ŞEYMA HANIM:İyi akşam sayın izleyiciler. ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programına hoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTARBu çarşaflı hanımları çıkarmamın sebebi, çarşaflı hanımları çok eziyorlar. Toplumda, dünyanın her yerinde, Türkiye’de de çok fazla ezen var. Çok ters davranıyorlar, üslup, konuşma olarak falan. Özellikle onu durdurmaya yönelik bir tavır olarak yapıyorum inşaAllah. Yani çarşafa olan saygımızı, çarşaflı kardeşlerimize olan sevgimizi, onlara desteğimizi böyle ifade ediyoruz inşaAllah. Böylece onlara herhangi bir söz söylenmesini bir şekilde ortadan kaldırmış oluyoruz. Çünkü ağzını açacak kimse olmuyor bu durumda inşaAllah. Çünkü çok kaliteli ve çok güzel insanlarsınız. Başörtülü kardeşlerimizi de kasıtlı, özellikle çıkartıyorum. Başörtüsüne olan çirkin ifadeleri, çirkin saldırıları durduran bir tavır içinde oluyoruz. Onların kalitesiyle, güzelliğiyle şom ağızlara bir tokat oluyor, manevi tokat inşaAllah. Açık hanımları da özellikle çıkartıyorum. Çünkü açık hanımlara karşı da çok alçakça ve yobazca, pislik saldırılar var. Makyajlı, bakımlı hanımlara karşı o ahmakların sesini kısmak için, özellikle de sizleri çıkarıyorum. Böylece bütün hanımlara karşı, saygıyı, sevgiyi, hürmeti kendini bilmezlere öğretiyoruz. Benim milletimin büyük bölümü olgundur ama bazı sığırlar var. Onlara adam gibi davranmaları gerektiğini göstermiş oluyoruz. Çünkü bakımlı hanımlara karşı da kin var. Başı açık hanımlara da kin var, çarşaflılara karşı da kin var, başörtülülere de var. Bu çok müthiş bir vahşilik, iki tarafın da yobazlığı var. Ben bu kemik kafalı yobazlara insan gibi davranmayı öğretiyorum inşaAllah.
Mehdiyet doğru, yani çok hoş bir şey, elhamdülillah. Ama bakın 2011 bile geçmedi daha, hala geçmiyor yani. 2012 de çok uzun sürecek. Çok büyük olaylar olacak 2012'de, göreceksiniz. Toplumu derinden sarsan; Türkiye'yi, dünyayı yerinden sarsan çok büyük olaylar olacak. 2013'lerde, 2014'lerde bu acayip bir tırmanışa geçecek. İnsanlar diyecek ki; “ya hakikaten bir fevkaladelik var.”
Kuran bize hep Allah'a inanmayı söyler. Yeniden diriliş üstünde çok durur Cenab-ı Allah, insanların en çok şüphe ettiği konulardan biri odur. Cennet, cehennem, ahiret, adaletin oluşacağını, onları anlatır Cenab-ı Allah. Kuran'ın kendine has üslubu vardır. Kuran'ın üslubu hoş, değişik ve daha derindir. Yani insan üslubu gibi değildir. Çok derindir. Ama bizim asıl yapacağımız kendi kafamızı kullanmamız, yani kendi kafamızı kullanarak biz hakikati görürüz. Mesela Kuran'ı ancak kafamızı kullanırsak, vicdanımızı kullanırsak anlayabiliyoruz, yoksa anlayamayız. Birçok insan dinsiz olur. Kuran okur adam; dini, imanı gider. Onun için birçok yobaz Kuran'ın okunmasını istemez. Derler, “sakın ha Kuran'ı okumayın.” Ben isterseniz yazılarla göstereyim. “Aman, Kuran okumak tehlikelidir” derler. “Dininiz gider” derler, inşaAllah. İman ehli, vicdanı samimi olan insanlarda da Kuran müthiş bir derinlik sağlar. Muazzam bir iman derinliği sağlar. Düşünme ufkumuzu açar, derin düşünmemiz bu şekilde mümkün olur, inşaAllah.
Bediüzzaman doğru söylüyor. O insan çok acayip hakikaten herkes bir incelesin. Hakikaten bir acayiplik var. Yemin ediyorum acayip bir insan. Kardeşim nasıl bilirsin sen? İnanılır gibi değil. Mucize bu yani. Hayret edilecek şey. Allah Allah. Yetmiş sene sonra olacak olayların hepsini söylüyor. Sene veriyor kardeşim. Mesela yuvarlak bir konuşma da yapmıyor. “Olabilir” demiyor. “Şu tarihte şu olacak, Allah’ın izniyle” diyor. Hakikaten oluyor. Allah Allah. “Mehdi 1980’de İstanbul’da çıkacak” diyor. Net söylüyor. “80, 90, 2000, 2010” diyor. Net açıklamış. “1971’de anarşi başlayacak” diyor. 28 Şubat’ın 1997’de olacağını söylüyor. Net tarih vermiş Kuran’dan. “Müslümanlara baskı olacak” diyor. Hepsini anlatmış. “Mezarımı yıkacaklar” diyor. “Şu tarihte vefat edeceğim ve mezarımı da yıkacaklar. Bulamayacaksınız, mezarımın nerede olduğunu” diyor. “Şu talebem şunu yapacak. Şu talebem tutuklanmayacak” diyor. Tutuklanmıyor. “Şu talebem şuraya gidecek, devlet reisi ile görüşecek, cumhurbaşkanı ile görüşecek” diyor. “Ya ben gariban adamım, nasıl devlet reisi ile ben görüşürüm?” diyor. Vakit, saat geliyor. Adam Cumhurbaşkanı ile görüşüyor mübarek. Kaç tane böyle on, yirmi, otuz, kırk, yüz, yüz elli, bin bütün hayatı böyle yani. Jandarma bileğine kelepçeyi vuruyor. “Oğlum abdest alacağım. Müsaade et de namaz kılayım” diyor. “Yok amca, ne diyorsun? Olacak iş mi bu? olmaz” diyorlar. Bakmışlar Bediüzzaman böyle mendil gibi çıkartmış kelepçeyi, ondan sonra abdestini alıyor. Yine takıyor kelepçeyi gidiyor. Mesela bak şu dediğim doğru. Oradan acayipliği anlayın. Ben hurafeye nasıl gıcığım bilirsiniz. Atan, tutan, sahtekar, yalancı takımına nasıl gıcığım bilirsiniz. Ve mutlaka da yakalarım yani. Mesela şu anlattığım olay, evraklarıyla, belgelerle sabit. Belgeleri elimde. Bediüzzaman hapiste. Hücre hapsinde küçük. Ufacık bir koğuş. Yaklaşık 3,5 m2 falan. Çok küçük demir kapısı, çok küçük penceresi var. “Oğlum bugün Cuma. Ben yaşı başlı insanım, piri faniyim. Camii de hemen bitişikte. Bırakın gidiyim. Cuma namazını kılıyım. Geleyim” diyor. “Tamam amca olur” diyorlar. Yani güya dalga geçiyor. “Ayıp yaptım. İnanır şimdi mübarek adam” diyor. Haşa onların üslubu ile söylüyorum. “Gidip gönlünü alayım. Yalan söylediğimi söyleyeyim. Şimdi inanır” diyor. Bir geliyor içerisi boş. Kapı kilitli, içeriden, dışarıdan