DİLEM HANIM: Adnan Oktar ile Sohbetler programına hoş geldiniz. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: “Bir derece mahremdir, “gizlidir” diyor. “Bir derece”. “Misyonerler”, Hıristiyan misyonerler, Hıristiyanlığı anlatanlar “ve Hıristiyan ruhanileri” papazlar, rahipler, “hem Nurcular”, Nur talebeleri “çok dikkat etmeleri elzemdir”. “Kimlerin dikkat etmesi gerekiyormuş? Bir; misyonerler, iki; Hıristiyan ruhanileri, üç; Nur Talebeleri. Çünkü herhalde şimal cereyanı” yani komünist, Marksist, Leninist düşünce. Şu an ki PKK ve her türlü dünyadaki komünist hareket. Bak, “Çünkü herhalde şimal cereyanı” yani komünist, Marksist, Leninist düşünce, materyalist düşünce “İslam ve İsevi dininin” Hıristiyan dininin, “ittifak ederek” birlikte hareket ederek Marksist, Leninist, Darwinist sisteme karşı, “hücumuna karşı” yani yaptıkları bilimsel atağa karşı “kendini müdafaa etmek fikriyle,” komünistler, Marksist-Leninist düşünce “kendini müdafaa etmek fikriyle, İslam ve misyonerlerin ittifaklarını bozmaya çalışacak.” Yani Hıristiyanlarla Müslümanların ittifak halinde olmasını bozmaya çalışacak diyor. Şu an yobazlarda bunu görüyor muyuz? Çakallarda bunu görüyor muyuz? İnternet çakallarında bunu görüyor muyuz? Ehl-i fahşa, ehl-i zina, ehl-i it, kopuk hepsi bu ittifakı bozmak için uğraşıyor. Bak, Bediüzzaman bunu 70 sene öncesinden bildiriyor. Bak, “İslam ve misyonerlerin ittifaklarını bozmaya çalışacak.” Onun için diyorlar ya “Ehl-i Kitap’la niye düşman olmuyorsunuz? Niye Hıristiyanları dövmüyorsunuz, sövmüyorsunuz? Niye Hıristiyanlara küfür etmiyorsunuz “Tabaka-i avama müsaadekar” yani halka müsaade eden “ve vücub-u zekat ve hurmet-i riba” yani Müslümanların zekat vermesi ve faizden kaçınması “ile burjuvaları” yani seçkin sınıf, yönetici sınıf “avamın yardımına” halkın yardımına “davet etmesi ve zulümden çekmesi cihetinde Müslümanları aldatıp, onlara bir imtiyaz verip, bir kısmını kendi tarafına çekebilir.” Bir kısım Müslümanları komünistler kendi tarafına çekebilirler” diyor. PKK da şu an bir kısım Müslümanları kendi safına çekiyor. Dünyadaki dinsizleri de çekiyorlar. Ve hakikaten bir de bakıyorsun “aman Hıristiyanlarla ittifak etmeyin” diyorlar. Kiminle ittifak edeceğiz? “Komünistlerle, ateistlerle” diyor. “Her neyse, bu defa sizin hatırınız için kaidemi bozdum, dünyaya baktım” diyor Bediüzzaman. Demek ki bu çakalları kim yönetiyormuş? Komünistler yönetiyorlar. Özenti komünistler var, Müslüman görünümlü. Bak “bir kısmına kendi saflarına çekecek” diyor Bediüzzaman. “Çekiyorlar ve çekecekler” diyor. Yani “Hıristiyanlarla Müslümanların ittifakını bozmaya çalışma olayının arkasında dünya ateizmi, dünya deccaliyeti var” diyor. “Hıristiyanlarla Müslümanlar ittifak ederse konu hallolur” diyor, inşaAllah.
İnternet züppelerinden kimse etkilenmesin, o çakallardan. Onlar şeytanın, deccalin damına düşmüş avanak takımı. Onları kale almak, adam yerine koymak olmaz. Ayette “Onlar konuştuğunda dinlersin” diyor. “Dış görünümleri hoşuna da gider” diyor ayette. “Ama onlar dayandırılmış, boş, kof kütük gibidir” diyor Allah. İçi kurumuş, içi kaymış, içi yok olmuş, tam kütük. Dışarıdan var, beden var. Ama “içi boştur” diyor Allah. “Dayandırılmış boş kütük gibidir” diyor. Onun için, Hıristiyanlar, Ehl-i Kitap olan Musevilerle de dindar olan, Allah’ın birliğine inananlarla ittifak etmek dinsizliğe ve ateizme karşı önemli, inşaAllah.
Hıristiyan’dır, ona da saygı duyarız, Musevi’dir, ona da saygı duyarız, ateisttir, ona da saygı duyarız. Yani her inanca, her düşünceye saygı duyarız. Mesela başı açıklara da saygım var, başı kapalılara da var. Dekolte giyinene de saygım var, kapalı olana da saygım var. Hepsini seviyorum, hepsine değer veriyorum, inşaAllah.
BuyurunHocam.
DİLEM HANIM: Hocam bugün Cumhuriyetimizin 88. Yıl dönümü. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Tüm vatandaşlarımızın Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyoruz, inşaAllah. Ve Allah’tan ülkemize güvenlik, huzur, bereket ve hayır getirmesini niyaz ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Gerçi devletin bakış açısı yas yönünde. Fakat ben yastan yana değilim. Fakat her gün Müslüman için bir cihat bayramı. Allah’ın dinini yaymaktan kaynaklanan bir bayram vardır. Biz şehitlerimizle iftihar ederiz, şehitlerimizle iftihar ediyoruz ve her zaman da iftihar edeceğiz. Fakat onlara tam destek, tam ilgi, tam alaka çok önemlidir. Yalnız bırakmamak çok önemli. Buna özen göstermemiz lazım, inşaAllah. Cumhuriyet bir nimettir. Bediüzzaman Said Nursi Cumhuriyeti övmüştür. Cumhuriyet taraftarıdır. “Karıncalarda bile Cumhuriyet vardır” diyor Bediüzzaman. Kuran’ın anlattığı sistemdir Cumhuriyet. Dolayısıyla bize o anlamda her gün bayram. Biz bir gün bayram düşüncesinde değiliz. Her gün bayram düşüncesindeyiz, inşaAllah.
Hocam buyurun devam edin.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam. Bugün Bingöl’de, kent merkezinde, Ak Parti binasının önünde bir canlı bombanın patlaması sonucu, bir vatandaşımız şehit olmuş, 10 vatandaşımız yaralanmış. Binanın bulunduğu yerin alt katında da bir çocuk mağazası bulunuyormuş.
