MUHABİR: Söyleşimde size yönelteceğim sorularımı üç temel gurupta toparladım. İlk Darwinizm ve Darwinizm ile sizin yürüttüğünüz savaş hakkında sorularımı sormak istiyorum. İkinci bölümde düşündüğünüz İslam Birliği hakkında sorularım olacak. Son olarak da Darwinizm’e yine geri döneceğim, ama bugünkü koşullar altında Darwinizm ne durumda ve sizin yine Darwinizm ile yürüttüğünüz mücadele savaş nasıl ilerliyor? Geleceğe ilişkin öngörüleriniz neler olacak? Sorularım genel olarak bu üç başlık altında toplanıyor.
ADNAN OKTAR: Tamam o şekilde yapalım inşaAllah.
MUHABİR: Öncellikle Darwinizm ile yürüttüğünüz mücadeleden hoşnut kalıp kalmadığınızı sormak istiyorum. Çünkü çok uzun bir savaş sürecinden geçtiniz bir anlamda. Yirmi yılı aşkın bir süredir Darwinizm ile mücadelede ediyorsunuz, bu bağlamda bu zaman dilimi içinde, yürüttüğünüz bu mücadelenin sonuçlarından memnun musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi çok mükemmel neticeler aldık. Avrupa’da özellikle çok güzel neticeler aldık. Türkiye’de aldığımız netice çok mükemmel. Şuan Türk milletinin %90’ı Darwinizm’e inanmıyor. Bu muhteşem bir netice. Avrupa’da da bu oran yine en az %80’lerde, yani Darwinizm’e inanmayanların oranı %80’lerde, bu da çok güzel bir netice çünkü tam tersine idi eskiden %20 yaratılışa inanıyorlardı. %80 Darwinizm’e inanıyorlardı. Şimdi bu tam tersine dönmüştür. Müthiş bir netice bu, gayet de güzel ilerliyoruz.
MUHABİR: Burada Darwinizm ile yürüttüğünüz mücadele ve bunun sonuçlarında az önce alıntıladığınız oranlar okuma yazma oranlarının diğer ülkelere oranla daha az olduğu bölgeler var. Benzer biçimde okuma yazma oranlarının yüksek olduğu entellektüel insanların sayıca çok olduğu bölgeler var. Bu dağılım sizin mücadelenizi ne şekilde etkiliyor?
ADNAN OKTAR: Türkiye’de dışarı çıkıp, sokağa çıkıp bir anket yapmış olsak, hemen hemen herkes yaratılışa inanır. Çok çok nadirdir yaratılışa inanmayan. İslam ülkelerinde de bu böyledir. Ama Avrupa’da çok müthiş anket sonuçları var. Mesela Fransız bilim sitesi Science Actualités’de yapılan ankete göre halkın %92’si evrime inanmıyor. Almanya Die Welt gazetesinin internet sitesinde yapılan anket sonucuna göre halkın %86’sı, Danimarka’da Ekstra Bladet gazetesinin yaptığı internet sitesi anket sonucuna göre halkın %88’i, Almanya’nın Deutche Zeitung gazetesi internet sitesi anket sonucu göre halkın %87’ i, İsviçre Blick gazetesi yine aynı şekilde yaptığı anket sonucunda %85 halkın evrimi kabul etmediğini, evrimi red ettiğini, Darwinizm’i red ettiğini tespit etmiş. Sokakta yapılan anketlerde de buna rastlıyoruz. Bu çok ciddi bir netice, fakat liderlerinde de yani Avrupalı liderlerde de çok ciddi değişiklikler oldu. Yani Fransa’da özellikle. İngiltere de ve diğer Avrupa ülkelerinde çok ciddi değişiklikler oldu. Mesela Nicolas Sarkozy eskiden Darwinizm’e inanıyordu. Şimdi değişti. ‘Acılara din değil, dinsizlik neden oldu’ diyor Sarkozy. ‘Her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan yüce Allah dır. İnsanı esir kılmayan, onu özgür kılan Allah dır.’ diyor Sarkozy. Tony Blair akşamları Kuran okuduğunu, ünlü sanatçılara Kuran hediye ettiğini söylüyor. ‘Dini koruyun ve onun iyilik için bir güç olmasına yardım edin’ diyor. Yani bu müthiş gelişme bunlar Biliyorsunuz Tony Blair hem Darwinist hem de materyalist idi. Allah’ın yarattığı fikrini, yaratılışı kabul etmiyordu. Darwinizm’i kabul ediyordu. Çok ciddi bir değişiklik oldu.
