Adnan Oktar'ın 27 Aralık 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

A9 TV; 27 Aralık 2011

(İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin'in “terörün en önemli ayağının psikolojik terör ve bilimsel terör olduğunu ve terörün arka bahçelerinin üniversite kürsüleri olduğunu” ifade eden bir açıklama yapması hakkında)

Sayın bakanımız yıllardan beri anlattığımız konunun özetini kapalı bir üslupla da olsa anlatmış. “Komünist, güya bilimsel görünümlü bir propaganda var” diyor. Bilimsel propagandayı bütün Amerika’da bütün Avrupa’da komünist teşekküller, materyalist Darwinist teşekküller organize bir biçimde yapıyorlar. O yüzden önü sonu kesilmiyor bunun demek istiyor. Kapalı bir üslupla anlatmış ama bu kadarına da şükür. Ama bakın,devletin “komünist saldırı var, Darwinist materyalist sistem komünizmi üretiyor ve dünyada da böyle dev bir deccali sistem var. Deccal sistemi PKK’yı destekliyor. O yüzden bunlar böyle önü sonu gelmez bir güce sahip oluyorlar, o yüzden bunlarla uğraşmak durumunda kalıyoruz”diyemiyordevlet. Bu, dünyada deccaliyetin gücünü gösteriyor işte.Darwinizmin, materyalizmin gücünü gösteriyor. Bakın, devlet resmi olarak Darwinizmi eleştiremiyor, materyalizmi eleştiremiyor. Sayın bakanımız yine de koçyiğit çıktı. Ancak bu kadarını diyebiliyor. Geçenlerde de söyledi ama komünistler ayağa kalktı bunu söyledi diye. Yer gök birbirine karıştı, şok oldular “nasıl der” diye. Ve susturmaya çalıştılar, vazgeçirmeye çalıştılar, özür diletmeye çalıştılar. Ama bakan delikanlı, bakan koçyiğit, yılmıyor. Allah’tan korktuğu için başka bir şeyden de korkmuyor,yiğitçe söylüyor. Ama bakanımız daha da net, daha da anlaşılır, net, açık açık söylesin. Danimarka, Norveç, İsveç, Hollanda, Almanya’da her yerde üniversiteler PKK’ya hizmet veriyor. Fas, Tunus, Cezayir’deki komünist örgütler, komünist partiler, üniversiteler, Mısır’daki üniversitelerin birçoğu komünist üretiyor, dinsiz ateist üretiyor ve bunların hepsi PKK’ya destek veriyorlar.Bunun açık açık söylenmesi gerekiyor, olay bu.Fakat yine de helal olsun bakanımıza.Bu kadar olsun söylemiş olması büyük bir güzellik.

... Bir koçyiğit çıkmış meydana ilk defa delikanlıca, yiğitçe komünizmin dünya çapında destek gördüğünü ve komünist dünya devletinin, komünist dünya örgütlenmesinin PKK’nın arkasında olduğunu, bilimi, sanatı kullanarak komünist PKK hareketini desteklediklerini söylüyor.Çıkıyor adam, “sen ne diyorsun” diyor bakana. Bakanım, sonuna kadar yanındayız, doğru yoldasın. Allah seni muvaffak etsin, Allah yolunu açsın, Allah yedi ceddine rahmet etsin. Helal olsun sana koçyiğitsin, adım dahi geriye atma, doğru yolda devam et.Veliler, en başta Allah yanında, Allah’ın velileri yanında, milletçe yanındayız. Çok doğru söylemişsin, ağzına diline sağlık. Yedi ceddine rahmet olsun. MaşaAllah. Lafa bak adamın.O çıkmış yiğitçe, doğruca bilimsel bir gerçeği söylüyor. O da diyor ki “soğuk savaş dönemi…” Soğuk savaşı, sıcak savaşı kalmış mı?PKK alenen ve açıkça savaş halinde değil mi şu an Türk devletiyle? Fiili savaş var.“Soğuk savaş dönemi” diyor. Bundan ala soğuk savaş dönemi olur mu? İdris Naim Şahin hocamız, bakanımız yedi ceddine rahmet olsun. Sen delikanlısın, doğru yoldasın, helal süt emmişsin. Allah muvaffak etsin, şahane. Adalet bakanı bir, içişleri bakanı iki, dışişleri bakanı üç.Üçü de mükemmel. Süperler maşaAllah.

