YASEMİN HANIM: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz, Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Güzel insan o kadar çok olmuyor yani güzel ahlaklı insan. Hem güzel, hem ahlakı güzel; o kadar sık rastlanan bir şey değil. Dünyanın büyük bir bölümü garip, acayipler. Kimi egoist, kimi saldırgan, kimi anlayışsız, kimi sevgisiz. İyi insan büyük nimet. İyi insana rastladığımızda iyi insanın değerini iyi bilmemiz lazım inşaAllah. İyi insanların da birbirini çok iyi koruyup kollaması lazım. Birbirine çok değer vermesi lazım.
Ahir zamanın bilgisini ben ilkokulda, ortaokulda duyardım. Çok sonraları olacak benim kafamda flu bilgilerdi onlar, Hz. Mehdi (a.s) çıkacak derlerdi. Mehdi kelimesi bile bende bir heyecan uyandırırdı ama ben böyle yine de sarığı olan Avrupai görünümlü, sürekli harikalar meydana getiren bir insan olarak çocukluğumda düşünürdüm. Mesela deccalden bahsedilirdi, Hz. İsa (a.s)’ın geleceğinden bahsedilirdi ama ben çok uzak zamanlarda olacak diye düşünürdüm. Risale-i Nur Külliyatıyla ilk Ankara’da karşılaştım. Bizim evin bitişiğinde Nur talebeleri vardı. Onlardan ahir zaman hakkında bilgi istedim. Onlar da bana Şualar kitabını verdiler. Ben de o Beşinci Şua’yı okudum. Baktık, dünya başka, olaylar başka, ahir zamanın ta ortasındaymışız. Ben dinle ilgili anlatımların sembolik yönlerini de bilmiyordum. Zahir anlamı üstüne zannediyordum bir kısmını. Her şey bana çözüldü Risale-i Nur’u okuyunca. Bütün gizli bilgilerin anahtarlarının Risale-i Nur’da olduğunu gördüm. Ondan sonra olaylar zincirleme gelişti.
Allah ahir zamanı o kadar sanatkârane yaratmış ki, 2011’e gelmemize rağmen insanlar daha hala Hz. Mehdi (as)’ın farkına varamıyor, deccaliyetin farkına varamıyor, İttihad-ı İslam’a doğru geliştiğimizin farkına varamıyorlar. İslam çığ gibi gelişiyor, bunun da farkına varmıyorlar. Küfür mum gibi eriyor, bunun da farkına varmıyorlar. Çünkü Allah o kadar yavaş vakti geliştiriyor ki, mesela saatin akrep ve yelkovanı; çok dikkat verilse bile zordur takip etmek, çok çok yavaş gider. Allah da tarihi öyle çok yavaş akıtıyor, çok yavaş geliştiriyor. O yüzden farkına varamıyorlar. Mehdiyet de elini kolunu sallayarak faaliyet yapıyor. Deccaliyet de faaliyetini çok rahat yapabiliyor. Hz. İsa Mesih (as) da.
Hz. İsa Mesih (as) işin doğrusu Hz. Mehdi (as)’ın kuracağı sistemin üstünde rahat bir zemin bulacaktır. Ana güç, ana hizmet Hz. Mehdi (as)’da olacaktır. Hz. İsa Mesih (as)’ın küçük bir talebe topluluğu vardır. Mehdiyete dayandırarakHıristiyanlığı hâkim edecektir. Hıristiyanlığın içerisindeki İslamlığı, İslamiyet’i. Yani Hıristiyan âlemini Kuran’a Mehdiyete dayandırarak çevirecektir Hz. İsa (as). Çünkü “hazır kitap bulacak” diyor. “1400 tane, bir sandık içinde, Peygamberimiz (sav)’in mührünü taşıyan kitap bulacak Hz. İsa (as)” diyor. Çok net ifade var; “Peygamberimiz (sav)’in mührünü taşıyan 1400 tane kitabı bir sandığın içinde bulacak, onunla tebliğ yapacak” diyor Peygamber Efendimiz (sav), Hz. İsa Mesih (as) için. Belli ki Mehdiyet vesilesiyle, kanalıyla yapacak. Mehdiyeti çok net görürüz ve göreceğiz, bence görüyoruz da, inşaAllah.
Mehdiyeti anlamak için Risale-i Nur’u anlamak şarttır. Risale-i Nur anlamayan, Bediüzzaman’ı anlamayan Mehdiyeti anlayamaz. Deccaliyeti de anlayamaz. Bak Risale-i Nur’a tavır alanların tavrını görüyor musun, ne hale geliyorlar? Mesela bak Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri Bediüzaman’ı çok sevmiştir. Müthiş iltifat etmiştir. Çok muhabbetini belirmiştir. Allah onun yolunu açmıştır. Çok başarılı olmuştur. Muvaffak etmiştir Allah. Bediüzzaman’a muhalif olanları Allah perişan ediyor, bak görüyorsunuz. Bir şekilde ızdırap, acı, belalar, her yönde zayıflık o insanları sarıyor. Müthiş bir güçsüzlüğe düşürüyor Allah. Ama Risale-i Nur’a temessük edenler -çünkü bir Kuran tefsiridir Risale-i Nur- her yönde başarılı oluyorlar. Mesela FethullahHocamız’ın cemaati Risale-i Nur’a temessük ettikleri için Allah yollarını açtı, başarılı oldular. Ki küçük bir cemaat, çok dezavantajları var, çok dezavantajlarla hareket ediyorlar. Buna rağmen dünya çapında destek gördüler. Bu Risale-i Nur’un bereketidir inşaAllah. Yeni Asya grubu da küçük bir gruptur ama çok samimi, halis bir gruptur. Sungur Ağabey’in topluluğu da öyle, çok halis bir topluluktur. Bak, koskoca Rusya’yı heyecanlandırıyorlar.
Rus polisi geçenlerde Nur talebelerini yere yatırmış, eve baskın yapmış. Tabii gereksiz, bilmediklerinden tedirgin oluyorlar. Hâlbuki Nur talebeleri Rusya için bir berekettir. Rusya daha zengin olur, asayişi daha güzel olur. Bir kere uyuşturucu kalkar, alkol bağımlılıkları kalkar, devleti yıkıcı bir faaliyet olmaz. Yobaz saldırganlığı, hani diyorlar ya “radikal unsurlar” diye, radikal unsurlar olmaz. Rusya için bir güvencedir. Ama tabii farkında değiller. Biz de onların farkına varması için uğraşıyoruz, anlatıyoruz.
Benim sevgim milyonlara yeter, milyarlara yeter inşaAllah. Hiç bölünme olmadan. Mesela bazı insanlarda öyle bir korku vardır. “Sevgim bölünür” diyor. Sevgi niye bölünsün? Ne ki sevgi bölünsün? Peygamberimiz (sav) bütün ümmeti seviyordu, sevgisi bölünüyor mu? Bütün herkes Peygamberimiz (sav)’i seviyor, Peygamberimiz (sav) de bütün ümmeti seviyor. Nerede sevgi bölünmesi var burada? Ben de bütün kardeşlerimi çok seviyorum, onlar da beni seviyorlar. Sevgi bölünmesi olmaz.
Hz. İsa Mesih (as)’da insanlarda tereddüt olabilir yalnız. Yani “acaba o mu” diyeceklerdir. O kadar sorun değil. İslam’ın dünyaya hâkimiyeti mevzu bahistir. Bu olacak. Ama tabii çok harikadır Hz. İsa Mesih (as)’ın görünmesi, çok şaşırtıcıdır. Ben Hz. Mehdi (as) konusunda fazla bir şaşırma olacağını zannetmiyorum. Çünkü Hz. Mehdi (as)’da da kuşku olacaktır. Hadislerden bu anlaşılıyor. Diyor ki mesela Peygamberimiz (sav) “Kûfe’deki arifler onun gerçek Mehdi olduğunu daha iyi bilecekler” diyor. Şimdi bu ne demektir? Demek ki genel bir kuşku olacak, bu çok normal. “Acaba o mu, değil mi?” diye, olabilir. Belki “yetenekli bir insandı, zeki bir insandı, şartları iyi değerlendirdi, Amerika, Rusya, Masonlar destek oldu. Dünyadaki ekonomik krizi de göz önüne alırsak, başka da bir yol kalmadığı için, komünizmin kapısı da kapalı olduğu için, denenmemiş bir sistem olduğu için uygun gördüler, o da sevgiyle, muhabbetle çıktığı için insanlar kabul etti” diyebilirler. Muhtemelen ona benzer bir şey olacaktır. Zannedildiği kadar öyle yüzde yüz bir kanaat oluşmaz. Çok ciddi bir zannı galip olur ama yüzde yüz bir kanaat oluşmaz. Hz. İsa Mesih (as)’da da öyle, ciddi bir zannı galip olabilir ama yüzde yüz kanaat ancak vahiy ile olur inşaAllah. Yani hüsnü zan edilecek, “Allah-u alem odur” denecek.
İslam’ın dünyaya hakimiyeti çok makul bir şey. Çünkü İslam ışık gibidir, pırıl pırıl, gül bahçesi gibidir. Demokrasinin sevginin, huzurun, aşkın çok yoğun olduğu, sanatın, estetiğin tam hâkim olduğu çok güzel bir ortamdır, çok güzel bir zemindir. Mesela Türkiye’de şu an demokrasi var ama Mehdiyet oluştuğunda diyecek ki insanlar “arada dağlar gibi fark var”. Mesela “Amerika özgürlükler ülkesi” deniyor değil mi? “Biz cehennem gibi yerde yaşamışız. Bu hayat değilmiş, bu neymiş?” diyecekler, kıyaslandığında. Akıllarına gelmemesine de hayret edecekler, “bu kadar huzurlu yaşamak kolayken, nasıl başımızı boş yere belanın içine soktuk? Nasıl birbirimizi ezdik?” diye şaşıracaklar. Çünkü halk para veriyor, polisin maaşı veriliyor. Halk para veriyor, savcının maaşı veriliyor. Halk para veriyor, hâkimlerin maaşı veriliyor. Halk para veriyor, askere veriliyor. Dünya ülkelerinin yüzde doksanında asker kendi milletini ezer, perişan eder. Dinine, imanına saldırır. Yüzde doksanında öyledir, mahveder asker. Bak Suriye’de görüyorsunuz, düz gidiyorlar, akıl almaz hakaretler, aşağılamalar. Halk kendi parasıyla onları okutturuyor, dinsiz eğittiriyor. Para veriyor halk, onlara silah alıyor, silah veriyor. Silahın dipçiğini adam da gelip onun kafasına kafasına vuruyor. O da onun altında inim inim inliyor o acıdan, ızdıraptan. Postallar mesela, postalın parasını halk veriyor, postalla suratına vuruyorlar. Halk para veriyor, polis halka saldırır, dünyanın büyük bölümünde. Gardiyana para verir, gardiyan alır seni hapse sokar. Halkın verdiği para ile hapishaneler açılır, halk hapishanelerin içine doldurulur. Yani sistem kendi kendini yer dünyada. İşte Mehdiyet’te bu bela ortadan kalkacaktır. Halkın kendi kendini yediği o kangren sistem, o korkunç sistem ortadan kalkacaktır. Dünyanın büyük bir bölümünde öyle, halk cayır cayır para veriyor, çok gelişmiş hapishaneler yapılıyor. Kendi kendinin parasını halk kendisi veriyor, kendi verdiği para ile gidip o dikenli tellerle dolu, çelik kapılarla dolu hapishanenin içerisine girip oturuyor ondan sonra. Bir de gardiyan sopası yiyor üstüne. Gardiyanın yiyeceğini de o veriyor, onun vergisinden kesiliyor gardiyanın yiyeceği. Gardiyan onu dövecek gücü oradan alıyor. Asker halkını bombalıyor, o bombanın parasını halk kendi veriyor. Böyle korkunç bir sistemle deccaliyet dünyaya hâkim oldu. İşte Mehdiyet bütün bu belayı ortadan kaldırıyor. Mesela bak Libya’da asker mahvetti halkı, polis halkı mahvetti. Halkı mahvettiğini gördüğümüzde, halkın o perişanlığını gördüğümüzde acıyoruz. Ama bakıyoruz onlar da onları mahvediyor bu sefer. Mesela Kaddafi’yi feci şekilde öldürdüler. Çünkü Kaddafi halktan aldığı parayla o halkı öyle eğitti. Komünist, Marksist, Darwinist, materyalist ve acımasız yetiştirdi. Onlara ayaküstü fıkıh bilgisi veriyor, “ayıptır, günahtır, İslam’da var mı bu?” diyor. Sen eğitmedin mi bunları Darwinist, materyalist? Acımasız, sen eğitmedin mi? Beş-on saniyenin içerisinde sen onları nasıl eğiteceksin orada? Nasıl geri çevireceksin? “Darwinizm yanlış” mı diyeceksin? “Materyalizm yanlış” mı diyeceksin beş dakikanın içinde? Fosilleri mi anlatacaksın? Proteinlerin yapısını mı anlatacaksın beş dakikanın içinde? İşte vaktin yok. Kendi hazırladığı silahla Allah kendisini vurdu. Saddam’da da öyle oldu. Saddam dünyanın silahını aldı halkın parasıyla ve halkı bombaladı o silahlarla. Fakir halk bütün varını yoğunu götürdü, o silaha verdi. “Beni bombala” dedi halk, adam da gitti onları bombaladı. Böyle bir sistem. Mehdiyet bu kör açmazı ortadan kaldırıyor işte, bu belayı ortadan kaldırıyor. Komünizm’de de böyledir. Halktan toplanır paralar, halkın malı mülkü toplanır. Silah elde edilir, asker elde edilir. Asker de gider halkı perişan eder. Kimini asar, kimini keser, kimini döver. Çünkü proletarya diktatörlüğü budur. Müthiş zulüm yapar. Mehdiyet zulüm zıttıdır. Zulmü ortadan kaldıran sistemdir. Silahı ortadan kaldırır, kanı ortadan kaldırır. Kan dökmeye yarayan, vesile olan her şeyi ortadan kaldırır Mehdiyet. Anti kandır. Kanı ne döküyor? Kılıç, kaldırır. Kanı ne döküyor? Mermi, kaldırır. Top mu? Mesela top neye yarar? İnsan öldürmeye yarar. Erittiriyor Hz. Mehdi (as). “Eritin” diyor. Kan yok. Diyorlar ki adamlar: “Peki bu adamlar ya azarsa?”. “Kuran var” diyor Hz. Mehdi (as). “Biz jandarmayla, silahla değil, Kuran’la onları düzelteceğiz” diyor. “Sevgiyle”. Sevgi en büyük silahtır. Bütün dünya kuzu gibi olacak Hz. Mehdi (as) zamanında. O Tevrat’ta da geçer inşaAllah. Aslanlar kuzuya dönüyorlar. Kaplanlar, yırtıcı hayvanlar, akrepler, yılanlar çok uysal hale geliyor, zehirleri gidiyor. İşte kastedilen budur, yani silahın, merminin, bombanın, öldürücü olan her şeyin ortadan kaldırılması. Tevrat’ta uzun uzun anlatılıyor bu. Üç bin yıllık Tevrat’ta bu konular en ince detayına kadar, silahların nasıl kaldırılacağı, tabii kılıç olarak geçiyor ve “kan dökücü her türlü silah” diye geçiyor. Tank, top diye geçmez Tevrat’ta tabii. Hepsinin kaldırılacağı, barışın geleceği. “Bunu yaparken, Hz. Mehdi (as) bunu” diyor “Allah vesilesiyle yapacak, güçle yapmayacak”. “Güçle, kuvvetle değil” diyor bak, güçle, kuvvetle değil. “Sevgiyle yapacak” diyor. Şimdi o çağdayız, o devirdeyiz, inşaAllah.
