YASEMİN HANIM:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza başlıyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ahlakı iyi olmayan bir kadın hoş olmuyor. Hoş olmaz, etkileyici olmaz. Ne kendilerine saygısı olur onların, ne karşısındakilerin onlara saygısı olur, ne kendilerine değer verirler ne karşılarındaki onlara değer verir. İçlerinde sürekli öfke olur o kadınların, karşısındakilerin de ona karşı öfkesi olur. O yüzden it gibi dalaşıyorlar dikkat ederseniz, bazı televizyon programlarına çıktıklarında görüyorsunuz. O ona laf sokuyor, o ona laf sokuyor. Çünkü ikisi de birbirini haysiyetsiz görüyor. İkisi de birbirini kalleş ve kahpe görüyor. Çok kötü, çok kötü. Değersiz olduğunu her haliyle hissettirmeye çalışıyor. Halbuki kadın değer verildiğinde, saygı duyulduğunda çok güzeldir, onurlu olduğunda çok güzeldir ve kadını iffet çok güzelleştirir, iffet tabii. Çok kişinin olan bir kadın, kendine saygı duymaz. Çok olumsuz etkisi olur. Ama helale harama dikkat eden bir kadın, çok güçlüdür. Helale harama dikkat eden bir erkek, çok güçlüdür. Çünkü helale harama dikkat etmiyorsa, sınır yok. Sınır olmayınca insanın beyni boşalır, ruhu boşalır, yani gücünü kaybeder insan. Düşünün mesela bir oda düşünün, duvarı yok. O oda olmaktan çıkar o. Duvarı varsa, duvarı süslüyse oda olur o, değil mi? Saray, sarayın duvarı var. Mesela büyük bir saraya girmişsin, duvarı yok bu sarayın. Nedir? O saray olmaktan çıkar. Boşluk olur artık o. Aynı şekilde gayri meşru ruha sahip insanlarda, helal haram sınırı olmayan insanlarda uçsuz bucaksız bir boşluk olur. Beyninin içi, ruhunun içi bomboş olur. Hayatın da bir gayesi olmaz, anlamı olmaz, insanların da onun için bir anlamı olmaz.
Öbür türlü ben kendimi inandıramam. Yani ben istediğim kadar kendimle uğraşayım, “sen bu insanı sev” diyeyim bedenim, ruhum kabul etmez yani ikna ile olmaz bu işler. Gerçekten öyle olması lazım. Çünkü insan belki bazılarını kandırabilir de, kendini kandıramıyor insan. İnsanın kendisi bayağı uyanıktır, çok akıllıdır. Hiçbir şekilde kanmaz. İstediğin kadar “sen bunu sevmeye çalış” de, eğer değersizse, beyin ona müsaade etmiyor, sevdirtmiyor. Eğer değerliyse de, istediğin kadar diren sevmeyeyim diye, deli gibi seversin. İstediğin kadar telkin yapsınlar çevreden; “aman bu çok tehlikelidir, uzak durun, çok kötü bir adam, aman tehlikeye düşersiniz, size zarar gelir” istediği kadar desin, beyin artık ona inanmıyor. Çünkü gördüğüne inanıyor beyin.
Mesela Resulullah (s.a.v.)’e da çoğu “büyücü, yalancı, insanları kandırıyor” dediler. Sen söylüyorsun ama şehrin ileri gelenleri söylüyor ama göz başka türlü görüyor, kulak başka türlü duyuyor. Göz dürüst olduğunu söylüyor, tatlı olduğunu, iyi olduğunu söylüyor. Kulak da bunu söylüyor, akıl da bunu söylüyor. Şimdi adamın sözüne beyin nasıl inansın? O durumda insan beynine inanıyor işte. Ona vicdan deniyor. Vicdansız adam, beyninin verdiği emri dinlemez. Beyninin verdiği doğru bilgiyi dinlemez. İşte o zaman beyinle vücudu çatışıyor. Beyniyle ruhu çatışmaya girer ve müthiş bir gerilim oluyor, onun sonucunda vücut simsiyah olur, çöker, çürür, leş gibi olur. Bakışları bozulur, tavrı bozulur, ağzı burnu bozulur, kafası beyni bozulur, ses tonu, vücut kokusu bile iğrenç bir hale gelir. Her şey pis hale gelir. Çünkü vücut ayakta ölür. Vücut hücreleri sevgiye duyarlı olduğu için, vücut ihanete uğradığını anladığı için, beden ihanete uğradığını anladığı için, artık beden kendine saldırmaya başlıyor ve kendini öldürmeye başlar. Onun için öyle çökmüş kadınlar görüyorsunuz, perişan olmuş insanlar görüyorsunuz. Oksit sarı, mahvolmuş insanlar görüyorsunuz. Sevgisizlikten oluyor. Tabii hastalıktan olanlar ayrı, fakat genelinde sevgisizliktir. Mesela bel fıtığı oluyor, sinirden. Sinirin kökeni ne? Sevgisizliktir. Sevgide sinir olmaz, sinir olmayınca da bel fıtığı olmaz. Boyun fıtığı oluyor, bilmem ne oluyor. Travma falan bilmem ne dışında genellikle tıbben de açıkça sabittir gerilimden olur, sinirden olur. Sinirsel gerilim, sinir bozukluğundan olur. İnsan zayıf yaratılmış sevgisizliğe dayanamaz hücreler. Hücre; “benim sevgim nerede?” diyor. “Sevgi yok” diyor adam. “Benim şefkatim nerede?” diyor. “Yok” diyor. Her hücre canlı. “Bana su ver” diyor suyu veriyor. “Yiyecek ver” diyor “Ama ben en hayati ihtiyacım sevgi ver” diyor, “onu vermiyorum” diyor. Kardeşim bir insana sen yiyecek verirsin, su verirsin, hava vermediğinde, oksijen almadığında ne olur? Aynı oksijen gibidir sevgi de. Onu kestiğinde, yiyecek versen de, en ala yiyecekleri yese de; havyarla besleniyor, bilmem ne ile besleniyor ama beden ölür. Çünkü asıl ihtiyacını alamıyor. Sevgisizlikten feci şekilde çöker.
Mesela genç kızlar oluyor acayip güzel, pırıl pırıl ben görüyorum nur gibi acayip tatlı, çok hoş, cazibeli, çok tatlı genç kızlar. Evleniyor bir çakalla, bazıları için söylüyorum, parasına tamahen, arabasına tamahen, kaşına gözüne tamahen elin çakalıyla evleniyor, o ona öyle bir psikolojik baskı ve o kadar şiddetli sevgisizlik uyguluyor ki, bir bakıyorum, iki yıl üç yıl sonra bir görüyorum yaşlanmış, anneanne gibi olmuş, çökmüş kadın, iki büklüm olmuş. Etrafınızda çok görüyorsunuzdur. Kardeşim daha üç yıl önce bu taptaze genç kızdı diyorsun, filinta gibi, “ne oldu buna?” diyorsun, işte o herifin ona sevgisizliği enjekte etmesiyle oluşan ağır zehirlenme sonucunda, vücut öyle çöküyor işte. O orada ciddi bir sevgi, muhabbet görse daha dinçleşir, daha güzelleşir. Suratı bir karış, ölü gibi yaşıyor. Kocası onun gardiyanı oluyor. Ev onun hapishanesi oluyor, odası onun hapishane hücresi oluyor. Akşamdan akşama gardiyanı geliyor ona yiyeceğini veriyor, parasını veriyor. Yine gidiyor yine gardiyanı geliyor, sonunda o zavallı kadın öyle ölüyor. Aynı şekilde sevgiyi yaşayamayan erkek için de iş yeri onun hapishanedir. Evi de onun hapishanesidir. O hapishanede ölümünü bekler. Müebbet hapse mahkum olmuş bir kişi gibidir. Nereye gitse o hapsin azabını çeker. Çünkü dışarı çıkıyor kimseyi sevmiyor, içeriye giriyor kimseyi sevmiyor. Yalnız başına. Hapishanede tecritte yaşıyor gibi tek başına. Her gün elem, her gün azap sonunda bedeni dayanamayıp onlarda da çökme oluyor. İşte İslam en başta bu belayı ortadan kaldırıyor, en başta kaldırdığı belalardan biri budur. Bu derde onun için şifadır. Şeytandan Allah’a sığınırım “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor Cenab-ı Allah. Kast ettiği mana budur. Öbür türlü dünya kabus gibidir, çok korkunçtur.
Sessiz sedasız o kadar çok şey yönlendiriyoruz ki Allah’a şükür. Mesela bir bakıyoruz, bir siyasinin üslubu birden değişmiş ama tam benim anlattığım tarzda değişmiş. Tam tam anlattığım. Bir başkasına bakıyoruz, tam benim anlattığım tarzda ama kelimesi kelimesine ve bütün detaylarıyla tam benim dediğim gibi değişmiş. Çünkü ben vicdanlı ve doğru olarak söylüyorum, abartmıyorum. Hakikaten gerçeği söylüyorum.
Mesela komünizm tehlikesini çok akılcı, doğru olarak anlatıyorum. İnkar edilecek gibi değil. Şimdi bakın elinde sonunda Türkiye bütün dünyada komünizme karşı bir mücadele açacak. Komünizme karşı, Darwinizm’e karşı, materyalizme karşı Türkiye dev bir güç olacak ve bütün dünyaya meydan okuyacak, buna göreceksiniz. Çünkü bunun dışında Türkiye’nin hiçbir kurtuluşu yok. Askeri operasyonlarla mümkün değil, olacak iş değil. Olacak olsa, zaten şu ana kadar olurdu, otuz yıldan beri olurdu. Bilakis tersine bir sistem işlediği görülüyor. Allah etki meydana getiriyor. Çapımız küçük ama etkimiz çok büyük, maşaAllah. Her yerde her şeyde bunu görüyorsunuz. “Ne demişti, ne oldu?” diye bir bölüm hazırlamışsınız, mesela orada bakıyoruz, tamamı doğru. Hakikaten ne diyorsak kelimesi kelimesine aynısı oluyor. Etkiye meydana getiren Allah. Bizi konuşturan da Allah. Yani bende bir güç olduğundan değil, o kişilerde de bir güç olduğundan değil. Her şeyi dizayn edip yönlendiren, yaratan Allah’tır, bizi de vesile ediyor, inşaAllah.
Evet şimdi biraz Mehdiyet’ten bahis olsun.
VTR-Cübbeli, Deccaliyetin Zuhur Ettiğini, Küfrün Sonunun Geldiğini Anlatıyor.
YASEMİN HANIM:Gülay Pınarbaşı’nın da aramıza katılımıyla devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi, Gülay Pınarbaşı Hocamız çok ünlüdür. Milli Gazete’de yazıları çıkıyor bildiğim kadarıyla. Alimdir, güzel kitap çalışmaları var. Çok dindar, çok muttaki, hanım, değerli bir insandır. Bir kere Saadet Partisi’nin kongresinde güzel bir konuşma yapmıştır. Hatırlıyor musunuz? Yeri göğü inletmişti inşaAllah. Ayet okumuştu hocam, inşaAllah. Nasılsınız Hocam?