Bakanımıza herkes tebrik mesajı göndersin, herkes desteklesin. Böyle koçyiğit bakanları,devletin başarılı memurlarını, başarılı devlet adamlarını halkımız alkışlasın, yanında olduklarını hissettirsinler. Ama o da koç yiğitmiş maşaAllah. Helal olsun. Allah’ın velileri yanında, bütün millet yanında sayın bakanım, helal olsun sana, maşaAllah. Bak, nasıl hoplatmış adamları. Vurdu mu ses nerelerden geliyor? Nerelerden sesler geliyor. Bakan bir koymuş bunlara adam nereden hopluyor bak. Sen bakanı tebrik etsene sayın bakanı. “Allah razı olsun” de.Var gücünle destek ol. Ne yapması gerekiyordu bakanın? Ne demesi gerekiyordu? Bu nasıl bir mantıktır?

...Bakan sağlam, anladık ki sağlam maşaAllah. Allah’a hamd olsun, elhamdülillah.Bakanımıza tam destek. Demek ki süper. Çünkü sesin şeklinden anlaşılıyor. Var ya radyoaktif madde olur yaklaştığında düdük sesi artar. Şimdi bunlar da öyle; bunları yakacak sistemi anladılar, doğru bilgilerin akacağını anladılar, panik haldeler. Bakanımızı tabii tenzih ederiz bu benzetme açısından. Nur saçıyor etrafa maşaAllah.

 

(Devletin sosyal güvenceden herhangi şekilde yararlanamayan hastaların 250 TL’nin altındaki tedavi borçlarını silmesi hakkında)

Kanserden ölmüş adam, ailesinden para mı alınır?Ben inanamıyorum. İnsan acayip mahcup olur, aklına dahi getiremez insan. Batacak mı hastane? Onun parasıyla mı ihya olacaksın? Çoluk çocuk zaten perişan oluyorlar orada.  Bilakis para verilmesi lazım.Para alınır mı? Kanser hastasından para alınır mı? Adam ailesine bakıyor, kanser hastası oluyor, bakamayacak hale geliyor, aile fakir hale düşüyor. Devlet hem adamın maaşını vermekle mükelleftir o kardeşimizin, o mübareğin hem de tedavisini pek tabiî ki ücretsiz yapmak durumundadır. Paraya ihtiyacı varsa devletin, para verelim kardeşim. Devlet para istedi de vermedik mi? “Böyle bir hizmet yapacağım” desin hükümet anında, derhal inşaAllah.

 

(PKK’lıların yaptığı saldırı sonucu polisimizin şehit olması üzerine)

Onların yapacağı kalleşlik. Kalleşlikten başka bir şey bilmezler. Olayın kökenini üç yıldan beri bağıra bağıra anlatıyoruz. Bu dördüncü yıla girdi. Sonunda bakanımız kükredi. MaşaAllah.

 

Yusuf Suresi 104:

 “Oysaki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun.” İnsanların en hassas olduğu konu; bir İslami, Kurani konu anlatırken karşıdaki insanın onu Allah rızası için, samimi anlatmasıdır. Ücret karşılığında olduğunda o onlarda çok müthiş bir rahatsızlık meydana getirir. O kişinin söyledikleri doğru dahi olsa o kişiyi pek dinlemek istemez birçok insan.

“O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır.'”Neden “öğüt ve hatırlatma” diyor. Çünkü insan kendisinin seçmesi gerekiyor. Kendi karar verecek. Samimi kararı önemli olduğu için öğüt ve hatırlatma olarak söylüyor.

 

Sn. Adnan Oktar’ın İsrail’den Büyükelçi Alan Baker ile canlı telefon bağlantısı

(“İsrail halkı iki ülke arasındaki gerilen ilişkilerden dolayı çok müteessir olmuş durumda. Aslında çok fazla ortak noktamız var.İlişkilerimizin eski haline getirilmesi sizce mümkün mü? Bu konuda bir imkan var mı?”)