MUHABİR: Sorum aslında Asya ülkeleri ile ilgiliydi. Çünkü internette bu konuda yeterli veriye rastlayamadım. Endonezya ve Hindistan gibi ülkelerde sizin çalışmalarınızın etkisine ilişkin bir veri var mı elinizde?
ADNAN OKTAR: Dünyanın kalbi aslında işin doğrusu Avrupa ve Amerika’dır. Yani Avrupa ve Amerika’da Darwinizm’in yenilmesi demek, bütün Asya da, bütün dünyada yenilmesi demektir. Öyle bir sorun olmaz. Yani bütün Asya ülkeleri genellikle Avrupa’yı ve Amerika’yı takip eder. Kültürel açıdan. Orda alınan netice bütün dünyayı bağlar.
MUHABİR: Genel olarak baktığımız zaman çalışmalarınızdan genellikle okur yazar entelektüel kesimin etkilendiğini görüyoruz. Fakat bu savaşın gerçekten başarıya ulaşması için, azınlıklara da hitap edebilmesi için, okullarda müfredatlarda Darwinizm’in eğitimiyle ve öğretimiyle ilgili bir değişikliğin yapılması gerekmiyor mu?
ADNAN OKTAR: Tabi ki o çok önemli. Çünkü tek yanlı bir Darwinist dayatma var bütün dünyada. Resmi olarak dayatma var. Yalan olduğu, yanlış olduğu açıkça belli olduğu halde ve ispat ettiğimiz halde inanılmaz bir rahatlıkla, inanılmaz bir cesaretle, daha hala bu yalan dayatmayı insanlara zorla insanlara kabul ettirmek istiyorlar. Bu hem çok ayıp, hem anti demokratik, hem de insan haklarına çok aykırı bir durum. Mesela yüz milyon fosil var. Yüz milyonu da yaratılış ispat ediyor. Bunu söylemek yasak. Proteinler tesadüfen meydana gelemiyor bunu söylemek de yasak. Ara fosil yok Darwinistlerin söylediği gibi bunu söylemek de yasak, kafataslarının sahteliğini anlatmak da yasak. Peki o zaman bu yalan bir düşüncenin, sahte bir teorinin zorla dayatması demektir. Bu ancak dikta rejimlerinde olur. O zaman bir Darwinist dikta dünyada hakim demektir. Bu Darwinist diktanın bir an önce ortadan kaldırılıp, samimi, demokratik, dürüst bir sisteme geçilmesi gerekir. Ve yaratılışın da rahat rahat okutulması, doğruların insanlara rahat rahat anlatılabilmesi gerekir.
MUHABİR: Darwinizm’in dinsel etkilerini biliyoruz ve dini anlamda insanların inançlarını nasıl etkilediğini de biliyoruz. Peki sosyal, toplumsal anlamda baktığımız zaman Darwinizm’in etkileri nelerdir?
