YASEMİN HANIM: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza başlıyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun.
YASEMİN HANIM: İnşirah Suresi’ni okuyayım, inşaAllah.Eûzubillâhimineşşeytânirracîym Bismillâhirrahmânirrahîym ”Elem neşrah leke sadrek. Ve vada'na 'ankevizrekeElleziyenkadazahreke. Ve refa'na leke zikrekeFeinneme'al'usriyüsren. İnneme'al'usriyüsren. Feizaferağtefensab. Ve ila rabbikeferğab.”
ADNAN OKTAR: Ne kadar şahane, yani şu müziğe bak, şu ahenge bak, şu uyuma güzelliğe bak, kalpteki etkiye bak maşaAllah, elhamdülillah.
Bazı kardeşlerimiz dün de bir yerde rastladım; “Namaz üç vakit” diyor. Biri “namaz iki vakit” diyor. Allah affetsin. Şimdi bakın, kaynak veriyorum. Nereden? Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesei, İbn-i Mace. Bütün sahih hadis kitaplarından kaynak veriyorum. Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre: “Resulullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittiğini söyledi.” “Ne dersiniz birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da, o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa” beş defa “kirinden bir şey kalır mı?” Sahabeler “o kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz” dediler. Resulullah Ekrem (s.a.v.): “Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder buyurdular.” Nerede üç vakit? Bakın Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesei, İbn-i Mace. Hz. Büreyde (r.a) anlatıyor;“Bir adam Resulullah (s.a.v.)'e namazların vaktinden sormuştu. Ona: "Şu (önümüzdeki) iki günde namazları bizimle kıl!" buyurdu. (O gün) güneş tam tepe noktasından (batıyor) kayınca ezan için Bilal'e emretti. O da öğle ezanını okudu.” Bakın, öğle ezanını okudu. “Sonra öğle için kamet okumasını emretti. Sonra güneş yüksekte, beyaz parlak iken emretti ve ikindi için kamet okundu. Sonra güneş batınca emretti, akşam için kamet okundu. Sonra ufuktaki aydınlık kaybolunca emretti, yatsı için kamet okundu. Sonra şafak sökünce emretti sabah için kamet okundu. İkinci gün olunca, Hz. Bilal (r.a)'a ortalığın serinlemesini beklemeyi emretti. O da öğleyi, ortalık iyice serinleyinceye kadar geciktirdi. İkindiyi, güneş yüksekten, dünkü vakitten biraz sonra kıldı. Akşamı ufuktaki beyazlık kaybolmazdan az önce kıldı. Yatsıyı gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldı. Sabahı ortalık iyice ağarınca kıldı. Sonra: "Namaz vakitlerinden soran kimse nerede?" diye sordu.” Resulullah (s.a.v.) soruyor. “Soru sahibi: "Benim ey Allah'ın Resulü!" dedi. "Namazlarınızın vakti" dedi, "gördüğünüz (iki vakit) arasındadır." İşte gördünüz mü beş vakit çok net. Bakın kaç kaynaktan birden. Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesei, İbn-i Mace. Bitti. İnşaAllah.Hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Hocam, sizin bir siteniz var; “Ehli Sünnetin Önemi” diye. Sizin namazın beş vakit olduğunu, tesettürün farz olduğunu başta olmak üzere, ehl-i sünnete göre dinin nasıl yaşanacağını anlattığınız kitabınızdan hazırlanan site.
ADNAN OKTAR: Birçok kitabımda var, bu kitabımda da var evet.
DİLEM HANIM: Amerika’da konferansımız gerçekleşti Hocam.Pensilvanya eyaletinde yer alan Zübeyde Vakfı’nda konferansımız vardı. Aynı vakıfta geçen senede bir konferansımız düzenlenmişti. Ve video konferans bağlantısıyla sizde bir konuşma yapmıştınız. O konferansa olan yoğun ilgi nedeniyle, ikinci kez davet ettiler bizi. Konferansa yine büyük ilgi ve katılım vardı. Amerika’daki arkadaşımız Fatih,konuşmaların arkasından katılımcılara ücretsiz kitap ve dvd hediye edildiğini de bildirdi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel.Amerika’daki faaliyetlerimiz çok güzel. Amerikan halkı olgun, fikir özgürlüğünden yana. Müslümanlara karşı güzel gözle bakmaya yatkınlar. İslam’a güzel gözle bakmaya yatkınlar. Ama tabii vahşi yobaz kafa insanların kafasını bulandırıyor. Onların yaptığı tahribatı temizlemek çok güç oluyor. Yobaz takımının yaptığı tahribat dinsiz, ateistin yaptığı tahribatın yanında kıyaslarsak; dinsiz, ateist birse, onlar milyon tahribat yapıyor. Yani insanları dinden soğutan yobaz takımıdır. Müthiş bir tahribat. Yani “sinek küçüktür ama mide bulandırır” derler. Küçükler ama müthiş mide bulandırıyorlar. Cahiller. Anlatmak da çok zor oluyor. Çünkü kapalı bir sistem, konuşmak da mümkün olmuyor, bir şey anlatmak da. Mağara adamı gibi vahşi. Yani makul konuşabilecek gibi olsa, anlatacağız. Delillerle konuşuruz ama saplantılı. Cahil olduğu için de bir saldırganlık ve vahşilik içerisinde oluyorlar. Ama Müslümanlık adına çıktıklarında, insanlar da onları normal, Müslüman zannediyor. Tahribatları da çok şiddetli oluyor.
Hocam buyurun.
MEHTAP HANIM:Başüstüne Hocam,inşaAllah bir ayet söyleyeyim. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler. Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir.” (Hicr Suresi,2-3) diye buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR: Hayret, mesela şimdi gayet sakin ortalık. Bayağı badirelerden geçeceğiz. Zorluklarla karşılaşacağız, çilelerle karşılaşacağız. Bakacağız, İslam ahlakı hakim olmuş. Mesela millete ne kadar uzak geliyor, birçok insana. Dediğim doğru. Adım adım gidiyor maşaAllah. Ben de şaşırıyorum ama oluyor ve olacak elhamdülillah. Kardeşim, Bediüzzaman nedir bu mübarek? Hayrettir, bu nasıl biliyor? Allah’ın hikmeti. Tarih vererek biliyor. Yani Hz. Hızır (a.s) mı anlattı ona, nasıl oldu bilmiyorum. Yani bir noktaya bakıyormuş, oradan bakıp söylüyor. Böyle bütün dedikleri doğru çıkıyor. Ne dürüst insan, ne takva insan, ne mücadeleci insan. Bediüzzaman’ın sırf kitaplarını okumak yeterli değil. O insandaki cesarete bir bakmak lazım, fedakarlığa ve samimiyete bakmak lazım. Görülmemiş bir cesaret, yani o yüzyılda görülmemiş bir cesaret, müthiş bir sabır, müthiş bir irade, müthiş bir iman, çok yüksek bir ahlak, muazzam bir insan. Kardeşim, yetmiş sene öncesinden 97’de-28 Şubat’ın olacağını nereden bilirsin? Allah Allah. Biliyor. Onlarca yıl öncesinden 1971’deki olayları söylüyor. Kuran’dan ebcedlerle topluyor, “bu tarihte bunlar olacak” diyor. Aynısıyla çıkıyor. Hayrettir maşaAllah. Mesela bu devride söylemiş Müslümanların böyle atağa kalkacağı, İslam’ın güçleneceği devrin aynısıyla oluyor. Gençler Bediüzzaman’a ağırlık versin, anlamaya çalışsınlar. Yani çok harika bir insan. Bir de onun verdiği bir ruh hali var Bediüzzaman’ın. Şimdi bak o pek bilinmiyor. Yani onu pek anlatmıyorlar. Şimdi Risale-i Nur okuyan adam değişiyor, başka bir şey oluyor. Mesela daha akıllı, daha makul, imanda daha candan, imanın gerçeğini kavrayan bir ruh halinde, çok azimli, değişik bir insan oluyor. Başka bir insan oluyor. Bakın, ben açıkça söyleyeyim, mesela İmam-ı Gazali’nin İhya’sını okusan bilgi alırsın sadece. İmam-ı Rabbani’den tasavvufi derinlik alırsın. Risale-i Nur’da bir şey oluyor insana, değişiyor insan. Samimi iman boyutuna giriyor. Müthiş bir şeydir Risale-i Nur. Mesela bir mektubunun bile okunması, talebelerine yazdığı bir mektubu bile okumuş olsa bir insan, bambaşka bir ruh haline girersin. Bir tane mektubu. Mesela “Kıymetli Sabri kardeşim” diyor. Yazıyor bir mektubu müthiş ruhta rikkat, derinlik, güzellik meydana getirir. “Nedir, tarif et” dersen, tarif edemem tam. Yani okuyan anlar.
