BERİL HANIM:‘Adnan Oktar’la Sohbetler’ programımıza hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Estağfirullah Hocam, Osmaniye’de bugün PKK’nın düzenlediği saldırıda iki polis memurumuz şehit olmuş.
ADNAN OKTAR: Osmaniye’de? Vay çakallar vay. Her yerde demek ki bu itler faaliyet halindeler.
DİLEM HANIM: Bir polisimiz ağır yaralanmış. Ayrıca PKK’nın yayın organlarından olduğu bilinen Roj TV’den, Van halkına depremin getirdiği kargaşadan istifade ederek cezaevleri başta olmak üzere herkesin direnişe geçmesi, halkın sokağa dökülerek yetkiliklere saldırmaları çağrısında bulunuyorlarmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Komünist düşüncede böyledir yöntem. Komünizmin, Leninizm’in stratejisinde, uygulamasında harpler kullanılır, depremler gibi felaketler kullanılır. Kargaşa yaratılmaya çalışılır. Anarşi ve terör için bunları iyi bir fırsat olarak değerlendirilir. Leninist pratikte bunlar açıklanır, izah edilir. Onlar da bunun uygulamasını yapıyorlar. Bütün mesele Marksizm’e, Leninizm’e karşı bilimsel mücadelede. Suskunluk karşı tarafın Leninizm’e karşı ezik olduğu düşüncesini akla getirir. Öyle düşünürler. Yani bizimle fikren baş edemiyorlar. Görüyorsunuz “sadece demagojiyle karşımıza çıkıyorlar” diyebilirler. O yüzden elimizde imkan varken bilimsel yönden son derece haklı olduğumuz aşikarken bu imkanımızı sonuna kadar kullanmamız lazım.
Evet Hocam, buyurun.
DİLEM HANIM: Hocam, Mehmet Ali Birand’ın Van’la ilgili bugünkü yazısından bir bölüm okumak istiyorum. “Bizler istediğimiz kadar birliktelik nutukları atalım, devletin şefkat dolu elinden söz edelim; bölge çoktan bölünmüş bile, insanların kafalarında bölünmüş, siyah ve beyaz gibi. Kürt kökenli vatandaşlarımızın bir bölümü AK Partili olmuş ve Erdoğan ne derse ona inanıyorlar. Diğer bir bölüm ise İmralı ve Kandil’e inanıyor. Bizlerin bu durumu görmezden gelerek bir yerlere varabileceğimizi de sanmıyorum. Tren kaçmış” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Tren kaçmış, kaçarsa yakalarız. Yüz metreci gibi gideriz evvelAllah. Yıldırım gibi yakalarız, önünden keseriz. Öyle bir sorun olmaz. Treni de durdururuz, içindekileri de indiririz, ikna ederiz, anlatırız. Trenin her tarafını biz kuşattık. Kaçacak tren olmaz bizde. Türkiye’deki her tren bizim, her yer bizim. Hiçbir yere kaçmaz. Kaçanı da yakalarız. Öyle bir konu olmaz.Buyurun.
DİLEM HANIM: Hocam, İsrail basınında, sizinle ilgili iki ayrı yayında haberler çıktı, uygun görürseniz. Bir tanesi İsrail’in en popüler haber sitesi Walla, Çarşamba günü yayınladığı haberde, Başhaham Yisrael Meir Lau’nun sizi ziyaretini konu yapmış. Bu haberin İsrail’in birçok sitesinde de yayınlandı. Haberlerdeki ifadelerden de okuyabilirim, uygun görürseniz.
Söyle bir soruyla başlamış, “politik uzlaşma yerine dini uzlaşma mı?”“Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakında Tel Aviv Başhahamı Meir Lau ile görüşmesi bekleniyor. Bu toplantı mesajı, geçen hafta Haham Lau ile görüşen Şeyh Adnan Oktar yoluyla iletildi.”
ADNAN OKTAR: Şimdi adamlar orada şeyh diyebilir, siz oturup niye şeyh diye okuyorsunuz. Türkiye’yi onlar tanımadıkları için, dinle ilgili olan, İslam’ı anlatan işte biraz dikkat çeken birisi olduğunda ona şeyh diyorlar. Avrupa’da da profesör diyorlar, kimisi doktor diyor. Onlar geçerli değil, ben şeyh değilim, profesörde değilim, normal öğrenciyim. İyi niyetle söylüyorlar tabii de ama yok öyle bir şey.
DİLEM HANIM: Şöyle devam etmiş;“Oktar daha öncesinde Bakan Yardımcısı Eyüp Kara gibi diğer İsrailli devlet temsilcilerine de ev sahipliği yaptı ve Nahal Haredi kurucusu Haham Yoel Shwartz ile İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad arasında bir toplantı düzenlenmesi çabalarıyla da ilgilendi. Oktar’ın temsilcileri yaz dönemi sırasında dindarlar arasında bir uzlaşma hareketini teşvik etmeye çalıştılar. Arabulucular Musevilik akımını temsil eden kamuoyunun tanıdığı İçişleri Bakanı Shas lideri Eli Yishai’yi ve İsrail Baş Hahamı Israel Shlomo Amar’ı Türkiye’yi ziyaret etmeleri için davet ettiler. Haham Lau da, geçtiğimiz Salı günü Şeyh’i, İstanbul’daki konağında ziyaret etti. İstanbul’daki toplantı sırasında Oktar, Haham Lau’ya, ‘Erdoğan’ı da tanıyorum, o gösterildiği gibi Musevilerden nefret etmez, medya körüklüyor’ dedi. Haham Lau ise Şeyh’e şöyle dedi; ‘şimdi burada anlaşmazlıkları görüşme yoluyla halletmek için anlaşma yapalım ve insan kanı dökülmesin.’ Haham Lau ve Şeyh Oktar birlikte Mesih’in gelişini ve onu görmeyi hasretle beklediklerini söylediler.”
