Adnan Oktar'ın 13 Kasım 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

A9 TV; 13 Kasım 2011

Özellikle sizleri çıkarıyorum ki çarşaflı hanımlara dil uzatılmasın. Çünkü ben onları çok seviyorum, çok şefkat duyuyorum. Onlara yapılan saldırıları nefretle kınıyorum. Çok çirkin hareketler. Çarşafa sempati olması için özellikle çıkarıyorum. Başörtüsüne saygı olması için ve çarşafa saygı olması için. Başı açık hanımları da özellikle çıkarıyorum, onlara saygıyı alıştırmak için. İki tarafın da yobazı var çünkü. Başörtüsünden nefret edenler de yobaz, başı açıklardan nefret edenler de yobaz. İki tarafta da azgın güruh var. Mesela hatırlıyorum; başörtülü üç tane hanım. Bana çok ters etki yaptı o. Çok beni kızdırdı. Okula giriyor çocuklar; sığır gibi böğürüyorlar. Üç tane kız; eşek herif. Ne utandırıyorsun çocukları? Girsin, ne olur? Ne mahsuru var? Tam tersi bir şey de, mesela baş örtülü hanımların, çarşaflı hanımların bulunduğu yerde başı açık bir hanım geçiyor, dekolte bir hanım. Onlar da homurtular çıkartıyor. İkisi de ahlaksızlık ve terbiyesizliktir. Hepsi vatanımızın tertemiz, nur gibiinsanları. Kimi başörtüsünün hak olduğuna inanır, biz ona saygı duyarız. Kimi de başörtüsünü kendi inancına göre değerlendirebilir, başörtüsü takmayabilir. Ona da saygı duyarız. Hepsi yüzde yüz mümindir. Tertemiz insanlardır. Bu gıcıklığı ortadan kaldırmak için gayret ediyoruz inşaAllah.

 

Ne kadar acayip bir şey,sen bu yüzyıldasın, 13. yüzyılın (hicri) müceddidinden haberin yok. Ve Risale-i Nur’dan haberin yok. Bir de “âlimim” diye ortaya çıkıyorsun. Olur mu öyle şey? İmam Gazali’yi, İmam Rabbani’yi, Bediüzzaman’ı bilmiyorsa bir adam, çok acayip konumdadır.

 

Münafık; genellikle imanı zayıf oluyor veyahut doğrudan dinsiz oluyor. Fakat ne hikmetse Müslüman görünmek ihtiyacı duyuyorlar. Muhtemelen insanların hatırı için, insanların rızası için, “insanlar ne der?” diye kendilerini Müslüman gibi gösteriyorlar. Veyahut dinden bir geçim sağlıyor, o nedenle o karakterde oluyorlar. Ama en mühim özellikleri Müslümanlara karşı, gerçek samimi inananlara karşı akılalmaz bir kin ve akılalmaz bir saldırganlık ruhu içerisinde olmaları. Bu bir mucizedir. Peygamberimiz (sav) zamanında da varlar, asrımızda da varlar. Ama sık sık onu gündeme getiriyoruz zaten, anlatıyoruz inşaAllah.

Münafıklar yalana yalana sürekli yalan söylerler. Delidirler,insanların gözünün içine baka baka yalan söylerler. Çok haysiyetsiz olur münafıklar.

 

Sungur Ağabey anlatıyor Bediüzzaman’dan. Ama birçok adam anlamazdan geliyor. Nur talebeleri anlıyor. Narcılar anlamazdan geliyorlar. Narcılar Bediüzzaman’ı da inkâr etmiş vaziyetteler. Bediüzzaman’ı inkâr etmiş ama “Nur talebesiyim” diyor. Böyle garip, acayip bir hal var. Bakın Bediüzzaman ne diyor; “Hicri 1400 ile 1500 arasında her şey bitecek.Nur talebelerinin faaliyeti, Hz. Mehdi (as) talebelerinin faaliyeti, ahir zamandaki faaliyet hicri 1506’ya kadar devam edecek” diyor. Biz 1432’deyiz, değil mi? Çok az vakit var. Hz. Mehdi (as)’ın zuhuru da, Hz. İsa Mesih (as)’ın zuhuru da hepsi bu vakitte. Aklı başında bir insan düşünür; bunu Bediüzzaman söylüyor. Neye göre söylüyor? Hadislere göre söylüyor. Neye göre söylüyor? Alametlere göre söylüyor.