ADNAN OKTAR: Dünyada kan akıtan, dünyada şiddet uygulayan bütün ideolojik sistemler; Komünizim, faşizm, satanizm, vahşi kapitalizm gibi düşünceler hepsi Darwinizm’den kaynaklanmıştır ve kökeninde Darwinizm vardır. Dünyadaki akan kanların arkasında da, bütün terör eylemlerinin arkasında da terörist düşüncenin arkasında da yine Darwinizm vardır. Ben bunu kitabımda çok detaylı olarak anlattım. Lenin kitaplarında terörü nasıl desteklediğini ve terörün nasıl olması gerektiğini çok detaylı anlatmıştır. Mao anlatmıştır. Hitler’in eserlerinde, Mussolini’nin açıklamalarında Darwinizm’den nasıl etkilendiği ve temel dünya görüşünü Darwinizm’in meydana getirdiğini de anlatmışlardır. Marx bütün temel görüşlerini, temel düşüncelerini Darwinizm’den almıştır. Dolayısıyla dünyayı kana boyayan her türlü terör eylemlerinin arkasında Darwinizm vardır. Ve insanlık için gelmiş geçmiş tarih içerisindeki en büyük fitnedir ve en büyük kan dökücü sistemdir Darwinizm. Toplam komünist rejimler ve örgütler tarafından öldüren insan sayısı, yani Darwinist sistemin işlemesi sonucunda meydana gelen cinayetlerde 120 milyon insan öldürülmüştür. 120 milyon insan! Bu büyük bir katliamdır ve büyük bir zulümdür. Karl Marx kitabında ‘bizim görüşlerimizin tabi tarih temelini içeren kitap budur işte’ diye Darwin’in kitabını övmüştür. Kendi de açıklıyor ‘bizim görüşlerimizin tabi tarih temelini içeren kitap budur’ diyor. Mesela Mao diyor ki; Çin komünizminin temeli Darwin’e ve evrim teorisine dayanmaktadır. Çok net bir ifade Çin’de Komünizmin temelini Darwin’e ve evrim teorisine dayandığını Mao söylüyor. Mesela Stalin genç nesillere üç şey öğretmeliyiz diyor. ‘Dünyanın yaşını, jeolojik kökenini ve Darwin’in öğretilerini’, bu da Stalin’in açık ifadesi. Mesela Lenin de Darwin’in Allah inancını yok ettiğini eserinde açıkça belirtiyor, yani kitabında belirtiyor.
MUHABİR: Darwinizm’in ortadan kaldırılması dışında, dünyaya barışı getirmek adına İslam Birliği düşünceniz var. Bu konuda da ayrıntılı bir yanıt alabilirsem sevinirim, ne düşündüğünüze ilişkin.
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin öncülüğünde, Türk devletlerinin birleşmesi ile meydana gelecek, Türk Birliğinin yardımıyla bir Türk İslam Birliği oluşacak inşaAllah. Bu Türkiye’nin öncülüğü ile olacak, buna doğru zaten adım adım gidiyoruz. Zaten en ideali de Türkiye’nin liderlik yapmasıdır. Her ülke devlet olarak ayrı olacak ama; bir manevi birlik olacak inşaAllah, Avrupa Birliği gibi. Pasaport kalkacak, vizeler kalkacak, ülkeler birbirleriyle rahatça ticaret yapabilecekler, alışveriş yapabilecekler, kardeş olacaklar. Bunun oluşması için ilk zemin inşaAllah Azerbaycan ile olacaktır. Ve İslam ülkelerinden yine Suriye. Azerbaycan da hem Türk hem de Müslüman olan bir ülkedir. Suriye de bizim Müslüman olan kardeşimizdir. Suriye ile de birleşeceğiz inşaAllah. Bunlar ilk adımlar olacaktır. Ve bu peş peşe gelen bir süreç şeklinde gelişecektir. Türk İslam Birliğinin oluşması önümüzdeki on yıl onbeş yıl içerisinde gerçekleşip bitecek inşaAllah.
MUHABİR: Bu birlikte Türkiye’nin bir liderlik rolü üsteneceğini söylediniz. Peki Türk hükümeti ile görüşmeleriniz oldu mu bu konuda? Onların bu konudaki düşünceleri, yanıtları nedir?
ADNAN OKTAR: Bu zateneskiden beriTürkiye’nin üzerinde olan bir görevdirbu. Yani bütün hükümetler döneminde de bunu biz gördük. Türkiye her zaman fiilen Türk İslam aleminin liderliğini üstlenmiştir. Her yerde bunu hissettirmektedir. Her yerde bir ağabeylik görevini dolaylı yoldan veyahut dolaysız olarak da göstermektedir. Her türlü anlaşmazlıkta Türkiye devreye girmektedir. Mesela Kafkas İttifakının oluşmasında Türkiye devreye girmiştir. Diğer ülkelerin arasında anlaşmazlık olduğunda Türkiye arabulucu konumunda olmaktadır. Doğalgaz boru hattı projesi olsun, petrol boru hattı projesi olsun, diğer projelerde de Türkiye’nin öncülüğü çok açık görülmektedir. Türkiye bunu zaten resmi bir açıklama yapmadan da şu an fiilen yapmakta ve bu devam etmekte ve gelişmektedir.
