A9 TV; 25 Aralık 2011
Fatih’i (Erbakan) diyorlar ki “tecrübesiz”. Her insan tecrübesizdir. Yetmiş yaşına bile gelse yine tecrübesiz olur. Neye ihtiyaç vardır? İstişareye ihtiyaç vardır. Etrafında istişare edecek ekip olduktan sonra bitti. Ne fark eder? Mühim olan Fatih’in dürüst, efendi, samimi, candan, enaniyetsiz, mazlum, çok karakterli bir insan olması. Var mı? Var. Bitti işte. Yok, bilgisi eksiktir. Bırakın canım bunları. Bırakın bunları. Ne alakası var? İnsan ömrü boyunca eğitilse bile yine cahildir, yine bilgisizdir. Bu eksiklik nasıl gideriliyor? Bir istişare ekibi. Çok fazla istişare edeceği alim var, bilgili insan var Fatih’in. O yüzden böyle bir bahaneyi biz kabul etmiyoruz. Ben kabul etmiyorum. Başkasını bilemem. Şahsi kanaatim olarak söylüyorum.
(“Sizde neden dua edildikten sonra ‘amin’denmiyor da‘inşaAllah’ deniyor?” sorusu üzerine)
“Amen”, onu Ermeni kardeşlerimizsöylüyorlar. Hıristiyanlar da söylüyorlar. Müslümanlar da “inşaAllah” diyor. Ama “amin” de denir tabii. Fakat inşaAllah’ı Kuran’da Allah söylüyor. Allah’ın izniyle; inşaAllah. Kehf Suresi’nde geçiyor, inşaAllah.
(Bir izleyicinin “Evrimcileri yayına karşılıklı tartışma ortamlarına çağırmalısınız” şeklindeki sözleri üzerine)
Çağırıyoruz, kaçıyorlar işte. Senelerdir çağırıyoruz. Hatta dedik “seni limuzinle aldırayım” dedim, “beş yıldızlı otelde tutalım, para da vereceğiz üstüne” dedik. Adam kaçıyor. Kaçıyor, ne yapalım? Zorla mı getireceğiz? Panik vaziyette adam.
(“Bayanlara niye iltifat ediyorsunuz?” sorusu üzerine)
Sen sevgisiz yaşamışsın. Sevgiyi, muhabbeti bilmiyorsun. Coşkuyu bilmiyorsun, aşkı bilmiyorsun; şaşırıyorsun. Şimdi görmeyen adama ışığı tarif etsen anlamaz, bilemez. Bağları, bahçeleri tarif etsen bilemez. Allah vermesin, tabii o bir sevaba girer, çok büyük sevaptır öyle olmak ama yani doğuştan ama olana anlatsan bilemez haklı olarak. Şimdi de Allah senin kalbinden sevgiyi almış. Ben sana anlatsam nereden bileceksin? Şaşırıyorsun. Bunlar edişmeye, kavgaya alışmışlar. Mesela var ya, hanımlarla kavga ediyorlar, bağırıyor çağırıyor, dövmeye, üstüne yürüyor falan. Onu çok makul görüyor. Buz gibi bir suratla, soğuk bir suratla konuşmayı çok makul görüyor, iltifat etmemeyi. Gönül almayı da çok çirkin görüyor. Bu bir hastalık. Allah sana hidayet versin, Allah aklını artırsın. Peygamberimiz (sav)’e bir adam geliyor, diyor ki; “Ya Resulullah, sen ne kadar çok seviyorsun torunlarını. Benim de var torunlarım ama hiç öyle sevmem ben” diyor. “Allah sana sevgiyi vermemiş, ben ne yapayım?” diyor Peygamberimiz (sav), “Allah kalbine sevgiyi vermemiş, ben ne yapabilirim sana?” diyor inşaAllah. Şimdi bunlar da aynı mantıktalar. Allah kalplerine sevgiyi vermemi, anlamıyor adam. Anlatsan da anlamıyor, inşaAllah.
Peygamberimiz (sav) yolda giderken Ebu Cehil’e rastlıyorlar. “Ya Ebe’l Kasım” diyor, onun şeceresiyle, ismiyle anmak istemiyor. Güya kendince küçük düşürecek böyle, ahmak. “Ne kadar çirkin insansın” diyor. Resulullah (sav) “doğru söyledin” diyor. Sahabeler şaşırıyorlar. Peygamberimiz (sav) ile beraber yine yolda yürümeye devam ediyorlar. Hz. Ebubekir (ra) ta uzaktan bakıyor. Aşkla bakıyor böyle, muhabbetle. “Ya Resulullah, ne kadar güzel insansın sen, maşaAllah” diyor. Ama doymuyor tabii sevgiye. “Doğru söyledin” diyor Peygamberimiz (sav). Sahabeler soruyorlar, “her ikisine de ‘doğru söyledin’ dediniz ya Resulullah, nedir bunun hikmeti?” diyorlar. “Ben bir aynayım, bana bakan kendini görür” diyor, inşaAllah. Şimdi münafığa sorarsan, bana bakış açısı kim bilir nasıldır. Ama bir Allah aşığına sorarsan bambaşka olur tabii inşaAllah.
Televizyonlarda da yoğun olarak “Hz. Mehdi (as) gelmeyecek” programları yapılmaya başlandı. Şimdi bak bir daha söyleyeyim de iyice kalplerine bir ferahlık gelsin. Ben bayağı akılcı bir adamım. Yani hurafeye de ciddi şekilde karşıyım. Açık, net söylüyorum; Hz. Mehdi (as) geldi. Hz. İsa Mesih (as) da geldi. İttihad-ı İslam da net olacak ve göreceksiniz.