ZEYNEPHANIM:Hocam siz “kalpten kalbe gider” demiştiniz. İnşaAllah kalpten çok samimi bir şekilde yazdığı için çok etkileyici oluyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocam Risale-i Nur derslerine çok ağırlık verir. Arkadaşlarıyla sürekli okurlar oradan bilir. Bunlar tam Nurcu, Beril de Nurcu oldu kardeşim. Allah Allah gitmiş kendi kendine Risale-i Nur Külliyatı’nın tamamını alıp gelmiş. Aylar oluyor alalı. Nereden bilirsin okuman gerektiğini. Fazla bir şey demedim, Risale-i Nur iyidir, güzeldir, dedim, bu kadar. İlgili mağazasına kadar gitmiş, birde tamamını almış. Harçlığıyla onu almış, maşaAllah. Ben okuyorum “Hocam” diyor, “sözlerin şu sayfasında o konu var” diyor. Öyle ezberlemiş. “Şu numaralı sayfasında var” diyor, maşaAllah.
Şimdi biraz Başbuğumuz’u dinleyelim rahmetli Alpaslan Türkeş’i, inşaAllah.
VTR- Başbuğ Alparslan Türkeş, komünizm yerine benimsenecek olan İslam imanıdır diye anlatmaktadır.
VTR- Sayın Alparslan Türkeş Türk milletinin bölünmezliğini anlatıyor.
VTR- Başbuğ Alparslan Türkeş’in temennisi: Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasında dostluğa ve barışa dayalı bir antlaşma meydana gelsin.
VTR- Büyük dava insanı Sayın Alparslan Türkeş.
ADNAN OKTAR: Başbuğumuz’u rahmetle yâd ediyoruz. Dünya tatlısı çok iyi bir insandı. Türkiye’nin güzelliğini, Türkiye’nin iyiliğini isteyen, Türk İslam Birliği’ni neşeyle duymamıza vesile olan bir insan oldu. Allah ondan razı olsun. Bizim çocukluğumuzda hayal gibiydi Türk İslam Birliği, hayal gibiydi. Başbuğ bir çıktı, tok sesiyle hayal dediğimiz şey çok kolay bir şeymiş. Güzel bir ülkü sundu, güzel bir ideal sundu. Dağ taş her yer inledi, maşaAllah. O kadar seviniyordum ki lise yıllarında memleket gitmiş havası vardı. Dağ taş vatanseverlerle doldu. Dağ taş Türkiye’yi sevenlerle, Türk İslam Birliği’ni sevenlerle, gayet güzel ülkü gençler anlatıyordu. Her yerde ben duyuyordum. Üç, beş kişi toplanıp ayakta beş dakika toplanıp orada anlatıyorlardı. Ben bir kere MHP’nin kongresine gitmiştim, Ülkü ocaklarının toplantısı mıydı, tam hatırlamıyorum, Selim Sırrı Tarcan spor salonunda ülkücüler böyle gruplar halinde marşlar söyleyerek geliyorlardı. Kimi Ceddin Deden söylüyordu, kimi “Başbuğ Türkeş, Başbuğ Türkeş sensin Alpaslanlara eş. Milletinin gözü yaşlı, kurtar onu Başbuğ Türkeş.” Ceddin Deden tarzında söyleniyordu, aynı şeyden bayağı güzeldi. MaşaAllah salona girdim, olağanüstü, çakaçaka dolu kitaplar satılıyor. Benimde yanımda küçük teybim vardı, küçük o zamanlar iyide alıyordum. Bayağıda güzel o tarz toplantıların hepsine giderdim. Önce Osmanlı’ya kadar olan Türk Devletleri’ni sembolize eden ışıklı, görsel gençlerin hazırladığı tiyatromsu güzel bir gösteri sundular. İşte Altın ordu devleti, işte Selçuklular, Gazneli'ler her birinde, müthiş bir alkış tufanı kopuyordu. Işıklı spot tutuyorlardı üstüne, o bayrağı biri taşıyarak geliyor. 16 Türk devletinin bayraklarını oluşturuyorlar. En son Osmanlı Devleti dedi, salon yıkıldı,maşaAllah öyle dinamik gençlikti ki, ülkücü gençlik. Hâlen de öyleler maşaAllah. İnsan sevdasının bu kadar güçlü olması hayret, maşaAllah. Gençlerden birisi, salon sakinleşti, Başbuğ diye ama böyle çok canhıraş böyle çok yüksek sesle bağırıyor hep bir ağızdan Türkeş diyorlar, samimi söylüyorum, abartmıyorum camlar kırılacak zannettim, böyle yer gök inliyor. Acayip dinamik bir gençlik vardı, maşaAllah.Allah vesile etti onları elhamdülillah, çok güçlü bir direnç meydana geldi komünizme karşı. Başbuğ’da söylüyor ya, hakikaten her yer kurtuldu, elhamdülillah. Her yer üniversiteler, şuralar buralar çok güzel kadroları da ele geçirmişlerdi komünistler her yerde. Şimdi rahatlık, huzur, bir reaksiyon, aksiyon esasında ama reaksiyon gibi görünüyordu.Ama güçlü bir aksiyon tabii, daha hala onun nimetini bu milletimiz değerlendiriyor ve o nimeti tadıyor hala.Yani devletin kadrolarında her yerdeo ruh çok güzel hissediliyor.MaşaAllah onun için MHP bir güvencedir, yani bir çimentodur, Türkiye için çok önemlidir. Saadet Partisi de çok önemlidir. Saadet partisinin güçlenmesi de çok hayati bir konudur. Biraz geriledi, o son seçimlerde ama normalde güçlenmesi lazım. Güçlü bir parti olarak, atağı kapması gerekiyor.MHP de her zaman güçlü olarak kalması gerekiyor. Büyük Birlik Partisi de, her zaman güçlü kalması gereken Partiler. CHP’de Atatürkçü milliyetçi aydın bir partidir.Fakat tabii benim gönlümün istediği, CHP’de Marksist unsurların tamamen etkisiz hala getirilmesi.İddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı, CHPdaha net tavır alması lazım.
