DİLEM HANIM: Adnan Oktar ile Sohbetler programına hoş geldiniz. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: Buyurun.
MEHTAP HANIM: Başüstüne Hocam, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz biz insanı karmaşık olan bir damla sudan yarattık, onu deniyoruz bundan dolayı o işiten ve bilen kıldık”, inşaAllah. İnsan Suresi’nin ikinci ayetinde Allah böyle buyuruyor.
ADNAN OKTAR: Buyurun Hocam.
DİLEM HANIM: Hocam, İnegöl’den faaliyet yapan bir kardeşimiz var. Size bir de mektubu var, şu şekilde;“Selamun Aleykum, çok sevdiğim Seyyid Muhammed Adnan Hocam.
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
DİLEM HANIM: “A9 Tv’nin tanıtımı için İnegöl Atatürk meydanındaki Tv’ye reklam verdik. Katkıda bulunan kardeşlerimizden ikisi üniversite öğrencisi, diğeri pazarcı esnafıdır. Allah Türk-İslam Birliği yolunda cihat eden tüm kardeşlerimizden razı olsun, inşaAllah. Sizi çok seven talebeniz Hakan Genç. Resimleri ve videosu da var Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakalım o zaman. Çok çok güzel, maşaAllah. Allah, ecirlerini arttırsın inşaAllah, çok güzel bu faaliyetleri, onurla, şerefle hatırlanacak, inşaAllah. Ahirette de hatırlanacak, dünya da zaten hatırlanır inşaAllah, netice olarak da çok güzel neticelere vesile olacak, inşaAllah. Allah kalbine güzellik, bereket, huzur, inşirah nasip etsin, ferahlık getirsin. Çok güzel, maşaAllah.
Burak Özdemir, o zamanlar çok küçükken bize gelmişti, çok ufaklıktı o zamanlar. Ablasını çok iyi tanırım Banu Özdemir’i, o benim yaklaşık yirmi yıl falan talebemdi. Babaları da çok muhterem insandı, Allah rahmet etsin, anneleri genç yaşta öldü Banu’nun, Burak’ın anneleri. Burak’ı ben yetiştirdim daha küçükken, bayağı da zekiydi, çok kitap okuyordu. Yazı denemeleri de oluyordu onun, yetenekli maşaAllah. Ablası da çok zekidir Banu Özdemir. O da öyle, genel kültürü çok iyiydi, teşvik ederdi, kitap okurdu, araştırırdı. Darwinizme, materyalizme karşı çok mükemmel çalışmalar yapıyorlardı, çok güzel yazılar yazarlar, konuşmalar yaparlardı. Sonra Banu biraz daha yaşı ilerleyince, ilerlediği dönemlerde bizden ayrıldı. Burak bir süre devam etti, o da faaliyetlerine devam ediyordu, sonra o da ayrıldı, kerata. Şimdi bunlar ayrıldıktan sonra yaptıkları hizmet bunların çok ağırlarına gitti, İslam’a, Kuran’a, davaya yaptıkları hizmet çok ağırlarına gitti. Çünkü binlerce insanın hidayetine vesile oldular, imanına vesile oldular. Dahil oldukları çevrede tabii, Darwinist, materyalist bir çevre. Onların arasında da bizim fikirlerimizle rahat edemeyeceklerini düşündükleri için herhalde, çok ciddi bir fikir değişimi var havası verdiler, yani Darwinist, materyalist bir görünüm vermeye kalktılar. Fakat Burak keratasının içine oturdu yaptığı hizmetler, hakikaten bayağı hizmet yapmıştı. Bu başladı kitaplar yazmaya, çeşitli, güya dinle haşa dini konularla espri yapan, o tip kitaplar yazmaya başladı. Şimdi doğrudan dine karşı bir kitap yazamıyor ama dolaylı yoldan dine karşı kitaplar yazıyor kendi kafasınca, etkili olacağını zannediyor. Fakat bunu yaptıkça, daha da dikkat çekiyor.
Mesela bakın, Burak Özdemir arkadaşlarıyla yazışıyor: “Bayram günü bayramlaşırız maşaAllah” diyor. Burak Özdemir “inşaAllah” diyor. Esra Ezgi Kiraz diyor ki “Allah ıslah etsin inşaAllah”. Burak Özdemir “ağzına sağlık maşaAllah”. Recep Aslan “maşaAllah” diyor. Tayfun Özer, o da “inşaAllah” diyor. Burak Özdemir bir cevap vermiş. Özlem Özdemir “İnşaAllah maşaAllah” diyor yine. Gökhan Emre, o da yine maşaAllah ile bir konuşma yapmış. Güya inşaAllah maşaAllah ile espri yapmış oluyorlar. Size Allah yine kendi adını zikrettiriyor. Okuyan, duyan zaten sürekli Allah’ın aklınızda olduğunu görüyor. Merak edecektir adam, “inşaAllah ne demek, maşaAllah ne demek?”. Zaten halkımızın sürekli dilinde olan bir şeydir inşaAllah, maşaAllah. Sen espri yaptıkça daha da dikkat dinin üstüne çekilecek. Daha araştırılacak. Mesela kitap yazıyorsun, güya dinle espri tarzında bir yaklaşım var. Dine espritüel bir gözle yaklaşıyor kendince. Yine dikkat çekiyorsun. Çünkü bilinçaltından gitmiyor. Sen gerçekten ateist olmuş olsan köşene çekilir, işine gücüne bakarsın. Ama yaptığı hizmet çok ağırına gittiği için onu geri almak istiyor. Almak istedikçe de daha çok hizmet etmiş oluyor. Daha fazla hizmet etmiş oluyor. Mesela yazdığı kitaplar da hep insanları yine düşündürüyor, yine Allah’a dönüyor insanlar. Dinin aleyhine bir yazı olduğunda insanlar dini müthiş merak ederler, İslam’ı çok merak ederler. Daha çok okurlar. Yani böyle ilginçtir.
Mesela Taha Akyol’un, Mustafa Akyol, o da benim talebemdi, yirmi yıllık falan talebemdir o da. O da o çevrenin etkisine girdi, işte “makro evrim vardır, bilmem ne vardır, işte mikro evrim” vardır, falan böyle ilginç entel dantel sözler etmeye başladı. Halbuki ben onu sürekli yurtdışına gönderiyordum, gidiyordu gayet güzel Avrupa’da anti Darwinist, Darwinizmi eleştiren geniş kapsamlı konferanslar veriyordu. Darwin’in, evrim teorisinin geçersiz olduğunu en iyi bilenlerden bir tanesidir ve mükemmel bilir. Ne makro, ne mikro evrim olmadığını çok iyi anlatan, çok kapsamlı anlatan birisidir. Hatta televizyona çıktı kaç defa televizyon programlarına gitti, ben gönderdim. Buna rağmen sonra dönüş yaptı kendince ama yine olmadı, yine hafiften bu tarafa Risale-i Nur’a döner gibi yapmaya çalıştı. Halbuki insanlar, net fikirli insanlardan hoşlanır, fikri net olması lazım, orta olmaya gerek yok. Ayrılmaya karar verdiğinde ben de konuştum, yavrum dedim niye böyle düşünüyorsun? “Hocam” dedi “ben direk dini savunursam, insanlar benden uzaklaşırlar, uzaklaşıyorlar” dedi. “Ama hani ortada bir insan görünümünde konuşuyorum ya hani, ne dindar ne dinsiz gibi böyle ortada olursam daha etkili olur” dedi. Ama bak etkili olmuyorsun işte. Babanda öyle, babanda etkili olmuyor. Bediüzzaman’ın bir sözü vardır;“Bitaraf olan, bertaraf olur” der. Müslüman bitaraf olmaz, ortada git, öyle bir şey olmaz. Bitaraf olan bertaraf oluyor, etkisiz oluyorsun. “Böyle ben daha etkili oluyorum” dedi, olmaz dedim. Baktım yazılarına dikkat ettim, hiç Allah’tan bahsetmiyor. Yavrum dedim sen eskiden Allah’tan, Kitap’tan bahseden yazılar yazardın, ne biçim yazıyorsun böyle dedim, hep tek, düz bir üslupla anlatıyorsun böyle yazı olur mu dedim, Allah’tan bahsetsene dedim coşkuyla, Allah’ın varlığından, birliğinden. “Yok Hocam, işte ben böyle bir stil yazmak istiyorum” dedi, olmaz öyle dedim, bu şekilde olmaz. Bak nitekim hiç dikkati çekmeyen bir insan haline geldi. Çünkü fikir yok ortada, bir düşünce yok, neyi savunduğu belli değil.
Öbürü de güya dini konulara kendi kafasınca espritüel bir yaklaşım içerisinde. Ama yine dine hizmet ediyorsun, yine dikkat çekiyorsun dine, ne yaparsan yap, sussan da gelişir, susmasan da gelişir. Espri yapsan da gelişir, ciddi dursan da gelişir. Ne yaparsan yap.
Bu keratanın da, Burak Özdemir’in bütün çocukluğunda ben ilgilendim yani benim yanımda yetişti, her şeyiyle ilgilendim. Ablası da, her şeyiyle ilgilendim ablasının, çok yakınımdı. Bütün ihtiyaçlarıyla ilgilenirdim, her şeyiyle Banu’nun. Ben ona çok yakındım, çok sevdiğim bir insandı, gayet genel kültürü falan çok iyidir, bayağı yaman birisidir. Fakat böyle gereksiz, acayip, hayret verecek tavır içine girdiler, bunu niye yaparlar, neden yaparlar ben anlamıyorum.
Mesela Acun da benim talebemdi, Acun Ilıcalı. Abisi de onun, doktordur abisi. O uzun seneler benim yanımda kaldı abisi, daha eskiden beri, Acun da on, on beş yıllık benim talebemdir. O çok yamandı kerata, onun da küçük yaşta annesi, babası öldü, trafik kazasında ölmüştü. Küçük sevimli bir kızı vardı onun, minik acayip şeker bir şeydi. Onu çok severdik getirirdi böyle, acayip fettan, yaman bir şeydi. O sevimli de arabada kaza geçirmiş, annesi babası anlattığım şeyde, o da orada bir hayli hasar almıştı. Fakat çocuk sonra iyileşti maşaAllah, paramparça olmuştu kemikleri ufaklığın. Acun onun için çocukluğunda çok metanetliydi maşaAllah, böyle çok şakacı, şamata falan bir tipti kerata. Çok acardır, o zamanda çok yamandı, böyle pratik çözümler bulur, pratik neticeler elde eder, çok yaman bir şey. Seda vardı eşi, çok hanım hanımcık bir kızdı bayağı şeker halim, kibar, kaliteli bir kızdı, inşaAllah. Esat da vardı, arkadaşı Esat Yontunç, o da talebemdi, o da yaklaşık on, on beş yıllık falan talebemdir, şimdi ikisi beraber arkadaşlar zaten. Fakat Esat o kadar şey değildi, daha sakindi, fakat Acun çok yamandı, süper uyanıktı, çok yaman bir tipti. Genelde halim, neşeli falan iyi yani tavrı. Dine karşı bir tavrı yok ama dini savunan bir tavrı da yok Acun’un. Halbuki olsa çok güzel olur. Mesela arada sırada daha öncede söyledim; dine kısa mesajlar verebilir; “Allah’a çok şükür, bizim çok modern çok güzel bir dinimiz var, Atatürk de İslam dinini yüceltmiştir. Dinimiz akla bilime hizmet eden bir dindir, akla kapı açan bir dindir”, buna benzer kısa kısa güzel mesajlar verebilir. Hep genellikle bakıyorum boş mesajlar, hep boş şeyler, böyle Televole kültürü, halbuki Televole kültürü Türkiye için çok büyük bir tehlike. Güneydoğu karmakarışık, Türkiye’nin büyük bir bölümünü koparmak için yoğun bir faaliyet var, kerata gayet güzel imkanın var, mesela bölücülüğe karşı kısa, güzel konuşmalar yap, PKK’ya karşı konuşmalar yap, Türk-İslam Birliği için kısa kısa mesajlar ver. Sanki bu böyle vatanın, milleti bu alimenfaatleri onu hiç ilgilendirmiyormuş gibi, çok alakasız, çok sathi, Televole kültüründe bir üslupla sürekli gününü geçiştiriyor. Halbuki tarihe geçecek çok güzel hizmetler yapabilir, kimsede bir şey demez ona. Yine neşeli olsun, konuşsun, sohbet etsin kimsenin bir şey dediği yok ama aralarda bölücülüğe karşı, PKK’ya karşı, komünist teröre karşı, Marksist, Leninist felsefeye karşı, Darwinizm, materyalizme karşı, kısa kısa olumlu mesajlar verebilir. Çok dindardır bu sevimli yani bayağı dindardır, Allah’a, dine inanır, çünkü yıllarca namazını muntazam kıldı. Seda da çok dindardı hanımı, sonra boşandı galiba Seda’dan, bildiğim kadarıyla. Fakat yani tabii bilmiyorum niye böyle bir şey içerisinde.