ADNAN OKTAR: Komünist terör her gün bir şeyle dikkat çekiyor. Çok önemlidir komünist propaganda açısından, çok önemli bir şey. Terör örgütü bir şekilde kendinden bahsettirir. Mesela Cumhurbaşkanımız oraya başkomutan sıfatıyla gitti, Güneydoğu’ya. Ona illet oldular. Acayip bir nefret hissettiler. Hemen büyük, çok geniş çaplı bir eylemle ona kendi kafalarına göre bir cevap verdiler, o tavra karşı. Geçen sefer de öyle, Genelkurmay Başkanı orası biri bizi gözetliyor mu ne? Bir ev yar ya. “Öyle gibi orası, Güneydoğu” falan dedi. Akıl almaz eylemler yaptılar, o konuşmaya karşı cevap olarak yaptılar. Gurur ve enaniyet çok şiddetlidir komünistlerde. Bu tip şeylerde mutlaka cevap vermek isterler. Canı pahasına da olsa cevap vermek ister. Enaniyet ve kibrinden, büyüklük hissinden. Bediüzzaman “nefsi firavunlaşmıştır” diyor. Müthiş bir enaniyet oluşuyor. Ama tabii kardeşlikle, barış sözleriyle falan, komünistler sadece güler ona yani. Acayip kızdırır onları. Sürekli barıştan, kardeşlikten, “mümin kardeşliği” diyor adam. Dini kabul etmiyor ki mümin kardeşi kabul etsin. Mümin kardeş, güzel. Sen kitapta Darwinizmi, materyalizmi anlatmıyor musun? Devletin kitapları Darwinizmi, materyalizmi anlatmıyor mu? Anlatıyor, tamam. Adam diyor ki “hangi din? Burada Darwinizm materyalizm anlatılıyor. Biz neyi savunuyoruz? Biz de Darwinizmi materyalizmi savunuyoruz” diyor. “Sen dinden bahsediyorsun, ben sana devletin kitabını getiriyorum. Bak burada Darwinizm, materyalist düşünce, diyalektik felsefe uzun uzun anlatılıyor. Ben sana ne anlatıyorum? Ben de diyalektik felsefeyi anlatıyorum, ben de Darwinizmi, materyalizmi anlatıyorum” diyor. Ne diyelim adama o zaman? Biz de diyoruz ki devletin kitaplarında yanlış yazıyor. Doğrusunu biz biliyoruz, anlatıyoruz. Onun için devletin bu duruma bir son vermesi gerekiyor. En azından cevabını vermesi gerekir, en azından. Bir protein tesadüfen meydana gelir mi gelmez mi, açıklaması lazım. Bilim adamlığının, bilimselliğin gereği değil midir bu? Bir proteinin tesadüfen meydana gelip gelemeyeceğini bilim biliyor, modern bilim biliyor. Açıklasın devlet işte. “Şimdi böyle şeyleri konuşuyorsun. Sen hükümeti kızdırıyorsun. Sana bir şey yapacaklar” diyorlar bazı akılsızlar da. Sanki hükümet öyle çocuksu bir düşünce içerisinde. Hükümet son derece aklı başında, makul düşünen, mümin, muttaki bir topluluk. Dolayısıyla öyle bir vicdan çöküntüsü, öyle bir garip tavır beklemek veyahut onu düşünmek makul mantıklı bir şey değil. O şeytani bir vesvesedir. Çok yanlış. Çok isabetsiz bir düşünce. Çok mantıksız bir düşünce. Ama biz tabii hakkı her zaman beyan edeceğiz. Ben insanların hatırı için hareket etmem. Hak neyse onu söylerim, inşaAllah.
Hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam. Trabzon’da faaliyet yapan kardeşlerimiz var. Uygun görürseniz göstermek istiyorum resimlerini. Bir de size mektup göndermişler. “Selamun Aleykum Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam.
DİLEM HANIM: “Biz Karadeniz’den Dilek, Cemile, Halit, Emre ve Ebru. Hocam sizi çok çok çok çok seviyoruz. Kanalın tanıtımına bizim de bir katkımız olsun istedik. Dün Trabzon’da 250 adet kitap ve 4000’e yakın el ilanı dağıttık. Canımız Hocam, kısaca dağıtımımızdan izlenimlerimizi aktarmak isteriz. İlgi çok büyüktü. Sizi tanıyan, programınızı, belgesellerinizi izleyen, kitaplarınızı okuyan kişilerle çok karşılaştık. Size ayrıca resim de gönderiyorum Hocam” demiş kardeşimiz. “Günümüz çok coşkulu geçti. Standımız inşaAllah devam edecek. Hayırlı günler, iyi programlar canımız Hocam. Dualarınızı bekliyoruz” demiş.
ADNAN OKTAR: Bunlar bal, şeker, kaymak hepsinin karışımı, dünya tatlıları bunlar. Bunlar aslan. Bunlar ahirzaman güzelleri. Bunlar ahirzaman’ın nurları, ışıkları. Allah yollarını açık etsin. Allah ferahlık, iyilik, güzellik versin, inşaAllah.
Biraz Cübbeli’ye ahirzaman’ı anlattıralım.
VTR-Cübbeli, Deccalin Çıktığını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Hocam Hoş geldiniz.
MÜZEYYEN HANIM:Hoş bulduk Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Bir ayet söyle inşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM:Hemen Hocam, inşaAllah. Hac Suresi 73. ayette Hocam Allah Kuran’da yine bize verdiği birçok hikmetli ayetlerden bir tanesi, birçok hikmetli örneklerden bir tanesi. Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim.“Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Allah ilmini, feyzini arttırsın. Bütün şeker annelere Allah iyilik versin, güzellik versin, hoşluk versin. Zalim, gaddar annelere de Allah hidayet versin. Allah akıllarını açsın. Gaddarlıktan onları kurtarsın, zalimlikten kurtarsın. Demokrat, aklı başında, hür düşünceyi savunan, çocuklarının fikirlerine saygı duyan hoş anneler, güzel anneler haline getirsin, anne vasfına uygun anneler haline getirsin, inşaAllah.
Ah canım Bediüzzaman Hazretleri. Birçok takipçisi ihanet etti, kahpelik ve kalleşlik ettiler. Bediüzzaman’ı yalnız bıraktılar. Kendi kafalarına göre fikirler geliştirdiler. Bediüzzaman’ı yalancılıkla itham ettiler. Bir kısmı Bediüzzaman’dan vazgeçti. “İnsandır, hata yapar bilmem ne”. Ahlaksız, o zaman daha önce niye çıkar sağlıyordun? Niye halen çıkar sağlıyorsun, madem geçersiz Risale-i Nur? İşine gelmiyor da onun için. Baktın Mehdiyet karşına dağ gibi dikildi. Kurtulmak için Bediüzzaman’ı da harcamaya karar verdiler. Hadisleri de harcamaya karar verdiler. Bunlar Kuran’dan da vazgeçer, bu iblis takımı. İnşaAllah.
