A9 TV; 19 Aralık 2011
(Risale-i Nur’dan, Bediüzzaman’ın İstanbul’dan ayrılmamasının sebebi ile ilgili bölümün açıklaması)
Bediüzzaman Hazretlerine diyorlar ki; “İstanbul’dan git, çok tehlikeli. İstanbul’da başına her şey gelir. Hakarete uğrarsın, fitneye uğrarsın, iftira atarlar, hapse atarlar. İstanbul’da rahat edemezsin. Seni Şam’a ya da Hicaz tarafına gönderelim” diyorlar. “Orada çok itibar görürsün, çok iyi olursun. Hep hürmet, saygı içerisinde, rahatlık içinde yaşarsın. Burada seni çok ezerler, çok canın yanar. Sen de talebelerin de rahat edemezsiniz, İstanbul’a gitmeyin. Gelin sizi ağırlayalım. Şam’da, Hicaz’da ağırlayabiliriz” diyorlar. Yani Mekke de, Medine’de.
“Senin mektubunda benim istirahatimi ve eğer iktidarım olsa, benim Şam ve Hicaz tarafına gitmeme dair sizin hükûmet-i hazıraya müracaat maddesi ise:” “Hükümete müracaat edelim, pasaport alıp gönderelim seni” diyorlar. “Evvelâ: Biz, imanı kurtarmak ve Kur'ân'a hizmet için, Mekke'de olsam da buraya” İstanbul’a “gelmek lâzımdı.” diyor. Bak “imanı kurtarmak için” diyor. İman hakikatlerini anlatmak, Kuran mucizelerini anlatmak “ve Kur'ân'a hizmet için”. Kuran’a hizmet için ama, hurafeye değil. “Mekke'de olsam da”. Hz. Mehdi (as)’ın yerini de belirtmiş olmuyor mu böylece? Çünkü “Mekke’de, Medine’de imtihan ortamı yok, mücadele yapılacak bir şey yok” diyor. “Mücadele yapılacak, iman hakikatlerinin anlatılacağı yerler burası, Kuran’ın anlatacağı yerler burası” diyor. Dolayısıyla Hz. Mehdi (as)’ın nerede olması gerektiğini de anlatıyor. Bediüzzaman, “mücadelenin yeri İstanbul’dur” diyor. “Mekke'de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünkü, en ziyade burada ihtiyaç var.” “İhtiyaç var” demiyor, “biraz ihtiyaç var” da demiyor, “çok ihtiyaç var” da demiyor. Ne diyor? “En ziyade” yani “en çok burada ihtiyaç var” diyor. Neredeymiş? İstanbul’da. İstanbul çünkü bütün dünyanın kültür başkenti. “Binler ruhum olsa, binler hastalıklara müptelâ olsam” Bediüzzaman biliyorsunuz birçok hastalığı vardı, rahatsızlığı vardı. Birçok rahatsızlığı vardı. “ve zahmetler çeksem, yine bu milletin imanına” bak iman, fıkhi bilgiye değil bak, iman. “İmanına”, Allah’a, Kuran’a, Kitab’a, ahirete, meleklerine, peygamberlere iman. “imanına ve saadetine”, iman olunca saadet olur. Öbür türlü felaket oluyor. “hizmet için burada” İstanbul’da “kalmaya Kur'ân'dan aldığım dersle karar verdim ve vermişiz.”
“Saniyen: Bana karşı hürmet yerine hakaret görmek noktasını mektubunuzda beyan ediyorsunuz. "Mısır'da, Amerika'da olsaydınız, tarihlerde hürmetle yâd edilecektiniz" dersiniz.” Bak “hürmet göreceğin yere orada hakaret görüyorsun, iftira ediyorlar”. Olmadık hakarete uğruyor Bediüzzaman. “Kadınlar gayri meşru ilişki için akşamları evine geliyor” diyorlar Bediüzzaman’a, yetmiş yaşındaki ihtiyara, mübarek insana. “Evine cinsel ilişki için geliyorlar” diyorlar, yetmiş yaşındaki insana diyorlar. “Gayri meşru kadınlar evine geliyor” diyorlar. “Kasayla, kasa hesabıyla rakı gidiyordu akşamları içmesi için” diyorlar Bediüzzaman’ın evine. Bunlar en hafif iftiralar. Akla hayale gelmeyecek, vatan hainliğinden tut, insanları istismar etme, çıkarcılık, gençleri kandırma, gençleri ailelerinden koparma gibi, gençleri ailelerinden uzaklaştırma gibi akıl almaz fesada yönelik, fitneye yönelik iftira ve baskılarda bulunuyorlar. “Bana karşı hürmet yerine hakaret görmek noktasını mektubunuzda beyan ediyorsunuz. "Mısır'da, Amerika'da olsaydınız,”. “Amerika’ya kaçmayı da uygun bulmuyorum” diyor Bediüzzaman. “Amerika’ya gitmek de olmaz” diyor. “Mısır da olmaz” diyor. Hani diyorlar ya bir kısmı “Mısır’a gitseydi” diyorlar. Yahut “Amerika’ya gitseydi. “‘tarihlerde hürmetle yâd edilecektiniz’ dersiniz”. “Benim hürmetle yâd edilmeye ihtiyacım yok” diyor.
