DİLEM HANIM: Adnan Oktar’la Sohbetler programına hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Bak, bugün yine Van’da olan deprem çok şaşırtıcı. Daha yeni oldu deprem, bir daha. Bu da ayrı bir deprem yeniden, aynı Resulullah’ın (s.a.v) dediği gibi. Resulullah (s.a.v) ne diyor, ahir zamanda depremler sıklaşacak, Mehdi devrinde. Bak, dedim; sürekli nefes almadan devam edecek dedim, sürekli devam ediyor görüyorsunuz, inşaAllah. Yine olacak bu tip olaylar, yine devam edecek, ta ki evlatlarımdan diyor Muhammed Mehdi çıkana kadar diyor, sonra da depremler sakinleşiyor Mehdi (a.s.) çıktıktan sonra. Dünyanın huzursuzluğu duruyor, dünya kabuğundaki huzursuzluk duruyor, depremler azalıyor Mehdi (a.s.) çıktıktan sonra, sakinleşiyor, dünya şu an, dünya kabuğu huzursuz, tedirgin, rahatsız, Mehdi’nin çıkışını bekliyor dünya. Mehdi çıktıktan sonra sakinleşiyor, çünkü dünyada akıllıdır, bütün dünya toptan bir akla sahiptir, dünyanın da aklı vardır. Dünyanın aklı hükmünde olan Kuran’ın diyor ref edilmesiyle diyor, göğe alınmasıyla diyor, dünya divane olur diyor Bediüzzaman, aklını kaybeder diyor. İzni ilahi ile başını başka seyyarelere vurur diyor. Bu müsademe sonucunda da kıyamet kopar diyor, inşaAllah. Senin anlatacağın var mı hocam?
DİLEM HANIM: Var Hocam. Bugünkü depremin ardından iki tane 4,5 büyüklüğünde artçı gerçekleşmiş.
ADNAN OKTAR: Yeni bir film var dediniz, ne var o?
DİLEM HANIM: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri’nin.
(VTR-Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri’nin videosu)
ADNAN OKTAR:28 Şubat dönemini eleştiriyor kardeşlerimiz. Güzel ama 28 Şubat’ın tahribatı insanlar üstünde oldu, eşyalar üzerinde olmadı. Bunların tahrip ettiği, örselediği, zarar verdiği insanlar şu an hayattalar. Ve bu insanlar 28 Şubat’ın tahribatının neticelerini yaşıyorlar şu an. Devletin yapacağı bu adamların yaptığı tahribatı bu insanların üzerinden almak, 28 Şubat’ın yaptığı eylem adamların yanına kar kaldı. Yanına kalmaması lazım, geri alınması lazım. 28 Şubat’ta açılan davalar devam ediyor. Çünkü komployla açtılar, oyunla açtılar, tuzak kurarak açtılar, iftira ederek açtılar. Mahkemeler de mecburen dava açmış oldu. Peki ne olacak bu oyun? Yaptıkları komplolar, oyunlar nereye gidecek? Yaptıkları tuzaklar nereye gidecek? 28 Şubat’ın tahribatını devlet tamir etmekle mükelleftir. Bütün mağdurlarına da bu yapılan tahribatı tazmin etmekle mükelleftir.Yapılan tahribatı hem durdursun devlet, devam ediyor tahribat. Adamların kestiği yaradan kan akmaya devam ediyor. Kanın durdurulması lazım ve yaptıkları tahribatın da tazmin edilmesi lazım.Yoksa 28 Şubat’taki kişiler hedeflerine ulaşmış olurlar. Birçok insanın canını yaktılar. Mesela işkence yapıldı o dönemde insanlara. İşkence mahkemelerinde adamlar cayır cayır beraat alıyorlar. Çünkü işkenceyi ispat etmek kolay olmuyor. Nasıl rüşveti ispat etmek mümkün değilse işkenceyi ispat etmek de mümkün olmuyor. Çünkü adam mesela farz edelim yaralıyorsa; diyor ki adli tıp “ne malum onların yaraladığı” diyor. Buyurun. 