Kardeşim, bize kök söktürdüler bu çakallar zamanında. Yani akılalmaz acımasız kahpe bir örgüt. Biz herşeyi anlatmıyoruz. Biz bunlardan ne çektik, bu kahpelerden, bu alçaklardan ne çektik. Halende yakamızı bırakmış değiller, halende yakamızı bırakmış değiller. Yargıda da adamları var, poliste de adamları var,köpek sürüsü gibiler.Biri gidiyor, biri geliyor.Yani çok çok azgınlar. Ben iddia edilen Ergenekon deyince, dedim bunlar herhalde milliyetçi bir yapılanmadır diye düşündüm. Ergenekon bizi destanımız. Baktık, adamlar psikopat. Allahsız, Kitapsız, dinsiz, imansız, manyak adamlar. Kimi diyor;“Türkiye’yi yirmi ikiye bölelim”, kimi diyor bilmem kaça bölelim. Baktık adamlar PKK’nın hamisi PKK’yı bunlar kurmuş, bu çakallar, bunlar kuruyor. Ben böyle bir deli örgütlenme, böyle bir manyak örgütlenme dünya tarihinde duymadım.Bu kadar şeytani, bu kadar manyak örgütlenme olmaz yani.Delimisiniz siz? Kendi elinle, kendi elinle vatanı bölmek istiyorsun, delirdin mi? Güneydoğu’da Pol pot rejimine benzer rejim kurmak istiyor. Güneydoğu, onunla da bitmiyor, “Karadeniz’ i de bölmek istiyor, Akdeniz’ ide bölelim, her yeri bölelim” diyor.Delirdiniz mi siz? Yani bize yaptıkları zulüm, bana yaptıkları zulüm tarifi mümkün değil.Ben bir kısmını anlatıyorum yaptıkları zulmün. Emniyette yaptıkları işkenceler, mesela taraftarlarımız, kardeşlerimiz üzülmesin diye ben anlatmıyorum. Akıl almaz işkenceler yaptılar, akıl almaz zulüm yaptılar. Mesela bu 1999’daki operasyonda, ben uzun süre söylemedim elektrikle işkence yaptıklarını. Çünkü adamlar elektrikle işkence yapıldığını duyunca, ya diyor adam “aferin sen bizim adamımızsın, helal olsun sana” diyor adama. Takdir ediyor. Takdir edecekleri için söylemedim. Takdir ederler adamı. Ayağımın tırnak yuvasını kopardılar elektrikle, ayağının topuğuyla basarak. Yani o kadar vahşiler. Kaç defa emniyette işkence yaptılar. Bir kere, iki kere, üç kere değil. Açık açık söylüyor adam, benimle pazarlık yapıyor. “Sen” diyor “bu yoldan vazgeçeceksin, biz de senin yakanı bırakacağız” diyor, “bu kadar basit” diyor. Bu 1999’daki operasyonda da açıkça söyledi adam. “Komutanım” diye konuşuyor adam telefonda. Sen nesin de “komutanım” diye konuşuyorsun? Askeri sistem mi var orada? Ne demek “komutanım.”Açıkça söyledi. “Sen bu davayı bırakacaksın, bu işi, bu çalışma faaliyetini bırakacaksın bizde senin yakanı bırakacağız. Yoksa yakanı bırakmayız” dedi. Kardeşim, Müslüman Allah yolunda gayret eden bir insan. Ben öyle tehditten, ölümden, şundan bundan yılarsam, zaten Müslüman olmamış olurum. Olur mu öyle şey? Bak, hiçbir şey de yapamadılar elhamdülillah. İstanbul’a ilk geldiğimde, bir hoş geldin karşılaması yapmışlardı. Onda ben onlara bir şey demiyorum tanımadıkları için. Bak, 7 kurşun sıktılar, elhamdülillah hiçbir şey olmadı Allah’a çok şükür. 100’ e yakın gözaltına alındım. Hiçbir şey olmadı. Adli sicilim tertemiz. Trafik cezam bile yok. 55 yaşıma geldim, hiçbir şey yapamadılar. Hayat kalitemi bozmaya çalıştılar kendilerince kıskandılar, hayat kalitem kat kat arttı. Beni sevdiklerimden ayırmaya çalıştılar, daha fazla sevenim oldu. Kadınların bana olan ilgisi ve sevgisine haset ettiler, Allah kat kat, yüzlerce kat Allah güzel kadın nasip etti dost olarak, arkadaş olarak, kardeş olarak. Zenginliğimize haset ettiler, Allah hayret edilecek bir zenginlik verdi, çok fazla zenginlik verdi. Sağlığımı kıskandılar, Allah müthiş bir sağlık ve sıhhat verdi, gençlik verdi. Mesela Allah bakın televizyon kanalları nasip etti, radyo kanalları nasip ediyor, inşaAllah. Sürprizlerimiz var, beklesinler. Allah vakıflar kurmamıza vesile oldu. Müthiş bir zenginlik ve müthiş bir güç verdi, elhamdülillah. Müthiş bir tebliğ gücü verdi. Bütün İslam Alemi’nde geniş bir kabul meydana geldi. Bakın İran Şiileri, Caferileri, hiç kimsenin kitabının satılmasına müsaade etmiyor, bir tek benim kitabım satılıyor. Rusya’da bütün İslami faaliyetler yasak, bir tek bizim faaliyetimiz serbest. Rus Gizli Servisi açıkça söyledi; “size özellikle destek veriyoruz, istediğiniz gibi faaliyet yapın” dedi. İki kere arkadaşlarımızı gözaltına aldı Rus Gizli Servisi ama dostane gözaltına alma, “Her yerde istediğiniz gibi faaliyet yapın” dediler, “bütün camilerde, nerde istiyorsanız. Kitaplarınız, her şeyiniz serbest” dediler. “Bir sıkıntınız da olursa bize söyleyin” dediler. Ama bizim dışımızdaki bütün faaliyetleri yasakladılar. Her yerde serbestiz, maşaAllah. Bak, görüyorsunuz kanalımızı, devletin bütün kademelerindeki herkes destekliyor. Her partiden destekleniyor. Her parti. Çünkü biz samimiyiz. Ben candanım. Allah için yaşıyorum, benim bir hırsım yok, dünya hırsım yok. Parti ruhuyla da yaklaşmıyorum. Çünkü bütün Türkiye benim partim. Bütün millet benim partim. Herkesi çok seviyorum. Başı açık, başı kapalı, çarşaflı herkesi çok seviyorum, hepsinin mümin, muttaki olduğunu düşünüyorum.
AYLİN HANIM:Hocam, 1999 polis operasyonundaki, ben şahidim o dönemdeki sebatınıza, sabrınıza, gücünüze, kararlılığınıza. Bende oradaydım.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, adamlar alenen ölümle tehdit ettiler. O devirde de sürekli adam öldürülüyor Türkiye’de. Faili meçhul. Yok bilmem ne üçgeni, yok bilmem ne beşgeni. Her yere götürüp adam öldürüyorlardı. Bir de baktık, Adil Serdar Saçan, iddia edilen Ergenekon örgütü’ne mensup olmaktan adam yargılanıyor ve ekip. Çok acayip olaylar. Ve hala da yakamızdan düşmüş değiller. Halen de atak halindeler. Daha hala yargıda yapılanmaya devam ediyorlar. Daha hala emniyette yapılanmaya devam ediyorlar. Onun için hükümetin bu konuda çok uyanık ve dirayetli olmasını güzel buluyorum. Çok kararlı olmalarını güzel buluyorum ama milletimiz hükümete “siz gereğini yapın, biz de sizi seyredelim” dememeleri lazım. Ak Parti’li olsun, olmasın, bu konuda hükümetin desteklenmesi lazım. Çok hayati bir konu kardeşim. “Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti yıkacağız” diyor adamlar. Biz de “yıktırmayacağız” diyoruz. İstiklal savaşı veriliyor, ikinci İstiklal Savaşı.Beşer beşer gelsinler. El mi yaman bey mi yaman göreceğiz, inşaAllah. Bey hepsinden yaman demiş, inşaAllah, Allah’ın izniyle.