her yerden kilitli. Asma kilit, biliyorsunuz hapishane kilidi nasıl şeydir. Sürgü sokuluyor. Kilitleniyor. Bir de asma zincirli kilit asılıyor. Yedi sülalesi gelse adamın çözemezler inşaAllah. Hepsi duruyor, kilitlerin tamamı duruyor. Bakıyor içeriye yok. Koşarak gidiyor camiye bakıyor imamın arkasında Bediüzzaman. Tam tekbir getirirken görüyor, “Allah’u Ekber” diyor. O da onunla beraber namaz kılıyor camide. Şimdi gidip orada tabii namazı yarıp, alıp getiremeyeceği için. İnfial olur. Adam kızar ahali diye ellemiyor. Namazın sonunda kalkıyor secdeden bakıyor, Bediüzzaman yine yok. Koşarak cezaevine gidiyor. Bakıyor içeride duruyor. Şimdi kardeşim bu insan normal mi? Net belgeleri ile, şahitleri ile sabit. Resmi tutanak tutulmuş bu konuda, resmi evrak var. Şahitleri; jandarma, başgardiyan, cezaevi müdürü, herkes şahit. Acayip bir insan. Çok acayip, Hızır tecellisi var üstünde. Onun için iki türlü bakacaksınız. Bir alim yönü vardır, bir de metafizik yönü vardır, acayip bir şey. “Ben Mehdi’ye zemin hazırlamak için geldim” diyor. Kim bilir kim? Kim bilir ne? Nasıl bir alim? Metafizik bir insan. Acayip bir insan. Ben yobazlara biliyorsunuz ateş püskürüyorum. Sahtekarlık yapanlara, yalan söyleyenlere. Sahte kerametler, bilmem anlatıyorlar, havada uçuyor, bilmem ne falan. Sahtekarlık yapıyorlar. Ben hepsini aşağıya alıyorum ilimle, bilimle, akılla. Ama doğru. Bediüzzaman'ın, bir de o kadar az kısmını anlatmışlar ki. Ben anlamıyorum. Talebeleri ile görüşüyorum, en az 50 tane kerametini anlatıyor. Niye yazılı değil, ben bunu anlamıyorum. Çok acayip. Mesela diyor ki o bulunduğu köyde, dağda; “talebemle beraberim” diyor. Bozkır ya bozkır, dağ yani; bozkır, çıplak. Katran ağaçları var böyle tek tük. Ağacın üstündeler, tefekkür ediyor orada. O talebesiyle konuşuyorlar. Kitap yazıyor. Acıkıyorlar, yiyecek yok. İçinden geçiriyor, “nasıl yapacağım, ben bu adamı ne yedireceğim. Kendim ne yiyeceğim acaba?” falan. “Bir de döndüm” diyor Bediüzzaman, koskoca köy ekmeği, pişmiş; taze pişmiş, kocaman, kiloluk ekmekler var ya. “Sıcak” diyor. Şimdi, dağ yani, dağda adam geldiğinde görünmez mi? Şimdi düz ovaya, caddeye çıktığında bir insan bir insanı görmez mi? Ovada göremez misin? Görürsün. Kimse yok. Nerden geldi o ekmek? “Döndüm, duruyordu” diyor. Talebesi de şahit. Yiyorlar o ekmeği. Böyle yüzlerce, binlerce harikası var; çok acayip bir insan. Yemin Billah ediyor, “Allah adına yemin ediyorum” diyor, “ertesi gün olacak bütün olayları rüyamda görüyordum” diyor. “Az bir teville aynısını görüyordum” diyor. “Ufacık detaylara kadar görüyordum” diyor. Muhteşem bir insan. 30 yıl hapiste yatmıştır.
Çarşaflı kardeşlerimize moral ve manevi destek, benim asıl amacım bu. Onların ezilmesine, hakaret görmesine, baskılara karşı sizin gibi güzel örnekleri gösterip o kapıyı kapatıyoruz. Başörtülü kardeşlerimizi de öyle, inşaAllah. Onu tekrar tekrar söylüyorum.
-VTR- Cübbeli Ahmet Ahir zamanı ve Mehdiyeti Anlatıyor
ADNAN OKTAR: “Esselamu Aleykum. Hocam, bir insan özüne men mezhepsizim, men Müselmanım diyebeler mi? Böyle diyende mezhepperestler insana selef ediyor. Ben de Hz. Ali (r.a), diğer üç halifeden Hz. Ebubekir (r.a), Hz. Ömer (r.a), Hz. Osman (r.a)’ı da çok seviyorum.” “Doğru ederim mi?” diyor herhalde, “düz ederim mi?” diyor. “Hocam, bir vey de soruşmak istiyrem. Kebirlerin yanında namaz, rüku ve secdesi, namaz çıkmaz zahreti ile kılmak olar mı? Said Abdullayev.” Bu Azerbaycan dili ne şeker, üslup ne şahane. “Men özde mezhepsizim, men Müselmanam” diyebilir mi?” Bu zamanda mezhepsizlik tehlikeli olur, yani nasıl yapacak? Mecbur mezhebe şu an. Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar mezhebe mecbur. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi; Hz. Eba Bekr (r.a), Hz. Ömer (r.a), Hz. Osman (r.a), her biri birbirinden tatlı, her biri birbirinden şeker, her biri birbirinden mübarek. Hz. Ali (r.a) benim dedem. O benim canım. Ama böyle şeylere girmeyin, yapmayın bunu. Peygamberimiz (s.a.v) ne dediyse o şekilde. Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “en üstün Hz. Eba Bekr (r.a)’dir” diyor. Tamam, öyle bilin; yani onun dışında yakışık almaz. “Peygamber (s.a.v) öyle diyor ama ben başka türlü diyorum” değil. Ne güzel, onların hepsi birbirinden tatlı. Hz. Ömer (r.a) çok yaman, çok muhteşem bir insandı. Allah rahmet eylesin. Hz. Osman (r.a), Zinnureyn değil mi? “Çift nurlu” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Çok tatlı insanlar. Böyle sözlerle Müslümanların içinde fitne çıkarıyorlar. Bölünme için bir fitne sebebi de budur. Ne alaka? Cennete gittiğinde hepsine sarılacaksınız. “Ben seni daha çok seviyorum, şunu daha çok sevdim…” Onu Allah’a bırakın, yapmayın böyle şeyleri. Bunları fitne ve bölünme sebebi yapmayın. Yazık yani. Şimdi Hz. Ebu Bekir (r.a)’ı görsen, ayaklarına kapanırsın. Acayip seversin. Şimdi niye onları rencide edecek sözler ediyorsun? Hz. Ali (r.a) zaten böyle bir şey duysa tedirgin olur. Beni daha çok seviyormuş diye sevinmez ki. Onları daha çok sevmeni ister Hz. Ali (r.a); öyle samimi, öyle tatlı bir insan. Onların arasında bir rekabet yok ki, siz rekabet meydana getiriyorsunuz. Onların arasında düşmanlık yok ki, siz düşmanlık getiriyorsunuz. Ne yarış var aralarında, ne düşmanlık var; hepsi birbirini seviyor. Siz de birbirinizi sevin, sahabeleri sevin, Resulullah (s.a.v)’ın dediğine kanaat getirin, bitsin konu. Öyle olmaz, inşaAllah.