Var mı hazır filmimiz. Şu Rusların olayı değil mi? Aç bakayım, bak nasıl mağdur kalmışlar. MaşaAllah. Allah gazalarını mübarek etsin, çok sevap aldılar.
DİLEM HANIM: Hocam, uygun görürseniz bilgi de var video ile ilgili.
ADNAN OKTAR: Önce bilgiyi ver bakalım.
DİLEM HANIM: Tabii inşaAllah, baskın Rusya’nın Sibirya bölümünde yer alan Novosibirsk şehrinde nur kardeşlerimizin evinde gerçekleşmiş. Polis yasaklanan nur cemaatine mensup iki kişiyi yakaladığına dair haber yapılmış. Bu kardeşlerimizin Rus vatandaşlığı bulunmasına rağmen, haklarında işlem yapılıp üç gün içinde Rusya’yı terk etmeleri istenip, sonra da sınır dışı edilenler oluyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte Rusya’da tanıtılmadıklarından oluyor Nur talebelerinin. Halbuki tanıtılsa, devletin sonra derece lehinedir Nur talebeleri. Zenginliğe, berekete, bolluğa sebep olurlar. Anarşiyi, terörü ortadan kaldırırlar. Uyuşturucu olmaz, votka zehirlenmeleri olmaz, kimse birbirine saldırmaz. Sağlıklı bir nesil olur. Nur talebeleri devleti ele geçirmeyi hedeflemez, devletin güçlenmesini hedefler. Dolayısıyla Rus devletinin yıkılmasını istemez Nur talebeleri.
VTR-Rusya’da, Nur talebelerine yapılan baskın.
ADNAN OKTAR: Ne şeref, ne güzellik maşaAllah. Allah onlara öyle güzel bir nimet nasip etmiş. Gazaları mübarek olsun. Şanı yürümüş yani maşaAllah. Delikanlıymışlar, aferin, maşaAllah. Defterlerine bir şan nam yazılmış. Fakat gidip polisle konuşmaları lazım, devletle konuşmaları lazım kardeşlerimizin. Bizzat gidip konuşmaları lazım. Çünkü biz rahat faaliyet yapıyoruz. ...Çünkü güveniyorlar hakikaten. Çünkü biz Rus devletinin yıkılmasını istemeyiz. Ben Rusları çok seviyorum, bayağı güzel insanlar. Niye yıkılsın Rus devleti? Güçlensin, Allah muvaffak etsin. Niye yıkılsın Rus devleti? Ama güzel olsunlar, hidayet versin Allah. İslam’ı yaşasınlar. Biz onun için dua ederiz. Yoksa yıkılmasını niye isteyelim? Yıkılma felaket demektir, felaket getirir. Devlet niye yıkılsın? Devlet tamir edilir, inşaAllah.
VTR-Cübbeli, “Kıyametin Eşiğinde Olduğumuzu” ve “Kendisinin İnsanlar Üzerinde Bu Gafleti Kaldırıp, Bu Konuyu Canlandıracağını” Söylüyor.
ADNAN OKTAR: O zamanlar, Beşinci Şua’yı çok dikkatlice okumuştum, lise yıllarında. “Evvelce mukaddimeden sonra gelen meseleler okunsun ta ki, mukaddimedeki maksatlar anlaşılsın.” Bakın diyor ki; “Evvelce” diyor, ihtar kırmızı yazı yazmış Bediüzzaman, ihtar diyor;“Evvelce, önce mukaddimeden sonra gelen meseleler okunsun ta ki, mukaddimedeki maksat anlaşılsın”, bu çok önemli. Bunu anlamadan, anlayamazsınız diyor. “Ayetinin bir nüktesi, bu zamanda akîde-i avâm-ı mü’minîni vikaye ve şübehattan muhafaza için yazılmış. Diyor ki, müminlerde ne varmış? “Şüpheler” var. Hadislerle ilgili, olaylarla ilgili, çünkü insanların beyni şüpheye sonsuz açıktır, muazzam şüphecidir insan, her şeyden şüphelenir, kendinden şüphelenir, olaylardan şüphelenir, bir konu söylediğinde şüphelenir. Sistem şüphe üstüne kuruludur insanlarda, geniş çapta. “Ahir zamanda vukua gelecek hadisata dair hadislerin...” ne zaman meydana geliyormuş, ahir zamanda meydana geliyor, başka zamanda meydana gelmiyor. Sadece ahir zamanda meydana gelecek, topluca, peş peşe meydana gelecek hadisler var, “..hadîslerin bir kısmı, müteşabihat-ı Kur’âniye gibi derin manaları var.” Hepsi değil bakın “bir kısmınınmüteşabihat-ı Kur’âniye gibi” Kuran’da nasıl müteşabih hadisler var, değil mi? Mesela diyor ki Cenab-ı Allah; “Onlar ürkmüş yaban eşekleri gibidir, aslandan kaçar gibi kaçarlar.” Şimdi aslandan kaçtığı ne? Müslümanlar. Yabani eşeği ne? Küfür ve münafıklar. Şimdi zahir anlamına bakarsan, yaban eşeği kaçıyor, aslan da kovalıyor gibi akla gelir ama müteşabih. “Muhkemat gibi tefsir edilmez.” Yani muhkem ayetler gibi tefsir edilmez, mesela işte namaz kılın, oruç tutun, işte şarap içmeyin gibi, muhkem ayetler gibi tefsir edilmez, alenen, net değildir anlamı diyor. O şekilde değildir anlamı diyor. Çünkü muhkem ayet ikinci bir açıklaması yoktur. Namaz kılın dedi mi, kılacaksın, oruç tutun dedi mi, tutacaksın.“ve herkes bilemez diyor. “Herkes bilemez. Belki tefsir yerinde te’vil ederler.” Bunu kim söylüyordu?
YASEMİN HANIM: Seyyid Salih Özcan Hocamız.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
YASEMİN HANIM: “Tevil ediyorlar, tefsir ediyorlar”, diyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nereden alıyorlar bu bilgiyi? “Belki tefsir yerine te’vil ederler.” Onlar tefsir etmiyor, tevil ediyorlar diyor, “sırrıyla, vukuundan sonra te'villeri anlaşılır ve murad ne olduğu bilinir”, bakın tevilleri yani ne anlama geldiği anlaşılır “ve murad ne olduğu bilinir”, Allah’ın kastettiği, ne olduğu bilinir, “ilimde râsih olanlar”, gerçek ilim sahipleri, “Allahualem deyip o gizli hakikatleri izhar ederler.” Demek ki, gizliymiş.
Öznur; “Sizi çok ama çok seviyorum Hocam” diyor, size bir sorum olacak, arkadaşım namaz kılmaya geç başladı, kaza namazları var geçmişe dönük, bunu kılması gerektiğini söylüyorum ama o Hz. Ebubekir (r.a); ‘Peygamberimiz (s.a.v.)kaza namazlarını kılmamıştır’ diyor. Bu konu da bizleri aydınlatır mısınız?” diyor. Olur mu kaza namazlarını kılacaksınız. Onlar borç olarak kalmış onda, hepsini kılacaksınız. Benim buradaki arkadaşlarım hepsi kılıyorlar, olmaz. Ama vakti olduğu kadar, inşaAllah.
“Derin bir aşkla sevdiğim, bağlandığım canım Hocam” diyor. “Sevgim milyonlara yeter deyince içime su serptiniz, çok rahatladım, beni de sevin inşaAllah” diyor, Büşra Hanım yazmış. Bu köfteyi tanımıyorum, çok şeker bir şey ama çok seviyorum, inşaAllah.
“Yaşadığımız gezegende bildiğimiz tüm nimetler kendisine özgü farklı kokulara ve tatlara sahip. Bir muz, bir çilek, bir kivinin insanı baştan çıkaran çekici kokusu, gözlerimiz görmese de bizi kendilerine çekecektir. Kim yaratabilir bu eşsiz farklı tatları ve kokuları, tesadüf mü?” Taner yazmış. Aferin Taner’e, doğru tabii, maşaAllah.
“Sayın Adnan Hocam, programınızı ilgiyle izliyorum, çok beğeniyorum, D-smart alıcısında A9 kanalının yayınları izlenemiyor. Buradan da yayınları izlemek istiyoruz. D-smart’ta yok muyuz biz? D-smart’ta varız. O, onun usulünü yerine getirememiştir, onun tekniğini uygulayamamıştır kardeşimiz. Yoksa D-smart’ta varız. Zaten mecburen varız çünkü uydudayız, uyduda olunca D-smart mecburen almak zorunda.
“Almanya’da kesilen canlı yayınınız, elhamdülillah yeniden başladı, ayrıca internette de izliyoruz” diyor. Muhammed Nasuhi, Stuttgart’tan yazıyor.
“Selamun Aleykum, canımın canı, güzeller güzeli, Allah’ın aslanı, dünya güneşlerinden, adaletin İslam’ın sultanlarından, seni çok seviyorum. Size sonsuz sevgi besliyorum, Allah size sonsuz güç ve iktidar versin, inşaAllah. Benim için güzel dualarınızı istiyorum Hocam. Sizi çok seven ve hep sevecek olan talebeniz. Güzel gözlü Hocam, siz dünyayı aydınlatan güneşsiniz, dünya inşaAllah sizinle aydınlığa kavuşacak inşaAllah, ellerinizden öpüyorum” diyor, bir kardeşimiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam annem, teyzem hep beraber izliyoruz” diyor. “Ama Hocam, kızlara biraz daha sevgi sunmak gerekir” diyor, “onları daha çok sevin, çünkü onlar sizi çok seviyor. İnşaAllah bizde çok seviyoruz” diyor, Ayşe Kaplan. Zaten ben hanımları daha çok seviyorum dedim ben, inşaAllah. Yani Peygamberler hariç, veliler hariç, inşaAllah. Ben hanımları daha çok severim. Bunu nedir dergi mi çıkıyor?