5 yıl sonra 28 Şubat daha yeni insanların yakasından elini çekti. Adamın kolunu kırıyorlar. “ne malum onların kolunu kırdığı” diyor adli tıp. Peki nasıl ispat etsin adam bunu? Durduk yere bir adamın kolu kırılır mı? O dönemde kolu kırılmış. “Ya rast geldiyse ne malum?” diyor. Bu mantıkla nereye gidilir? Onun için buna bir çeki düzen verilmesi gerekiyor. Mesela adamın omzunu kırmışlar, omzunu çıkartmışlar “ne malum omzunu onların kırdığı” diyor. Kardeşim aynı tarihte olmuş, günü gününe dakikası dakikasına. Ne yapabilir? Başka nasıl olsun bu? Veyahut adamın belini çıkartmışlar, bel kemiğini kaydırmışlar. Nasıl olur bu? Bu bir işkencedir, bu da bir zorluktur vatandaş için değil mi? Kolay bir şey değil. ...Tabi ki ben adli tıbbı suçlamıyorum. Doğru hakikaten “ne malum” da diyebilir ama bir vicdan vardır, kanaat denen bir olay vardır. Hiç olmayıp da birden bire o günde oluyorsa bunun açıklaması var mı? Kim yapacak peki? Ben mi yapacağım, ayağımın tırnağını ben mi sökeceğim oradan? Tırnak yuvasını ben mi koparacağım? Bir de işkence çoğu zaman da delil bırakmaz. Mesela adam yumruklar. Yumruğun delili olmaz. Mesela çok ağır darbe indirebilir, delili olmaz. Sırtına, göğsüne yumruk atsa, çok güçlü yumruk atsa 10 gün sonra onun alameti kalmaz. Nasıl ispat etsin onu? Kafasına vursa alameti kalmaz. Bunun bir şekle şemaile sokulması gerekiyor. Buna bir çözüm bulunması lazım. Adam eylemi yapacak; “hadi sen ispat et.” O ispat etsin yapmadığını. Biz niye ispat edelim? İnşaAllah.
Daha hala KCK’nın komünist örgüt olduğunu, Stalinist olduğunu söylemeyenler var, bu onların çok ciddi bir eksikliği. İçişleri Bakanımız’ın da söylemesini bekliyoruz, çünkü İçişleri Bakanımız diyor ki: “Dinsizlerle, Allah’a inananlarla inanmayanların mücadelesi” halbuki “Allah’a inananlarla komünistlerin mücadelesi” demesi lazım, yani adını koyması lazım. Dinsiz, tamam, ama komünist demesinde hiçbir mahsur yok, diyebilir. Yani yasak değil ki, komünist bir örgüt, Stalinist bir örgüt. Çünkü zıt fikrin, zıt felsefenin, zıt inancın ne olduğunu mutlaka vurgulanması lazım. Yani saf bir ateist hareket değil; ateist Darwinist bir hareket. Ateistliğinin neden olduğunu bir araştırsın devlet. Durduk yere dağın tepesinde binlerce, on binlerce dinsiz neden toplanmış buna bir bakmak lazım, yani nasıl dinsiz yapılmış, hangi eğitimle? Darwinist eğitimle yapılıyor. Darwinist eğitimi kim veriyor? Devletin kitapları Darwin’i anlatıyor, materyalist eğitimi anlatıyor devletin kitapları, değil mi? Şimdi, dinsiz tamam, İçişleri Bakanımıza helal olsun, Allah razı olsun. KCK’ya, PKK’ya soralım; siz diyelim, nasıl dinsiz oldunuz bize bir anlatın? Abdullah Öcalan anlatıyor: “Ben dindardım, namaz kılıyordum Müslümandım” diyor, “Darwinizmi, materyalizmi öğrenince” diyor, “Allah’ı, dini inkar ettim” diyor, “dinsiz oldum” diyor. Devletin kitaplarında Darwinizm, materyalizm anlatılıyor. Hastalığın adı ağıza alınmadıktan sonra tedavisi pek mümkün olmaz. Tamam hareket dinsiz, peki çözüm ne? Dinsiz harekete karşı yapılacak çözüm; anti-Darwinist, anti-materyalist çalışmadır. Devletin böyle bir çalışması var mı? Yok. Bilakis devlet Darwinist, materyalist eğitim veriyor. O zaman devlet neden yakınıyor, yani nasıl yakınacak yahut neyi eleştirmiş oluyor? PKK dinsiz; doğru, ateist; doğru, Darwinist, materyalist eğitimle olmuyor mu bu? Darwinist, materyalist eğitimle bu hale gelmiş adamlar. Devlet de Darwinist, materyalist eğitim veriyor zaten. O zaman devletin ilk yapacağı iş; Darwinist, materyalist eğitimi durdurmak ve yaratılışçı, Allah’ın varlığını savunan eğitim vermek, ama bilimsel metodlarla, bilimsel delillerle. Eğer yanılıyorsam bana söylesinler.