“Aziz, dikkatli kardeşim, biz, insanların hürmet ve ihtiramından” muhterem görmesinden, saygı göstermesinden “ve şahsımıza ait hüsn-ü zan ile” yani “büyük alim”, “büyük müceddid”, “asrın müceddidi, kutbu” gibi “hüsn-ü zan ile ikram ve tahsinlerinden”. İkram olmuş oluyor bu. Tahsin; muhsin göstermek, iyi göstermek, tahsinat, övmek, yüceltmek, iyi hale göstermek. “mesleğimiz itibarıyla cidden kaçıyoruz.” “Ben meraklısı değilim” diyor Bediüzzaman. Var ya bazıları öyle, itibar için, ağırına gittiği için kaçar. “Hususan acip bir riyakârlık olan şöhretperestlik” şöhret kazanmak, “riyakarlıktır” diyor. “ve câzibedar bir hodfuruşluk olan” yani büyük görünmek “tarihlere şâşaalı geçmek”, “çok büyük alim”, “asrın en büyük alimi” “ve insanlara iyi görünmek ise,” yani herkesin beğenisini kazanacak durumda olmak ise “Nurun bir esası ve mesleği olan ihlâsa zıttır ve münafidir.” “İhlasla bunun alakası yoktur" samimiyetle bunun alakası yoktur diyor. “Zıttır”, aksidir, “ve münafidir”. Yani “olamaz” diyor. “Onu arzulamak değil, bilâkis şahsımız itibarıyla ondan ürküyoruz.” “Ben meraklısı değilim öyle bir şeyin” diyor. “Bana hakaret etsinler, iftira etsinler. Yeter ki Kuran’a, İslam’a hizmet edeyim ben” diyor. “Ben ne Amerika’ya kaçarım, ne Mısır’a kaçarım, ne de öyle keyfimin peşindeyim, ne de korkarım. Ne öldürülmekten korkarım, ne hapse atılmaktan korkarım, ne acı çekmekten korkarım. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Delikanlıyım ben. Korkak değilim ben. Bir tek Allah’tan korkuyorum” diyor. “Yalnız Kur'ân'ın feyzinden gelen ve i'câz-ı mânevîsinin lemeatı olan ve hakikatlerinin tefsiri bulunan ve tılsımlarını açan Risale-i Nur'un revacını” yani Risale-i Nur’un gelişmesini “ve herkesin ona ihtiyacını hissetmesini”. “Bütün Anadolu’nun, herkesin ihtiyacı var” diyor. “ve pek yüksek kıymetini herkes takdir etmesini ve onun pek zahir mânevî kerâmâtını” kerametlerini. Bak “pek zahir mânevî kerâmâtını”; gözle görünür keramet meydana geliyor. “ve iman noktasında zındıkanın” dinsizlerin “bütün dinsizliklerini mağlûp ettiklerini ve edeceklerini” yani onları ezmeye, materyalistleri ezmeye devam edeceklerini “bildirmek, göstermek istiyoruz ve onu rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz.” diyor Bediüzzaman. Neymiş demek ki? Faaliyetin yeri ne Amerika, ne Mekke ne Medine. “İstanbul” diyor Bediüzzaman. “Ne Amerika’ya kaçarım, ne de Mekke’ye Medine’ye giderim” diyor. “Mehdiyet Mekke’de Medine’de olmaz” diyor. “Şam’da da olmaz” diyor. Bak, Şam’a gitmesini söylüyorlar, “Şam’a da gitmem” diyor. “Mehdiyet orada değil. Mehdiyetin mücadele yeri İstanbul’dur” diyor. “Hiçbir yere gitmem. Mehdiyet nerdeyse ben de oradayım” diyor. Çünkü Hz. Mehdi (as)’ın çıkacağı yerden Bediüzzaman niye kaçsın? Diyor ki “ben Hz. Mehdi (as)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona ortam hazırlıyorum, zemin hazırlıyorum” diyor. Sonra da kaçacak? “Öncü bir askeriyim” diyecek; öncü asker orada durur zaten. Kaçıyorsa öncü asker değildir zaten. Zaruri hicret eden kardeşlerimizi tenzih ediyoruz, hicret eden hocalarımızı tenzih ediyoruz. Ama kaçmak korkaklıktır, çok aşağılık bir harekettir. Sonra da oturup alimlik taslamaya kalkmak, o da vicdansızlıktır. Alim bir kere en başta Allah’tan korkar. İnsanlardan korkup, dünyevi azaplardan, hakaretlerden, iftiralardan korkup kaçıyorsa o alim olamaz. Ama daha iyi hizmet edebilmek için zaruri olarak, bazı ihtiyaçlarından dolayı hicret eden kardeşlerimiz, hocalarımız, onlar ayrıdır inşaAllah.
(Bir izleyicinin “Avrupa Birliği ve ABD, Türk İslam Birliği’ne izin vermez” şeklindeki sözlerine cevaben)
Yok, ben biliyorum, Amerika ve Avrupa’da Türk İslam Birliği’ni istiyorlar. İttihad-ı İslam’ı istiyorlar. Yani eminim. En başlarından bilgi aldım, biliyorum inşaAllah. Öyle. Niye istemesinler? Onlar için müthiş bir konfor, rahatlık. Dünyanın her tarafından askerlerini çekecekler. Katrilyon hesabıyla askeri malzeme ve askere harcama yapıyorlar. Adamlar kendi vatandaşına ayıracak o parayı. Konfor gelecek dünyaya, güvenlik gelecek. Yobazlık tarzında anlaşılırsa tabii İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği, ona Avrupa değil, Amerika değil, Allah zaten izin vermiyor. Sen Avrupa’yı, Amerika’yı boşver, Allah izin vermiyor. Allah zir-ü zeber ediyor. Yobazlığa müsaade etmez Allah. Etmiyor da ve etmeyecek de inşaAllah, Allah’ın izniyle. Kuran’dan aldığımız ölçü bu.
(Fatih Erbakan hakkında)
Fatih’e, Fatih Erbakan’a biz gönül gözüyle sahip çıkıyoruz. Hem yetim hem öksüz o. Allah bizlere emanet etti. Tüyüne zarar getirtmeyiz evelAllah, Allah’ın izniyle. Ben yani, şahsım adına diyorum.