Akıl almaz bir Musevi nefreti var, akıl almaz bir Hıristiyan nefreti var. Başı açık hanımlara karşı akıl almaz bir nefret var. Kendi cemaatlerinden olmayanlara karşı acayip bir nefret var. Alevi, Caferi, Vahabi kardeşlerimize karşı acayip bir nefret var. Kimlerde? Yobaz takımında. Münafıklarda. Allah bunlara akıl, fikir versin. “Adın ne?” desen; nefret. “Soyadın?”; kin.
(İçişleri Bakanımızın Sayın İdris Naim Şahin’in, PKK’nın komünist olduğunu açıklaması ile ilgili)
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin. Helal olsun bu bakana. İçişleri Bakanı, ben tanımıyordum, konuştukça tanıyoruz, helal olsun. Yedi ceddine rahmet olsun. Bak “Solculuk adına yapılan özentilerle üretilen, türetilen bir şer örgütü, bir bölücü örgüt. Sosyalizm kalmadı, komünizm kalmadı, Mao, Stalin, Lenin gitti, neredeyse Castro da gitti gidiyor galiba ama bunların hepsinden kokteyl oluşmuş sapık ideoloji,” diyor. Komünist örgüt diyor PKK için. Helal olsun. Sayın Bakanımı bir kere daha tebrik ediyorum. Helal süt emmiş, koçyiğitmiş, helal olsun. Bak birçok kişi korkuyor, ağzına alamıyor. Ama Bakanımıza helal olsun, açık açık söylüyor komünist olduklarını. “iğrenç ideoloji üzerine inşa edilmiş bölücü bir örgüt 30 senedir bu memleketi meşgul ediyor. Bu durum, gencimi, yaşlımı, köylümü, Muğlalımı da Hakkarilimi de zaman zaman üzülme uğruna başının önüne eğilmesine vesile oluyor. Bu Türk milletine yakışan durum değildi, olamazdı. Biz büyük devletiz. Biz büyük güç sahibiyiz. Ordumuz, polisimiz, güvenlik güçlerimizle büyük bir gücün sahibiyiz. Olmamalıydı, olamamalıydı” diyor. Helal olsun Bakanımıza. “Bu millet varlığını da değerlerini, değerlerin en yücesi olan devletini, kurumlarını, kültürlerini, bu topraklarda gök kubbe çökmedikçe,” bu benim sözümdür aynı zamanda “gök kubbe çökmedikçe, yer küre var olduğu müddetçe yaşatmaya inadına, şüphesiz şekilde kararlıdır.” Yedi ceddine rahmet olsun Bakamın, helal olsun sana. “Bunu herkes bilsin. Türkiye'deki, Türkiye dışındaki de hesabı olan herkes bilsin. Biz buyuz, buradayız sonuna kadar” diyor, helal olsun. “Benim Kürt kardeşim merttir, yiğittir, şereflidir, onurludur.” maşaAllah, sürekli söylediklerimizi Bakamınız aynısıyla söylemiş. MaşaAllah. “Dinine müslimdir. Hatta dininin kıyafetine bile düşkündür. Yerine göre sarığını bile dini anlayışından dolayı çıkarmayı bir sıkıntı kabul eder.” Kimi kastediyor? Bediüzzaman’ı. Said Nursi Hazretlerini. Yedi ceddine rahmet olsun Sayın Bakamın, helal olsun sana. “Halbuki dinsizliğin, namussuzluğun, ahlaksızlığın adresi bir teşkilat, benim Kürt kardeşimi sahte cuma namazlarıyla, sahte iftar sofralarıyla, sahte imamlarıyla ve sahte siyasetçileriyle kandırmaya çalışıyor. Dinsizliğin, inançsızlığın, şerefsizliğin, ahlaksızlığın, her türlü melanetin adresi o terör örgütüdür.” diyor, PKK’dır. “Bunu ben söylemiyorum. Ben söylüyordum, artık onlardan gelen itirafçılar da bunu söylüyor.” diyor. “İtirafçılar da aynı şeyi söylüyor” diyor, helal olsun. “2.5 sene de 3 defa banyo yaptırdılar. O da derede soğuk suda deterjanla” diyormuş çocuklar, o PKK’lılar. “Domuz eti getirdiler yemek istemedim.” diyor çocuk, PKK’lı.“‘Yemeyenleri dövüyorlar. Aralarında her türlü gayri insani, gayri ahlaki cinsel ilişkiler alabildiğine var. Ne aile hayatı ne de insan şerefi var’ diyor. Özellikle kandırıp, korkutarak götürdükleri benim Kürt ailelerimin kızlarını kirleterek kullanıyorlar ve sonra da beline bağladıkları bombalarla şehirlere gönderiyorlar. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı günü Bingöl'ün Genç ilçesinde canlı bomba terörist bir kadın ve ona mani olmak isteyen Hatice Belgin... O da kadın. İkisi de Kürt. Eğer Kürt'lük bir meseleyse. İnsanları etnik unsurlarına göre değil insan olarak kabul ediyoruz. 75 milyonu bir ve beraber kabul ediyoruz. Ama onlar öldürüyorlar, korkutuyorlar, kandırıyorlar kaçırıyorlar.” diyor. Helal olsun. MaşaAllah. Bakanımıza helal olsun. Delikanlıymış. PKK’nın komünist olduğunu açıkça söyleyen ilk bakan olabilir. Sonuna kadar yanındayız Bakanım, sonuna kadar, bütün millet olarak. Tozunu toprağını birbirine at bunların, inşaAllah. Komünist olduklarını haykırarak söyle. Evliya kol geziyor. Bütün ulema, evliya, Müslümanlar, Türk milleti, hepsi senin yanında. Gönlün rahat olsun, inşaAllah.
(Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarına 1999 yılındaki operasyonda işkence yapılması hakkında)
Güya bana işkence yaptılar. Adil Serdar Saçan, iki ayağıma da elektrik vermişlerdi. “Çok canım yandı, ayağım çok sızlıyor şu an” dedim. Yani “tedavi edecek bir şey, bir ilaç gibi bir şey var mı?”. “Tamam” dedi Adil Serdar Saçan, ayakkabısının topuğuyla ezdi. Hani çivi çiviyi söker derler ya, herhalde o da o kafada mıdır, nedir? Ben anlamıyorum. Tırnak, et yuvasını kopardı. Sağ ayağımın şu an o tırnağı muhafaza eden, ette olan yuva yok. Yani tırnak köşesi yok. Koparttı. Ama ben şikayetçi olmadım. Arkadaşlarım şikayetçi oldular. Mahkemeyi sudan bahanelerle sürekli uzatan bir şey içerisindeler. Yok,“şu olsun”, yok,“bu olsun”. Sürekli mahkeme de atıyor o yüzden. Bak “ben gördüm ayağını, sargılıydı” diyor. Şeyde de ayağımı sardılar, o muayeneye gittiğimde de. Ama ben söylemedim. “İşkenceden oldu” demedim. Bir şey demedim. Biz Hz. Ali (ra) gibiyiz, bize isterse 17 kurşun sıksınlar bir şey fark etmez Allah’ın izni ile de. Yani ayıp yapıyorlar. Ayıp yapıyorlar. (Zeynep Hanım: Bütün camlar açıktı, çok soğuktu, herkesin üstü ıslaktı. Özel ıslatmışlardı herkesin üstünü. Onları da gördük. Bize de yapıldı zaten. Betonda oturuyordu herkes.)Bir hafta betonda. Elimiz arkadan bağlı, gözümüz bağlı. “Hiç uyumadım, şöyle bir çözün de bir beş dakika şöyle uzanayım” dedik. Asla, hiçbir şekilde müsaade etmediler.
(Bir hanım izleyicimizin “Allah’ı, dini çok sevmemize rağmen biz kadınlara bu dini sürekli “buçuk, “eksik etek”, “alınıp satılan mal” muamelesi yapıyormuş gibi lanse eden yobaz kafaların elinden bizi kurtardınız”şeklindeki sözleri üzerine)
Adamlar utanmıyor da. Kadına alenen buçuk diyorlar. Ben kaç kere gördüm. Yazıyor, kitaplarında yazıyor. “Buçuk” diyor. Ne utanmazlık! Kadına buçuk denir mi? Ne büyük terbiyesizliktir bu. Dünyanın süsü onlar. Ne güzel, ne tatlı varlıklar. Senin annen, bacın, kardeşin, eşin. Terbiyesiz, “buçuk” denir mi?
(Aynı izleyicinin “Rabbimiz’in bizi erkeklerden daha akılsız yarattığı imajını yıktınız” sözleri üzerine)
Bilakis daha akıllıdır kadınlar. İsterseniz deneyelim. Daha akıllıdırlar. Hakikaten getirsinler isterlerse. Eğer Halep oradaysa arşın burada. İnşaAllah.
Peygamberimiz (sav) zamanında hanımlar beraber, hep birlikte savaşa gidiyorlardı. Hanımlar tef çalıyorlar önde, marş söylüyorlardı. Erkeklerle hep birlikteydiler. Hacda da hep beraberdiler. Peygamber Efendimiz (sav) hanımlara bakıyordu, beğeniyordu, hoşuna gidiyordu, evlenmek istiyordu. Allah diyor ki “artık ne kadar beğensen de, hoşuna gitse de” diyor, bak detay veriyor Allah, “beğensen de hoşuna gitse de bundan sonra onları nikahlamayı sana haram kılıyorum, yasak sana” diyor. “Ama” diyor, “ama”, bak Cenab-ı Allah rahmetinden, “eğer gönüllü olarak kendilerini hibe ediyorlarsa ve cariye olarak da gelmek istiyorlarsa onlar sana helal” diyor. Çünkü orada hibe olduğunda yahut cariye olarak olduğunda yani gönüllü cariye, azadlı cariye olduğunda her hangi bir mehir vermesine ihtiyaç yok. Yani İslam hukukuna göre, o devirde. Bir de miras hukukuyla ilgili bir konu olmuyor.
Atatürk bizim milletimizin hepsinin hüsnü kabulünü kazanmış, milletimizin sağduyuyla sevdiği, değer verdiği, akıllı, aydın, kaliteli bir Osmanlı paşasıdır. Atatürk’ü kimse yıkamaz, kafanı takma. Bir şey olmaz yani inşaAllah. Bir de biz varız burada evelAllah. Öyle bir hikaye olmaz, inşaAllah.