 

(Sinek gözlerinin 8000 mercekli yapısı hakkında)

Biz sinek diyoruz geçiyoruz bak, 8000 tane. Bizde birer tane değil mi? İki tane mercek var. Onda 8000 tane. Hepsi ayrı görüntü geliyor. O görüntülerin hepsini beyin bir araya getiriyor, topluyor. Bir anlam kazanıyor. Herif onun için o kadar uyanık oluyor. Bir sineği yakalamak mümkün olmuyor. Adamlara kök söktürüyorlar. Bütün ev halkı peşinde koşuyor hayvanın. Yine halledemiyorlar. Kiminin elinde terlik, kimini elinde gazete. Ben çok gördüm öyle olaylar. Savaş açıyorlar adeta hayvancağıza.Sinek, kedi falan. Hayvan akşama kadar temizleniyor. Kafasını temizliyor, patilerini temizliyor, ayaklarını temizliyor. Çok titiz hayvan maşaAllah.

 

(Ateşböceklerinin ışık üretme sistemini bilim adamları taklit etmeye çalıştıkları halde başarılı olamıyorlar. Ateşböceği ışığı lusiferat enzimi ile lusiferon hormonunu birleştirerek üretiyor. Bilim adamları aynısını yapmaya çalıştığında kesinlikle ışık elde edemiyorlar. Çünkü arada çok fazla katalizör enzim görev yapıyor. Bu enzimleri aynı kaba koysalar yine başarılı olamıyorlar. Çünkü onları görevlendirecek bir üst akıl gerekiyor. Ancak böceğin bedeninde bu oluşabiliyor.)

O çok garip. O kadar ince bir sistemle, bak,bilim adamları yapamıyorlar. Nihayet bu böcek. Ve ışık saçıyor, hayret edilecek şey. Yani elektrik lambası gibi. Her yer mucizeyle dolu. Ama dikkatlice bakan için, akıllı bakan için.

 

(Örtülü hanımların makyaj yapması makul müdür?” sorusu üzerine)

Peygamberimiz (sav) bizzat kendisi sürme kullanıyordu, dedim ya. Siz İslam’ı ne hale getirmişsiniz? Müslümanlığı ne hale getirmişsiniz? Siz ne yapmışsınız kendinize? Peygamberimiz (sav) zamanında bütün hanımlar sürme çekiyordu. Hepsi bakımlı, bayağı güzel, tertemiz hanımlardı.

 

(Fransa'nın Strasbourg şehrindeki Zenith Fuar Merkezinde Harun Yahya standı ve konferansları, haberi hakkında)

Yobazın buna gücü yetmez. Halbuki işte asıl çalışmalar bunlar. Dinsizlik ve ateizmle olan, komünist düşünceyle, Marksist düşünceyle olan felsefi mücadele, ilmi mücadele en hayati olan kısımdır. Yobazın buna gücü yetmez. Yobaz bunu sadece seyretmekle kalır. Ama bizler inşaAllah Allah’ın verdiği kuvvetle çok etkili olarak gayet güzel mücadelemize devam ediyoruz. Ve devam da edeceğiz inşaAllah. Daha da mükemmelleştireceğiz. Daha da geliştireceğiz. Ta ki deccaliyet toprağın altına karışıncaya kadar inşaAllah.