Tabiki burada yapılacak en önemli şey bir gerginlik var aramızda, soğukluk oluştu gibi ifadeleri kullanmamak.Çünkü böyle bir olay yok, böyle bir şey varmış gibi gösterilirse insanlarda hakikaten böyle bir şey var zannederler. Bu telkinle elde edilen bir şey. Biz İsrail halkını seviyoruz.Siz Hz. İbrahim (as)’ın evlatlarısınız, sizler bizlere emanetsiniz, derin bir muhabbetle seviyoruz. Ve bütün İsrail’deki dindar halk, İsrailli insanlar da Türk milletini canı gibi sever. Türkiye hayranıdırlar, gelir giderler.Dolayısıyla böyle bir şey vardır telkini yapılması yanlış olur.

(“Eğer gerçekten bir gerginlik yoksa neden Sayın Erdoğan İsrail’e karşı düşmanca bir tavır içinde?Neden Türk halkını da böyle bir şeye yöneltmeye çalışıyor?”)

Düşmanca bir tavır içinde olduğunu iddia etmek ozaman işte bu sanki bu tarz bir şey varmış inancı meydana gelir. Erdoğan politikacıdır, Türkiye’nin başbakanıdır.O kendi görüşlerini ifade edebilir. Ama Erdoğan’ın görüşü bütün Türkiye’nin görüşü olduğu anlamına gelmeyeceği aşikardır. Farz edelim sizin de bakanınız farz edelim bir hata yapıyor, herhangi bir sözünde yanlışlık oluyor. Bu İsrail halkının görüşünü mü yansıtır? Değil. Başkanının açıklaması da Türkiye’nin genel görüşünü yansıtmaz. Politika gereği öyle konuşabilir, siyaset gereği öyle konuşabilir. Genel halkın görüşü çok önemlidir. Halkın görüşü önemli değil, liderlerin görüşü önemlidir derseniz bu olmaz.

(“Ama uluslararası bir avukat olarak ve İsrail’i uzun süre temsil etmiş biri olarak gördüğüm bir ülkenin başbakanı bir şey dediği zaman ülkedeki çoğunluk da bu şekilde düşünüyor olabiliyor. Ayrıca İstanbul ve Ankara’da İsrail’e karşı insanların gösteriler yaptığını da gördük.Tabiki Mavi Marmara olayı Türkleri çok incitti, bunu biliyoruz ama Erdoğan’ın negatif tutumu bundan çok önce başladı. Öncelikle dünya televizyonlarının önünde İsrail Cumhurbaşkanını küçük düşürmüştü.Dolayısıyla sanki politikadan daha derin bir konu var gibi görünüyor.Dolayısıyla beni endişelendiren ve birçok İsrailliyi endişelendiren de aslında bu”)

Bakın ben size bir delil vereyim, oradan anlayın. Siyaset gereği politik bu tarz eylemler olabilir. Pratik önemlidir. Pratikte ne var? İsrail’i korumak için Türkiye Malatya’da füze kalkanı oluşturdu, radar sistemi oluşturuyor. Ve ağırlıklı olarak yani hemen hemen tamamen diyebilirim İsrail’i koruma amaçlıdır. Ve Türkiye burada büyük bir risk alıyor.Hedef hale geldiği halde kabul ediyor. Ve nükleer bir saldırı olduğunda nükleer füzeler Türkiye’nin hava sahası üstünde vurulacaktır ve Türkiye risk altına girecektir. Buna rağmen İsrail’i korumak için böyle olağanüstü fedakarane, olağanüstü bir tedbir alıyor. Bu tek başına Türkiye’nin, Türk hükümetinin İsrail’i ne kadar sevdiğinin, ne kadar korumaya kararlı olduğunun net delilidir. Söz önemli değildir, fiiliyat, icraat önemlidir. Ayrıca ben Sayın Başbakana da kefil olurum. İsrail’e karşı sözlerini esas olarak görmeyin, kalp olarak, kişilik olarak, ruh olarak son derece şefkatli, merhametli, naif bir insandır, iyi niyetli ve samimi bir insandır, güvenebilirsiniz.  Siz bana güveniyorsunuz, beni seviyorsunuz.Benim sözüme inanın. Bir sorun çıkmaz.