Fakat bazı beyni sulanmış münafıkların Fatih’e kafayı taktığını görüyoruz, duyuyoruz. Bu bizi rencide ediyor. Ben hoşlanmadım, şahsım adına. Erbakan hocamız Milli görüşün adını koyan insandır. Milli görüşü Türkiye’de tanıtan, sevdiren ve güzel bir hizmet yapan, en zor şartlarda hizmet yapan, çok acılar çekmiş, çok çile çekmiş muhterem, mübarek ve müberra bir insandır, asil bir insandır. Ve seyittir, Peygamberimiz (sav)’in soyundandır Erbakan Hocamız. Mübarek evlatları da, evlad-ı tahiratı da aynı şekilde seyittirler. Seyit ve seyyidedirler. Fatih’in ben çok iyi yetiştiğini düşünüyorum. Tabii ki genç, olgunlaşıyor. Ama pasifize edilip dışlanması saygısızlık ve edepsizliktir. Nezaketsizliktir. Allah esirgesin. Böyle bir tavırdan ben kardeşlerimizin kaçınacağını umuyorum. Muhterem Müslüman kardeşlerimizin de çok iyi sahip çıkacağına inanıyorum Fatih’e. Çünkü Fatih’in aldığı alkıştan anladım. Yer gök yıkılmış Fatih geldiğinde maşaAllah. Mazlum ve masumdur. O öyle entrika falan bilmez. Böyle gizli siyasi oyunlar, politik oyunlar, ağız dalaşları, onları bilmez. O terbiyeli yetişti. Nezih karakteri, efendi karakteri ona müsait değil. Onun için Müslüman kardeşlerimizin canı gönülden, aşkla ve muhabbetle, Allah rızası için Fatih’e sahip çıkmalarını istiyoruz. Özellikle Erbakan Hocamız’ın eski talebelerinin, o muhterem talebelerinin de bu tertemiz insana, Erbakan Hocamız’ın parçası olan Fatih’e canı gönülden, saygıyla, hürmetle, sadakatle ve vefa hisleriyle sahip çıkmalarını istirham ediyorum şahsım adına. Dikkatim bu konunu üstünde. Yani bir yönüyle de bunun üstünde. Çünkü Erbakan Hocamız’a daha önce biliyorsunuz bir şeyler yapmaya kalktılar kendi kafalarınca. Allah ayaklarına doladı. Ne hale geldiklerini gördünüz.
Hassaten çok muhterem Oğuzhan Asiltürk ağabeyimizden, muhterem büyüğümüzden -ki elini ayağını öpüyorum, çok sevdiğim, değerli bir ağabeyimiz- rica ediyorum; Fatih’e sahip çıksın. Onu koruyup kollasın. Onun iyi yolda, güzel yolda, hayır yolda, Kuran ve İslam yolunda hizmetinde ona yol açsın. Onu teşvik etsin. Tecrübesiyle ona yardımcı olsun. İyilik ve güzellikler sunsun. Vefa ve sadakat hislerinin bir tecellisi olarak böyle güzel tavırların Hocamız’a yakışacağını herkes bilir. Ve zaten onun da yapacağından eminiz ve yaptığı kanaatindeyiz inşaAllah. Ben şefkatimden söylüyorum. Allah rızası için söylüyorum. Yoksa benim Saadet Partisi ile bir alakam yok. Partili değilim. Ama severim, Fatih’i de kardeşim olarak çok severim. Ama Erbakan Hocamıza ben müthiş bir sadakat ve sevgiyle muhabbet duyuyorum. O zaman da Saadet Partili değildim ama kalben destekliyordum. Çünkü ben Türkiye’deki muhafazakar sağı Türk İslam Birliği’ni savundukları için aşkla muhabbetle destekliyorum. MHP’yi, Büyük Birlik Partisi’ni, Saadet Partisi’ni özellikle, Ak Parti, hepsini destekliyorum.