Bir de bizim açtığımız işkence davasında, daha önce Emre Çalıkoğlu kardeşimiz, bizle beraber işkence gören Emre Çalıkoğlu dava açmıştı. Onun davasında mahkeme bu ekibi toptan yargıladı ve işkence yapılmıştır dedi mahkeme. Yargıtay’a gitti, Yargıtay da “evet işkence yapılmıştır” dedi. “Ama kimin yaptığını tespit edemedik” dediler. Bu sefer de arkadaşlarımız “şu, şu şu” diye gösterdiler kimlerin teşhis ettiğini. Yani “işkence yapıldı mı, yapılmadı mı?” diye bir konu yok. İşkencenin yapıldığı kesinleşti mahkeme kararıyla. Bize işkence yapıldığı mahkeme kararıyla kesinleşti çünkü Yargıtay onadı. Yargıtay onadı mahkeme kararını. İşkencenin yapıldığı kesin, net. Sadece kimin yaptığını tespiti mevzu bahisti, görgü şahitleri de saydılar “şu, şu, şu, şu.” Şimdi mahkeme kararını bekliyoruz. Eğer zaman aşımına sokmazsa bu uyanıklar tamamdır. Zaman aşımına sokarlarsa helal olsun, yani Türkiye’de bir ilginç olay olmuş olacak, inşaAllah.
Hanımların siz kalbiyle, imanıyla ilgileneceksiniz. Kıyafetine kafanızı takmayacaksınız. Kıyafet kimine göre çarşaftır, kimine göre de yoktur. Tam şimdi isimlerini hatırlamıyorum da hangi hocalar olduklarını; Kuran’da böyle bir ifade yok diyorlar. “Humur” hakikaten, başörtüsü diye bir kelime yok. Bir örtü diye kelime var. Kuran’da alenen, “başınızı örtün, kadınlar başını örtsün, başını örtmezlerse şöyle olur” diye bir hüküm yok. Bu kesin, bu doğru. Ama sahih hadislerde var. Biz hadise bakarız bu konuda. Yani Kuran’ın tefsiri olarak hadise bakarız. Kuran’da yok. “Kuran’da var” diyenler doğru söylemiyorlar, Kuran’da yok. Onun için Kuran’da olmadığını iddia edenler de “başörtüsü yoktur” diyorlar. Biz onlara da saygı duyuyoruz.Ben onlara saygı duyuyorum. Yok diyor. Çünkü “humur” masa örtüsü için de denir, herhangi bir örtü. “Göğüslerinin üstüne örtüyü vursunlar” diyor ayette. “Başörtüsü” diye bir kelime geçmiyor. “Geçiyor” diyenler doğru olmadığını biliyorlar. Böyle bir şey doğru değil. Müslüman doğru konuşacak. Ama hadise baktığımızda, İslam tarihine baktığımızda bunun başörtüsü olduğunu anlıyoruz, “humur” kelimesinin, tamam. Bana göre bu böyledir. Hangi, ne tür başörtüsü? Bana göre çarşaf. Yani ben normal başörtüsünün de orada kastedildiğine inanmıyorum. Yani diyorlar ya hani, “başörtüsü”, hanımlar giyiniyor. Bence o da değil. Bence çarşaftır. Ama “ben başörtüsü olarak anlıyorum” diyor ya, ben ona da saygı duyuyorum işte. Onlar da yüzde yüz Müslüman’dır. Onlar da tamam, onlar da doğru yolda. “Başörtüsü yok, Kuran’da yok” diyorsa ben ona da saygı duyarım. “Başörtüsü yok” diyorsa “Kuran’da yok” diyorsa ben ona da saygı duyarım. Ama benim inancıma göre var ve çarşaf olarak var. O da bana saygı duyacak. Hepsi yüzde yüz Müslüman’dır inşaAllah.
İmanı önemlidir insanların. Başörtüsü, ne olacak adam bir metre bir kumaş olur, alır başına sarar. O onun Müslüman olduğunu göstermez.
(Bir izleyicinin “Sohbetlerinizi izliyorum, mantıklı yönleri var. Evrime inanırım ama size de sempati duymaya başladım” sözleri üzerine)
Biraz daha incele bizi, baştan sona haklı olduğumuza inanacaksın. Evrim diye bir olay yok. Allah adına yemin ediyorum, sizi kandırıyorlar ve çocuk gibi kandırıyorlar. Yapmayın, etmeyin. Protein, dantel gibi bir yapılanma. O kadar karmaşık, o kadar ince ki. Ve çok hassas bir maddedir protein. Tesadüfen meydana gelmesi teknik olarak imkansızdır. Bir proteinin oluşması için, proteine ihtiyaç vardır. Bu ne demektir? Sıfır ihtimal. Bunu kim söylüyor biliyor musun? Evrimciler söylüyor. Ben söylemiyorum, onlar söylüyorlar. Ben de söylüyorum da yani onlara da katılıyoruz biz. Bütün evrimciler ittifakla diyorlar ki, “bir proteinin olması için başka bir proteine ihtiyaç var”.Bu sekiz işareti ile ifade edilen imkansızlığı göstertir. Sıfır ihtimaldir.