(“Teşekkür ederim. Bunu duymak beni rahatlattı ama bir sorum var. Eğer Türkiye’ye uluslar arası avukatların konuşacağı bir konferansta konuşmak üzere Türkiye’ye gelirsem sizce güvende olur muyum yoksa güvende hissetmemek için nedenler olur mu?”)

Burası sizin eviniz gibi buraya benim haham arkadaşlarım, dostlarım geliyor İsrail’den. Eski baş haham geldi, milletvekilleri geldi, devlet görevlileri geldi. Burada en güzel şekilde ağırlandılar. Türk halkı da onlara en güzel sevgilerini, muhabbetlerini sundu. Camileri ziyaret ettiler, birçok yeri ziyaret ettiler. Sevgiyle, muhabbetle, dostlukla, kardeşlikle karşılaştılar. Kendi evlerinden, kendi yaşadıkları ortamdan daha güvende hissettiler Türkiye’de huzur içindeler.Dolayısıyla siz de geldiğinizde en güzel şekilde sevgi saygı göreceğiniz kesindir. Türk halkı misafirperverdir ve güzel ahlaklıdır, sevecendir ama karşılıklı bir gurur çatışması oldu.Bazen böyle olur. Yani insan bir taraf kendini kesin haklı görür, öbür taraf da kendini kesin haklı görür. İki tarafında gururu devreye girer ama arada bir hakem olmayınca bu gurur mücadelesi devam eder. Böyle olaylara sık sık rastlarız. Bu olaylardan biri de budur. Dolayısıyla gerçek anlamda İsrail’e karşı bir düşmanlık, negatif politika Türkiye’de yoktur. Nitekim ticaretteki gelişmelerde bunu gösteriyor. İsrail’e karşı Türk halkının bakış açısı çok olumlu ve sevecendir.

(“Size belki pratik bir öneride bulunabilirim. Eğer Sayın Erdoğan İsrail’e karşı düşmanca olmayan bir beyanda bulunursa belki bu çok yardımcı olurdu. Çünkü İsrail hakkında son birkaç ayda söylediği her şey genelde çok negatif oldu. Eğer İsrailliler ondan biraz sempati içeren bir mesaj duyarlarsa özellikle yılbaşının yaklaştığı, Yahudilerin Hanuka bayramı, İslam bayramlarının yaklaştığı bu günlerde eğer Sayın Erdoğan’dan bu şekilde pozitif bir mesaj duyarsak İsrail halkının onun hakkındaki görüşleri değişebilirdi. Bu çok önemli olabilirdi. Ayrıca bu durum sizin sayın baş hahamla görüşmelerinizde verdiğiniz mesajlara da uygun olurdu. Çünkü sizinde söylediğiniz gibi dinlerimizin birçok ortak yönü var. Dolayısıyla dini bayramların yaşandığı bu günlerde olumlu bir mesaj verilmesi İsrail halkı tarafından çok güzel karşılanırdı, çok hoşlarına giderdi.”)