(“Peygamberimiz (sav) döneminde hanımlar gözleri hariç bütün vücutlarını örterlermiş, hatta erkekler seslerini duymasın diye ağızlarına taş alıp öyle konuşurlarmış. Bu doğru mu?” sorusuna cevaben)
Bu ne vahşiyane üsluplar. Müslüman’ın ağzının içinde taşın ne işi var? Taş mikrop yükü olan bir şeydir, taş ağza sokulur mu? Kirli çamuru, taşı, toprağı Müslüman ağzına mı? Hanımların ağzında taşın ne işi var? Bu ne vahşiliktir. Allah’tan korksunlar. “Gözleri hariç”. Kum fırtınası oldu muydu gözünü de kapatıyor, “gözleri hariç” diyor. Erkekler de kapatıyor. Arabistan’da erkeklerin bir tek gözleri görünüyor. Her yeri kapalı, burnu… Kum fırtınası oluyor, kapatıyorlar. Fırtına geçtikten sonra niye kapatsın gözünü? İnşaAllah. Ama Peygamberimiz (sav)’in hanımları için özel durum var. Diyor ki bak “Siz diğer Müslüman kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz.” “Onların hukuku ayrıdır” diyor Allah. “Onlar rahat” diyor, ayrı. “Ama siz evinizde oturacaksınız. Ve erkeklerle görüşürken perde arkasından görüşeceksiniz” diyor. Annelerimizle görüşürken tamamen bir perde çekiliyordu, kalınca bir perde, konuşacak kişiler onun arkasından konuşuyorlardı. Çünkü fitne çıkarıyorlardı. Cenab-ı Allah ayet indirdi, dedi ki; “Peygamberden sonra eşlerini almanız size haramdır, onlar sizin annelerinizdir.” dedi Allah. Annemizdir hepsi. “Sizin annenizdir, anneniz oldular” dedi. “Anneye gösterilen hürmet, sevgi neyse aynısı olacak” dedi Cenab-ı Allah. “Dolayısıyla annelerinizle de görüşürken perde arkasından görüşeceksiniz çünkü kalbinde hastalık olan tamah edebilir” diyor. “Sözü çekicilikle söylemeyin” diyor peygamber hanımlarına Cenab-ı Allah. “Kalbinde hastalık olan tamah eder. Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz” diyor. “Size ayrı bir uygulama var” diyor Allah. Peygamber hanımlarına mahsustur perde arkasından konuşmak. Mümin hanımlar için değildir o. Onların ayrı. Allah onu özellikle ayırıyor. Peygamber hanımları için özel hukuk vardır. Tamamen ayrıdır. Mesela Peygamberimiz (sav) için ayrı ibadet var, mesela gece namazı Peygamberimiz (sav)’e farzdır, gece kalkar. “Gecenin bir bölümünde kalk” diyor Cenab-ı Allah. Ona mahsus bir farzdır. Buradaki ince ayırımı, buradaki sözleri önemli görmek lazım, Allah’ın Kuran’da kullandığı kelimeleri, sözleri önemsiz görürse bir insan, dinsiz olur. Bak diyor ki; “Siz Müslüman hanımlardan herhangi biri gibi değilsiniz.” Onların rahatlığı gibi olamazsınız, onlar gibi davranamazsınız. Onlar davranabilir, onlar rahat, onlar ayrı. Ama siz perde arkasından konuşacaksınız” diyor. “Evden çıkmayacaksınız” diyor Allah, “evde duracaksınız. Çok zaruri olursa evden çıkacaksınız” diyor. Bu, birçok nedeni var, hikmetledir. Ama Müslüman hanımların hepsi dışarıdaydılar. Savaşta Peygamberimiz (sav)’in önünde, askerlerin önünde gidiyorlar, tef çalıyorlar, askerleri coşturuyorlar. Hacda hep beraberler. Tabii, böyle güzel, onları coşturacak marşlar söylüyorlar önde tefle. Şimdinin ceddin dedeni gibi yani maşaAllah.
(Eski Aydınlıkçı Halil Berktay’ın Taraf Gazetesi’nde yer alan Marksizm’in ve sosyalizmin öldüğüne dair itirafı hakkında)
Komünizm tarih mi oldu diyor?Dinsizlik tarih olmadıktan sonra komünizm tarih olmaz. Dinsizlik eşittir komünizm, komünizm eşittir dinsizlik. Dünyadaki en büyük güçtür şu an komünist hareket. Nereye kayboluyor? Sadece ekonomi yönünden olayı değerlendirmiş o. Biz dinsizlik yönünden değerlendiriyoruz. Ekonomi yönü önemli değil ki komünizmde. Sosyal adalet, bir mahsuru olan bir şey değil o, fakire fukaraya yardımcı olmak. O anormal bir hareket değil. Bilakis Mehdiyet’te olan bir şeydir o. Biz dinsizlik yönünün üstünde duruyoruz. Dinsizlik de dünyada şu an hakim güçtür. Nereye kayboluyor? Belki komünistlerin üstüne dikkati çekmek için bir taktik olarak böyle bir konuşma yapmış olabilir.Bir kere Güneydoğu’daki komünist hareket cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışmasıdır, en büyük komünist ayaklanma. Hatta bölgenin, Ortadoğu’nun en büyük komünist hareketidir şu an PKK hareketi. Nasıl “komünizm kayboldu” deriz? Öyle şey olur mu? Olmaz.
(Yiğit Bulut’un yazısında “iddia edilen Ergenekon terör örgütü ortadan kalkana kadar Türkiye’nin tek ve güçlü bir lidere ihtiyacı olduğunu” söylemesi ve herkesi Erdoğan’ın liderliğine destek vermeye çağırması hakkında)
Ne mübarek, ne dürüst insan. Mesela bak hiç gurur meselesi yapmıyor, hak olan bir şeyi, olduğu gibi, o fikri, o düşünceyi alıp çok güzel aktarıyor. MaşaAllah, Allah razı olsun. Hakikaten bizim anlattıklarımızın birebir aynısı. Israrla üzerinde durduğumuz konunu birebir aynısı. Çok hayati bir konu. Bir kere Tayyip Erdoğan Beyefendi son derece mazlum bir insan. İsrail de yanlış anlıyor. Anlata anlata zor ikna ettim İsraillileri. Sanki böyle savaşçı, kan akıtmaya yatkın, olay çıkaracak bir insan. Heyetlerle görüştüm, o kişilerle görüştük. Mailleştik, anlattım, zor ikna ettim. “Yok öyle birisi. Öyle bir insan değil” dedim. Son derece şefkatli, merhametli, kendi halinde bir insan. Mazlumdur. Dindar, muttaki bir insan. Ne alaka? Bir de dünya hırsı da yok, dünyadan geçmiş bir insan. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün varlığı çok vahimdir. Mesela Halil Berktay ne diyor? Diyor ki; “komünist tehlike yok.” İddia edilen Ergenekon terör örgütü derin devlet yapılanması içerisinde görülmüş en büyük komünist örgütlenmedir. Böyle bir komünist örgüt hiç cumhuriyet tarihinde görülmemiştir. Birçok sol örgüt olmuştur ama bu kadar sistemli, bu kadar Ortadoğu, Balkanlar çapında yapılanmış bir komünist örgütlenme hiç görülmedi. Onun için gerek komünist PKK hareketi, gerek iddia edilen Ergenekon terör örgütünün komünist yapılanması, bu komünist hareket; her ikisi de cumhuriyet tarihinin en büyük komünist hareketleridir. Dolayısıyla her görüldüğü yerde behemahal ezilmesi lazım. Rahmetli Atatürk’ün dediği gibi. Ne kadar güzel söylemiş Atatürk. “Beyler, Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir, behemehal her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Muhteşem bir ifade.