Banu da mesela çok dindardır, Banu Özdemir. Mesela kardeşini uyarmıyor ben ona şaşıyorum. Sen bu kadar dindarsın, her zaman beş vakit namazını kılardın, Müslüman, muttaki bir insansın, Darwinizm, materyalizme inanmadığını her zaman söyledin. Hatta çok güzel yazılar yazar, çok kapsamlı, bilimsel, Darwinizmin geçersizliğini anlatan çok hoş araştırmaları vardır, iyi araştırmaları vardır, güzel yazı kabiliyeti olan birisi. O da sanki her konu hallolmuş gibi, böyle gereksiz konuşmalar, gereksiz boş vermiş ruh içerisinde, fakat en feci yönü dine espritüel gözle bakıyor bu çok acayip bir şey. Güneydoğu’da PKK terörü var, memleketin bölünmesi için adamlar yoğun faaliyet yapıyor sen tavır koysana, PKK’ya karşı tavır al-ki, oturup dinle espritüel bir dille kendince dalga geçeceğini düşündüğünü zannediyorum, yani öyle bir üslubu var, böyle bir şeyle boşa vakit kaybedeceğine, o kitaplarını Türkiye’nin birliği, bütünlüğü için yaz, manevi değerlerin inkişafı için yaz. Allah vermesin, bu vatan bölünürse, sen de mahvolursun, değil mi? Maneviyat Türkiye’de çökerse, sende mahvolursun. Senin dini ayakta tutmaya, maneviyatı ayakta tutmaya gayret etmen lazım. Din gittiğinde, terör olur, anarşi olur, ızdırap olur, aile çöker, millet çöker, devlet çöker, her şey gider, Allah esirgesin. Tabii din çimentodur, çok önemli bir müessesesidir. Ama gel gelelim, işte o da böyle kerata, hayta bir kafayla bakıyor, boşvermişbir kafası var, ben anlamıyorum insan neden böyle bir çizgiye girer. Hadi diyelim, gurur yapıyorsun, peki vatanın, milletin alimenfaatleri ne olacak, değil mi? Çok tehlikeli çalışmalar var, boş kitaplar yazacağına, güya dinle alay eden kitaplar yazacağına, İslam’ı, Kuran’ı net savunan kitaplar yazsana. PKK terörüne karşı tavır alan, bölücülüğe karşı tavır alan, milletin birliğini ve bütünlüğünü esas alan yazılar yazsana. Kime yaranıyorsun, ne bunun faydası, yani nedir amacın? Boş, kakara kikiri, oturup onlarla yazışıyor, güya kendi aralarında dalga geçiyorlar inşaAllah, maşallah ile. Bizim milletimiz Müslüman millet, Avrupa Hristiyan, İsrail Musevi, yani herkes kendi dinine göre hareket eder. Mesela Hristiyanlar kendi dini terimlerini kullanır, Müslümanlar kendi dini terimlerini kullanır. Bir Hristiyan çıkıp kendi dini terimlerinle alay etmez, bir Musevi kendi dini terimleriyle çıkıp alay etmez. Nedir bu özenti tavırlar, nedir bu eziklik, nedir bu garibanlık, nedir kendi dinine karşı ezik ruh? Onurla, şerefle Müslümanlığı yaşıyordun, ne oldu sana böyle, ne gerek var bunlara? Kime yaranıyorsun? Kime şirin görünmeye çalışıyorsun? İnşaAllah demek; Allah’ın izniyle demektir, maşaAllah; Allah ne güzel yarattı demektir. Çok güzel sözler, Kuran’da övülmüş sözler, kalbi ferahlatan, dile hoş gelen, ruha hoş geleni Allah’ı zikretmek için kullanılmış zikir sözleri bunlar. Sen ne yapıyorsun, orada burada başına toplanmış adamlar, işte onlarla böyle boş konuşmalar yapıyor, boş sözlerle vakit kaybediyor. Yarın bir gün bu adamların hepsi ölecek, sen de öleceksin, nasıl cevabını vereceksin Allah sana bunları sorarsa? Allah diyor ki;“yapayalnız karşıma geleceksiniz.” Yapayalnız Allah’ın karşısına geleceksin. Eninde sonunda öleceksin, nasıl açıklayacaksın? Allah gününü nasıl geçirdin, zamanını nasıl geçirdin, bu kitapları niçin yazdın derse, ne diyeceksin? Bu cesaret sana nerden geldi derse, ne cevap vereceksin, nasıl açıklama yapacaksın? Yani dünyaya o kadar çok aldanıyorlar ki, özellikle internet onları hipnotize ediyor. Yani modern dünya onları hipnotize ediyor. Tamam, böyle bir yapı var diyelim, sana öyle göründüğünü düşünelim. Mesela Ali Naci Ülkü, bu adam eninde sonunda ölecek, sen de öleceksin, herkes ölecek. Bilgisayarı nerede kalacak? Evde kalacak. Hava attığınız Etiler’deki kahvehaneler duracak, arabalar duracak ama siz toprağın altında, çamurun altında olacaksınız, değil mi? Etiler dediğin nedir ki, İstanbul’un herhangi bir semti, betondan, çimentodan, demirden yapılmış, taşlardan oluşan, caddelerden oluşan, Allah’ın oluşturduğu herhangi bir kara parçası, herhangi bir yer. Yani orada o kadar etkilenebileceğiniz, o kadar dine tercih edeceğiniz derecede, nefsinizi etkileyen ne var? Etiler’de ne var, en fazla gider çay kahve içersin. Ne olur yani? Niye bu kadar insanlara ehemmiyet veriyorsunuz, niye bu kadar insanları gözünüzde putlaştırıyorsunuz? Mesela Acun’un annesinin, babasının Cenab-ı Allah canlarını aldı, arabanın içinde yanarak vefat ettiler, Allah rahmet etsin. Hayat kısa, çocuğu da ölüyordu, paramparça oldu keratacık, minik acayip şeker bir şeydi o. Allah onu da korudu. Allah, hayatın kısa olduğunu ona da gösteriyor. Aynı şekilde Burak Özdemir’e de gösterdi, annesi de genç yaşta vefat etti, hatırlıyorum, herhalde beyin kanamasından vefat etmişti, ani bir ölümle öldü, Allah rahmet etsin. Çok hanımdı annesi, bayağı dindardı annesi maşaAllah, muttaki. Babası da çok efendi bir insandı, annesiyle babasıyla görüşüyordum, evlerine gidip geliyordum. Orta halli bir aileydiler, kendi halinde bir aileydiler. Allah, orada da gösterdi ölümün yakın olduğunu. Toprağın altına girdiğinde, artık ne internetle bağlantı kurabilirsin, ne Facebook’taki arkadaşlarınla görüşebilirsin, ne Twitter’a girebilirsin, ne Etiler de gidip gazoz içebilirsin, ne Bebek’te gidip deniz kenarında yürüyebilirsin. Ne yaparsın çamurlu toprağın altında, simsiyah toprağın altında? Hiç kıpırdamadan yatarsın. Her gün bir yerlerin parçalanarak, her gün bir yerlerin koparak toprağın altında feci şekilde kokan-ki dünyanın en iğrenç kokusudur ölü kokusu, o pis kokunun içerisinde, simsiyah zifiri karanlık bir ortamda hiç kıpırdamadan yüzyıllarca bekleyeceksin, yüzyıllarca. Arkadaşların, arkadan onlarda gelecekler, onlarda o mahalleye misafir olacaklar, onlarda senin biraz bitişiğine, daha ilerlere, daha ilerlere onları da toprağın altına koyacaklar, bilgisayarlarınız duracak, internete giren başka kişiler olacak ama siz giremeyeceksiniz. Arabalarınız dışarıda kalacak, evleriniz dışarıda kalacak, bindiğiniz yatlar dışarıda kalacak, yemek yediğiniz lokantalar dışarıda kalacak. Duruyor lokantalar, her yer duruyor ama ölenler, toprağın altında duruyorlar. Burada onların ufukları açık olması lazım. Toparlayabilirler kendilerini, her an yapabilirler, her an bu mümkün. Gecikmiş de değiller. İnsanlara bu kadar önem vermek, insanları bu kadar putlaştırmak yersiz. İnsan dediğin nedir, etten, kemikten, bağırsaktan, karaciğerden, dalaktan oluşmuş, zavallı bir varlıktır. Kısa bir süre sonra ölüp gidiyorlar, binbir türlü hastalığın musallat olduğu bir varlıktır insan, zor ayakta durur. Yemesine dikkat etmek gerekir, uykusuna dikkat etmek gerekir, mesela biraz soğuğa çıkarsan hastalanabilir, sıcağa çıkaramaz, et yiyor kolesterolü çıkıyor, aman diyorlar eti azalt. Mesela tuzlu yiyor aman tansiyonun çıkar, zoraki ayakta duruyor insanlar. O kadar gözünde putlaştıracağın, büyüteceğin bir şey yok ki. Ve hepsi akın akın toprağın altına giriyor, akın akın. Habire sevkiyat var arabalarla, habire götürüyorlar değil mi? Kefene sarılan alıp götürülüyor, kefene sarılan alıp götürülüyor. Yanında elbise olarak bir tek kefen oluyor, toprağın altında, o da çamura bulanmış kefen. Simsiyah böyle çamurlu toprağın altında milim santim kıpırdamadan devam ediyor. O arada arkadaşları da arabada tur atmaya devam ediyorlar ve bu süreç böyle sürekli devam ediyor. Daha ufkunu açarak, akılcı bakmaları lazım. Uçsuz bucaksız uzayda dünya bir toz kadar bile değil. Dünyaya bu kadar önem vermenin bir alemi yok. Dünyanın alt kısmı magma, fokur fokur kaynıyor. Su gibi magma yani erimiş maden, taş, toprak, silisyumun erimiş hali, su gibi erimiş ve fokur fokur kaynıyor, ateş yani, kor halinde ateş. Biz o kor halindeki ateşin üstündeki, ince kabuğun üstünde mukim vaziyetteyiz yani bir elmayı düşünün elmanın kabuğu kadardır dünyanın üstündeki kabuk. İçi magmadır ama fokur fokur kaynayan bir magma. Fokur fokur ateş kaynayan bir dünyanın üzerinde, incecik bir kabuğun üstünde, uçsuz bucaksız boşlukta, binbir türlü gök taşının arasından, her an çarpabilecek gök taşının arasından hızla belirli bir noktaya doğru gidiyoruz, akıl almaz bir süratle. Her an bir göktaşına çarpabilir, her yer göktaşıyla dolu, zaten atmosferin üstünü de müthiş göktaşları kapladı. Dünya tarihinde bu derece bir göktaşı kaplaması olmamış. İlk defa 1980’den sonra, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışından sonra, dünyanın üzeri, bak dünya yaratıldığından beri böyle bir göktaşı kaplaması yok. Normalde atmosfer temizdi, 1980’den sonra yani böyle zibil gibi gök taşı kapladı, artık böyle bulut tarzında göktaşı kapladı, ucu bucağı yok. Eskiden mesela tek tük, üç beş tane, on, on beş tane, şu an sayısı bilinmiyor. Adeta böyle bir kap gibi üstünü kapladı. Nefes alacak yer yok yani her yer göktaşı ile kaplanmış vaziyette atmosferin. Yer sürekli hareketlendi, her yer depremle