GÜLAY PINARBAŞI:Çok iyiyiz, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Çarşafı de sevdireceğim, başörtüyü de sevdireceğim, dekolteli, bakımlı hanımlara da saygı duymayı öğreteceğim.
“Gözüne sürme nasıl çeker?” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bizzat sünneti, bizzat kendi kullanıyordu Peygamberimiz (s.a.v.). Ümmetine de sünnet kılmıştır, inşaAllah. Hanımların sürme çekmesi çok güzel, ne var onda?
“Hocam,” MSGSÜ ne oluyor? Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi “iç mimarlık bölümünde okumaktayım.” Dur benim şu şeye bakayım aynı okuldayız herhalde. Ne diyor? Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Endüstri Tasarımı Bölümü. Şu da pasom. Bir daha göstereyim de bir yanlışlık olmasın. Şu okul kimliği. Şu da otobüse bindiğimizde pasomuz. Başka nerelerde kullanabileceğiz biz bu pasoyu? Sinemada. İbreti alem için gideceğim, inşaAllah. Yani “aynı okuldayız” diyor maşaAllah, ne mutlu. “Sizinle mutlaka tanışmak istiyorum.” Tamam, okula geldiğimde okul bahçesinde görüşelim, inşaAllah. Fatih Sultan Topal, Endüstri Tasarımı.” Benim bölümümde tamam, inşaAllah. Bayram ertesi görüşürüz, inşaAllah. Okul kantinin oraya gel, orada arkadaşlarla toplanacağız, sohbet ederiz, inşaAllah.
Allah aşkına şöyle ilginç sorular sormayın. Öyle ilginç sorular ki,öze yönelik sorular sorun öz, inşaAllah.
M. Kılıç; “Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruna ve Türk İslam Birliği’ne inanıyorum” diyor.MaşaAllah.
Nilüfer Doğan; “15 senedir İslam Birliği’ni, ilk önce aileme ve çevreme anlatmaya çalışıyorum. Ama Darwinizm öyle bir kafada donmuş ki, bizim Avrupa’da İslam, terör ve komünistlik sanki adaletmiş gibi rahat bir şekilde savunulabiliyor. Bunu değiştirmek, birleşerek dünyaya yaymaya Allah’ın bizlere yardım etmesini istiyorum” diyor,“Nilüfer Doğan.” Kardeşim komünizmle mücadele bilimle olur. Darwinizm’i çökertirsen, komünizmi de çökertmiş olursun. Ben özellikle geniş planda tutuyorum ama işin doğrusu Darwinizm çöktüğünde, komünizm diye de bir şey kalmaz. Ama devlet Darwinizm’i destekliyor şu an. O zaman çok zor oluyor işimiz tabii, bir hayli zor oluyor, inşaAllah.
“Sayın Adnan Oktar, tek soru ve tek cevap istiyorum lütfen. Sizin samimiyetinize inanıyorum. Şu soruma cevap verme nezaketini göstereceğinizi düşünüyorum; Hz. Mehdi (a.s) Arapça konuşmayacak mıydı?” Peygamberimiz (s.a.v.) “Arapça konuşmayacak, Arapça bilmez” diyor. Peygamberimizden (s.a.v.) aldığımıza göre bilgiyi, değil mi? “Ama talebelerinden Arapçayı bilenler vardır ama Arap olmayacak talebeleri” diyor. Bak “Talebeleri Arap olmayacak ama Arapça bilenler olacak” diyor. “Fakat Hz. Mehdi (a.s) Arapçayı bilmez” diyor. Mühim bir detay olarak onu belirtiyor. Demek ki Mekke’de Medine’de değil ki Arapçayı bilmiyor, değil mi? İnşaAllah.
Mesut Güler; “Merhaba Adnan Bey.” Adnan Beyle başladı mı bilin ki ilginç bir şey vardır. “Herkesin eşit olması, komünizm sizce çok mu kötü?” Tabii kötü.“Müslüman komünist hiç mi olmaz?”Tabii ki olmaz.“İlla Marks’ın ‘din bir afyon gibidir’ sözüne tüm komünistlerin uyması mı gerekiyor”.Zaten o zaman komünist olmaz. Yani eğer Marksizmi değiştiriyorsa, Leninizmi değiştiriyorsa başka bir ideoloji olur. Revizyonist, oportünist olur. Başka bir şey olur. “Zaten şu anda devletin de dini yok cumhuriyet rejiminde, komünizm rejiminde de devletin dini yok, bir şey fark etmeyecek”. Devletin dini yok ama devlet dine düşman değil. Komünizm’de devlet dine düşman, resmi olarak düşman. “İbadethaneler yine olacak, bir şey değişmeyecek”. Sen Komünizmi hiç tanımıyorsun o zaman. Olur mu? Rusya’da, hatta şu Budist rahipleri bile, o garibanları bile, kitle halinde öldürdüler. Hıristiyan rahipleri, Müslüman din âlimlerini. Hatta Seyyidlerin listesini çıkartmışlar. Benim dedem de içinde, üçüncü sırada. Asacaklardı, dedemler hicret etti Türkiye’ye. Peygamberimiz (sav)’in soyundan Seyyidleri tespit etmişler Rusya’da, isim isim. Dedem üçüncü sırada, asılmak üzere. Onlar da hicret edip kurtulmuşlar ellerinden. “Değişecek olan tek şey, herkes ekonomik olarak eşit olacak.” Ekonomik olarak eşit olacak; bu Mehdiyet’in inancıdır. Mehdiyet’ten alıntıdır. Mehdiyet’te sevgiyle, özgürlükle, baskı olmadan ekonomik eşitlik sağlanıyor. Komünizm, sahte Mehdiyet’tir. Mehdiyet’in Allah’sız, Kitap’sız uygulamasıdır. Mehdiyet Allah’ı seven, Allah’a aşkla bağlı olan bir dünya güzelliğidir. Bu dünya güzelliğini komünizm tam tersine çevirmiş. Şeytani, Allah’sız, Kitap’sız sosyal adalet. Allah’sız, Kitap’sız olduktan sonra, manevi değerleri yok ettikten sonra, sevgiyi, kardeşliği, dostluğu, namusu, aileyi, her şeyi ortadan kaldırdıktan sonra ekonomik özgürlük versen ne olur, yiyecek versen ne olur, adam çorba denizinin içinde gezse ne olur? Zaten deccal çorba denizi meydana getirecek. “Çorba dağları yapar” diyor hadiste Peygamberimiz (sav). “Yemek dağları oluşturur” diyor. Ama Müslüman onun içinde boğulur. Müslüman yemekle yaşamıyor, imanla yaşar. İmanı gitti mi, sevgi gitti mi, kardeşlik gitti mi, dostluk gitti mi geriye kokuşmuş, ölmüş, iğrenç bir sistem kalır. İşte biz de bunu istemiyoruz. “Siz bir işçiyle, bir memurla eşit olmak istemez misiniz?”. Bunu sağlayacak olan Hz. Mehdi (as)’dır, Mehdiyet’tir. Mehdiyet’ten çalmıştır Marks. Okumuştur Tevrat’ta Hz. Mehdi (as)’ın vasıflarını. Tevrat’ta çok uzun anlatılıyor; sosyal adalet olacağı, ekonomik eşitlik olacağı. Onu görünce, “ben bunu uygulayayım” dedi. “Ama nasıl uygulayayım? Allah’sız, Kitap’sız uygulayayım” dedi. Şeytanın etkisiyle deccal sıfatıyla ortaya çıktı. Deccal Mehdiyet’in zıttıdır. Mehdiyet’i Allah’sız, Kitap’sız uygulamaya kalkana deccal denir. Allah’ı aşkla severek, Allah coşkusuyla uygulayana da Mehdiyet denir. Şu an Mehdiyetle Deccaliyetin savaşı var. Fikri mücadelesi var.
“Dediklerimi yanlış anlamayacağını umuyorum. İyi geceler dilerim. Tüm Müslüman aleminin Kurban Bayramını kutlarım. Mesut Güler.” Allah hepimize mübarek etsin.
Ben fikir özgürlüğüne inanan, saygılı, nezaketli, bütün komünistleri severim. Benim çok komünist arkadaşım vardı akademide. Değer veririm. Hürmet ederim. Çünkü fikren konuşabiliyorsun. Ama çakallık yapıyorsa, tehditkârsa, saldırgansa, terör estiriyorsa, kan döküyorsa bu alçaktır. Bu acımasızdır. Ama fikir özgürlüğüne sonuna kadar taraftarım ben. İstediği gibi fikirlerini savunabilir.
“’Şeyh Nazım Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s)’ın Arife günü manen zuhur ettiğini ve de 1 Muharremden itibaren göreve başlayacağını buyurdu. 1 Muharremde yani 26 Kasım 2011 de sabırsızlıkla gözüm A9 Tv’de olacak, inşaAllah.” Ne adamsınız. Hasan Allah sana akıl fikir versin. Biz de buradan diyeceğiz ‘falanca kişi Hz. Mehdi (a.s)’dır, hadi gözünüz aydın.’ “En derin sevgi ve saygılarımla, inşaAllah talebelerinizden biri olma ümidiyle.” İnşaAllah. Hocamızın demek istediği, işari anlamda konuşuyor. “1 Muharrem’den itibaren göreve başlayacağını buyurdu” diyor. Yani atağa geçeceğini, daha belirgin alametler oluşacağını, daha şiddetli alametler olacağını. Dedi ki mesela “sistemler, hükümetler yıkılacak” dedi geçenlerde, 2, 3, 4 ay önce. İşte “şura batacak, bura batacak”, saydı tek tek. Bir kısım insanlar dedi ki “öylesine söyledi”. Şakır şakır istifa etmeye başladı hükümetler. Yunan Hükümeti istifa etti, herhalde İtalyan Hükümeti de istifa etmiş bugün. Mesela diyor canım hocam: “Büyük felaketler kapıda.” Hakikaten böyle ekonomik krizlerde dünya kapitalizmi, vahşi kapitalizm savaş çıkarır. Savaş çıkararak ekonomik krizi durdurmaya çalışır. Çünkü çözüm bulamaz. Fabrikalar üretim yapıyor, stok doluyor, satılamıyor. Silah stokları doluyor, satılamıyor. Bir ekonomik kriz meydana geliyor. Onun için savaş çıkarıyorlar. Savaş çıktığında silahlar çok fazla kullanıldığı için, bombalar, roketler, şunlar, bunlar, fabrikalar bütün stoklarını eritiyorlar. Diğer malların da stoku eriyor savaş nedeniyle. Ve yeniden yıkılan yerlerin yapılması için müteahhitler falan devreye giriyor. Çok fazla mal üretimi yapılmaya başlanıyor. Onun için, mal satışında eksiklik oldukça, ekonomik kriz oldukça, vahşi kapitalizm savaş çıkarır. Onu gördüğü için Şeyh Nazım Hocamız da “savaş çıkabilir” dedi. “Tehlikeli, dikkatli olun, unlarınızı, yağlarınızı hazırlayın, dikkatli olun” dedi. Ümmete acıdığı için, tedirgin olduğu için, hadislere dayandırdığı için, sahih hadislerde de var Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinde. Ümmete şefkatinden tedbirli olmalarını söylüyor. Müslüman’ı tedbire teşvik etmek sünnettir. Peygamberimiz (sav)’in sünnetidir ve Kuran’ın da hükmüdür. Allah diyor mesela “tedbirli olun”. Ayet var. O ayetin hükmünce tedbire Müslümanları teşvik ediyor. ...Peygamberimiz (sav)’den hadis yok mu ahir zamanda bu olaylarla ilgili? Resulullah (sav)’in hadislerini nakletmiş oluyor. Bir de savaş çıkmış olduğunu düşün. Ümmetin de hazırlıksız yakalandığını düşün böyle bir şeye. Bunun sorumluluğunu kim alacak? Önceden uyarıyor. Yangına karşı yangın tüpü konmuyor mu arabalara? Uydurma mı olmuş oluyor bu? Her an bir ihtimal bu. “Savaşa karşı hazırlıklı olun” diyor. Bunda ne var?