Diyor ki adam “ben nasıl hizmet edeceğim?”. İşte tamam, bu A9’u tanıttı mı bir adam, kurulumunu yaptı mı, adam evinde oturacak, bu kadar. Çayını, kahvesini içecek. Düğmeye bastı mı bitti. Hiç uğraşmasına gerek yok. Dikkatini verdiği an mükemmel tebliğ almış olacak. Çünkü ben büyük bir oyun oynandığını gördüm Müslümanlara, çok büyük bir oyun. Müslümanları hayatın bütün güzel yönlerinden çıkartmışlar, bazı yerlerde ve bazı insanlar. Nereden çıkarmışlar? Mesela müzikten, resimden, güzel insanlardan, güzel giyinmekten, güzel konuşmaktan, güzel kokudan, güzel ayakkabıdan, güzel elbiseden, güzel evden, güzel olan her şeyden. Müslümanlara kokuşmuşluğu, çirkinliği, pisliği, tokurdaklı ayakkabılar, berbat leş gibi kıyafetler, leş gibi kokan bir beden, abuk sabuk konuşmalar, hurafeler, deli üslubu, kindarlık, nefret, pislik, laf sokma, dedikodu, hasetlik… Nerede iğrenç şey varsa Müslümanların üstüne yıkmaya kalkmışlar. Ben bunları dozer kepçesiyle toplayıp bunların tepesinden aşağı döktüm. Müslümanların üstüne böyle bir pisliği dökmelerine müsaade etmedim ve bu konuya bir son vermiş olduk. Olay bu, inşaAllah.
(Ahir zaman ile ilgili)
O kadar fazla hadis var ki. Ben şaşırdım. Diyor ki bak “onlar ben-i İsrail peygamberleri gibidir.” Fert, insan, vatandaş. “Beni İsrail peygamberleri gibidir. Sizden bir kişinin aldığı sevabın elli mislini alacaklar” diyor. Sahabeler acayip şaşırıyorlar. “Ya Resulullah, neden böyle?” diyorlar. “Onlar beni görmeden iman etti ve fitne çok kuvvetli olacak, çok güçlü olacak” diyor Peygamberimiz (sav). MaşaAllah. “O zaman imanı muhafaza çok güçtür” diyor Peygamberimiz (sav). Ateş koru gibidir, diyor. “Elde ateş korunu tutmak gibi. Çünkü alay eden olacak, hakaret edenler, iftira edenler, hapse atılmalar, saldırılar, şehit olmalar. Çok güç bir ortam olacak” diyor Peygamberimiz (sav). Binbir türlü felsefe, binbir türlü dinsiz ekol. Dinsizliğin yüz binlerce üniversitesi olacak. Yüz binlerce enstitüsü olacak. Milyonlarca profesörü olacak ateizmin. Müslümanların bir avuç gücü olacak ama küçücük o küçük çocuk, Tevrat’ta da geçiyor, “küçük çocuk, yeni doğmuş çocuk aslanlarla oynayacak, akreplerle oynayacak” diyor. “Hepsini hizaya getirecek” diyor. O küçük çocuk işte Hz. Mehdi (as)’dır, Tevrat’ta geçen, inşaAllah. “Parmağını yılanın olduğu yere koyacak, yılan ona zara veremeyecek” diyor. “Aslanlarla oynayacak, aslanlar ona zarar veremeyecek. Yırtıcı hayvanlar ona zarar veremeyecek” diyor. “Hepsini hizaya getirecek” diyor inşaAllah.
(Mustafa Özcan ağabeyin Bediüzzaman’dan ve başka alimlerden deliller vererek Arap baharının Hz. Mehdi (as)’ın zuhur alametlerinden biri olduğuna dair görüşler olduğunu, Hz. Mehdi (as)’ın çağında olduğumuzun anlaşıldığını belirttiği yazısı hakkında)
Allah Allah. Allah Allah. Koçyiğittir o, Mustafa Özcan. Tam delikanlıdır. Bir tek Allah’a boyun eğer. Koçyiğittir. Böyle üçkâğıtçı bunak ihtiyarlar gibi üç kaşık çorba için kendini satmaz. Asil ve soyludur maşaAllah.
(Polise taş atılması hakkında)
Bizim polisimiz Anadolu’dan gelmiş aslanlar, koçyiğitler. Polise taş atmak… Ha kurşun sıkmışsın ha taş atmışsın. Deli mi bunlar? Mesela “Molotof kokteyli attı” diyor. “Çok ufak bir şey”. Molotof kokteyli klasik bombadır. Ve öldürücü bir silahtır. Bu masum bir hareket değil ki. Bir kiloluk taş atıyor. “Çocuk taş attı” diyor. Bir kiloluk taş ne yapar bir insanın kafasına gelirse? Bir kilo, bir buçuk kilo, koskoca taş atıyor. Kurşun etkisi yapar. Ha kurşun sıkmışsın, ha onu yapmışsın, Allah esirgesin. Böyle densizlik olmaz. Bunların demokrasiyle falan alakası yok. Bunlar cinayet örgütü. Kepazelik yani. Cinayete kasten tam teşebbüs. Zulümden kaçınacaklar inşaAllah.