ADNAN OKTAR: Tayyip Erdoğan’ı bütün Türkiye tanıyor, Başbakanımızı. Dolayısıyla halim bir insan, şefkatli bir insan. Bir tek ben tanıyor değilim, bütün herkes tanır. Oturup böyle savaş çıkartacak, olay çıkartacak, kan dökülmesini isteyecek bir insan değil. Mazlum bir insan Anadolu delikanlısı. Kendi halinde dindar, şefkatli bir insan. Gördünüz mesela annesinin vefatında göz yaşları döküyor. Allah’tan korkan bir insan. Dolayısıyla makul düşünecektir, makul tavır koyacaktır, makul hareketler yapacaktır. Kastettiğimiz bu.
Evet, nedir o resimler, göster bakalım. Orada bir şeyler vardı.
DİLEM HANIM: Walla haber sitesinden.
ADNAN OKTAR: Evet, bu Haham Efendi, Eski Başhaham.
DİLEM HANIM: Mishpacha dergisinde de çıktı Hocam bu haber. Mishpacha dergisinden temsilciler gelmişlerdi. Bu dergi Ultra Ortodoksların evine giren en büyük haftalık yayın olarak biliniyor Hocam. Hem İbranice hem İngilizce olarak haftalık yayın olarak biliniyor Hocam. Hem İbranice hem İngilizce olarak İsrail, Amerika ve Avrupa’da dindar Musevi cemaatleri tarafından takip ediliyor. Haberin başlığı şu şekilde olmuş, ‘İstanbul’da uzlaşma zirvesi’ diye. “Bu toplantıyı milyonlarca insan izliyor, stüdyodaki masanın iki tarafında birleşmesi imkansız görünen iki kutbun temsilcisi oturuyor. Şeyh, ‘bu bölgede huzur ve barış olacak, Mesih dönemindeyiz ve o insanlar vaat edileni de getirecek ve tüm insanlar için bir ümit olacak’ dedi.”
ADNAN OKTAR: Şeyh ben miyim? Bir adama kırk defa ne dersen o olur derler. En sonunda beni şeyh yapacak bunlar, inşaAllah. Evet, devam et.
DİLEM HANIM: Devamı da şu şekilde Hocam; “Başhaham Lau, ‘Museviliğin temelinde bu vardır ve dualarımızda da bunu söylüyoruz. Tüm dünyayı Allah yaratmıştır; Darwinizm, evrim yok. Bu imanın ilk şartıdır. Sonra tüm Peygamberlere iman ederiz, Mesih’in gelişine de iman ederiz ve her gün bekleriz’ dedi. ‘Müslümanlar 1400 yıldır Mesih’in gelişini bekliyorlar ama biz Mesih’i 4000 yıldır bekliyoruz’ diye söyledi.”MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
DİLEM HANIM: “Adnan Oktar, ‘Hz. Mesih (a.s) kan ve şiddet ile gelmeyecek’ diye anlattı. “Ayrıca, ‘Allah korusun, Türkiye’de kimse size zarar vermez, anti-semitizm yok. Benim Musevilere tavsiyem nedir, biliyor musunuz? Daha dindar olsunlar, o zaman sonuç daha iyi olacak’ dedi.”
ADNAN OKTAR: Yani doğru söylüyor tabii, daha çok Allah’tan korkmak, daha çok Allah’ı sevmek, değil mi? Ahiret inancını pekiştirmek, inşaAllah. Evet, seni dinliyorum Hocam, devam edin.
DİLEM HANIM: Resimler var hocam uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Evet, bu Başhaham Efendi bayağı tanınan bir insan, İsrail’de de çok sevilen bir insan, İsrail-Türkiye dostluğunun oluşmasında bayağı emeği geçen bir insan. Güzel bu tip faaliyetler. Yani aradaki gerilimi yatıştıracak, ortadan kaldıracak iyi bir çalışma. Tamam yeterli bu kadar, devam et.
DİLEM HANIM: Hocam, Kocaeli’nde faaliyet yapan kardeşlerimiz var, size de sevgilerini iletmişler. Serkan Doğan isimli kardeşimiz, Kocaeli Değirmendere’de, Bursa-Yalova yollarının kesiştiği noktada A9 afişlerini yayınlatıyordu. Burası Gölcük donanmasının karşısı oluyor. Şimdi sadece gece görüntüleri var, daha sonra gündüz görüntülerini de gönderecekmiş Hocam, inşaAllah. Pazar gecesine kadar afişler orada kalacakmış. Bu kardeşimizin Türk-İslam Birliği’nin bir an önce kurulabilmesi için çok yoğun çalışmaları oluyor ayrıca kendisinin geçen hafta bir kızı oldu. İsmi de Azra, kızının.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, güzel isimmiş. Bayağı güzel, yakınlaştır bakayım. Çok güzel, aferin, gece resmi özellikle çok güzel olmuş. ‘Türkiye’nin yeni kanalı A9’, maşaAllah, iyi. Çünkü adam bu kanalı seyrettiğinde boş hiç vakit harcamış olmuyor, hiç. Yirmi dört saat yayın var, bir dakikası bile boş değil, bir dakikası bile lüzumsuz değil. Her açtığında mutlaka istifade edeceği, son derece lehine, faydalı programlar var, bayağı güzel. A9’u bir ay seyreden insan alim olur, dikkatlice seyreden.