Ebru Hocam buyurun.
EBRU HANIM: Estağfirullah Hocam. İsterseniz bugün evrimcilerin itirafları var hiçbir şekilde ara geçiş formu olmadığına dair ve fosil kayıtlarının hiçbir şekilde evrimi desteklemediğine dair. Onlar da bu gerçeği çok iyi biliyorlar ama tabii büyü gibi bu şimdiye kadar bütün dünyayı kaplamıştı, siz evrim teorisini yıkına kadar, maşaAllah. Onların sözlerinden birkaç alıntı okumak istiyorum müsaade ederseniz. Ünlü İngiliz evrimci paleontolog Derek Ager:
"Sorunumuz şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılarız; kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz."
Yani hiçbir şekilde evrime delil değil fosil kayıtları. Aniden, birden Allah’ın yaratması tıpkı Allah’ın ayette belirttiği gibi ;
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.
“Onu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca “Ol” demekten ibarettir; o da hemen oluverir.” (Nahl Suresi, 40) ayetinde olduğu gibi, birden bire yaratılıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evrimcilerin en has adamları “evrim yok” diyor adamlar alenen. Net anlattığı bu. “Aniden çıktı” dediğine göre, “ara fosile rastlamıyoruz” ne demektir? Evrim yok demektir.
EBRU HANIM: Mark Czarnecki:
“Darwin'in varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum, türlerin Tanrı tarafından yaratıldığını savunan argümana destek sağlamıştır.”
Chicago Doğa Tarihi Müzesi, Jeoloji Bölümü Başkanı Dr. David Raup:
“Çoğu insan fosillerin, Darwin'in hayatın tarihi hakkındaki görüşlerine kanıt olduğunu zanneder. Oysaki bu kesinlikle yanlış bir düşüncedir.”
Yine ünlü bir Paleontolog Dr. Colin Patterson;
Evolution isimli kitabında ara-geçiş formlarından niçin söz etmediğini soran Luther D. Sunderland'a yazdığı mektubunda şöyle diyor:
“Eğer herhangi bir canlı veya fosil bilseydim, tabii ki bunu kitabıma ilave ederdim. Siz ara-geçiş formlarını görselleştirmem için bana bir ressam (sanatçı) öneriyorsunuz” çünkü sürekli bunu yapıyorlar.
ADNAN OKTAR: Atış istiyorlarmış yani.
EBRU HANIM: Evet hayali çizimler. “Ama bu bilgileri nereden bulsun? Dürüst olmak gerekirse ben bu bilgileri sağlayamam ve eğer artistik birtakım çizimler yapsam, o zaman okuyucuları yanıltmış olmaz mıyım? Hangi bir türün başka hangi tür canlıdan geldiğini gösteren bir fosil fotoğrafı göstermemi istemişsiniz, böyle bir fosil kaydı mevcut değil” demiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bakın işte rezillik burada. Bu kadar perişanlığa ne gerek var? Adama gidip müracaat ediyorlar diyorlar ki “Dayı bize sahte resim yapabilir misin evrimle ilgili” adam diyor ki “ben haya ederim, delil yok ki ben neye göre yapıyım?” değil mi? Özetle bu, inşaAllah.
EBRU HANIM: Yine çok ünlü bir evrimci;
Harvard Üniversitesi’nden Stephen Jay Gould:
“Kitaplarımızda yer alan soy ağaçları çıkarıma dayalıdır, fosillerin kanıtlarına değil.”
ADNAN OKTAR: Adamlar anlatıyor, fakat anlayana. “Proteinler tesadüfen meydana gelemez” diyor, adamlar anlamıyor. “Kardeşim ara fosil yok. Yakamıza yapışmayın. Yok, birden çıkıyor türler” diyor adamlar. Adamlar da ne yapıp ne yapıp “resim yapın, boyayın, çizin mizin” diyor. Adam da“ ben utanırım, oturup yalan nasıl yapıyım?” diyor. Adamın gücü yetmiyor artık yalan söylemeye. “Olmayan bir şeyi niye çizeyim ben?” diyor, inşaAllah.
EBRU HANIM: Evrim üzerine koskoca kitap yazıyorlar siz daha önce söylemiştiniz, orada birkaç cümle samimi itirafları oluyor gerçekten orada evrime inanmadıklarını çok net belli ediyorlar. Yine Stephen Jay Gould devam ediyor, aynı kitapta;
“Omurgasız deniz canlıları arasında zaman içinde belirgin bir sıra ve gelişim mevcut değildir. Bazı grupların gelişmeleri üzerine birtakım masallar anlatabiliyoruz.” Sizin de hep söylediğiniz gibi hep masaldan ibaret. “Ama en azından dürüstlüğü yakaladığımız zamanlarda, karmaşık yaşam tarihinin dizaynın çeşitlenmesinden oluştuğunu itiraf etmeliyiz. Örneğin ilk trilobitlerin gözlerinin ya da daha sonra ortaya çıkmış olan artropodların kompleksliklerinin üzerine hiçbir zaman çıkılmamış.” Trilobit gözleri de sizin anlattığınız gibi, çok kompleks bir yapıya sahipler, bugünkü arıların, yusufçuğun gözünde olduğu gibi petek göz sistemine sahipler. Birden bire, aniden kambriyen patlaması döneminde aniden ortaya çıkıyorlar. Hiçbir atası olmadan bu kadar kompleks bir göz yapısının ortaya çıkması zaten evrim teorisini de o açıdan çökertmiş oluyor.
ADNAN OKTAR:Damla Hocam, buyurun sizi dinliyoruz.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Bugün bir mikro canlı türünden bahsetmek istiyorum; fitoplanktonlar. Atmosferin temizlenmesinde ormanlardan daha etkili olan bir canlı grubu var. Bu canlı grubuna fitoplanktonlar deniyor. Bu fitoplanktonlar bitkisel planktonlar ve bu planktonlar, deniz akıntılarıyla sürüklenen, tek hücreli mikroskobik organizmalardan oluşuyor bu canlılar. Boyutları en fazla 0,002 ile 1 mm arasında oluyor ve sahip oldukları klorofil pigmentleri sebebiyle, yeşil renkte bu canlılar. Bu canlıların mikroskop yardımı olmadan, saf gözümüzle görmemiz imkansız. Yani bu kadar küçük canlı türü mikro canlılar. Bilindiği gibi bütün canlıların yaşaması için enerjiye ihtiyaçları var. Canlılar enerji ihtiyaçlarını güneşten karşılıyorlar. Bitkilerdeki klorofil hücreleri de, güneşten gelen bu enerjiyi, kimyasal enerjiye dönüştürüyorlar. Bu sırada, kimyasal enerjiye dönüştükleri sırada, inorganik maddelerden organik maddeler oluşuyor. Ve diğer canlı türleri de bu bitkileri yiyerek bu enerji ihtiyaçlarını karşılıyor, bitkilerin bu yaptığı olaya da fotosentez deniyor.
ADNAN OKTAR:“Selamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam. “Sayın pek muhterem Adnan Hocam. Programınızı ilk defa izliyorum.” Veysel oldu mu şimdi ilk defa izlemek? Bu nasıl oluyor kardeşim? Olmadı bak, Veysel ilk defa izliyormuş. Yeri göğü inletmemiz lazım, nasıl haberleri olmaz? İnanılır gibi değil. Veysel yarın itibariyle herkese tanıtacaksın A9’u. Söz? Bak şu an izliyorsun, söz tamam. Sözü aldık Veysel’den, tamam, inşaAllah. “Sözleriniz beni çok etkiledi. Sizi daha yakından tanımak isterim. Ayrıca özellikle “inşaAllah maşaAllah’ı çok kullanıyorsunuz. Bildiğim kadarıyla Mehdilik alametlerinden biri olduğunu biliyorum. Açıklarsanız sevinirim. Allah razı olsun, hayırlı geceler. Veysel Kızılay.” Evet, Hz. Mehdi (a.s) talebeleri inşaAllah’la, maşaAllah’la dünyaya hâkim olacaklar. Bak “İnş” inşa, “Maşa”, inşa ve maşa. İnşaAllah’ı, maşaAllah’ı melekler duyduğunda, oraya felaket girmez. Onun sözünün çok duyulduğunu gördüğünde melekler, felaketi durdururlar. Felaket o bölgeye girmez. Felaket yaklaşır, yaklaşır, inşaAllah’ı, maşaAllah’ı duyduğunda, geri geriye doğru gider. Giremiyor içeri, girmez felaket, Allah’ın dilemesiyle. İslam’ın dünya hâkimiyetine vesiledir; inşaAllah, maşaAllah. Bol bol bu zikri yapacağız, inşaAllah. “İnşa” ve “Maşa” MaşaAllah, inşaAllah. Böyle bulut gibi gelir felaket, bu zikrin titreşimini aldığında, gerisin geriye geri gider. Oraya felaket girmez, inşaAllah. Hâkimiyet ve bereket girer, inşaAllah.
