciğerim, sen hükümettesin zaten. Niye titretiyorsun? Niye bekliyorsun? Koy. Vergi koy. Anında verginin gereğini yapacağız. Para yoksa, hemen vereceğiz parayı. Parasıyla değil mi? Allah Allah. Çadır parayla satılmıyor mu? Yıldırım gibi getirtiriz. Dış ülkelerden, her yerden getirtiriz. Rusya’dan 100 kamyon çadır getirtiriz. Benim vatandaşımdan bir kişi bile sokakta üşürse, biz vicdanen çok rahatsız oluruz. Soba. Zibil gibi getirtelim elektrik sobası. Değil mi? Elektriği oraya verelim. Biz üşüyelim kardeşim. Ben istemiyorum. Kesin buraların elektriğini. Van’a verin millet üşümesin. Çözüm buluruz. Yine bir şeyler yapılır. Evi de yok yani. Burada ev var çünkü. Değil mi? Ne gerekiyorsa yapılsın. İnşaAllah. Vanlı kardeşlerimiz bana yazsınlar en ufak bir şey olursa ben buradan söyleyeceğim. Yani inşaAllah değildir böyle. Ama vicdanen çok rahatsız olurum ben böyle bir şey olursa. Yani 10 kişi olsa bile çok rahatsız olurum. Değil mi? Gayet kolay bir şey.
DİLEM HANIM: Hocam, AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu’nun ev sahipliğinde bir yardım kampanyası düzenlenmiş Hocam. Babuşcu şöyle demiş, yarın itibari ile çadır, battaniye, kışlık giyecek eşyaları, gıda paketi, su, çocuk bezi ve kadınlar için malzemlerle elektirikli ısıtma cihazları dolu tırlar yola çıkacakmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama çabuk şimdi hasta olurlar bu soğukta. Yani bir insan 24 saat soğukta kalırsa ne olur? Buz gibi soğukta. Eksi bilmem kaç derecede. Yani yavaş yavaş toplamaya gerek yok. Para toplamasına da gerek yok devletin. Vergi koysun. Hemen koysun vergi. Kimse itiraz etmez kardeşim. İftihar ederiz. Yani yüzde bir vergi koysa bile yeter. Yüzde bir. Hemen peşin vergi koysun. Bu kadar. Cayır cayır ödeyeceğiz. Hemen inşaAllah. Yani vicdanen çok rahatsız oluruz biz öyle bir şeyde. Çocuklar var, hanımlar var. O başörtülü hanımlar. Yazık onların canlarımın çıtı çıkmaz. Söylemez onlar. Dünya tatlısı onlar. Ağırına gider. Öyle bir şey ifade etmez. Biz üşüyoruz demezler. Acıktık da demezler. Öyle bekliyorlar.
BETÜL HANIM:Hocam, hatta dünkü haberde de vardı. Yukarıdaki mahalleye gidin. Buradakiler yine idare eder. Yukarıdakiler daha zor durumda demiş Vanlı kardeşlerimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aman aman Allah rızası için. Kampanyaya falan gerek yok kardeşim. Ne kampanyası? Para toplama kampanyası. Hemen vergi koysun devlet, bitsin iş. Ne kampanyası yani? Kampanya ile ne alakası var? Hepimize ait o insanlar. Hepimizin kardeşleri. Ben katkıda bulunacağım, öbürü katkıda bulunmayacak. Öyle bir konu mu var? “Beni ilgilendirmez” kim diyebilir? Türk vatandaşı değildir zaten. Hastadır o, manyaktır o. Herkes verecek.
Böyle var ya kadın tripleri, kıl kadınlar olur böyle. Karga kafalı. Kendisini dünya güzeli zanneder. Bulunmaz Bursa kumaşı gibi. Havalara girer böyle. Değil mi? Allah’ta onu iyice çirkinleştirir. Nerede huysuzluk, kıllık varsa üzerinde olur. Bakışları berbat, üslup berbat, hareketler berbat, gıcık, konuşması gıcık. Allah onların da ayağına dolandırıyor. Böyle ölmüş kargaya çeviriyor Allah onları ondan sonra. Temiz kalpli olanlarda da Allah bir güzellik, bir ferahlık ve suhulet veriyor. Bir hoşnutluk veriyor. Bereket veriyor. İnşaAllah.
Seni dinliyorum evet.
DİLEM HANIM: Hocam Bolu’da faaliyet yapan bir kardeşimiz var. Size bir mektup yazmış. “Selamün aleyküm canım Hocam”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
DİLEM HANIM: “Allah’ın izni ile, sonra sizin vesileniz ile Bolu’da ve Düzce’de broşür dağıttım Hocam. İslam Birliği çok yakın, buna kalben inanıyorum. Düzce’de ve Bolu’da sizi seven kardeşlerimiz selamlarını ilettiler. Artı Hocam sizden ricam yeni kurulan Bilim ve Teknik Vakfı’nda görev almak istiyorum. Dini ve bilimsel bilgi bakımından Allah’a şükür kendimi geliştirdim Hocam. Sizin yanınızda olmak ve hizmet etmek istiyorum. Allah’a emanet olun. Ellerinizden öperim. Mahmut Şah Harem.’’
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İsmi de güzelmiş. Mahmut oralarda da mücahide ihtiyacı var. Yeri göğü inletiyorsun maşaAllah. Ama gel yine görüşürüz. Bilim Teknik Araştırma. Teknik Bilim Araştırma. Hangisi doğru? Teknik Bilim Araştırma Vakfı. Aman isminde eksiklik olmasın. Bir tanesi eksik olursa olmaz. Bak Teknik. Türk’ten aklınıza gelsin. Türk Bilim Araştırma Vakfı gibi. TBAV. BAV’ın T’lisi. TBAV. Teknik Bilim Araştırma Vakfı. Nedir bu vakıf? Bir görelim bakalım. Şöyle bir mehter müziği de dinleyelim. İnşaAllah.
(VTR- Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı videosu)
ADNAN OKTAR: Mehter şahane. Teknik Bilim Araştırma Vakfı’nı hem görmüş oluyoruz. Iyiliğini, güzelliğini, yapacağı hizmetleri düşünüyoruz inşaAllah. Ama asıl orada mehter ön planda oluyor. Çok güzel oluyor inşaAllah. Teknik Bilim Araştırma Vakfı’nın fahri başkanı olduğum için oradaki faaliyetler hakkında bilgi de edindim. Çok güzel programları var. Bu yıl 2012’de. 2013, 2014’e kadar. Muazzam bir faaliyet düşünüyorlar. Allah muvaffak etsin. Çok iyi olacak inşaAllah. Şimdi ne yapalım? Bugün bitirelim. Yarın devam ederiz. İnşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Radyo programları
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Makaleler
Devamı ...