MUHABİR: Bu birliğin bir manevi bir birlik olacağının altını çiziyorsunuz bir çok konuşmanızda ve söyleşinizde. Fakat aynı zamanda pasaportların ve vizelerin kalkmasından da bahsediyorsunuz, ki bu politik bir durum. Dolayısıyla bu söylediklerinizin de gerçekleşmesi için politik anlamda da bazı adımların atılması gerekiyor, manevi adımların dışında, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bu yönde de bir gelişme çok açık görülüyor. Yani Azerbaycan ile özellikte Türkiye’nin birleşmesinde zaten ilk yapılacak şey budur; pasaportun kaldırılmasıdır. Vize ve pasaport kalkacaktır. Bunun yakın bir zamanda olacağına kanaatim var. Ve duyumlarım da var. Bu Avrupa Birliğinde oluyor da Türkiye’de niçin olmasın? Bu son derece makul. Çünkü bizim ayrıca Türk Milletleri ile aynı soy bağımız, din bağımız ve dil bağımız da var. Zaten tamamen suni bir ayrılık var. Tabiki bu suni ayrılık ortadan kalkacaktır. Ve en az Avrupa Birliğinde olduğu gibi bir bağlantı oluşacaktır. Pasaport ve vize de tabiki kalkacaktır. Serbest dolaşım hakkı olacaktır. İslam ülkeleri ile de aynı şekilde hepimiz kardeşiz. Büyük İslam Birliği, büyük Türk İslam Birliği görüşü içerisinde bu rahatça olabilecek, olması gereken ve olacak olan güzel bir neticedir.
MUHABİR: Bugün Pakistan’a baktığımız zaman orada çok büyük bir mücadelenin sürmekte olduğunu görüyoruz. Yine Keşmir’de büyük sorunlar yaşanıyor. Terör sorunları yaşanıyor. Arap ülkelerinde de durum çok parlak değil. Bu Türk İslam Birliği bu konuda ne gibi öngörülere sahip? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: İslam Birliği bütün bunların çözümüdür. Bu olayların tamamı aniden kesilir. Barış, kardeşlik, huzur hemen gelişip güç bulacaktır. Bu tamamen başıbozukluktan kaynaklanan, bir lider olmamasından kaynaklanan, kardeşlik ruhunun oluşmamasından kaynaklanan bir durumdur. Hem kardeşlik ruhunun oluşmasını sağlayacaktır Türk İslam Birliği, hem liderlik sorununu çözecektir. O yapı içerisinde böyle bir terör, karmaşa ve kargaşanın olması düşünülemez, kökten hallolacak.
MUHABİR: Bu söyledikleriniz bana, halifelik dönemindeki barışı ve huzuru çağrıştırıyor. Bugün Pakistan’a baktığımız zaman da, Azra Ahmet benzer bir çağrı da bulundu ve halifetin geri getirilmesi gerektiğini söyledi. Dolayısıyla bu ikisi arasında benzerlik görüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Benim anlattığım sistemde hem laiklik, hem özgürlük, hem akılcılık, hem çağdaşlık mümkün olur. Ve ülkeler de özgür olurlar, yani böyle bir dayatma olmaz. Çünkü bu bir manevi birlik, bir sevgi birliği. Her şey sevgiyle, kardeşçe ve dostça düşüncelerle, imanla ve Allah sevgisinden kaynaklanan bir coşkuyla hallolacaktır. Dolayısıyla bu tabi çeşitli modellerde uygulanabilir. Ama benim söylediğim model, son derece insancıl, son derece barışçıl ve bütün dünyanın kabul edeceği bir modeldir. Ve buna itiraz edecek ben hiçbir ülke ve hiçbir düşünce düşünemiyorum.