Kardeşim, şimdi emniyete çocukları dizmişler, birçok genç kız. Çocuklar ilk defa görüyorlar emniyeti birçoğu. Ama hepsi de delikanlı, hiçbiri de takmadı, hiçbirinde korku ifadesi yok. Dizmişler emniyete hepsini çocukların, hepsi delikanlı, böyle cesur, maşaAllah. Adil Serdar Saçan geldi dedi ki, gece yarısı 03:00’te gözümü çözdüler, elim bağlı arkadan, elim bağlı betonun üstünde oturuyoruz. Bağdaş kurdurdu, elim arkadan bağlı. “Ya” dedi “bu Gülay Pınarbaşı hiç konuşmuyor” dedi. “Gel şuna bir şey söyle de konuşsun” dedi. Gittim, baktım acayip sinirli Gülay Pınarbaşı. “Tek kelime söylemiyorum, konuşmayacağım” demiş. “Şimdi bu adamların niyeti bozuk” dedim, “itiraz tavırları falan. Konuşun, bir şey olmaz” dedim. “Sonra savcılıkta reddedeceğiz zaten” dedim. Yani “hakim huzurunda reddedeceğiz, bir şey olmaz” dedim. Allah Allah. Meğer kanunlar öyle değilmiş. Dedi ki avukat; “Hocam sen şimdi böyle söyledin ama” dedi; çünkü ben “çeteyim, eşkıyayım”, hepsini söyledim. Ben ne bileyim? “İşte örgütlendim. Örgütüm ayaklanmak üzere, hazırlıktayız, her şeyi ben yaptım, işte şunu da ben yazdım.” Hepsini söyledik. Ben zannettim, gideriz savcıya, “efendim, bunu işkenceyle söylettiler” dediğimizde konu biter, baskıyla söyledik. “Yok hocam, şimdi hepsini tek tek ispat edeceksin sen” dediler, “olmadığını” dediler. Buyurun. 12 seneden beri ispat etmek için uğraşıyoruz. 11-12 sene oldu nerdeyse,inşaAllah. 3 sene ceza verdiler, Allah’a çok şükür, Yargıtay’da hakimler var, bozduk, geri gönderdiler. Hem de kaç cihetten. Say say bitmiyor. Şimdi acayip bir durumla daha karşılaştık. Hukuk bilgisi çok önemli. Yıllardan beri yargılanıyoruz. Meğer mahkeme zaten düşmüş. Düşmüş mahkemede yargılanıyormuşuz biz. Haberimiz yok. Zaman aşımına girmiş, haberimiz yok. Düşmüş mahkeme. Çünkü müdahil olmayan bir adam, Fatih Altaylı davaya girdi, müdahillik hakkı yok. Beraat etmiş adam, davaya girdi, savcının hakkı olan, temyiz yetkisini kullandı. Bakın, savcının hakkı olan temyiz yetkisini kullanıp, mahkemeyi Yargıtay’a gönderttirdi dosyayı. Bozdurdu davayı. Bozuldu yani gönderdikten sonra yani Yargıtay bozdu. Sonra dedik ki biz “yanlışlık olmuş” dedik. “Geçmiş olsun” dediler. “Olmuş bir kere” dediler. İyi teşekkür ediyoruz. Yani hukukta “geçmiş olsun” bir kere var mı? “Oldu bir kere” var mı? Biz de 20 tane profesörden mütalaa aldık. Tabii mütalaa ne derece ne oluyor, bakıp göreceğiz, inşaAllah. Türkiye’deki hukukun, yargının güçlenmesi için, gayret etmek çok önemli, inşaAllah. Bu yeni anayasada inşaAllah, o husus iyi gündeme gelirse, var gücümüzle, ben şahsen var gücümle destek olacağım, inşaAllah. Ama biraz acele garibanlar var, insanlar var, kardeşlerimiz var, sıkılan var, üzülen var, zor durumda olanlar var. Hani “dur bakalım, ileride olur” olmaz.
Ayağıma şehir elektriği veriyorlar hem de. Parmağım uyuştu. Yaktı parmağımın yuvasını. Dedim ki; “Ayağım feci şekilde ağrıyor” dedim. “Çok ağrıyor, ona bir şey yapalım” dedim. Bu sefer de ayağının topuğuyla bastı üstüne. Şimdi bunu söylesek, alkışlayacaklar adamı. Söyleyemedik. Çok fazla destekleyecek adam çıkar. Rahatsız olan da olur ama destekleyen de olur. “Eline sağlık” diyeceklerdir. Benim dostum da var, düşmanım da var. Nasıl söyleyeyim? Ama Hz. Ali (r.a) 17 yerinden yaralanmış. Biz delikanlıyız, evelAllah. Yani isterse kurşun sıksınlar, vız gelir tırıs gider, inşaAllah. Çünkü bu yaşıma kadar, her türlü komplo yapıldı, her türlü oyun, her türlü iftirayı yaptılar. Tımarhaneye koydular, akıl hastanesine koydular, hücre hapsine koydular. Ne oldu? Daha gençleştim, daha zinde, daha güzel, daha zengin ve daha iyi oldum, daha sevenim arttı. Ne oldu? Hiçbir şey yapamadılar. 10 ay akıl hastanesinde tuttular. 300 tane delinin içersinde. Hiç yılmadım, hiç etkilenmedim. Mesela anneme geliyordu deliler, üstüne saldırıyordu kadının. Beti benzi kül gibi oluyordu. Ben delileri uzaklaştırıyordum. Annem meyve alıyordu. Deliler anında kese kağıdını parçalıyorlardı elinde. Beş dakikada hepsini alıp götürüyorlardı. Acıyorum, şefkat duyuyorum. Zaten ziyaretçileri yok onların. Tabii ki hakları, helal olsun, inşaAllah. Ben geldikten sonra, delileri dövmeyi durdurttum orada. Feci şekilde dövüyorlardı delileri. Akıl almaz feryatları inliyordu böyle, göklere çıkıyordu. Hiçbir şey yaptırtmadım. Çünkü basınla da bağlantım olduğu için, “şimdi bu rahat durmaz” dediler herhalde. Hiçbir şey yapamadılar delilere. 300 tane deli vardı, 7 kişiyi öldürdüler deliler, benim bulunduğum dönemde. Allah korudu. Bakın, yine orada da bir şey olmadı. Hapishaneye de koydular, adam öldürmüş adamların yanına da koydular, orada da hiç bir şey olmadı, daha iyi oldum, daha güçlendim, daha şevkim arttı. Banayapılan oyun, komplo başka bir insana yapılsa, bin kere devrilir bin kere. Ben bin kere daha dirildim maşaAllah, inşaAllah. Elinden geleni ardına koymasınlar. Beni daha canlandırıyor, adrenalin etkisi yapıyor. Benim onurumdur bana yapılan işkenceler, arkadaşlarımıza yapılan işkenceler inşaAllah, maşaAllah.
“Kurban bayramınız mübarek olsun” diyor. Bakın yalnız; Kurban Bayramı için televizyonda baktım. “Kuyruk yağını güzel ala doğrarsın” diyor. “Kuyrukyağını da bolca kavurursun. Üstüne tereyağı koyarsın” diyor. Kardeşim kolesterol denizinden bahsediyorsun sen, kolesterol denizinden! Yaşlı insanlar onu yerse ne olur? Kuyruk yağı, çaka çaka kolesterol doludur. Acayip yüksek oranı kolesterolün. Kalp damarı tıkanmış bir adam onu yerse, ne olur?
Şimdi Sultan Babamızın evlatlarını dinleyelim, Sultan Babamızın hakkında biraz sohbet dinleyelim, inşaAllah
VTR-Değerli İslam Alimi Sultan Baba (Hacı İhsan Tamgüney Hocaefendi’ye Allah’tan rahmet diliyoruz.)
ADNAN OKTAR: Sultan Baba, bizim canımız, dünya tatlısıydı beni çok severdi rahmetli. Bende onu canımdan çok seviyorum. Şehittir hocamız, vazife başındayken vefat etti. Çok değerli bir mürşit efendidir, çok güzel talebeleri var onlar da bizi çok severler. Erbakan Hocamız’ı evladı gibi çok severdi rahmetliyi, Erbakan Hocamız da Sultan Babayı çok severdi, maşaAllah.
Hocam buyurun, sizi dinliyoruz.
AYLİN HANIM: Bugün uygun görürseniz DNA’daki tamir mekanizmasından bahsetmek istiyorum. Bir hücre bölünürken, DNA’da kopyalanıyor. DNA kopyalanması sırasında çok nadir de olsa hata meydana gelebilir, bu hatayı tamir etmek için de bir mekanizma var hücrenin içinde, hemen devreye girer böyle bir şey olduğunda. Hücre bölünmesi, hemen sensör proteinler tarafından durdurulur, mekanizma devreye girer ve bunların da bir denetleyicileri vardır Hocam. Yani normal proteinleri denetleyen başka proteinler onlara yol gösterirler, hata şurada diye gösterirler, oraya taşırlar, nasıl tamir edeceklerini tarif ederler ve tamir sistemi durduğunda da, durdurma emri verirler yani her iki sistemi de kontrol eden bir mekanizma var, eğer o olmasa tamir sistemi çalışmayacak, diğeri olmasa devreye giremeyecek.
ADNAN OKTAR: Bu aslında hakkıyla anlaşılsa, dünyada yer yerinden oynar. Buna Allahualem dikkat veremedi insanlar, büyük bölümü dikkat veremediğinden. Çok büyük bir olay bu.