sürekli hareketli, Mehdiyet’in alameti olarak 1980’lerden sonra o da başladı. Mesela dünya tarihinde hiç bu kadar sık deprem yok, 1980’lerden sonra başladı. Her yer sallanıyor ve akıl almaz bir artış var depremlerde. İnsanlar da bir kısmı birbirini putlaştırıyorlar ve toplumdan çok etkileniyorlar, mesela bazen bu Fashion Tv seyrediyorum, bir araya geliyorlar işte sanatçılar, şunlar bunlar falan, hepsinin elinde kadehler, yaşlı başlı kadınlar, yaşlı erkekler falan. Bayağı neşeli işte frak giymişler, ellerinde içki bardakları. Halbuki o yaşlı dedenin romatizması vardır, kalbi vardır, adam yanında trinitrin taşıyor, kalbi her an durabilecek gibi, kolesterol ilaçları alıyor, astımı var her an astım kriziyle ölebilir, her an enfarktüs geçirip ölebilir, her an herhangi bir hastalıktan ölmesi ihtimali var, hatta bir gripten bile ölecek derecede, çünkü bünyesi zayıfladığı için her an ölebilir. Nitekim bir dahaki seneki toplantıya bakıyoruz, dedeler yok. Öbür seneye bakıyoruz, yine dedelerin bir kısmı yok, bayanlar yine yok. Nerede diyoruz, “toprağın altında” diyorlar. Pür neşeliydi diyoruz geçen sene, neşesi yerindeydi ne oldu böyle, “öyleydi ama şimdi toprağın altında” diyorlar. İnsanlar toprağın üstündekileri gördükleri için, hep toprağın üstünde kalıyor zannediyorlar. Halbuki gelenlerin büyük bir bölümü bir dahaki sene, toprağın altında oluyorlar. Mesela Gianfranko Ferre, sürekli ortadaydı, bakın ortada yok. Bir anda unuttular. Versace’yi de unuttular. Ortalardaydı o sürekli. Mesela şimdi yine baktım, bir sürü yaşlı dede var. Allahualem onların bir daha ki sene büyük bir bölümü çıkmaz. Ama binbir türlü havalardalar. İşte “elegant”falan. Bir kelime Allah’tan bahset. Uçuyorlar, ayakları yerden kesilmiş. Tamam yani övgü falan güzel ama, Allah’tan bahsetmek çok önemli. Teyzeler böyle, ayakta duramıyorlar, onlarda hala olayın artistlik yönündeler. Yani müthiş bir pervasızlık ve rahatsızlık içinde bayağı bir kısmı. Bunlar anormal hareketler. Makul olan; derin düşünmek, samimi düşünmektir. Olaylara akılcı yaklaşmaktır.
“Atatürk hakkında, diktatör şeklinde yazılar çıkmaya başlamış. Tartışma programları var.” Kardeşim, ne kadar gereksiz laflar bunlar. Atatürk’ün devri olağanüstü bir ortam. Dünya kaynıyor, savaşlar, kargaşalar, ideolojiler ortaya çıkmış, karmakarışık bir ortam var. Ve millet savaştan yeni kurtulmuş. Ve savaşın içinde ayrıca 2. Dünya Harbi tehlikesi var. Yani böyle bir ortamda, lider olan bir insanın, güç şartlarda çalışan bir insanın vasfını değerlendirirken, böyle bir üslup kullanmak bence yersiz. Ne gerek var bu sözlere? Ne gerek var? Yani o devirde, Allah ona bir görev vermiş, kaderindeki o görevi yapmış. Yani iyi yönlerine baktığımızda, çok çok fazla. Biz hayır yönlerine, güzel yönlerine, iyi yönlerine bakarız. Ne gerek var bu tartışmalara? Ne gerek var? Yani o devrin Avrupa’sını bir değerlendirelim. Demokrasi o zamanlar daha yeni yeni gelişmeye başlamıştı. O devirdeki Avrupa’daki liderleri bir düşünelim, diğer ülkelerdeki liderleri bir düşünelim. Yani ne gerek var o söze, ne ihtiyaç var? Bir de neyi değiştirecek bu? Ne kazanacaksınız? Sen iyi yönlerine bak, hayırlı yönlerine bak, faydalı yönlerine bak. Modern Türkiye’yi kurmuş işte. Aydın, güzel bir ortam var. Yobaz takımı zarar vermiyor insanlara, rahatsızlık veremeyecek konumda, aydın Müslümanlar, aklı başında Müslümanlar rahat hareket edebilecek durumdalar, sanat bilim serbest, demokrasinin nimetlerinden istifade ediyoruz, yabancı işgali yok, üniter bir devlet oluşmuş, Cumhuriyet kurulmuş, ne güzel işte. Atatürk’te vesile olmuş. Bu hayır yönlerine baksanıza. İlahiyat Fakültelerini kurdurmuş Atatürk, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurmuş, imam Hatipleri kurdurmuş, Kuran tefsiri yaptırmış, Buhari’ye tefsir yaptırmış, Anadolu’ya Kuran dağıttırmış onbinlerce. İslam’ı övmüş, İttihad-ı İslam’ı övmüş, Türk-İslam Birliği’ni istemiş, gayet güzel işte, gayet hoş. Bu iyi yönleri, güzel yönleri varken, bu tip tartışmalar ile vakit geçirmeye ne gerek var? Türkiye’de en büyük tehlike; PKK tehlikesi, bölünme tehlikesi. Enerjimizi, vaktimizi, imkanlarımızı bu tehlikeye yönlendirmemiz gerekirken, böyle hiç gereksiz, anlamsız, amacı olmayan sözlerle vakit kaybetmek televizyonları, radyoları, gazeteleri böyle konularla işgal etmek çok yanlış. Bizim birlik, beraberliğe ihtiyacımız var, Türk-İslam Birliği’ne ihtiyacımız var, PKK tehlikesinin bertaraf edilmesine ihtiyacımız var, Marksist, Leninist, Komünist ayaklanmaya karşı anti-Komünist, anti-Marksist, anti-Leninist, anti-Stalinist, anti-Darwinist eğitime ihtiyacımız var. Gençlik aksi yönde eğitiliyor. Devletin radyosu, televizyonu, gazeteleri de Darwinizm’i, materyalizm’i anlatıyor. Bu büyük tehlikeye karşı, biz halkı uyaralım, milletimizi uyaralım, bilgilendirelim ve dengeleyelim. Bu yanlış gidişatı, bozuk gidişatı düzgün hale getirmeye çalışalım diyorum.
Şehit Muhsin Yazıcıoğlu kardeşimizin, o mübareğin videosu varmış. Onu seyredelim. Hz. Mehdi (a.s) talebeleri var, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerini Peygamberimiz (s.a.v.) övüyor, 7. film bunu seyredelim. Bir de güzel bir film daha vardı, arkasından onu seyrederiz, inşaAllah.
VTR-
ADNAN OKTAR: Nedir o, bir haber daha var. Seren’in resmi var, kocaman da bir köpek görüyorum. Nedir o?
DİLEM HANIM: Evet Hocam, bazı sözleri olmuş. Seren Serengil’in sürekli ne kadar mutsuz olduğuna dair başına gelen olumsuz olaylar ile ilgili haberler çıkıyor. Bir süre önce bir röportajında yaşadığı bazı olaylar ve boşanmasının ardından, “sevgiye olan inancını yitirdiğini, sürekli ağladığını, evindeki bir koltukta oturup aylarca televizyon seyrederek, sürekli yemek yediğini ve aşırı kilo aldığını” anlatmıştı. Geçenlerde yaptığı bir röportajda da;“insanların ölene kadar birbirlerine sadık kalacaklarına dair inancını yitirdiğini, mutlu sonla ilgili hayaller kurmadığını, yaşadığı zorlukları da tekrar yaşamaya gücünün kalmadığını” ifade etmiş, bu şekilde söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben bu dünya tatlısına daha önce söylemiştim; “Sen dedim ancak çok akıllı bir insan ile ancak mutlu olabilirsin” dedim, “çok dindar, Allah’tan korkan bir insan ile mutlu olabilirsin. Dışarıdaki insanlarla, benim tanıdığım, bildiğim çevrendeki kişiler ile mutlu olamazsın” dedim. Benim Seren ile yakınlığım iyidir. Çok severim. Çok delikanlı kızdır, harbi kızdır, şekerdir, çok zekidir Seren, kaliteli bir insandır, güzel konuşabilen, ince düşünebilen, sevgisi güzel olan bir insandır ve merttir, namert bir kişiliği yoktur, mert bir kızdır. Ama benim onunla çok konuşmalarım oldu, bu konuları ona dile getirdim ama sözümü dinlemedi. Bakın sonunda kendisi ikrar etti. Çünkü Allah’tan korkan, Allah’ı aşkla seven, Allah’a derin bir bağla kendini bağlamış bir insan, tutku ile Allah’ın yolunda mücadele ediyorsa, o insan mükemmel insandır, iyi insandır, güzel insandır. Onun sevgisi tutkulu olur ve sadık olur insan, vefalı olur. Kızsa bile affedebilir. Sabırlıdır bıkmaz. Yani sevgisi eskimez, gittikçe artar ve gelişir. Öyle insanların yanında kadınlar daha gençleşir, daha güzelleşirler. Ama benim canımı ben geçenlerde İstinye’de gördüm, hakikaten çok süzülmüş. Yani o hayat onu yordu. Umarım bundan sonra, Kuran’ın ruhu ile olaylara bakar-ki, Seren dindardır. Yani benimle konuştuğu dönemlerde namazını kılıyordu. Benimle bağlantıda olduğu dönemlerde namazlarını kılıyordu. Ve anlattıklarımın doğu olduğunun da farkındaydı. Yani kendisi de ikrar ediyordu. Ama devam etti. Fakat Allah sonunda ona doğru yolu yine göstermiş oldu. Anlaşılıyor ki, sevgi Allah sevgisi ile iç içe. Allah’ı candan seven, Allah’ı tutku ile seven ancak gerçek sevgiyi bulabiliyor, gerçek sevgiyi bilebiliyor. Çünkü sevgiyi götürmek için, bir kere sabırlı olmak lazım. Güzelliği iyi tasarlayabilmek lazım, çirkinlikten gözü uzaklaştırmayı bilmek lazım. Çünkü birçok insan, bir insanda çirkinliği arar. Ben hemen güzelliği ararım. Bütün herşeyde güzelliğin peşindeyim. Mesela hep iyi insandır, güzel insandır diye düşünüyorum. Yani suizan etmem. Olumsuz düşünmem. Mesela ters bir tavrı olsa bile yine affederim, yine dostluğum devam etmesini sağlamaya çalışırım. Yine terslik yapsa, yine olumlu davranırım. Çünkü sevgi, sabırla, affetmekle gider, şefkatle gider. Sevgi dümdüz yolda araba gibi gidecek bir şey değildir. Çok engeller vardır sevginin önünde, hendekler vardır. Onlardan hepsinden ustaca geçmek, akıllı bir insanın iradesi ile olabilir. Allah’ın yardımı ve insanın aklının güzelliği ile olabilir. Bunun dışında hayat, böyle ızdırapla dolu. İnşaAllah Seren ile karşılarız, görüşürüz de, onun gönlüne biraz su serperim, inşaAllah, yeniden bir canlanır, o güzel kalbi, güzel yüzü, inşaAllah içine bir neşe ve iştiyak gelir, hayata, insanlara aşk ile, tutku ile, güzel bir sevgi gözü ile yeniden bakar, yeniden kendini toparlar, inşaAllah.