Fen ve felsefeye bak özellikle Bediüzzaman dikkat çekmiş. Yani “konu fıkıh eksikliğinden, Kuran’ın iyi anlatılamadığından değil” diyor. “Fen ve felsefe zehirledi. Öncelikle bu tasallutun ortadan kalkması gerekiyor” diyor. “Maddiyyun ve tabiyyun taununun ortadan kaldırılması gerekiyor. En büyük bela, en büyük put ahir zamanda bu. Ehl-i imanı da dalalete düşmekten” yani Darwinist materyalist düşünceye gitmekten “muhafaza etmek çok önemli. Bu vazife için hem dünyayı hem her şeyi bırakmak gerekiyor. Çok zaman tetkikat ve meşguliyet gerektiriyor. Fakat Hz. Mehdi (as)’ın bu vazifeyi bizzat şahsının görmesi mümkün değil. Çünkü faaliyetleri böyle bir şeye vakit bırakmıyor. Hz. Mehdi (as) daha önce yazılan Darwinizm ve materyalizmi eleştiren eserleri bir araya getirip, onları mezcedip, onları yorumlayıp en iyi şekilde Darwinizm ve materyalizmi etkisiz hale getirecek şekilde bir çalışma yapacak. Kitaplar hazırlayacak. Onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. Bunu ısrarla söylüyorum ki sahtekarlar geceli gündüzlü Nur talebelerini kandırmaya çalışıyorlar. Bir çok sahtekar var. Sürekli yalan söylüyorlar Bediüzzaman adına. O sahtekarların yalan dillerini koparmak için sürekli karşı açıklamalar yapıyorum. “Bu çalışma için bir manevi ekibe ihtiyacı var, bir talebe topluluğuna ihtiyacı var diyor. Bu talebeler ihlaslı, sadık ve tesanüd içerisinde olan, bağlantı içinde olan kişiler” diyor. Fakat “bir kısmı” diyor, talebelerinin tamamı değil. “Bir kısmı bu faaliyeti yapacak” diyor. “Sayıları az, ama çok etkili olacaklar. Öncelikle felsefeyi yıkacaklar. Materyalizmi, Darwinizmi yıkacaklar. Fıkha girmeyecekler önce” diyor. İkinci vazifesi, üçüncü vazifesi. Hatta “üçüncü vazifesinde fıkha girecektir” diyor. “Üçüncü vazifede fıkha girecek. Ama ilk vazifesi fen ve felsefenin tahribatını ortadan kaldırmaktır” diyor. Onun için komünistlerin dürtüklediği, teşvik ettiği komünist kafalı bir kısım Müslüman görünümlü hocalar yahut iddia edilen Ergenekon terör örgütünün maaşlı memurları, bir kısım sahtekarlar “aman Darwinist materyalist düşünce mi var? Öyle bir tehlike mi var? Nerden çıkarttınız siz? Böyle bir şey yok” diyor. “Sadece hurafe eksikliği var, bol bol hurafe anlatacaksınız” diyor. Hurafeyle Müslümanları meşgul edip, boğup onların enerjilerini alarak, güçlerini alarak onların atağını, cihadını, gayretini felç ediyor bir kısım sahtekarlar. Onları hurafe batağında boğarak onların hareket kabiliyetini ortadan kaldırıyorlar. Birçok sahtekar var. Ve bunlar hakikaten başarılı da olmuşlar. Müslümanları, epey bir bölümünü kavruk, bitkin, bitap, sanattan, estetikten, bilimden anlamayan, genel kültürden hoşnut olmayan, genel kültürü olmayan, görgüsüz, kalitesiz, itici, pis, ahmak mahluklar haline getirdiler. Herkesin tiksineceği, herkesin itici bulacağı garip mahluklar haline getirdiler. “Siz canlı bomba olabilirsiniz. Adam öldürün. Gidin, asın kesin. Hıristiyanları öldürün, Musevileri öldürün. Herkesten nefret edin. Kendi cemaatinizin dışında herkesi kafirlikle itham edin” gibi böyle aşağılık ve alçakça bir politika izliyorlar. Ve bir kısım ahmakları da hakikaten bu aptal tuzağın içine düşürüyorlar. Biz de bu pis deccal tuzağını adeta atom bombası gibi açıklamalarımızla, kitaplarımızla, CD’lerimizle yerle bir ediyoruz ve etkisiz hale getiriyoruz. İnşaAllah devam edeceğiz.
Dışarıdaki gerçek varlığı saydamdır insanın. Saydam olduğu için de görünmez. Ve simsiyah karanlıktır dışarısı. Çünkü ışık dalga. Dalga nasıl ışık olsun? Beyin onu yorumladığında ışık hale geliyor. Renk de yok dışarıda. Dalga boylarını beyin renk olarak algılıyor. Dışarıda renk yok, ışık da yok. Bunu kim söylüyor? Dinsizler de söylüyor, dindarlar da söylüyor. Bütün bilim adamlarının ittifakla tespit ettiği bir gerçek. Modern fiziğin ortaya koyduğu bir gerçek. Ses nasıl? Ses nedir? Dalga. O da dalga. Dalga her yerde var. Şu anda da radyo dalgaları var, televizyon dalgaları var. Her tarafı sarmış vaziyette. Biz rahatsız oluyor muyuz? Olmuyoruz. Çünkü beynimiz onu sese dönüştürmüyor. Dışarıda ses yok. Çıt yoktur dışarıda. Yani akıl almaz bir sessizlik vardır. Ve hiçbir şekilde de ışık yoktur dışarıda. Simsiyah karanlıktır. Bakın şu beynimizin içinde nasıl aydınlık, güzel bir dünya yaratıyor Allah. Ve ne kadar güzel üç boyutlu ses meydana getiriyor. En kaliteli teyp hangisi diye gittim geçenlerde, teyp almaya gittik. Yine hışırtılı, yine bozuk. Şu kafamızda oluşan müzik sisteminin kalitesini tahayyül dahi edemiyorlar. Adamlar, binlerce parçadan oluşuyor, binlerce mühendis çalışıyor. Koskoca alet var. Elde edilen ses hışırtılı ve bozuk ve iki boyutlu. Beynimizde olan ses üç boyutlu. Kullanılan malzeme ne kadar biliyor musunuz? Şu kadarcık et parçası. Toplam bir gram et ancak kullanılıyordur. Bir gramlık et parçasıyla elde ediliyor. Ve mercimek kadar yerde de o sesi duyuyoruz. Böyle harika bir sistem içerisindeyiz. Benim bu anlattığımı masonluk üst derecelerde sır olarak açıklıyormuş. Bunu bizim önden açıklamamız, yani bu mason sırrını açıklamamıza hayret ettiler masonlar. “Bu bir gizli sırrımızdı bizim” dediler, yani “masonluğun bir sırrıydı. En üst tabakada açıklanan bir sırdı” diyorlar bu maddenin hakikati, bu gerçeği. Bunu hissettirerek anlatıyorlarmış üst derecelerde. Yani 33 derecede. “Sen bütün dünyaya açıkladın” diyorlar. Daha başka sırlar da var bende de, zamanı gelince onları da açıklayacağım inşaAllah.
Mesela ben şimdi konuşuyorum. Adamlar diyor ki; “konuşuyor Hocamız” diyor. İnsan konuşamaz. Öyle bir şey yok. Daha Hz. Adem (as)’ın balçıktan çamuru karılırken ben bu konuşmayı yapmıştım. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” diyor Cenab-ı Allah. Bitti. Hiçbir insan kendinden konuşmaz. Hepsini Allah konuşturur. Ve Allah’ın yarattığı konuşmaların dışında konuşma yapamaz hiç kimse.