“Hocam iyi yayınlar. Çok şıksınız. Yüzünüzün nuru daha artmış, maşaAllah. Hocam film sitelerinde gezerken, ‘Nostradamus’un Kayıp Kitabı’ adlı bir filme rastladım. Filmi daha çok bir belgesel gibi yapmışlar Hocam. Dikkatimi çeken filmde, Hıristiyanlığın biteceği ve bunu Müslümanların yapacağı konu alınmış. Deccalin Müslümanlardan çıkacağı söyleniyor.” Çıktı bile Müslümanlardan Deccal. Eğer İstanbul’daki o azılı yobaza bakarsanız, tam anlarsınız, gözü dönmüş yobaza bakarsanız. Eşkâlini de belirtmiş Peygamberimiz (sav). Dikkatlice bakan görür inşaAllah. Fakat gerçek büyük deccalin Müslümanlardan çıkacak demeleri Hıristiyanların bir uydurmasıdır. Evanjelik Hıristiyanların bir kısmının uydurmasıdır. Müslümanları katletmek için, Müslümanların dünyada tamamını imha etmek için yapılan şeytani planın, deccalliğin planının bir gereğidir. Şimdi Müslümanlar ne olmuş oluyor? Deccal ordusu olmuş oluyor. Deccale bağlılar ya, deccal ordusu olmuş oluyorlar. Müslümanlar içerisinden Deccaller çıkar. O ayrı. Ama ahir zamanın büyük deccali ayrıdır. Müslüman olsa ne olur, Hıristiyan olsa ne olur, Musevi olsa ne olur? Asıl özelliği Allah’sız, Kitap’sız olmasıdır. Darwinist ve materyalist olduğunu görüyoruz deccalin. Darwinizmi ve materyalizmi savunur. Tamam, çıkmış işte; Darwin. Ve bütün dünyayı dinsiz yapmış mı? Yapmış. Komitesini kurmuş mu? Marx, Stalin, Lenin, Troçki, Abdullah Öcalan. Komitesini de kurmuş. İşte Pol Pot, şu bu, Mao, böyle azgın, kan dökücülerle ekibini de kurmuş, dünyayı herc-ü merc etmiş. Bir koluyla da Faşizmi kurmuş. Mussolini, Hitlerle de ayrı bir tahribat yapmış. Sel gibi kan akıtmış dünyada. Dolayısıyla deccal zuhur etmiştir. Mehdiyet şimdi onun tahribatını temizliyor. Adamlar zaten bir milyarın üstünde insan katletmişler. Dünyada ne kadar adam var ki geriye kalacak? Tamamını katletmesi gerekiyor o zaman. O zamanlar dünya nüfusu daha azdı. Bir milyar insanı katlettiler. Dolayısıyla hangi dinden olduğu sorun değil. Çünkü dini yok ki adamın hangi dinden olduğunu söyleyeceksin? Nüfus cüzdanındaki yazana bakmayacaksın. Kendi nüfus cüzdanında yazanı kabul etmiyor zaten adam. Dolayısıyla deccal dinsizdir. Allah’sız, Kitap’sızdır. Herhangi bir dine bağlı değildir. Ama ırk ve soy, köken olarak tamam, var. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Horasan taraflarından çıkacağı da söyleniyor. Bir başka rivayette, Musevilerin içerisinden çıkacağı söyleniyor. Ne fark eder? Bu adam Musevi mi? Değil. Dinsiz. Horasan’dan, ne fark eder? Aynısı, inşaAllah. Mühim olan, Allah’sız, Kitap’sız olmasıdır.
“Kimin yazdığı belli bile olmayan bu kitap adını verdikleri resimleri öyle yayınlıyorlar ki, sanki dini bir kitap var ellerinde haşa, Allah tarafından gönderilmiş, ‘bu böyle olacak bu böyle olacak’ diye resimlere bakıp bakıp konuşuyorlar. Birileri dünyada kargaşa çıkartmak için uğraşıyor Hocam. Allah yar ve yardımcınız olsun Hocam. İyi yayınlar.” Biz o fitne çıkartmaya kalkan ellerini ilimle, bilgiyle, sevgiylekırıyoruz, gördünüz. Çatırtılarını da duyuyorsunuzdur. Müsaade etmiyoruz ona Allah’ın izniyle. Biz ilgili herkesle görüşüyoruz. Evanjeliklerle de görüştük, Musevilerle de görüştük. Halen de görüşüyoruz. Hahamlarla görüştük. İsrail’den de yine önemli kişilerden gelenler olacak önümüzdeki günlerde. Savaşa müsaade etmeyiz Allah’ın izniyle, öyle bir şey yok. Ama mesela İran’da bir sahte Mehdi çıkartırlarsa, bu bir nevi deccal olur. Mesela derse ki adam; “ben duvarda bir görüntü gördüm ve ona uyuyorum.” İşte bunu diyen adam deccal olur. Yahut “Mehdi benim gözüme görüntü olarak göründü. Işık şeklinde görünüyor. Bana emir veriyor” derse, bunu yapan adam deccal olur. Çünkü yalan söylüyor. Sahtekârlık yapıyor. Halüsinasyon görüyor olabilir en fazla. Şizofren olabilir. Müslüman da şizofren halüsinasyonlara göre değil, Kuran’a ve hadise göre hareket eder, değil mi? Ama Müslümanların içinden de deccal çıkacaktır, Hıristiyanların içinden de çıkar. Çünkü otuz küsur deccal çıkacaktır. Mesela Abdullah Öcalan bir deccaldir. İstanbul’da da bir deccal çıktı, söyledik.
Cübbeli biraz Mehdiyet’ten bahsetsin, biz devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR-
ADNAN OKTAR:Kardeşimiz diyor ki; “Hocam diyor okula geldiğiniz gün beni arar mısınız lütfen?” diyor. Telefon numarasını vermiş. “Hocam, bir dersten 3 kere devamsızlık yapmanız, kalmanıza sebep olabilir, aman dikkat edin” diyor. Ben de o zaman kusur yapmam.
“Hocam sizi deli gibi seviyorum. Yine her zamanki gibi çok yakışıklısınız. Benim canım Hocam hücrelerimde, canımda, kanımda sevginizi hissediyorum. Bir şarkının sözlerini gönderiyorum. Dün gece seni düşündüm durdum, hatıralarla avundum durdum” diyor. Böyle bir şarkı mı var? Evet güzel bir şarkı. Ama başka bir şarkı. “Ne de güzelsin bakamıyorum. Seni sevmeye kıyamıyorum Hocam” diyor. MaşaAllah. Pınar isimli bir kardeşimiz yazmış.
Bu bir dersten 3 kere devamsızlık çok sakat iş. Aman o zaman biz çok titiz olalım. Öğretmenlerime karşı hata yapmak istemem. Gereğini yapalım, inşaAllah.
“Selamun Aleykum canlar canı, can parem, Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Oktar Hocam. Sizi çok ama çok seviyorum. Allah’ın en güzel tecellilerinden birisiniz canım Hocam. Size her mesaj yazmaya kalktığımda heyecanlanıyorum, ellerim titriyor, ne yazacağımı karıştırıyorum. Onun için mesaj yazarken bir dostumdan yardım aldım. Ben Viyana’da yaşıyorum. Burada 30 Ekim günü Türkiye’deki şehitler için yürüyüş düzenlediler. Bu yürüyüşte ben Ayşe, oğlum Bünyamin, kızım Merve ve arkadaşlarım katıldı.” Allah Allah maşaAllah. “Yürüyüşte Türk İslam Birliği haritaları açtık. Helal olsun. Çok fazla ilgi gördük. Çok fazla kişi Türk İslam Birliği haritalarının fotoğraflarını çektiler. Viyana’nın tirajı büyük gazetelerinden Standart Gazetesi benimle röportaj yaptılar. Onlara Türk İslam Birliğinden bahsettim. PKK’nın Darwinist komünist bir örgütlenme olduğundan ve Darwinizm’in bilimle alakası olmayan eski bir pagan dini olduğundan bahsettim.” Helal olsun. “Sizin eserlerinizden bahsettim ve onlara Türk İslam Birliği kitabınızı hediye ettim. Türk İslam Birliği haritalarına çok büyük bir ilgi vardı. Herkes merakla haritaları inceliyordu. Onlara sizin eserlerinizi ve internet sitelerinizi tavsiye ettim, inşaAllah. Röportaj yayınlandı.” Helal olsun. Yayınlanmış. “Avusturya’da çok büyük Darwinist diktatörlük var. Bütün okullarda hala okutturuluyor. Röportajda Darwinizm’in geçersizliğinden, milyonlarca fosilin hiç değişmediğinden, günümüze kadar geldiğinden ve hiç değişikliğe uğramadığını anlattım. Güzel ve faydalı bir yürüyüş oldu, inşaAllah. Canım Hocam sizinle görüşmek çok istiyorum, inşaAllah. Müsait bir zamanda sizinle görüşmek istiyorum. Sizi çok ama çok seviyorum. Size yürüyüşteki fotoğraflarımızı gönderiyorum. Dualarınızı bekliyorum. Selametle.” Ayşe Hilal. Nerede? Hadi bakalım. Allah Allah. MaşaAllah. Yedi ceddinize rahmet olsun. Bakın koç yiğitlere, aslanlara. Osmanlının evlatlarını görüyor musun? İnim inim inletmişler Viyana’yı. MaşaAllah. Türk bayrağını da açmışlar. Çok güzel. Allah ilimlerini, feyizlerini arttırsın. MaşaAllah, Allah hidayet versin. Ne güzel. “Estergon Estergon” diyor. “Yedi krala saray olan Estergon” diyor. Biz seni nemçerilerle Allah’a emanet verdik ve işte almaya geldik” diyor. “Allah Allah Celilü'l- Cebbâr, Muinü's-Settâr, Hâliku'l-leyli ve'n-Nehâr, Lâyezâl, Zü'l-Celâl, birdir Allah! Ânın birliğine, Resûl-ü Enbiyâ Peygamberimiz Cenâb-ı Ahmed-i Mahmûd-u Muhammed Mustafa. İmdad-ı ruhaniyetine.” Ondan sonra Fetih Suresi’nden okuduktan sonra, ya Allah Bismillah deyip, Viyana’ya dalacaklar.
Mimar Sinan üniversitesinden arkadaşlarımla benim en kısa sürede bir sohbet toplantısı yapmam şart.
“Hocam, komünist bir ailede yetiştim” diyor. Ama evelAllah bu bilgilerle, darmakeşan edersin inşaAllah.
VTR-Cübbeli, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Bildirdiği Kıyamet Alametlerinin Gerçekleştiğini Anlatıyor.
SEMRA HANIM:Tövbe Suresi’nin 128. ayetini söyleyeceğim inşaAllah. “Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.” Hocam bu ayetteki ahlak, her zaman sizde şahit olduğum bir ahlak. Siz Müslümanlara çok düşkün bir insansınız. Bizim herhangi bir zorda kaldığımız durum olduğunda, bir rahatsızlığımız olduğunda, ben sizin günlerce uyumadığınıza şahit oldum. Müslümanlara çok düşkünsünüz Hocam.
ADNAN OKTAR:Doğru, doğru.
SEMRA HANIM:Hocam hatta şehidimiz sayın rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu vefat ettiğinde, siz günlerce uyumadınız, ilgilendiniz. Aynı şekilde Necmettin Erbakan Hocamız’la da. Müminlere çok düşkünsünüz. Şeyh Nazım Hocamıza da aynı şekilde. Seyyid Salih Özcan Hocamıza da. Tüm Müslümanlara çok düşkünsünüz, üstün ahlaklı, çok asil bir insansınız.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Elhamdülillah. “Hocam programınızı yeni izlemeye başladım, çok beğendim stilinizi. Sorum şu; Kuran’da dinozorlar hakkında bilgi var mı acaba?” Saygı duyuyorum. Tamam, makul de yani ne alaka? Kuran genel ahlaki prensipleri, dünyanın genel sistemini özetleyen bir Kitap’tır. Genel ahlakı, bilimin genel yapısını, genel çatısını özetler ve yol gösterir, teşvik eder. Ondan gerisini bizim aklımıza, vicdanımıza bırakır Cenab-ı Allah. Ama Cenab-ı Allah diyor mesela: “Hayvanları yaratmaya da devam ediyor” diyor Allah, “yeni yeni.” “Yeni yeni binekler yaratıyor size” diyor mesela. Hem yeni araçlara dikkat çekiyor Allah, yeni vasıtalara, arabalara dikkat çekiyor ve hayvanların da yeni yeni yaratıldığını söylüyor, inşaAllah. Hakikaten yeni yeni türler bulunuyor orada burada, hiç görülmemiş şeyler. Yeni yeni hayvan çeşitleri bulunuyor inşaAllah.