Evet buyurun hocam.
DİLEM HANIM: Hocam sevimli bir kedi videosu var, yavru bir kedi.
ADNAN OKTAR: Ben bunun patilerini yerim. Şu tatlılığa bak sen, şekerliğe, ballığa. Ama burun, patiler ne kadar tatlı şey bu böyle? Tam bal, şeker, acayip tatlı.
“Sayın Adnan Oktar Hocam. 32 yaşındayım, İstanbul’da ikamet etmekteyim. Özel bir şirkette finans müdürüyüm. Bugüne kadar gelen, klasik İslam anlayışına karşı tavır alan, kendimi zaman zaman ateist olarak görmeme rağmen, yine de içimdeki inanç boşluğunu dolduramamış biriyim. Son birkaç programınızı dikkatle takip etmekteyim. Ve İslam’a duruş açınızı ve konuşmalarınızı büyük bir beğeniyle takip etmekteyim ve takdir etmekteyim. Doğru yolu bulup, istikrarı sizin felsefeniz ile yakalayacağımı düşünüyorum. Bu konuda sizinle tanışıp, sizin düşüncelerinizi takip etmem mümkünse naçizane öğrenciniz olmayı dilerim. Yol gösterirseniz müteşekkir olurum’’ diyor. Kemal kardeş, şeref duyarız inşaAllah, onur duyarız. Niçin olmasın?
“Ertuğrul Özkök yazısında Sayın Başbakanı onore ederek, ‘artık Cumhurbaşkanı olma zamanınız geldi’ demeye getiriyormuş. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah” diyor. Yani bu çok tehlikeli olur AK Parti için, eğer Sayın Başbakanımızı, Cumhurbaşkanı olmaya yönlendirirlerse. Çünkü Cumhurbaşkanlığı o kadar aktif bir görev değil. O zaman AK parti bölünür. Çok rahat bölünebilir, parçalanabilir ve gücünü kaybedebilir, çok riskli bir şey. Ve yahut Cemil Çiçek’i Başbakan yapmak için böyle bir proje düşünüyor olabilirler. Aman ha aman sakın ha sakın. Başbakanımız, başbakanlıkta devamında çok büyük fayda var. Onun zaten makam, mevki hırsı yok. Allah adamıdır o, Allah için yaşayan bir insandır, kendini Allah’a adamış, mümin, muttaki bir Müslüman evladıdır, dava adamıdır, dolayısı ile öyle, makam hırsı ile milletin menfaatlerini örseleyecek bir tavra girecek bir kişiliği yok. Zaten kendisi de çok daha iyi takdir eder ama yine de ben vatandaş olarak ben görüşümü bildirmek istiyorum.
Nazım; “Selamun Aleykum canım Hocam. Beni talebeliğe kabul etmesenizde, ben sizi bana yol gösterici olarak kabul ediyorum.” Canım ben ne zaman dedim talebeliğe kabul etmiyorum diye? Nazım öyle bir şey yok. Ama biz diyoruz ki, ben senin taleben olursam, o zaman kabul diyoruz, sen de benim talebem olursun. Benim şartım, çok kolay bir şart, inşaAllah.
“Allah, Hocam sizlerden Müslüman kardeşlerimizden dünyada da, ahirette de ayırmasın. Bugün daha da nurlu gördüm sizi canım Hocam. Allah sizin emeğinizi boşa çıkarmasın, inşaAllah” diyor. MaşaAllah, inşaAllah.
“Seni yaratan Allah’a hamd olsun. Sevilmeye en layık gördüğüm çok değerli Hocam” diyor. Yani yaşayan insanlar içinde, en layık sizi görüyorum diyor. “Sizi sevmekten Allah’ım geri koymasın. Sizi sevmekle ilgili bir şarkıyı sizin dinlemenizi çok isterim. ‘Sev Dedi Gözlerim’” diye bir şarkı varmış. Var mı öyle bir şarkı?
DİLEM HANIM: Var Hocam,inşaAllah.Orhan Gencebay’ın varmış.
ADNAN OKTAR: Orhan Baba’nın şu itikadi konulardaki bazı yanlışlıkları, sorun. Orhan Baba’ya dua edelim de, Allah inşaAllah kalbine inşirah versin, kalbini açsın. O yanlış itikadi yönlerini inşaAllah düzeltsin. Reenkarnasyona inanması çok yanlış. Çünkü Kuran’da öyle bir hüküm yok, ehli sünnet inancında öyle bir şey yok, Şia’da da yok. Yani Müslümanlıkta öyle bir inanç yoktur. İnşaAllah onu düzeltir.
“Selamun Aleykum Sayın Adnan Hocam. Çok üzülüyorum sizi geç farkettim diye. Seviniyorum buldum diye. Şimdi Hocam bildiğiniz yobazlar yüzünden dinimden soğumuştum. Bir şeyler manasını yitirmişti. İyi ki siz varsınız, maneviyatımı sayenizde tekrar kazandım. Dün geceki programınızdan sonra, aşağıdaki satırları Allah bana yazdırdı, inşaAllah. Okursanız sevinirim saygıdeğer Hocam.” MaşaAllah ne kadar uzun bu böyle. Caner Özsoy. MaşaAllah güzel.
“Selamun Aleykum canım Hocam. Hocam sizi çok özledim. Sizi bırakın bir iki gün, birkaç dakika dinlememek bile çok büyük bir kayıptır canım Hocam. Bu gece eski talebelerinizi anlattınız. Allah size deli aşık, yorulmadan Allah yolunda hizmet eden, hem Allah’ın hem sizin çok memnun kalacağınız, sadık, adil, güzel ahlaklı, ilim yüklü yeni talebeler versin, inşaAllah. Ben de bu talebelerin içinde olayım. İsteyen cümle kardeşlerimizle beraber, inşaAllah. Gözümüzün nuru, göz bebeğimiz, birtanemiz. Gel deyin gelelim.”Tabii Allah rızası için, inşaAllah.
“Şirkten Allah’a sığınırız. Allah’a layık, size layık talebeler olalım, inşaAllah. Sadık olmamaktan Allah bizi korusun. İblisun ve İblisata uymaktan Allah bizleri korusun” diyor.
Benim anlattıklarım hakikaten çok etkili olur maşaAllah, samimi anlattığım için. Ama böyle entel dantel yapmacık konuşmuş olsam etkili olmaz. Ama çok candan, samimi, Allah’tan korkarak konuştuğum için, bakın Ertuğrul Özkök’te de çok büyük etkisi oluyor, diğer şahıslarda da çok büyük etkisi oluyor. MaşaAllah, sessiz sedasız her yerde çok büyük etkimiz oluyor. İsrail’den de önümüzdeki günlerde çok önemli bir konuk gelecek. Ama şimdilik güvenlik nedeni ile söylemiyorum, inşaAllah. İsrail ile Türkiye’nin arasının iyi olması için gayret ediyoruz. Barış ve kardeşlik ortamı olması için, gerilimin yok olması için gayret ediyoruz. İyi de neticeler alıyoruz, maşaAllah. Hiçbir ülke ile gerilim olsun istemiyoruz, inşaAllah.
Şimdi ne yapalım? Biraz Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ı dinleyelim. Dünya iyisidir Şeyh Ahmet Yasin Hocamız, mübarek, müberra, muhterem, ahir zamanın bülbüllerindendir, nur insandır, çok değerlidir. Aman kardeşimize, hocamıza, büyük mürşidimize çok iyi sahip çıkalım, dua edelim. O, gül ağacının bir dalı. Ama biz asıl biz gül ağacına, Şeyh Nazım El Kıbrısi Hazretlerine de dua ediyoruz, inşaAllah. Ona kir atanların, Allah kalplerine hidayet versin. Hidayet vermediklerinin Allah ağızlarını bursun, dillerini bursun, inşaAllah. Evet şimdi hocamızı dinleyelim.
VTR-Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri Diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s) Kan Dökmeyecek. İttihad-ı İnsan olursa, İttihad-ı İslam Olur.”
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocamız’ın muhterem vekili, Şeyh Ahmet Yasin Hocam maşaAllah nur saçıyor nur. Allah ilmini, feyzini arttırsın, maşaAllah.
Böyle bir farklılık, sizin kalbinizin temizliğinden, imanınızdan kaynaklanıyor, pırıl pırıl bir temizlik. Hem çok modernsiniz, hem çok temizsiniz, hem yüzünüzde çok dürüst bir ifade var, çok akıllı bir ifade var, saygılı bir ifade var, nezaketli bir ifade var, güvenilir bir ifade var bu çok güzel bir şey, maşaAllah, imanın bir yansıması. Mesela ben bazen kadınlar görüyorum, at hırsızı gibi, böyle kaşar, psikopat görünümlü, mafya kılıklı, saldırgan ve her lafın altında çapanoğlu arayan, kokuşmuş, kirli, pis bir ruha sahip olduğu yüzündeki karanlıktan anlaşılan tiplerde görüyorum. Onlara dua ediyoruz, Allah yüzlerini temizlesin, akıllarını temizlesin, kalplerini temizlesin, hidayet versin, inşaAllah kalplerine bir iyilik, güzellik, şefkat ve merhamet oluşsun diye dua ediyoruz, inşaAllah.