(“Enbiya Suresi 104. ayette; ‘Göğü tekrar eski haline dönüştüreceğiz’ derken günümüzdeki gibi mi olacak?” sorusuna cevaben)
Yok, “bambaşka bir yaratılış” diyor Allah ayette. Bir kere diyor ki Allah; “O gün görüş keskindir” diyor.“O gün görüş keskindir.” Bu hayat bize nasıl gelecek o zaman, görüş keskin olunca nasıl olmuş oluyor? Rüya olarak. Ama net, samimi kanaatiniz olarak, yani hatta yemin de edecek hale gelirsiniz, “rüya gördük” diyeceksiniz.Ama çok net bir rüya, o kadar. Orada “asıl hayat bu” diye kanaat getiriyorlar.Halbuki o da bir rüya. Yani o da bir görüntüdür. Tamam, maddenin aslı vardır ama görüntüsünü görürüz. O uyanışta, zaten şaşırıyor, ilk tepkisi ne, ne diyor?Yani yerden ayağa kalkıyor, birdenbire, toptan. Kısa süre bir şaşkınlık geçiriyorlar. Anlayamıyorlar yani, öldüklerini anlamıyor, hafızasını kaybettiği için. Kişiler hafızalarını kaybediyorlar. Dünya hayatını hatırlayamıyorlar o anda. “Bizi kim kaldırdı?” diyorlar. Çağırıcı, uzaktan bir ses onları çağırdığında bir noktaya doğru koşmaya başlıyorlar topluca. Orada bir şey var zannederek. Bütün topluluk. Orada anlıyorlar. “Eyvah bu din günü. İşte kastedilen bu. Biz öldük ve dirildik” diyorlar. O zaman anlıyorlar. Yoksa anlayamıyorlar. “Gökler başka göklere” diyor Allah,“başka göklere çevrildiğinde” diyor. Aynı gök, demiyor. Başka gök, diyor. Bütün fizik, kimya kanunlarının tamamı değişiyor. Her şey değişecek. Mesela vücutta kan yok ama vücut sağ. Nasıl oluyor? Kalp var ama süs olarak var. Kan taşımıyor, kan yok vücutta. Kan olmadan yaşıyor insan. Su içiyor; tonlarca, milyonlarca tonyiyecek yiyor. Hiçbir etkisi olmuyor vücuduna. Yani vücudunda kalıyor o yiyecek, yediği yiyecek. Trilyonlarca ton yiyecek, yemek yiyor;trilyonlarca litre içecek içiyor, cennet içeceği içiyor, o vücudunda kalıyor. “Sadece” diyor Peygamberimiz (sav) hadiste, “misk gibi, amber gibi hafif bir ter kokusu, nefis bir ter kokusu, ter çıkar. O şekildedir o yiyeceğin vücudundan çıkması. Çok hoş, çok insanları mest eden güzel bir koku, hafif bir ter gibi güzel bir koku yayılır vücudundan, odur” diyor inşaAllah. Madde o hale dönüşüyor. Mesela bu da fizik kanunu işte. Maddeyi Allah o şekle getiriyor. “Hafif bir terleme, çok hafif bir terleme ama misk-ü amber kokusunda. O şekilde vücuttan ayrılır yiyecekler” diyor. Ama katrilyonlarca ton yiyecek. Ayrılma şekli böyle. İnşaAllah.
Şu kılık kıyafete önem verdiğiniz kadar insanların imanına önem verseniz konu hallolacak. Bir; insanların imanına önem vereceksiniz, iman hakikatleri. İki; Kuran mucizelerini insanlara öğreteceksiniz. Üç Kuran’ın hükümlerini öğreteceksiniz. Kuran’ın sevgi olduğunu, barış dini olduğunu, güzel ahlakı, sanatı, bilimi anlattığını göreceksiniz. İman hakikatlerinin önemini göreceksiniz. Kılık kıyafet de benim görüşüme göre “celabib”, “cilbap”. “Cilbap” bana göre çarşaf. Bana saygı duysun adam. Benim inancım bu. Bir başkası da “ben gömleği o anlamda anlıyorum, ceketi anlıyorum”, diyebilir. Ben ona da saygı duyarım. “Adam uzun bir gömlek giyer, ben de bu anlamda anlıyorum”, der. Ben de siyah çarşaf anlıyorum. Bak beyaz da değil. Siyah çarşaf anlıyorum “cilbap” dendi mi. Benim anlayışım bu. Kadınlara çok yakıştığına inanıyorum. Bayağı da güzel olduğuna inanıyorum. Ama Kuran’da “başörtüsü” diye bir kelime geçmiyor, bu doğru. Bu konuda dürüst olsunlar. Orada samimiyetsiz konuşmaya gerek yok. “Var” diyor. Neresinde var Kuran’da? Yok öyle bir ifade. “Örtülerinizi göğüslerinizin üzerine vurun” diyor. “Cilbap”tan anlıyoruz, benim anladığım. Çarşaf olduğunu oradan anlıyorum. Çarşaf. Ve siyah çarşaf bana göre. Ve sahih hadislerden anlıyoruz. “Nur Suresi’nde geçiyor” diyor. Geçmiyor. Niye doğruyu söylemiyorsunuz? Bir hanımın imanı önemlidir, Allah’tan korkması, helale, harama dikkat etmesi çok önemli. Yorumuna da saygı duyarım. Yani herkesin yorumuna saygı duyarım. Kuran’ı çeşitli yorumlayan insanlara saygı çok önemli. Ben Alevi kardeşlerime saygı duyuyorum, Şii’lere saygı duyuyorum. Ben Sünni’yim. Sünniler de Şii kardeşlerime saygı duyuyor. Böyledir.