Evet, “hoş geldiniz canım Hocam. Siz yeter ki canlı yayına gelin, yüzünüzü bir gösterin. Biz her daim, her vakit ekran başındayız inşaAllah” diyor maşaAllah.
“Selamun Aleyküm Hocam: Sizi çok ama çok seviyorum” diyor, Öznur Kara.
Mehmet Ali Karcı. Atatürk’ün dindarlığını anlatmış kardeşimiz; doğru, Atatürk’ün dindarlığını yıllardan beri anlata anlata nihayet en muhaliflere bile kabul ettirdik maşaAllah.
DİLEM HANIM:Hocam, Hürriyet Gazetesi’nde de çıkmış. Şu şekilde; Rahmi Turan “Atatürk Dindardır” şeklinde köşe yazısı yazmış sizin kitabınızdan alıntılarla.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, hay maşaAllah, hay maşaAllah. Rahmi Turan’da da iyi gelişmeler var. Bir ara Rahmi dedem gece gündüz benimle uğraşıyordu; manşetten akıl almaz haberler yapardı. İşte Hollanda’dan paralar geliyor, Norveç’ten, Sûudi Arabistan’dan oluk oluk paralar geliyor bilmem ne, inanılmaz yazılar yazardı. Yaşlanınca olgunlaşmış demek ki, fikirleri değişmiş. Şimdi de Atatürk ile ilgili görüşleri bizim kitaplarımız sayesinde değişmiş, çok güzel olmuş iyi.Oku bakayım ne diyor.
DİLEM HANIM:Şöyle diyor: “Büyük devrimler yapan Atatürk’ü din karşıtı gibi göstermek isteyenlere, Atatürk, hayattayken yaptığı konuşmalarla, söylevleriyle bizzat cevap veriyor. Birkaç örnek; “Türk milleti dindar olmalıdır” yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum, “bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da böyle inanıyorum. Din; şuura muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor” Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt 3’ten. Başka alıntılar da var Hocam.
ADNAN OKTAR: Berra Aydın, “Merhaba sevgili Hocam. 12 yaşında sizin küçük bir hayranınızım” diyor maşaAllah, “Hocam sizi sevmemin nedenlerini sayacağım” diyor. “İlk olarak Sayın Hocam, kitabımız Kuran-ı Kerim’e göre bize doğru bilgiler veriyorsunuz” diyor, “İslam’ın hakim olmasını istiyor ve bunun için elinizden gelen her şeyi yapıyorsunuz” diyor, “hep şefkatli ve iyimsersiniz” diyor, “ve herkese Allah’ı anlatıyor ve bizi seviyorsunuz” diyor. “Aslında buraya daha birçok neden yazabilirdim, ama şu an aklıma gelen en önemli nedenler bunlar. Daha fazla şey yazıp..” Evet, “ben sizi çok seviyorum” diyor, “23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’nda programınıza kabul ederseniz” Bayramı beklemeye ne gerek var kerata, gel. Acayip şeker. Hani 23 Nisan’da kabul ediliyor ya o tip şeyler. Daha erken gelebilirsin inşaAllah.
Efendim, “Mektubumu Hocamıza iletirseniz Allah rızası için cevabını çok istiyorum inşaAllah” Azerbaycan’dan bir hanım kardeşimiz yazmış, maşaAllah.
Coşkun Paşalar, “Merhaba Sayın Adnan Hocamızın programını ilgiyle izlemekteyim. Kendisiyle yakından tanışmak isterim” Ceyhun Paşalar. Tamam Paşalar, gel bakalım tanışalım.