 

(Bir izleyicinin “Bizim alışkın olduğumuz çarşaflı anlayışı çok farklı” sözleri üzerine)

İşte ben sizi modern, akılcı, bütün dünyanın beğeneceği gibi, klas, Müslüman’a yakışır hale getirmeye çalışıyorum. Vahşilikten, kokuşmuşluktan, kirden ve iticilikten sizi kurtarmaya çalışıyorum. Çünkü bazı kardeşlerimizi görüyoruz, hayvanlar gibi cahil ve son derece görgüsüz. Bedeni iğrenç, üslubu iğrenç, saldırgan, fitneci, dedikoducu, aşağılık, leş gibi kokan insanlar. Bunun yerine nur gibi, tertemiz, gül kokulu, çiçek kokulu, nezih, kaliteli Müslümanlar;kalitenin üstünde muhteşem bir görünüme sahip insanlar hedefliyoruz. Mehdiyet’in hedefi budur. Biz de Hz. Mehdi (as) talebesi olduğumuz için bu amaçla hareket ediyoruz. Eğer kokuşmuş sistemle İslam hâkim olacak olsaydı Allah böyle bir belayı Müslümanların üstüne vermezdi. Kokuşmuş sistemden dolayı Allah bu sistemi yıktı. Koktu çünkü, leş gibi kokuyordu sistem. Yeniden gül kokulu bir sistem, Resulullah (sav) zamanındaki gibi sistem meydana gelecektir. Her zaman için söylüyorum, yine söylüyorum. İsterse bir insan bir kadının fotoğrafına da yahut resmine de şehvetle bakabilir. Bir erkeğe de bir kadın isterse şehvetle bakabilir. Mesela televizyona çıkar, kadını çok etkileyebilir bir erkek. Ama iman gözüyle, akıl gözüyle bakarsa, Allah korkusunun etkisindeyse hiçbir sorun çıkmaz. Ama hayvan gibi kontrolsüzse zaten öyle alçaklar kendi kızına tecavüz ediyor. Ensest ilişkiye de giriyor. Kendi kızı da ona bir av gibi görünüyor. Bütün mesele karaktersiz olup olmamakla ilgilidir. Bir adam hayvan gibiyse, kendini zaptedemiyorsa kendi annesine, kızkardeşine karşı da kendini zaptedemez. Ama kişilikliyse, aklı başındaysa, imanlıysa, Allah’tan korkuyorsa hiçbir sorun yok. Hiçbir şey olmaz. Tertemizdir inşaAllah. İnsansınız siz. Birbirinize baktığınızda insan gibi bakarsanız, sevgi ve şefkatle, Allah korkusuyla bakarsanız hiçbir sorun çıkmaz diyorum. Kafayı kadınlara takmışlar. Kadın eğer isterse erkeğe de şehvetle bakabilir. Var mı onda bir ölçü? Çıkıyor mesela televizyona, şehvetle bakabilir. Kafasında geçirebilir, onunla beraber olduğunu düşünebilir. Bu rahatça olabilecek bir şey. Onun için, bunu sırf kadınlara indirgemek eski sistemin kafası. Bu niyetle ilgilidir. Diyor ki adam “ben kendimi zaptedemiyorum”. O zaman alçak herif sen kendi kızına da, annene de aynı kafayla bakarsın Allah’tan korkmuyorsan. Nitekim yapıyorlar mı? Yapıyorlar. Yüzde 20’dir ensest vakalarıTürkiye’de, dünyada. Akıl almaz bir kepazelik bu. Ve bu örtbas ediliyor. Ben de bu belanın üstüne gidiyorum, bu fitnenin üzerine gidiyorum ki böyle bir rezillik, böyle bir kepazelik yeryüzünden silinsin diye inşaAllah. Hayır, kendi kendilerine bir din çıkardılar. Sahabeler döneminde Hac’da, Kâbe’de kadın-erkek hep beraberlerdi. Camilerde beraberdiler. Cihada beraber gidiyorlardı. Her yerde beraberlerdi. Nereden çıkarıyorsunuz bu vahşiliği? Bak, Hac’da o sistemi kaldıramamışlar. Hac’da kadınlarla erkekler beraberler, birlikteler. O zaman gitme Hacca. Senin kafana göre gidemezsin. Değil mi, orada kadınlar var, gitme. Sen aklını, kafanı kullanacaksın.

 

Herkes kendine bir stil oluşturmaya çalışıyor. Mesela Bediüzzaman zamanında kelebek bıyık modası vardı, alttan alınan, hafif ince bıyık vardı. O zaman Nur talebesi kardeşlerimiz hepsi böyle küçük yakalı ceketler, kısa pantolon yani fazla şey olmayan pantolon, o zaman moda oydu. Sonra otuz sene geçti, kırk sene geçti. Bakıyoruz yine aynısı. Kardeşim o devrin modası oydu, onu yaptılar. Mesela o devirde ince kravat modaydı. Aynısını aynı şekilde devam ettiriyor sanki o sünnetmiş gibi. Değil öyle bir şey.