Sayın Başbakan zaten bir açıklama yapmıştı daha önce. “Ben İsrail halkını seviyorum” dedi. “Sadece İsrail hükümetinin bu politikasına karşıyım” dedi. “Yani benim sorunum İsrail hükümetiyle” dedi. “İsrail halkıyla benim herhangi bir sorunum yok, İsrail halkını seviyorum” dedi. Bu çok önemli bir açıklamadır. Ama buna benzer sözler tabiî ki güzelleştiricidir, tabiî ki hoştur, tabi ki iyidir. Ama şunu da bilin ki 3 bin yıldır beklediğiniz Kral Mesih gelmiştir, Mehdi gelmiştir. Kral Mesih’in olduğu bir ortamda İsrail’e hiç kimse artık kötülük yapamaz. Başbakan zaten yapmaz, düşünmez. Fakat artık böyle bir devir yok. Çünkü İsrail’de İsrail devletinin kurulması zaten Kral Mesih’in, Mehdi (as)’ın geliş alametidir. Büyük savaşlar Mehdi (as)’ın geliş alametidir. Bundan sonra barış, kardeşlik ve güzellik çağı başlamıştır. Tevrat’ı açıp baktığımızda bütün bu detayları bütün açıklığıyla, delilleriyle görürüz, hepsinin bir gerçek olduğunu görürüz. Tevrat’ta tarif edilen bütün olaylar gerçekleşmiştir, Peygamberimiz (sav)’in hadislerde bildirdiği bütün olaylar gerçekleşmiştir. Mehdi (as)’ın yani Kral Mesih’in çıkış alametleri tamamlanmıştır.Zohar’a göre de Hz. İbrahim (as) devrinden gelen kaynaklara göre de zaten zaman tamamdır. Hz. İbrahim (as) 2012 tarihine işaret etmiştir Zohar’da. 2012’ye çok az kaldı.Artık Kral Mesih’in devrindeyiz. Bundan sonra İsrail halkıyla kucaklaşacağız, dostça, kardeşçe o bütün bölgede ta Ürdün’de, Mısır’da her yerde kardeşçe Allah’ı anacağız, mutluluk çağının güzelliklerini, altın çağın güzelliklerini birlikte yaşayacağız, inşaAllah. Bir de Başbakanımız 27.12.2011 tarihinde Musevi vatandaşların Hanuka bayramını en içten duygularla tebrik eden başbakan Erdoğan’ın mesajı şöyle; “Asırlar boyunca farklı kültür ve medeniyetlere beşiklik eden Anadolu, her daim hoşgörünün, diyalogun, karşılıklı saygı ve anlayışın merkezi olmuştur.”diyor ve devamında diyor ki;“Bu düşüncelerle, Musevi vatandaşlarımızın Hanuka Bayramı’nı bir kez daha tebrik ediyor;  kendilerine huzur, mutluluk ve esenlikler diliyorum.” diyor. 

(“Bunu duyduğuma çok sevindim ama İsrail Medyasında pek yer bulmadı böyle bir şey.İlk defa duyuyorum. Ama her şey vücut lisanıyla ilgili eğer daha dostane bir yaklaşım sergilenirse, kaşlarını çatmasa.”)

Bana güvenin ben başbakanı tanıyorum.Çok güvenebileceğiniz, sevgi dolu merhametli, şefkatli bir insan. Bu mesajını da resmi olarak yayınladı ama İsrail’de duyulmamış olabilir. İsrail’de duyulması için biz daha çok gayret ederiz ama sizleri sevdiğine, sizlere şefkat duyduğuna ben kefilim, eminim.

İsrail’in korunması, İsrail’in iyi olması Allah’ın kontrolündedir. Allah kullarını vesile eder. Mehdi, Mesih çağındayız. Gönlünüz çok çok rahat olsun, sizleri seviyoruz, Allah’ın bize emanetisiniz, Hz. İbrahim (as)’ın evlatlarısınız. Hep birlikte inşaAllah, Hz. Süleyman (as)’ın mescidini kuracağız, sınırları açacağız. Filistinli kardeşlerimiz, İsrailli kardeşlerimiz hep birlikte sohbet edeceğiz, eğleneceğiz, güzel ve mutlu günler yaşayacağız. Gönlünüz çok rahat olsun.

 

Eğer Mehdiyet olmasa yani Kral Mesih’in faaliyetleri olmasa İsa Mesih’in faaliyetleri olmasa dünyayı birbirine katmaya kararlılar.Halbuki Sayın Başbakanımızın oradaki üslubu bayağı samimi, candan, koruyucu bir tavrı var ama gerilim çıkartmak için yoğun bir faaliyet yapıyor demek ki basın. Bu arkadaşlarımız, bu kardeşlerimiz de tedirgin oluyorlar. Ama Mehdiyet müsaade etmez savaşa, Kral Mesih müsaade etmez, İsa Mesih müsaade etmez. Güzel bir çağdayız, güzel bir ortamdayız. 2012’den sonra zaten herkes görecek ne demek istediğimizi. Mehdiyet doğru, İsa Mesih’in gelişi doğru, hepsi doğru. Baş edemezler fakat ciyak ciyak ötecekler tabii, bağıracaklar, çırpınacaklar. Çırpındıra çırpındıra ezeceğim. Darwinistleri, materyalistleri ezeceğim, ağlasalar da, küçük, minik sincaplar gibi hoplasalar da onları yuvalarından çıkarıp ezeceğim, fikirle, bilgiyle, sanatla inşaAllah. Mehdi talebesi olarak, Mehdi öncüsü olarak. Yanlış yollara gitmelerine müsaade etmeyiz ebeveynleri olarak.