Ali Çakır, “Hocam öncelikle merhaba, nasılsınız?” Öncelikle selam, sonra kelam. “Elhamdülillah ala külli hal. Öncelikle; sohbetleriniz hoşuma gidiyor bazen ama konuklara yaptığınız iltifatlar bende kuşku uyandırıyor. Ne amaçla olduğunu anlamıyorum, şifre konuşuyorsunuz sanki ya da ben yanlış anlıyorum. Mesela ben bir yobaz mıyım?” Ben seni tanımam, bilmem, Ali ne yapıyorsun? “Hocam bazı hocaların konuşmaları Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyor, mesela siz Hz. Mehdi (a.s ) olabilir misiniz?” Ben de sana diyeceğim, Hz. Mehdi (a.s) olabilir misin? İnşaAllah sen ol Hz. Mehdi (a.s). Allah sana nasip etsin. “Hocam lütfen yanıt verin, saygılarımla.” Ali, Çakır Ali, kadınlara sevgi, bak televizyon programlarını aç, bir kısmında bunu göreceksin; ya dalga geçerler, ya alay ederler, ya züppelik yaparlar, ya çakallık yaparlar. Kadınlar buz gibi soğuk üslupla lafın altında kalmazlar, laf kavgası var. Sürekli edişiyorlar, birbirlerine laf sokuyorlar. Kadını mahcup etmeye çalışıyorlar. Tabii o da lafın altında kalmıyor oda onu mahcup edecek bir laf ediyor. Dünya güzeli oluyor, tek kelime güzelliğinden bahsetmiyorlar, etse bile alaycı bir üslupla yapıyorlar. Yani bu hayat mı? Doğrusu bu mu? Ben tutku insanıyım, sevgi insanıyım. Ben size gerçek sevgiyi gösteriyorum, tutkuyu gösteriyorum; gerçek hayat böyledir, gerçek sevgi böyledir. O yapılanlar entel dantel, internetçi muhabbeti falan; yeni ultra modern dünyaya güya girdiklerini düşünen, aslından, özünden kopmuş bir sistem. Hepsini tenzih ederim, bayağı bir kısmında var. Çok özür dilerim ama biraz züppe ve biraz da özenti bir kişilik gösteriyorlar. Doğal insan olmak lazım, doğal sevgi göstermek lazım. Mesela bakıyorum kanallarda acayip güzel kadınlar çıkıyor, göz teması bile yok, muhatap dahi olmuyor. Sanki taş var orda. Bu çok samimiyetsiz geliyor bana.
Şimdi isim isim vermeyim de, o kadar gergin bir ortam ki; bin bir türlü züppeliğin, bin bir türlü rezilliğin, bin bir türlü ukalalığın, bin bir türlü çakallığın, laf cambazlığının, gergin ortamın hakim olduğu sevgisiz, soğuk, münasebetsiz bir ortam oluyor birçok yerde. Kemik kafalı herifler, kaşar kadınlar, böyle kart kaşar bir karakter. Ne kadar soğuk ve korkunç bir dünya, ne kadar pis bir dünya. İbretle izliyorum, acayip bir tiksintiyle izliyorum. Erkek gibi konuşan kadınlar; böyle çakal, kabadayı bir üslup. Birbirilerini rezil ediyorlar, acayip aşağılayan üsluplar kullanıyorlar. Bir de hayasız, mesela utanmıyor; ben kıpkırmızı olurum, biri bana öyle bir şey söylese. Utanmıyor, hayret. Aynı şekilde devam ediyor hiçbir şey olmamış gibi; yani çok acayip bir dünya. Ben bu dünyadan nefret ediyorum, böyle bir hayat kabul etmiyorum ben. Normal hayat budur. Güzel bir varlık vardır, onu översin, sevgi duyarsın, şefkat duyarsın, acırsın, korumak istersin, iyilik yaparsın, affedersin. Bir kadını mahcup etmek ne demek? Korkunç rezillik. Laf cambazlığı yapmak ne demek, değil mi? Dünya tatlısı kadınlar, insan onlara nasıl kıyar?
“Hocam, yani daha birkaç gündür sizi takip ediyorum, sizin kanala bağımlıyım artık. Sohbetleriniz hoşuma gidiyor. Saygılar. Lütfen mesajlarımı okuyun artık.” Tamam, emredersiniz; okuruz, inşaAllah.
“Muhterem Adnan Oktar Hocam ve kıymetli talebelerine, mübarek Kurban Bayramı’nı candan tebrik eder, Cenab-ı Allah’tan hayırlara vesile kılıp, sağlık ve huzurlu bir hayatı her iki cihanda cümlemize nasip etmesini niyaz ederim.” MaşaAllah. Allah razı olsun. “Rabbimiz dünya Müslüman kardeşlerime, dünya liderliğini Osmanlı da olduğu gibi yeniden nasip etsin, inşaAllah.” MaşaAllah, ne güzel dua.
“Muhterem Hocam, çok güzel görünüyorsunuz, maşaAllah. Birbirinden güzel talebelerinizin de size olan sevgilerini kıskanıyoruz.” Gıpta ediyoruz diyeceksin. Gıpta ediyorsunuz. “Doğrusu çok sevgi dolusunuz, evlerimizde sevginin artmasına sebep oluyorsunuz, maşaAllah. Hürmetlerimle, Muhammet Nasuhi Cil.” Evet, doğru; sevgiyi samimi olarak yaşıyoruz. Bizim milletimiz bu tarz sevgiyi bilir; biz züppeliği bilmeyiz millet olarak, çakallığı bilmeyiz. Bize öğretmeye çalışıyorlar ama o internet züppeliğini, o entel çakallığını bizim milletimiz bilmez. Bu tarz sevgi bizim milletimizin ruhunda olandır. Allah’tan kaynaklanan Allah için olan sevgi vardır. Dürüstlük vardır, samimiyet vardır, çocuksu tatlılık vardır, şefkat vardır, merhamet vardır, yardımseverlik vardır.
“Sayın Adnan Hocam, ellerinizden öpüyorum.” Ben de sizin ellerinizden öpüyorum. “İskender Evrenesoğlu adlı kişi Peygamber olduğunu iddia ediyor. Onun hakkında bilgi verirseniz ekranlardan, çok iyi olur.” Garibim… Allah aşkına, birkaç yüz kişi var etrafında, zavallı; dinsiz mi olsa sevineceksiniz. Dindar, Allah’tan korkuyor; olmuş işte, bir hal olmuş üstüne. Olabiliyor bazen, yaşı ilerlemiş. Yani cezbe haline gelmiş demek ki, tarikatlarda olur bazen, o cezbede şuuru gider, yani bir şey olur. Müspet yönlerine bakın, ben bakıyorum mesela; Kuran’la ilgili bir yer hazırlamışlar, herkes Kuran ayetlerini nasıl yorumluyor, o kısmına bakın. Boşver elin garibini, Allah aşkına işin gücün yok mu yani? Yazık, bırakın kendi haline, ne yapıyorsa yapsın. Yanlış yolda, işte anlatıyoruz. Olabilir öyle vakalar. Ben dinsizleri bırakıp, imansızları bırakıp, Darwinistleri bırakıp elin garibiyle mi uğraşayım, değil mi?