“Sayın Harun Yahya, sizi yarım seneye yakındır izliyorum. Size bir sorum olacak; Mehdi (a.s.) nerede ve ne zaman zuhur edecek?” 1980’de İstanbul’da zuhur edecek. “Sizce zaman yakın mı, yani birkaç ay içinde mi, yoksa 7 sene sonra mı?” O ikinci dediğin daha doğru, “teşekkürlerimi şimdiden sunarım” diyor.
“İyi akşamlar Sayın Hocam. Programınızı annemle birlikte yeni izlemeye başladık, çok merak ettik; acaba siz seyitmisiniz?” Evet seyitim, Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslindenim. “Peygamberimizin soyundan mı geliyorsunuz? Şimdiden teşekkür ettim, Allah razı olsun” Şule K. İstanbul, “cevaplarsanız çok sevinirim.”
“Hocam, sizi beğenerek izliyoruz, Türk İslam Birliği’nin en büyük savunucusu sizsiniz” en büyük savunucularından diyelim inşaAllah, “engin bilginizden fazlasıyla faydalanıyoruz Ankara’dan saygılar, Gökhan Boduroğlu.”
Cevat, “Niye Hocam sadece yabancılar var” diyor, niye canım, her türlü kavimden insan var. Ayrıca ne fark eder Litvanyalı; hepsi Allah’ın kulu, hepsi Adem (a.s.)’ın evladı, değil mi? Mühim olan güzel ahlaklı olması. Güzel ahlaklı, vicdanlı olduktan sonra Rus olur, Bulgar olur ne fark eder yani. Burada aranan nedir? Onun güzel ahlakı, sevecenliliği, tatlılığı. Takvaya göre insan daha çok sevilir.
“Allah’ın selamı hepinizin üzerine olsun. İyi sabahlar. Hakkı Devrim’in, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk ile katıldığı programı canlı olarak izledim. Programda, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkında hiçbir zaman sadece Muhammed olarak anlatılmadı” O güzel, iyi o zaman mesele yok. “Hep Hz. Muhammed olarak nitelendi. Kabile reisi terimi doğrudur, ancak Yaşar Nuri Hocamız’ın itirazı üzerine Hakkı Devrim hatasını anladı ve düzeltti. Yanlış bilgilendirildiğinizi ifade eder, Kuran mümini olarak bilgilerinizi rica ederim. Saygılarımla, Fatih Keskin.” Tamam, Peygamberimize sürekli Hz. Muhammed demiş, bu nezakettir, güzel, Allah razı olsun. Hakkı dedemize o yönüyle tebriklerimizi sunuyoruz. Ama kabile reisi, o çok çirkin tabii, ama hatasını telafi etmiş, o yönden de yine tebrik ediyoruz inşaAllah, sorun yok.
“Selamun Aleyküm, Rabbimin en güzel tecellilerinden” efendim, “beyaz elli” diyor, “hayırlara vesile oluyorlar inşaAllah. Siz de bizim için dua eder misiniz? Rabbimiz bizlerin imanını artırsın, gayretimizi, kuvvetimizi, himmetimizi artırsın inşaAllah. Hakan İyihuylu.”
Yani böyle bir şey var, Allah diyor Müslümanlar için: “Kıyameti seyredeceksiniz” diyor, yani Allah istediğinde bu oluyor inşaAllah. Normalde ayrı bir boyutta, normalde ayrı bir boyuttan görememeleri lazım, çünkü dünyayla Ahiret boyutu aynı değil. Fakat isterse Allah üçüncü boyuttan dördüncü boyutu gösterir, dördüncü boyuttan üçüncü boyutu Allah isterse gösterebilir. Bu mümkün inşaAllah.
Serdar Çelik. Serdar, tabii ki biz sevgiyi şefkati insanlara öğretiyoruz. Çok sevgisiz bir dünya var, çok muhabbetsiz bir dünya var. İnsanlar birbirlerini sevmiyorlar, ben görüyorum. Programların bir çoğunda da biz bunu görüyoruz, yani insanların yüzündeki ifade çok soğuk buz gibi, çok sevgisizler, yani böyle kemik gibi insanlar. Kadınlara karşı tavır da öyle, mesela son derece güzel bir kadın var, sanki varlığı yokmuş gibi bir üslup var; çok samimiyetsiz bir hareket bu ve çok ayıptır. Güzel bir kadın varken onun varlığından habersizmiş gibi hareket etmek yakışıksızdır. Güzel olan bir insana güzelliği vurgulanır. Ben şahsen vicdanım el vermez, yani güzel bir kadın gördüğümde, güzel bir varlık gördüğümde, güzel bir eşyayı bile; mutlaka güzelliğini vurgularım.