Türk Hava Yolları uçaklarında, Maymunlar Gezegeni isimli, tümüyle evrim propagandası olan film gösteriliyormuş. Türk Hava Yolları Genel Müdürü beyefendi kimse ona istirham ediyoruz. Böyle fikir dayatmaları, özellikle milletin parasıyla olursa, bu olmaz. Şahsi, cebinden para harcayarak yapıyorsa ona bir şey demiyoruz. Ama milletin parasıyla milletin inançlarına karşı bu tarz evrim propagandası olan filmler göstermek yanlış. Bu film için geniş bir tanıtım broşürü de bastırmışlar. Buna da yazık, buna verilen paraya da yazık. Ayrıca canlılardaki evrim konulu üç dört ayrı adet belgesel film de uçakta yolculara seyrettiriliyormuş. Bu da bir dayatmadır. Bu da yakışık almaz. Ne mecburiyeti var yolcuların bunu seyretmeye? Ve bunu hangi akılla ve kim ortaya koyuyor? Bu da çok acayip. Böyle bir başıboşluk olmaz. Burada bir gariplik var. Şaşırtıcı bir durum var. Türk Hava Yolları Genel Müdürü beyefendi bu konuda bir açıklama yaparsa biz de bu konuda aydınlanmış oluruz. Kalbimiz müsterih olur. “Maymunlar gezegeni isimli tümüyle evrim propagandası olan film gösteriliyor. Bu film için geniş bir tanıtım broşürü de bastırılmış”. Bu Türk Hava Yolları’nın işi mi? Türk Hava Yolları’nın işi taşımacılıktır. Ve milletin inançlarına uygun film gösterilmesi makul olur. Evrimle ilgili film gösteriliyorsa onun geçersizliğini anlatan film de gösterilmesi lazım. Milletin parasıyla milletin inançlarına yönelik bir çalışma olmaz. Yani onun aksi olan bir çalışma olmaz. Canlılardaki evrim konulu üç dört tane belgesel film de uçakta yolculara dayatma tarzında seyrettiriliyormuş. Bu da çok çok acayip. Tekrar tekrar vurguluyorum ki Sayın Genel Müdür gerekli tedbirleri alsın diye. Biz de takip edelim. Dilekçe de verelim gerekirse. Resmi girişimde de bulunalım. Burada bir acayiplik var. Hem Milli Eğitim Bakanlığına da kardeşlerimiz yazı yazsınlar. Türk Hava Yolları Genel Müdürlüğüne de yazı yazsınlar. PKK evrim propagandası yapıyor. Komünistler evrim propagandası yapıyor. Türk Hava Yolları da yapıyor evrim propagandası. Milli Eğitim Bakanlığı’nın kitaplarında da evrim propagandası var. Şimdi biz PKK ile nasıl mücadele yapacağız böyle bir durumda? Materyalist-Darwinist felsefeyi nasıl etkisiz hale getireceğiz? Devletin kitaplarına karşı mücadele mi vereceğiz biz? Devletin bize yardımcı olması lazım. Bunun yanlışlığını anlatan bilimsel açıklamalar da yapması lazım devletin, inşaAllah.
Hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Estağfirullah Hocam. Cemil Çiçek ile ilgili bir haber var. Cemil Çiçek, iddia edilen Ergenekon davası ve KCK davasında yargılanan 9 milletvekilinin durumunundan yola çıkarak, tutuklu yargılanmalar hakkında şöyle bir açıklama yapmış: “Kişisel olarak benim düşüncem, elbette insanların hiç tutuklu olmasını istemem. Keşke hiç tutuklanmalar olmasa. Tutuklama isteyenlerin hassasiyet göstermesi gerekir. Delilleri ortadan kaldıracağı, karartacağı noktasında bir kuvvetli şüphe olacak, kaçma tehlikesi olacak. Her suçtan dolayı tutuklanma olmaz. Orada yazılı suçlardan birisi ile ilişkisi olacak ki, ona göre bir tutuklama verilecek. Ben kimsenin tutuklu olmasını istemem. Yargılamalarında uzun sürmesini istmem. Ben bunları temenni ederim” demiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim tutuklama tabii ki istemez. Tutuklama beğenilecek, hoşnut duyulacak bir şey değil. Hiç kimse istemez. Ama bir suç oluşursa, netleşirse, tabii ki hukuki karşılığı da gerekir.
Başka ne var?
DİLEM HANIM: Hocam bir bebek yunus var, çok sevimli.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Ne şeker şey bu böyle. Bebek olduğu her halinden belli bu herifin. Saftirik saftirik bakıyor. Acayip tatlı. MaşaAllah bayağı güzel.
DİLEM HANIM: Hocam Ali Bulaç Hocamız’ın bir yazısı var. Ali Bulaç Hocamız; “Müslümanların PKK hareketine karşı olmalarının temel sebeplerinden birinin, PKK hareketinin Marksist, Stalinist Baas’çı bir ideolojiye dayalı olması ve Müslümanların arka planda Materyalizm olan bir hareketi sahiplenmelerinin mümkün olmaması” olarak açıklamış Hocam.
ADNAN OKTAR: Sahiplenme değil, zaten nefret eder Müslüman. Şiddetle nefret eder. Şiddetle tiksinirler. Çünkü Allah’sız bir rejim bir Müslüman’ın hiçbir şekilde kabul edeceği bir şey değil. Aile yok, din olmayınca aile yok, devlet yok, kardeşlik yok, hiçbir şey yok. Moral değerler yok, mana yok. Hiçbir şey yok. Komünizm sadece acı ve felaket getirir. Soğuk, buz gibi yüzler getirir. Pol Pot rejimi gibi bir rejimin daha eli kanlısı, daha gözü dönmüşü, daha şiddetlisini hedefliyorlar. Amerika da tabii çok büyük hata yapıyor. “Nasıl olsa kontrol altına alırım”, “nasıl olsa kafalarını ezeriz” mantığıyla düşünüyor. Zannettiği gibi olmaz. Komünizm bir kere geldi mi, daha önce tadına tuzuna bakmıştık Kamboçya’da, Vietnam’da, Laos’ta. Bir daha gitmez. Ve başı çok büyük belaya girer Amerika’nın. Amerika derken tabii Amerika’nın bazı sivri akılları. Yoksa Amerikan halkı çok mükemmel, tertemiz insanlar. Ben çok severim Amerikalıları. Sivri akıllıları kastediyorum, belirli sayıda olan. Bunlar zannediyor ki böyle “sadece Türkiye’den bir koparırız, sonra da PKK’nın icabına bakarız. Orayı kontrol altına alırız”. Böyle bir şey olmaz. İflahınızı keserler. Amerikan askerlerini Irak’ta acı ve ölüm bekledi ve Amerikan askerleri tabutlarla sürekli Amerika’ya gönderildi. Ve geri kalanların da büyük bölümü ruh hastası oldu. Aynı felaketin daha da çetiniyle karşılaşabilir Amerika. Bir de Türkiye’yi bölerek mutlu olmaz. Türk halkının nefretini kazanır Amerika böyle bir şeyde. Amerika demeyeyim de Amerika’nın sivrileri, sivri akıllıları. Çünkü Amerika ile alakası yok, tekrar söylüyorum.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Berker Şeyhimizi neden artık ekranda göremiyoruz. Yoksa çilehanede mi? Sevgi ve saygılarımla ellerinizden öperim. Allah (c.c) sizden razı olsun. Ankara’dan Cüneyt.” Şeyhimi ben ekranda gördüm. Gelmeden önce. Serdar Şeyhimle karşılıklı bir mülakat halindeydiler. Mübarek, iki muhterem şeyh efendi inşaAllah. Çok güzel iltifat sözleri var, maşaAllah.
“Merhaba Adnan Bey. Sizin programı kaşlarımı çatarak ne diyorsunuz diye izlerken, komünizme karşı olan duruşunuza hayran kaldım. Komünizm batağına saplanmaktan Allah kurtardı beni. 29 yaşındayım. 4 yıldır sosyal çevremde komünizme karşı mücadele veriyorum. Allah’ın sözü ile hak batılı yok ediyor. Batıl hakkın karşısında ateş gören buz gibi eriyor. Ateist insanlara bir yandan da acıyorum. Tek bildikleri ezberleri her ortamda okumak. Allah sizden razı olsun. Hizmetiniz çok büyük. Yayınlarınızın daimiyeti dileklerimle. Esselamun Aleykum” diyor, mübarek kardeşimiz.
Edirne’den, İzmir’den kardeşlerimiz yazmış. Yine İstanbul’dan var. Tokat’tan, Turhal’dan var. Feyza kardeşimiz. Bakın diyor ki, çok önemli bu; “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. İnsanlar, bazı cühelalar, sizin açık giyinen hanımlar ile oturmanızı bazen eleştiriyorlar. Ama sizin kadar cesur bir şekilde çarşaftan bahseden ve çarşaflılarla bir arada olan hoca görmedim. Demek ki siz modern üstü modernsiniz. Elinizi attığınız her şey altın oluyor, maşaAllah. Yakında sizin bu çalışmalarınız ile çarşaf moda olur tahmin ediyorum inşaAllah” diyor. Ama çok yakışıyor kardeşim, maşaAllah. Hakikaten programlarda ben çarşaflı hanım görmüyorum. Değil mi? Yok tabii. İnşaAllah. Çarşaftan bahseden de pek göremiyoruz. Ama bakın cayır cayır bahsediyorum maşaAllah.
Buyurun Damla Hocam.
DAMLA:Bugün yağmur damlalarındaki hızı anlatmak istiyorum. Her yağmur damlası yere ve insanlara rahatsızlık vermeyecek bir hızda iniyor, çok hızlı olmasına rağmen. Oysa yani düşününce yağmur damlası büyüklüğünde ve ağırlığında herhangi bir cisim 1200 metreden yere bırakıldığında, müthiş bir hızı artar ve yere saatte 558 km hızla düşer. Buna rağmen yağmur damlalarının yere düşme hızı Hocam 8-10 km arasında. Arada çok büyük bir fark var. MaşaAllah, elhamdülillah. Bu yağmur damlalarını inceleyen araştırmacılarda, bu yağmur damlalarının atmosferin sürüntünme etkisini arttıran ve yere düşüşünü yavaşlatan bir şekle sahip olduğunu tespit etmişler yağmur damlalarının. Özel bir şekille. Yani eğer yağmur damlaları yere saatte 558 km hızla düşecek olsaydı, yeryüzünde herşeyi yakıp, yıkar ve canlılığa dair hiçbirşey kalmayacaktı Hocam. Allah’ın dilemesi ile Allah o kadar güzel kusursuz yaratmış ki maşaAllah, yağmur damlaları atmosferdeki sürtünme hızının artması ve yere düşüşünün yavaşlamasıyla, hiçbir yere zarar vermeden, hiçbir rahatsızlık oluşturmadan çok güzel bir şekilde yağıyor Allah dilemesi ile.
ADNAN OKTAR: Helal yiyecekler, helal yaşam, Kuran ahlakına uygun hayat insana sağlık sıhhat verir. Ve mükemmel bir güzellik oluşuyor o zaman. Hem ruh güzelliği, hem beden güzelliği oluşuyor maşaAllah, elhamdülillah.
Hocam, buyurun ilminizden istifade edelim.
GÜLŞAH HANIM: Tabii Hocam, estağfirullulah. Beyinciğin yapısı ve sisteminden bahsedebilirim uygun görürseniz. Hocam, beyincik beyinin diğer kısımlarından farklı olarak purkinje hücrelerinden oluşuyor. Hocam siz benden çok çok iyi biliyorsunuz zaten, inşaAllah. Bir purkinje hücresi kendinden daha küçük hücre yapılar olan granür hücreleriyle 150 veya 200 bin bağlantı yapıyor. Beyinciğin yapısı düşünüldüğünde, beynin 1/10 oranında bir büyüklükte ve bir hücrenin içinde 150-200 bin bağlantı kuruyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu büyük bir mucize. Eğer düşünülürse, derin düşünülürse yani bayağı büyük bir harika. Ama her yer böyle harika dolu ama düşünen tabi ince düşünene, tefekkür edene, mütefekkir olana.
GÜLŞAH HANIM: İnşaAllah Hocam. Beyincik, vücudumuzun dengesini sağlıyor, omurilik soğanı ile birlikte çalışarak. Mesela ben buraya otururken dizimi kırıyorum, belimi büküyorum, bazı hareketler yapıyorum, fakat hiçbirisini hangi açıdan yapacağımı kesinlikle düşünmüyorum. Beyincik benim yerime bunu düşünüyor. Dün siz söylemiştiniz çok dikkatimi çekti; Allah hücrelere insanın aklından daha fazla akıl veriyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Her yer akıllı. Buyurun devam edin hocam.