Nazım kardeşimiz bayramımızı tebrik ediyor. Rüstem Muhammedov, “Hocam, ben Azerbaycan’dan yazıyorum” diyor. Rüstem, şimdi geçmişi kurcalarsak hiç kimseyle dost olamayız. Ruslar az mı katliam yaptı? Şeyh Şamil’in talebelerinin hepsini katlettiler. 93 Harbi’nde acayip olaylar oldu, Osmanlı-Rus savaşlarında. Yunanistan’la savaştık. Araplarla oldu savaş, kendi kardeşimiz. Daha da derine gidersen İran’la da oldu savaşımız. Kardeşim, o kafayla gidersen kimseyle dost olamayız ki. Mecburen affedip, unutup devam edeceğiz. Doğrusu budur, yani Müslümanlıkta usul budur.
Adem Şimşek; “Sizin ve arkadaşlarınızın Kurban Bayramı’nı tebrik ediyoruz. Canımız ciğerimiz Hocam, Azerbaycan’dan sizi çok büyük coşkuyla izliyoruz, sizi çok seviyoruz. Allah bizi sizin talebeniz eylesin, umarım gönderdiğim resim size ulaştı.” İyi, maşaAllah. Genellikle bayram tebrikleri çok fazla. Hep İttihad-ı İslam’ı isteyen dualar var.
“Hocam, çok güzel şeyler anlatıyorsunuz. Allah güç kuvvet versin. Sabaha kadar sizi dinlerim.” Selam verip almadığımız kardeşlerimizin hepsine Aleykum Selam diyorum. Hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam. Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın bir yazısı var. Hocam, siz günlerdir Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamız’ın icazetli gerçek bir alim ve şeyh olduğunu belirterek, üstün ahlaklı özelliklerini, güçlü imanını, Müslümanlara yönelik isabetli görüşleri ve tavsiyelerini anlatıyorsunuz. Bugün de Mehmet Şevket Eygi Hocamız, ‘Hangi alimlere ve fakihlere tabi olmalı’ başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında; sahih, icazeti olan, ümmet şuuru bulunan, halkı müjdeleyen uyaran, dünyadan beklentisi olmayan yüksek imanlı alimlere tabi olunmasını belirtmiş. “Görme kabiliyeti olanlar, bu insanlardaki nur hallerini görürler” demiş. Gurur ve kibir küpü, deccaliyete hizmet eden yağcı, cemaatine önem vermeyen dünyaya meftun hocalardan bucak bucak kaçmak gerektiğini söylemiş Hocam.
Allah Allah! Bir yerde şimdi Şeyh Nazım Hocamızı çok güzel övmüş, maşaAllah. Şimdi madem dünya güzeli sultanımız Şeyh Nazım Hocamız’dan bahsedildi, o güzel yüzünü bayramda bir daha görelim. Hem ellerinden de öpmüş olalım. Hocamız’ın bayramını tebrik ediyoruz. Allah uzun ömür versin, Allah nice bayramlara ulaştırsın Hocamız’ı. Allah bizlere bağışlasın, Allah nurunu artırsın, sağlık-sıhhat versin, başımızdan eksik etmesin. Dünya tatlısı Hocamız’ı, dinleyelim.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrısi Hzretleri Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Şimdi alim Hocamız’dan bir şey dinleyelim.
CEYLAN HANIM: Estağfirullah Hocam. Hocam eğer uygun görürseniz ben bugün fotonlardan bahsetmek istiyorum, çok ilginç özellikleri var. Hocam, fotonların durağan kütleleri sıfır, yani hareket halinde değilken sıfır kütleleri var, kütleleri yok. Fakat parçacık olarak etkileşime giriyorlar. O yüzden çok ilginç Hocam. Ama dalga olarak yayılıyorlar. Kuantum fiziğinde o yüzden fotonların parçacık mı, dalga mı olduğuna karar veremiyorlar. Hem parçacık hem dalga özellikleri ön plana çıkıyor. Bir de Hocam, kütleleri sıfır durağanken. Fakat kütle çekim kuvvetinden etkileniyorlar. MaşaAllah. Hocam bir de elektromanyetik güç, artı ve eksinin birbirini çekmesi dediğimiz kuvvet, aslında fotonları takas ederek gerçekleşiyor. Arada bu takas edilen fotonların bir kütlesi yok. O yüzden Türkçede hayali fotonlar deniyor bunlara. Artı olan bölümden fotonlar yayınlanıyor, eksiden soğuruluyor Hocam. Elektromanyetik çekim bu şekilde ortaya çıkıyor çek. Bir de Hocam, atomların küçüklüğünü de bu arada anlatmak istiyorum, inşaAllah. Atomun, bizim madde dediğimiz, madde olarak bildiğimiz kısmı çekirdeği. Elektron çok çok küçük, yani o kadar küçük ki; atomun boyutunu dünya boyutuna getirsek, elektron bir elma kadar oluyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu durumda madde görülür mü? Tabii ki görülmez, saydam olmak mecburiyetinde; yani teknik olarak saydam olmak durumunda. Gözümüz saydam görmüyor, blok olarak görüyor. Normalde saydam madde.
CEYLAN HANIM: Zaten Hocam, renk dediğimiz kavram da fotonların titreşim farklıları sadece, frekans farklılıkları.
ADNAN OKTAR: Beynimizin algısı yani, beyin böyle algılıyor.
CEYLAN HANIM: Zaten parçacık fiziğindeki bütün herkesin kabul ettiği bir gerçek var. Atom altı dünyada renk diye bir şey yok Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne renk, ne ışık.
CEYLAN HANIM: Ne renk, ne ışık, hiçbiri yok Hocam. Hocam atomun büyüklüğü ile ilgili bir örnek daha verebilirim uygun görürseniz. Atomu kiraz kadar büyüttüğümüzde yine de çekirdeğini göremiyorsunuz. Elektron ile çekirdek o kadar uzak ki birbirine ve çekirdek o kadar küçük ki, çekirdeği yine de gözle göremiyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii yani verdiğin örneğe göre zaten imkansız. O yüzden saydam görünüyor zaten. MaşaAllah.
DİLEM HANIM: Hocam MHP’li Balıkesir Belediye Başkanı Tuncay Kılıç, bugün dünyada Katoliklerin, Musevilerin, Ortodoksların tümünün bir lideri olduğunu, ancak lideri olmayan tek dinin İslam dini olduğunu söylemiş. Savaşların sadece İslam ülkelerinde olmasının sebebini bu duruma bağlamış. Bir baş ve lider seçmeliyiz artık. “Neden bu konu konuşulmuyor bu ülkede, anlamıyorum” yorumunu yapmış. “Cumhuriyet ve Atatürk ilkeleri tabii kalmalı ama başımızda bir lider olmalı” diye eklemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah! MHP’nin aslanını görüyor musun? MHP’li koçyiğidi görüyor musun? Tabii, mutlaka Müslümanların da bir lideri olacak. Bu lider de Muhammed Mehdi (a.s)’dır, inşaAllah. Allah’ın izni ile o günleri göreceğiz. Allah ona söyletiyor bu güzel konuşmayı. Tabii ki Müslümanların bir manevi lideri olacak. Lidersiz topluluk olur mu? Karıncaların bile lideri oluyor, arıların bile lideri oluyor değil mi? Lidersiz toplum olmaz, inşaAllah. Evet, başka ne var?