Geçenlerde bir mobilya mağazasına gittim mobilya bakıyorum, her baktığım mobilyaya harikulade güzel dedim, hakikaten sanatsal hazırlanmışlar çok çok güzel; “Hocam, siz ne kadar güzel insansınız” dedi, “buraya geliyorlar hangi mobilyayı beğeniyorlarsa sadece ona işte, eh gibi bir üslup kullanıyorlar” dedi, “diğer mobilyalarıysa hepsini beğenmiyoruz diyorlar” dedi, “ama siz dürüst ve samimi davranıyorsunuz, almasanız dahi güzel olduğunu vurguluyorsunuz” dedi. Hakikaten adamların eline sağlık, çok şahane dizayn etmişler, mükemmel sanat eseri. Nasıl söylenmez o? Güzel bir çiçek gördüğümde ben mutlaka o çiçeğe sevgimi ifade ederim, güzel bir insan gördüğümde de yine sevgimi ifade ederim, güzel ahlak gördüğümde yine onu ifade ederim. Ben deşarj olmak isterim, yani güzellik karşısında ben kendimi tutamam, yani deşarj olmazsan gerilirim ben, rahatsız olurum.
Türkiye’nin demokrasiye dönmesi konusunda herkes ittifak etsin. Demokrasi çok güzel, özgürlük çok güzel. Yani şu adliyenin binasının bile o eski soğuk havasından çıkması ve böyle modern, kaliteli hale gelmesi; mesela orada bu mağazalarda görevlendirilen güvenlik görevlileri de var, mesela bu çok güzel bir gelişme. Her şey çok bakımlı, bayağı güzel, yani insanların psikolojisini de çok olumlu etkiler. Her şey modern olsun, kaliteli olsun, demokrasi tam olsun, zulüm tamamen kalksın. Karakollar pastane gibi olsun, böyle ev gibi olsun. Mahkemeler de yine ev gibi olsun. Adaletsizliğe karşı tabii ki mahkemeler tavır alsın, ama hakimler güler yüzlü olsun, sevecen olsun. Mesela asık yüzlü hakimler olmasın. Mesela asık yüzlü hakim, asık yüzlü doktor; çok çok yanlıştır. Mesela doktorların güler yüzlü sevecen, güzel ahlaklı, neşe dolu olması lazım. Ne gerekiyorsa yapılsın, ama böyle olamamaları lazım. Hakimlerin de öyle, yani soğuk bir hakim çok tedirgin edici olur, soğuk yüzlü. Kabiliyetli olması lazım hakimin, yani baba olması lazım. Kişilerin onlarla konuşabilmesi lazım, derdini sorununu anlatabilmesi lazım, kafasına takılan soruları sorması, anlatması lazım. Hakimlerle insanların arasına dev bir mesafe koymak çok yanlış. Bir de, hakim dokunulmazlığı çok çok yanlış. Ben hakimler ezilsin, mağdur edilsin demiyorum, ama hakim dokunulmazlığı çok riskli bir şeydir, çok yanlış bir şeydir. Gerektiğinde hakimlere çok rahat dava açılabilmesi lazım ve onlarında onu rahatça kabul etmesi lazım. Belki onların mahkemeleri kolaylaştırılabilir, yani ta adliyeye gitmesi değil de, kendi bulundukları adliyenin içerisinde kolayca ifade verecekleri bir sistem kurulabilir. Ama hakimlerin yargılanabilmesi çok hayati bir konu ve hakimlerin meslektaşlık hasebiyle birbirlerini koruması da çok önemlidir. Yani hakim hakimi koruyor görünümü çok çok riskli olur, çok çok yanlış olur. Hakim vatandaşlara nasıl davranıyorsa, hakim arkadaşına da aynı davranmak durumundadır. Bu benim meslektaşım, ben buna ayrı muamele edeyim, ayrı tavır koyayım derse, bu adalet ilkesine uymaz. Ben yapan var demiyorum, ama ben bu konuda kuşkuluyum, yani duyduklarım kadarıyla kuşkuluyum.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...