(Bir izleyicinin “iman hakikatlerinin ve tahkiki imanın önemini anlatarak zayıf imanlı yobaz takımının günah işlerken iç huzurlarını kaçırdığınız için size karşılar. O yüzden iyi Müslüman geçinen birçok kişi, ilk defa gündeme geldiğinde Kuran’da matematik mucizesi bilgilerine ateistten daha fazla tepki göstermişlerdir” şeklindeki sözleri üzerine)
MaşaAllah, maşaAllah kardeşimize. Bak şuurlu Müslüman’ı görüyor musun? Hakikaten o çocuk, Ömer Çelakıl çıktığında, nerdeyse çocuğu öldürecekler… Kalkıp dövecekler yani, o kadar öfkelenmişlerdi. Ne diyor o? Kuran’da matematik mucize var diyor. Doğru. İspat ediyor, gör, bak. Yalan mı söylüyor? Doğru. Yeri göğü birbirine kattılar, “şifreci, mifreci” diyerek. Var, doğru.
(Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’in Batman’ı ziyareti sırasında Batman’lı kardeşlerimizle yerde oturup sohbet etmesi hakkında)
MaşaAllah, bak, bu çok güzel. İşte milletimizin seveceği, hoşlanacağı şeyler bunlar. Onlarla iç içe olmak, onları sevmek, onlara muhabbet göstermek, onlar gibi yaşamak. Çok güzel, helal olsun. İsabet olmuş.
(Bir izleyicinin “Azerbaycan’ın topraklarının bir kısmı Ermeni işgali altında, durum böyleyken siz Ermenistan ile sınırların açılmasını istiyorsunuz. Türk İslam Birliği kurulurken nasıl olacak, Ermenileri destekleyen bir Türkiye’nin yanında Azeriler de olacak? Sizden hiç beklemediğim bir tavırdı bu” şeklindeki ifadeleri üzerine)
Benden beklediğin bir tavır olsun. Çünkü aksi durumda Ermenistan’la savaşmamızı istiyorsun demektir. Savaşacaksın, biraz daha toprağını kaybedeceksin, savaşacaksın, biraz daha insan ölecek, savaşacaksın, biraz daha acı gelecek. Onların canı yanacak, senin canın yanacak. Onlardan insanlar ölecek, Müslümanlardan şehitler olacak. Sonuç? Sonuç yok. Benim dediğimde sonuç var. Çünkü Ermenistan’la sınırlar açıldı mı, pasaport kalktı mı, Ermenistan’ın zaten hepsi senin o zaman. Tamama senin olmuş oluyor. Tamamı Azeri toprağı olmuş oluyor. İstediğin gibi kullan. Kardeş olmuş oluyorsun. İç içe olmuş oluyorsun. Toprak olup, tapusu bizim cebimizde olunca mı bir anlamı olacak? Mühim olan oralara rahat rahat girip çıkmak, oralarda tesisler kurmak, fabrikalar kurmak, imkanlar oluşturmak, kardeşçe yaşamak. Ne fark eder? Ermeni kardeşlerimiz de buraya gelecekler, Türkiye’ye gelecekler. Burada da ev edinecek, tarlası olacak, iş yeri olacak. Ne fark eder? Onlar da Türkiye’yi istediği gibi kullanacaklar. Biz de orayı istediğimiz gibi kullanacağız. Kardeşiz. Azerbaycan da. Kuru toprak neye yarar, bomboş toprak? İnsanla toprak anlam kazanır. Türk İslam Birliği’nin koçyiğitleri her yerde olduktan sonra her yer bizim vatanımız olmuş oluyor. Onun için, bu kafa kafa değil. Ermenistan’ın iddia edilen Ergenekon terör örgütü var. Onların da derin devleti var. Oranın derin devletinin yaptığı bir rezalet bu. Zaten bak kendin de diyorsun burada; “Emeni Anayasa Mahkemesi’nin aldığı karar sebep olmuştur. Ermeni Anayasa Mahkemesi’nin kararının arkasında Rusya faktörünü göz önünde bulundurmak gerekir.” Rusya’nın yapacağı bir şey yok orada. Orada bir mafya oluşturmuşlar, Ermenistan’da. Ermeni mafyası, Ermeni devlet mafyası var. Konu bu. Kazakistan’da da var devlet mafyası, orada da var devlet mafyası. Türk İslam Birliği oldu mu devlet mafyasının “m”si kalmaz. Hiçbir şeyi kalmaz. Toz duman olurlar. Onun için, Türk İslam Birliği’ne bir an önce geçmek, İttihad-ı İslam’ı oluşturmak, Ermenistan’la sınırları kaldırmak. Ermenistan küçücük toprak, ne istiyorsunuz Ermenilerden? Bir avuç insan var orada. Ufacık bir toprak parçası. Açalım sınırları, uçsuz bucaksız Türklük alemi var. Ne derdiniz? O zaman işgal edilen topraklar da otomatik olarak zaten açılmış oluyor. İstediğin gibi kullanırsın. Ecdadının toprakları. Git orada lokanta aç, hastane aç, ne yapıyorsan yap. Kimse sana bir şey demez. Ama önce bu dostluğun, bu kardeşliğin oluşması gerekir. Sen Ermeni’ye düşman olursan o da sana düşman olur o zaman. Düşmanlık düşmanlığı, düşmanlık düşmanlığı sonu gelmeyen bir açmaz ve kilitlenme sistemine doğru gider o zaman. Bu dediğimde kurtuluş nettir, çok açıktır.
(Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Fatma Şahin’in, bundan böyle kadına şiddet davalarında doğrudan müdahil olmasıyla ilgili)
Şimdi sopa yedikten sonra müdahil olmak değil de o olaya baştan engel olmak çok önemli. Olay olduktan sonra adam hapis yatsa ne olur, yatmasa ne olur? Kadının ağzı burnu paramparça olduktan sonra, kadın dövülüp sövüldükten sonra, yaralandıktan sonra ne o? Anlamı yok onun.
(Bir kardeşimizin, İstanbul’un Pendik ve Kartal ilçelerinde camilerde, internet kafelerde, çay ocaklarında kurduğu stantlarla kardeşlerimizin Harun Yahya kitaplarına ulaşmasına vesile olması hakkında)
MaşaAllah. Bak, benim canım kardeşlerim fakirler, imkansızlıklar içerisinde, zor şartlarda bak her yeri nurlandırıyorlar, her yeri mescit gibi yapıyorlar. Her yerde ışık ve sıcaklık yayıyorlar. Kuran’ın, İslam’ın sıcaklığını. Yedi ceddine rahmet olsun, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Allah her harfine sevap versin. Oradaki kitapların içindeki her harf karşılığı kadar gani gani sevap versin Allah. MaşaAllah aslanımıza.
(Okulunda iki tane Yaratılış Atlası olduğunu ve sayısının yeterli olmadığını söyleyen bir izleyiciye cevaben)
Bu tip kitaplarda, Yaratılış Atlası sadece orada durması, açmasına gerek yok. “Bu kitap, Yaratılış Atlası evrime cevap veriyor” dediğinde adam zaten felç olur. 7 kiloluk kitap. Ona 7 milyon kilo gelecektir o, altından kalkamaz onun. Çünkü o kitabı okumadıktan sonra evrime inanamaz. Osmanlı döneminde nasıl olmuştu? Çok az sayıda, Osmanlı’ya Türlerin Kökeni kitabı geldi. Çok az sayıda. Taş baskı artık. Türlerin Kökeni. Osmanlı aydınları kitabı gördüler,bazen adını duydular; evrime inandılar. Şimdi de Yaratılış Atlası’nı adamın görmesi yeter, duyması da yeter. Böyle bir kitap okulda var dedin mi okul bitti zaten. Usul budur. Adabı budur bu olayın. Her mahallenin bir delikanlısı olur. O kütüphanenin delikanlısı da Yaratılış Atlası’dır. Orada olması diğerlerini tırsıtır, inşaAllah.
(Sayın Dışişleri Bakanımızın “İran’a karşı hiçbir müdahalenin yanında yer almayız” şeklindeki sözleri ve İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salih’in “İran’daki bazı yetkililerin Türkiye aleyhine yaptığı açıklamalar devletin görüşünü yansıtmamaktadır. İran’ın Türkiye’ye resmi bakışı derin kardeşlik ve dostluk esasına dayalıdır” şeklinde açıklamada bulunması ile ilgili)
Ama işte bu kadarla bırakmasınlar, İttihad-ı İslam’ı yapsınlar. Yani bu lafta kalmış oluyor. Olmaz. bununla bırakmak… Bunu fiiliyata geçirmek zor mu? Sırf Pakistan, Türkiye, İran birleşmiş olsa iş biter. Konu bitti. Boydan boya o coğrafya bitti. Ondan sonra yanlardan herkes katılır. Sürekli bunu bekletmenin bir alemi yok, inşaAllah.
(Kanuni Sultan Süleyman'ın, Fransa’da dans yaygınlaştığı haberini aldığında Fransa Kralı Fransuva'ya yazdığı mektup hakkında)
Kanuni’nin Fransa’da dans yaygınlaştığında dansın ortadan kaldırılması için uyardığı bir yazı var, Kanuni’nin gönderdiği. O devrin Allahualem tek kabadayısı o, inşaAllah. Fransa’da bir yıl millet dans yapamamış. Acayip Allahualem şey olmuş, gadab-ı şahanesine sebep olmuş.
“Ey Fransa kralı Fransuva!
Sefir-i kebirimden aldığım mazhara göre malumatım oldu ki, memleketinde dans namında alamele-innas fuhşiyyat ve lubiyat yapıyormuşsun. İş bu name-i hümayunumun eline vusulünden itibaren bu mel'anet ve rezalete son vermediğin takdirde Orduyu Humayunumla gelip seni kahretmeye muktedir olurum!!!"
Adam “abo” demiş böyle deyince, tırsmış. Bir yıl Fransa’da dans olayı olmamış. O zaman Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları Avrupa ortalarındaymış. Fransa’ya dayanıyormuş Osmanlı’nın sınırı. “Bu dansın ilk yapılmaya başladığını duyan Kanuni zamanın Fransa Kralına bir mektup yazdı. Kanuni’nin Fransa Kralıına yazdığı tarihi mektup aynen şöyle:
Ey Fransa kralı Fransuva!
Sefir-i kebirimden aldığım mazhara göre malumatım oldu ki, memleketinde dans namında alamele-innas fuhşiyyat ve lubiyat yapıyormuşsun. İş bu name-i hümayunumun eline vusulünden itibaren bu mel'anet ve rezalete son vermediğin takdirde Orduyu Humayunumla gelip seni kahretmeye muktedir olurum!!!” diyor. O zaman olaylar Allahualem çok değişikmiş. Yani Allahualem o Avrupa’da tek delikanlı, maşaAllah. Ama onun da bir yıl korkup vazgeçmesi inanılır gibi değil. Çok acayip.
