A9 TV; 09 Kasım 2011
Bugün yine Van’da olan deprem çok şaşırtıcı, daha yeni oldu deprem. Bir daha bu da ayrı bir deprem yeniden. Aynı Resulullah’ın dediği gibi. Resulullah ne diyor; “Ahir zamanda Mehdi devrinde depremler sıklaşacak.” “Sürekli nefes almadan devam edecek” dedim ve devam ediyor görüyorsunuz inşaAllah. Yine olacak bu tip olaylar. Yine devam edecek. “Ta evlatlarımdan Muhammed Mehdi (as) çıkana kadar” diyor. “Sonra depremler sakinleşir Mehdi çıktıktan sonra.” Dünyanın huzursuzluğu duruyor. Dünya kabuğundaki huzursuzluk duruyor. Depremler azalıyor Mehdi çıktıktan sonra. Yani sakinleşiyor. Dünya kabuğu şu an huzursuz, tedirgin, rahatsız. Yani Mehdi’ın çıkışını bekliyor dünya. Mehdi çıktıktan sonra sakinleşiyor. Çünkü dünya da akıllıdır. Bütün dünya toptan bir akla sahiptir. Dünyanın da aklı vardır. “Dünyanın aklı hükmünde olan Kuran’ın ref edilmesiyle (göğe alınmasıyla) dünya divane olur, aklını kaybeder” diyor Bediüzzaman. “İzni ilahi ile başını başka seyyarelere vurur. Bu müsademe sonucunda da kıyamet kopar” diyor inşaAllah.
28 Şubat dönemini eleştiriyor kardeşlerimiz. Güzel ama 28 Şubat’ın tahribatı insanlar üstünde oldu, eşyalar üzerinde olmadı. Bunların tahrip ettiği, örselediği, zarar verdiği insanlar şu an hayattalar. Ve bu insanlar 28 Şubat’ın tahribatının neticelerini yaşıyorlar şu an. Devletin yapacağı bu adamların yaptığı tahribatı bu insanların üzerinden almak, 28 Şubat’ın yaptığı eylem adamların yanına kar kaldı. Yanına kalmaması lazım, geri alınması lazım. 28 Şubat’ta açılan davalar devam ediyor. Çünkü komployla açtılar, oyunla açtılar, tuzak kurarak açtılar, iftira ederek açtılar. Mahkemeler de mecburen dava açmış oldu. Peki ne olacak bu oyun? Yaptıkları komplolar, oyunlar nereye gidecek? Yaptıkları tuzaklar nereye gidecek? 28 Şubat’ın tahribatını devlet tamir etmekle mükelleftir. Bütün mağdurlarına da bu yapılan tahribatı tazmin etmekle mükelleftir. Yapılan tahribatı hem durdursun devlet, devam ediyor tahribat. Adamların kestiği yaradan kan akmaya devam ediyor. Kanın durdurulması lazım ve yaptıkları tahribatın da tazmin edilmesi lazım. Yoksa 28 Şubat’taki kişiler hedeflerine ulaşmış olurlar. Birçok insanın canını yaktılar. Mesela işkence yapıldı o dönemde insanlara. İşkence mahkemelerinde adamlar cayır cayır beraat alıyorlar. Çünkü işkenceyi ispat etmek kolay olmuyor. Nasıl rüşveti ispat etmek mümkün değilse işkenceyi ispat etmek de mümkün olmuyor. Çünkü adam mesela farz edelim yaralıyorsa; diyor ki adli tıp “ne malum onların yaraladığı” diyor. Buyurun. 5 yıl sonra 28 Şubat daha yeni insanların yakasından elini çekti. Adamın kolunu kırıyorlar. “ne malum onların kolunu kırdığı” diyor adli tıp. Peki nasıl ispat etsin adam bunu? Durduk yere bir adamın kolu kırılır mı? O dönemde kolu kırılmış. “Ya rast geldiyse ne malum?” diyor. Bu mantıkla nereye gidilir? Onun için buna bir çeki düzen verilmesi gerekiyor. Mesela adamın omzunu kırmışlar, omzunu çıkartmışlar “ne malum omzunu onların kırdığı” diyor. Kardeşim aynı tarihte olmuş, günü gününe dakikası dakikasına. Ne yapabilir? Başka nasıl olsun bu? Veyahut adamın belini çıkartmışlar, bel kemiğini kaydırmışlar. Nasıl olur bu? Bu bir