Mesela güzel biri, bir başkasına çirkin görünüyor. Ebu Cehil, Peygamber Efendimiz (sav)’i görüyor. “Ne kadar çirkinsin” diyor. “Doğru söyledin” diyor. Bak Peygamber (sav) bunu söylüyor. Öyle görünüyor adama. Allah kalbini karartmış. Çünkü “bana bakan kendini görür” diyor. “Ben bir aynayım” diyor. Mesela Hz. Ebu Bekir (as) geliyor, âşık, Resulullah (sav)’in aşığı. Duruyor, böyle bakıyor. “Ne kadar güzelsin Ya Resulullah, ne kadar muhteşemsin. Aşığım sana” diyor. Aşkla, muhabbetle bakıyor. “Sen de doğru söyledin. Ben bir aynayım. Bana baktığında o da kendini görüyor” diyor. Ruhu kara olduğu için Allah onu Ebu Cehil’e öyle gösteriyor. Onun ruhu nur olduğu için nur görüyor, güzellik görüyor. Cehennemde de mesela ehli küfrün azaplarından en önemlilerinden bir tanesi; cehennemle cenneti kıyaslamalarından kaynaklanacak. Bir zamanın uzunluğu, zamanın bitip tükenmezliği. Bir de sürekli kıyaslama yapmaları. Sürekli imreniyorlar. Diyorlar ki; şeytandan Allah’a sığınırım.“Size Rabbinizin verdiği nimetlerden bize de versenize” diyorlar. Orada bile kafalama kafasındalar. Ahmağa bak. Sanki Allah’ın izni olmadan oradan gizlice yiyecek verebileceklerini veyahut su verebileceklerini, cennetten bir nimet verebileceklerini ve cennetten de sürekli menfez arıyorlar. Çıkabileceğine, alışmışlar dünyada oradan buraya kaçmaya, firara falan. Aptal olduğu için hâşâ Allah’a yine orada inanmıyor, akılsız. Allah’ın gücüne yine inanmıyor. Bir yerden kaçabileceğini düşünüyor cehennemden. Mesela bir menfez arıyor. Mesela cehennem kayalarının aralarından bir yerlere bakıyor. Bir yerleri delmeye çalışıyor. Bir şeyler yapmaya çalışıyor ki oradan kurtulacak. Halbuki Allah “hiçbir şekilde çıkamazlar” diyor. Ama aptal inanmıyor. İlla ki çıkabileceğini düşünüyor. Bir yer arıyor. Yüz binlerce sene, milyonlarca sene onun peşinde oluyor. Aptal olduğu için de bıkmıyor. Devamlı devam ediyor. Ama bunlar özel yaratılıyor tabii, inşaAllah.
“Cennet ehli de cennette pınar başlarındadırlar” diyor Cenab-ı Allah. Pınar deyince tabii insanın hep aklına klasik çeşme geliyor. Öyle değil. Ama asıl kalbimizdeki derin Allah sevgisinden dolayı çok şiddetli zevk alacağız her şeyden. Çünkü her şeyin konuşmasından hep heyecan duyacağız. Mesela kedi konuşuyor. “Buraya gel” diyorsun, “İnşaAllah, geleyim” diyor. “Nasılsın?” diyorum, “Elhamdülillah iyiyim” diyor kedi. “Gel kucağıma otur” diyorsun, “elhamdülillah, Allah razı olsun” diyor, geliyor oturuyor mesela. “Beni seviyor musun?” diyorsun, “seviyorum” diyor. “Ben seni seviyor muyum?” “tabii ki seviyorsun, görüyorum, maşaAllah” diyor. Hoşuna gitsin diye. Ama bu dünyada mesela biz kediyle konuşmak istiyoruz. Konuşmuyor kerata, bakıyor. Ne kadar istiyoruz konuşmasını. İnsan bakıyor, “nasılsın?” diyoruz. Ancak mırıldanıyor. Acayip sesler çıkartıyor. Kuşlar da öyle, kuşu çağırırsın gelir. Halini hatırını sorarsın, konuşursun. Mesela seninle arkadaşlık eder. Yanında gider, gezer, tertemizdir. İstediğin gibi sevebilirsin. Cennetin özelliğidir. Bütün eşyanın tamamı şuurludur. Bu dünyada da şuurlu. Fakat Allah özellikle onu aklımızın ihtiyarı kalkmaması için harekete geçirmiyor.
Mesela ben şimdi kalemi elime aldığımda, kalemi açıyorum. Allah açtı kalemi, fakat ellerimi sebep ettiği için aklımın ihtiyari alınmadı. Çünkü ikitane el devrede, hissediyorum, kalemi de hissediyorum, bu aklımın ihtiyarini almaz. Ama bu kalemi havaya kaldıran Allah, açan da Allah’tır fakat eli sebep etti Allah. O yüzden ben şu an şaşırmıyorum, siz de şaşırmıyorsunuz. Ama cennette ben kafamdan geçirdiğimde kalemi, kalem kendiliğinden yukarı kalkar ve kendiliğinden açılır kalem. Yani elin sebep olmasına gerek olmaz. Kapanmasını istediğimde de kendiliğinden kapanır. Şimdi ben kafamdan geçirdiğimde olmadı mı bu? Tutmayı istedim kalemi ve açmayı istedim, içimden geçirdim bunu ve vücudumda emre uydu şu an. Öyle hissediyorum şu an. Ama kolumu Allah sebep etti. Yani kalemi açan Allah’tır. Yaratan da Allah’tır.
Yazı yazdığımızda yazıyı Allah yazar. Fakat elimizi sebep eder, biz yazıyoruz zannederiz. Daha biz anamızdan doğmadan o yazı yazılmış oluyor. Mesela her kişi imza atıyor, deftere yazı yazıyor ve yahut bilgisayara yazıyor. Bilgisayarda yazdığı her harf kaderinde yazılmıştır. “Hocam adam aleyhinizde yazı yazmış” diyor. Daha o anasından doğmadan aleyhte yazı yazılmıştı. Çünkü deccale de gücü Allah verir. Mutlaka bizim deccale ihtiyacımız var. Deccalsiz Mehdiyet olmaz. Biz Hz. Mehdi (as) koluyuz. Bütün arkadaşlarımız da, Müslümanların tamamı Hz. Mehdi (as) koludur. Hz. Mehdi (as) kolunda deccal mutlaka şarttır. Nasıl mesela bir kağıt olmadan yazı yazılamıyorsa mutlaka bu o zıtlığı meydana getirmek için ihtiyaç olarak yaratılır. Mesela iyi ile kötü, güzel ile çirkin, negatif-pozitif. Mutlaka zıttı ile yaratılıyor. Müslüman da mutlaka zıttı ile yaratılır. Mutlaka deccaliyle yaratılır. Mesela her Peygamberin mutlaka deccali olur. Allah Kuran’da belirtiyor. “İns ve cin” iki tane deccali oluyor. Hem cin deccali oluyor, hem insan deccali oluyor her Peygamberin. Mesela Hz. Mehdi (as)’ın da hem cin, hem insan deccali vardır. Cin deccaliyle de mücadele eder. İnsan deccaliyle de mücadele eder Hz. Mehdi (as). Ama Mehdilerdeki ve Peygamberlerdeki deccaller çok şedit oluyorlar. Çok muazzam oluyor. Mesela dünya çapında bir güç şu an deccal, Hz. Mehdi (as)’ın karşısında. Onun için Hz. Mehdi (as) hateme veli, ekmel-i velayettir. Gelmiş geçmiş en büyük veli olmasının nedeni budur. Tevrat’ta Hz. Mehdi (as)’dan bu kadar kapsamlı bahsedilmesinin nedeni de odur. Çok zorluklarla karşılaşılmasının nedeni de ins ve cin bütün deccal orduları üstüne gelecektir. Yani Hz. Mehdi (as) sırf insanda oluşan deccal ordularıyla mücadele etmiyor. Aynı zamanda cin deccal ordularıyla da mücadele ediyor. O yüzden çok güçtür görevi. O Hz. Mehdi (as)’ın bilinmeyen bir yönüdür. Gizli bir yönüdür. Allah ile O’nun arasında özel bir şeydir. Çünkü cin daha da azgın bir mahluktur. Daha sinsi bir mahluk. Çünkü insanı görmek mümkün. Cin istediği gibi hareket edebilen, yaklaşma gücü yüksek olan, nüfuz gücü yüksek olan bir varlık. Maddenin içinden geçer. İnsanın hiç ummadığı, tahmin edemediği yerlerde bile karşısına çıkabilir. Yani insanları etkileyerek karşısına çıkar. Mesela karşısındaki insanın gücünü alabilir, unutkanlık verebilir, onu saldırganlaştırabilir, onu vahşileştirebilir. Ve Dolayısıyla Mehdiyet’in üstüne onu salar. Biz de Hz. Mehdi (as) talebeleri olduğumuz için hem ins, hem cin deccal ordularıyla mücadele ediyoruz. Mesela cin deccal orduları bütün Müslümanları şu an hipnoz yapıyor dünya çapında. Bu deccalliğinin bir gücü olarak bunu gösteriyor. Allah vesile ediyor. Mesela 1,5 milyar Müslüman alemi esir vaziyette. Deccal hipnoz yaptı. Kendileriyle uğraşıyor, birbirlerini kırıp geçiriyorlar. Libya’da birbirini kırıyor, Fas’ta birbirini kırıyor, başka yerde birbirlerini kırıyorlar. Mahvediyorlar, o ona düşüyor, o ona düşüyor, o ona o ona düşüyor. Gidiyorlar Hıristiyanlara saldırıyorlar, gidiyorlar Musevi’ye saldırıyorlar. Canlı bomba oluyorlar. Şiilere saldırıyorlar. Şiiler gidiyor Sünnilere saldırıyor. Ama en şiddetli saldırıyı ahmak deccal ordularının ins ve cin takımı olarak Hz. Mehdi (as)’a yapacaklardır. Hz. Mehdi (as) ve talebelerine. Derecelerine göre olacaktır. En şiddetli saldırı Hz. Mehdi (as)’adır. Sonra takva olan talebelerinedir. Sonra derece derece azalır. İmtihan için bu şarttır, inşaAllah.