GÜLŞAH HANIM: Bütün dengemizin sağlanmasında vesile oluyor beyincik, maşaAllah. Hocam bir de mesela voleybol oynayan bir insanı düşünelim. Elini kolunu hareket ettirdiği zaman, sadece topu nasıl tutacağını düşünüyor. Fakat dediğim gibi az önce acaba hareketimi nasıl yaparsam dengede dururum, nasıl düşmeyebilirim diye bunları düşünmüyor. Mesela bir heykel bile altına bir platform koyulması gerekiyor yani dik ayakta durması için, fakat insanda öyle bir şey olmuyor. Hiçbir hareketimizi düşünmemiz gerekmiyor. Allah mükemmel bir kusursuzlukta yarattığı için, maşaAllah. Ben bir ayet de söylemek istiyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır” diye Allah bildiriyor, maşaAllah, elhamdülillah.
VTR-Cübbeli, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Bildirdiği Kıyamet Alametlerinin Gerçekleştiğini Anlatıyor.
AYLİN HANIM:Hocam siz her zaman protein sentezinin önemine dikkat çekiyorsunuz, evrimciler açısından da. İsterseniz o konudan bahsedebilirim. Protein sentezinden.
Hücrede her türlü olayı proteinler gerçekleştiriyor genelde yani her konuda devreye giriyorlar. Enzimler enzim olarak devreye giriyorlar, onlar da zaten protein. Hormon olarak devreye giriyorlar, onlar da protein. O yüzden hücrede sürekli olarak bir protein üretimine ihtiyaç var. Bu yüzden saniyede 2000 tane protein üretiliyor, her hücrede. 100 trilyon hücrenin her birinde saniyede 2000 tane üretiliyor. Bu üretim çok harika bir üretim. Çünkü bunun şifresi DNA da kayıtlı. Yani bir şey için gereken herhangi bir proteinin şifresini gidip, bu DNA’nın içindeki şifreden bulmak zorunda oradaki görevli enzimler ve proteinler. Bunu bulabilmek için de daha önce siz çok üstünde durmuştunuz Hocam, bir milyon kitap sayfalık kütüphanenin içinden sadece tek bir satırı bulmak gibi bu şifreyi bulmak. Buradaki görevli enzimler buradaki şifreyi hemen buluyorlar, protein üretimi için gerekli olan şifreyi, buradaki DNA bir sarmal, iki zincirden oluşuyor, bu zinciri çok itina ile iki enzim tutup açıyorlar ve gerekli şifrenin alınacağı olan yeri açıyorlar, oradaki yerin yani daha sonra mesajcı RNA adı verilen bir şifre alınacak oradan, oraya gidip onu bulabilmesi için, gerekli yeri açıyorlar. Fakat bu ne bir nükleotid önce oluyor, ne bir sonra oluyor. Mutlaka o belli bir yeri açabiliyorlar. Burada şu da çok önemli açılan yerde başka bir enzim de, onun başında duruyor ve gelecek olan, şifreyi çıkaracak olan enzimlere işaret veriyor, sen buradan başla diye. Bir başka enzimde en sonunda duruyor, o ona işaret veriyor, sen burada bitir diye. Bu çok acayip bir şey, çok mucizevi bir şey. Hocam siz çok üstünde duruyorsunuz bunun aşamalarını gerçekten çok mucizevi. Orada görevli başka enzimler var, onlar koşarak geliyorlar, bu şifreyi alacaklar. İki enzim başından tutuyor, ki enzim yol gösteriyor giriş ve çıkışı yani nerede bitecek, nerede başlayacak, onu gösteriyor, diğer enzimlerde şifreyi çıkartmaya başlıyorlar. Teker teker bütün nükleotitler arasında şifreyi çıkarıyorlar. Şu da çok büyük bir mucize Hocam; DNA nükleotitlerden oluşuyor; adonin, stozin, guanin ve timin. Fakat protein; amino asitlerden oluşuyor. Normalde bunlar çok farklı şeyler. Yani her ikisinde iki farlıklı özelliği bir araya getirmek çok farklı. Mesela nükleotit dört tane ayrı şifreden, 20 farklı amino asit var. Dört nükleotitten 20 farklı amino aside nasıl bir dönüşüm oluyor, nasıl şifre çıkıyor, o hiç anlaşılamıyor. Şu ana kadar hiçbir bilim adamı onu anlayamadılar, maşaAllah. Oradaki enzimler, teker teker o şifreyi bütün nükleotitleri gezerek alıyorlar, şifre çıkartıldığında ortaya çıkaran şifreye; mesajcı RNA deniyor. Bu mesajcı RNA’ya bir tane enzim gelerek kolundan tutuyor ve onu götürmesi gerekiyor. Şimdi şöyle bir şey var, hücrenin içinde çekirdek var, DNA onun içinde saklı. DNA orada korunuyor. O yüzden çekirdeğin dışında da fabrika var; Ribozom, protein üretimi burada yapılacak. O yüzden çekirdekten çıkması gerekiyor mesajcı RNA’nın. Çekirdekte öyle bir yer ki, ne girişe izin var, ne çıkışa izin var. Yani oradan bir şeyin geçmesi çok zor. Ancak kapıdaki enzimler izin verirse geçebilirler. Kapıya geldiğinde mesajcı RNA, adeta oradaki enzimlere pasaport gösteriyor. Bunu gören enzimler kapıyı açıyor, çekirdekten çıkış sağlanıyor. Çekirdekten çıktıktan sonra, tekrar ribozoma doğru yola gidiyor. Yol boyunca bunu da taşıyan hep enzimler var. Bu enzimler de protein bu arada, bu işlemi yapanlar hep proteinler. Sonra ribozoma ulaşıyorlar. Ribozoma ulaştıktan sonra, mesajcı RNA fabrikanın içine giriyor ve burada teker teker şifre çıkarılıyor, yani gelen şifre okunuyor. O sırada taşıyıcı RNA teker teker gerekli olan nükleototleri dışarıdan bir yerden taşıyor, yani o şifreye göre teker teker dizilimini yapıyor, yani o proteinin dizilimi oluşmuş oluyor. Fakat bu da yeterli değil. Bir protein işlev görebilmesi için, üç boyutlu bir şekli olması lazım. Yani düz linear denen şekilde, her hangi bir fonksiyonu yok. İstediği kadar oradaki amino asitler doğru dizilimde olursa olsun o hiç fark etmez, o üç boyutlu şekli almak zorunda. O yüzden fabrikanın yani ribozomun başka bir bölmesi daha var, yine enzimler yeni proteini kolundan tutup oraya götürüyorlar, başka enzimler bunu çeşitli katlama şekilleriyle katlıyorlar, üç boyutlu olarak. O, o belli proteinin katlama şekli. Başka bir şekilde olursa eğer, asla o işlevi göremez. Ancak o katlama şeklinde olması gerekiyor, elhamdülillah, maşaAllah. Bu katlama şekli de gerçekleştikten sonra, ben tabii çok yüzeysel anlatıyorum, normalde çok mucizevi, ribozomun arka kapısından yeni üretilmiş protein çıkıyor, onu karşılayan başka bir enzim var, onun işe yarayacağı yani gerekli olan yere alıp, kolundan tutup götürüyor Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Sonra da adamlar diyor ki; evrimle yaratıldı. Bu nefes kesecek bir şey, bunun evrimi devrimi kalmış mı bu işin? MaşaAllah.
CEYLAN HANIM:Ve Hocam, saniyede 2000 tane protein üretiliyor, muhteşem bir şey.
ADNAN OKTAR: Saniyede?
CEYLAN HANIM:Saniyede Hocam, evet.
AYLİN HANIM:Hocam, mesela hücrede aynı proteinden çok gerekiyor bazen, o zaman tek bir şifreyi, birçok ribozom kullanıyor. Arka arkaya geliyor o ribozomlar, o fabrikalar diziliyor arka arkaya, özel bunun için, o şifre teker teker bütün fabrikaları geziyor ve böylelikle daha fazla protein üretiliyor aynı proteinden.
ADNAN OKTAR: Yani insanın aklı, dimağı şaşkınlık içinde kalıyor maşaAllah, elhamdülillah. Hayret verici, maşaAllah.
CEYLAN HANIM:Bir gün boyunca da 17 milyon 600 bin tane protein üretiliyor.86 bin 400 tane var Hocam bir günde, onda da 17 milyon 600 bin protein üretiliyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. İşte Allah diyor: “Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız”diyor, maşaAllah.
Damla Hocam buyurun.
DAMLA HANIM:İnşaAllah. Bir Sure okuyayım Hocam inşaAllah, Nasr Suresi’ni okumak istiyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman. Ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiğini gördüğünde hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir” diye bildiriyor Allah. Hocam bu ayetlerin ebcedi; 2016’yı gösteriyor maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah Allah, Allah Allah. İnşaAllah, İttihad-ı İslam’ın tarihi.
VTR-Cübbeli, kendine kıyamet vaktinin ilham edildiğini iddia ediyor!
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun.
DİDEM HANIM:İnşaAllah. Hocam. Hiç düşünmeden gün içinde yediğimiz şekerli besinlerin, örneğin şekerli çayın yada bir çikolatanın içindeki şeker miktarı aslında bizim vücudumuz için biraz fazla olabilir. Fakat biz bunun farkına bile varmadan, vücudumuz hemen bu şekeri depolamak için çok sistemli bir çalışma başlatır. Burada önce pankreas hücreleri kan sıvısının içindeki şeker moleküllerini bulur. Kan sıvısın içinde yüzlerce binlerce molekül var, bunların içindeki şeker moleküllerini tek tek ayırt eder.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, maşaAllah, elhamdülillah.
DİDEM HANIM:MaşaAllah. Sonra ölçer, az mı çok mu, acaba vücut için yeterli mi diye. Fazla olduğunu anladığı anda da kendisi değil, başka hücrelere; “şimdi siz gidin, bu fazla olan şeker moleküllerini depolayın” der.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, sırf şu iman etmek için yeterlidir. Aklı başında bir adam için yeterlidir. Kardeşim, molekül; nereden bilirsin, şekerin fazla olduğunu, nereden karar verirsin? Emir veriliyor, adamlar da emri tutuyor.
DİDEM HANIM:Bu arada bunun için bir haber yollaması gerekiyor bu hücrelere, burada insülin hormonunu kullanıyor. İnsülin hormonu, pankreas hücreleri oluştuğundan beri pankreas hücrelerinin DNA’sında bu insülin hormonunun formülü var, fakat bunu pankreas tek başına kullanamıyor. Bu formülü, enzimlerin ortaya çıkıp, bu formülü okuyup öğrenip, bu şekilde, yani enzimlerin yardımıyla ancak o insülin hormonunu üretmeleri gerekiyor. Burada binlerce enzim çalışıyor o sırada. Onlar bu insülin hormonunu ürettikten sonra kan yoluyla, hedef hücrelere yolluyor. Bu hedef hücrelerin arasında karaciğer hücreleri var. Karaciğer hücreleri kan ile birlikte kendisine gelen bu şeker moleküllerini almak için kapılarını açıyor. Fakat yine tabii o sırada kanın içinde yüzlerce başka molekül var, o şeker hücrelerini tanıyor sadece ve kapılarını sadece ona açıp hücrelerini içine alıp şekeri depoluyor.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Sonra diyor ki adamlar;“evrimle devrimle.” Bu vaziyette nedir? Yani insanların hayretler içinde kalacakları bir durum bu, çok şaşırtıcı bir durum. MaşaAllah, elhamdülillah.