işkencedir, bu da bir zorluktur vatandaş için değil mi? Kolay bir şey değil. ...Tabi ki ben adli tıbbı suçlamıyorum. Doğru hakikaten “ne malum” da diyebilir ama bir vicdan vardır, kanaat denen bir olay vardır. Hiç olmayıp da birden bire o günde oluyorsa bunun açıklaması var mı? Kim yapacak peki? Ben mi yapacağım, ayağımın tırnağını ben mi sökeceğim oradan? Tırnak yuvasını ben mi koparacağım? Bir de işkence çoğu zaman da delil bırakmaz. Mesela adam yumruklar. Yumruğun delili olmaz. Mesela çok ağır darbe indirebilir, delili olmaz. Sırtına, göğsüne yumruk atsa, çok güçlü yumruk atsa 10 gün sonra onun alameti kalmaz. Nasıl ispat etsin onu? Kafasına vursa alameti kalmaz. Bunun bir şekle şemaile sokulması gerekiyor. Buna bir çözüm bulunması lazım. Adam eylemi yapacak; “hadi sen ispat et.” O ispat etsin yapmadığını. Biz niye ispat edelim? İnşaAllah.
Ne fark eder Türk, Litvanya’lı? Hepsi Allah’ın kulu, hepsi Hz. Adem (as)’ın evladı. Mühim olan güzel ahlaklı olması. Güzel ahlaklı, vicdanlı olduktan sonra Rus olur, Bulgar olur, fark etmez. Burada aranan nedir? Onun ahlakının güzelliği, sevecenliği, tatlılığı. Kana göre değil, ahlaka göre insan daha çok sevilir.
Cenab-ı Allah Müslümanlar için “Kıyameti seyredeceksiniz” diyor. Allah istediğinde bu oluyor.Normalde ayrı bir boyutta. Normalde görememeleri lazım. Dünya boyutuyla, ahiret boyutu aynı değil. Fakat isterse Allah, 3. boyuttan 4. boyutu gösterir. 4. boyuttan, Allah isterse 3. boyutu gösterebilir. Bu mümkün inşaAllah.
Tabii ki biz sevgiyi, şefkati insanlara öğretiyoruz. Çok sevgisiz bir dünya var. Çok muhabbetsiz bir dünya var. İnsanlar birbirlerini sevmiyorlar, ben görüyorum. Programların birçoğunda da biz bunu görüyoruz. İnsanların yüzlerindeki ifade çok soğuk, buz gibi. Çok sevgisizler. Yani böyle kemik gibi insanlar. Kadınlara karşı tavır da öyle. Mesela, son derece güzel bir kadın var, sanki varlığı yokmuş gibi bir üslup var. Çok samimiyetsiz bir hareket bu ve çok ayıptır. Güzel bir kadın varken, onun varlığından habersizmiş gibi hareket etmek yakışıksızdır. Güzel olan bir insana, güzelliği vurgulanır. Ben şahsen vicdanım el vermez. Güzel bir kadın gördüğümde, güzel bir varlık gördüğümde; güzel bir eşyaya bile, mutlaka güzelliğini vurgularım. Geçenlerde bir mobilya mağazasına gittim. Mobilya bakıyordum. Her baktığım mobilya hakikaten harikulade güzeldi, sanatsal, çok çok güzel. “Hocam, ne kadar güzel insansınız” dedi. “Buraya geliyorlar, hangi mobilyayı beğendiğinde sadece ona ‘eh’ gibi bir üslup kullanıyorlar” dedi. “’Diğer mobilyaların hepsini beğenmiyoruz’ diyorlar” dedi. “Ama siz dürüst ve samimi davranıyorsunuz, almasanız dahi güzel olduğunu vurguluyorsunuz” dedi. Hakikaten adamların eline sağlık, çok şahane dizayn etmişler, mükemmel sanat eseri. Nasıl söylenmez o? Güzel bir çiçek gördüğümde ben ona mutlaka, o çiçeğe sevgimi ifade ederim. Güzel bir insan gördüğümde de yine sevgimi ifade ederim. Güzel ahlak gördüğümde yine onu ifade ederim. Ben deşarj olmak isterim. Yani güzellik karşısında ben kendimi tutamam. Deşarj olmazsam, gerilirim ben, rahatsız olurum. Veyahut nasıl bıkayım? Bıkmam mı gerekiyor sevgiden, güzellikten? Tabiî ki bıkmam inşaAllah.