Şimdi yine Cübbeli’yle bir ara verelim, sonra devam edelim.
VTR-Cübbeli, Ahir Zamanın Büyük Mehdisinin Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hadislerinde Tarif Ettiği, Özel Bir Zat Olacağını Anlatıyor.
DİLEM HANIM: Hocam Tarık Özten isimli kardeşimiz yeni bir site daha hazırladı, maşaAllah. www.islam-alimleri.com .Bu sitede İslam büyüklerimiz hakkında çok çeşitli bilgiler bulunuyor; hayat hikayeleri, çalışmaları, eserleri, yaptıkları mücadeleler hem metin olarak hem de kısa filmlerle anlatılmış. Ayrıca İslam büyüklerimizin Hz. Mehdi (a.s) hakkında ve Hz. İsa (a.s)’ın gelişi ile ilgili yaptıkları açıklamalar da var. Bu, Tarık Özten kardeşimizin sizin eserlerinizden faydalanarak hazırladığı 13.kapsamlı site. Tekrar söylüyorum adresi Hocam; www.islam-alimleri.com.
ADNAN OKTAR: Bak Cenab-ı Allah diyor ki münafıklar için Muhammed Suresi 30’da, şeytandan Allah’a sığınırım; “Eğer Biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir.” “onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın” demek ki münafıkların tipinden anlaşılıyor. Cenab-ı Allah dilerse anlaşılıyor. “Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın” münafıkların çok kahpe, çok oynak bir konuşma sistemleri vardır. Onu çok dikkatli izlemek lazım. Allah’ı anarlar fakat en kaçındıkları şeylerden onları yakalamak mümkündür. Münafık hurafeden çekinmez. Bol bol anlatır. Hurafenin içine çekip Müslümanları boğmak ister, yani batağın içine çekip boğmaz ister. Nasıl timsah böyle avını yakaladığında suyun içine çekip boğuyor ya, sonra parçalıyor. Münafık da hurafe denizinin içerisine çeker avını, alır, ondan sonra orada boğar. Var gücü ile çekiştirir. Yakaladı mı sıkı tutar. Onun için münafığın o hurafe denizine düşmemek çok önemlidir. O batağın içine düşmemek çok önemlidir. Müslüman ona çok dikkat edecek. Çözüm nedir? Kuran’a sıkı sıkı sarılmasıdır. Kuran’a sıkı sarılırsa hurafe batağının içine düşmez Müslüman. Çünkü Kuran’ın içerisine hurafe girmez. Hurafe getirdikçe “Kuran” diyeceksin, “hurafe” dedikçe “Kuran” diyeceksin. Hurafe o zaman yanar. Hurafeyi yakacak olan nedir? Kuran’dır. Hurafeyi yakmak isteyen üzerine Kuran’ı getirsin. Cayır cayır yakarsınız hurafeyi. Münafığı manen yakmak istiyorsa, münafığın en nefret ettiği şey hâşâ Kuran’dır. Kuran’a dayanamaz. Yani ona Kuran’ı gösterdin mi münafık adeta böyle çırpınır. Var ya böyle filmler olur, zombiler falan olur. Mesela ışığı gördü mü dayanamaz, erimeye başlar. O da Kuran’ın ışığını gördü mü erimeye başlar, canını yakar. Münafığın en bunaldığı şey. Onun için münafık ağzına pek Kuran’ı almak istemez. Usulen söyler Kuran’ı. Mesela bir tane Kuran’dan söylüyorsa yetmiş tane de hurafe söyler. Balı zehir ile karıştırır. Onun için; “arkadaş bana Kuran ile konuş, ey münafık” diyeceksin. Kuran’dan konuşamaz münafık. Hep putları getirir, put. Put inançları getirir. Sen Kuran’dan söyledikçe “al sana put” der. Diyeceksin ki “sahtekar benim karşıma putla gelme, karşıma Kuran ile gel”. Gelemez. Münafığın en çekindiği konular nelerdir? Bir; Kuran’ın yeterliliği. Kuran. İttihad-ı İslam. En kaçındığı konudur. Ona mutlaka bir yol bulur. Tabii direkt “ben İttihad-ı İslam’a karşıyım” demez. Çok kahpe yollarla, bakarsın ki niyeti yok. Tek tek anlatmayayım şimdi anlarsınız nasıl yöntem olduğunu. Bir şekilde kaçar, konuşmalarına dikkat edin. Mutlaka kurtulacak bir yol bulmaya çalışır Kuran’dan. Kuran onu çünkü yakar. İttihad-ı İslam’dan şiddetle kaçınır. Çünkü İttihad-ı İslam’da münafığın yaşayamayacağını bilir. Çok zor ortam olacağını bilir. Müslüman’a saldıramaz çünkü. Kahpelik yapamaz. Enaniyet yapamaz. Kendi grubunu, kendi topluluğunu en büyük olarak gösteremez. Çünkü her münafığın büyüklüğe ihtiyacı vardır. Azamete ihtiyacı vardır. Kendini de etrafını da büyük göstermeye çalışır münafık. “En büyük biziz” der. “En yüce biziz”, “en kusursuz biziz” der. Şimdi İttihad-ı İslam olunca onu nasıl desin? Onun için istemez. Çünkü kendinden daha büyük birileri var olarak kabul edecek o zaman. Daha büyük birisini kabul etmesi gerekecek. Onu istemez. Kendinden daha yukarıda birini kabul etmeyince münafık rahat ediyor işte, kendi kafasına göre. O cehenneminde daha rahat yaşamak ister. Şeytan niye secdeyi kabul etmedi Hz. Adem (as)’a? Çünkü daha büyük gibi olacak ona değil mi? Çünkü büyüklüğünü vurgulayamıyor o zaman. Ayağına kapanacak, secde edecek. “Aman” dedi “ben bunu kabul etmem”. Münafık da öyle, bir başka kişiyi kabul etmez. Kendi grubunu, kendi cemaatini en büyük olarak görür. En yüce olarak görür. Diğerlerini de küfür ve dalalet içinde görür. Sapkın olarak görür, anormal olarak görür. İki şeyle dikkat etmek gerekiyor. Bir; Kuran’ı göstererek, Kuran’ın yeterliliği ve İttihad-ı İslam. Bunların ölçüsü budur. Münafığın bunlardan kaçabildiğince kaçtığını görürsünüz. Yaban eşeği gibi kaçarlar Kuran’ın ifadesiyle. “Ürkmüş yaban eşekleri gibidirler” diyor Allah. Değil mi, yaban eşekleri aslanı görünce nasıl ürküyorlar. Allah da diyor; “aslan görmüş yaban eşeği gibi kaçarlar.” Kudurmuş gibi kaçar. Akılcı bir üslupla münafığı köşeye sıkıştırmak lazım. Münafık put kullandığı için, putun da çok taraftarı olduğu için gerçek Müslüman’ın işi biraz zordur tabii. Çünkü kahpe bir silahtır put. Sen Kuran söylüyorsun, o put söylüyor. “Sen puta mı karşısın?” diyor. O yüzden akılcı bir mücadele gerekiyor inşaAllah.