DİLEM HANIM: Evet Hocam, Kasım ayının dergisi.
ADNAN OKTAR: Şahane bir şey. İlmi Mercek, şahane. Ne güzel İlmi Araştırma. Eskiden bulmaca falan olurdu, var şimdi de değil mi?
BETÜL HANIM: Evet, hala var.
ADNAN OKTAR: Ama bizim dergilerde yok, boşa vakit kaybetmiyorsun. Bu da şahane, hediye kitap da diyor. Neymiş? “Darwinist Propaganda Yöntemleri diye hediye kitap. Kainattaki Kusursuzluk Tesadüf Değil, diye hediye kitap,çok güzel.
Diyor ki Bediüzzaman; “Mukaddeme beş noktadır. Birinci nokta, iman ve teklif”, iman imanın teklif edilmesi insanlara sunulması, “ihtiyar dairesinde”, insanların iradesi dairesinde,“bir imtihan”, bakın bir imtihan, bir tecrübe. Hem insan kendini tecrübe ediyor, Allah da insanları tecrübe etmiş oluyor, ihtiyacı yok Cenab-ı Allah’ın, fakat kendi kendimizi görmüş oluyoruz o anlamda.“ve bir müsabaka olduğundan”, çünkü takvada yarışıyoruz, inşaAllah. “Bir müsabaka olduğundan perdeli”, neler perdeli? Deccal perdeli, Hz. Mehdi (a.s) perdeli, Hz. İsa (a.s) perdeli, ahir zaman perdeli, “perdeli ve derin”, derin, çünkü Bediüzzaman’ın gözüyle baktığımızda görüyoruz, derinlik var, “derin ve tetkik” araştırma, ince ince her şeye, detay bakmak tetkik “ve tecrübeye”, tecrübe nasıl oluyor? Durduk yere tecrübe olmaz, daha önceki bildiğiniz bilgilerle kıyaslarsın, “tecrübeye muhtaç olan, nazari meseleleri”, teorik meseleleri “elbette bedihi olmaz”, elbette çok açık olmaz. “Ve herkes ister istemez tasdik edecekleri derecede zaruri olmaz.” Yani herkesin alenen kabul edeceği şekilde açık olmaz diyor.Tâ ki Ebu Bekirler a'lâ-yı illiyyîne çıksınlar”,en yüksek noktaya çıksınlar, Mehdiler çıksın, Hz. İsa Mesih (a.s) kendini göstersin, “Ebu Cehiller” yani deccaller, nemrutlar, Stalinler, Maolar, Abdullah Öcalanlar, “Ebu Cehiller esfel-i safilînedüşsünler”, en aşağı noktaya düşsünler. “İhtiyar kalmazsa” yani insanın iradesi kalmazsa,“teklif olamaz” diyor Allah, teklifin bir anlamı olmaz diyor Allah, imanın, olayların, bir anlamı olmaz diyor. “Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mucizeler seyrek ve nadir verilir” diyor, çok nadir oluyor. “Hem dâr-ı tekliftegözle görülecek olan, açıkça görülecek olan “gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet” kıyamet alametleri ve eşrat-ı saat”, kıyametin kopuş saati “bir kısım müteşabihat-ı Kur'aniye gibi kapalı ve tevilli oluyor.” Bakın hem kapalı, hem tevili, kapalı ve tevili olduğu için anlayamıyorlar, fark edemiyorlar. “Kapalı ve tevili” diyor. “Yalnız” diyor Bediüzzaman;“Güneş'in mağribden çıkması”, batıdan çıkması “bedahet derecesinde”, açıklık derecesinde,“herkesi tasdike mecbur ettiğinden”, adam nasıl tersini söylesin? Güneş batıdan alenen doğuyor, kıyamet de başlamış. “Herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tövbe kapısı kapanır.” İstediği kadar tövbe etsin, bitmiştir. Daha tevbe ve iman makbul olmaz”, iman etmesi de geçerli değil. “Çünkü Ebubekir'lerle, Ebucehiller” yani Mehdilerle deccaller “tasdikte beraber olurlar”, aynı duruma gelirler. Çünkü imtihan kalkmış. “Hatta Hz. İsa (a.s)’ın nüzulü dahi” gökten inişi, başka boyuttan dünyaya indirilişi, bedeninin, ruh ve beden olarak dünyaya gelişi “dahi ve bizzat kendisi Hz. İsa (a.s) olduğu”, bakın kendisinin Hz. İsa (a.s) olduğu, “nuru imanın dikkatiyle bilinir”, yani iman nurunu taşıyan kişilerin olağanüstü dikkatiyle, titiz araştırmasıyla bilinir, “herkes bilemez.” Şu an biliniyor mu? Herkes bilemiyor. Ancak imanın nuru ile bakanlar görebiliyorlar. “Hatta deccal ve süfyan gibi eşhas-ı müthişe” müthiş şahıslar “dahi kendileri daha kendilerini bilmiyorlar” diyor, başlangıçta bilmiyorlar.
İkinci nokta; “Peygambere bildirilen umûr-u gaybiye”, gayb haberleri, “bir kısmı tafsil ile bildirilir.” Yani detaylarla bildirilir. “Bir kısmı hiç tasarruf edilmez”, yani Allah detayı ona bırakıyor, tasarruf edilmez, “ve karışamaz. Kur'an’ın ve hadîs-i kudsînin muhkematı gibi” yani Kuran ve hadisin muhkematı nasıl nettir, onlarda nasıl bir tevil açıklama yok, çok açıktır diyor. Bir kısmı çok açık, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ahir zaman hadislerinde diyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın sırtındaki ben, çok açık, sırtında ben vardır. İşte oradaki manevi ışığa, sizin göremediğiniz bir bene işaret ediyor diyemez. Ben var diyorsa, ben vardır, sırtında ben var. Mesela diyor ki;“burnu küçük ve kalkıktır.” Yok kast edilen o değildir, başka anlam, olur mu? İşte burnu kalkık. Çünkü bunun tevil edilecek bir yönü yok. Mesela “yüzü parlaktır” diyor, bunu açıklaması yok. Mesela “alnı geniştir” diyor, “yanağında bir ben vardır, sakallarının kenarı incedir, tevil edilecek gibi değil, cezmedilmiştir” diyor sakalının alt kısmı, toparlanmıştır. “Meczum” tevil edilecek gibi değil, “omuzları geniştir” diyor, neyini tevil edeceksin?‘Omuzları geniştir, onun hakimiyetinin genişliğine işaret ediyor’ dersen, bu çok samimiyetsiz olur yani, omuzların genişliği çok makul bir şey. Mesele “karnı geniştir” diyor, “uylukları geniş, orta boyludur.”‘Orta boyludan kastı o değildir, normalde uzun boyludur ama orta boy kast edilmiştir’ dersen, bu samimiyetsizlik olur, değil mi? Mesela “sağ ayağında bir ben vardır” diyor, bunun tevili yok. “Sağ göğsünde yaprak büyüklüğünde bir ben vardır” diyor, geniş ağaç yaprağı gibi, tevili yok. “Gözleri yeşildir” diyor. Yok ondan kast edilen bu değildir, diyemezsin, yeşilse yeşil. Bu kısımda hiç tasarruf edilmez ve karışamaz. Kur'an’ın ve hadîs-i kudsînin muhkematı gibi”, işte bunlar ahir zamanda. Mesela “Hz. İsa Mesih, saçları uzundur omuzlarına gelir” diyor, tevili yok. “Kızıl ve sarı karışımı saçı”, mesela “gözlerinin rengi gri” Hz. İsa Mesih (a.s)’ın tevili yok, öyle. Mesela “yüzü çillidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “elleri çillidir, ayakları da çilli”, çok şeker, boydan boya çilli olduğu anlaşılıyor, tevili yok, öyle. “Orta boyludur”, tamam. “Beli incedir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Mesela Hz. Mehdi (a.s) öyle değil, “Mehdi boydan boya geniş ama beli incedir” diyor mesela “atletik yapılı İsa Mesih, orta boyludur” diyor. “Zarif, saçları” diyor, “su değmediği halde, yakınmadığı halde ıslak gibidir” diyor. Sayıyor hadis kitaplarında, bunun tevili yok. Baktığımızda karar veremeyeceğiz acaba yıkanmış mı. Hatta diyebilirler ‘saçınızı acaba kurutalım mı, yardımcı olabiliriz’ diyebilir. Halbuki kuru saçı ama ıslak gibi görünüyor, öyle yani özel bir saç şekli. Çok nadir insanlarda olur o. İsrail’e has bir şeydir o, İsrail’de rastlanan bir saç modeli, çok nadir İsrail’de görülüyor. Hz. İsa Mesih (a.s)’da da aynısı var. Mesela annesinden doğduğunda, mis gibi, tertemiz doğmuştur, çok güzel kokarak ve yıkanmış olarak, tertemiz, hani banyo yapmış bir çocuk nasıl olur, mis gibi kokulanmış, o şekilde doğmuştur mucize olarak. Bu rivayetler, bunlar açıktır, muhkem. “Ve diğer bir kısmıicmal ilebildirilir, tafsilâtve tasviratıonun içtihadına havale edilir.” Yaniçok kısa, mücmel, kısa bir haber veriliyor ama detayları Peygamberimiz (s.a.v) veriyor. “İmana girmeyen hâdisat-ı kevniyeyeve vukuat-ı istikbaliyeye dair hadîsler gibi. Bu kısımda, Peygamberimiz (a.s.m.) belâgatıyla temsiller suretinde sırr-ı teklif hikmetine muvafıktafsil ve tasvir eder.” Yani Tafsilatını açıklıyor ve öyle bir tasvir ediyor ki, çok dikkat edilirse anlaşılır. Mesela diyor ki, deccalin arabasını görüyor, uçağını görüyor, halka anlatacak nasıl desin Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki;“dev bir eşeği var, kocaman havada uçuyor eşeği” diyor. Ve diyor ki;“eşeğine çok fazla insan biniyor” diyor, “yüzlerce insan biniyor” diyor eşeğine, “dostlarını eşeğine bindiriyor ve eşeğinin içinde” diyor “yemek yiyorlar” diyor ve “havada uçuyorlar” diyor eşeği. “Bir kulağı otuz metre, bir kulağı otuz metre, eşeğinin kulakları” diyor. Sahabeler de hayretle dinliyorlar. Yani şimdi uçak dese nasıl anlatsın, buna hiç inanamaz. Eşek deyince, yine bir derece yani. O zaman bir hayır vardır diyorlar, bir hikmeti vardır diyorlar, belli ki bir şey. Çünkü bakın metalden eşeğin üst kısmı. “Eşeğin metal” olduğunu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), üst kısmının ve “dostlarını, süslü içine koyar” diyor yahut eşeğin. Veyahut “uçuyor” diyor.“Çok süratli gider” diyor eşeği. “Bir bağırır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) dünyanın her yerine duyulur” diyor. “Bir sayhası, narası vardır” diyor. Sahabeler sadece iman ediyor. Normalde hiç mümkün değil, sesinin duyulması. Kaç metre? En fazla 100 metreden filan duyulabilir bizzat bağırsa yani, hadi 200 metre olsun bari ama on binlerce kilometre öteden deccalın sesi duyulur mu? Duyuluyor diyordu Peygamberimiz (s.a.v.)“Her yerden duyacaksınız” diyor. Bu nedir? Radyo, televizyon.
“Selamun Aleykum sevgisi milyarlara yeten mübarek Hocam” diyor. İnşaAllah. “Canım Hocam, birkaç gece sabaha karşı gelmiş olmanızdan biz size kavuşamadık.” Çok şeker yazılar yazmış.
Elif Akgün; “İyi geceler çok sevdiğim canım ağabeyim, canım Hocam. Siz bize Mehdiyet’in güzelliklerini anlattıkça ben çok mutlu oluyorum. Ben imam hatip mezunuyum. Kendi isteğimle çocuk yaşlarda dine yönelişim oldu. Hep İslam’ın hâkimiyetini düşündüm. Bir taraftan da çok kısıtlamalar getireceğini düşünerek, İslamiyet’in hâkimiyetinden korkardım. Çevredeki diğer ülkelerin İslam’ı yaşayış şekli hep beni korkuturdu. Türkiye’de yaşadığım için Allah’a hamd ederdim. Bu sizden daha iyi anlıyorum ki, atamız Atatürk samimi bir dindarmış. Onun vesilesi olmasıyla biz bu kadar rahat yaşamışız. Mekânı cennet olsun, inşaAllah. Allah sizden razı olsun. Sizi çok çok seviyorum” diyor. Elif Akgün.