Damla Hocam bir ayet oku.
DAMLA HANIM:İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur” diye Allah buyuruyor. Hocam siz, 1986 yılında cezaevindeyken, Kuran’ı açtığınızda karşınıza çıkan ilk ayetin bu olduğunu anlatmıştınız daha önce, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet maşaAllah. Avukat geliyor, sesi titriyor. Her gelen ağlıyor. Böyle bir acayip hava. Dedim ki; “gayet güzel işte, şeref. Allah yolunda mücadele ediyoruz, ne güzel bak Bediüzzaman gibi hapse girdik, çok hoş” dedik. “Her şey aksi.” Dedim “Hepsinde hayır vardır.” Hayırlı oluyor. Cenab-ı Allah hayırla yaratıyor. Hatta avukatım “biz onu yatıştıracağımıza o bizi yatıştırıyordu” diyor. MaşaAllah. İlk defa da cezaevine giriyorum. Açtım; “Allah kuluna kâfi değil mi?” ayeti çıktı. MaşaAllah, elhamdülillah. Tüylerim diken diken oldu, maşaAllah.
EBRU HANIM:Hocam ben sizinle 99 yılındaki baskında beraberdim. Oradaki sabrınız, tevekkülünüz, o çok çok zor şartlar altındaki Allah’a olan güveniniz.
ADNAN OKTAR:Ceddin Deden’i söylemiştim değil mi?
EBRU HANIM: Her an güzel ahlakınıza her koşulda şahit oldum.
ADNAN OKTAR:Telefon geldi; “polis her eve baskın yapıyor” dediler. Açtık, hakikaten dediler; “bizim evi de bastılar, bizim evi de bastılar” dediler. Ben Ceddin Deden’e başladım.
SEMRA HANIM: Kolunuzda kelepçe vardı, siz kolunuzu havaya kaldırmıştınız.
ADNAN OKTAR:EvelAllah, evelAllah, iftihar ederim çünkü Allah yolunda. Çok acayip olaylar olmuştu o gün. PKK ile çatışmada o tip silah olmaz. Ben görmedim. Kafasına polis, şu bomba imha uzmanları giyiyor ya, bomba imha uzmanlarının giydiği kıyafetten giymiş. Altına da beyaz önlük gibi bir şey giymiş, içi boydan boya zırh. Elinde hiç görmediğim bir otomatik tüfek. Lazerli otomatik tüfek. Allah Allah, her yerde polisler peyda oldu bir anda. Kardeşim, kiminle çatışmaya gidiyorsunuz? Ben Müslüman, mazlum, normal bir insanım. Telefon edin, geleyim, inşaAllah. Çatışmaya gidiyor gibi geldiler. Acayip bir ortam oldu. Sonra bir baktık aşağıya ormana, çaka çaka polis dolmuş. Bilmiyoruz, yani benim aşağıdan ineceğimi düşünmüşler. Bir saat falan polisler girmedi içeriye, kapıda beklediler bir saat kadar. Benim aşağıdan oradan gidip, başka yere gideceğimi düşünmüşler demek ki. Ama aşağıya da polis yığmışlar. Bir gün öncesinden orada ne varsa bir araştırdılar. Bize geldiler, dediler ki “aşağıda bir hırsızlık oldu. Burada gizli kamera var mı? Yahut açık kamera var mı?” Dedik; “burası normal ev. Kamera, tabii ki bahçe kameraları var ama makul.” “Bahçe kameralarına bakalım. Kayıt sistemine bakalım” dediler, baktılar. Anladılar ki aşağıdaki bir olay kayda alınacak gibi değil. Yani orman içinde bir olay olduğunda kayda alınacak gibi değil. “Tamam” dediler. O gün gittiler. Ertesi gün baskın yapıldı. Benim de aşağıya ineceğimi düşünüyorlar. Onların ajan provokatörleri vardı, iki tane bizim arkadaşımız gibi görünen iki kişi vardı. Onlar kendilerini biliyorlar, ajan provokatör. Zaten biliniyor. Herkes biliyor. Onlar söylemişler. Ben onlara söylemiştim özellikle onları yanıltmak için; “bir durum olursa, ben buradan aşağı inerim, şu şeyden aşağı inerim. Bir gün küfürden yahut pislik insanlardan bir saldırı olursa, can güvenliğimiz açısından buradan çıkabiliriz” dedim. Polisi kastetmemiştim. Onlar oradan gideceğimi düşünerek, ormandan aşağıya doğru, oraya, dar yollara gireceğimi düşündükleri için öyle söylemişler, bunlara haber vermişler. Polis orada geniş çapta önlem almış. Böyle yüzleri kar maskeli polisler, otomatik tüfekli polisler. Polislerden bir tanesi de demiş ki çocukların birisine; “burası tam ruhsatsız silah bulundurulması gereken bir ev.” Bahçe kamerasından bir kere niye çekiniyorsunuz? Niye onu soruyorsunuz, bahçe kamerasını? Sadettin Tantanda o dönemde demeç verdi. Operasyondan çok kısa bir süre önce; “bazı vakıf mensuplarını kendi mekânlarında imha edeceğiz” dedi. Şaşırdık. “İç İşleri Bakanı, bir şahsı kendi mekânında imhadan nasıl bahsedebilir?” dedik. Böyle şey olur mu? Kanun var, yargı var. Mahkeme yargılar, devlet infaz eder hapsedilecekse. “Kendi mekânlarında imha”; imha ne demek? Yok etmek. Önce böyle bir konuşma yaptı. Arkasından bu olaylar gelişti. Allah korudu. Orada komşunun köpeğini polis çekti, vurdu. Bir el silah sesi geldi. Ondan sonra polis içeri girdi, o silah sesini duyduktan sonra. Bak, o da çok acayip. O silah sesi yankılandı. Tek el bir silah sesi duyuldu. Polis bekliyordu kapıda, ondan sonra evin içine girdiler, daldı polis. Dedik “buyurun, kardeşimizsiniz canımızsınız. Buyurun oturun.” Polislerin hepsi geldi. Sonra zırhlarını çıkardılar kafalarından, o kasklarını falan çıkarttılar. Emniyet Müdürü diyor ki; “biz önce silahlarla geldik. Silahlar Hoca’ya yönelikti, sonra silahları indirdi polisler. Sonra elleri aşağıya indi.” Tabii nezaketlerinden polisimizin, “sonra diz çöktü, oturdular Hoca’nın karşısında” diyor. Hakikaten ne kadar polis varsa hepsi oturdular. Ben de koltuktaydım. Sohbete başladık. Komiser yardımcısı polisleri birdenbire uyardı. “Ne yapıyorsunuz siz?” dedi. “Kendinize gelin” gibisinden. Bak otomatik tüfeklerle gelmiş insanlar, bir anda. Çünkü ben son derece şefkatli, sevgi dolu davrandım. Önce acayip hareketler yapmaya kalktılar. “Falanca nerede?” O ajan provokatör bir anda saklandı, kayboldu. Herkesin gözü önünde kayboldu. Sonra da polis dedi ki ajan provokatörün ismini verdi “o nerde?” dedi bana. “O nerde?” sürekli ismini söylüyor. Ben o zaman anladım onun ajan provokatör olduğunu. Çünkü birçok insan var orada. Polis herkesi alıyor, teker teker arıyor. Neden o, o kadar önemli? Ve niye bana soruyorsun? Ve niye bu kadar şiddetli bir kararlılıkla soruyorsun? Elini kolunu sallayarak adam kaçtı. El üstünde tutuyorlardı zaten. Operasyondan bir gün önce ajan provokatör Emniyet’teydi zaten. Hatta basına da yansıdı o. Ajan provokatör bir gün önce Organize’de. Operasyondan bir gün önce, can ciğer kuzu sarması. Fakat biz tabii fazla olayın üstüne gitmedik. Neler yaptılar. Kokain komplosu yaptılar, şunlar bunlar, ucu bucağı yok. Benim anlatmadığım yüzlerce olay var. Ama bakın dimdik karşılarındayız, elhamdülillah nur gibi talebelerimle. Resulullah (s.a.v.)’in yolundayız. Aşkımız bizim o Resulullah (s.a.v.). Aşkla sevdiğimiz Peygamberimiz, o bizim canımız. Biz onun yolundayız, Allah yolundayız, Allah’ı aşkla seviyoruz, Resulullah (s.a.v.)’i aşkla seviyoruz. Aşığız biz Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Allah’ın aşığıyız, deli aşığıyız, o aşkla gayret ediyoruz, inşaAllah. Ve dolayısıyla da hiçbir şekilde etkilenmeyiz, hiç. Anlatmadığım detaylar çok fazla var, çok çok fazla detaylar var. Mesela Emniyetteki işkenceyi ben uzun yıllar söylemedim, sevinmesinler diye düşmanlarımız. Mesela ayak başparmağıma şehir elektriği, şehir elektriği çok tehlikeli bir şey. Tırnak yuvasını yaktı elektrik. “Çok feci zonkluyor ayağım. Çok ızdırap duyuyorum. Bir şey yapın” dedim. Bu sefer de ayağının topuğuyla ezdi adam. İsmini de vermeyeyim şimdi de. Ama ben söylemedim. Defalarca elektrikle işkence yaptılar. Niye sevindireyim? O devirde çünkü üstün görünümdeydiler. Yani güç onlardaydı. Ama şu an güç onlarda değil. Güç onlarda olmadığı için, rahatça söylüyoruz, elhamdülillah.
SEMRA HANIM:Hocam, siz çok asil bir insansınız. Biz bunların hepsine şahit olduk, Allah size olan sevgimizi, sadakatimizi, bağlılığımızı bin kat arttırdı.
ADNAN OKTAR:“Benim merak ettiğim bir soru; Hz. Mehdi (a.s) çıktığında inanmayanların olacağını söylediniz. Çeşitli iftiraların, komplolara maruz kalacağını belirttiniz. Malum teknoloji çağındayız ve internette birisi hakkında olumsuz ve kötü videolar hazırlamak çok kolay. Peki biz Hz. Mehdi (a.s)’ı sadece imanının nuruyla bakarak mı tanıyabiliriz? Orhun Sönmez. Saygılarımla.” Ben Bediüzzaman zamanında olduğumu düşünüyorum, farz edelim. Ben nasıl anlamam Bediüzzaman’ı? Son derece samimiyetsiz olmak lazım anlamamak için. Nasıl anlamazsın? Gün gibi aşikâr. O devrin Mehdi’si, belli o. Nasıl anlamazsın? “Şu mu olabilir, şu mu olabilir?” Bakarsın. Belli ki o, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) öyle bir güzel anlaşılır ki. Köşe yazarları bu kadar panik olur mu fark etmiş olmasalar? Durup durup “Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacak” diyor. Çıkmayacaksa niye heyecanlanıyorsun? Tamam işte, o zaman yan gel, yat. Niye her hafta yazı yazıyorsun o zaman? Niye panik oluyorsun?