AYLİN HANIM: Hocam hep anlattığınız bir şeydi, DNA olmasa protein olmuyor, protein olmasa DNA olmuyor. Sistem işlediğinde, bir hata olduğunda protein devreye girmesi gerekiyor, o olmasa hata oluyor bu sefer hücre oluşamıyor, hepsi birbiriyle bağlantılı, yani tek bir tanesinin bile birbirinden ayrı düşünülmesi mümkün değil. Zaten Darwinistleri en temelinden çökerten konu Hocam, hep üstünde duruyorsunuz; protein konusunun.
ADNAN OKTAR: Bunu çok gündemde tutacağız, bu konuyu gittikçe geliştireceğiz filmler hazırlayacağız, anlatacağız daha da anlaşılır hale getireceğiz, inşaAllah.
AYLİN HANIM: Bu tamir mekanizması hocam denetleyici DDR deniyor buna. DNA DamageResponse diye bir şey, her ikisinin birlikte yaratılmış olması gerekiyor, bir tanesi yaratılmasa diğeri devreye girmez, mutlaka birlikte olmaları gerekiyor hücrenin içinde. Tabii aynı zamanda protein olması gerekiyor, DNA’nın, ribozomun, hepsinin teker teker hücrenin içinde aynı yerde aynı anda bulunması şart. Aksi taktirde, hiçbir şekilde oluşamaz hücre.
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun.
DAMLA HANIM: Hocam elhamdülillah ahir zaman gibi çok şerefli, kutlu bir dönemde yaşatıyor Allah bizi. Allah’a şükürler olsun. Ben de her Müslüman gibi güzeller güzeli Hz. İsa (a.s)'ın nüzulünü ve Hz. Mehdi (a.s)'ın zuhurunu bekliyorum inşaAllah, büyük bir heyecanla. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in 1400 sene önceden beri söylediği tüm alametler gerçekleşti, son otuz yıl içinde ve gerçekleşmeye devam ediyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir hadisi söylemek istiyorum, Hz. İsa (a.s)'ın yeryüzüne inişiyle ilgili; "Hayatım Kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adaletli bir hâkim olarak içinize inmesi yakındır." (Buharî, Büyû: 102; Mezalim: 31; Enbiya: 49; Müslim, Kitabü'l-İman: 242; Ebû Davud, Melahim: 14)
ADNAN OKTAR: Bir hadiste de ziyadesi var; “İmam da sizden” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Muhammed Mehdi (a.s)
“SelamunAleykum Adnan Hocam nasılsınız?” Elhamdülillah. Ala-küllihalmaşaAllah. “Her akşam programınızı dört gözle bekliyorum. Hocam sizin aşığınızım, ben de hizmetinize yardımcı olmak istiyorum. Ben de kediniz olabilir miyim? Sizin talebeniz olmak eminim ki gurur verici olur.” Pamuktan sonra seni de alabiliriz. “Sizin talebeniz olmak eminim ki gurur verici olur. İnşaAllah talebeniz olarak beni kabul edersiniz. Ayrıca bir sorum olacak; Allah’a inanan mason olur mu? Yıllar önce yazdığınız kitaplarınızda ve yaptığınız yayınlarınızda masonların tümünün ateist olduğunu söylerdiniz, şimdi ise Allah’a inanan masonlar mı türedi? Bu merakımızı giderirseniz sevinirim. Hayırlı akşamlar diliyorum Hocam.” Türedi derken, sanki böyle bakteriden bahseder gibi, öyle söylenir mi? Tezahür etti diyelim. Tabii ki masonun dinsizi olur, dindarı olur. Dinsizleri dindar yapmaya uğraşırız, dindar olanları da muttaki, halis, samimi, Müslüman olması için gayret ederiz. Hiçbir insanı biz kenara koymayız. Hiçbir insan kenara itilmez. Bakın, Firavun’u bile Cenab-ı Allah “kenara itin” demiyor. Son anına kadar tebliğ yapın diyor, son anına kadar. Mucize gösteriyor Hz. Musa (a.s), yine pislik yapıyor, adilik, ahlaksızlık yapıyor, yine mucize gösteriyor dokuz kere. Dokuz büyük mucize gösterdi, hiçbirinde etkilenmedi asla vazgeçmedi Hz. Musa (a.s). Ta ki Allah onun canını alıncaya kadar. Firavun’a bile tebliğ yapılıyorsa, masona tebliğ yapılmaz mı? Değerli vatan evlatlarıdır, değerli insanlardır kaliteli insanlar, tabii ki kurtaracağız, tabiiki hidayet bulmaları için dua edeceğiz, gayret edeceğiz. Niye insanları harcayalım? Herkese sahip çıkarız. Masona da sahip çıkarız, tapınak şövalyesine de sahip çıkarız, komünistine de, ateistine de hepsine sahip çıkarız. Kurtarmaya çalışırız. Niye elimizin tersiyle itelim? Hıristiyan’a, Musevi’ye, hepsine hakkı, hakikati, güzelliği anlatırız.
“İsrail de sizi destekliyor mu sizi? İyi yayınlar, Ali Ölmez.” Teşekkür ediyorum. Bir selam ver. Evet destekliyor İsrail, inşaAllah. Amerika da destekliyor, Rusya da destekliyor, her yer destekliyor. Çünkü inşaAllah, Allah’ın inayeti altındayız. İsrail Allah’ındır. Rusya Allah’ındır. Amerika da Allah’ındır. Hepsi Allah’ın dest-i kudretinde, Allah’ın kabzası içerisindedirler. Hepsi Allah’ın kontrolündedir. Allah’ın acz içinde yarattığı varlıklardır. Tabii ki İsrail’e de İslam hakim olacak, Rusya’ya da İslam hakim olacak, her yere İslam hakim olacak. Allah bizleri de vesile ediyor tabii ki. İsrail destekliyor tabii ki, inşaAllah. Masonlar da destekliyor, Tapınak Şövalyeleri de destekliyor. Gidiyoruz, dünya tarihinde ilk, Masonluğun tarihinde ilk, gidiyoruz Mason Localarında Kuran anlatıyoruz. Allah’ın varlığını, birliğini anlatıyoruz. Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini anlatıyoruz. Gidiyoruz, Amerikan Ordusu’nun en girilmez, en zor mekanlarına gidip Kuran’ ı, İslam’ı anlatıyoruz. İsrail’e de gidip anlatıyoruz. İsrail Parlamentosunda anlatıyoruz. Yobazların tahayyül edemeyeceği, akıllarının ucundan geçmeyecek yerlere giriyoruz, elhamdülillah. Firavun’un sarayına giriyoruz, Firavunun sarayına. Orada da gidip Allah’ı, Kuran’ı anlatıyoruz. Onların aklının eremeyeceği şeyler yapıyoruz inşaAllah, elhamdülillah. Tabii, Allah’a çok şükür Müslüman olan masonlar oldu. Çığ gibi yayılıyor, elhamdülillah.
“Ey gecemize nurlar saçan yıldızımız, karanlıklarda ışığınızla yol buluyoruz, aydınlığınız bize emniyet ve güven veriyor, huzurla doluyor, huzurla yürüyoruz inşaAllah.” Bir hanım kardeşimiz yazmış maşaAllah. Allah vesile ediyor, inşaAllah.