(Bir izleyicinin “Hocam bugün cenaze var, cenaze varken böyle neşeli olmanız olur mu?” şeklindeki sözleri üzerine)
Her gün cenaze kalkıyor. O kafaya göre bizim her gün ağlamamız lazım, senin kafana göre. Ne alakası var? Şehit olmuş oluyor, sevinç duyarız. Allah’ın huzuruna gidiyor, sevinç duyarız. Allah’ın huzuruna gitmek azap vesilesi mi? Şu lafa bak. “Nasıl neşeli oluyorsunuz böyle, cenaze var” diyor. Cenaze olmadık gün var mı Türkiye’de? Her gün cenaze olur. Her gün sabaha kadar ağlayacak mıyız? Nerden çıkartıyorsun bunu? Sevinç duyulur Allah’ın huzuruna gitti diye. Şeb-i Aruz, bak Hz. Mevlana’nın, nedir? Allah’a kavuşmanın sevincidir Şeb-i Aruz, inşaAllah.
(Kardeşlerimizin A9 ve Türk İslam Birliği tanıtımlarında kullanmak için bir araç tahsis etmeleri hakkında)
Hay maşaAllah, maşaAllah. o arabanın her metre ilerlemesi için Cenab-ı Allah sana bir sevap versin. MaşaAllah.Her santimi için Allah sana sevap versin, maşaAllah. Aferin benim koçuma maşaAllah. Allah sana da cennette böyle cennet vasıtalarıyla gezmeyi nasip etsin. Çok güzel.Bak, bize oturup akıl vermiyorlar, hizmet ediyorlar. Bir kısmı da bana habire akıl veriyor.
(Kanuni Sultan Süleyman’ın, savaşta yenilerek esir düşen ve kendisinden yardım isteyen Fransa Kralına yazdığı mektup hakkında)
“Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah'ın yeryüzündeki gölgesi” diyor, inşaAllah Allah gölge olarak yaratıyor onu. “Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve Azerbaycan'ın ve Şam'ın ve Halep'in ve Mısır'ın ve Mekke ve Medine'nin ve Kudüs'ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen'in ve nice memleketlerin sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Han'ım.” Allah Allah Allah Allah yedi ceddine rahmet olsun”. Zamanında olsaydı da mübareği görseydik. “Sen ki Fransa vilayetinin Kralı Fransuva’sın. Hükümdarların sığındığı kapıma elçinizle mektup gönderip, ülkenizi düşman istila edip, şu anda hapiste olduğunuzu bildirip, kurtuluşunuz konusunda bizden yardım talep ediyorsunuz.” Allah Allah, delikanlıyı görüyor musun? “Söylediğiniz her şey dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur. Her şeyden haberdar oldum. Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek bir şey değildir. Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. Böyle bir durumda atalarımız düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri kalmamışlardır. Biz de atalarımızın yolundayız ve daima memleketler ve alınmaz kaleler fetheylemekteyiz. Gece gündüz daima atımız eyerlenmiş ve kılıcımız belimizde kuşatılmıştır. Yüce Allah hayırlara bağışlasın. Allah’ın istediği ne ise olur. Bundan başka haberleri, gönderdiğiniz adamınızdan öğrenesiniz… Böyle biliniz…”. “Gereğini yapacağım” diyor. Delikanlı dediğin böyle olur maşaAllah. Ama Sultan Süleyman ne muhteşem insanmış. Şu üsluptaki delikanlılığa bak, maşaAllah.
Kanuni Sultan Süleyman şahane mektup yazmış. Delikanlı dediğin böyle olacak. Baksana, adam “beni kurtar” diyor, “çok yaptık” diyor “daha önce bu tip şeyler”. Ama hitap dehşet, maşaAllah. Muhteşem yani.
“Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah'ın yeryüzündeki gölgesi” diyor. Yani “Allah gölge olarak yaratıyor beni” diyor. “Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin” sayıyor, sayıyor maşaAlah. Şu uçsuz bucaksız imparatorluğa bak, maşaAllah. “…Yemen'in ve nice memleketlerin” yani “saymadım daha” diyor. “nice memleketlerin sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Han'ım. Sen ki Fransa vilayetinin Kralı Fransuva’sın.” Adam psikolojik olarak çöker. Bak “Hükümdarların sığındığı kapıma” diyor. Hükümdarlar kapıma sığınıyor diyor. “kapıma elçinizle mektup gönderip, ülkenizi düşman istila edip, şu anda hapiste olduğunuzu bildirip, kurtuluşunuz konusunda bizden yardım talep ediyorsunuz. Söylediğiniz her şey dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur.” Bak “Söylediğiniz her şey dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur. Her şeyden haberdar oldum”. Bak “Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek bir şey değildir.” “delikanlılıkta olur bu” diyor. “Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. Böyle bir durumda atalarımız düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri kalmamışlardır.” “Böyle icraatımız çok” diyor. Yani “seni kurtarmak için de biz bunu çok rahat yaparız” diyor. “Biz de atalarımızın yolundayız” diyor. Kanuni zamanında 24 milyon km2 Osmanlı İmparatorluğu. Ucu bucağı yok, maşaAllah.
2011-12-27 14:04:20