“Muhterem Adnan Hocam; öncelikle sizin şahsınızın ve diğer arkadaşlarınızın mübarek kurban bayramlarınızı en içten dileklerimle kutlarım, hayırlara vesile olmasını temenni ederim. Hocam naçizane bir sözüm olacaktı. Papa yaklaşık 2 hafta önce Pazar ayininde, alenen ve aciliyetle, mealen söylüyorum, tek dünya devleti kurulmasından bahsetti. Zamanlaması Allahualem çok ilginç geldi. Naçizane konu hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyim?” Papa da biliyor Hz. Mehdi (as)’ın geldiğini. Hz. İsa Mesih (as)’ın geldiğini o da biliyor. Bir dünya hâkimiyeti olacağını biliyor inşaAllah. Ama deccalin adamlarından korkuyor benim gördüğüm. Ne diyor? “Darwinistler haklı” diyor. Ne korkuyorsun? Allah’tan kork. Ne korkuyorsun? Güven Allah’a, dayan Allah’a. Kitap çıkartmış Darwinizmi savunan. Papalık çıkarttırmış. Yani deccaliyetin ne kadar acımasız ve ne kadar şiddetli olduğunu bu gösteriyor. Hangi Hıristiyan inanır Darwinizme? Hiçbiri inanmıyor. Ama çekindikleri için inanıyor gibi görünüyorlar.
Çok güzel yazılar. “Selamun Aleykum Hocam. Acayip güzelsiniz acayip. Tek kelimeyle acayip güzel ve yakışıklısınız. Nurunuz güzel, yüzünüz güzel, tipiniz güzel, şahane.” İnci sözlüğün sevimli haytalarından bunlar. MaşaAllah. Sizler de çok yakışıklısınız. Çok klas delikanlılarsınız. MaşaAllah. Aslansınız.
VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Özelliklerini Anlatıyor
ADNAN OKTAR:“Benim adım Fatih Özdemir. 46 yaşındayım. Hanımım burada avukat oldu. Lütfen ona da dua buyurun.” Ne güzel.
“Sevgili canım Ahmed Muhammed Mustafa Adnan Arslan Hocam. Şeytani olan her şeye karşı mücadele ediyorsunuz. Canım ciğerim, bir tanecik Hocam. Ben sizin ayağınızın dibinde kıtmiriniz olayım. Canım Hocam, benim size bir sorum olacaktı” diyor. Estağfirullah. Ben sizin hizmetçinizim, ben sizin ellerinizden öpüyorum, inşaAllah. MaşaAllah. “Kabul edin Hocam; kapınıza kapıcı olayım, ayağınızın tozu olayım Hocam” diyor. MaşaAllah. “Bu garibanı da talebeniz kabul edin. Ben Almanya’da yaşıyorum” diyor. MaşaAllah. Fatih Özdemir.
DİLEM HANIM:Rusya’nın en büyük devlet televizyonlarından biri REN TV, hayatın kökeni adlı bir araştırma programı yayınladı geçen gün Hocam. Bugüne kadar Rusya’nın devlet kanallarında evrim teorisinin geçersizliğini itiraf etmiyorlardı. REN TV, programın büyük bölümünü size ve sizin belgesellerinize ayırdı ve sizi dünyada evrim teorisini çökerten araştırmacı olarak tanıttı Hocam. Yukarda varmış bunun filmi Hocam.
ADNAN OKTAR:Görelim.
VTR
ADNAN OKTAR:Ne kadar ünlüyüm,Allah Allah. Bütün dünyada bizden bahsediliyor, maşaAllah. Yakışıklılık bizde, şöhret bizde. Aman Allah’ım. MaşaAllah. Allah daha da arttırsın.
Ne kadar çok yerden yazı geliyor kardeşlerimizden sorular, maşaAllah.
“Esselamun Aleykum. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Pek muhterem Adnan Harun Yahya Hocam. Sultan Babamızı arife günü andığınız ve Sultan Babamızla beraber mübarek mücahit, muvahit, asrın lideri Erbakan Hocamız’la yan yana andığınız için, Allah sizden iki cihanda da razı olsun.” Estağfirullah, iftihar ederiz. Erbakan Hoca benim canım, bir tanecik Hocamız o bizim. “Makamınız ali olsun. Sırrınızı arttırsın. Şefaatinizin ulaşamadığı, yaratılmış hiçbir zerre bırakmasın.” Sultan Baba canımdı benim. Dünyalar güzeli. Beni çok severdi Hocamız, ben de onu çok çok seviyorum. Allah dünyada ahirette ayırmasın, inşaAllah. Dünyada da onun manevi bağlantısı inşaAllah sürekli bizlerin üzerine olsun, ahirette de sonsuza kadar cennette beraber olalım,inşaAllah Sultan Babamızla. Dünya tatlısıdır, dünya iyisidir maşaAllah. Mübarek çok çok severdi beni, Allah razı olsun ondan. “Sultan Babamız ve Erbakan Hocamız ümmet için yaşadığı son nefeslerine kadar Allah rızası için yaşadılar. Son nefeslerinde de alemlerin Rabbi’nden ümmeti dilediler.” MaşaAllah. “Onların bize mirası Hz. Ebu Bekir (r.a) gibi ‘ya Rabb bedenimizi o kadar büyüt ki, bütün acıları biz çekelim’ şeklinde oldu. Mübarek sohbetlerinde de bu yoldan güzel şeyler anlattılar. Tabii teşbihte hata olmaz. ‘Biz hakkı batılın üzerine fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder.’ Ayetinin tecellisine vesile olsun. Zafer inşaAllah Müslümanlarındır. Esselamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.” Ahmet Uğur Erbay. “Fiemanillah” diyor, maşaAllah.
“Sevgili Hocam ben sizin programınızı gerçekten büyük bir ilgiyle takip ediyorum. Hiç birini kaçırmıyorum. Konuşmalarınızı dinlemek büyük keyif veriyor,” diyor.
“Hocam, komünistler hakkında kuyruksuz.com adlı bir sitede…” Canım öyle sitelere ne gerek var. Komünistlerin zulmü; bir milyar kişiyi katletmişlerdir, toplam. Bu açık, bilimsel bir gerçektir. Tarih bilimi açısından açıktır.
“Selamun Aleykum sevgili Yusuf yüzlü.” Babamın ismi de benim Yusuf’tu. MaşaAllah. “Yusuf yüzlü, Davut sesli, Muhammedi gül nefesli, Seyyid Muhammed Adnan Oktar Hocam. Sizi ve yanınızdaki arkadaşlarımızı canımızdan çok seviyoruz Hocam. Bu soru biraz gereksiz ama bu konu hakkındaki fikirlerinizi öğrenmek istiyorum. Hocam bir; Ehli Beyt’e karşı mücadele veren Muaviye hakkında ne düşünüyorsunuz? İki; tasavvuftaki rabıta şirk midir, değil midir? İyi yayınlar Hocam.” Niye? Ne güzel insanın şeyhini hatırlaması, gözünde onu canlandırması. Şeyh Nazım Hocam mesela birden aklıma geliyor, çok hoşuma gidiyor. Resmini görüyorum çok hoşuma gidiyor, sesini duyuyorum çok hoşuma gidiyor. Allah dostlarını hatırlamak, akla getirmek çok güzel. Ne mahsuru olacak? Niye şirk olsun? Anmış oluyoruz, sevgiyle anıyoruz. Allah’ın tecellisi onlar. Ne güzel insanlar.
Ehli beytle ilgili, o konulara hiç girmeyin. Onları artık orada bırakın. Müslümanları bölmek için, Müslümanları birbirine düşürmek için bir fitne kapısına onu çevirmek çok yanlış olur. Biz Muhammediyiz, Resulullah (sav)’in yolundayız. Onu seviyoruz, onun sevdiklerini de seviyoruz. Kuran’a tabiyiz, o kadar. Oradan bir girersek Müslümanlar paramparça olur. Aman öyle şeylere hiç girmeyelim. Biz bütün sahabeleri seviyoruz. Hz. Ali (ra) benim dedem benim canım. Allah onu şehit edenleri helak etsin, ahirette sonsuza kadar azap versin. Ama şimdi oturup elimizdeki tarihi bilgilerle, belgelerle yeniden hepsini yargılamaya kalkarsak bu yanlış olur. En iyisi Cenab-ı Allah’a bırakalım, Cenab-ı Allah cezalarını ahirette versin. Biz Hz. Ali (ra)’ı şehit edenlerden intikam almak istiyorsak İttihat-ı İslam’ı yapalım. İttihat-ı İslam’ı yaparsak hem Resulullah (sav)’in ruhunu şad etmiş oluruz, Allah’ın takdirini kazanırız, Resulullah’ın beğenisini kazanırız, Hz. Ali (ra) da aşka gelir, aşka. Şehitler âleminde o haberini duyar, aşka gelir. Muhsin Yazıcıoğlu şehidimiz orada, Erbakan Hocamız orada, Hz. Ali (ra) orada, Hz. Ömer (ra) orada hep birlikteler. Haber bekliyorlar “haydi, artık İttihat-ı İslam’ı yapın biz de burada bayram yapalım” diyorlar. Bizden haber bekliyorlar. Çok beklediler, bekletmeyelim mübarek şehitlerimizi, sevinç haberini onlara gönderelim. “İttihat-ı İslam’ı kurduk, müjde!” diyelim. Şehit âlemi şöyle bir tekbir getirerek ayağa kalksın. Yer gök bir inlesin inşaAllah. Çok alçaklıklar yapan oldu. Hz. Hasan (ra), Hz. Hüseyin (ra) dedelerimi şehit edenler kahpelik yaptılar. Hz. Ömer (ra)’ı şehit ettiler, Hz. Osman (ra)’ı şehit ettiler. Alçaklık yaptılar. Şimdi bunları biz tek tek yargılayacak durumda değiliz. Yapmış bu alçaklar bunu. İttihat-ı İslam’ı kurduğumuzda en büyük darbeyi almış olacaklar bunlar. Şehitler bizden haber bekliyor inşaAllah.