MUHABİR: Söyleşiye gelmeden önce elbette biraz araştırma yaptım, ev ödevimi yapmaya çalıştım ama yanıtını bulamadığım bazı sorularda var kafamda. Örneğin, İslam devleti olmayan ülkelerdeki Müslümanları da kapsıyor mu bu birlik düşünceniz?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: İsrail’den bahsettiniz, burada İsrail hakkında hazırladığım soruyu sormak istiyorum tam bu noktada. Önceki söyleşilerinizin birinde, şöyle demiştiniz “İsrail’in üzerine güneş doğacak, Ortadoğu tamamen huzur bulacak ve insanlar barış içinde yaşayacak”. Sorum tam da bu sözlerinizle ilgili, çünkü bu sözlerinizle İsrail’in bir devlet olarak bölgede devam edeceğini söylemekle kalmıyor, aynı zamanda ülkenin, İsrail’in güçleneceğini de dile getiriyorsunuz. Oysa Arabistan, İsrail’i şu anda tanımıyor bile. Dolayısıyla buradaki düşüncenizi alabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Bu çok yanlış bir düşünce tabii. Beni İsrail, peygamber soyudur, bizim kendi peygamberlerimizin torunlarıdır. Ve Hz. Musa’nın şeriatına tabi olan insanlardır ve o şeriatı, yani o dini şu ana kadar yaşayarak devam etmişlerdir. Dolayısıyla, peygamber soyundan olan bu tertemiz insanları devletsiz bırakmak, milletsiz hale getirmeye kalkmak, topraklarından sürüp çıkartmaya kalkmak, onlara yaşama hakkı vermemek hiç akılcı ve vicdanlı bir tavır değil. Müslüman şefkatlidir, merhametlidir, sevgi doludur. Tabi ki, onlar da bizim kardeşimizdir, yaşam hakları vardır. Birinci sınıf insanlardır, o bölgede istedikleri gibi yaşarlar, ticaret yaparlar, sanatla uğraşırlar, bilimle uğraşırlar. Yani, niçin onlar oradan sürülüp çıkarılsın ve neden huzursuz yaşasınlar veyahut huzurlu yaşam hakları ellerinden alınsın? Bunu, makul hiçbir insan kabul etmez, ben de kabul etmiyorum. Tabiki huzur içinde mutluluk içinde yaşayacaklardır, hayat garantileri olacaktır. Türk İslam Birliği içerisinde bereket ve bolluk içinde yaşayacaklardır. Kuran’ın hükmü ortada, Peygamberimiz (sav)’in sünneti, uygulamaları ortada. Peygamberimiz (sav) zamanında ehl-i kitap son derece rahat yaşıyordu, Beni İsrail son derece rahat yaşıyordu. O zaman Kudüs’te de onlar yaşıyorlardı, İsrail bölgesinde yaşıyorlardı. Mutluluk ve bereket içindeydiler, Peygamberimiz (sav) onlara karşı çok şefkatli ve sevecen davranıyordu. Musevilerden kız alınabilir, evlenilebilir, onların kestiği yenir, sofralarında oturulur, evlerine gidilir, dost olunur, arkadaş olunur bu Peygamberimiz (sav) zamanında olan bir uygulama ve bir sünnettir. Bu Hıristiyanlar içinde aynı şekildedir, Peygamberimiz (sav)’in cariyelerinden bir tanesi biliyorsunuz Hıristiyandı. Ki, bizim annemizdir, yani saygıyla sevgiyle andığımız bir insandır. Bunu, bir tek Musevilik için söylemiyorum. Aynı zamanda Hıristiyanlar da öyle, mutluluk ve huzur içinde yaşamak hakkı olan, rahat yaşama hakkı olan, bereket ve bolluk içinde yaşama hakkı olan ve bunun sevincini yaşadıklarını görmemiz gereken insanlardır.
MUHABİR: Bu söyledikleriniz şu anda Arabistan’da egemen olan rejimin tam tersi, tam zıttı. Peki Arap ülkelerini bu konuda nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz, Filistin ve İsrail’i yan yana nasıl tutabileceksiniz?