Atatürk Mehdiyet mukaddemesidir. Hz. Mehdi (as)’ın yapacağı yobazlığı durdurma, azgın yobaz saldırısını ortadan kaldırma işlemini Allah ona geniş çapta yaptırmıştır. Yani Hz. Mehdi (as)’ın işini kolaylaştırmıştır Atatürk. Yoksa bu kadar azılı yobaz saldırısına karşı Hz. Mehdi (as)’ın gücü yetmezdi. Çünkü yobazlar Hz. Mehdi (as)’ın ana düşmanıdır. Asıl düşmanıdır. Hadislerde Peygamberimiz (sav) çok kapsamlı, yobazların Hz. Mehdi (as)’a nasıl saldıracağını uzun uzun anlatmıştır. Hatta eşkâllerini de belirtiyor. “Sarıklı, saçları tıraş edilmiş” diyor. Yobaz güruhunu tarif ediyor. Çok kalabalık bir güruh olarak Hz. Mehdi (as)’a saldıracaklarını, Hz. Mehdi (as)’ın Kuran’la mücadele edeceğini ama onların da Kuran’ı değiştirerek Hz. Mehdi (as)’a karşı mücadele edeceklerini, yani hurafelerle mücadele edeceklerini söylüyor. Onun için “Hz. Mehdi (as)’ın işi zordur” diyor Peygamberimiz (sav).
Mustafa Aydın, Mehmet Türkmen. “Selamun Aleykum canım Hocam yine çok yakışıklısınız, maşaAllah. Giyim şeklinize hayranım. Çok şık ve kaliteli giyiniyorsunuz, maşaAllah. Hocam ben sizi on yıldır takip ediyorum. Bildiğim kadarıyla 55 yaşınızdasınız. Fakat on yıldır 40 yaşında gösteriyorsunuz.” Şimdi insaf nerenin 40’ı. Bakıyorum, hadi 30 diyelim yani. En fazla “Hiç değişiklik yok, maşaAllah.” 30–40 arası diyelim. Peki, kabul. “Yüzünüzden nur akıyor” diyor. “Hocam merakımı hoş görün. Bu nasıl oluyor” diyor. Ben ne yaparım, yiyeceklerime dikkat ederim. Zeytinyağlı, sebze yemeklerine dikkat ediyorum. Bir de has sabunla yıkanırım. Temiz sabunla, iyi sabunla yıkanırım inşaAllah. Yani zeytinyağından imal edilen sabun, o kadar. Başka ne olacak? Ondan sonrası para tuzağı olur. Öyle bir şeyin içine girmem. Mantığı da yok. Öyle bir şey olmaz da zaten. Vücut ancak içerden beslenir. Dışarıdan vücuda bir müdahale olmaz. Yıkılmış bir binanın üstüne istediğin kadar sen, ne yaparsan yap. O bina yıkılmış olarak kalır. İçeriden binayı tamir edeceksin. Vücut içeriden sağlıklı olursa, içeriden beslersen, güzel gıdalara dikkat edersen, temiz gıdalara dikkat edersen, tamamdır. Alerjik yiyecekler yememek. Mesela gece gündüz çikolata, olmaz. Kahveden kaçınmak lazım. Mesela yumurtanın sarısı çok kolesterollüdür ve toksittir kısmen. Çok fazla yenmesi vücudu rahatsız eder. Ama bol bol zeytinyağlı yiyecekler iyidir inşaAllah. “Hocam cildiniz inanılmaz pürüzsüz ve dinç duruyor” diyor. “Ayrıca saçlarınız ipek gibi, maşaAllah. Allah nazardan saklasın” diyor. “Ben 32 yaşındayım. Görünüşüme çok özen göstermeye çalışıyorum. Aynen sizin gibi özellikle cilt bakımı ve saçlarım için bayağı para harcadım ama sizin gibi pürüzsüz bir cilde sahip olamadım” diyor.
Şimdi yobaz deyince tabii yobazdan sırf nefret edip ezmek değil de, yobazı adam etmeye çalışmak lazım. Yobazdan nefret edip dışlamak akılcı olmaz. Nezaketiyle, akılcı bir şekilde yobazı makul, Müslüman çizgiye getirmeye çalışmak, Kuran’ın çizgisine getirmeye gayret etmek lazım. Hani bazı tipler vardır, “yobazları ezelim, kafalarını ezelim” falan. Bu çok zalimliktir, münasebetsizliktir. Çok psikopatça bir hareket olur o. Müslüman öyle bir şey yapmaz. Şefkatle onları kurtarmak lazım. Çünkü onlar her halükarda Allah’ın kullarıdır. Acımak lazım. Başkası da batabilirdi. Bizler de Allah esirgesin, o belanın içine girebilirdik. Şefkatle, kurtaracak yönde, akılcı bir üslupla devam etmek lazım. Ama yobazlık tabii bir örümcek ağı gibi birbirine bağlı bir sistemdir. Bir yobazı diğer yobaz sürekli motive eder. Teşvik eder. Birbirine zincir bağıyla bağlıdır yobazlar. Bir yerinden zinciri çekersen yobazın, diğer yerden ona bağlı olduğu için o da hareket eder. Yobaz yobazdan pek kopmaz ve bir klan halinde hareket ederler. Yani bir sürü halinde hareket ederler. Dolayısıyla hak olan, doğru olan bir şeyi fark etse dahi yobaz kabul etmez kolay kolay. Çünkü enaniyet esastır yobazlıkta, gurur esastır. Kendi grubunu, cemaatini yobaz büyük görür. En büyük görür. En üstün görür. Dolayısıyla bütün diğer Müslümanlardan nefret eder. Onları kafir ve dinsiz olarak, fasık olarak görür. Aşağı görür. Hatta yok edilmesi, öldürülmesi gereken mahlûkat olarak görür. O yüzden gözü dönmüştür yobazın. Ona kendi yöntemiyle karşılık verilmez. Ona akılcı olarak, şefkatle karşılık verilmesi lazım. Tabii netice alınmayabilir ama yine sevabı alırız, inşaAllah.
VTR- Cübbeli Peygamber (s.a.v.) ‘in bildirdiği kıyamet alametlerinin gerçekleştiğini anlatıyor.
VTR- Cübbeli, İttihad-ı İslam’ın kurulması gerektiğini nihayet anlattı.
ADNAN OKTAR: Eskiden 10 Kasım’larda matem müziği çalardı. Her yerde bir matem havası olurdu. Hâlbuki Atatürk gönüllerde ölmüş değil. Mühim olan o. Düşünceleri, fikirleri yaşıyor. Matemse, her gün matem yapılması gerekir eğer öyle bir şey gerekiyorsa. Değil mi? Niye o gün matem? Çok mantıksız bir şey olduğu için kaldırıldı. Güzel oldu, inşaAllah. Atatürk’ün fikirleri önemli, düşünceleri önemli. Ona olan saygı önemli, sevgi önemli. Bunlar olduktan sonra matemin bir anlamı yok. Matem, hiçbir şey. Şehit cenazelerinde matem, başka bir şeyde matem, deprem oluyor matem. Böyle bir şey yok. Bu cahiliye âdetidir, matem. Çünkü depremde şehit oluyorlar. Bu bizim için üzüntü vesilesi değil ki. Şehitlik, gazilerimiz; bu da iftihar edilecek bir şeydir. Üzüntü vesilesi değil. Atatürk’ümüz de şehit olmuştur. Çünkü benim kanaatim onu da karanlık güçler, iddia edilen Ergenekon terör örgütü zehir vererek şehit ettiler. Benim kanaatim o. Yani normal bir ölüme benzemiyor.
İnşaAllah, maşaAllah o bölgeye gelecek felaketi önler; bir. Dünya hâkimiyetinin anahtarıdır; iki. İnşaAllah; Hz. İsa (as) “inşaAllah” diyordu, ölüyü kaldırıyordu. “İnşaAllah” diyordu, yüzüne sürüyordu, hastalıklı yüze; tedavi oluyordu baras hastalığı. “İnşaAllah” diyordu, göze görüyordu. Kör göz açılıyordu. Hz. Mehdi (as) da; maşaAllah, bak M harfi, Hz. Mehdi (as), maşaAllah ile başlar. İnşaAllah da İ harfi, Hz. İsa (as)’a işaret eder. M de Hz. Mehdi (as)’a işaret eder. İnşaAllah ve maşaAllah; bu ikisi dünya hâkimiyeti sağlayacak inşaAllah. Hz. Mehdi (as)’da güzelliğin uygulamasında, her şeye “maşaAllah” der. Güzellik görür “maşaAllah” der, Allah’ın tecellisini görür “maşaAllah” der. Hz. İsa (as) da der ama Hz. Mehdi (as)’a işaret eder, inşaAllah. İnşaAllah, maşaAllah dünya hâkimiyetinin anahtarıdır. O titreşim, inşaAllahmaşaAllah’ın titreşimi dünya hâkimiyetini sağlıyor işte. Allah onu vesile ediyor. Felaket gelemiyor. Hikmeti budur.
İslam’ın şartları. İslam’ın şartları diye bir konu yok. Beş tane şart bilinir. Beş tane şart değil. Kaç tanedir? Bütün Kuran’dır İslam’ın şartı. “İslam’ın şartı beş” diyor. İttihad-ı İslam ne? Helaller, haramlar ne? Hepsini yapacaksın. Kuran’ın bütünüdür İslam’ın şartları. Beş tane şartı yok İslam’ın.
Şimdi hocalarıma bir şeyler anlattıralım. Ebru Hocam buyurun.
EBRU HANIM: İsterseniz bu Tiktaalik Roseae’dan bahsedelim. Evrimcilerin sahtekarlıklarından biri. Evrimciler iddia ettikleri Ida ve Ardi’den sonra, çıkardığınız önemli sahtekârlıklardan biri, çünkü bütün dünyaya sudan karaya geçisin ara geçiş formu olarak lanse ettikleri dünya tarihinde önemli bir dönüm noktası diye lanse ettikleri fosildi. Bunun bir timsah fosili olduğunu, siz ortaya çıkardınız. Bundan 363 milyon yıl önce kara canlıları tam eksiksiz, mükemmel formlarıyla yeryüzüne fosilleri zaten var. Bu şekilde biliyoruz. Bundan 390 milyon yıl önce kemikli balıkları vardı. Yine tam eksiksiz balık olarak fosilleri mevcut. Bu ikisi arasında bu boşluğu doldurmak için evrimciler kendilerince hayali ara geçiş formunu, bu tarihin ortalamasından alalım, 375 milyon yıl gibi bir aralıkta bizim bir fosil bulmamız lazım diye yola çıktılar ve Kanada Arktik bölgesinde kazılar başladı. Burada uzun süre kazılar yaptılar. “4 yıl boyunca çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadık” dediler. Çünkü tüm buldukları tam eksiksiz, mükemmel balık fosilleriydi ve hepsi yaratılışı ispatlar nitelikteydi. En son finansörleride daha fazla finans etmeyeceğini söyledikten sonra, birden bire nasıl olduysa, “biz aradığımız fosil bulduk” dediler. Tiktaalik roseae diye de havalı bir isim verdiler kendilerince. Hâlbuki buna da tam mükemmel bir aslında timsah kafatası üzerine, orada buldukları 4 yıl boyunca da kendileri de anlatmışlardı, orada mükemmel, eksiksiz balık fosilleri bulmuşlardı. Aynı bölgede buldukları balık fosilinin parçalarını ekleyerek, yüzgeçleri de sanki yürüyebilecekmiş gibi bu canlıyı düzenleyerek, o şekilde maket yaptılar ve bütün dünyaya bu şekilde sahtekârlık olarak gösterdiler. Nature Dergisi’ne de kapak oldu. “Ayak, yüzgeçler bacak oldu” diye kapak yapmışlar ve çok önemli bir buluşmuş gibi ortaya attılar. Siz ortaya çıkardıktan sonra bu sahtekârlığı, hiçbir zaman artık söz etmemeye başladılar. Aynı şekilde bunun devamına bakarsak, kazı alanında zaten kafatasını görüyoruz. Tek başına bir timsah kafatası. Bu fosiller çıkartırken üstünü özel bir madde ile kaplıyorlar, fosil zarar görmemesi için. Daha sonra alt kısmından tekrar kazıya devam ediyorlar, o kısmı da kapatıyorlar. Bunu bir paket halinde getirip, laboratuar bu şekilde temizliyorlar. Bu temizlenme sırasında zaten görünüyor fosilin sadece kafatasından ibaret olduğu. Diğer resimlere de bakarsak, üç boyutlu bir görüntüsü bu, buldukları fosilin esasında. Daha sonra nasıl olduysa, birden bire siz zaten daha öncede açıklamıştınız rekonstrüksiyon sanatçısının bir filmi vardı, bunu nasıl yaptığına dair. Nasıl hayal gücünü kullanarak, bu canlıyı meydana getirdiğini, daha önce nesli tükenmiş canlıların yapılarından örnek alıp, onların yüzgeç yapılarını, onların dokularını örnek alıp, gözlerini kendileri hayal edip, tamamen hayal gücünü kullanarak böyle bir canlı meydana getirdiği, kendi itirafları var zaten. Esas bizim ekranda gördüğümüz görüntü; bulunan kafatası bu, bunun üzerine çok büyük bir maket yaptılar. Kuyruk kısmı tam balığa benzer. Yüzgeçler dik ve yürüyormuş gibi bir maket yaptılar ve bütün dünyaya bunu sundular. Siz de dediniz ki;“bu tam eksiksiz, mükemmel bir timsah. Çin’de yaşayan Alligator sinansis denen bir timsah. Burada kafataslarını yan yana görebilirsiniz. Burada solda tiktaalik roseae adında verdikleri timsah kafatası olan gerçekte fosil görüyoruz, sağ tarafta da Alligator sinansisi görüyoruz. Çin’de yaşayan bir timsah türü. Hala günümüzde yaşıyor, bire bir aynı.