(Sayın Adnan Oktar’ın Risale-i Nur Külliyatı, Şualar Kitabı, Beşinci Şua On üçüncü Mesele’yi açıklaması)
Bak, Bediüzzaman ne diyor: “Katî ve sahih rivayette var ki”, ne demek? Reddi mümkün değil. "İsa Aleyhisselâm Büyük Deccalı öldürür.”
“Allahualem bunun iki vechi var. Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eden”, sihir öyle zannedildiği gibi kafasında külahlı falan, önünde küre olan adamlarla olmuyor. Sihir yapıldığında insanlar, mesela dünyaya sihir yapıldığında farkına varmazlar. Çünkü şeytan kullanılıyor. Şeytan kullanıldığı için de, görünmez bir güç olduğu için, milyarlarca şeytan dünyaya dağılıp insanlara etki yapıyor. Unutkanlık, dikkat dağınıklığı, hafıza bozukluğu, bitkinlik meydana getirir. Kuran’da da buna çok işaret edilmiştir, yani deccaliyetin bu gücüne. “Şeytan, bana bunu unutturdu” diyor Hz. Musa (as). Ne demek? “Deccal bana bunu unutturdu”. Sehr yapılıyor çünkü.“Kendini muhafaza eden” ancak öyle durabilen, ancak o şekilde yıkılmadan ayakta kalabilen “ve herkesi teshir eden”,istisnasız bütün insanlara etki eden. Mesela dünyada 7 milyar insan varsa, tamamına etki eden. Çünkü sihir yapıldığında, şeytan kullanıldığı için, şeytan hedef gözetmeden herkese saldırır. “o dehşetli” dehşet saçan, terör estiren, kan döken, ızdırap veren, “Deccalı öldürebilecek,mesleğini değiştirecek, ancak harika ve mu’cizâtlı” bak bir kere “harika”. Hz. İsa (a.s)’ın ne özelliği var? “Harika” özelliği var. “harika ve mu’cizâtlı”.Ne olacakmış Hz. İsa (as)? Mucize gösterecek. Mucize göstermesi için bir kere şahsının olması gerekiyor. Şahsı olmadan mucize gösteremez. “Ve umumun makbulü”,kimlerin makbulü?Avrupa’nın, Amerika’nın, İslam Ülkeleri’nin, hepsinin makbulü. Türkiye’de sorun “Hz. İsa (a.s)’ı seviyor musunuz?” diye, bütün Müslümanlar, hepimiz “seviyoruz” deriz. Mısır’a git sor, aynı, Amerika’ya git sor, aynı, Avrupa’ya git sor, aynı. Ne demek? İşte umumun makbulü bu. Herkesin sevdiği. Mesela “Hz. Muhammed (as)’ı seviyor musunuz?” dersen Amerika’da, adam “sevmiyorum” diyebilir Allah esirgesin. Ama herkesin ittifak ettiği Hz. İsa (a.s)’dır. Mesela “Hz. Musa (as)’ı seviyor musunuz?” dedin mi onda bile insanlar şey yapmıyorlar, tanımadıkları için. Ama Hz. İsa (a.s) ile sürekli bağlantıda oldukları için bu sevgiyi ifade ediyorlar. “Bir zat olabilir ki, o zat, en ziyade alâkadar”yani herkesle alakadar “ve ekser insanların peygamberi olan” yani hem Hıristiyanlık, hem Müslümanların peygamberi olan“Hazret-i İsa Aleyhisselâmdır.”
“İkinci veçhi şudur ki: Şahs-ı İsa Aleyhisselâmın” bak “Hz. İsa (as)’ın” demiyor. “Şahsı Hz. İsa (as)’ın”. Yani bizzat şahsının demektir bak.Hz. İsa (a.s) deyip bırakmamasının nedeni ne? Üç kağıtçı, bunak, ahir zamanda çıkacak narcıları bildiği için Bediüzzaman, bu çakalları kitleyecek ne varsa yapmış. Bu narcıların konuşmalarına o kadar mükemmel cevaplar vermiş ki, bu narcılar bir yere kıpırdayamayacak hale gelmişler. Ama bizim açıklamalarımızdan sonra. Çünkü Bediüzzaman’ın bu açıklamalarını söylemiyorlardı narcılar. Nurcular söyler. Ama narcılar söylemez. “Şahs-ı İsa Aleyhisselâmın kılınciyle maktul olan” yani onun ilim kılıncıyla öldürülmüş olan,“şahs-ı Deccalın” bak deccalın bizzat şahsı. Kendisi. Şahsı manevisi değil, fikri de değil. Bizzat şahsı. “Teşkil ettiği”teşekkül haline getirdiği, örgütlendiği, “dehşetli” ne demek dehşet? Yakan, yıkan, bombalayan, öldüren, “maddiyyunluk”materyalist, komünist felsefe “ve dinsizliğin”dünya çapındaki dinsizliğin, “azametli heykeli”yani azametli heykel nasıl meydana geliyor? Mesela 7 milyar insanın, farz edelim 6 milyarından oluşan bir heykel meydana geliyor. Etten bir heykel. 6 milyarlık, etten bir heykel. Ama bir taş heykel. Bak buna “heykel” diyor, “insan” demiyor Bediüzzaman. Heykel, etlerden oluşmuş bir heykel. Dinsiz bir heykel. “ve şahs-ı mânevîsini”yani fikir sistemini, “öldürecek”etkisiz hale getirecek “ve inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini”küfür düşüncesini, Allah’ı inkara dayalı olan küfür düşüncesini “mahvedecek olan”bak, “etkisiz hale getirecek” demiyor, “mahvedecek”. “Mahvedecek” ne demek? “Kavuracak, yerle bir edecek” demek. “Ancak İsevî ruhânileridir ki”, “Hıristiyanlar olmadan, bu olmaz” diyor Bediüzzaman. İllaki ittifak Hıristiyanlarla, şart.“o ruhâniler din-i İsevînin hakikatini”yani İncil’in, Hıristiyanlığın hakikatini, ama hakiki kısımlarını. Mesela namaz kılma, mesela güzel ahlak, sevgi, barış, kardeşlik. “hakikat-i İslâmiye ile” İslam’ın hakikatleri ile “mezc ederek”karıştırarak. Yani İslam’dan mesela, tek Allah inancını alarak, namazı alarak, eksik olanları tamamlayarak, mezc ederek. “O kuvvetle onu dağıtacak”.O gücü alarak onu dağıtacak,“mânen öldürecek.” Nasıl öldürüyormuş? Manen öldürüyormuş. Bak açıklıyor. Yani klasik katil yok. Manevi öldürme var.Manen öldürecek. “Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir, Hazret-i Mehdîye namazda iktida eder, tâbi olur" Hz. Mehdi (a.s)’ın arkasında namaz kılar “diye rivayeti, bu ittifaka” Hıristiyanlarla Müslümanların ittifakına, “ve hakikat-i Kur’âniyenin” Kuran’ın hakikatinin “metbuiyetine ve hâkimiyetine” hakim güç olmasına,“işaret eder.”