DİLEM HANIM: Hocam, Ruşen Çakır Erbakan Hocamızla ilgili bahsetmiş. Ruşen Çakır, Erbakan Hocamızla birlikte Kaddafi’yi ziyarete giden gazetecilerden biriymiş. Yazısında o gün Kaddafi’nin, Erbakan Hocamıza karşı üstten ve kibirli bir tavrı olduğunu, ancak yıllar sonra Kaddafi’nin ölüm şekli ile Erbakan Hocamız’ın cenazesi arasındaki farka bakmak gerektiğini yazmış. Hocamız’ın kendisine yapılan bütün zulme, mağduriyete ve onca engellemelere ve tahrike rağmen hiçbir zaman meşru yollar dışına çıkmadığını söylemiş, Kaddafi’nin ölümü ile Erbakan Hocamız’ın cenazesi arasındaki devasa farkın demokrasi ve otoriterlik arasındaki farkı gözler önüne serdiğini ifade etmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi demokrasi ile onun alakası yok. Allah’ın intikamı. Allah intikam sahibidir. Veli kuluna Allah güzel bir son veriyor, zalim kulunu da rezil rüsva ediyor. Olay bu. Zalimse yine aynı zalimliği yapabilirdi; demokrasi içerisinde de anormallik, zulüm yapanlar var. Demokrasi içerisinde zulüm yapmayan diye bir konu yok ki. Demokratik sistemde; Avrupa’da da var, birçok yerde, Türkiye’de de var; zulüm yapan oluyor demokrasi içerisinde. O Allah’ın intikamı açısından değerlendirilmesi gerekir. Buyurun, devam et.
DİLEM HANIM: Dün Almanya’nın Tübingen şehrinde Öztürk ve Osman kardeşlerimiz ‘Evrim Teorisinin Çöküşü ve Yaratılış Gerçeği’ konulu konferans verdiler Hocam.
Konferansta Almanlar çoğunluktaymış. Profesörler katılmış. Öztürk ve Osman kardeşlerimiz konferanstan sonra profesörlerin sorularını yanıtlamışlar.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah! Genç Osman, “Allah Allah der gider Genç Osman.” MaşaAllah. Helal olsun Osman’a. Her yerde mücahitler inim inim inletiyor ortalığı. MaşaAllah, çok güzel olmuş. Allah ilimlerine bereket versin. Tesirini halk etsin, inşaAllah. MaşaAllah, çok güzel olmuş. Her yerdeyiz, maşaAllah. Dünyanın her yerinde, inşaAllah. Yer gök inliyor, maşaAllah.
Ne yapalım? İki tane iman hakikati seyredelim, biraz bilgimiz artsın.
-VTR – İman Hakikatleri
ADNAN OKTAR: Detaycılığıyla milletin hiç ilgilenmeyin. Hiç önemli değil. Öze girmek çok önemli. Mesela diyor ki; “Hz. Hasan (r.a) ile Hz. Hüseyin (r.a)’ın olayında şu konudan dolayı şu niye şöyle oldu?” Şimdi ahirette sana bunu mu soracaklar, değil mi? “Allah’a inanıyor musun? Kitaba inanıyor musun? Helallere haramlara dikkat ettin mi? İbadetlerini yaptın mı? İmanın güçlü müydü?” Ne alaka? Hz. Osman (r.a)’la Hz. Ebubekir (r.a)’ın, Hz. Ali (r.a)’ın arasında ayrım yapmaya çalışıyorlar. Bunlar çok gereksiz. Peygamberimiz (s.a.v) nasıl değerlendirdiyse en güzel olan açıklama budur. Onun dışındakilere gerek yok, inşaAllah.
DİDEM HANIM: Allah Kuran’da detaycılıktan dolayı neredeyse Allah’ın hükmünü uygulamayacaklarından bahsediyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela gidiyorlar, elin garibiyle uğraşıyorlar. Neydi? İskender Evrenesoğlu. Bırakın elin garibini. Dünyada birçok öyle insan var. Sorun o mu? Farz edelim, Allah vermesin o adam vefat etti gitti; İslam hakim mi olmuş oluyor? Ne kazanacaksın, ne olur? Tamam, anormal yönleri var, yanlış yönleri var ama ‘La ilahe illAllah Muhammeden Resullullah’ diyor. Peygamberlik iddia ediyor, Allah’la onun arasında artık. Belki de günaha da girmiyor, çünkü cezbe halinde, kendinde de değil. Ona inanan sorumlu olur. İnanmadıktan sonra niye sorumlu olasın, hiçbir şey olmaz, inşaAllah.
Ben ne zaman İslam alimi olduğumu yazdım? “Hocam, İslam alimi olduğunuzu söylüyorsunuz” diyor. Ben talebeyim, nereden çıkartınız İslam alimi olduğumu? Ben hiç alimim dedim mi?
DİDEM HANIM: Estağfirullah. Alimsiniz ama siz hiç söylemediniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Müslümanları dünyadan kazımak için şeytan ince bir plan yaptı. Bu planı cayır cayır uyguluyordu. İşte planın bölümleri şöyle; ilk bölümünde kadınları insan yerine koymamak. Bu nedir? Müslümanların yüzde ellisini İslam karşıtı haline getirmek. İşte; “Kadın Kuran’a el süremez.” Neden? “Şundan şundan dolayı el süremez.” “Camiye giremez,” “insanların yanına çıkamaz,” “televizyona çıkamaz,” “konuşamaz.” “Ölsün” diyor yani, “yok olsun” demek istiyor. Sonra? Öyle ibadetler anlatıyorlar ki o ibadetleri kendileri yapacak durumları yok. Onların anlattığına göre bir insan evinden çıkmasa dahi, akşama kadar evinde dursa bile o ibadetleri yapamaz. Öyle bir abdest tarif ediyor ki o abdesti kendisi de alamaz. Zelletül Kari’ye ait meseleler var. Kendi uygulamaya kalksa hiçbir şekilde namaz kılamaz bir insan. İnsanları detaylar içerisinde boğup İslam’dan uzaklaştırma yönünde şeytani bir plan uygulamışlar, bu planı da cayır cayır işletiyorlardı. Biz bu oyunu bozduk. Açık hanımları din dışı tuttular, onları düşman ilan ettiler. Açık hanımlara karşı adeta böyle bir haçlı savaşı açtılar, nefret politikası izlediler. Pis pis onlara bakmalar, kendilerince onlara karşı saygısız üslup kullanmalar falan; onları İslam dışı, Müslümanlık dışı görmeler… Sakalını tıraş eden adamı da fasık ilan ettiler. Onları da bir kalemde bir kenara ittiler. Adama yüzene bakıp; “sakalını kesen fasıktır” diyor, “ne güzel konuşuyorsun Hocam, maşaAllah” diyor. Sana ‘fasık’ diyor adam, hakaret ediyor sana, haberin yok. Bir de onu destekliyor havasında. Ne konuştuklarından haberi yok yani. Müslümanlık herkesi kuşatan bir din, herkesi saran bir din. Dinin özüne önem verilmesi gerekir. Allah’ın birliği. Hz. Muhammed (s.a.v)’in Peygamber olduğu, cennete-cehenneme inanmak, ölümden sonraki hayata inanmak, adalete inanmak, Allah’ın kitaplarına, meleklerine, Peygamberlerine inanmak. Çok az haram var. O haramlara titiz olmak gerek. Çok az haram var. Onun dışında helallere uçsuz bucaksız bir açıklık var. Adamlar, gerici takımı o kadar çok haram meydana getiriyor ki, o durumda zaten insanın ne yaşaması mümkün, ne gülmesi, ne konuşması, ne hayata bakışı mümkün. “Kafası kapalı olmayanların arkasında namaz kılınmaz, sakalını kesenin arkasında namaz kılınmaz, kravat takanın arkasında namaz kılınmaz… Bu nedir? Gülmek yasak, masada yemek yiyemezsin, çatal kaşık kullanamazsın… Ne konuştuklarından haberi yok bunların. Çok acayip bir İslam anlayışı. İslam’ın kucaklayıcı yönünü, bütün milletimizin kucaklayıcı yönünü anlatıyoruz. Anlatmaya da devam edeceğiz. Yobaz takımı ile ilgili de bir kitap hazırlıyorum. Onların ruh halini, psikolojilerini, İslam’ı nasıl etkisiz hale getirdiler. “Yobazın Din Tahribatı” diye bir kitap hazırlıyorum. Taassuba karşı akılcı bir tavır içerisindeyiz. Amerika Müslüman olacak, Avrupa Müslüman olacak, Avrupa sosyetesi hepsi Müslüman olacaklar. Öyle yobaz kafasıyla Müslüman olmazlar. Amerika’nın tamamı; George Bush, şu, bu falan herkes Müslüman olacak. Modern Müslümanlık anlayışı hakim olacak. Bütün masonluk tamamı İslam’a teslim olacak, Kuran’a teslim olacak. Yobazlık olarak değil. Mehdiyet’in ruhunda modernlik vardır. Zaten Mehdiyet’e yapılan karşı atağı Resulullah (s.a.v) anlatırken bu gerekçeyle saldıracaklarını belirtiyor. Yobazlar niye yobaz değil diye Hz. Mehdi (a.s)’a saldıracak. Biz de Hz. Mehdi (a.s) talebesi olduğumuz için bizde de bu tecelli olur.