 

“Şeyh Nazım Hocamız,Allah onun gönlüne göre verecek inşaAllah.Allah’tan o Hz. Mehdi (as)’ı istiyor, görmeyi istiyor. Allah gösterecek.Hz. Mehdi (as) onun elini öpecek, göreceksiniz inşaAllah. Hz. İsa Mesih (as) da elini öpecek inşaAllah. Dünya tatlısı çünkü. Hadislerde bildirilen bir şahıstır. Ahir zamanın önemli bir şahsıdır. Sarığın içinden Hz. Mehdi (as)’ı müjdeleyen adam odur inşaAllah. Ahir zamanın yobazı da zuhur etmiştir. Medine’de Hz. Mehdi (as)’a karşı savaş açacak o azılı karaktersiz, o iblis de zuhur etmiştir, o deccal hoca da zuhur etmiştir. Var gücüyle o şu an Mehdiyet’i engellemek için şeytani bir güçle atak halinde inşaAllah.

 

(Gülay Pınarbaşı Hanım ve Serap Akıncıoğlu Hanım hakkında)

Yobazlara kalsa mesela bu çocukların yanına yanaşmazlardı. “Kadın, yanaşma” falan. “Mankenler, sanatçılar. Aman yanaşmayın”. Onları küfrün, deccaliyetin eline teslim etmek isteyeceklerdi. Biz o pisliklere uymadık. Benim bu canlarımı küfrün ve dalaletin elinden aldım, kurtardım elhamdülillah. Hiçbir şey yapamadılar, elhamdülillah.

 

(“Sizi Hz. Mehdi (as)’a simaen benzetiyorum. Acaba yanılıyor muyum?” sorusu üzerine)

Benziyorum, doğru. Benzemek Hz. Mehdi (as) olmayı gerektirmez. Biz Hz. Mehdi (as) talebesiyiz inşaAllah. Ona bakılırsa Şeyh Nazım Hocamız yeşil gözlü, küçük burunlu, geniş alınlı. Ne kadar tatlı. Nasıl benziyor hem de. Hem seyit hem şeriftir. Şah Ahmet Yasin Hocam da, seyittir o da. Peygamberimiz (sav)’in soyundandır mübarek. Bayağı benziyor, maşaAllah.

 

(Van’daki kardeşlerimizin soğukta naylon çadırlar içinde kaldıkları için mağdur durumda olmaları ve bir çocuğun soğuk nedeniyle hayatını kaybetmesi ile ilgili)

Çok acayip. Çok büyük rezalet. O nasıl oluyormuş? Buradan oluk oluk soba gönderelim. Aman aman. Elektrikli soba, fazla evinde olanlar, herkes göndersin. Tabii, alanlara dolduralım, yığalım. Hemen gönderelim. Bir kere şu elektrik faturası işini kaldırsınlar. Cayır cayır elektriği özellikle o bölgeye çok verelim, Van’a. Bedava olsun elektrik bu aralar. Cayır cayır kullansın, ısınsınlar. Aman kardeşim aman. Bir de evlere, otellere, askeri tesislere kardeşlerimizi paylaştıralım. Tabii tabii. Belediyenin imkânları var, oralara paylaştıralım. Olur mu öyle şey?

 

(Keşmir Cumhurbaşkanı Serdar Muhammed’in “Keşmir’de durumun çok kötü olduğu, ancak eğer dünyadaki Müslümanlar birlik olur, Hindistan üzerine baskı oluşturabilirlerse o zaman Hindistan Keşmir’den çekileceği ve Keşmir’in kurtulacağı” yönündeki açıklaması hakkında)

İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği olmadan hiçbir şey olmaz. Hz. Mehdi (as) çıkmadan hiçbir şey olmaz. Ne Keşmir kurtulur, ne başka bir yer. İsterseniz bakın, seyredin. Seyrediyorsunuz zaten. Sürekli acı ve azap çekecekler Müslümanlar. Başka çaresi yok. Hz. Mehdi (as)’dan başka hiçbir yol yoktur inşaAllah.