Türkiye’nin demokrasiye dönmesi konusunda herkes ittifak etsin. Demokrasi çok güzel. Özgürlük çok güzel. Şu mesela adliyenin binasının bile eski o soğuk havasından çıkıp böyle modern, kaliteli hale gelmesi çok güzel bir gelişme. Her şey çok bakımlı. Bayağı güzel. İnsanların psikolojisine de o çok olumlu etki yapıyor. Her şey modern olsun, kaliteli olsun. Demokrasi tam olsun. Zulüm tamamen kalksın. Karakollar pastane gibi olsun. Ev gibi olsun. Mahkemeler de yine ev gibi olsun. Adaletsizliğe karşı mahkemeler tabi ki tavır alsın, ama hakimler güler yüzlü olsun, sevecen olsun. Mesela asık yüzlü hakimler olmasın. Asık yüzlü hakim, asık yüzlü doktor çok çok yanlıştır. Doktorların güler yüzlü, sevecen, güzel ahlaklı, neşe dolu olması lazım. Ne gerekiyorsa yapılsın. Ama böyle olmaları lazım. Hakimlerin de öyle. Soğuk bir hakim çok tedirgin edici olur, soğuk yüzlü. Kabil-i hitap olması lazım hakimin. Baba olması lazım. Gidip isteyen kişinin onlarla konuşabilmesi lazım. Derdini, sorununu anlatabilmesi lazım. Kafasına takılan konuları sorması, anlatması lazım. Hakimlerle, insanlar arasında dev bir mesafe koymak çok yanlış. Bir de hakim dokunulmazlığı çok çok yanlış. Ben hakimler ezilsin, mağdur edilsin demiyorum ama dokunulmazlığı çok riskli bir şeydir. Çok yanlış bir şeydir. Gerektiğinde hakime çok rahat dava açılabilmesi lazım. Onların da onu çok rahat kabul etmesi lazım. Belki onların mahkemeleri kolaylaştırılabilir. Ta adliyeye gitmesi değil, onlara kendi bulundukları adliyenin içerisinde, kolayca ifade verecekleri bir sistem kurulabilir. Ama hakimlerin yargılanabilmesi çok hayati bir konu. Ve hakimlerin meslektaşlık hasebiyle birbirlerinin korumasının engellenmesi de çok önemlidir. Yani hakim hakimi koruyor görünümü çok çok riskli olur ve çok yanlış olur. Hakim diğer vatandaşlara nasıl davranıyorsa, hakim arkadaşına da aynı davranmak durumundadır. “Bu benim meslektaşım ben buna ayrı muamele edeyim, ayrı tavır koyayım” derse, bu adalet ilkesine uymaz. Ben yapan var demiyorum ama ben bu konuda kuşkuluyum. Duyduklarım kadarıyla kuşkuluyum.
2011-11-15 12:05:43