Müslüman cazibeli olur. Erkek olsun, kadın olsun cazibeli olur. Yani zaten normal sağlıklı bir insanın, iyi bir insanın, kaliteli bir Müslüman’ın doğal vasfıdır bu. Bütün Peygamberler cazibeliydiler. Takva olan Müslüman hanımların hepsi cazibeli olur, hepsi güzel olur. Makyaj yapsın yapmasın, ne yaparsa yapsın cazibeli olur, güzel olurlar. Erkekler de Müslüman erkeklerin hepsi, kadınlara cazibeli gelir. Allah öyle yaratır. Mesela; Hz. Musa (a.s.) çok cazibeliydi. Resulullah (s.a.v.) cazibeliydi. Cezbediyordu. Çok etkileniyorlardı. Hz. Süleyman (a.s.) çok cazibeliydi. Allah onlarda öyle özel etki meydana getirdi. Şimdi hep kadınların cazibesi üstünde duruyorlar. Erkek de cazibeli olur. Kadın eğer isterse erkeğe o gözle bakabilir. Çok etkilenebilir isterse. O tamamen niyete bağlı, kalbe bağlı. Niyetini eğer düzgün tutarsa düzgün kalır. Düzgün tutmuyorsa, bozarsa bozar niyetini. Olur mu öyle şey? Müslümanlıkta Hac’da kadınlar erkekler hep birlikte hac ediyorlar. Müslümanlar orada niyetini bozuyor mu? Bozmuyorlar. Sırt sırta, omuz omuza, yan yana sürekli birbirlerine sürtünerek hac ediyorlar. Sırt sırtalar, çok yakın temas halindeler binlerce kadın, binlerce erkek. Hiç kimsenin aklına öyle bir şey gelmez. Gelen olur ama çok nadir. Niyetle ilgilidir.
Toplumun Allah korkusuyla yetiştirilmesi lazım. Helali, haramı bildiğinde hiçbir sorun çıkmaz. Hacda nasıl sorun çıkmıyor? Müslüman’da da o şekilde hiçbir sorun çıkmaz aklı başında olursa. Aklı başında olmazsa, Allah’tan korkmazsa sorun her yerde oluyor. Bak kendi kızına karşı bile ahlaksızlık yapabiliyor adam. Değil ki başkasının karısına kızına, inşaAllah. Allah korkusu kalpte güçlü olduğunda tamamdır.
ADNAN OKTAR: Nur Suresi, 35, şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah, göklerin ve yerin nurudur.” Ebcedi 1959 tarihi veriyor. Mehdiyet’e başlangıcı, yani ilk münafık sistemin yıkılmaya başladığı tarihler. “O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. ” Özellikle Risale-i Nur’a bakan bir ayettir. Bediüzzaman’ın devrine bakıyor. 2037, dünya hakimiyeti devrini de veriyor. “Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir.” 1980, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihini veriyor. “Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse,” hangi şahsı dilerse, “onu Kendi nuruna yöneltip-iletir.” Tam 1980 tarihi veriyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur tarihini veriyor. “Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir. (Bu nur,) Allah'ın, onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler.” Nur talebelerinin evlerine de işaret ediyor aynı zamanda, aynı zamanda Süleymanlı kardeşlerimizin, aynı zamanda Türk Milleti’nin tamamının evlerine. Çünkü her evde Allah anılıyor, her evde namaz kılınıyor Türkiye’de, maşaAllah ve bütün İslam aleminde, inşaAllah. “(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz.'” Ne çekler, ne senetler, ne ticaret, “ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten,” sürekli “Allah” diyor. Dosdoğru namazı kılıyor, “işimden gücümden dolayı namaz kılamıyorum” demiyor. Namazlarını kılıyor. Ve zekatı veriyor. Bol bol Müslümanlara para dağıtıyor. “…tutkuya kaptırıp alıkoymaz.” Şimdi ahir zaman insanı nasıl? Tutkuyla mala, paraya, insanlara sahip çıkmaya çalışıyorlar. Böyle olmaz diyor Cenab-ı Allah. Biz Allah’a, imana, dine tutkuyla bağlı olacağız, inşaAllah. “Andolsun Biz, açıklayıcı ayetler indirdik. Allah, dilediğini doğru yola yöneltip-iletir.” 2044 tarihini veriyor, yine dünya hakimiyetinin tarihi. Nur Suresi’nde ebcedler muazzam, inşaAllah.
“İnkar edenler ise; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir.”
Bir başkasının karısına, kızına şehvetle bakan, helale-harama dikkat etmeyen adam Allah’tan korkmuyorsa kendi kızına da aynı şekilde bakar. Çünkü aynısıdır. Orada Allah’tan korkmayan adam korkar mı? Bakıyorsun aynı şekilde kendi kızına tecavüz etmeye kalkıyor. Aynı ahlaksızlık. Yani sokaktaki bir genç kız ile kendi kızı arasında bir fark görmez. Çünkü orada Allah’tan korkmuyor mu? Korkmuyor. Orada niye Allah’tan korksun? Orda da Allah’tan korkmuyor. Genelinde de böyle oluyor, çoğunda. Çok nadir vakalar aksi olur, inşaAllah. Onun için bu ensest vakası bu kadar yaygın. Gizli bir beladır.