 

Hakikaten hayret vericidir Peygamberimiz (sav)’in bu kadar detay vermesi. Çok şaşırtıcıdır. Yani çok büyük bir mucize bu. Çok şaşırtıcı bir şey, 1400 sene öncesinden Hz. Mehdi (as)’ı bu kadar detaylı tarif etmesi Resulullah (sav)’in. Hiçbir insanı bu kadar detaylı tarif etmemiş. Sahabeler o kadar çok sormuşlar ki. Sürekli sormuşlar, o da sürekli söylemiş. Bak, “alnı geniştir, alnında bir iz vardır” diyor. “Kaşları kavislidir.Kaşları birbirine yakındır. Kaşları yüksekçedir”yani“gözüyle kaş arasındaki yükseklik yüksekçedir” diyor. Fakat“kaşları birbirine yakındır” diyor. Hani bazı insanların kaşları ayrık olur ya, ortası. Öyle değildir. Mesela “kaş çatma çizgisi tektir” diyor. Çok hayret verici. “Burnu kalkık, küçüktür” diyor. “Gözleri yeşildir” diyor. Sakalının detayına kadar. Benim bildiğim sakal, normal gür bir sakal vardır. “Öyle değil” diyor Peygamberimiz (sav). “Yandan ince, alttan meczum, cezmedilmiştir sakalları”diyor. “Düzeltilmiş bir sakalı vardır”diyor. Hatta Cübbeli açıklıyor, şu bölüm var ya, şurası (kulak ile sakalın arası) “burası parlak ve çok düzgündür” diyor Peygamberimiz (sav). Cübbeli hadislerden istifade edip açıklıyor. Mesela bu çok müthiş bir detay. Mesela “yüzünde bir ben vardır” diyor. Müthiş bir detay. “Saçları siyahtır” diyor. “Yüzünün nuru saçlarına yansır”, “yüzü parlaktır” diyor. “Konuşurken dilinde ağırlık vardır” diyor. Zaman zaman konuşmasının duracağını anlıyoruz. “Omuzları geniştir” diyor. Ama bütün vücudunun geniş olması, “alnı geniştir”,“omuzları geniş”, “karnı geniştir”, “uylukları da geniştir” diyor. Yani boydan boya geniş bir yapıda olduğunu anlıyoruz. “Ayaklarını dışarıya doğru atar yürürken, ayrıktır” diyor. “Sırtında Resulullah (sav)’de olduğu gibi bir ben vardır” diyor. “Sırtında Resulullah (sav) gibi bir ben var” diyor Cübbeli. Bayağı hayretle onu söylüyor. Ve çok güzel Peygamberimiz (sav)’in ismini anarak anlatıyor. Bakın, detaylara bakın. “Sağ ayağında bir ben vardır” diyor. Tanımamak mümkün mü bu durumda? “Sağ göğsünde yaprak büyüklüğünde bir ben vardır” diyor. Bayağı büyükçe, el büyüklüğünde, el ayası gibi. Yahut yaprak büyüklüğünde “bir ben vardır” diyor. Müthiş detaylar bunlar. Alnı;“fırlak alınlı değildir” diyor. Yani dışarıya doğru bombelidir ya alınlar, “bombeli değildir, hafif çukurdur alnı” diyor. “İçeriye doğru hafif çukurdur” diyor. Bu müthiş bir detay. “Gözleri hafif çekiktir” diyor. Müthiş bir detay.Öyle bir eşkâl belirlemesi ki, çok şaşırtıcı.