“Değerli Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Allah’ın Selamı ve Bereketi üzerinize olsun. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Hocam, yanınızdaki talebeniz gibi görünen, o devirdeki-99’daki, ajan provokatörlere; 99'daki baskından önce bilerek: ‘eğer tehlikeli bir durum olursa, buradan çıkıp giderim’ dediğinizi, o polis baskınında, gösterdiğiniz yerin ağır silahlı polislerce özellikle tutulduğunu söylediniz. O zaman o ajan provokatörlerin bu durumunu önceden bildiğiniz söyleyebilir miyiz? Eğer öyleyse, bu müthiş bir ledün ilmi örneği olmaz mı?” diyor. Allahualem biliyordum tabii. İkisinin de, çok kapsamlı tedbir almıştım. Polis ajanı olduklarını biliyordum. Hatta bir kere de açıkça söyledim yüzlerine karşı. Bir olayda yine provokasyon yapmaya kalktılar. Provakatif bir hareket yaptılar. O zaman da, birkaç defa söyledim. Olağanüstü önlem almıştım. Arkadaşlarıma da söyledim bunların tehlikeli insanlar olduklarını, yani polisin adamı olabileceklerini söylemiştim inşaAllah. Sonra da bir vatandaş, şimdi görevde değil o, resmi bir görevli, havaalanında bir arkadaşımızla karşılaşmış, konuşma arasında ağzından kaçırmış. İnsanlar hani derler ya, boş bulunur. “Zaten aranızda arkadaşlarımız vardı” demiş. Açıkça söylemiş. Ama boş bulunmuş. “Zaten tanıyoruz arkadaşlarınızı” demiş. Hâlbuki biz onu tanımıyoruz. Nereden tanıyor arkadaşlarımızı? “Çok samimi arkadaşlarımız var” demiş. Sonra toparlamaya çalışmış ama tabii olayı. Sonra başka bir uzmana söyledik bu olayı. İstihbarattaki meşhur ifadeyi kullandı; “gaf yapmış” dedi. “Gaf yapmış” dedi. Tek kelimeyle o şekilde ifade etti. O da biliyor. Ağzından kaçırmıştır, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam. İyi akşamlar. Bediüzzaman nasıl Mehdi olur?” Asrının Mehdi’si, 13. yüzyılın Mehdi’si. Anlaşılmayacak ne var? Hicri 13.asrın Mehdi’sidir. Hayır, kim var başka? O var. Ondan gerisi talebeleridir. Aynen Bediüzzaman’ı taklit etmiştir bütün cemaatler. Bütün cemaatlere örnek olmuştur. Hepsi aynı stili almışlardır. Yöntem, stil olarak aynısını almışlardır. O devrin Mehdi’si olduğunun en açık alametidir. Ben hepsini canım gibi seviyorum, hepsinin kölesiyim, hepsinin ayağının tozuyum ama konunun doğrusu bu.
Erdinç Karaçam; “Hocam bir de, bir gün sizinle tanışabilirsem gözüm açık gitmem, inşaAllah” diyor. O ne demekmiş öyle? Allah ömrünü uzun etsin. Sen komünizmi bize bırak. Allah’ın izniyle tozunu dumanını birbirine katacağız. Daha dur. Daha ben bunlara hiçbir şey yapmadım. Daha tozlarını alıyorum. Bilimle darmakeşan edeceğiz Allah’ın izniyle, inşaAllah.
İsmail çizdin mi sen, kerata? Çok müthiş bir hüsn-ü zanla girmiş. “Muhammed Adnan Hocam, öncelikle Allah sizden razı olsun, gücünüzü artırsın. Eğitimime sohbetlerinizi dinleyerek devam ediyorum. Aldığım akıl açıklığı ve ilim için size teşekkür ediyorum. Allah siz ve yardımcılarınızdan razı olsun. Bileğinize, bedeninize, fikrinize kuvvet versin Cenab-ı Allah. 14 Aralık’ta askere gidiyorum Hocam. Bu tarihten evvel sizi görmek isterim, inşaAllah. İstanbul’dayım. Derin sevgilerimle. Allah’a emanet olun.” İsmail, şimdi yalnız bu başlangıç oldu mu? Kaç defa diyorum “küfre gidersiniz” diye. “Hz. Mehdi (a.s.) gibisiniz” de, “Hz. Mehdi (a.s.) askerisiniz” de. Böyle denir mi? Koskoca delikanlısın, bak askere gidiyorsun. İnsaf et. Değil mi? Küfre düşersin. Hz. Mehdi (a.s.) masum. Ne demek? “Sen cennetliksin” demek. Ama dese ki “Hz. Mehdi (a.s.) gibisiniz, “Hz. Mehdi (a.s.) talebesisiniz” dese o olur, hüsnü zan edebilir insan inşaAllah. Onun için diyorum, aman sakın ha.
Gülcan Hanım; “Selam, canım Hocam sizi görmek içimi ferahlatıyor. İçimde gün içinde oluşmuş sıkıntıları gideriyor ve yaşama sevinci ve gayreti veriyor. Bizi hiç bırakmadığınız için, her gün hayatımızda var olduğunuz için, Allah’a sonsuz şükrediyorum. İnşallah sizin vesilenizle, tek dost ve yardımcı olan Allah’a her nefesimizde anmak ve O’nun rızasını kazanmak nasip olur. Allah bizi sizden hiç ayırmasın, inşaAllah” diyor, Gülcan.
Evet, güzellik temennileri, hayır temennileri var, inşaAllah.
İnci Sözlük de tam kadro görevde. Öyle haytalar, öyle cinler, öyle yamanlar, inşaAllah.
Ben dünyalar tatlısı, güzel Şeyhimiz Şeyh Nazım Kıbrıs-i Hocamız’ı dinlemek istiyorum. Bir de Hocamız’a dua edin, benim canım Hocam’a, daha sağlıklı, daha iyi olsun. Allah onu ins ve cin şeytanların şerrinden, münafıkların şerrinden korusun. Allah sağlık, afiyet versin. Kalbine ferahlık, iyilik versin. Ömrünü çok uzun etsin Allah. Canım Hocamız’ı başımızdan eksik etmesin. Hz. Mehdi (a.s) elinden öpecek Şeyh Nazım Hocamız’ın, göreceksiniz. İsa Mesih (a.s)’da elinden öpecek. Dünya tatlısı çünkü. Ve sarılacaklar, sevecekler, inşaAllah.
“Hocam, ben Caferi mezhebi mensubuyum. Bize anlatılana göre İmam Muhammed Hz. Mehdi (a.s) 12.imamımızdır. O ölmemiştir ve kıyametten önce zuhur edecek diye.” Kardeşim, canım ciğerim kardeşlerim,Allah rızası için böyle hurafeler yapmayın. Müslümanları mahvediyorsunuz. 1000 küsur sene bir insan hayalet olarak yaşar mı? Allah’tan korkun, yapmayın. Yok,“duvarda görünüyor”, yok, “şurada görünüyor”, yok, “burada görünüyor”. Bunları yapmayın. Mahvediyorsunuz, milletin imanını alırsınız, yapmayın. Hz. Mehdi (as) normal, anneden babadan doğma, mümin, muttaki bir insandır. Seyittir, şeriftir, Peygamberimiz (sav)’in soyundandır, Hz. Ali (ra)’ın soyundandır. Vakti gelmiştir, alametleri çıkmıştır, zuhur etmiştir; göreceksiniz. Ama öyle hayalet birisi değil. “12 tane imam gelecek” diyor Peygamberimiz (sav). “Şu, şu, şudur” demiyor. 12 tane imam, sonuncusu Hz. Mehdi (as)’dır diyor. Tamam, sonuncu imam, 12. imam Hz. Mehdi (as) da olacaktır. Birçok imam gelmiştir. İmam Rabbani de imamdır, Abdülkadir Geylani de imamdır, İmam Caferi Sadık da imamdır. Caferilik, o anlamda bütün Hanefiler de Caferi’dir. Çünkü İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Caferi Sadık’ın talebesidir. İlmin kaynağı odur, ondan almıştır. İmam Caferi Sadık kime uyuyor? Resulullah (sav)’e uyuyor. Caferi, Hanefi, Hanbelî yok öyle. Hepimiz aynıyız. Hepimiz kardeşiz. Ama böyle bir hurafeyle Müslümanları mahvetmeye kalkarsanız deccaliyet bundan istifade eder. Ne İran’ı bırakır, ne Ortadoğu’yu bırakır. Her yeri birbirine katar. Yapmayın, etmeyin bu yanlış, bundan mutlaka kurtulun. Hz. Mehdi (as) tek başına bir insandır. Anneden babadan doğma. Bir şehirde doğacaktır, büyükçe bir şehirde. “Kara” diyor Peygamberimiz (sav), “kara”. O kadar, oradan çıkaracaksın. “Oradan gelip denizi geçecek” diyor. İstanbul’a geleceğini söylüyor Peygamberimiz (sav). Mümin, muttaki, samimi bir Müslüman’dır. Öyle duvarlardan geçen, hayalet gibi gezen, mağaraların içinde saklanan, bin küsur sene kaybolan, öyle birisi değil. Normal yaşayacak. Uzun ömürlü olacağını söylüyor Peygamberimiz (sav). Belki AllahuAlem 100 yaşını geçebilir. Yani rivayetlere göre öyle gibi görünüyor. Allahualem. İslam’ın dünya hâkimiyetini görecektir, Hz. İsa Mesih (as) ile beraber. “7 veya 9 yıl Hz. İsa Mesih (as) ile birlikte” diyor. Belki daha fazla öbür rivayetlere göre de. Hangi Caferi inanır bunagerçek samimi anlamda? 1000 küsur sene kaybolmuş hayalet Mehdi’ye hiçbir Caferi inanmaz. Kimse inanmaz. Çünkü Resulullah (sav) böyle bir şey demiyor ki inansın. Onun için, Allah rızası için bu itikadınızı düzeltin. Ne güzel anlatmış Peygamberimiz (sav). “Şehirde doğacak” diyor, “doğumu gizlidir” diyor, “çile çekecek” diyor. “Hapiste yatacak”. Cezaevinde Mehdi (as)’ın görüntülerini görse millet nasıl hapse soksunlar onu? “Tekbir getirince duvarlar yıkılacak” diyorsunuz, Caferi kardeşlerimiz. Cezaevinin bütün duvarlarını yıkar, tekbir getirir, duvarlarını yıkar, çıkar gider dışarıya. Ve “her yerde olacak zaten” diyorsunuz. Öyle olduktan sonra zaten hapishanede olursa ne olur ki Hz. Mehdi (as)? Zaten “dışarıda gezecek bedeni” diyorsunuz. “Herkesin evine girecek” diyorsunuz. Öyle bir insanı nasıl hapse sokacaksın sen? Çile çekecek Hz. Mehdi (as). “Hz. Yusuf (as)’a benzer” diyor Peygamberimiz (sav). Nereden veriyorum bu kaynağı? Şii kaynaklardan, Caferi kaynaklardan veriyorum. Çok ızdırap çekecek, çok zorluklarla karşılaşacak. Tevrat’ta da çok çile çekeceği geçiyor Hz. Mehdi (as)’ın. Tevrat’ta çok kapsamlıdır. Allah Tevrat’ta Hz. Mehdi (as)’a “çok çile çekeceksin, acı çekeceksin” diyor. “Buna rağmen Mehdilik görevi yapacak mısın?” diyor. “Yapacağım Ya Rabbi. Aldım ben bu görevi üstüme” diyor. Allah hatırlatıyor, “bak çok çile çekeceksin, acı çekeceksin” diyor. “Buna rağmen yapacak mısın?”. “İftiharla yapacağım Ya Rabbi” diyor inşaAllah. Allah’a verdiği sözünü tutacak Hz. Mehdi (as). Sen nasıl acı çektirirsin böyle bir insana? Nasıl hapse sokarsın? Nasıl tehdit edersin? Duvarlardan geçen, herkesin evine giren, ışık şeklinde görünen, cisim olarak görünen, sesi her yerde duyulan, istediği an istediği yere hulul edebilen Mehdi’den bahsediyorsun. Ve bin küsur sene yaşayan Mehdi’den bahsediyorsun. Yapmayın, etmeyin. Allah rızası için yapmayın bunu. Toparlayın kendinizi. Bir şey yok bunda. Yani zor bir şey değil. “Arkadaş biz Resulullah (sav)’in dediği gibi inanıyoruz” dersiniz, konu biter inşaAllah.