ADNAN OKTAR: Filistin de, İsrail de her ikisi de peygamber soyudur zaten. Filistinliler de biliyorsunuz Hz. İsmail soyundandır, her ikisi de peygamber soyu olduğuna göre her iki topluluk da yıllardan beri yüzyıllardan beri aynı yerlerde yaşadıklarına göre, tabi ki kardeşçe ve dostça yaşayacaklardır. Bereket ve bolluk içinde yaşayacaklardır, bu kavga, bu sürtüşme son derece sunidir. O duvarlar da son derece gereksizdir, o duvarların tamamen yıkılacağı günler gelecektir. Duvarlar açılacaktır, Filistinlilerle İsrailliler rahat rahat kardeşçe yaşayacaklardır. Filistin tam anlamıyla özgür ve bereketli olacaktır, çektikleri acılar son bulacaktır. Suudi Arabistan’ın bu konuda ikna edilmesi o kadar güç değil. Suudi Arabistan güzel olan, doğru olan, sünnete uygun olan, Peygamberimiz (sav)’in de uygulaması olan bir şeye niçin dirensin? Tamamen geçici bir siyasi karar olarak görüyorum ben bunu. Tabi ki orada Filistinlilerin barış içinde İsrailli kardeşleriyle beraber yaşaması herkesi sevindirecektir. Bölgeye huzurun gelmesi, zenginliğin gelmesi herkesi sevindirecektir. Bu sürgit, bu kargaşa devam etmeyecektir. Bunun böyle olacağını zaten rivayetlerden de anlıyoruz, hadisler de bunu bu şekilde bize müjdeliyor. Ahir zamanda Mehdi’nin zuhurunda, Hz. İsa’nın nüzulünde, bu güzelliklerin olacağını bize sahih hadisler açık açık bilgi veriyor. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde bunu açık açık görüyoruz. Bunlar zaten olacak şeyler, ben sadece hadislerin belirttiği bu müjdeleri sizlere aktarıyorum. Sünni mezheplerde, Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafii mezheplerinde, Caferilikte, Alevi mezheplerde de bu açık açık bu şekildedir. Mehdi’nin zuhuru kesindir, Sünnilikte de, Alevilikte de Mehdi’nin zuhuru kesindir. Hz. İsa’nın nüzulü de hem Alevi mezheplerde, hem Sünni mezheplerde kesindir, bu konuda kimse tartışamaz, açık bir gerçektir bu. Sünni mezhepler, Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafii, bir de Alevilik vardır biliyorsunuz, Alevi mezhepler ve Caferilik de bunun içindedir. Bunlar, İslam aleminin %95’ini oluşturuyorlar neredeyse. İslam ahlakının hakimiyeti konusunda tam bir ittifak vardır; hem Sünni mezheplerde hem Alevi mezheplerde, bunun bütün alametleri de oluşmuştur. Peygamberimiz (sav)’in belirttiği hadislerin hepsi ortaya çıkmıştır aşağı yukarı. Hepsi birer mucizedir.
MUHABİR: Burada Mehdi’nin gelişi, kıyametin yaklaşmasına ilişkin sizin de söylediğiniz gibi belirtilerin bir çoğu ortaya çıkmış durumda. Ve İslami birliğin de yakın bir zamanda, yakın bir gelecekte kurulacağını belirttiniz. Peki, kafanızda ne kadarlık bir zaman dilimi var? Dünyada Müslümanlığa yöneltilmiş düşmanlık sizce ne zaman sona erecek? Bugün Afganistan’a, Irak’a ve Asya’daki Müslüman ülkelere baktığımız zaman, orada yaşayan halklara, Müslümanlara yönelik terörizm ve düşmanlık sizce ne zaman sona erecek?