DİDEM HANIM:Hocam, bu şekilde denge sağlanmış oluyor. Eğer tam tersi olursa da, vücuttaki bu şeker oranının azaldığını hissettiklerinde de, bu sefer ‘Glukagon’ adında başka bir hormon salgılıyor, o da karaciğere gidiyor; “sen daha önceden depoladığın şekeri şimdi bırak, çünkü vücudun ihtiyacı var” diyor, yine denge sağlanmış oluyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah.
Ceylan Hocam buyurun.
CEYLAN HANIM:İnşaAllah Hocam. Hocam uygun görürseniz ben bugün botanikten bir konu anlatmak istiyorum. Hocam, çok şeker bir palmiye var; yürüyen bir palmiye. Hocam resmine de isterseniz kısaca bakabiliriz. Bunun ismi; ‘Socretea Exorrhiza’ diye bir palmiye Hocam. Kendisinden daha uzun ağaçlar önünü kapattığında, güneşini kapattığında yürüyor bu palmiye. Şöyle yapıyor Hocam; arkadaki köklerini kendisine doğru çekiyor, topraktan kopartıp ve öne doğru, yani yürümek istediği yöne doğru yeniden kök uzatıyor. Hocam, merkezi sinir sistemi bile yok, beyni zaten yok. Allah’ın sebep olarak gösterdiği hiçbir düşünme organı yok, gözü yok, yani nereye gideceğini nereden bilir zaten, nerede ışığı bulacağını?
ADNAN OKTAR: Cennet ağaçlarından hafif bir ışık var. Cennette ağaçlar mastika oynayacaklar, inşaAllah. Her türlü dansı yaparlar, her türlü eğlenceye katılırlar, maşaAllah.
Bu sevimli kimdir?
DİLEM HANIM: Amber Rose Hocam, bir sözü olmuş. Amber Rose, yeni boşanan Kim Kardashian’a Allah’a dua etmesini tavsiye etmiş. “Allah’a dua edip, ona yol göstermesini istesin. Çünkü Allah, kendisinden istendiğinde o kişiye cevap verir. Ben Allah’a çok dua ederim, dindar biriyim” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, maşaAllah elhamdülillah, çok güzel. Amber’i tebrik ediyorum. Güzel insan maşaAllah, bu üslubu da çok çok güzel olmuş. Allah’a olan sevgisini Cenab-ı Allah kat kat artırsın, kalbine hidayet versin. O Kardashian tatlısına da Cenab-ı Allah hidayet versin. Çok güzel söylemiş, onu da Allah dindar kılsın inşaAllah, doğru yoldan ayırmasın, hidayet nasip etsin. Amber’e de çok sevindim, maşaAllah. O da çok sevimli tatlı bir şey, çok sempatik, çok modern bir hanım. Allah kalbine inşirah-ferahlık versin, hidayet versin, kalbini açsın, iman derinliği versin inşaAllah, arkadaş da olsunlar böyle Allah’a daha yakın, daha muti, mazlum, güzel bir hayata kavuşsunlar, inşaAllah. Allah bütün dünyaya hidayet versin herkese, inşaAllah. Biz kimsenin cehenneme gitmesini istemeyiz, ama takdir Allah’ın tabii. Allah herkese hidayet versin.
Aferin Amber’e maşaAllah, hayret yani çok iyi olmuş öyle bir açıklama. Mesela ondan pek ummazlar, çünkü çok modern bir genç kız. Biraz hani, böyle rahat yaşadığı imajını veren bir insan. Ama bakın, kimin imanının nasıl olduğunu biz bilemiyoruz. Allah ona mesela güzel, derin bir iman vermiş, inşaAllah. Allah hidayet versin.
CEYLAN HANIM:Hocam, benim de okuduğum haberin bir kısmında, Kim Kardashian’ın kendisini sıkıntıda hissettiği ile ilgili söylemişler, sıkıntıdan kurtulması için o şekilde örnek olmuş, onun için böyle yol göstermiş. Şeytandan Allah’a sığınırım. Hocam Allah bir ayetinde şu şekilde bildiriyor: “Ancak Allah’ın zikriyle kalpler mutmain olur” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama aferin, mesela ikisi de böyle çok dindar olsa, Kardashian ile bu sevimli Amber; muhteşem olur, yani gençlere çok güzel örnek olurlar, çok acayip bir olay olur. Ama sahip çıkmak lazım tabii, teşvik etmek lazım. Her ikisini de aslında Türkiye’ye davet edelim, ikisini de. Evet çok iyi olur inşaAllah.
DİDEM HANIM:Bir ayet söyleyeyim Hocam. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Dünya hayatı, ancak bir oyun ve (eğlence türünden) tutkulu bir oyalama, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir çoğalma tutkusudur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin, ekincilerin ( veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra sapsarı kesilir, kuruyuverir, birde bakarsın çer-çöp oluvermiştir. Ahirette Allah’tan şiddetli bir azap, bir mağfiret ve bir (hoşnutluk) rıza vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.” (Hadid Sûresi/20)
ADNAN OKTAR: Biraz benim nurlu şeyhimi, dünya güzeli şeyhimi, Şeyh Nazım Kıbrısî Hazretleri’ni seyredelim, ondan sonra devam edeceğiz. Sonra da Mahmut Hocamın o güzel yüzünü biraz görelim, onun nurundan istifade edelim, bereketinden istifade edelim. Mahmut Hocam ile ilgili bir filmimiz vardı, onu seyredelim. Sonra devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR-Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi Hazretleri, Sayın Adnan Oktar’ı Anlatıyor.
VTR-Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi’nin Hayatı.
VTR-Cevat Akşit’in “Şu an dünyada anarşi ve terör yoktur. Ahir Zaman alametleri gerçekleşmemiştir” iddialarına cevap.
VTR-Nihat Hatipoğlu’nun “ Mehdi (a.s.) ve deccal hakkındaki söyledikleri.
ADNAN OKTAR: Ceylan Hocam buyurun.
CEYLAN HANIM:İnşaAllah Hocam. Hocam uygun görürseniz eğer ben uygarlık tarihinden bir örnek vermek istiyorum. Hep sizin anlattığınız Hocam bir konu var. Darwinistler bize uygarlık tarihini şu şekilde anlatmaya çalışıyorlar; sanki eskiden daha önce yaşamış insanlar daha ilkel, daha sonra medeniyet gelişmiş gibi. Halbuki sizin de vesile olduğunuz şekilde biz öğrendik ki bunu, tam tersine aslında bazı örnekler var. Mesela Hocam Girit açıklarında, sünger avcıları Ege Denizinde bir mekanizma buldular. Bir gemi batığı buldular antikitera mekanizması adından bir mekanizma buldular. Bunun resimleri de vardı Hocam.
Bu, bulunmuş hali. Bu da yeniden yapılmış hali. Ne işe yaradığını anlamak için, araştırmacılar yeniden inşa ettiler mekanizmayı. Hocam bunun ilk analog bilgisayar olduğu ortaya çıktı. M.Ö 87 yılına ait. Tarih bilgilerini Hocam ve astronomi bilgilerini aynı anda hesaplayabiliyor. Ve gemicilerin kullandığı ilk analog bilgisayar olduğu ortaya çıktı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Tarih yeniden yazılacak. Tarih insanların ideolojisine göre şekilleniyor. Ama gerçek tarihi 20 yıl sonra, 15 yıl sonra göreceksiniz. Mehdiyetin güzel nurunu, güzel ışığını dünyaya salmasından sonra gerçek tarihçiler, gerçek sanatçılar, gerçek bilim adamları dünyayı sarmaya başlayacak. Ama çığ gibi. Sanatın en yüksek noktasına çıkılacak, bilimin en yüksek noktalarına çıkılacak. Estetiğin, güzelliğin, kalitenin en yüksek noktalarına çıkılacak, inşaAllah.
Hocam buyurun bir ayet söyleyin.
YASEMİN HANIM:Estağfirullah Hocam tabii, inşaAllah. Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. “Onlar, Allah'ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir. Şüphesiz, onlar ahirette ziyana uğrayanlardır. (Nahl Suresi, 108-109)
DİDEM HANIM:Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, Kendisi'ne ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." Andolsun, "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir İlah'tan başka İlah yoktur.”
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Çok şeker bir hanım kardeşimiz; “Bir tanemiz, canımız, bal Hocamız. Canım Hocam hem dünyaya, hem de ahirete dair çok şey öğreniyorum sizden, maşaAllah. Kahkaha ile gülebileceğimizi öğrendik. Daha önce gülmeye korkuyorduk. Oruçlu iken dişlerimizi fırçalayabileceğimizi öğrendik. Tertemiz geziyoruz” diyor. “Temiz kokunun ve güzel olmanın yasak olmadığını öğrendik. Sanat ve müziğin gerekliliğini öğrendik” diyor. Çok şeker, maşaAllah. “Canım Hocam bunların hepsini yasak olduğunu zannedip, dünyamızı boş yere cehenneme çeviriyormuşuz meğer” diyor. Tabii güzel koku müminler içindir.Onu güzel görüyor, pis kokmayı. Lağım kokuyorsun, leş kokuyorsun. “Bu takva alametidir” diyor. Mümin mis gibi çiçek kokar, deli misin sen? Deliliğe bak. Resulullah (sav)’in güzel, gül kokusu, 100 metreden 150 metreden duyuluyormuş, sahabelerle birlikte. Daha sokağın başı, diyorlarmış “Resulullah geliyor”. Mis gibi gül kokusu önden geliyormuş.
YASEMİN HANIM:Hocam sizin söylediğiniz bir hadis vardı bu konuyla ilgili. Onu söyleyebilir miyim, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor: “Bana dünyada üç şey sevdirildi. Gözümün nuru namaz, güzel koku ve saliha kadın.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Esra Hanım. Esra Tanta. “Hocam sizi çok özledim, çok seviyorum. Geçenlerde Beril Hocam Nur Suresi 55. ayeti ezberden okuyunca çok kıskandım ve ezberledim” diyor, inşaAllah. Gıpta etmişsindir. Keşke ben de öyle öğrenseydim gibisinden, inşaAllah. “Bir de Hocam siz bizi de sevin. Sadece oradaki bayan arkadaşları değil. Çok kıskanıyoruz” diyor. Tabii yine gıpta anlamında diyor. Kıskanmaz tabii, inşaAllah. “Ellerinizden öpüyorum. En derin sevgilerimle. Allah’a emanet olun” diyor, maşaAllah. Bir hanım arkadaşımız, Seyide Mir Hamza arkadaşımız, Ceylan Hocamıza hassaten selam gönderiyormuş.
CEYLAN HANIM:Aleykum Selam.
ADNAN OKTAR: Azerbaycan ne tatlı insanlar ile dolu. Ne güzel insanlar ile dolu. Nasıl bizden ayrı ben anlamıyorum. Biz buradan arabaya bineceğiz, basıp gideceğiz Azerbaycan’a değil mi? Gideceğiz orada yemek yiyeceğiz, sohbet edeceğiz döneceğiz. Pasaportla biz oraya neden gidiyoruz ben anlamadım. Beş çanak anten varmış, maşaAllah. En iyisi yine çanak anten değil mi? Bütün dünyayı her yeri izleyebiliyorlar. Bu çok önemli. Uydu çok önemli. Öbür şeylerle baş olunacak gibi değil. Uydu mükemmel. Girdin mi uyduya, ucu bucağı yok. Her yeri izlemek mümkün, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu kadar olur. Anne Musevi’ydi. Anne benim sohbetleri dinleye dinleye, “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” dedi. “Musa Nebiullah” dedi. “Hz. Musa (a.s)’da Allah’ın elçisi, Hz. Muhammed (s.a.v.)’de Allah’ın elçisi. Tevrat’ın hak kısmına bütün gönlümle, bütün kalbimle inanıyorum. İman ediyorum. Kuran’a da tam tabi, oluyorum” dedi. MaşaAllah.