ADNAN OKTAR: Evet, atış olduğunu net ispat ettikten sonra, benim bu garibanlarım artık bir daha yalan söyleyemez hale geldiler. Dillerine iğne batırdık. Tabii ilimle, bilimle. Gerçek toplu iğne değil de. Her yalan söylediklerinde iğneyle cıs yapıldığı için, bir daha yalan söyleyemiyorlar. Bir daha da ağızlarını açamayacak hale geldiler. Bakın gazetelerde falan hiç atış yok, bittiler. Garip bir boşluk sesi var.
EBRU HANIM: Hocam tıpkı Coelacanth’ta da aynı şeyi yapmışlardı. Coelacanth içinde daha önce fosillerini bulmuşlardı ve nesli tükenmiş bir canlı olduğunu düşündükleri için, sizin dediğiniz gibi bayağı bir spekülatif iddialarda bulunmuşlardı. “Yüzgeçleriyle yürüdüğünü, aslında yüzeyde yaşayan bir balık olduğunu, akciğerlerinin gelişmekte olan yarı gelişmiş, henüz akciğer olamamış ama olmak üzere olan bir canlı olduğunu” iddia etmişlerdi. Hâlbuki Coelacanth, şu ana kadar balıkçılar tarafından 200 defa en azından yakalandı. Hatta ünlü evrimcilerden bir tanesi de “yolda yürüyen dinozor görsem, bu kadar şaşırmazdım” demişti bunun üzerine. Coelacanth’ın gerçekte çok derin bir dip balık olduğunu, hatta yüzeye çıktığında bile basınç farkından dolayı alışık olmadığı için yaşayamayacak türde bir balık olduğunu, aslında yüzgeçlerinin tam mükemmel yüzgeç olarak çalıştığını, bir evrimcilerin iddia ettiği o akciğerleri gibi yapının aslında yağ kesesi ortaya çıktı. Onlarında bu İddiaları tamamen çürümüş oldu. Aslında günümüzde zaten yaşayan, hand fishing denen balıklar var. Ev balıkları bunlar. Yine derin dipte yaşıyorlar ve ellerini kullanarak yürüyormuş gibi, bir hareketleri var. Bayağı sevimliler.
ADNAN OKTAR: Eşkal çok sevimli.
EBRU HANIM: Bu balığında eğer fosilini bulsalardı, muhtemelen evrimciler yine aynı şekilde spekülasyonlarda bulunacaklardı.
ADNAN OKTAR: Fakat biz her seferinde, dillerine cıs yaparız. Yalan söylemek yok. Nasıl garibanlaştılar ama. Allah Allah. Eskiden böyle çürük kavun gibi ortalıklarda geziyorlardı. Her seferinde patlatınca, artık bir daha yalan söylemiyorlar. Yalan söylemek yasak, inşaAllah.
Ben bir resimler gördüm, hanımlar. Nedir o olay? Onları bir anlat sen.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam. Faaliyette bulunan kardeşlerimiz ile ilgili. Sürekli faaliyette bulunan Bora Tutkun adlı kardeşimiz, size mesaj göndermiş faaliyetleri ile ilgili. “Size Piyer Loti’nin resimlerini gönderiyorum. İstanbul’un her yerinden yerli ve yabancı ziyaretçisi olan Piyer Loti’deki standımız bayram boyunca açık kaldı. Yoğun bir iğliyle karşılanan standa Tuğba Öymen, Bora Tutkun ve Ayşegül Öymen Şenol’da bulunmaktadır. Ayrıca Ayşegül’ün oğlu yani yeğenimde onlara eşlik etmektedir” demiş Hocam.
ADNAN OKATR: Aslan bunlar aslan, maşaAllah. Allah gani gani onlara güzellikler sunsun, iyilikler, hayırlar sunsun. Cennette, inşaAllah rahmetine, rızasına nail etsin, cennet nimetlerine, Firdevs cennetlerine, Adn cennetlerine Cenab-ı Allah onları koysun. Ne güzel, maşaAllah. Ne güzel hizmet.
Sen anlat bakalım.
GÜLŞAH HANIM: MaşaAllah, elhamdülillah. Hocam vücudumuzdaki hücrelerde posta sistemini anlatabilirim. Hocam normalde mektubun zarfının üzerine bir posta kodu yazıyoruz, bu posta kodu aynı şekilde protein sentezinde sentezlenen protein üzerinde de var. Şimdi normalde bir protein yüzlerce amino asitten oluşuyor. Bu aminoasitlerin 10 ile 30 arasındaki kısmı, proteinin başında ya da sonunda içinde belli bir kod içeriyor. Bu kot protein sentezlene protein, endoplazmik retikulum içinde nereye gideceğini belirten bir kod. Bunu tanıyan SRP diye bir molekül parçacığı var, Hocam. Bu parçacık aynı bir rehber gibi proteini alıyor, endoplazmik retikuluma götürüyor yani nereye götüreceğini tam bilerek, endoplazmik retikulum zarı üzerindeki bir reseptöre, proteinle birlikte kenetleniyor. Daha sonra bu reseptör protein geçiş kanalı protein oradan geçmesi gerekiyor, protein geçiş kanalına bu bilgiyi veriyor. Sonrasında reseptörün işi bitiyor ve SRP molekülü bundan kopuyor. Şimdi protein sentezinden protein bildiğimiz gibi normalde üç boyutlu bir yapısı var. Fakat Allah öyle özel bir formda yaratmış ki bunu, yani belli bir sırada bu üç boyutlu hali alıyor. O parçanın hücrenin içine girebilmek için 0.000002 milimetre olması gerekiyor, çok çok küçük bir sayıda olması gerekiyor, çok küçük olması gerekiyor. Bunun için de ribozomda protein, zincir olarak üretiliyor. Daha sonrasında üç boyutlu halini alacak. Şimdi endoplazmik retikulum zarı üzerinden geçiş yapıyor, SRP molekülüyle birlikte, daha sonrasında, tabii molekülün bu enzimleşen ilk nereye gideceğine belirten kısmının işi bitmiş oluyor. Allah bunu da çok özel bir yapıyla yaratıyor, maşaAllah. İşi biten kısım proteindeki bu kısmı belirten bir enzim var, bunu belirleyen bir enzim var. Onun yerini tespit ediyor ve oradan proteinden bu kısmı koparıyor ama eğer yanlış bir kısmı koparırsa proteinden, bu proteinin bir işlevi kalmamış olacak. Yüzlerce aminoasit arasından o kısmı seçip, o kısmını koparabiliyor. Yani çok akıllı olması gerekiyor. Tesadüfen kesinlikle oluşamadığının net bir kanıtı zaten. Daha sonrası bunu koparıyor. Sentezlenen protein endoplazmik retikulum zarı içerisinden girmişse, koparılıyor ve daha sonrasında üç boyutlu halini alıyor, protein sentezlenmiş oluyor, uygun yerine gelmiş oluyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne ilim, ne irfan, ne fen, maşaAllah. Allah ilminizi kat kat artırsın. Muhterem hocam, sizden bir ayet rica edelim.
YASEMİN HANIM: Estağfurullah, inşaAllah. Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim.“Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.” Ali İmran Suresi’nden, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah irfanını artırsın, maşaAllah.
DİLEM HANIM: Hocam, bir haber vardı; “Van’da dün meydana gelen depremde, 5.6 büyüklüğündeki depremde 20’den fazla bina yıkılmıştı. Son yapılan açıklamalara göre 10 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 27 vatandaşımız enkazdan sağ olarak çıkartılmış.”
Bir de Urfa’da faaliyet yapan kardeşlerimiz vardı, Hocam.
ADNAN OKTAR: O konuyu da anlatabilirsin, dinliyorum.
DİLEM HANIM: Tabii inşaAllah. Urfa’da kardeşlerimiz A9 tanıtımı için stant açmışlar. Mahfuz Şahhare, Tuğba Öymen, Ayşegül Öymen Şenol ve Burak Utku şevkle faaliyetlerine devam ediyorlar, inşaAllah. Mahmut kardeşimizin açtığı stant yer, Pamuklu Gölün çevresi. Kendisi size bir mektupta göndermiş. Hocam. Mektupta ziyaretçilerin kimler olduğu yazmış. Ayrıca Urfa Milletvekili Yrd. Doç. Abdülkerim Gök’te Urfa’daki standımızı ziyaret etmiş.
ADNAN OKTAR: Depremlerin bu kadar şaşırtacak derecede sıklaşması, hayret edilecek olayların olması Mehdiyet’le ilgili sözlerimizin baştan sona doğru olduğunu gösteriyor. “Anlamadım, duymadım” yok. Resulullah (sav) ne diyor? “Hz. Mehdi (as) zuhur ettikten sonra depremler sıklaşacak” diyor. Ne kadar? Olağan üstü sık. Olağan üstü sık. Peş peşe. Ve bu alametler devam ediyor. Bediüzzaman diyor: “Bu alametler görüldü, görülmeye devam ediyor ve daha da edecek”. “Ta ki evlatlarımdan Muhammet Mehdi zuhur edinceye kadar” diyor Resulullah (sav).
Evet, hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam. Mahmut Şahharem kardeşimizin size olan mektubunu okuyayım, inşaAllah. “Canım Hocam sizin ve tüm İslam âleminin Kurban Bayramını kutlarım. Hocam Urfa’da, A9 kanalımızın tanıtımını arife günü dâhil Kurban Bayramı sonuna kadar yapacağız, İnşaAllah. Ayrıca Hocam sizin eşsiz ve çok değerli kitaplarınızı Urfalı kardeşlerimize dağıtıyoruz, İnşaAllah. Hocam standımızı Şanlı Urfa Ak Parti Millet Vekili Yrd. Doç. Dr. Abdülkerim Gök’te ziyaret etti, inşaAllah. Kendileri ‘bizlerin başarılı olmamızı temenni ettiğini’ söyledi. Ayrıca İtalyan, Polonya Avusturyalı turistlerde standımızı ziyarette bulundular. İran Tebriz bölgesinden Azeri kardeşlerimize standımıza ilgisi bizleri çok heyecanlandırdı Hocam. Urfalı kardeşlerimiz de sizi çok selamları var Hocam. Dualarınızı bizden eksik etmeyin, inşaAllah. Ayrıca bana bu çalışmalarda yardım eden çok değerli kardeşim Ali Bekir Gül’e sizin huzurunuzda çok teşekkür ederim, sevgilerimle Hocam” demiş, Mahmut Şahharem.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. İsmi güzel, kendi yiğit, maşaAllah. Hz. İbrahim (a.s)’ın evlatları, maşaAllah. Urfa’da Hz. İbrahim (a.s)’ın ayak izlerinin üstünde geziyorlar, maşaAllah. Helal olsun koç yiğitlerime, helal olsun aslanlarıma. Allah ilimlerini, fenlerini, derinliklerini, güzelliklerini, iyiliklerini, bereketlerini artırsın. Hepsi nur nur, maşaAllah. Allah razı olsun. Şu ufak köfteleri bana bir daha göster bakayım. Çok şekerler, maşaAllah. Canlarım benim onlar, maşaAllah. Urfa koçyiğit doludur. Bütün Urfalı kardeşlerime en derin hürmetlerimi, sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum. Allah hepsine uzun ömür versin, sağlık, sıhhat, bereket, iyilik versin. Onlar benim canım. Türkiye’nin gül kokulu, hoş insanları. MaşaAllah. Çok nefistir oradaki insanların ahlakı, kişiliği. Güneydoğu, Bediüzzaman’ın evlatlarının olduğu yer. Urfa’ya mübarek şehidimizi, Bediüzzaman’ı o devrin çekingen, ürkek insanları, ürkek yöneticileri güya sağcı, güya mukaddesatçı görünen bu kişiler o mübarek Bediüzzaman’ı oraya sokmak istemediler. Kendi ana vatanı, Allah’tan korkun. Allah’tan korkun.Siz kimi sokmuyorsunuz Urfa’ya? Mübarek bedeni orada şehit oldu. Bu sefer de mezarını yıktılar. Yani cesedinden bile çekiniyorlar artık. Acayipliğe bak, çok acayip. Tabii kader-i İlahi, Bediüzzaman bildirdi çünkü: “mezarımı yıkacaklar” dedi. “Cesedimi, mezarımı bulamayacaklar” dedi. Gizli mezarı, inşaAllah. Hz. Ali (ra) gibi. Onun da mezarı belli değil, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin.
“Selamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sayın Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Sizi sevgi hürmet ve derin bir aşk ile takip ediyorum. Fikirlerinizi çok seviyorum. Allah rızası için, Allah aşkına sizinle görüşmek istiyorum.” Şimdi Allah aşkına deyince, nasıl itiraz edelim, telefonunu da vermiş. Tamam gel.
“Ben Sayın Harun Yahya-Adnan Oktar ile tanışmak istiyorum. Nasıl tanışabilirim, sizinle nasıl irtibat kurabilirim?” diyor Sedat Atay, internet adresini de vermiş.
“Değerli yetkililer, bayramınızı tebrik eder, hayırlı çalışmalar dilerim. Not: Birde talebim var, Adnan Oktar Bey ile Ortaköy’de 1983 tarihinde tanışmıştım. Kendisiyle telefonla da olsa bir görüşme talep ediyorum. Bu konuda yardımcı olursanız memnun olurum. Ahmet Belada.”
En iyisi biz büyük bir otelin salonunu şöyle bir ayarlayalım, başka türlü çözüm yok.
“Sayın Harun Yahya, size karşı nasıl bir duygu içindeyim bilmiyorum. Lütfen sizi yakından tanımama fırsat verin. Emin olun sizi pişman etmeyeceğime yemin ederim, lütfen bana yardım edin.”
“Ben Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencisiyim. Sizinle görüşmek istiyorum” diyor bir kardeşimiz.
Ne yapsak acaba, gezsek mi Anadolu’yu, maşaAllah. Atlayalım arabaya, gidelim en iyisi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İbrahim Toprakkale; “Esselamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sevgili Harun Yahya Hocam, A9 Tv’deki programınızı beğenerek takip ediyorum, inşaAllah. Çok güzel program” diyor, “fakat” diyor, bak yine aynı takıntı, “Kuran okunan bir ortamda, burada da başka yerlerde de bir çok hanım, Kuran okumanızı başı açık dinliyorlar” diyor, “buna karşı Kuran okunmaması daha iyi olmaz mı” diyor özetle. Şimdi İbrahim, sen, Hz. İbrahim (a.s)’ın ismini almışsın bak ne güzel, sen Kuran’dan insanları uzaklaştırmak istiyorsun. Türkiye’nin yüzde 70, 80’i hanımların başı açıktır. Evde de zaten başları açık, daha da büyük kitle yani, en az yüzde 90’ın başı açık oluyor. Allah’tan kork, aklını başına al. Başı açık, başı kapalı, hanımlar Kuran dinlediğinde iştiyakla, sevinçle dinlerler. İnsanları Kuran’dan uzaklaştırmaya çalışma. Şeytana uyma, aklını başına al. Hanımları bin bir türlü bahaneyle Kuran’dan uzaklaştırıyorlar. İnsanları da uzaklaştırıyorlar. “Kuran’dan anlayamazsınız, kırk yıl geçse de kafanız Kuran’a erişemez, Kuran’ı okumayın, koyun kılıfına, orada dursun.” Kuran’dan insanları uzaklaştıra uzaklaştıra müminleri perişan ettiler. Peygamberimiz (sav)’in de ahirette bir tane şikayeti var, şeytandan Allah’a sığınırım; “Ya Rabbi, benim ümmetim bu Kuran’ı terk edilmiş bıraktılar” diyor. İbrahim, sen de bu güruhun içindesin, canım ciğerim. Yapma, Allah’tan kork, kendini kurtar bu beladan. Yapma bunu.“Başı açık”. Erkeklerin de başını kapatmaya çalışıyorsunuz. “Onlarda da, takke olmazsa olmaz, fasık olur” diyor. Başı açık, başı kapalı hanımlar Kuran’ı rahatça dinlerler. Kuran’dan insanları uzaklaştırmayın. Yapmayın bunu. Zarar veriyorsunuz İslam’a, Kuran’a.
GÜLŞAH HANIM: Hocam ben Kuran’ı, sizin vesilenizle öğrendim, imanıma vesile oldunuz, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela benim canıma ben diyeceğim ki; başın açık, sana Kuran’dan bahsedemem. Başlangıçta daha bağlantıyı koparmış olursun o zaman. Olur mu öyle şey? Sen Kuran’la tebliğ yapıyorsun. Peygamberimiz (s.a.v.) Ukas panayırında, Kuran ayetleriyle tebliğ yapıyordu. Tek tek başınızı örtün, ondan sonra size tebliğ yapacağım der mi Peygamber? Var mı öyle bir şey, nereden çıkarıyorsunuz?
“Lütfen bana yardımcı olun, yaşayış şeklimden çok şüphe duyuyorum, tedirginim. Bir Müslüman ibadetlerini yerine getiriyor ve Allah’tan gelen her şeye inanıp iman ediyor, fakat dünya yaşamına kendini vermekten alıkoyamıyor, bazı nefsi hareketlerde bulunuyor” diyor. “Bağışlayın, örneğin….” Gayr-i meşru olmaz. Müslüman’ın iradesi var, Müslüman hayvan değil ki, akıllı varlıktır. Yapmayacaksın. Olur mu öyle şey? Senin mesela annen bacın var, ailen var. Mesela yerde bir cüzdan duruyor; “ne yapayım, nefsime kapıldım” deyip gidip alır mı oradan Müslüman onu? Gidip sahibini arıyor. “İhtiyacım var” falan diyemez. Fahşadan şiddetle kaçınır. Nefsi güç yetiremez ki Müslüman’ın zaten. Çünkü bak, etkilenmesi için Müslüman’ın, vicdanının rahat olması lazım. Vicdanı rahat olmayan bir insan; vicdanı ölmüş demektir. Eğer bir şeyden etkileniyorsa, gayr-i meşru bir şeyden etkileniyorsa anormal bir şey yapmış olur. Olmaz. Aklını başına alacak Müslüman. İki günlük dünya, inşaAllah.
Mustafa Peker kardeşimiz. “Merhaba, benim bir sorum olacaktı. Sizin Tv’lerdeki tartışmalarınızı izledim. Özellikle ‘Sansürsüz’deki tartışmalar bayağı ilgimi çekti. Sormak istediğim soru şu: O evrimci biyologların söyledikleri türler arası gen benzerliklerinin soy ağacını doğrular nitelikte olmasını nasıl açıklıyorsunuz?” Öyle bir şey yok. Nereden çıkarttın? Orada adamlar düz atışa geçmiş vaziyetteler. Uzaktan yakından alakası yok. Onları biz çok kapsamlı ve geniş olarak anlattık. Bir kere bak bu adamlar, buradaki kardeşlerimiz; konuşmalarına bir bak, pilokronik hareketler yapıyor, kendini kaybediyor. Kendinden emin olan bir adam öyle konuşur mu? Bir kere benimle karşılaşmaya güçleri yetmedi. Ödleri koptu. Odaya gittiler, içerden kilitlediler odayı, öyle adamlarla tartıştık. Karşıma çıkamıyor adamlar. Bakın, bu arkadaşa diyeceksin; “kardeşim, sen genden, gemden, şundan falan bahsederken sen önce neden bahsedeceksin bana biliyor musun? Bana bir proteinden bahset bakayım”. Gene, “Bir dakika. Oraya sıçrama sen, önce sen bir proteini hallet” dersin. Oradaki benzerlik; tabii ki gen benzeyecek, her şeye benzer. İnsana patatesin geni de benziyor. Sen patatesten mi geldin? Patatese müthiş benziyor. Solucana da çok benziyor. O zaman patates oğlu dememiz lazım. Olmaz. Yanlış. Olmayacağı belli. Oradaki arkadaşların sözlerine senin cevabın şu olacak, diyeceksin ki; “kardeşim sen sıçramışsın genin üstüne, oradan in aşağı, proteine gel. Bir protein tesadüfen meydana gelir mi?” diyeceksin. Ne diyor biliyor musun, ağa babaları, elma yanak İngiltere’den? “Tabii ki bir protein tesadüfen meydana gelemez, çünkü proteinin meydana gelmesi için başka proteinlere ihtiyaç var. Bu ne demektir? Sıfırda kilitlenmiş, imkansız. Bak dikkat et; bir proteinin meydana gelmesi için başka proteine ihtiyaç var; sen akıllı bir delikanlısın, bir düşün bakayım ne anlama geliyor bu? Sıfır ihtimal. Bak, o elma yanak İngiltere’de, o yediği havyarlar da herhalde faydalı olmuş ki, kafası daha da açılmış; “Olamaz” diyor. “Peki, koçum, canım kardeşim, yiğit kardeşim, aslan kardeşim. Oluyor mu?” “Yok” diyor. “Peki, nasıl oluyor?” diyoruz. Dedem havaya bakıyor, boşluğa bakıyor, uzaya doğru bakıyor; “uzaydaki zeki varlıklar yaptı” diyor. Bitmişsin dedem. “Uzaydaki varlıklar yaptı” demek ne demek? Tesadüfen olması sıfır, imkânsız, ne demek? “Yaratıldı” diyorsun. Ne edebiyat yapıyorsunuz? Gene sıçrayacak haliniz mi var sizin? Sizi oradan alıp indiriyoruz aşağıya. Dolayısıyla bu arkadaşların bu beyanlarında, onları oradan indireceksin.”Baba, sen oralara bir sıçrama. Oturuyorsun patatese, kavuna mavuna geçiyorsun sen. Patatese insanın benzediğinden bahsedeceğine sen, önce protein tesadüfen meydana geliyor mu, gelmiyor mu bundan bahset” diyeceksin. Gene hiç girmesin adam zaten. Gen, zaten mümkünü yok, hiç. Bak, proteinden çok daha girifttir gen. Yani nereye baksan mucize ile karşılaşıyorsun. Adamlar daha en temelinde, bak daha binanın tuğlasını soruyoruz, tuğla. Saray değil bak. Saray değil, tuğlayı soruyoruz. Diyor ki; “tuğla tesadüfen olması imkânsız, uzaylılar yapmıştır” diyor. Tuğlayı uzaylılar yapıyor da sarayı kim yapıyor?
Ben Urfalı kardeşlerimi, böyle güzel insanları komünistlerin, Allah’sızların eline vermem. Bırakacaklar bu kafayı. Vazgeçecekler. Ama iyi bir şey yapmak istiyorlarsa İttihad-ı İslam’ı desteklesinler, Türk İslam Birliği’ni desteklesinler. Ama yok KCK’ymış, yok PKK’ymış bilmem ne, onların hepsini katlarız, bambaşka bir şekle getirir, yutarlar. Yok öyle şey inşaAllah. KCK’nın açılımını yapmıştım, bir kere isimden meymenet yok, isim kötü yani.
Yalnız kardeşim bak, adamlar cayır cayır komünist propaganda yapıyorlar. Dünya komünizme hazırlıksız yakalanacak. Bak ben ilgilileri uyarıyorum; dünya komünizme hazırlıksız yakalanacak. Amerika’da komünizme zemin hazırlanıyor. Avrupa’da komünizme zemin hazırlanıyor. Bu ekonomik kriz Avrupa’yı ve Amerika’yı yerle bir edecek. Çok acayip bir açmaza girecekler. Ve çözüm olarak komünizmi ortaya sürecekler. Deccaliyetin yeni planı bu. PKK, şu bu falan, bunlar da Ortadoğu’daki karakollarıdır komünistlerin. Rahmetli Bağbuğ’umuz bu belaya çok dikkat çekmişti. Bediüzzaman çok dikkat çekti. Hazırlıksız yakalanmayalım, gereğini yapalım. Hemen atağa geçelim. Hemen gereğini yapalım. İlimle, fenle, akılla gereken atağı yapalım. “Nasıl yapacağız?”. Getirin ustasına; dörde katlayayım, lime lime edeyim. Siz bana getireceksiniz, o kadar, inşaAllah. Bak, elma yanak İngiltere’den ciyak ciyak sesler oluşturuyordu. Oradaki kanallara Atlas’tan gönderdim. Adamları eğittik. Geldiler, bunun ifadesini aldılar. “Anlat” dediler, “nasıl oluyor protein?”. Anladı zaten onların bildiğini. Bak, onların bildiğini anlamasa, o uçardı, planör gibi uçardı. Bildiklerini anladığı için böyle yutmucuk olmuş tavşan gibi oldu. Kasıldı kaldı. Çünkü bilginin geleceğini biliyor. Tesadüf diyemeyeceği için, ıkındı sıkındı, Erbakan Hocamızın dediği gibi. Ve sonunda “uzaylılar yaptı” dedi. İşte bak adamı böyle yaparlar. Siz bırakın bizim yerli Darwinistleri, onların bilgisi çok sığdır. O gariplerim dergilerden, oradan buradan okuyorlar.