 

(Zaman Gazetesinde çıkan “İnternette dini değerleri aşağılamaya dava açıldı. AİHM kararı örnek oldu” haberi hakkında)

Dini adam eleştirebilir ama hakaret olmaz. -Haşa- Allah’a inanmayabilir, onunla ilgili açıklamalar yapabilir, bu serbest ama hakaret bu olmaz. Dini değerlere yönelik de, dini değerleri kabul etmeyebilirsin ama hakaret olmaz. Hakaret edersen devlet yakana yapışır, dünyanın neresinde olursa olsun bu böyledir; sırf Türkiye’de değil. Davayı açan benim talebelerimden Kartal. Okumuşinternette böyle bir ifadeyi, hamiyeti İslamiyesine ağır gelmiş bir Müslüman olarak. Birçok insanın umurunda dahi değil; ancak kendine hakaret edilirse ilgileniyor. Adam orada dine, mukaddesata hakaret ederse ilgilenmiyor. İşte benim talebem Kartal’ın bu ağırına gitmiş. Ve gitmiş Cumhuriyet savcılığına “efendim benim mukaddesatıma hakaret edildi burada” diyor. “Dava açılsın” AİHM kararlarını da örnek gösteriyor ve dava açılmıştır. Sayın savcıyı da tebrik ediyorum.Savcılarımızın yanında olalım.Böyle şeylerde ateistler, satanistler savcıların çok üstüne gidiyorlar, kimse de yine gıkını çıkartmıyor, yalnız bırakıyorlar, öyle olmaz. Devlet mensuplarımıza daima destek olalım. Polise saldırıyorlarsa polise destek olun, savcıya saldırıyorlarsa savcıya, hakime saldırıyorlar hakime, başbakana saldırıyorlarsa başbakana. Kimse mazlum, kimse haklı herkes ondan olmak durumundadır. Dine mukaddesata hakaret olduğunda vatandaşlarımız hemen tavır koyacaklar. Tabii bazı insanlar fark edememiş olabilir, bir kısmının gözünden kaçmış olabilir.Onları tenzih ediyorum ama gördüğü halde susmak olmaz. Çünkü kendine hakaret oldu mu yeri göğü birbirine katıyor adam. Dine, mukaddesata olduğunda aynı şekilde hukuki işlem gerekir. Eleştirsin eleştirebildiği kadar, -haşa-“Allah yok” diyebilir, “din yok” diyebilir, istediğini desin. Onu felsefeye oturtturabilir, konuşabilir ama hakaret oldu mu bu yakışık alan bir hareket değildir, çok ayıp, çok çirkin.

 

Bilim dergileri, solcu arkadaşların bilim dergileri sırf bana çalışıyor bu aralar. Yani 3-4 yıldan beri sırf bize çalışıyorlar. Nefes aldırmayacağım, nefes. İstediğiniz kadar bağırıp çağırın. Bir kere hiç tahmin etmediğiniz bir şey oldu. Siz bilime sahip çıkıyordunuz 18. yüzyılda. Bilim de sizden yanaymış gibi görünüyordu hakikaten. Tabii o bakışla, kendi bakışınıza göre. Sonra bir baktılar ki bilim bunları yutan bir makine, parçalıyor. Materyalistleri, Darwinistleri parçalıyor. Mesela proteinlerle ilgili bilgi veriyor burada. Utanarak yazıyorlar. Çünkü her bilgi verişinde mecburen detayları veriyor. Detayları verince mucize ortaya çıkıyor. Mucizeyi de yazamayacağı için bunalıyor. Mecburen yazıyor. Ama diyor bu kadar karışık olsa da siz kafanızı karıştırmayın. Tesadüfen olmuştur” diyor. “Tesadüfen derken kastettiğimiz klasik tesadüf anlamında değil” diyor. “Başka türlü bir tesadüf bu” diyor. Tesadüf mü sonucunda? “Tesadüf ama o tarz bir tesadüf değil. Tesadüf tesadüfü” diyor. Yani ilginç. Nefes aldırmayacağım. Ne demişler “sosyal Darwinizm ve Harun Yahya.” Konu biz. Harun Yahya iflahınızı kesecek sizin ilimle, bilimle ve sanatla. Sayfalarca muhabbet konusu biziz. Yani şahsım. “Canımızı yakma, ne kadar gaddarsın, beş yıldan beri iflahımızı kestin, uy” bilmem ne. “Yakamız bir türlü bir araya gelmiyor. Ne yapacağız” falan tarzındalar. Kardeşim, siz bilimi kendinizden yana zannettiniz. Bilim her gün sizin geçersizliğinizi, yanlışlığınızı yüzünüze vuruyor. Anlamazlıktan geliyordunuz ama ben anlayacağınız hale getirdim. Olay bu. Başka karışık bir şey yok.