Aferin, maşaAllah, koç yiğitlere, helal olsun, bayağı güzel olmuş, aferin. Gelip geçenlerin bayağı dikkatini çeker, çok önemli; bayağı iyi faaliyet. İnşaAllah Türkiye çapında yaygınlaştıralım, gayet güzel, maşaAllah. Buyurun, devam edin.
DİLEM HANIM: Hocam, Çarşamba akşamı sağlık programımız başladı. Oktar Babuna her programda Türkiye’nin ünlü profesörlerini ağırlayacak. Bedenimizdeki mucizelerden bahsedecekler. İzleyicilerimiz bundan sonra her Çarşamba saat 22:00’da ‘Bedenimizdeki Ayetler’ programını izleyebilirler. Evvelsi günkü programda Profesör Doktor Özenç Minareci vardı. İstanbul Üniversitesi’nde Nöroradyoloji Anabilim Dalı BaşkanıHocam.
ADNAN OKTAR: Evet, biraz açıkla, anlat, yorumla.
DİLEM HANIM: Hocam, programı izledim ben, maşaAllah. Hem iman hakikatleri var programda, hem de evrimin geçersizliği anlatılıyor. Çok yararlı bir program, mutlaka kardeşlerimiz izlemeli, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bizde şayan-ı tavsiye olarak ehemmiyetle tavsiye ediyoruz, inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Mübarek Hocam, Dawkins ve yahut nam-ı diğer... Dawkins son zamanlarda git gide hoş olmayan izahları arttı.” Kaç yaşında o?
DİLEM HANIM: Bakayım Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu adamı niye kale alıyorsunuz. Söyledik,“gel kardeşim, tartışıyorsan gel” dedik. “Ben kaçarım” diyor. Ben de kovalarım. Kaç kaçabildiğin kadar. Gidiyor ilkokul çocuklarıyla konuşuyor, ortaokul çocuklarıyla tartışıyor. Oturup herkesin böyle ilginç sözlerine cevap vereceksek işimiz var. Adam bilimsel yönden yenilmiş.Soruyoruz,“proteinler nasıl oldu?” diyoruz, “uzaylılar yaptı” diyor. Bitti. Yani “Darwinizm diye bir şey kalmadı” diyor adam, bunun anlamı budur. Proteinleri uzaylılar yaptı dediğine göre Darwinizm bitti demektir, bu kadar. Darwin ne diyor; “eğer ara fosil bulunmazsa benim teorim bitti” diyor. Yok, ara fosil yok. Ayrıca Darwin hücreyi su dolu torba zannediyordu. O saç sakal birbirine karışmış vaziyette. O zamanlar bilim diye bir şey yok, mikroskoplar uyduruk.
DİLEM HANIM: Hocam Dawkins yetmiş yaşındaymış.
ADNAN OKTAR: Müsaade etsinler de, yani adam inşaAllah düzelir, öyle diyelim, inşaAllah. İlginç söz eden herkes olur, mühim olan bu adam bilimsel yönden yenilmiş mi, yenilmemiş mi? Yenilmiş. Herkesin önüne çıkarttırmadım ama ben o yayındaki şahıslara kitap göndermiştim. Adama soruyorlar; “hemşerim, protein tesadüfen olur mu?” Bilgili olduklarını anladığı için onlara konuyu değişik anlatamadı, kilitlendi. Yani anladı olayı, çünkü adamlar tam donanımlıydı, kitabı da çok iyi biliyorlar. Havaya mavaya bakıyor, tavanı falan seyrediyor, en sonunda diyor ki; “uzayda bir kısım üstün varlıklar, ileri teknoloji sahibi üstün zekalı varlıklar bunu meydana getirdiler, dünyaya da gönderdiler” diyor. Allah yarattı demek istiyor. Ondan sonrası şey değil, inşaAllah. Hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Hocam yeni bir siteniz açıldı; cicekmucizesi.com, onu tanıtmak istiyorum. Bu sitede çiçeklerdeki muhteşem güzellikler ve iman hakikatleri anlatılıyor. Çiçeklerin yaprak dizilimindeki hassas oranlar, bitkilerin kendi aralarındaki haberleşme taktikleri, bitkilerin bilinçli hareketleri, duyuları ve birçok yaratılış delili bulunuyor. Bitkilerin gerçekleştirdikleri fotosentezin, evrim teorisine nasıl bir darbe vurduğu, evrimcilerin kendi ağızlarından itiraflarla anlatılmış. Ayrıca çok güzel çiçek resimleri var, çiçek galerileri var sitede Hocam. Sitenin adresi cicekmucizesi.com.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Esma Altınbaş, Esma nereden aklına geldi böyle bir şey, ben anlamadım. Yani ayet okunurken, sure başlarında Besmele çekilir. Yani besmele söylenir, Bismillahirrahmanirrahim denir. İstiyorsan söylersin de ne anlama geliyor anlamadım.