Selim Çıtak; “SelamunAleykum Adnan Bey. Fırsat buldukça programlarınızı izliyorum. Bir konu canımı çok sıkıyor. Ben kanalınızın belgesellerini çok seviyorum ama programlarınızı izleyemiyorum. Çünkü dekolte hanımlar var” diyor “yani başörtüsüz hanımlar var” diyor, ”yüzlerinde makyaj var” diyor, “bu beni üzüyor. Sizce Sultan Baba bugün aramızda olsaydı programınızı izler miydi, yoksa sizi uyarır mıydı? Hayırlı geceler, Selim Çıtak.” Sultan Baba, ta Kıyamete kadar olayları gördü. Selim, evliyalar bir şey söylediğinde, öyle senin zannettiğin tarzda söylemez. O beni ta ölümüme kadar görüyor, ölümüme kadar. İslam’ın dünyaya hakimiyetini de gördü o ve talebelerine, anlayanın anlayacağı şekilde çok açık olarak bir sır verdi. Selim Çıtak, senin bilmeyeceğin şeyler biliyor o evliyalar. Senin göremediklerini görüyor onlar. Baktı mı, zaman onlara kalkıyor. Benim Türkiye’min güzel hanımlarının, can hanımlarının yüzde 80 ‘inin başı açık. Bütün kaliteli, klas kadınların hepsi makyajlılar. Çok da güzeller. Benim milletim güzel insanlardır. Hanımları Türkiye’nin çok güzeldir. Bütün üniversite gençliği, her yer, hepsi aydındır. Başörtülü annelerimiz var, kız kardeşlerimiz var. Onlar da benim canımdır. Onların da büyük bölümü makyajlılar. Hanımlar makyajla güzelleşir. Peygamberimiz (s.a.v.); “sürme çekin” diyor, emrediyor. Sürme en etkili makyaj sürmedir. Başka ne kalıyor geriye zaten? Başka ne var? En fazla allık var. O devirde kına kullanıyordu hanımlar. Oje yerine ellerine kına sürüyorlardı. O zamanın imkanlarında onlarla süsleniyorlar. Müslüman güzel olacak, temiz olacak, bakımlı olacak, orangutan maymunu gibi Müslüman olmaz. Şeyh Nazım Hocamız benimle ilgili bir şey söyleyince, benim ta ölümüme kadar olan olayları görerek söylüyor. Bediüzzaman birinin gözüne baktığında, mesela alnına vuruyor Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın “ben görmeyeceğim sen Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceksin” diyor. Allah ömrünü uzun etsin, ta vefatına kadar olayları görüyor. Sungur Ağabeye de; “senin ölümüne kadar hep yanında olacağım” demiş. Yani “seni hiç bırakmayacağım” demiş. Senin bilmediğin çok büyük olaylar var. Öğrensen bacakların ayrılır, aklını atarsın.
AYLİN HANIM: Şeyh Nazım Hocamız 1985 yılındaki kaydında, bugün sizi tarif ediyor şu anki olayları, yani yaptığınız faaliyeti tarif ediyor.
ADNAN OKTAR: “Sen bir külliyat hazırlayacaksın” dedi özetle. “Kuran tefsiri yapacaksın.” Ortada hiçbir şey yoktu o devirde. “Ayakta yazacaksın” dedi. “Ayakta okuyacaksın” dedi. “Hücren olacak” dedi. Ben kasten öyle bir yer yapmadım. Hakikaten öyle bir, mermer kaplı bir yerim var. Hakikaten Kuran yüksekte. Hakikaten yüksekte olduğu için orada okuyorum. Pencere gibi bir yer var, orada duruyor Kuran. Orada okuyorum. “Aklına gelenleri zapt edeceksin” dedi, hakikaten orada bir defterim var, oraya yazarım. Herkes bilir. Söyledi mi o, bilerek söyler. Van depremini, iki gün öncesinden söyledi. “Vakit tamam” dedi. “Taş bina yapmayın” dedi. “Ahşap bina yapın” dedi. “Vakit tamam” dedi. İki gün sonra deprem oldu Van’da. Ümmeti de uyarıyor. “Savaş olabilir, her şey olabilir, erzaklarınızı alın.” Savaş tehlikesi her yerde var.
Hanımlar, İslam dünyaya hakim olduğunda, bakımlı olacaklar, özgür olacaklar, neşeli olacaklar, neşe içinde olacaklar. Hatta Peygamberimiz (s.a.v); “Şam’a kadar tek başlarına gidecekler” diyor.
Sultan Babam beni gördüğünde, ben akademideydim. Akademideki kızların hemen hemen hepsi dekolte, hepsi açıklar. Ben oranın içindeydim. Biz diskolarda tebliğ yapıyorduk. Sultan Baba beni ciğerime kadar bilir. Hayatımın bütün safhalarını bilir. Evliya baktığında, o zahir olur, hepsi bilinir. Hepsini görerek beni sevdi ve tebşir etti ve bu güzel sözleri söyledi hepsini görerek.
Gülen Hanım yazmış; “Sohbetinizi hiç kaçırmadan dinliyoruz. Sizi çok seviyorum Hocam. Hocam Ceylan Hanıma da selamlarımı iletiyorum. Onun çok farklı bir görüntüsü var, dediğiniz gibi çok zeki olduğu belli. Hocam, bize sevgiden daha çok bahseder misiniz ne olur” diye yalvarmış, inşaAllah.
Hüseyin Polat Bayraktaroğlu; “Türk İslam ve Türk aleminin bayramını kutlar Allahtan sağlık ve mutluluk ve güzellikler temenni ederim, Hüseyin Polat.” Müslüman’ın amacı; Allah’ın rızasını kazanmaktır. Yani özetle odur.
Serdar kardeşimiz;“Azerbaycan bayrağı neden var?” diyor. Şimdi bu laf mı? Azerbaycan bayrağı da benim bayrağım onun için. Türk bayrağı da benim bayrağım, Azerbaycan bayrağı da benim bayrağım, Türkistan bayrağı da benim bayrağım. Bütün Türkler tek millettir.
Allah aşkına böyle sorular sormayın karmakarışık; yok briket üstünde tavşan kovalanır mı? Yani bu kadar mühim konular varken ne alaka?
Norveç’ten çok yazan oluyor, maşaAllah.
“Gel barışın köprüsü ol. İçimizde dışımızda yeniden sulardan içelim kana kana.” Hz. Mehdi (a.s)’a ithaf eden, Sezai Karakoç’un. “Ruhumuzun susadığı hakikat olan evrensel İslam barışın zaferi için.Aşk için Allah aşkı hakikati aşkı için. Göğe çıkan İsa yere insin diye. Gel Ey Muhammed ve İsa hakikati” diyor. “Su temizde barışsın ruhumuza ışısın diye” İstanbul’a dikkat çekmiş.
VTR-Cübbeli; Hz. Mehdi (a.s)’ın Teninin Buğday Renkte, Boyunun İse İsraili Olacağını Söylüyor.
ADNAN OKTAR: Damla Hocam ilminizden istifade edelim, buyurun.
DAMLA HANIM:İnşaAllah Hocam.Kevser Suresi’ni okumak istiyorum.Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz, biz sana kevseri verdik.Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu, asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır” diye bildiriyor Allah. Hocam ayetin ebcedi, “Şüphesiz biz sana kevseri verdik” ayetinin ebcedi; 1453.
ADNAN OKTAR: İslam’ın dünyayı nuruyla tamamen aydınlattığı tarih. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın zamanı, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’ın en ihtişamlı en güzel yılları, inşaAllah.
Hocam buyurun.
YASEMİN HANIM: Ben atmosferdeki mükemmel orandan bahsetmek istiyorum, müsaadenizle, inşaAllah. Dünya atmosferi sizin de çok iyi bildiğiniz gibi çeşitli gazların biraya gelmesiyle oluşan mükemmel bir oranlamaya sahip. Bunun yüzde 77’si azot, yüzde 21’i oksijen, yüzde 1’i argon ve karbondioksitgibi diğer gazlardan meydana geliyor.Oksijen insan gibi kompleks bende sahip.Diğer canlıların hayati faaliyetlerini gerçekleştirmesi için enerji üretimde kullandıkları reaksiyonlar.Buda çok hayati bir madde bizde bu oksijen ihtiyacımızı için, solonum gerçekleştiriyoruz sürekli.Allah’ın merhameti bizim üzerimizdeki. Bu yüzde 21’lik oksijenin oranı çok hayati bir öneme sahip. Çünkü bu yüzde 21’in üzerine eklenecek her yüzde 1’lik oran, oksijen çok reaktif bir element olduğu için bir yıldırım ve bir orman yangının başlama ihtimalini yüzde 70 arttırıyor. Çok milimetrik hesaba sahip, maşaAllah
ADNAN OKTAR: Tam ayarında olması, felaketleri önlüyor, hem de hayatı en güzel şekilde devam ettiriyor.