DİLEM HANIM: Şimon Peres ile ilgili bir haber var. Şimon Peres İsrail televizyonlarında dünya liderlerinin İran’a tanıdığı sürenin daraldığını belirten bir açıklama yapmış. Artık Tahran konusunda diplomatik çabalar yerine askeri harekat yapmanın daha olası olduğunu belirtmiş. Üst düzey bir Amerikalı askeri yetkili ise İran’ın şu an kendileri için El Kaide’den daha tehlikeli olduğunu ve Amerika için en büyük tehdidin şu anda İran olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Hadi canım oradan. Amerika için değil, bölge ülkeleri için tehdit. Amerika için nasıl tehdit olsun İran? Uzun menzilli füzeye sahip değil, askeri gücü bölge ülkeler için tehlikeli. İsrail için tehlikeli olabilir. Bilmiyorum, “Hz. Mehdi (a.s) emretti, biz yaptık” derlerse Türkiye için tehlikeli olabilir, Suudi Arabistan için tehlikeli olabilir, Kuveyt için tehlikeli olabilir. Olabilir oğlu olabilir. Yani o tarz olabilir. Bakın İran benim bu sözümü tutmakla mükellef. Şimdi ben bu konuşmaları yaptıktan sonra Amerika bu üsluba başladı. Yoksa Amerika bu üslubunu geri çekmişti. Ben ikna ettim Amerikalıları. Konuştum. Uzmanlar da sordu, Amerikalı uzmanlar, hükümetin danışmanlarından birçok kişi sordu; “İran tehlikesi hakkında ne diyorsun?” dediler. Ben bir tehlike arz etmez dedim. Çünkü Müslüman atom bombası kullanmaz. Ama şimdi düşünüyorum, bu adamlar ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) duvarda zuhur edecek, ediyor, görüyorum. “Yüzünü görüyorum, sesi geliyor kulağıma geliyor” diyor. “Işık olarak görüyorum, bedeni de cisim olarak beliriyor, görüyorum” diyor. “Hatta elbise istedik. Bize battaniye, elbise, ayakkabı hepsini ayarlıyor, getiriyor Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Şimdi kardeşim çok özür dilerim bu psikopatlık bu, deli olmak lazım. Yarın bir gün birisi çıkarsa İran genelkurmayından bir adam, kumanda heyeti diyor ki; “bana göründü, bak duvarda Hz. Mehdi (a.s).” Ne diyor sana Hz. Mehdi (a.s)? “Türkiye’yi yerle bir et. İsrail’i yerle bir et” dedi. Ne yapsın? Ne yapması gerekiyor? Hz. Mehdi (a.s) emrediyor, vacip yapması. Ne yapacak? İnancına göre, Şii inancına göre vacip, mutlaka yapması lazım. Ya Hz. Mehdi (a.s)’ı dinlemeyen adam olacak, ya Hz. Mehdi (a.s)’ın emrini yerine getirecek. Ne yapması gerekiyor? Şimdi benim bu konuşmalarımdan sonra Amerika pimpiriklendi, tedirgin oldular. Ondan sonra bu konuşmaları yapmaya başladılar. Ben Müslüman olarak söylüyorum; Resulullah (s.a.v), böyle mağarada kaybolan, hayalet bir Mehdi’den, duvarlarda görülen bir Mehdi’den bahsetmiyor. Televizyonlarda Hz. Mehdi (a.s) görünecektir. Buna işaret etmiştir Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Herkesin evinde Hz. Mehdi (a.s) görülecek” diyor. Bu nedir? Televizyon işte. “Yattığınız yerden seyredeceksiniz.” Sen Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde yatabilir misin yan gelip? Belli ki televizyondan seyredeceksin. Çünkü “geceleri” diyor, ‘gece’ ne demek? Gece sohbetlerinde, gündüz sohbetlerinde Hz. Mehdi (a.s)’ı seyredeceksin, radyolardan duyacaksın, bu.
Doğru itikat ederlerse Allah beladan kurtarır İran’ı. Yoksa İran parçalanıp bölünür ben söyleyeyim.Hem üç ülke birden saldırır. Hayati merkezlerini vururlar. Çok feci bir iç savaş meydana gelir. Parçalanır, bölünür İran. Yani iki, üç parçaya birden bölünür. Ama Resullullah (s.a.v.)’ın dediğini tam dinlerlerse, Allah’a güvenirlerse, çünkü Allah’a güvenen bir üslupları yok, buraya geliyorlar, görüyorsunuz. “Amerika ne der?” Amerika demez bir şey. Ne diyecek? Demez diyorum. Daha hala “Amerika ne der?” diyor. Sen İttihad-ı İslam’ı istedin de, Amerika red mi etti? Amerika’nın bir şey dediği yok. Amerika kan dökmeyen, sevgiyi savunan, şefkati savunan bir İslamiyet anlayışına canı gönülden bağlı ve muhabbetle bağlı. Derinden de istiyorlar. İsrail de istiyor. Ama sen dersen ki “duvarda Hz. Mehdi (a.s.) göründü” buna herkes tedirgin olur kardeşim. Türkiye bile tedirgin oldu. “Malatya’da” dediler, “üssü kabul ediyoruz, radar üssü yapılmasını kabul ediyoruz” dediler, Malatya’da. Bu niye bu? Kime karşı? İran’a karşı. Başka bir sebebi yok. Çok bilmişler kardeşim. Yani Nuh diyorlar, Peygamber demiyorlar. Hepiniz biliyorsunuz kardeşim, bin küsur sene mağaranın içerisinde, hayalet olarak Hz. Mehdi (a.s.) kalır mı? Diyor ki “zaten Hz. Mehdi (a.s.)’in gelmesine gerek yok ki, zaten görüntüsü geliyor” diyor. Hz. Mehdi (a.s.) niye çıksın ki bu durumda? “Işığını gördüm” diyorsun. Tamam, zaten gelmiş. O zaman sana ışık söyleyecek, sen de bombalayacaksın, öyle mi? “Duvarda gördüm görüntüsünü” diyeceksin, “sel gibi kan akıtacağız” diyor. Kardeşim bu, delilik bu. Hz. Mehdi (a.s.) kan akıtmaz. Uyuyan kişiyi uyandırmaz. Resullullah (s.a.v.)’in hadislerini görmüyor musunuz? İran’ın bu sözümü ciddiye alması lazım. Ben Saddam’ı uyardım, dinlemedi, felaket geldi. O sığırı uyardım, Libya’daki o deliyi, o da sözümü dinlemedi, feci şekilde katledildi. Bak şimdi İran da eğer Resullullah (s.a.v.)’in dediğine uyarsa, Kuran’a uyarsa İran dünyanın en iyi ülkelerinden birisi olur. İttihad-ı İslam da olur. Çok rahat ve güzel bir hayat yaşanır. Ama aksinde felaket kapıda gibi görünüyor, Allahualem.