Hz. İsa Mesih (as)’da Resulullah (sav) diyor “saçları su değmediği halde ıslak gibi görünür”. Altın sarısıyla kestane rengi karışımıdır Hz. İsa Mesih (as)’ın saçları. “Burnu çillidir” diyor. Mesela bak onu göreceğiz, burnunun çillerini. Ama“elleri de çillidir” diyor, ayakları da çilli. Dünya tatlısı. “Omuzları geniştir” diyor. Ama beli ince, Hz. Mehdi (as)’dan ayrı.Onun “karnı geniş”, onun “beli ince” diyor. Atletik yapılı. “Orta boyludur” diyor Hz. İsa Mesih (as) için. “Yüzü pek nurludur” diyor. İsa Mesih (as)’ın da burnu küçük ve kalkık. “Onun gözleri gri ve çok keskindir gözleri” diyor. Annesinden doğduğunda mis gibi kokulu doğmuş. Ve üstünde hiçbir leke olmadan. Bu çok büyük mucizedir. Çünkü çocuklar genellikle kirlenmiş olarak doğuyorlar. “Çok nurlu ve tertemiz doğmuştur” diyor. Tabii peygamber olduğu için yüzünde olağanüstü bir hal oluyor. O hemen anlaşılır. Yaninormal bir Müslüman anlar. Fakat Hz. Mehdi (as) halk arasında gezdiği halde Hz. Mehdi (as)’ı anlayamıyorlar. “Hz. Yusuf (as) gibidir” diyor Peygamberimiz (sav).“O insanları görür, insanlar da onu görür. O insanları tanır ama insanlar onu tanımaz” diyor. “Hz. Mehdi (as)’ıtanımaz”. “Hz. İbrahim (as) gibi uzun ömürlü olacak” diyor Peygamberimiz (sav). “Hz. Eyüp (as) gibi çok çile çekecek” diyor. Tevrat’ta da geçiyor Hz. Mehdi (as)’ın çile çekeceği. Zer âlemindeyken Allah Hz. Mehdi (as)’a diyor ki “çok azap, çok çile çekeceksin. Kabul ediyor musun Mehdiliği?” diyor. “Evet, YaRabbi, iftiharla kabul ediyorum” diyor. Yine soruyor Allah,“YaRabbi iftiharla kabul ediyorum” diyor inşaAllah. Kaderinde Hz. Mehdi (as)’ın çok çile vardır. Bütün it kopuk takımı, ne kadar aşağılık köpek varsa, ne kadar münafık ve münafıkat, kafirun ve kafirat varsa, iblis orduları, deccal orduları olduğu gibi onun üzerine yönleneceklerdir. Onun ve talebelerinin üzerine. Mehdiliğinin bir alameti de budur. İtin kopuğun ve aşağılık adamların Hz. Mehdi (as)’a karşı kin duymalarıdır, inşaAllah.

 

Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri, mübarek. Her sözünde hikmet var. Her sözü güzel. Onu Allah konuşturuyor. Dünya tatlısı hocamız maşaAllah. İttihad-ı İslam’ı gürül gürül savunuyor. Hz. Mehdi (as) aşkını açık açık savunuyor. Çok dürüst davranıyor inşaAllah. ...Her meclisi her toplantısı neşe içinde dönüyor. Mesela bir yobazın meclisini düşünün, bir iblisin toplantısını düşünelim. Oradaki kasavet, oradaki sıkıntı, o yobazlığın verdiği rahatsızlık nerdedir, Şeyh Nazım Hocamız’ın olduğu ortamdaki o sahabe ruhu, o ferahlık, o inşirah, o güzellik nerde… Müthiş bir coşku meydana geliyor. Herkes çok seviyor. Bütün Kıbrıs seviyor. Mesela Kıbrıs’ın eski ve yeni cumhurbaşkanları, hepsi çok seviyorlar. Rauf Denktaş da mesela çok sever. Hepsi çok severler maşaAllah. Bütün devlet görevlileri, hepsi canları gibi severler Hocamız’ı maşaAllah. Sohbetlerine giderler, konuşmalarına giderler. Bütün talebelerim Şeyh Nazım Hocamız’ı canları gibi severler. MaşaAllah. Acayip severler. İnşaAllah. Hepsi kendi mürşitleri olarak bilirler. Çünkü benim mürşidim o, inşaAllah.