(Proteinlerin tesadüfen oluşmasının mümkün olmaması hakkında)
Proteinden adamlar öyle bir gitmiş ki öyle bellerini kaldıracak gibi değiller. Geçen toplanmışlar bir yerlerde. Çoluk çocuk herkesi toplamışlar. Matem gecesi düzenlemişler. “Yaktın bizi Adnan Hocam” tarzında.
(Zenci bir sanatçının söylediği şarkı üzerine)
Zenciler genellikle çok mütevazı insanlar olurlar. Orada en güzel müziği yine onlar yapıyorlar. Onlar böyle mazlumluğun, ezilmişliğin, mütevazılığın meydana getirdiği zihin açıklığıyla, tevazunun meydana getirdiği o sanat gücüyle çok şahane şeyler ortaya koyuyorlar. Zenginlikte, refahta, huzurda bu güç olmuyor. Hep ezilmiş insanlardan sanatçı çıkar. Hep acı çeken insanlardan, acının içinden gelen insanlardan sanatçı çıkar. Dolayısıyla zenciler de çok acı çeken insanlardır. Çok acı çekmişlerdir. Dolayısıyla bak böyle sanatçı bir daha yetişmiyor. Zamanında çünkü acı çekmişlerdi.
(Sayın Adnan Oktar’ın Risalei Nur’dan Deccal ve Süfyan hakkında açıklamaları)
“Rivayetlerde, deccalin dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiâze etmiş”diyor. Allah’a sığınmışlar. Yani her namazdan sonra Süfyan Deccal’den ve Mesih Deccal’den Allah’a sığınılıyor biliyorsunuz. Duada eller böyle ters çevrilir, dua edilirken. “Allahu alem bissavab bunun tevili şudur ki: Bunun bir tevili şudur ki: İslâmların deccalı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (r.a.) dediği gibi demişler ki: Onların deccalı süfyandır, İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin büyük deccalı ayrıdır.” Müslümanların deccali nasılmış? Aldatmakla iş görüyor. Sahtekar, yalancı. Tek bir deccal çıkmıyor Müslüman. Yani Süfyan fakat Süfyan’a bağlı, küçük deccaller var ayrı. Çünkü 30 deccalden bahsediliyor fakat ana özellikleri aldatmacı. Yani insanların yüzüne baka baka, sahtekarca yalan söylüyorlar. Ama akıl almaz bir haysiyetsizlikle, akıl almaz bir utanmazlıkla yalan söylemeye devam ediyor. Mesela “benim şununla alakam yok” diyor. Ama cayır cayır yalan söylüyor. Göz göre göre.
“Kâfirlerin büyük deccalı ayrıdır. Yoksa büyük deccalın cebir ve ceberut-u mutlakına karşı” yani azgın saldırılarına karşı, “itaat etmeyen şehid olur” diyor. Mesela Mehmetçik deccaliyetle çatışıyor. Ne oluyorlar? Şehit oluyorlar. Kore’de askerlerimiz gidip komünistlerle mücadele verdiler, Allah’sız, Kitap‘sızlarla. Ne oldu? Şehit olmuş oldular. Bak“Ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz” zorla itaat ettirirse kafir olmaz, “belki günahkâr da olmaz” diyor Bediüzzaman.
(Sayın Adnan Oktar’ın, bir sanatçının göğüs kanserine yakalanmasından sonra yaptığı “Geçireceği operasyonu da, sonrasında geçireceği süreci de hiç ciddiye almadığı ve kanser tedavisinden sonra eski haline dönmenin çocuk oyuncağı olduğu” şeklindeki açıklamalarına yorumu)
Böyle demesi anormal bir hareket. Ondan ibret alacak. Olur mu öyle şey? Allah onu uyarıyor. Allah ona ahireti hatırlatıyor, ölümü hatırlatıyor. “Ben etkilenmem, ben hiç kâle almam” mantığıyla olur mu? Allah vermesin. Allah yine daha da şiddetlisini verebilir. Onun için Allah’a, haline şükrederek dua edecek, Allah’tan şifa isteyecek. Yanlış yapmış. İnsanlara şirin görünmek değil, Allah’ın beğenisini kazanmak çok önemlidir. Kardeşimiz o üslubunu düzeltsin.