-VTR- Cübbeli Ahmet Anlatıyor
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Çok çok sevgili, yakışıklı, asil, samimi Hocam,” maşaAllah, “eskiden siz bir hocadan bahsetmiştiniz, sizi ziyarete gelmişti. ‘Çok ağır, evliya gibi takılıyor’ demiştiniz.” Allah affetsin, öyle deme de, evliya gibi gösteriyor kendini. “Talebeleri kendi mekanından ayrıldıktan sonra birden farklı bir karaktere, yani özüne bürünmüştü. Çok basit tavırlarla size bu saygıyı nasıl oluşturduğunuzu sormuştu. Bu kadar ağır, evliya gibi görünmesine rağmen sizin gördüğünüz saygının onda birini bile görmüyordur Allahualem, maşaAllah. Sizi çok seviyorum. Bir bayan talebeniz.” Hayret bak, bunu anlatalı çok çok oldu. Çok eski bir anlatımımdır. Fakat aklında kalmış. Hakikaten öyle. Böyle “ünlü, çok ünlü bir alim, görüşelim” dediler. Bizim evdeydi. Çocuklar vardı, bizim gençler vardı. Tam klasik, ağırbaşlı hoca şeyinde; sarıklı, cübbeli, yavaş yavaş konuşuyor. Enaniyet de var üstünde. Ben de sürekli “Hocam, emrinizdeyiz” dedim. Onunla daha da enaniyeti körüklendi herhalde, daha da deli bir çizgiye girdi. Sonra, “herkes çıksın odadan. Size özel bir şey söyleyeceğim” dedi. “Tamam” dedim, çocukların hepsini çıkarttım. Birden yüzüne şeytani bir ifade geldi. Kaşı gözü oynamaya başladı. “Ya sen bu çocukları nasıl etkiliyorsun böyle, bana da öğretsene” dedi. Yani akıl almaz aşağılık. Bir anda tombalacı suratı geldi. Demek ki bu tiplerin gerçek dünyası çok korkunç, yani süper karaktersiz. Adamın alçaklığına acayip hayret etmiştim. Müthiş şaşırdım. “Bana da öğretsene, bana da söylesene nasıl etkiliyorsun?” diyor. Bak ahmağa bak. Ama yüzündeki haysiyetsiz ifadeyi anlatamam. Tam tombalacı sahtekarlığında. Tombalacı derken, üç kağıtçılar vardır ya; “bul karayı al parayı” falan gibi, onlar gibi. Samimiyetsizlik tabii rezalet.
“Değerli Ahmet Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun. ” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, Haber Vaktim’in bugünkü haberine göre Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, kadınların Peygamberimiz (s.a.v) zamanındaki gibi her namaza katılabilmeleri gerektiğini söylemiş. Hocam, bu söylem sizin günlerdir üzerinde durduğunuz kadınların Peygamberimiz (s.a.v) döneminde çok geniş haklara sahip olduğu ve insanlarla iç içe yaşadığını ve bugün bile Peygamberimiz (s.a.v)’in aramızda olsa yobaz güruhu ona bile (s.a.v) karşı geleceği söyleminize birebir uyum sağlıyor” diyor. Peygamberimiz (s.a.v)’e direkt savaş açardı bunlar, bu alçak yobaz takımı. Hz. Ali (r.a)’ı, Hz. Osman (r.a)’ı, Hz. Ömer (r.a)’ı, hepsini şehit etmek isterlerdi bunlar. Çok alçaklar. Bunların özel hayatları da çok pis oluyor, çok karaktersiz oluyor. “Kadını gördüm, etkilendim” diyor. Şehvet gözüyle bakarsan, eğer helale-harama dikkat etmezsen, sen her türlü herzeği karıştırırsın. Kendi kızına da tecavüz etmeye kalkıyorsun ahlaksız herif. Ensest ilişkiye giriyorsun kendi kızınla da, değil ki başkasının kızı. Allah’tan korkmadıktan sonra zaten her şeyi yaparsın sen. Bir tek onunla da kalmıyor. Akla hayale gelmedik ahlaksızlıklar yapıyorlar. Daha da beterini yapıyorlar. Şimdi söylemeyeyim de her türlü adilikleri yapıyorlar, inşaAllah. Bak, haccı değiştirememişler. Hacda bir şey diyemiyor. Kadınlarla iç içeler. Orada sen onu düşünüyor musun? Birçok mümin mesture kadın var, iç içe. Kardeşim, sıkışıklıktan dolayı üst üsteler. Kalabalık otobüsler var ya, eskiden olurdu, onun gibi. Kimsenin aklına bile gelmez. Orada insanlar ibadet peşinde, inşaAllah. Ama psikopat gözle bakarsa başkasının karısına, kızına da bakar, kendi kızına da ahlaksızlık yapmaya kalkabilir. Eğer ahlaksızsa kendisi, kendi annesine karşı da ahlaksızlık yapmaya kalkabilir. Kansız ve cibilliyetsizlerden her şey beklenir, inşaAllah.
Kadınlar, bütün Avrupa sosyetesinin tamamı Müslüman olacak.Güzelce namazlarını kılacaklar. Çok şık da giyinecekler, tertemiz giyinecekler. Yine eğlenecekler, yine lüks lokantalara gidecekler. Yine tertemiz arabalara binecekler. İslam dünyaya hakim olduğunda inşaAllah, bütün bayanlar göğsünü gere gere tek başına her yere gidecekler. Yobaz takımının hırıltısı olmayacak, it kopuk takımının laf atması olmayacak. ”Niye saçın açık, niye başın kapalı?” kimse demeyecek. “Niye bakımlısın?” demeyecek. Maymun gibi de adam olmayacak dışarıda. Son derece hür ve özgür olacak. Bütün Avrupalı hanımlar, bütün Avrupa sosyetesi, Amerikan halkının bütün mensupları özgür, rahat, güzel bir hayat içerisinde olacaklar inşaAllah. Aşkla, muhabbetle İslam’ı, Kuran’ı yaşayacaklar. “İşte kadın gördüm bilmem ne oldum, erkek gördüm şey oldum” öyle şey olmaz. Eğer kadın niyetini bozarsa, bir erkeğe isterse şehvetle bakar. Bir erkek de isterse, niyeti bozarsa kadına şehvetle bakabilir. O kafadaki adamları diyorum yani, her şey yapar. Hırsızlık da yapar, gasp da yapar, adam da öldürür, Allah’tan korkmadıktan sonra önü sonu yok ki onun. Ensest ilişkiye girer, kendi kızıyla da ilişkiye girmeye kalkar, çünkü Allah’tan korkmuyor. Adamın önünde engeli yok. Allah’tan korktun mu, hiçbir sorun yok. Kadın istediği kadar güzel olsun, istediği kadar bakımlı olsun, ona çiçek gibi gelir, bayağı hoş gelir, tertemiz gelir. Allah’ın bir tecellisi olarak görür.
Böyle nurlu insan o kadar nadir oluyor ki. Ne güzel böyle insanların bir arada bulunması. Hep sağlıklı, hep sıhhatli. Züppelik yok, çakallık yok, kıskançlık yok, hasetlik yok, pislik yok. Bu küfrün züppeliği, entel-züppe karakterleri o kadar itiyor ki insanı, o kadar tiksindiriyor ki, böyle tertemiz insanlarla birlikte olmak çok güzel bir nimet, çok hoş bir nimet. Dürüst, içinden geldiği gibi hareket eden, Allah’tan korkan, her sözü doğru, her tavrı doğru, şefkatli; hasetlik yok, kıskançlık yok, nur gibi; her sözüne güvendiğin, her tavrına güvendiğin Müslümanlarla birlikte olmak çok büyük nimet.
Allah milletimize bereket, bolluk, güzellik, hayırlar nasip etsin. Hep beraber İttihad-ı İslam’ı görmeyi Allah nasip etsin. Hz. Mehdi (a.s)’ı, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı görmeyi nasip etsin. Dünyaya barışı, huzuru, kardeşliği mutlaka Allah’ın izniyle hakim kılacağız, inşaAllah.
Evet, bugünlük bu kadar olsun. Yarın devam ederiz, inşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...