YASEMİN HANIM: MaşaAllah.Bu oranın sürekli aynı derece tutunması gerekiyor. Bunun içinde, mesela hayvanlar sürekli karbondioksit salınımı yapıyorlar, oksijen tüketiyorlar. Ve bitkilerde karbondioksiti kullanıyorlar ama oksijen milyarlarca ton oksijen üretiyorlar sürekli. Bunun böyle olmadığını düşündüğümüzde mesela hayvanlarda, bitkilerde aynı reaksiyon gerçekleştirirseler de yani ikisi de oksijen üretseydi, o zaman dünya bir tüp patlaması gibi her an yangınlara açık olabilirdi. Yangılar çok kolay çıkardı, hayat sürmezdi. Bunun tam tersi ihtimali düşündüğümüzde, her ikisinin de bitkilerin ve hayvanların karbondioksit ürettiğini düşündüğümüzde, bu defa bütün canlılar solunum yapmasına rağmen havasızlıktan boğularak ölürdü.Bu şekilde Allah mükemmel bir altın oran yaratmış,inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
Dilem Hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam, inşaAllah. Diyarbakır’da akşama doğru PKK’lı teröristler özel harekat noktasına roketli saldırı gerçekleştirmişler.Askerlerimizden ölen yada yaralana olmamış. Bir terörist ölü olarak ele geçirilmiş.Çatışma hala devam ediyormuş. En son gelen bilgiye göre Hocam.
ADNAN OKTAR: Osmanlı’nın evlatları evelAllah, ecdatlarına yakışır tarzda, vatan müdafaasında gereğini yapıyorlar, kendilerini savunuyorlar, inşaAllah. Allah hepsine sağlık, sıhhat, afiyet, bereket, bolluk,iyilik versin. Hem askerimize, hem polisimize iyilik versin, Allah zihin açıklığı, cesaret, etkili olma gücü versin. Aslında Cenab-ı Allah takdir ediyor.Allah’ın kaderde belirlediği olaylar oluyor, onun dışında bir şey olmaz.Bir süre böyle gidecek, sonra başka türlü gidecek, inşaAllah.
MaşaAllah, Üstadımız’ın eserleri çok şeker.Orijinal hali çok güzeldir Risale-i Nur’un. Sakın öyle değiştirme, tercüme olmaz.Bakın Bediüzzaman diyor ki; “Belki ben şafi’yim. Şafi mezhebinde cumanın bir şartı 40 adam imam arkasında Fatiha okumaktır” diyor. Şafi mezhebinde Hz. Mehdi (a.s), bütün mezheplerin üstünde, mezhepleri kaldırıyor.Bediüzzaman hep Şafi mezhebine bağlı kalmıştır.Yani Hz. Mehdi (a.s) olmadığının bir delili de odur. Gelecek olan Hz. Mehdi (a.s), bütün mezhepleri kaldırıyor, inşaAllah. Risale-i nurun her biri birbirinden güzel. Mesela diyor ki bak; ” Aziz sıddık kardeşlerim. Evvela;Tahirî'nin İstanbul'a gitmesi, inşaallah hayırdır. Ve Hüsrev'in pek çok vazifelerini tamamen yapması, kanaatim geldi ki, Barla'da bulunduğum zaman bütün yazanların tashihatını ve telif hizmetini yapmamda tahakkuk eden büyük inayet ve harika muvaffakiyet, aynen Hüsrev'de, yardımcılarında dahi nümunesi var. Bakın hep Allah’a veriyor, hep Allah’a, maşaAllah. “Saniyen; Tahirî'nin, Denizli hapsinde, unutulmaz hâlisane hizmetiyle ve Nurlara sarsılmaz sadakatiyle ve yanılmaz zekâvetiyle ve çekilmez bahadırlığıyla daire-i Nurda ehemmiyetli makamı için, bütün bu defaki mektubunu Lâhikaya geçirdik. Başta Nurun şakirtlerinden validesi Zübeyde olarak, akrabasına ve rüfekasına selâm ederim. Cenab-ı Hak onlardan ebeden razı olsun. Âmin! Bakın sarsılmaz sadakat, halisane hizmet.Yani pratik olarak, bir Müslüman’ın ahlakındaki üstünlükler o sözler arasında geçiyor.Yani mesela halis olan,samimi olandansa, doğrudan hayattan bir numune anlatıyor.Hayata geçmiş bir olayı anlatıyor. MaşaAllah. Risale-i Nur dersleri tabiiayrı bir ders olarak yapılabilir. Fakat Risale-i Nur’da ençok gizlenen yerlerin anlatılması çok önemlidir.Yani özellikle ben onun üstünde çok duruyorum, değiştirilmeye çalışılan ve gizlenen yerler. Biz onlara müsaade etmiyoruz, inşaAllah.
Şimdi biraz Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ı dinleyelim.
VTR-Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri, Kadınlara da Tebliğ Yapılmasının Gerekliliğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun.
DİDEM HANIM:İnşaAllah Hocam. Hocam yıllardır evrimciler, evrimi hiçbir zaman bilimsel olarak ispatlayamayacaklarını bildikleri için, sürekli çeşitli sahtekarlıklara baş vururlar. Mesela, bir tane diş bulurlar, bu dişi hemen alırlar, “bu insanla maymun karışımı bir şey” derler. Şu kadar yaşında derler, ailesini çizerler. Sonra yıllar sonra ortaya çıkarki, meğer bu bir domuz dişiymiş. Ya da giderler normal bir insanı alırlar bir Afrikalıyı, kafese koyarlar, “bu ara geçiş formu” derler. Bu tarz sürekli yöntemlere başvururlar, sahtekarlıklara. Bunların içinde de en bilenenlerinden bir tanesi, Piltdown Adamı sahtekarlığı. Piltdown Adamı, 1912 yılında Charles Dawson adında bir amatör bir paleontolog, Piltdown yakınlarında bir çene kemiği ve bir kafatası buldu. Üstünde dişleri olan bir çene kemiği. Beş bin yıllık bir, “ara geçiş formu” dediler buna, “bunun için insanla maymun karışımında bir canlı bu, işte bizim atamız” dediler. Muazzam bir ilgi gördü. Yıllarca üzerinde tezler hazırlandı, çizimler yapıldı,bayağı bir reklamını yaptılar, fakat halbukiPiltdown Adamı, yüzyılın en büyük sahtekarlıklarından biriydi. Şöyle ortaya çıktı; 1949 yılında British Museum’da, bir bilim adamı flortesti yapmaya karar verdi bazı fosillere. Önce Piltdown Adamını seçti.
ADNAN OKTAR: Allah, sahtekarlıkları ne güzel ortaya çıkarıyor, değil mi? Bu Allah’ın bir gücünün yansıması, evet.
DİDEM HANIM:Bu flortestinin sonucunda çene kemiğinde hiç bulunmadı flor. Yani çene kemiğinin çok çok yeni olduğu anlaşıldı. Kafatasında da çok az bulundu. Sonuçta yine yapılan araştırmalarda kafatası, insan kafatası beş yüz yıllık bir insana ait olduğu, çene kemiğinin de daha yeni ölmüş bir orangutana ait olduğu ortaya çıktı. Üzerindeki dişler teker teker törpülenmiş, insana biraz daha benzesin diye, tamamen el yapımı, tamamen çok büyük bir sahtekarlık olduğu ortaya çıktı. Zaten British Museum’da kırk yıldır sergileniyordu, apar topar hemen kaldırdılar British Museum’dan. Kendilerinin de zaten ifadeleri var; “Biz nasıl böyle bir şey yaptık, nasıl böyle bir şeye inandık” diye.
ADNAN OKTAR: Allah nasıl ayaklarına dolandırıyor? Ne zaman oyun yapsalar, mutlaka Allah rezil kepaze ediyor. Her seferinde küçük düşüyorlar. Onlar yalancılık yapmaya, sahtekarlık yapmaya bıkmıyor, biz de onların yalanlarını ortaya çıkartmaktan asla bıkmayız, büyük bir zevkle ortaya çıkarıyoruz, elhamdülillah.
DİDEM HANIM:Hocam zaten bunlar eski yani, şu an artık yeni zamanda böyle birşey yapamıyorlar, sizin vesilenizle.
ADNAN OKTAR: EvelAllah, evelAllah.
DİDEM HANIM:Son birkaç denemeleri oldu, onda da özür dilediler. “Çok pardon” dediler.
ADNAN OKTAR: Her seferinde havada yakaladık. MaşaAllah.