ADNAN OKTAR: 10-15 yıl içerisinde, Türk İslam Birliği’nin ben kurulacağına inanıyorum. Rivayetlerin gelişimine göre öyle görünüyor. Ve bu yönde de çok ciddi bir yol alındı zaten. 10-15 yıl içerisinde neticeleneceğini düşünüyorum. Yani, 20-25 yıl içerisinde de Hz. İsa’nın nüzul edeceğine inanıyorum. Hadislerin işaretlerinden bunları anlıyorum. Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali, İran-Irak savaşı, Kabe’nin işgal edilmesi, Kabe’de kan akıtılması hicri 1400 yılında olan olay. Fırat’ın suyunun kesilmesi, baraj yapılıp suyu kesildi. Fırat’ın suyunun kesildiği bölgede anarşinin başlamış olması. 15 gün arayla ay ve güneş tutulması olması Ramazan ayında, hicri 1400’de oldu bu. Güneşte büyük bir alamet olması, yüzyılın en büyük alameti oldu güneşte, büyük bir patlama oldu. Buna benzer yüzlerce ahir zaman alameti oluştu ve bunların tamamı 20-30 yıl içerisinde oluştu. Mehdi’nin bu geldiğini gösterten alametlerdir. Mesela, ilave olarak bir ordunun kaybolması vardı. Irak ordusu bir anda kayboldu, gazetelerde de yazdı “Koskoca ordu kayboldu” dediler. Silahlarıyla, mühimmatıyla ordu kayboldu. Mesela “Iraklıların parası kalmayacak” diyor, hakikaten bu savaşta Iraklıların parası kalmadı. Bağdat’ın alevlerle yok edilmesinden bahsediyor rivayet, bu da oldu. Irak ve Şam’a ambargo uygulanacağını söylüyor rivayetlerde Peygamberimiz (sav), bu da oldu. Irak’ın yeniden yapılanmasından bahsediyor rivayetlerde, bu da olmaya başladı. Şam, Irak ve Arabistan’da kargaşa olacak diyor, bu da oldu. Irak’ın üçe bölüneceği belirtiliyor, şu an fiilen Irak bölünmüş durumda adeta. Çöllerin yeşertileceği söyleniyor, bu da oldu. Tozlu dumanlı bir fitneden bahsediliyor, 11 Eylül’de bu da oldu. Yani, yüzlerce alamet oluştu, bunların hepsinin bir arada olması çok çok büyük bir mucize. Fakat dünya bu olayın, bu fevkalade olayın daha farkına varamadı. Peş peşe büyük mucizeler meydana geldi, 1400 sene önce Peygamberin (sav) söylediği bütün olaylar söylediği her şey oluştu. Bu nefes kesecek bir mucize. İnsanları şok edecek bir mucize fakat insanlar daha hala bunun şuuruna varamadılar. Ama, yakın bir zamanda bunun şuuruna varacaklar ve hayretler içinde kalacaklar. Hatta, yağmurların azalması, ekonominin çökmesine varıncaya kadar ahir zamanda olacak olaylar olarak, Peygamber Efendimiz (sav) bunları belirtmiş. Ekonomi de yine çökme başladı biliyorsunuz Avrupa’da, yağmurlar da azaldı, bu, Mehdi zamanında olacak olaylardan, alametlerden sadece birkaç tanesidir. Evet, son olarak şiddetli kasırgalar, Peygamber Efendimiz (sav), ahir zamanda Mehdi zamanında, şiddetli kasırgaların olacağını söylüyor. Amerika’da peş peşe şiddetli kasırgalar oldu. Saymayla bitmez, çok fazla böyle alamet var ve hepsi doğru çıktı.
MUHABİR: Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
MUHABİR: Aslını söylemek gerekirse 20-25 yıllık bir zaman dilimi içinde tüm bu söylediklerinizin gerçekleşecek olması, beni çok şaşırttı. Buna gerçekten hazırlıksız yakalandım.
ADNAN OKTAR: Bütün dünya şok olacak ve çok şaşıracakları olaylar olacak. Zaten hadislerde de “Şaşırtıcı olaylar peş peşe olacak, tesbih taneleri gibi devam edecek” diyor Peygamber (sav).
MUHABİR: Mehdi’nin gelişi hakkında size sorular soracaktım ama zaten bu konuda açıklamalarınızı yaptınız. Ve hatta Mehdi’nin geldiğini ima ettiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, benim kanaatime göre geldi Mehdi.
MUHABİR: Dawkins konusunda son sorumu sormak istiyorum. Dawkins ile yaşadığınız soruna ilişkin olarak Darwin, Darwin’in kuramına inanan herhangi biri sizinle görüşmeye geldi mi?
ADNAN OKTAR: Zaman zaman ona yakın fikirde insanlarla tartışıyorum, konuşuyorum. Ama onlar Darwinizm’den gerçekten ümidi kesmişler. Yani, Darwinizm’in yenildiğine samimi kanaatleri gelmiş, fakat usülen birkaç soruları oluyor. Onu da açıklayınca tamamen rahatlıyorlar.
MUHABİR: Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Çok memnun oldum.