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam, sultanım Mersin’de çalışmalarımız sürüyor sizin sayenizde ve Allah’ın izniyle, inşaAllah. Allah’ın vesile etmesiyle sizi. Çok güzel faaliyetlerimiz var” diyor, maşaAllah, elhamdülillah. Ayşe Hanım, Ayşe Yurdakurban.Ben de seni yaratan Allah’a kurban olayım, maşaAllah. Helal olsun sana. “Allah’a emanet olun, sizi çok seviyoruz.”
“Değerli Muhammed Adnan Hocam, dün katıldığım Nur sohbetinde konu Hz. Mehdi(a.s) olunca,sizden öğrendiğim bilgileri oradaki kardeşlerimle paylaştım. Bazıları ikna oldular, bazılarının da şüphelenmelerine vesile oldum sayenizde, inşaAllah. Bana Muhammed Vahdettin Kührevizade’nin ‘Hadisler Işığında Asrın Son Mehdi’si Bediüzzaman’ adlı kitabını gösterdiler. Kitabın içinde belgelerime, delillerime ve eleştirilerime verilecek mantıklı cevap yoktu. Kitabı incelemenizi isterim Hocam, çünkü Nur talebesi genç kardeşlerin bir kısmı bu kitaplara aldanıyorlar” diyor, inşaAllah, Erman Gündoğdu.
O devirde herkesin, insan şeyhini, mesela Süleymanlı kardeşler, Süleyman Hilmi Tunahan’ı Hz. Mehdi (as) bilirler. Ona uygun açıklamalar yaparlar. Buna saygı duyulur. Mesela Menzil cemaati de bir ara Hoca efendiyi, Muhammed Raşit Erol Hazretlerini Hz. Mehdi (as) biliyordu. O sonradan söyledi; “Ben Hz. Mehdi (as) değilim” dedi, açıkça söyledi. Süleyman Hilmi Tunahan da dedi “2010 yıllarında” Hz. Mehdi (as)’ın belli olacağını, belli olmaya başlayacağını söylüyor. “2010’lardan sonra bir İslamiyet’in hakimiyeti olacak” ve Mehdiyete zemin hazırladıklarını söylüyor. Dolayısıyla Bediüzzaman’ı o kapalı camia sistemi içerisinde Hz. Mehdi (as) olarak görmüş olabilir kardeşlerimiz. Bediüzzaman da diyor, yani neden böyle bir hataya düştüklerini de anlatıyor. “Hz. Mehdi (as)” diyor, “üç vazifeyi birden yapacak” diyor, “ben bir vazifeyi, bir cihette yaptım” diyor. “O geldiğinde üç vazifeyi de aynı anda yapacak” diyor. “Benim zamanım bu üç vazifeyi yapmaya müsait değil” diyor. Her yönden müsait değil. “Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri, Hz. Mehdi (as) ve şakirtleri gelir. Bu daireyi genişletir, bu tomurcuklar sümbüllenir, biz de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” diyor. Şimdi Nur talebesiyse adam Risale-i Nur’a inanması lazım. “Yok arkadaş ben inanmıyorum, Bediüzzaman burada yalan söyledi, takiyye yaptı, gerçeğiyle Hz. Mehdi (as)’dır. Bediüzzaman’ın yüzlerce Hz. Mehdi (as) ile ilgili açıklamalarının hepsi tamamıyla yalandır. Hepsi taktiktir, oyun oynamıştır, Müslümanları aldatmıştır” diyorsa, ben de ona “Allah’tan kork” derim, ne diyeyim? Yani Müslüman, muttaki büyük bir alime Kuran ayetleriyle, hadislerle, Peygamberin hadisleriyle, kapsamlı, yüzlerce sayfa yalan söylediğini söylemek, benim kanaatimce ahlaksızlıktır. Başka bir şey değil. Ve iftiradır, başka bir anlamı olmaz. Yani “bütün sözleri yalandır Bediüzzaman’ın” demesi. Diyor ki Bediüzzaman mesela “Ben seyyid değilim” diyor. “Yok, yalan söylüyor” diyor. Diyor ki “eğer bir kişi seyyid değilken, ben seyyidim derse harama girer” diyor. Ve “ben bunu bilerek diyorum ki” diyor, “ ben seyyid değilim.” Yani “aleni olarak, teknik açıdan ispat edeceğim bir doküman yok, belge yok. Buna dayalı olarak da söylüyorum ben seyyid değilim” diyor. “Yok yalan söylüyor” diyorlar. “Hz. Mehdi (as) değilim” diyor. “Yok yine yalan söylüyor” diyor. Peki doğru olan kısımları neresi Risale-i Nur’un o zaman? Tamamı doğru Risale’nin. Terbiyesizlik yapmayacaksınız, niye yalan söylesin. Bir tek Allah’tan korkan bir insan. Otuz yıl hapislerde yatmış, delikanlı olduğu için, yiğit olduğu için, korkusuz olduğu için. Sizden mi korkacak da yalan söyleyecek? Niye çekinsin? “Mahkemelerde çekindi, ondan öyle yalan söyledi” diyorlar. Mahkemeye çıkmış diyormuş, “Ben Hz. Mehdi (as) değilim” deyince, mahkeme onu beraat ettirecekmiş. “Hz. Mehdi (as)’im” de derse hapse girecekmiş. Hapisten çekinen bir insan mı? Otuz yıl niye yattı o zaman? Değil mi? Hapisten çekinen adam hiç yatmaz, otuz yıl yatmaz, sürekli yalan söyler kurtarır kendini. Doğru bildiği ne varsa söylüyor. Niye yalan söylesin? Neden Hz. Mehdi (as) olmadığını detay detay, ince ince, hadislerle, Kuran ayetleriyle çok kapsamlı anlatmış? İleride geleceğini de Hz. Mehdi (as)’in çok kapsamlı anlatıyor. Sahtekarlığa gerek yok ama bilgisizliğinden, cahilliğinden anlayamayanları ben tenzih ediyorum. İyi niyetle anlayamayanları tenzih ediyorum. Ama Bediüzzaman’ı çok kapsamlı yalancı olarak göstermek, çok büyük bir ahlaksızlık, şerefsizliktir ve namussuzluktur, edepsizliktir, başka bir şey değil. Çok karaktersizce bir hareket olur.