Şimdi biraz Cübbeli’den dinleyelim.
VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman diyor ki, bir cevap veriyor. Ben o cevabı okuyayım, sonra anlatırız. “Elcevab: “Çünki Sahabeler, feyz-i sohbet-i nübüvvetten” Peygamberimiz (sav)’in sohbet ortamından aldıkları feyiz, derinleşiyorlar, akılları açılıyor, hikmeti görüyorlar. “herkesten ziyade dâr-ı âhireti düşünerek,”ahireti düşünerek, Allah rızası için. Dünya için değil. “dünyanın fenasını bilerek,” dünyanın geçiciliğini bilerek. “kıyametin ibham-ı (belirsiz) vaktindeki hikmet-i İlahiyeyi (ilahi hikmeti) anlayarak” yani kıyametin hikmet yönlerini bilerek. “ecel-i şahsî gibi dünyanın eceline karşı dahi daima muntazır (bekleyen) bir vaziyet alarak,” Kıyamete de sürekli hazırlanarak, ona da büyük bir dikkat vererek. “âhiretlerine ciddî çalışmışlar.” yani ahiret için ciddi bir tavır içinde olmuşlar. “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm "Kıyameti bekleyiniz, intizar ediniz" tekrar etmesi, şu hikmetten ileri gelmiş bir irşad-ı Nebevîdir (Hz. Peygamber'e ait irşad, Hz. Peygamber'in doğru yolu, hidayet yolunu gösteren uyarıları, öğütleri.). Yoksa vuku-u muayyene (belirli bir vukuuya) dair bir vahyin hükmüyle değildir ki, hakikattan uzak olsun. İllet ayrıdır, hikmet ayrıdır. İşte Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın bu nevi sözleri hikmet-i ibhamdan (Sözün anlaşılamayacak derecede kapalı olması) ileri geliyor. Hem şu sırdandır ki; Mehdi, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları (şahısları) çok zaman evvel hattâ Tâbiîn (Hz. Muhammed'in (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş, onlardan hadis dinlemiş ve ders almış olan Müslümanlar) zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar.” Deccali bulacak, etkisiz hale getirecek, Hz. Mehdi (as)’ı görecek, talebe olacak. Kim söylüyor bunu? Tabiin. Tabiin kim? Sahabe çocukları. “Hattâ bazı ehl-i velayet "Onlar geçmiş" demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder (muhtaç olur, ihtiyaç hissettirir) ki; vakitleri taayyün etmesin.” Çok çok net olmasın. Ancak işte alametler çıkacak, kuyruklu yıldız çıkacak, Kâbe’de kan akıtılacak, 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak. Onların hesabından Hz. Mehdi (as)’ın vakti anlaşılıyor. “her zaman, her asır, kuvve-i maneviyenin (manevi kuvvetin) takviyesine medar(vesile) olacak ve yeisten (ümitsizlikten) kurtaracak "Mehdi" manasına muhtaçtır” diyor. Yani herhangi bir yüzyılda Mehdi beklememek diye bir konu yoktur diyor Bediüzzaman. Her yüzyılda mutlaka Mehdi beklenmesi gerekir diyor. Ama artık son ana girdi kıyamet. Başka vakit yok şimdi. Hicri 1400 ile 1500, başka vakit yok. Bitti. 1400 ile 1500’ün dışında vakit olmadığını Sungur Ağabey Bediüzzaman’dan anlatıyor. Bediüzzaman kimden anlatıyor? Resulullah (sav)’den anlatıyor. Dünyanın ömrü ile ilgili hadislerden anlıyoruz inşaAllah.
“Şimdi Mehdi gibi eşhasın (şahısların) hakkındaki rivayatın” hadislerin “ihtilafatı (uyuşmazlıkları) ve sırrı şudur ki” birçok fazla hadis var. Mesela bir hadiste başka türlü, bir hadiste başka türlü. “Ehadîsi (hadisi) tefsir edenler, metn-i ehadîsi (hadisin tam metnini) tefsirlerine ve istinbatlarına (Müçtehid veya büyük bir âlimin gizli bir manayı içtihad ile meydana çıkarması) tatbik etmişler. Meselâ” diyor, örnek veriyor. “Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye”. Merkezi saltanat nerde kaldı son? İstanbul’da kaldı. Şimdi oradaki değerli hocalar ne yapıyorlar? Peygamberimiz (sav) ne diyor? “Merkezi saltanatta, İslam âleminin merkezinde çıkacak” diyor. Bakıyor, Şam’da. O zaman ne diyor? “Şam’da çıkacak” diyor. Medine’de ise “Medine’de çıkacak” diyor. Ravilerin o anki durumuna göre, o anki başkentin konumuna göre değişiyor. İslam âleminin başkenti Medine’de ise “Medine’de çıkacak” diyor. Şam’da ise “Şam’da çıkacak” diyor. “vukuat-ı Mehdiye veya Süfyaniyeyi” Mehdi olayının vuku bulması, meydana gelmesi, Süfyan olaylarının meydana gelmesi “merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.” diyor. Mesela bir kısmı da “Basra’da” diyor, bir kısmı “Kufe’de”, bir kısmı “Şam’da”. Halbuki hiçbiri doğru değil. İslam aleminin merkezi neresiyse orada. Son merkez neresi? İstanbul. O zaman İstanbul’da. Hz. Mehdi (as) nerde çıkacakmış? İstanbul’da. Süfyaniyet, yani Baas rejiminin meydana getirdiği düşünce nerede gelişti en çok? İstanbul’da. Yeşil komünistler denilen “hem Müslüman’ım, hem komünistim” diyen kafa, iddia edilen Ergenekon terör örgütü kafası hep buralarda gelişti. “Bu dünya tecrübe meydanıdır.” Diyor. İnsanların tecrübelerini kullanacakları yerdir. “Akla kapı açılır” “aklın kapısı kapalı değil, açılır” diyor. “fakat ihtiyarı elinden alınmaz.” Yani “mecbur hale getirilmez” diyor. İman edeceği şekilde mecbur hale getirilmez. “Öyle ise o eşhas” Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa (as) “hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de” ne zaman? “bidayeten” başlangıcında. Sonunda değil, ortasında değil, bidayeten, başlangıcında “Deccal olduğunu bilmez”. Sonra biliyor mu? Biliyor. Hz. Mehdi (as) başlangıçta Mehdi olduğunu bilmez. Ama Hz. İsa Mesih (as) onu imamlığa geçirince hüsnü zan eder artık o zaman kendisi hakkında. “Herhalde” diyecektir, “Allahualem” diyecektir. “Belki nur-u imanın dikkatiyle,” “belki” diyor ama. O devirde insanların, Müslümanların ne halde olacağını anlayın buradan. “Belki nur-u imanın dikkatiyle,” iman nuruyla bakan, Kuran nuruyla bakan halis ve samimi Müslümanlar “o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir.” Diyor. “Hz. Mehdi (as)’ı belki tanıyabilirler” diyor. Bak ona ayrı bir satır ayırmış. “Belki nur-u imanın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir” diyor. Ama imanın nuruyla. Şu an imanın nuruyla Hz. Mehdi (as)’ı tanıyanlar tanıyorlar. Bu bir mucizedir. İmanın nuruyla bakmayanlar tanıyamıyorlar. Tavır alıyor. Mesela “570 sene sonra gelecek” diyor ve yahut “gelmiş geçmiştir” diyor. Veyahut “şahsı manevidir” diyor. Ve yahut “öldü, ruhu başkasının bedenine girdi” diyor. Bir şekilde Mehdiyeti ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bizler Mehdiyeti tanıdık, anladık. Hz. Mehdi (as)’ı tanıdık. Hayatta olduğunu biliyoruz. Faaliyette olduğunu biliyoruz. Var gücümüzle talebesi olarak hizmet ediyoruz. Çünkü talebeleri de övülmüş. Biz o övülen talebelerdeniz inşaAllah. Ondan olmaya gayret ediyoruz inşaAllah.