VTR-Richard Dawkins’in Tv Röportajı.
ADNAN OKTAR: Görüyor musunuz ne hallere girdi, ne hallere düştü? Bak diyor: “Olağanüstü bir akıl dizayn etmiş” diyor, onu kim dizayn etmiş, kim yaratmış? Ona açıklama yok, Allah diyemiyor ve bu hallere düşüyor. Onu bu hallere getiren, onu böyle perişan eden, bizim çalışmalarımız oldu işte. Daha önce böyle bir havası yoktu bunun. İlkokul, ortaokul çocuklarının karşısına çıkıp, bol bol böyle işte anlatıyordu. Yapamayacak hale getirdik. Sen Türkiye’deki yerli garibanlara bakıyorsun, onları boşver sen, onlar dergici takımı onlar. Onlar oradan buradan okumuşlar falan. Zaten hopluyor, çay içiyor falan, böyle plokronik hareketler falan. Daha proteini açıklayamıyorsun, oturuyorsun genlere geçiyorsun. İşte diyor ki;“maymunlarla insanların genleri birbirine çok benziyor” diyor. Patates daha çok benziyor. Al o zaman patatesi, dedem diye sev, öyle mi? Bırakacaklar bunları bırakacaklar. Benim olduğum bir yerde, o tip olaylar olmaz, inşaAllah.
Yaratılış Atlası’nı okumanı tavsiye ederim, arkadaşlarına da okut, çok çok iyi olur, çok etkili olur, çok güzel netice alırsın, inşaAllah ama kendinde çok detaylı tahkik etmen şart, inşaAllah.
DİLEM HANIM: Hocam, uygun görürseniz Dawkins’le ilgili bir haber var.Şu şekilde diyor, yabancı bir internet haber sitesinde; Richard Dawkins’in Oxford’un Hıristiyan Teolojist’i Dr. William Lane Craig’in davetini kabul etmeyip, onunla konuşmayacağım demesi ve Craig ile konuşmak istememesi ve yaratılışçı bir kurum olan Discovery Enstitüsü’nden StephenMeyer ile hayatın kökeni hakkında konuşmak istememesiyle, tamamen aynı neden. Şu şekilde demiş; “Artık bu gerçekle yüzleşelim, Dawkins tam bir korkak” şeklinde yorumlamış.
ADNAN OKTAR: Adama o kadar demeyelim de dedeme, çekingen diyelim kibarca nezaketiyle. İşte dedeyi bu hale getiren, şu fakir ağabeyiniz. Eskiden bu ne havalarda uçuyordu, nasıl gariban oldu. Bu seferde acımaya başladım yani. Tamam vurdum ama çok biçimsiz vurdum kardeşim. Bu kadar adamların sarsılacağını bilsem. Yani kendilerine güvenlerini kaybettiler, yani bunlara ne gerek var? Kendine güvenini kaybetme, iman et güzelce devam et, ama boşluğa düştüler adeta bir şey oldu bunlara. Şimdi onlar için özel terapi sistemi kuracağız.
“Canım Hocam” diyor, “çok uzun ara verdiniz, güzel yüzünüzü, güzel sözlerinizi ne kadar çok görür ve duyarsak, o kadar iyi” diyor. “Canım Hocam” diyor, “birazdan ezan okunacak” diyor, “hadi gelin ne olur” diyor. Geldim işte, inşaAllah, maşaAllah.
“Şu an hayatımda en sevdiğim kişi sizsiniz, bu dünyada sizden daha yakışıklı kimse yok” diyor. Şimdi beni inandırdınız, maşaAllah böyle diye diye. Şöyle diyelim; en yakışıklılarındansınız diyelim, daha inandırıcı olur, inşaAllah.“Her gün dua ediyorum sizi görmek için, siz benim canımsınız inşaAllah. Beni de çağırırsınız Hocam” diyor. Tabii, buyursun gelsin kardeşimiz, inşaAllah.
Zalim annelerden hiç hoşlanmıyorum. İşte şunla görüşmeyeceksin, Müslümanlarla görüşmeyeceksin, şu çakalla gidip görüşeceksin. Sen trafik polisi misin? Değil mi, trafik polisi arabalara yön verir, insanlara yön verilir mi? Sana ne, o inancına göre görüşür. Müslüman’la da görüşür, Nur talebesiyle de görüşür, Şeyh Nazım Hocamla da görüşür. Sana mı soracak?“Kuran okumayacaksın, Risale-i Nur okumayacaksın, namaz yaşın ilerleyince kılarsın, genç yaşta namaz mı kılınırmış?” Akla bak. Akıl baliğ olduğunda, namaz farzdır. Ne demek yaşlanınca? Birde Müslümanlarla görüşmenin yasaklanması, çok galiz bir harekettir bu, haramdır, olur mu? Müslümanlar kardeştir, tabii ki görüşecekler, birbirlerini sevecekler. Bütün ibadetler hep birlikte yapılır, Müslümanlar birbirini sever, birbirine yardımcıdır. Şeytandan Allah’a sığınırım, Allah; “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi mücadele edenleri Allah sever” diyor, “Ayrılıp dağılmayın” diyor, değil mi Cenab-ı Allah, ayet var, “ayrılıp dağılmayın” diyor, inşaAllah.
Haza, Paris’ten yazmış. Helale harama dikkat eden her yerde çalışabilirsin. Helale harama dikkat edilmeyen bir yerde, benim kanaatime göre, ben olsam çalışmam, inşaAllah. “Allah’a inanmayan bir insanı, Allah’ın var olduğuna nasıl ikna edebiliriz?’’ Önce şu putunu kaldıracaksın, Darwinizm putunu kaldıracaksın, ondan sonra. “A9 kanalındaki canlı yayınınızı Paris’ten sürekli izliyorum teşekkürler”.
Cezayir’den yazıyor. MaşaAllah. Merina, yazar ve şairmiş.
“Fransa’da sonradan Müslüman olan bir kardeşiniz” diyor, maşaAllah. Allah hidayet versin. Çok sevindim, maşaAllah. Kardeşimiz sonradan Müslüman olmuş. “İslam hakkında bir sorum olacak; Asyalı bir Budist’le evlenmek uygun mudur?” Sami/Cezayir. Sami, milyonlarca Müslüman var, gidip Budist’le ne işin var? Seni turuncuların içine sokacak, eline çıngıldak, boru moru verecek falan. Korkunç yerlere gideceksin. Delirdin mi? Bir boruları var; 4-5 metre var, acayip. Çan çan bir şeyler çalıyor falan. Allah vermesin insan rüyada görse, kabus diye hoplar kalkar. Gidecek onunla evleneceksin. Alnının ortasına da şeyi yapıştıracaklar. Yapma etme Allah aşkına. Ne gerek? Ne yapacaksın? İslam’ı anlatacaksın. Beladan kurtar çocuğu önce. Evlenme acil mi? Çocuk batmış, mahvolmuş. Putun karşına yiyecek götürüyorlar, al ye diyorlar. Kendi elleri ile yaptığı putun karşına, ızgara köfte falan feşmekan yapıyor, al ye diyor bekliyor başında. Taş yer mi yemek? Bekliyor başında. Yer o, sen bakma öyle durduğuna diyor. Herhalde kediler yiyor o arada çaktırmadan. O da “putlar yedi” diyor. O garibime acımıyor musun? Belanın içine girmiş. Önce o beladan kurtar. Evlenmesi için insanın, şefkat, merhametinden, sevdiğinden evlenir. Allah rızası için evlenir. Amacın ne? Batmış çocuk, yanıyor. Önce o beladan bir kurtar onu. İnşaAllah.
“Selamun Aleykum. Hz. Mehdi (a.s) bizim aramızda mıdır acaba? Cevabınız için şimdiden teşekkür ederim.’’ Fransa’dan Ebabekr.” Ne güzel isim, maşaAllah.
“Neden Allah’ın mesajı olan Kuran Arapça?’’diyor Mustafa Emin. En güzel, en zengin dil Arapçadır. Dünyadaki en güzel dildir Arapça. İnşaAllah. “Neden her dilde değil?’’. Bir tane Kuran geliyor. Fransızca İngilizce Kuran… Allah aşkına mantıklı sorular sorun. Arapça Kuran geldikten sonra onun tercümesi zor mu? Allah bir tane kitap gönderiyor, sen her dile çevirirsin. Allah bize imkan vermiş, güç vermiş.
Ribağ; ne güzel isim. “Sizinle konuşmayı çok isterdim. Videolarınızı gördüğümde, beni çok büyük bir mutluluk kapladı elhamdülillah. Önceden anahtarı bende olmayan çok değerli bir hazine sandığını keşfetmişim gibi hissediyorum; Kuran-ı Kerim. Çok teşekkürler Sayın Harun Yahya.”
“Selam. Sizi tanıdığım için çok memnunum. Ayrıca size de soracağım sorularım var. Hz. İsa (a.s)’ın, hatta Hz. Mehdi (a.s)’ın ortaya çıkması ile ilgili hiçbirşey dememenizeben biraz üzülüyorum, rahatsız oluyorum’’ Canım, şimdi ben sizin göreceğiniz gözlüğü veriyorum. Değil mi? Sen onunla bakacaksın, görürsün o zaman. İmanın nuru ile bakacaksın. Şimdi Bediüzzaman’ı adam göremiyor. Ben ne yapayım adam göremiyorsa? Görülmeyecek gibi mi Bediüzzaman? O devirde Bediüzzaman görülmeyecek gibi miydi? Görmek istemedin mi görmezsin. Neyi göremiyorsun?
“Cezayir’den bir bayan kardeşinizim. Siz bizim gururumuzsunuz Sayın Adnan Oktar. Bunu size söylemek istiyorum. Allah sizden razı olsun. İslam’a ve Müslümanlara hizmet etmek için, Allah size yardım etsin. Sizi, makalelerinizi tanıtan ve çeviren Türk arkadaşlarım vesilesi ile tanıdım. Sizin makalelerinizi çevirmeye bile başladım Arapçaya. Bundan çok memnunum. Ve sizinle bir gün karşılaşmayı çok isterim.” Ziynep Ettayeb. Ne güzelmiş ismi, Arapça isimler çok güzel.
VTR-Şeyh Naızm El Hakkani Hazretleri, Dünyanın Ömrünün 7000 Yıl Olduğunu Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Şeyhimiz’e sarık muhteşem yakışıyor. Dünyada en güzel sarık kullanan Şeyhimiz’dir. Sünnete en uygun, en güzel şekilde sarığı kullanan odur. Bazıları var usulen yapıyorlar, öyle olmaz. Şeyhimiz’in şekli güzel, inşaAllah. “Sarığın içinden bir adam Hz. Mehdi (as)’ı müjdeler” diyor. İşte o şahıs bu mübarek insandır.
İmanının, insanlarda ferahlatıcı, kalbi açıcı, hoş bir özelliği vardır. Cennete de var bu, dünyada da var. Allah bizleri vesile ediyor, inşaAllah.
Ceylan Hocam ilminizden, irfanınızdan istifade edelim buyurun.
CEYLAN HANIM: Estağfirullah Hocam. Hocam uygun görürseniz bugün hemoglobin molekülünün oksijene bağlanma yöntemi ile ilgili bir ayrıntı vermek istiyorum. Mucize molekül deniliyor zaten hemoglobine. MaşaAllah çok önemli bir şey yapıyor hemoglobin. Sanki akıllı gibi hareket ediyor. Normalde oksijen herhangi bir moleküle bağlandığında Hocam, o molekülü okside ediyor. Yani bozuyor ve hiçbir şekilde işlev göremez hale getiriyor. Fakat hemoglobin sanki bunu biliyormuş gibi, oksijeni böyle maşayla kendine uzak tutar gibi tutuyor Hocam. İnsanlar mesela kor bir ateşi maşayla tutar, uzak tutar zarar vermesin diye, o şekilde taşıyor hemoglobin oksijeni.