Şimdi Bediüzzaman’ın talebelerinden önce Hz. Mehdi (a.s) konusunu dinleyelim, sonra ben Risale-i Nur’dan anlatayım.
-VTR- Bediüzzaman Hazretleri Mehdiyet’i Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Peki yemin etmesi nedir? Doğru çıktı işte bak, Peygamberimiz (s.a.v)’in söylediği hadislere dayanarak yemin ediyor. Doğru, inşaAllah.
Bak, diyor ki Bediüzzaman: “Birincisi : Ahirde iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesinde değiller; fakat hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) ve İttihad-ı İslâm, avamda ve ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkârında o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor.” Cübbeli mesela onları anlatırken, hep siyaset yönünden düşünüyorlar veyahut saltanat yönünden düşünüyorlar. Tebliğ yönünün ilk aşamasını görmüyorlar. “Çıktı mı belli olması lazım zaten” diyor, siyaset yönünde çıkacağı için, saltanat yönünde çıkacağı için. Halbuki ilk çıktığında siyaset ve saltanat üzerinde çıkmıyor. İman hakikatlerini anlatarak çıkıyor. Darwinizm, materyalizmi ezerek, Kuran’ın sırlarını anlatarak, iman hakikatlerine ağırlık veren bir üslubu oluyor. “Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi ve müceddit geliyor ve gelmiş,” Her zaman gelmiş diyor Mehdi ve müceddit, her asırda. “fakat her biri üç vazifeden birisini” “Ya siyaset, ya saltanat, ya diyanet yönünde yapmış” diyor. Mesela “ben geldim diyanet yönünde tebliğ yaptım” diyor. “İman hakikatleri anlattım, Mehdiyi Abbasi siyaset yönünde yaptı” diyor. Mesela Kanuni Sultan Süleyman geliyor, saltanat yönünde yapıyor, bir nevi.“fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihetle” “birini yapmıştır” diyor. “Ben de mesela iman hakikatlerini anlattım, bir cihette anlattım” diyor. Mesela Mehdiyi Abbasi geliyor siyaset yönünde bir cihette yapıyor, bunu küçük bir bölgede yapmış oluyor. Yani siyaset bütün dünyayı kaplamıyor. Küçük bir çapta oluyor. Mesela Bediüzzaman yapıyor Türkiye çapında veyahut işte belirli bir bölge içerisinde oluyor. Dar bir bölgede oluyor. “Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihetle yapması itibarıyla, âhirzamanın büyük Mehdisi unvanını almamışlar.” “Hiçbiri büyük Hz. Mehdi (as) değildir” diyor. Kendisi de dahil olmak üzere Bediüzzaman söylüyor. Ne Mehdiyi Abbasi, ne İmamı Rabbani, ne Abdülkadir Geylani” diyor Bediüzzaman “ne ben, hiçbirimiz üç vazifeyi birden, tam dünya çapında yapmış değiliz” diyor. “Dolayısıyla ahir zamanın büyük mehdisi unvanını hiçbirimiz almadık diyor.” Ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi (as) bu unvanı alacak” diyor. “Bütün dünyayı etkileyeceği için hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat aleminde hepsini yapacağı için ve bir cihette değil, her cihette yapacağı için ahir zamanın büyük mehdi unvanı onundur” diyor.