Bediüzzaman çok değerlidir. Fakat böyle bunaklardan, sahtekarlardan, kendini Risale-i nur uzmanı gibi gösteren beyni kavrulmuş avanaklardan Risale-i Nur’u öğrenmeyin. Bizzat kendiniz açıp okuyun ve yahut değerli Bediüzzaman’ın has talebeleri vardır, onlardan, yaşayan talebeleri var onlardan öğrenin. Mesela Sungur Ağabey’den öğrenin, Seyyid Salih Özcan Hocamız’dan, Abdullah Yeğin Ağabeyimiz’den. Ama Risale-i Nur anlaşılır diyor Bedizzaman. Yani “ilkokul çocuğu da anlar” diyor, “üniversite hocası da anlar, 70 yaşındaki kişi de anlar” diyor. Yani “anlayacağınız gibi bir kitaptır Risale-i Nur” diyor. Ama imanın nuruyla okursa. Deccal gözüyle bakarsa gözü kör olur tabii, göremez. İmanın nuruyla bakılırsa Risale-i Nur’a bakan Hz. Mehdi (as)’ı bulur. Hadislere bakan, imanın nuruyla bakan Hz. Mehdi (as)’ı bulur. Ama deccaliyet gözüyle bakarsa ve yahut gaflet gözüyle bakarsa göremez. Cahil cühelanın görememesi olabilir. Onlar da ayrı bir ekip.
Hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Hocam, siz depremin “metafizik olarak oluştuğunu” söylemiştiniz. “Mehdiyet devri olduğu için, özel olarak yaratılıyor” demiştiniz. Deprem dairesi de Van depremi ile ilgili bir açıklama yapmış; “Sebebini anlayamadık” diyorlar Hocam. Deprem Dairesi Başkanlığı Deprem Risk Yönetimi Çalışma Grubu Başkanı Demir Akın şöyle demiş; “Bu deprem bizi şaşırttı. Burada yeryüzünde iz bırakmayan kör bir fay var. Arkadaşlar bölgede santim santim dolaştılar ama bu fayın kırılmasıyla ilgili izleri doğrudan doğruya bulamadılar. O yüzden bir gariplik var” demiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, gariplikler çok da, gören göze. Göz görmüyorsa garipliği, o zaman o adam için pek bir şeyin anlamı olmuyor. Gören göz için. İstanbul depreminde de oldu. Dediler ki “bir gariplik var. İstanbul’a dokunmadı”. Fay hattı devam etmesi lazım normalde İstanbul’un altından. “Atladı, dokunmadı. Avcılar’dan çıktı” diyorlar. Adalara kadar geldi. Orada birden duruyor. Deprem kimi gördü de durdu acaba? Neyi gördü de durdu acaba? Hiç dokunmuyor. Alttan geçiyor, Avcılar’dan devam ediyor. Nereden biliyorsun Avcılar’dan devam edeceğini? Nereden biliyorsun Adalar’da duracağını? Kim var İstanbul’da da rahatsız etmek istemedin? Neyi gördün? Deprem şuurlu bir varlık değil, Allah’ın emrinde. Allah ona ne dediyse onu yapıyor. Allah “dokunma, geç oradan” diyor. Dokunmuyor, geçiyor. Mucize olduğu halde özellikle üstünde durmadılar. Çünkü metafizik bir şey. İnsanların inancını arttıracağı için, imanlarını arttıracağı için ve Mehdiyet’le bağlantı kuracakları için bazı bilim adamları konuyu geçiştirmeye çalıştı. İçin için daha hala hayret ediyorlar, anlayamadılar. Metafizik bir olay oldu. Van depremi de metafiziktir. Bak, “bir gariplik var” diyorlar. Mehdiyetle bağlantılı da onun için. Çok büyük olaylar olacak yine, peş peşe önümüzdeki günlerde. Yine garip olacak, yine hayret edeceksiniz. Ta ki “evet, Hz. Mehdi (as) varmış” diyene kadar. “Hakikaten Hz. Mehdi (as) hakmış” diyene kadar olaylar devam edecek. Çünkü Allah, Mehdiyet’e dikkat çekiyor sürekli. Her olay Mehdiyet’in etrafında dönüyor şu an dünyada. Mesela Obama iktidara geliyor. O da Mehdiyet’in çevresindedir. Mesela İsrail devleti kuruldu. Mehdiyet vesilesiyle kurulmuştur. Mehdiyetle bağlantılıdır. Mesela Sanhedrin Meclisi kuruldu. Hiç yapılmayan bir şey. Bu yüzyılda yeni yapıldı. O da Mehdiyetle ilgilidir. Hz. Mehdi (as)’a tabi olmanın, Musevilerin Hz. Mehdi (as)’a tabi olmasının, Kral Mesih’e tabi olmasının zeminini Allah oluşturuyor. Bak, dünyanın her yerinden topladı getirdi onları İsrail’e Allah. Amaç onları Hz. Mehdi (as)’a tabii etmek, Hz. Mesih (as)’a tabii etmek. Birbirinden harika olaylar oluyor herkesin gözü önünde. Bir kısım insanlar uyuşturmaya çalışıyor insanları, hipnoz etmeye çalışıyorlar. “Aman aman dikkatinizi dağıtın, orada bir şey yok, bir harikalık yok. Dünyaya dikkatinizi verin. Orada bir şey yok.” Ama nereye kadar? Öyle harika olaylar olacak ki insanın takati yetmeyecek. Hiçbir insanın takati yetmeyecek. Mehdiyet’i kabulden başka bir yol kalmayacak, inşaAllah. Yavaş yavaş olaylar oraya doğru gidiyor, inşaAllah. Ama daha 2012’ye bile girmedik. Bakın 2012’ye, bir seyredin. Başında, ortasında, sonuna doğru neler oluyor bir bakın. Bu kaydı da saklayın. “Demiştiniz” diyorsunuz sürekli çünkü.