DİLEM HANIM: 5 vakit namazında Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak Tevrat’tan vazgeçtim demiyor. “Tevrat’ın hak olan kısımlarına, Kuran’a uygun olan kısımlarına hepsine tabiyim” diyor. “Kuran’a da tam anlamıyla tabiyim” diyor. 5 vakit namazlarını kılıyor. Gece namazlarını da kılıyor, maşaAllah.
(The Guardian gazetesinin “İsrail, Amerika ve İngiltere’nin İran’ı vurma hazırlığı içinde olduğu” haberi ile ilgili) “İran’ı üç ülke birden vuracak” diyor. Yok yok İran’ın üç ülke birden vurmasına müsaade etmeyiz. Öyle bir şeye müsaade etmeyiz. Ama İran’dan da bir ricamız var. İran şu görünmez Mehdi inancını kaldırsın. Bak İran bu görünmez Mehdi, hayalet Mehdi inancını kaldırsın. Bu hurafeye son versin. Bak bunda bir uğursuzluk var. Bu bela getirir. Hayalet Mehdi inancından bütün dünya korkar, çekinir. Ne yapacağı belli olur mu hayaletin? Adam diyor ki “Ben gördüm, bana görüntü olarak oluştu duvarda, Mehdi’nin görüntüsünü gördüm”. Kardeşim, canım ciğerim, muhterem; o gördüğün görüntü sana dese ki “bak önünde düğmeler var, roket düğmeleri. Bas, yağsın yağmur gibi. O roketleri bir kere bir gönder” derse ne yapacaksın? Ya Hz. Mehdi (as)’a isyan etmiş olacaksın ki vacip uymaları Şii inancında. Yok, yoksa dünyayı mahvedeceksin. Hangisi? Yapmayın etmeyin Allah aşkına. Bak bu şizofren bir düşünce, şizofren bir inanç. Duvarda Hz. Mehdi (as)’ın görüntüsü oluşmaz. “Bazen sesini duyabilirsin, bazen yüzü görüntü halinde görünebilir. Hepsine uymak şarttır” diyor. Bak; “sesini duymak şart” diyor, “herhangi bir yerde yalnızken kulağına Hz. Mehdi (as)’ın sesi gelirse ona uyman şart” diyor. “Görüntüsünü görürsen ona da uyman şart” diyor. “Bazen de cisim olarak, bütün olarak da görüntü oluşabilir. Görüntü olarak gelir. Evinizde, herkesin görünebilir. Zaten çağırsanız da gelir, görüntü olarak oluşur. Ona da uymak farz” diyor. Kardeşim dünyayı mahvederseniz, aklınızı başınıza alın. Kendinizi de yakarsınız, Müslümanları da yakarsınız. Böyle bir çılgınlık olur mu? Hiç yakışıyor mu Müslüman’a böyle bir çılgınlık? Mağaranın içinde uzun süre beklemiş, bin küsur sene, hayalet bir anda ortaya çıkacakmış. “Zaten gelmesine de gerek yok” kafasındalar. Zaten “istediğinde görünüyor” diyor. Hatta “ceket, palto istersen alır sana getirir” diyor. Kardeşim dünya korkar bundan. Kendini savunmaya kalkar dünya. Büyük felaket çıkar. yapmayın etmeyin Allah aşkına. Resulullah (sav)’in tarif ettiği gibi anneden babadan doğma bir Mehdi vardır. Zamanı gelmiştir, Hz. Mehdi (as) da zuhur etmiştir. Hz. Mehdi (as) makul, aklı başında, sevgi dolu bir insandır. Hz. Mehdi (as)’ı hayalet haline getirip dünyanın başına bela açmaya kalkarsanız dünya kendini savunur. Bundan kaçının. Bu dediğimi yapsın İran. Bu sözümü tutsun. Bak Kaddafi’yi uyardım, sözümü tutmadı, başı belaya girdi. Saddam’ı uyardım gazetelerde sür manşetten haber olarak, mektup da gönderdik. Sözümü dinlemedi; feci şekilde başı belaya girdi, mahvoldu. Şimdi İran’ı da bir mümin kardeşleri olarak uyarıyorum. Türkiye’yle ittifak etsinler. İttihat-ı İslam’a doğru bir adım atsınlar. Kiminle konuşsam onlardan, dün de konuştuk gördünüz, ümitsiz konuşuyorlar. Allah’a tevekkül edin, bırakın kendinizi, siz korkmayın. Siz “evet” deyin, gerisine karışmayın. Siz deyin ki; “Türkiye ile İran ittihat etsin, kardeş olsun, birleşsin. Hz. Mehdi (as) haktır, anadan babadan doğma Mehdi vardır, hayalet Mehdi yoktur” deyin, gerisini bana bırakın. En başta Allah’a bırakın gerisini de bana bırakın. Öbür türlü başınız belaya girecek Allah esirgesin. Sözümü tutun. Onu Ahmedinecat’a bir mektup da gönderelim. Aslında onun da yapacağı bir şey yok çünkü onun da başına bela olurlar. Öyle bir sistem oluşmuş ki kardeşim, örümcek ağı gibi. O ona bağlı, o ona bağlı. Şimdi dese ki adam “bu hurafe, hayalet Mehdi olur mu?” dese “vay kâfir vay!” diyecekler. “Şia’ya, Caferiliğe ihanet mi ettin sen?” diyecekler. Korkudan herkes birbirini aynı kafada zannediyor. Hiç kimse inanmıyor, herkes inanıyor görünüyor. Hiç kimse inanmıyor. Özel sohbette hiç kimsenin inanmadığını görüyoruz. Hayalet Mehdi olur mu? Mesela Allah esirgesin böyle bir şeyde İran’da çok büyük felaket olur. Bölünmeye doğru da gidebilir. İç savaş da çıkabilir. Çok büyük fitne çıkabilir. Ama Allah’a sığınırlarsa, samimi iman ederlerse, Allah’a tevekkül ederlerse, bütün gücün Allah’tan geldiğine inanırlarsa, Mehdiyeti hak olarak, hak şekliyle savunurlarsa İran çok büyük olacak. Aksi halde Allah felaket verir, Allah esirgesin. İki kere, üç kere bir uyaralım, inşaAllah. Benim kanaatim sözümüzü dinlerler inşaAllah. Kabadayılıkla olmuyor bu işler. İmanla, akılla olur. Bak Mehdiyet’ten bahsediyorum, bana entel cevaplar veriyorlar. Entel muhabbetine çeviriyorlar. Kardeşim samimi Müslüman’ın entel muhabbetine ihtiyacı var mı? Yok, Jan Jak Russo bilmem ne falan edebiyatı böyle. Bir de bu var. İşte “falanca kitapları okudum, şu, şu, şu eserler”, adam isimleri saymak. William Tamtıkır bilmem ne. Nihayet orasını burasını yıkamayan garibanlar bunlar. Nedir bunlar? Oturup tek tek sayıyorsunuz. “Vay be” diyor, “James bilmem kim”. Nedir bu? Nihayet her gün aczini gördüğü, yaşadığı bir insan. Ne oturup bunları hâşâ Peygamberden bahseder gibi anlatıyorsunuz? Ne bilecek bunlar yani? Kuran’a uygun, samimi yaşandığında Allah bereket, bolluk, güzellik veriyor, iyilik veriyor. Aksinde fitne fücur oluyor, kargaşa oluyor inşaAllah.
Adam nefret ediyor, “Hıristiyan” dedin mi adam. Ama ben şefkatle yaklaşıyorum. Şefkatle yaklaştığım hemen hemen her Hıristiyan Müslüman oldu, elhamdülillah. Hepsi. Ben tek tek saymıyorum. Yani Hıristiyan olan Müslümanları tek tek saysam, olay çıkar. Tabii ben gizli tutuyorum yani, o kadar çok ki ünlülerden de çok, Türkiye’de de çok, maşaAllah. Ailelerden gizliyorlar, çok fazla genç var Müslüman olan elhamdülillah. Şimdi söylesek aileler cinnet geçirir. Artık yere yatmalar, ayılmalar bayılanlar. Onun içi mecburen gizliyoruz. inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir iman hakikati filmi seyredelim, inşaAllah.
VTR-Hücre Zarı Mucizesi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, kardeşim ne gayretliyiz. Allah ne güzel güç kuvvet veriyor, maşaAllah. İslam bülbülleri her yerde şakıyorlar, elhamdülillah. Biz de burada vesile oluyoruz.
ŞEYMA HANIM:Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."” (Ali İmran Suresi, 190-191)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocam sizden ilm-i Arabî ile alalım.
YASEMİN HANIM:Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. “Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun. Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. O, yarattığını bilmez mi? O, Latif’tir; Habir’dir.” (Mülk Suresi, 13-14)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Allah’ın her an bizlerle birlikte olması, her an bir yaratılışta olması ne büyük bir nimet. Konuşmamızı yaratıyor, bakışımızı yaratıyor, düşünmemizi yaratıyor. Her şeyimizi Allah yaratıyor. Sevgimizi O yaratıyor, tutkumuzu O yaratıyor. MaşaAllah.
Biraz Bediüzzaman’dan, biraz İmam Mehdi (a.s)’dan bahsedelim. Aman aman İranlı kardeşlerimden benim istirhamım bu; imanlarını güçlendirsinler. Allah’tan derin iman istesinler. Allah’a güvensinler. Hz. Mehdi (as) konusu doğru. Peygamberimiz (sav)’in aynen dediği gibidir. Hurafe Mehdi inancından kaçınsınlar. Hiç kimse inanmaz İran’da hurafe Mehdi’ye. Hayalet Mehdi diye bir şey yok. Resulullah (sav)’in aynı tarif ettiği gibi, anneden, babadan doğma, bütün eşkâli, görünümü, hepsi tarif edilmiştir. Nerde, ne zaman zuhur edeceğini çok açık hadislerden anlıyoruz. Hadisleri bir araya getirdiğimizde, güzel detay oluştuğunda hemen bunu hissediyoruz maşaAllah. Ne güzel bak, Resulullah (sav) tereddüdümüzü de ortadan kaldıracak şekilde vaktini o kadar net anlatmış ki. Alametlerini o kadar net anlatmış ki. “Şu, şu, şu alametler olursa, hepsi bir arada olduğunda”, hatta bir de ayrıca demiş ki, 7000 yıllık bir takvim vermiş. “5600 yılı geçti” diyor Peygamberimiz (sav). Daha ne kaldı işte, bitti. “1400 ile 1500 arasında her şey bitecek” demiş. Mucize, net. Anlaşılmayacak gibi değil. Onun için İran’a uzunca bir mektup hazırlayalım inşaAllah, Ahmedinecat’a. Yazık günah. Bağnazlık İran’ı kilitlemesin. İran, samimi olarak Müslümanların yaşadığı güzel bir ülke. Ama bağnazlık hakim olursa, hakkı, aklı ortaya koymak çok zor olur. Onun için Allah’a sığınsınlar, hakkı kabulde tereddüt etmesinler. Aklı başında, İran’ın ileri gelenleriyle biz görüşelim inşaAllah. Ve konu netleşsin inşaAllah.
Tamam, bugün bu kadar olsun, yarın devam ederiz, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...