“Hem deccalin rejimine,” Mesela Hafız Esad rejimi, deccal rejimi. Muammer Kaddafi’nin rejimi neydi? Deccal rejimiydi. Mısır’da Karga’nın rejimi neydi? Deccal rejimiydi. “Ve teşkil ettiği komitesine” Parlamentosu, hepsi. “Komitesine ve hükûmetine ait garip halleri ve dehşetli icraatı,” komite deyince tabii her türlü çalışma yapan ekip, hükümet de bunun içine dahildir. “Ve hükûmetine ait garip halleri.” Mesela şaşırıyorsun Karganın hareketlerine, mesela Suriye’de Esad’ın yaptığı katliamlar garip halleri ve dehşetli icraat. Mesela dehşet saçıyorlar. “Dehşetli icraatı, onun şahsıyla münasebetdar rivayet edilmesi cihetiyle manası gizlenmiş. Meselâ: "O kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hazret-i İsa (a.s.) onu öldürebilir, başka çare olamaz" rivayet edilmiş. Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak,”Yırtıcı rejimi nasıl gördük Muammer Kaddafi’yi? Gördük değil mi? Kargada, Mısır’da gördük, Suriye’de gördük, öbür ülkelerde görüyoruz. “Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak,” mesela yırtıcı rejimi nasıl gördük Muammer Kaddafi’de? Gördük dehşet saçtı, Karga da, Mısır’da gördük, Suriye’de gördük, öbür ülkelerde sürekli görüyoruz. “Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, ancak semavî ve ulvî, hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek.” “Hıristiyanlık aynı İslamiyet gibi olacak” diyor. “Ve hakikat-ı Kur'an’iyeye iktida ve ittihad eden,” Kuran’a tamamen bağlanan, “bu İsevî dinidir ki, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın nüzulü ile” gökten, Allah katından, bir başka boyuttan dünyaya gelmesiyle “o dinsiz meslek, Deccaliyet mahvolur, ölür. Yoksa onun şahsını bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir.” Yani şahsı önemli değil. Şahsının ne şekilde öleceği. Fikri ölümü çok önemli. Buna dikkat çekmiş Bediüzzaman. Bediüzzaman’ın talebelerini de gördük zaten, aynı bizim dediğimiz gibi anlatıyorlar, inşaAllah.
Evet, şimdi biraz Cübbeli’den dinleyelim.
VTR: Cübbeli Birkaç Yıl Öncesine Kadar, Beyan Dergisi’ndeki Yazılarında Hz. Mehdi (a.s)’ın Hicri 1400’de Zuhur Edeceğini İmam Rabbani Hazretleri’nin İzahlarını Kaynak Göstererek Savunuyordu.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman diyor ki, 22. Mektupta, 253. sayfa Mektubat’tan: “Üçüncü düstur” diyor, “Adâvet etmek istersen” yani aleyhte konuşmak istersen, “kalbindeki adâvete adâvet et,” İnsanlara duyduğun nefrete, Müslümanlara karşı duyduğun kine, ona adavet et. Onu ortadan kaldır” diyor. “Onun ref'ine çalış.” Kaldırılmasına çalış. “Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene, enaniyetine ve hevâ-i nefsine, azgın nefsine adâvet et,” kendi yani düşmanlığı körükleyen, öfkeyi körükleyen nefsine adavet et. “Islahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü'minlere adâvet etme.” Diyorlar, Hocam aleyhinde yazı yazıyorlar. Bak biz de diyoruz ki; “O muzır nefsin hatırı için mü'minlere adâvet etme, onlarla uğraşma.” Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar, münafıklar çoktur; onlara adâvet et” diyor Bediüzzaman. “Onlarla uğraş” diyor. “Fikren git onlara musallat ol” diyor. “Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır. Öyle de, adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır." Yani “düşmanlığa kendin düşman ol” diyor. “Nefrete kendin nefret et. Nefreti beğenme” diyor. “Kalbindeki nefretten nefret et. Onu besleme” diyor. Eğer hasmını mağlup etmek istersen fenalığına karşı iyilikle mukabele et.” Yani “sana kötülük yapana iyilik yap” diyor. “Çünkü eğer fenalığa mukabele edersen husumet tezayüd eder.” Yani “o zaman kavga başlar” diyor. Zahiren mağlup bile olsa kalben kin bağlar.” Yani “sen onu yenebilirsin ama kalben kin bağlar” diyor. “Adaveti idame eder.” Yani “düşmanlığı devam eder” diyor. “Eğer iyilikle mukabele etsen nedamet eder, sana dost olur.” Nadim olur, dost olur” diyor. Çok önemli bu, bu her yerde önemli olan hayat yöntemini Kuran’ın ışığında Bediüzzaman anlatmış, inşaAllah.
“Selamun Aleykum benim biricik, tek Adnan Oktar Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben sizin gizli bir hayranınızım, sizin o güzel sohbetlerinizi hiç ama hiç kaçırmıyorum. Bunu bilseniz” diyor, “iyi ki A9 ve Adnan Oktar Hocamız var.”MaşaAllah. Ümmügülsüm. Soyadını vermeyeyim. Madem gizli, gizliliği kalsın, inşaAllah.
Ragıp kardeşimiz yazmış, “Ey Allah’ın kuvvet ve kudret yüklediği bir tanemiz,bugün maşaAllah ne kadar kudretli ne kadar heybetli görünüyorsunuz. Yanınızdaki talebelerinizin çarşafa girişi hayretle karşılanıyor canım Hocam” diyor.“Bir kısım arkadaşlarımız hikmetli düşünmeyip sabırsız davrandıklarını kabul ediyorlar” diyor. Doğru.
Çağatay Erdem, “Hocam, başı kapalı hanımlara da saygılısınız, başı açık hanımlara da sevgi duyuyorsunuz, bu çok güzel” diyor. “Hanım kardeşlerimiz de maşaAllah çok çok güzeller” diyor. “Mehdiyet’i, Hz. Mesih (a.s)’ı anlatmanız çok hoşuma gidiyor, çok önemli bilgiler veriyorsunuz. Hanım kardeşlerimizin bu kadar güzel olması, Allah’ın tecellisi olması çok hoş” diyor. Çağla Erdem Hanım yazmış.