 

(Hz. Mehdi (as) ile ilgili “Cismi, İsrail cismidir” şeklindeki hadisin yanlış yorumlanması hakkında)

“Cismi İsraili” diyor hadiste, boyu diyor. İsrailli boyu olur mu? İsrail’de boyu çok kısa boylu adamlar var, çok uzun boylu olan var. İsrail boyu diye bir boy var mı? İsrail cismi vardır. Yani dış görünümü İsraili. Yani İsrailli bir insan görünümünde. Hz. İbrahim (as) soyundan olduğu için Hz. Mehdi (as), beni İsrail görünümde. Kastedilen, anlaşılan o.

 

Tabii ki biz tebliğde mecburen seçkinci bir politika izlemek durumundayız.Biz Amerika’da gidip hiçbir gücü olmayan, hiçbir etkisi olmayan insanlara gider Yaratılış Atlası’nı verirsek, tebliğ yaparsak tepeden etkiyi yapamamış oluruz. Tabii ki orada biz milletvekillerine, devlet yöneticilerine, CIA yöneticilerine, FBI yöneticilerine, sanatçılara yöneliyoruz ki tavandan tabana etki yapalım. O zaman gücümüz yok olmuş olur. Zaten belirli bir güce sahibiz.Elimizdeki mevcut gücü en iyi şekilde kullanmamız için en büyük etkiyi yapacak şekilde hareket etmemiz lazım. Dolayısıyla mesela biz Bulgaristan’da halka, İngilizce bilmeyen insanlara gitsek Bulgarca Yaratılış Atlası’nı versek, okusa, etkisi çok zayıf olur. Çok çok dolaylı olur ve gücümüz de ona yetmez. Yani gücümüzü dağıtmış oluruz. Ama Bulgaristan’da İngilizce bilen, yabancı dil bilen, yönetici konumunda, etkili, mesela üniversite hocalarına, lise yöneticilerine, ordu yöneticilerine, polisin yöneticilerine kitapları verir, anlatırsak tepeden ve çok süratli netice almış oluruz. Akılcı stil budur. Akılcı yöntem budur. Çünkü imkânın dar. Elinde senin mesela bin tane imkânın var. Bunun binini zayıf etki yapacak yerde kullanırsan olmaz. Ama binini çok etki yapacak yerde kullanırsan en iyi neticeyi almış olursun. Her yerde, her şeyde Allah’ın rızasının en çoğunu aramak lazım. Her şeyde Allah’ın rızasının en çoğu nerede aranır? En etkili olacakta aranır. Biz de en etkili olanı yapmaya çalışıyoruz İnşaAllah. Mesela gidiyoruz mason localarında, Tapınak Şövalyeleri’nin localarında, CIA’ye, Amerikan ordusuna, en önemli birimlerine gidip tebliğ yapıyoruz. Biz Amerika’da herhangi bir kasabasına gitsek, halktan birkaç kişiye anlatsak etkisi çok zayıf olacaktır. Çok çok flu, adeta kaybolacaktır. Ama tepeden etki, tabanı, hepsini kapsar. Eğer biz tabandakilere iyilik yapmak istiyorsak, tabandan başlarsak zarar yaparız. Tavandan gelirsek tabana etkili oluruz. O zaman onlara iyilik yapmış oluruz inşaAllah.

 

(Bezuar keçilerin kimya bilgisi hakkında. Bezuar keçileri yılanlar tarafından zehirlendiklerinde, normalde hiç yememelerine rağmen sütleğen bitkisini yiyip kanlarındaki yılan zehrini nötralize edecek özelliğe sahip olduğunu biliyorlar.)

Çok acayip. Tecrübe etmeleri lazım. Tecrübe etmeden nerden biliyorlar? Allah ilham ediyor. Çok acayip. Mucize inşaAllah.

 

İnşaAllah, maşaAllah. Çok açıkladık ama yine açıklayayım; İnşaAllah “Allah’ın izniyle” demek. MaşaAllah da “Allah çok güzel yarattı” demek. İnşaAllah, maşaAllah’ın titreşimi olduğu yerde felaket olmaz. Ve dünya hâkimiyeti oluyor arkasından. İnşaAllah, MaşaAllah diyenler dünyaya hâkim olacaklar, bunu göreceksin. Bir sır var inşaAllah, maşaAllah kelimelerinde.

2011-11-16 11:02:32
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top