(Boğaziçi Üniversite’sinde düzenlenen, Richard Dawkins’in de telefonla katıldığı ve ana konusu Sayın Adnan Oktar’ın ilmi mücadele ile evrim teorisini yerle bir etmesi olan evrim sempozyumu ile ilgili Sayın Adnan Oktar’ın çeşitli açıklamaları)
(Evrimci Richard Dawkins’in, Sayın Adnan Oktar’ın Darwinizm’i yıkan ilmi çalışmalarının etkisini itiraf etmesi hakkında)
Boğaziçi Üniversitesi’nde yaratılışı anlatmak yasak. Ama Darwinizm’i anlatmak serbest. Adamlar “Türkiye’de baskı altındayız” diyorlar. Nasıl baskı altındasınız? Bir kere devlet resmi olarak zaten Darwinizm’i anlatıyor. Yani devletin okullarında, “Allah yaratıyor evreni, insanları Allah yarattı” denebiliyor mu? Yasak. Ama “evrimle, Darwin’in dediği gibi oldu, tesadüfler sonucu oldu” demek, devletin resmi politikası. Devlet himayesinde Darwinizm.
(Konferansa katılmak isteyen Sayın Adnan Oktar’ın arkadaşlarının “yer yok” bahanesi ile dışarı çıkartılması, “ayakta duralım” demelerine karşılık “oksijen tükenir” diye cevap vermeleri ve evrimcilerin, Sayın Adnan Oktar’ın 5 yıldır her akşam yayınlara çıkmasından dolayı evrimi tam savunamadıklarını “5 yıllık zulüm” şeklinde ifade etmeleri hakkında)
Osmanlı akıncıları gibi bak orayı da dümdüz etmişiz. Demek ki pestil gibi ezmişiz Darwinist ve materyalistleri. Bak adam İngiltere’den, oradan buradan, Fransa’da, Almanya’dan Darwinistleri getiriyorlar, profesörleri getiriyorlar, baş edemedikleri gibi pestil gibi eziliyorlar, Kayseri pestili gibi. Ve ezmeye devam edeceğim. Zulüm olur mu? Ameliyat ediyoruz sizi, ameliyat. Siz rahatsızlandınız, biz de sizi ameliyat ediyoruz. Şimdi doktora “sen zulüm yapıyorsun” denir mi? Ur var, uru nezaketiyle alıyoruz. Biraz hafif bağırttırıyoruz gerçi ama koparıp alacağız o uru. Hiçbir şey kalmayacak inşaAllah. Beyninizdeki o uru kökünden temizleyeceğiz. Ur mur falan hiçbir şey kalmayacak. Bağırma çağırma yok. Küçük çocuklar bağırırlar doktora böyle “zalim doktor” falan derler. “Zulüm yapıyorsun doktor amca” derler. Doktorunuz sizin bu hastalığınızı tedavi ediyor. Hiç çırpınmayın. Teker teker, hepinizdeki o uru alacağız.
(Üç bin kişilik salonda ancak yedi yüz kişinin konferansa katılması hakkında)
Üç bin kişilik salon varken, yedi yüz kişi var içeride. Ve diyorlar ki “oksijen yetersizliği var salonda. Oksijen biterse ölürüz. Siz gelmeyin. Canlı kalmamız için oksijene ihtiyacımız var. Aman aman, sakın gelmeyin”.
Dedim, “Darwinistleri, materyalistleri ezerim” dedim. “Nereye kaçarsanız kaçın”, bak “banyo yaptığınız yere girin, yine ezerim” dedim. Bunun kurtuluşu yok. Bak İngiltere’den şuradan buradan, her yerden destek alıyorsunuz, resmi destek de alıyorsunuz, devlet de resmen Darwinizm’i savunuyor. Ama bak görüyorsunuz. Sadece ezilme kalıyor geriye. Eziliyorsunuz ve ağlıyorsunuz. “Beş yıllık zulüm” diyor. Beş yıllık ameliyat. Ameliyat masasındasınız, ameliyat oluyorsunuz. Sakin olun. Urlarınızı temizliyoruz.
Evrimcilerin bu perişanlığı son derece gereksiz. Gereksiz yere kendilerini mahcup ediyorlar. Koskoca salon, üç bin kişilik bir salonu 700 kişi toplanıyorlar. Orada konuşacak, cevap verecek ilmi imkanı yüksek olan insanlara “oksijen yetersizliği var” deyip engel oluyorlar. Kendilerini küçük düşürüyorlar ve komik bir durum oluyor. Ayıp yapıyorlar. Oradan buradan yardım alıyorlar. İngiltere’den, Amerika’dan, oradan buradan profesörler. O garibanlar da aynı konudan bahsediyorlar. “Adnan Hoca bizi yaktı”, “Adnan Hocamız bizi perişan etti”, “Paspas gibi çiğniyor”, “Zulüm, öldük, bittik”, “Mahvolduk, toz gibi savurdu bizi”, “İflahımızı kesti, yamulttu”… Bunun böyle olacağı belli değil mi zaten? Ne çırpınıyorsunuz işte gelin, Hakk’a, hakikate teslim olun inşaAllah.
Doğru söylememek yasak. Demagoji kabul etmem. Bilimsel olmayan konuşmalar yaptıklarında bilimsel cevap vereceğiz. Bu kadar.
“Protein tesadüfen meydana gelemez” diyoruz. Adam çıkmış “protein tesadüfen meydana gelir” diyor. “Nasıl olur?” diyoruz. “Bir kere tesadüf kavramını bir açıklayalım. Biz tesadüf demedik ki. Ne dedik? Bir tesadüf türünü kastettik yani” diyor. Sonuçta neyi anlatıyorsun? Tesadüfü anlatmak istiyorum diyor. Yapmayın etmeyin, Allah aşkına. Ayıp yapıyorsunuz.
2011-12-27 13:26:01