VTR-Cübbeli; Hz. Mehdi (a.s)’ın Allah’ın Koruması Olduğunu, Onun İzni Olmaksızın Kimsenin Hz. Mehdi (a.s)’a Zarar Veremeyeceğini Anlatıyor.
CEYLAN HANIM:Hocam, çok uyanık bir tırtıl var. Bugün ondan bahsetmek istiyorum.
ADNAN OKTAR:Tırtıl?
CEYLAN HANIM:Evet. Makurulia Liberi ismi.Hocam, bu tırtıl şöyle bir şey yapıyor. Larva halindeyken, büyüyünce kelebek oluyor bu, bir cins karıncanın kokusunu ve sesini taklit ediyor Hocam. Karıncalar da onu kraliçe karınca zannediyor, toplayıp eve götürüyorlar bütün tırtılları, bütün larvaları. Yuvalarına taşıyorlar, aynı karınca gibi besliyorlar, temizliyorlar her şeyiyle ilgileniyorlar. O tırtıl büyüyor Hocam, kelebek olarak yuvadan çıkıyor.
ADNAN OKTAR:Vay uyanıklar vay, vay uyanıklar var.
CEYLAN HANIM:Hocam, resimleri de var görmek isterseniz.
ADNAN OKTAR:Otel niyetine kullanıyorlar orayı.
CEYLAN HANIM:Evet Hocam, maşaAllah. Hocam bu o özel karıncanın resmi, Mirmeka Şanki bu karıncanın cinsi. Sadece bu karıncanınkini taklit ediyor. Bunlar da alıp eve götürüyorlar, kendi yuvalarına götürüyorlar.Bu da en son hali tırtılın.
ADNAN OKTAR:Tip çok şeker. Buruna baksana köfte gibi, maşaAllah.
AYLİN HANIM:Bugün enzimlerden bahsetmek istiyorum. Enzimler, geçen gün anlatmıştım, proteinlerden oluşuyor. Proteinler enzim görevi görebiliyorlar. Normalde insan vücudunda 2 bin çeşit enzim tespit edilmiş ve mesela sadece damarlarla ilgilenen enzimlerin sayısı 98. Kalp, beyin ve karaciğerle uğraşan enzimlerin ne kadar olduğu henüz tespit bile edilememiş. Enzimler, bir reaksiyona girip, o reaksiyonu hızlandırmakla görevliler. Fakat reaksiyonun içine kendileri dahil olmuyorlar, dışarıdan müdahale edip, o reaksiyonu hızlandırıyorlar. Bu çok önemli bir şey, çünkü enzimler olmasa eğer dışarıdan çeşitli etkilerle yapmak gerekiyor. Mesela ısı vermek gerekiyor hücrenin içine veya belli bir enerji düzeyi vermek gerekiyor. Bunlarla bir aktivasyon enerjisi ortaya çıkarmak gerekiyor, fakat bunlar tehlikeli hücre için çünkü hücrenin sitoplazması herhangi bir ısı durumunda anında parçalanabiliyor. DNA hidrojen bağlarından oluşuyor. Hidrojen bağları özel bir tasarımdır. DNA’nın içinde hidrojen bağı olması gerekiyor, kimyasal bağ çünkü hücre bölünmesi sırasında DNA’nın sarmalları ikiye ayrılıyor, o hidrojen bağlarının kolay kopabilen bağlar olması gerekiyor. O yüzden dışarıdan ısı devreye girdiğinde o hidrojen bağları kopabiliyor. Yani DNA’ya da zarar verebiliyor. O yüzden dışarıdan herhangi bir etkiyle, ısıyla, özel bir asit ve bazik bir ortam oluşturarak, bir aktivasyon oluşturmak mümkün değil, vücut için zararlı. Bu yüzden devreye enzimler giriyor. Enzimler hiçbir ısıya, dışarıdan herhangi bir etkiye ihtiyaç duymadan aktivasyon enerjisini sağlıyorlar ve katalizasyon meydana getiriyorlar hücrenin içerisinde. Böylelikle bir reaksiyon hızlanıyor. Hızın şiddeti şu şekilde; mesela bir cümlenin okunması 5 saniye gibi bir olay fakat enzimler olmasa bu, 1500 yıl sürüyor. Böyle bir fark var arada.
ADNAN OKTAR:1500 yıl.
AYLİN HANIM:Evet, 1500 yıl sürüyor ve bu kadar süreyi kazançlı hale getiriyor enzimler. 10 üzeri 14 kere hızlandırıyorlar bir reaksiyonu.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. 10 üzeri 14.
AYLİN HANIM:10 üzeri 14; 10’un yanına 14 tane sıfır gelmesiyle oluşan bir sayı. Böyle bir etkileri var. Siz daha önce çok anlatmıştınız Hocam, proteinler olmadan, tek bir proteinin açıklamasını yapamıyor evrimciler diye. Tek bir enzimin bile açıklamasını yapamıyorlar. Vücutta sadece bir işe yarayan tek bir enzimin açıklamasını yapamıyorlar, nasıl oluştuğunu.
ADNAN OKTAR:Tek tek ahirette cevaplayacaklar onlar. Anlamadım yok, inşaAllah.
AYLİN HANIM:Her bir enzimin özel bir görevi var. Bunu da ayrı açıklamaları gerekiyor. Sadece yapısını değil, nasıl oluştuğunu değil, her bir enzim belli bir işe yarıyor. Bunların her birini teker teker açıklamaları gerekiyor. Bunları asla açıklayamıyorlar, imkanı yok. Hücrenin içindeki faaliyette her işe yarıyor enzimler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama akıl, hakikaten çok güzel bir nimet. Mesela akıllı bir kadın beni çok etkiler, akıllı bir bakış çok etkiler ama akılsız bön bakan bir kadın, hakikaten çok şeyini kaybetmiştir. Kadınlar onun için aptal erkeklerden nefret ederler, gıcık olurlar. Çünkü nefret oluşur. Aptaldan kadın çok sıkılır. Ne kadar akıllıysa, o kadar hoşuna gider. Etle kemikle olacak bir şey değil bu. Aklın büyüleyici etkisi vardır, adeta insanı hipnotize eder akıl. Çok çok etkileyici bir şeydir kadında da olsun, erkekte de olsun Allah nur olarak yaratmıştır. Büyük nimettir akıl. Akılla kadın aşık olur, erkek de kadında akıl gördüğünde aşık olur. Allah’ın tecellisidir akıl. Allah’ın aklından bir tecelli olarak görünce, ruh ona aşkını salıyor, bırakıyor yani aşk akmaya başlar insanın ruhunda.
Mesela ben gençlerde görüyorum. Kendini beğendirmek için, ya bir şarkıcıya kendisini benzetmeye çalışıyor. Düşük pantolonlar falan, gevşek şeyler, salaş kıyafetler, serseri ifadesi veriyor kendine, ağzında çiklet çiğniyor. Züppe tavırlar yapıyor, esrarkeş hareketler yapıyor. Halbuki kadın onu daha da ahmak ve akılsız olduğuna kanaat getirir ve baya tehlikeli olarak görür. Yani kütük, öküz gibi herifler, baya akılsız olduğunu düşünür. Çünkü görgüsüzlük, hırtlık yapınca, daha da beğeneceğini zannediyor. Züppelik yapıyor, daha da beğeneceğini zannediyor. Halbuki züppe çok tehlikelidir. Züppede derinlik oluşmaz ki, akıl oluşmaz. Yani tutkunun detaylarını göremez. Çok yüzeysel, basit, hayvani şeyleri fark edebilir. Dolayısıyla Allah onlara, züppelere züppe nasip ediyor. Mesela karaktersize karaktersiz nasip ediyor. Şımarığa şımarık nasip ediyor. Allah herkese, gönlündeki güze göre karşısında bir sevgi nasip ediyor, inşaAllah.
Ebru Hocam, buyurun.
EBRU HANIM:Estağrifullah. Hocam devam edebilirim isterseniz. Ara geçiş formu olmaması ve fosil kayıtlarının yaratılışı ispat ettiği ve evrime hiçbir şekilde delil olmadığı konusunda.
Niles Eldredge, Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nden bir paleontolog, yine çok ünlü bir paleontolog. Onun itirafı şöyle: “Darwin gelecek nesillerin bu boşlukları dolduracak yeni fosil bulguları elde edecekleri kehanetinde bulunmuştur. Aradan geçen 120 yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda, fosil kayıtlarının Darwin'in bu kehanetini doğrulamayacağı açıkça görülür hale gelmiştir. Bu, fosil kayıtlarının yetersizliğinden kaynaklanan bir sorun değildir.” Çünkü siz daha önce de çok anlattınız, fosillerin yüzde 95’i zaten şu ana kadar yeryüzüne çıkarıldı kazı alanlarından, fakat hiçbir şekilde ara geçiş fosili bulunamadı. Çok sayıda fosil var, tek bir tane ara geçiş formu yok. Zaten bu konuda siz ödül de koydunuz. Hiçbir şekilde böyle bir iddiada bulunmadılar.
ADNAN OKTAR:10 trilyon.
EBRU HANIM:Evet. Ve şöyle devam ediyor: “fosil kayıtları açıkça söz konusu kehanetin yanlış olduğunu göstermektedir.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim bakın, ağababaları söylüyor bunu evrim konusunda. Hepsi cayır cayır itiraf ediyor; “Hakikaten ara fosil yok. Ara fosil olmadığı için, konuşacağımız da bir şey yok” dediler. Çünkü nerede araştırma yapsalar, hep türlerin aniden ortaya çıktığını görüyorlar, nereye baksalar. Kardeşim, bir tane ara fosil olur bir tane. Tek bir tane yok. Artık adamlara “kardeşim ben fotoğrafa da razıyım, fosilden vazgeçtim” dedim. İnternetten gönderin, 10 trilyon vereceğim. İnternetten yani onu da kabul ediyorum, değil mi? İnternetten de gönderemiyorlar. “Bak, şu ara fosildir” diyemiyorlar. Göndersin, 10 trilyon para vereceğim.
AYLİN HANIM:Hocam, İş Bankası ‘Evrim Atlası’ çıkarmıştı. Sulu boyayla resimler yapmışlar.
ADNAN OKTAR:Bir tane fotoğraf olsun babam, bir tane. Hep vermişler ressama, adam geceli gündüzlü hem sigarasını içmiş hem resim yapmış, hem sigarasını içmiş hem resim yapmış.
Bitirelim, yarın devam ederiz, inşaAllah.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...