“Selamun Aleykum dünyalar yakışıklısı canım Hocam. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “‘Bugün tren kaçtı diyenleri her yönden yakalarım’ dediniz Hocam” diyor, “‘kaçamazlar’ diyorsunuz, maşaAllah” diyor, maşaAllah. “Bizim de sizi görünce ten kafesimizden ruhumuz kuş olup kaçacak gibi oluyor” diyor, “Mübarek yüzünüzü, sözünüzü duyunca öyle coşuyor ki ruhumuz, onu zaptetmeye çalışıyoruz canım Hocam. Bayılıyoruz size biz” diyor, maşaAllah.
Evet, Hocam bir ayet söyle.
MEHTAP HANIM:Baş üstüne Hocam, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Gerçek şu ki; Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’tan korkup-sakının ve bana itaat edin.”
ADNAN OKTAR: Tamam o da yeterli, ayetin tamamını okuman şart değil. Bir kısmını okuyup, o halde de bırakabilirsin. Mesela ayetten hatta bazen delil olarak bir cümle bile verebiliriz, inşaAllah.Bir şey unuttuğunuzda Allah’ı anacaksınız. “Unuttuğunda Allah’ı an” diyor ayette de var, inşaAllah.
Dünya hayatı çiçek gibidir. Menekşe, lale.. Mesela bak lale ekiyorlar. Bayağı güzel oluyor baharda. Bakıyoruz bir anda sararıp solmuş, çöküp gidiyor. Menekşe açılıyor pırıl pırıl. Papatyalar yazın çok güzel görünüyor. O kır menekşeleri, o gelincikler acayip güzel görünüyor. Ama kısa sürede yok olup gidiyorlar. Dünya hayatını Allah o şekilde yaratmıştır. Hırs yapmayalım, Allah’a yakın olalım diye. Ama ahirette hayat sonsuz olduğu için hiçbir şey solup çökmüyor. Hiçbir çiçek sararmaz, solmaz. Hiçbir kadının güzelliği değişmez. Ne yüzünü yıkamasına ihtiyacı vardır, ne makyaj yapmasına ihtiyaç vardır. Bakın burada her kadın aşağı yukarı makyajla güzel oluyor, mükemmel olabiliyor. Makyaj olmadığında vasat oluyor. Ama makyaj ile, bakım ile çok güzel oluyor. Cennette bakıma ihtiyaç yok. Kadınlar sık sık makyajını tazelemek zorunda kalıyor. İnsanlar elini yüzünü yıkamak zorunda kalıyor, banyo yapmak durumunda kalıyor, tıraş olması gerek, görüyor, bayağı bir uğraşıyor. Ama cennette o yok. Toz yoktur. Dünyada özel yaratılır toz. Her toz Allah Katında bellidir, her toz parçasının yeri. Ne zaman nereye gideceği bellidir. Ama cennette tek bir tane toz yoktur. Toz olmadığı için kirlenme de yoktur. Ölüm de yoktur. Hiçbir şeyde ölüm yoktur. Ne maddede, ne canlılar da ölüm yoktur. Ölüm hiçbir şekilde olmaz. Yok olma yoktur. Yok olma yok ediliyor. Sonsuza kadar imkansız hale getiriyor, Cenabı Allah kilitliyor ölüm öldürülüyor. Yok olma yok ediliyor, artık ondan sonra sonsuza kadar insan varlık aleminde kalıyor, inşaAllah. Uykusu gelmez insanın, hiçbir şekilde uykusu gelmez. Baş ağrısı hissetmez. Vücudunda herhangi bir alerjik bir şey olmaz. Hastalıklar olmaz. Hiçbir dert, hiçbir hastalık oluşmaz. Kırk sekiz saat geçer, bir kırk sekiz saat daha geçer, kırk sekiz saat daha geçer, hiçbir şekilde uykusu gelmez. Gayet diri ve canlıdır. Uyku özel olarak dünyada bir mucize olarak yaratılır. Özel olarak acz olarak yaratılır. Akşama doğru Allah, mucize olarak yaratır. Birden bire üstümüze garip bir hal çöker ondan sonra Allah bizi uyutur. Canımızı alır. Biz kendi isteğimizle yatağa gideriz yatarız ölümü bekleriz, bir süre sonra ruhumuz alınır. Sabah olduğunda da Allah ruhumuzu geri iade ediyor, ruh geri verildiğinde de geri ayağa kalkıyoruz. Mezardan kalkar gibi kalkıyoruz. Hatta bazen akrabalarımızın evine gittiğimizde birçok insan şaşırır, yataktan kalktığında nerede olduğunu anlayamaz. Turistik bir yere gittiğinde, kendi evi gibi olmaz. Neresi burası diye? Ahirette de ilk kalkış öyledir. İlk kalktı mı adam tanıyamaz, şaşırır, “burası neresi” der? Tarifi anlatıldığında, dikkat verdiğinde öldüğünü, ahirete geldiğini anlıyor. İlk kalktıklarında anlamıyorlar “biz neredeyiz” diyorlar. Hatta aralarında da konuşuyorlar, ama sonra öldüklerini anlıyorlar, sonra “ne kadar kaldık dünyada? Çok az kaldık” diyorlar. “Bir günün bir vakti kadar. Bir kuşluk vakti kadar” diyorlar veya “yok, akşamın bir vakti kadar kaldık” diyorlar. Kuşluk vakti diyenler, kuşluk vaktinde öldüğü için kuşluk vaktini hatırlayabiliyor. Akşama doğru ölenler de, akşam vaktini hatırladığı için “akşam vakti gibiydi” diyorlar “o kadar kaldık” diyor “başka kalmadık dünyada” diyor. Çünkü zaman kavramı olmadığı için çıkaramıyor ne kadar kaldığını çıkaramıyor. Tartışma var o konuda anlayamıyorlar. “Çağrıcıya uyarlar” diyor. Uzaktan birisi onları çağırıyor. Bir melek çağırıyor oraya doğru bütün bir güruh, bütün bir kalabalık o tarafa doğru koşara gidiyorlar. Sanki bir sütuna doğru koşar gibi. Allah’ın istediği yer işte gelmeleri. Gelmeleri istenilen yer işte orası. Oraya giriyorlar. Orada müminler önlerinde nur var, ışık var. Sağ taraflarında da ışık var. Yanlarında da mihmandarları var, melek. Ama küfürde yanlarında mihmandarları da yok, ışık da yok. Yüz üstü sürünerek getiriliyor onlar. Özel olarak Allah küçük düşürmek için yapıyor. Müminler oradan hepsi mihmandarlarıyla beraber alınıyorlar. “Geçin cennete” diyor Cenab-ı Allah. Yedi cennet kapısı var, kapılar açılıyor. Kapıları tabii biz bilmiyoruz. Bizim aklımıza gelen altın kapılardır işte veyahut ahşap kapılardır öyle bir şey değil. Belkibir boyut açılacak, boyutun adına Allah kapı diyor.Hiç belki bir ışıktan oluşan bir kapı. Belki elektromanyetik gibi görünen bir kapıda olabilir, bilmiyoruz. O kapıdan müminler içeri geçiyorlar. “Selam size” diyorlar, büyük bir iltifatla gönülleri alınarak içeri giriyorlar. Mümin içeri girdiğinde zaten sonsuzluk başlıyor. Zaten başlamış da, artık ondan sonra oradan çıkış yok. Kapısından girdikten sonra bir daha çıkmıyor. Ondan sonra sonsuza kadar kilitleniyor. Kafir de cehenneme girdiğinde Allah’ın dilemesi dışında çıkamaz. Ama ehli sünnet itikadına, inancımıza göre eğer günahları azsa, bir süre cehennemde kaldıktan sonra onlar da cennete alınıyorlar. Cennette meyveler kolaydır, yakın dalları. “Devşirmesi kolaydır” diyor Allah. Hoşuna gitsin diye müminlere yakın. Kuş etleri var, hoşuna giden her şey var. Kıyafetler çok güzel. İnsanlar çok güzel. Sohbet ortamı güzel. Irmaklar güzel. En büyük zevk orada Allah’ın rızası alınıyor. Cennette en büyük zevk Allah rızasıdır, Allah’ı sevmektir. Biz orada binalarından, bardaklarından ziyade Allah’a olan sevgimizden zevk alacağız inşaAllah. Yorgunluk olmayacağı için o da ayrı bir zevk olacak. Çok şaşırtıcı, on beş gün geçmiş yorgunluk ve uyku yok. Bir ay geçiyor yine uyku yok, otuz sene geçiyor yine uyku yok. Üç bin sene geçiyor yine uyku yok, üç milyar sene geçiyor yine uyku yok , o zaman unutmuyor uykuyu, unutmadığı için aklına geldikçe her seferinde şaşırıyor, hoşuna gidiyor. Bir türlü kirlenmiyor, gıcır gıcır tertemiz, eline yüzüne bakıyorsun tertemiz mis gibi. Hatta gittikçe güzelleşiyor. “Bir rüzgar eser daha da güzelleşirler” diyor, hadiste. “eşleri onlara daha da güzel gelir” diyor. “Çadırlardadır, yüksek çadırlarda” diyor. “göğüsleri yeni tomurcuklanmış” kadınlardan bahsediyor Cenab-ı Allah. “Hepsi yaşıttır” diyor. “Saklı inci gibi” diyor. Yani “yumurta gibi” diyor. Pürüzsüz ve düzgün. Güzel ciltlere sahiptirler. “İri gözlüdürler” diyor. Siyah ve iri gözlü. Tabi çeşitli gözler var da anlaşılması için söylüyorum. Yoksa bizim isteğimize bağlıdır o. Hoşlandığımız her şekilde tezahür edecekler, inşaAllah. Sabitlik yok inşaAllah. İri siyah gözlü huriler ama bir de eşleri var insanların, eşlerini daha çok sevecekler hurilerden. Çünkü onların ahlakını kişiliğini biliyorlar, helallerinin. Ama huriler çile çekmemiş, acı çekmemiş, zorluklarla karşılaşmamışlar ama eşleri acı çekmiş, zorluklarla karşılaşmış, ibadet etmişler, Allah yolunda mücadele etmişler. İffetini korumuş, aklını korumuş, güzel huylu olmuş, o yüzden onlar daha üstün oluyorlar inşaAllah.
Bugün bu kadar, yarın devam edeceğiz, inşaAllah.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları - Video
Devamı ...