ADNAN OKTAR: Vay kerata vay. Uyanığa bak sen, maşaAllah. Allah’ın orada moleküldeki tecellisini görüyor musun? İnsan aklından daha yüksek bir akıl, maşaAllah, elhamdülillah.
Semra Hocam buyurun.
SEMRA HANIM: Ben uygun görürseniz Hocam renklerden bahsetmek istiyorum. Bizim renk dediğimiz şey, fotonun titreşim boyutu oluyor. Yani fotonun titreşim boyutu neyse, biz ona göre renkleri algılıyoruz. Mesela kırmızının titreşim boyutu ayrı olduğu için kırmızı görüyoruz. Sarının farklı oluyor. Mesela beyaz farklı oluyor,çünkü her frekansı yansıtıyor. Bunun sonucunda da bilişiminde de beyaz meydana geliyor. Mesela cam saydam. Çünkü fotonlar hemen hemen hiçbir engelle karşılaşmadan, içinden geçip gidiyorlar. Hocam sizin zaten çok iyi bildiğiniz bir konu ve sizden öğrendim zaten bu konuyu. Rengin algılanması ilk gözün retina tabakasındaki konu hücrelerinde başlıyor. Burada Hocam üç ana koni hücre grubu var. Bunlardan ilki kırmızı, diğeri mavi, daha sonra yeşil. Işığa hassas olan üç ana koni hücre grubu var. Allah milyonlarca rengi bu üç ana hücre grubunu vesile ederek oluşturuyor. Bütün biz bu gördüğümüz rengarenk dünyayı bu vesilesi ile görüyoruz. Pigmentler aracılığı ile bunlar taşınıyorlar ve elektrik sinyalleri olarak, beynimizdeki minicik bir bölgeye ulaşıyor. Ancak Hocam siz her zaman hatırlatırsınız burada çok önemli bir şey var; beynin içi her zaman kapkaranlık, ışık hiçbir zaman geçmez. Allah bize kaderi seyrettiğimizin delillerinden biri olarak böyle bir güzelliği gösteriyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hakikaten şu an bak renkli hani sinemaskop derler ya, o sinemaskop görüntü olan sinemalarda görüntü, yine iki boyutlu. Ama burada muhteşem. Tam anlamıyla üç boyutlu. O kadar inandırıcı ki görüntü, mesela ben Didem’e bakıyorum, hakikaten uzakta görünüyor. Yani çünkü dokunma hissi ile de destekleniyor. Ses de üç boyutlu geliyor. Ses de üç boyutludur. Bu ne kaliteli ses sistemidir, ne kaliteli görüntü sistemidir. Burada kullanılan alet ne kadar? Şu kadar. Radyolarda, televizyonlarda kullanılan aletlerin haddi hesabı yok. Ama yine görüntü bulanık. O televizyonları yapanlar, fabrikalarda mühendisler yapıyor. Peki diyoruz beyindeki bu görüntü sistemini kim yaptı? Ses sistemini kim yaptı? “Onu tesadüf yaptı” diyor. Kardeşim, Allah hidayet versin, Allah ıslah etsin, Allah aklınızı açsın. Dünyanın en mükemmel sinema sistemi beyninin içerisinde var. Bakın bir de sinemayı seyreden, gözsüz seyreden biri var. Gözü yok. Gözsüz seyrediyor. Kulaksız dinleyen biri var. Yani şimdi harikalar bitmiyor, zincirleme. Eğer akıl gözüyle, iman gözüyle bakarlarsa gerçekleri görürler. Ama akıl gözüyle bakmazlarsa, gaflet gözüyle bakarlarsa, o zaman olmaz. O zaman akıl fikir gider, inşaAllah.
VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Her an Çıkabileceğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet herkes hoş geldi. Didem Hocam buyurun, ilminizden istifade edelim.
DİDEM HANIM: Estağfirullah Hocam. Bir karınca türünden bahsetmek istiyorum; Formica paralugubris ismi. Bu karınca türünün özelliği, yüzlerce hektarlık ormanlık alanda sadece belli bir tür ağaçta salgılanan bir reçine türünü topluyor ve yuvasında biriktiriyor. Bu reçinenin özelliği de antibakteriyel olması ve antifungal olması. Böylece kendi yuvasında hiç mantar oluşmuyor. Ve salgın hastalık da oluşmuyor ve yuvada çok rahat olarak yaşayabiliyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Damla Hocam buyurun.
DAMLA HANIM: Hocam kısaca tohumdan bahsetmek istiyorum bugün size. Toprağın genel olarak çürütücü ve parçalayıcı bir özelliği vardır. Fakat buna rağmen kökleri tohumun oluşturduğu bitkinin kökleri milimetrenin yarısı inceliğinde olmasına rağmen, toprak hiçbir zaman zarar veremez bu köklere. Şöyle de düşünebiliriz; asfalt kaldırımları yararak filizlerin dışarı çıktığını düşünürsek, yüksek bir kuvvet uygulayarak çıkar filizler. Ve bu sırada, bu gücü oluşturan şey; bitkinin içindeki hücredeki hidrolik basınçtır. Bu hidrolik basınç sayesinde, ancak filiz çıkabilir. Bu da Allah’ın büyük bir rahmetidir. Toprağın içindeki hiçbir engel, toprağın içindeki, toprağın ağırlığı hiçbir şey, tohumun içindeki filizin yukarı güneş ışığına çıkmasına hiçbir şey engelleyemez, Allah’ın dilemesi ile maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hakikaten toprağı böyle dozer gibi kaldırıyor. Çok tatlı oluyor onların topraktan çıkışı. Bardağa fasulye ektim çıkmışlar, acayip şekerler. Her gün bakıyorum. O minik canlarıyla, acayip de boy atıyorlar, maşaAllah.
Aylin Hocam buyurun.
AYLİN HANIM: Estağfirullah Hocam. Kalp hücrelerinden bahsetmek istiyorum. Embriyonun 22. gününde bir hücre topluluğu atmaya başlıyor Hocam, kendi ürettiği elektrikle bu çok olağanüstü bir şey.Allah’tan ilhamla emir alıyorlar.22. gün de atmaya başlıyor. Sodyum potasyumdan dolayı kendi ürettiği elektriği kullanıyor Hocam. Bu da mesela kalbi diğer organlardan ayırsak da atma yeteneği var kalbin. Veya bir kalp hücresini alıp mikroskop altında incelesek, onun attığını görebiliriz. Kendi başına atabilme yeteneği var. Vücuttaki tek bu özelliğe sahip hücre kalp, maşaAllah. Ve kalp hücrelerinin her birinin de farklı hızı var, farklı atma hızı var. Bu çok önemli bir şey. Kulakçıklardaki hücreler daha farklı atıyorlar, karıncıklardaki hücreler daha farklı atıyorlar. Bunların hızları ona göre farklı. Çünkü kanı alıp sonra pompalaması gerekiyor kalbin. Buna uygun olarak bütün hücreler hareket ediyorlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hilal Sevinç Kutlu. Güzel Hilal niye gelmiyorsun? Gel burada bana sor, sathi olmaz. Hem ziyaretime gel, orada anlatayım inşaAllah. Gelmek de istiyorsun, tamam işte gel.
Kadir Çatar; “Hocam ben kuyumcuyum. Macaristan’da yaşıyorum. Benden hac satmamı istiyorlar. Acaba Hıristiyanlara haç satmam uygun mudur?” Kardeşim onlarda gidip karşısında tapınıyorlar. Öyle süs olarak yapmış olsa bir mahsuru yok da. Süs anlamında. Nihayetinde bir artı işareti. Ama tapınmak amacıyla yapıyorlarsa, olmaz o zaman, çok mantıksız. Allah her yerde. Çok garip bir şey, çok yanlış bir şey. Sen onlara ay-yıldız sat, Allah yazan kolyeler sat. Dersin doğrusu bu, güzeli bu. Ne yapacaksınız dersin haçı, değil mi?
Halil Kısaoğlu, görüşmek istiyormuş. Tamam. Kardeşim bu saatte herkes ayakta, maşaAllah. Bu nasıl oluyor? Ucu bucağı yok, maşaAllah.
Var mı anlatacağın?
DİLEM HANIM: Var Hocam, Strasbourg fuarında kitap standımız olacak. Onunla ilgili bilgi vereceğim, inşaAllah. 11-13 Kasım tarihleri arasında Fransa’nın Strasbourg şehrinde, Zenit fuar merkezinde, oryantal expo isimli bir fuar olacak, inşaAllah. Bizim de standımız var fuarda, inşaAllah. Ayrıca Cumartesi ve Pazar günü yine fuar merkezinin içinde yer alan Espace VIP isimli salonda iki tane konferansımız olacak. Bilgi almak isteyen kardeşlerimiz hyfrance@gmail.com adresine yazabilirler, inşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam geçen gün bir Azeri kardeşimiz,“gözlerinizi yakından görmek istediğini” söylemişti. Şu an yakından gören biri olarak söylüyorum, hayatımda gördüğüm en güzel ve en derin gözler, maşaAllah. Anlamı çok çok derin, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. İman nuru ile bakınca, Allah güzel gösteriyor.
DİDEM HANIM: Sizin de imanınızın vesilesi ile Hocam, hem çok akıllı ve çok derin maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Didem Hocam kaç yıldır talebemdin?
DİDEM HANIM: 23 Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah Allah maşaAllah. Allah nur versin sana, bereket versin. Güzellik, iyilik versin.
DİDEM HANIM: Hocam bir de size olan sevgimizi bazı insanlar anlayamıyorlar ama, onlar için hiç bilmedikleri bir altıncı duyu gibi bir şey olabilir. Bence öyle insanların yalvararak Allah dua etmeleri gerekiyor, inşaAllah. Çünkü böyle bir nimetten mahrum olmuş oluyorlar. Bu sevgi anlayışını anlayamamış oluyorlar.
ADNAN OKTAR: Deccal mahvetti insanları. Mahvetti. Akıllarına, ruhlarına ağır darbe indirdi. Sevgiyi, şefkati, merhameti, güzel duyguları bambaşka bir hale getirdi. Onları boş işlerle meşgul edip ruhlarını çökertti adeta. Ben de şaşkınlıkla izliyorum sevgisizliklerini, gaddarlıklarını, egoistliklerini. Hayretler içerisinde izliyorum. Allah hidayet versin. Allah akıllarını açsın. İnşaAllah iyi olurlar, güzel olurlar, doğru olurlar.
AYLİN HANIM: Hocam olamaz zannediyorlar. Yani böyle bir sevgi yaşanamaz zannediyorlar, halbuki siz canlandırdınız, bunun olabileceğini gösterdiniz. Bu çok önemli bir delil. Yani size bu yönde hemen bağlı olmaları gerekir. Gösterdiğiniz yolu izlemeleri gerekir.
ADNAN OKTAR: Didem Hocamda kaç lisan birden var, maşaAllah. İngilizce bir, Almanca iki, Yunanca var üç.
DİDEM HANIM: Biraz Arapça var.
ADNAN OKTAR: Arapça biraz değil, bayağı bir Arapça, cayır cayır konuşuyor, maşaAllah.
Namaz vakti girmek üzere. Gidip hazırlık yapalım. Namazımızı kılalım. Damla’ya maşaAllah canıma. Kazaya kalmış namazlarını da kılıyor. MaşaAllah, aferin.
“Hocam, nurlu Hocam. Allah aşkı ile derinleştik. Baktım da göz yaşlarıma engel olamadığım dünyada yaşayan tek kişisiniz, inşaAllah. Saygılar, muhabbetler, selamla dualarımla hayırlı sabahlar diliyorum” diyor. Zeynep Hanım, maşaAllah. “Allah kalplerinizi saf ve duru hale getirsin. İnancımızı derinleştirsin. Hani Sayın şehidimiz Yazıcıoğlu diyor ya: ‘Ey sonsuzluğun sahibi, Sana ulaşmak istiyorum. İnşaAllah’” diyor. Oradan da çok güzel bir alıntı yapmış. Canımız şehidimiz ile inşaAllah cennette beraber olacağız. Bizleri bekliyor, inşaAllah. Ne güzel Resulullah (s.a.v.) yanında, Hz. Ömer (r.a) yanında, Hz. Ali (r.a) yanında, Hz Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a) hepsi yanında, Bediüzzaman yanında, maşaAllah ne güzel. Selam ediyoruz şehidimize de. Bütün şehitlere. Resulullah (s.a.v.)’e en başta olmak üzere. Bütün peygamberlere, evliyalara, şehitlerimize selam ediyoruz. Hepsine Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
İnşaAllah. Tamam, programımızı da kapatıyoruz.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...