GÜLŞAH HANIM:Hocam uygun görürseniz dağların sarsıntıyı engelleyici özelliğinden bahsetmek istiyorum. Bir ayet söyleyeyim. Şeytandan Allah'a sığınırım:"Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar yarattık” diye Allah bildiriyor. (Enbiya Suresi: 31) Gerçekten de günümüzde bilim adamları, bu ayetin gerçekliğini ispatladılar. Şöyleki: Dağlar önceden sadece yeryüzü yükseltileri olarak biliniyordu. Fakat 20. yüzyılda bilim adamları dağların dağ kökü olduğunu da hesapladılar. Yani yeryüzü tabakaları karşı karşıya geldiğinde, daha dayanıklı olan yeryüzü tabakası, alt tarafa doğru ilerleyerek, diğer üst taraftaki yer kabuğuda yukarı doğru çıkarak, dağları oluşturur. Bu Everest'te mesela dağın yüksekliği dokuz kilometre yukarıda, yüz yirmi beş kilometrede aşağıya doğru ilerleyen bir kısmı var. Bunu şöyle düşünebiliriz. Mesela: Çadırları tutan çivi ve kazıklar var. Nasıl ki onu sağlamlaştırıyor, sabitleştiriyor, aynı bu şekilde dağlarda da. İki yer kabuğu birleştiğinde, onu tutan, perçinleyen, dağ kökü ve dağın altındaki kısım ve dağın üstündeki kısım oluyor. Bu bir Kuran mucizesi, Allah bize ayetinde bildiriyor, maşaAllah. Şeytandan Allah'a sığınırım. “Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? Dağları da birer kazık?” (Nebe Suresi, 6-7). diye Allah bildiriyor, maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Aynısıyla böyle olduğunu bilim adamları daha yeni tespit ettiler, değil mi? Evet Kuran’ın bir mucizesi, inşaAllah.
Hocam buyurun.
YASEMİN HANIM: Estağfirullah Hocam, tabii inşaAllah. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. "De ki: Sabahın Rabbine sığınırım. Yarattığı şeylerin şerrinden, Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden, Ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden. (Felak Suresi)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ayetlerdeki şu ahenk, o kadar büyük bir nimet ki yani, o kadar ki bir güzellik ki, maşaAllah. Kuran okunduğunda, bir ferahlıktır, bir berekettir, bir güzelliktir, etrafı sarıyor, elhamdülillah.
Kardeşim, bir fotoğraf sanatçımız var, kendisi burada, maşaAllah. Demin güzel çalışmalar yaptı, hakikaten çok güzel resimler çekiyor.
KONUK:Hocam, sanatçı sizsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Bende çok güzel tablolar yapıyorum. Güzel fotoğraf çekerim, çok güzel kara kalem çalışmaları, yağlı boya çok güzel tablolarım var, inşaAllah. Ve iyi kanun ustasıyız, maşaAllah. Nasıldı o gün çaldığım kanun?
KONUKLAR:MaşaAllah, mükemmeldi.
ADNAN OKTAR: Videoya aldılar, acayip güzeldi. Taksim yaptım, kanun taksimi, yani üstadlar bile hayretler içinde kaldı, maşaAllah.
Allah Allah sorular yine böyle ucu bucağı yok. Meryem Ertürk. "Hocam maşaAllah, çıkan talebelerinizin bu kadar genç olmasını hayretler içerisinde izliyoruz. Siz sormasanız yaşlarını kesinlikle tahmin edemeyiz Hocam. 20 yıl, 23 yıl sizin öğrenciniz olmak, dünyada başka bir şeyle karşılaştırılmayacak kadar büyük bir şeref. İslam uğruna, Allah yolunda, gerçek bir ömür Hocam. Gerçekten çok büyük gıpta içindeyiz, Hocam. Bizim için dua edin inşaAllah. Allah böyle bir hayatı bize de nasip etsin inşaAllah" diyor.
Konyalı Şehmuz: "İyi akşamlar Hocam, sizi çok yakışıklı buluyorum” diyor, maşaAllah. “Bugün yine öylesiniz” diyor. “İnşaAllah bir gün sizi gerçekten görmek nasip olur bana. Şehmuz Hocam, yakışıklı olmak için bende gayret ediyorum. Yoksa o da mı yasak?” diyor. İnsanlar temiz, klas ve bakımlı olacaklar inşaAllah.
Tabii kadınların olduğu yerlerde huzur olur. Ama benim kastettiğim kadın, cadı değil. Kadından bahsediyorum ben. Kadın nasıl olur? Allah’tan korkar, Allah’ı sever, müşfik olur, merhametli olur, temiz olur, adil olur, barışçıl olur, halim olur, diğergam olur, çalışkan olur, derin bir anne şefkati olur, derin bir muhabbeti olur, tutku dolu insandır, sanatçıdır. Ben buna kadın diyorum. Resulullah (s.a.v.)’e aşıktır, Allah’a aşıktır, ben buna kadın diyorum. Yoksa öyle cadaloz, cadı takımı, onlar ayrı. Biz it kopuk, züppe kadınları beğenmiyoruz. Züppe kadın çok tehlikelidir. Yani insanın başını belaya sokar Allah esirgesin. Mesela Hz. Yusuf (a.s) zamanındaki o kahpe kadın, Hz. Yusuf (a.s)’a ne yaptı? Kahpelik yaptı. Klasik kahpe. Ve yaptığı çakallık, yaptığı azgınlık çok şedit. Biz kastettiğimizi, size anlatıyoruz inşaAllah.
Ben anlatırken her zaman, Müslümanlığa niyetle dinleyeceksiniz.
“Canım Hocam, yüzünüz, gönlünüzdeki güzel duyguları yansıtan nurlarla dolu, maşaAllah. Hayranız size, bayılıyoruz her sözünüze, gülüşünüze, öyle seviyoruz ki sizi, canımız, canınıza canan olup, Allah yolunda Allah için feda olsun” diyor. “Allah hepinize uzun ömür, sağlık, sıhhat versin. Bayramınızı en içten muhabbetle tebrik eder, ellerinizden derin bir iştiyakla öperim” diyor, bir hanım kardeşimiz. Allah bayramı, Cenab-ı Allah, bütün Müslümanlara, hayırlara, bereketlere vesile olacak şekilde mübarek etsin, inşaAllah. Allah sağlık, sıhhatle nice bayramlar görmeyi nasip etsin.
Hasan Özcan; “Hocam sizi ilgiyle izliyorum. Hz. Mehdi (a.s) çıktığı zaman, kırk bin imamın kellesini keseceği rivayeti ne kadar doğrudur?” diyor. Bu kesme biçme nedir kardeşim? Hızarhanede çalışıyor gibi. Bırakın. Kesme yok. Hz. Mehdi (a.s), küfrün kökünü kesiyor. Küfrün manevi kalelerini durduruyor, yıkıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın asması, kesmesi ilim kılıcıyladır, ilimle, fenle, sanatladır. Demek ki, kırk bin tane yobazı etkisiz hale getirecek. O. Yoksa kesme, biçme diye bir konu yok.
“Hocam maşaAllah, yine çok iyi gördüm sizi. Kurban bayramınızı kutluyorum. Herkese hayırlı olur, inşaAllah. Ailece izliyoruz” diyor. Ama ismini ben anlayamadım. Niye buna gerek duydun?
MaşaAllah, “Selam canım Hocam, bayramınız mübarek olsun. Allah tekrarını etsin. Annem hacda” diyor. Çok güzel, Aylin Hanım’ın annesi hacdaymış.
Umut Altınkaya; “Selamun Aleykum. Muhabbetinizden en büyük payı almaya talibiz. Biz sizi nasıl seviyoruz böyle canım Hocam, hayret ediyoruz. Sadece kendimiz için istediğimizi, herkes için istiyoruz. Bu halimize hem şaşırıp, hem beğenip şükrediyoruz. Canım Hocam, biz sizi çok seviyoruz” diyor, maşaAllah.
Şimdi yarın bayram da olsa, çalışan kardeşlerimiz var. Yahut bayram hazırlığı yapacak olan kişiler olabilir. Onun için ne yapalım, bitirelim, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...