Saygı dolu sevgi çok güzeldir. Daha derindir, daha güzeldir. Değer vererek olan sevgi daha güzeldir. Daha güzel değil de, aslı odur zaten. Öbürü sevgi değil zaten, inşaAllah.
Bakın Bediüzzaman diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım. 3. Dal, 24. Sözde. "Kıyamet alâmetlerinden” hangi birini değiştireceksiniz bu kadar Bediüzzaman’ın sözünün, hangi birini? "Kıyamet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuatından” Hz. Mehdi (a.s), süfyanın zuhuru, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişi “ve Bâzı a'malin fazilet ve sevablarından bahseden hâdîs-i Şerife güzelce anlaşılmadığından” hadisler güzelce anlaşılmadığından “akıllarına güvenen” var hani bilmiş, ukala tipler. “Bir kısım ehl-i ilim, onların bir kısmına zaîf (zayıf) veya mevzu (hadis) demişler.” Uydurma demişler. “İmanı zayıf ve enaniyeti kavi bir kısım da, inkâra kadar gitmişler." Bak, “imanı zayıf ve enaniyeti kavi bir kısım da, inkâra kadar gitmişler.” Sorduğunda,“Hz. Mehdi (a.s) ilgili, öyle bir hadis yok” diyor. Hiç kabul etmiyor.
Buyurun.
DİLEM HANIM: Şükrü Saraçoğlu stadında, şehitler için yapılan saygı duruşunda stadyum “Allah-u ekber, Allah-u ekber La ilahe illallah. Vallah-ü ekber, Allah-u ekber ve Lillahil-hamd sesleriyle inlemiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Görüyor musun imanlı Türk gençliğini? Görüyor musun Müslüman gençliğimizi, koç yiğitleri? O tekbir getiren güzel dillerine Allah bereket versin. Her yerde o tekbiri okumayı Allah onlara nasip etsin. Helal olsun koç yiğitlerime. Görüyor musun Mehdiyet’in tecellilerini? 30 sene önce böyle bir şey duyabiliyor muydunuz? “İmanlı millet, kahraman ordu” diyor Bediüzzaman. “Hakikat hali göreceği ve dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor, hadislerden. İddia edilen Ergenekon terör örgütünü kastediyor Bediüzzaman. “Bu dehşetli komitenin, bu deccal komitesinin dehşetli tahribatını tamire çalışacakları anlaşılıyor rivayetlerden” diyor. Ama bak “imanlı millet, kahraman ordu, Kuran’ın ışığıyla hakikat hali göreceği” diyor. Şu an o oluyor işte. Mehdiyet yeri göğü inletiyor. Hepsi Hz. Mehdi (as) talebesidir orada tekbir getirenlerin, maşaAllah. Belki haberleri bile yok. Belki haberi olanlar var. Ama Allah hepsini Hz. Mehdi (as)’a talebe etti, maşaAllah.
DİLEM HANIM: Ertuğrul Özkük, uygun görürseniz, bir yorumda bulunmuş:“Bu sesin hayatı boyunca gördüğü, “Allah-u Ekber” diye tekbir getirerek saf tutan en büyük insan topluluğu olduğunu ve tüm Türkiye’nin teröre karşı tek yürek olduğunu” söylemiş. “Ayrıca bu ülkede Fethullah Hoca’nın kitaplarını, Kuran’ı, Nutuk’u ya da sol yazarları okuyanların, hep birlikte yan yana yaşadığını” ifade ederek, bu ülkeyi bölmeye çalışanlara şu cümlelerle seslenmiş:“Ey sen; sadece kendini inanmış zannedip, geriye kalan herkesi dinsiz, imansız ilan eden kafa; Ey sadece kendini laik kabul edip, geriye kalan herkesi mürteci sanan kafa. Yok etmeye değil, birlikte yaşamaya çalış. Birlik ol. Bölme. Gammazlama. Kan davası gütme, intikam peşinde koşma. Anlamaya çalış. Adil ol. Güç'ün adaletine değil, adaletin gücüne inan” demiş, Ertuğrul Özkök’te.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bunlar hep Hz. Mehdi (as) üslubu, Mehdiyet üslubu. Bak, İttihad-ı İslam yeri göğü inleterek geliyor. Tekbirlerle geliyor, inşaAllah. Laik, modern, Atatürkçü, aydın, çağdaş, bilimsel, sanata, estetiğe, güzelliğe değer veren, aklı hür, vicdanı hür güzel bir nesil geliyor. Mehdiyet’in özetidir bu. Allah’tan korkan, İslam’a, Kuran’a aşık, Resulullah (sav)’a aşık koç yiğitler geliyor. Titresin PKK, titresin iddia edilen Ergenekon terör örgütü. Hıristiyan’ı da bağrımıza basacağız, Musevi’yi de bağrımıza basacağız. Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, hepsi kardeş olarak, Şii’siyle, Caferi’siyle, Sünni’siyle İttihad-ı İslam’ı oluşturacağız, inşaAllah. Dünyanın en modern, en güzel medeniyetini kuracağız, inşaAllah. Tarih böyle medeniyeti yazmamış bunu göreceksiniz, inşaAllah. Böyle güzelliği yazmamış bunu göreceksiniz. Yüzler gülecek, yüzlere neşe gelecek. "Allah keşke biraz daha ömrümü uzun etse” diyecek insanlar. “Mezardakiler bile imrenecek” diyor Peygamberimiz (sav), inşaAllah.
Yine biraz Cübbeli’den dinleyelim. Çünkü Mehdiyet’i çok iyi anlatıyor.
VTR-Cübbeli, Deccaliyetin Zuhur Ettiğini, Küfrün Sonunun Geldiğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (as) zamanında diyor “Yer altın plakları gibi ciğer parelerini dışarıya atacak” yani müthiş zenginlikler çıkacak. “İnsanların kalpleri zenginleşecek, cömert olacaklar. Yeryüzü bereket ile dolacak.” Bereket ayrı bir şey, mesela Türkiye’de bereket var şu an. Bu bereket görülüyor. “Kâbe’nin altından define çıkacak. Antakya veya Taberiye Gölü’nden Tabut-u Sekine çıkarılacak. Omuzlanıp Beyt-i Makdis'te” kutsal tabut, Hz. Musa (as)’ın sandukası. Meşhur, Hz. Musa (as)’ın o altın sandığı. “Omuzlanıp Beyti Makdis'te Mehdi (a.s.)’ın önüne konulacak. Museviler onu görünce birazı müstesna Müslüman olacaklar” demek ki Mehdi (a.s.) Museviler ile bağlantı halinde. “birazı müstesna hepsi Müslüman olacak” diyor Tabut-u Sekine’yi görünce.
Evet, bugünlük bu kadar yeter, inşaAllah.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...