 

(Global Yayıncılık Van’da 5.000 Harun Yahya eserini ücretsiz dağıttı)

Canlarımın ayaklarında lastik ayakkabılar, benim nurlarımı görüyor musun benim birtanelerimi? MaşaAllah. Dünyanın en güzel insanları, en mübarek insanları maşaAllah. Allah kalplerine inşirah, ferahlık, derin iman versin, Van’a devam. Van’da benin bu canlarım, bu nurlarım güzel ayakkabılar giysinler. Onlara güzel kösele ayakkabılar gönderelim inşaAllah. Altı kauçuk olsun, soğuk hava.Kauçuk ayakkabı çokça gönderelim. Çok küçük numaralardan çok büyük numaralara kadar hepsini gönderelim. Ayakkabı bir de yün çorap. Ayaklarının sıcak olması önemli, ayakları ısınsın benim canlarımın. MaşaAllah, bak görüyor musun nasıl iman ehli. Bu soğuk havada üstleri de ince, hemen o kitaplara... MaşaAllah. Van’da kitap satışlarında bir engellemeden falan bahsettiler. Bizde dedik “o öyle olmaz, böyle olur”. Yağıyor yağıyor kitap Van’a maşaAllah. Ama benim canlarımı üşütmeyelim, Allah rızası için çok sevaplı olur. Bolca yün çorap, yün eldiven, yün fanila, yün kazak ve özellikle de bot olursa çok çok güzel olur. Bot ayakkabı bot tarzında. İçi böyle güzel kürklü, yahut neyse içi takviyeli, su geçirmeyecek şekilde, altı kauçuk ayakkabılar. Benim bu canlarım öyle gezerlerse onların sevabı yeter inşaAllah. Bir mağazayla anlaşalım ayakkabı almaya gittiklerinde ucuz zaten botlar çok ucuz, inşaAllah. Ayakkabı alırken “ben Vanlı kardeşlerime de bir tane alıyorum” diyecek ayakkabıyı alan. O kadar. Orada bir ayakkabı yeri ayırsınlar Van’a, kardeşlerimize gönderilecek ayakkabılar diye küçük. Mesela “ben çocuklar için almak istiyorum” dersin. Dört tane küçük miniklere bot tarzı. Ne kadar sevinir o çocuklar, ne kadar mutlu olurlar. Lastik ayakkabıyla ne kadar rahatsız edici. Onların orada öyle lastik ayakkabıyla gezmesi olmaz. Ve ne kadar gani gönüllüler. Bak çıtları çıkmıyor, hiçbir şey de demiyorlar. Ne “üşüyoruz” diyorlar, ne “acıktık” diyorlar, ne ayakkabı istiyor, ne başka bir şey. Ses yok. Çok asil insanlardır Güneydoğu’daki kardeşlerimiz. Allah rızası için böyle kampanyalar düzenleyelim, böyle imkanlar, etkinlikler. Ne yapıp edip bu işi halledelim. Dolduralım kamyona ayakkabıları, alıp götürelim çoluk çocuğa orada hemen. Ama başında durmak lazım dağıtımın. Haniarabalara çıkıp kapıyorlar ya o ayıp. Onlar Vanlı değil, Vanlı yapmaz onu. Vanlı utangaçtır, terbiyelidir, ağır başlıdır, asildir, soyludur. Hatta kabul etmez, gizlice götürüp evinde tevdi edeceksin.

 

(“Müslüman depresyona girer mi? Çağımızın vebası hükmünde olan depresyon iman eksikliğinden mi kaynaklanıyor?” sorusu üzerine)

Deccal büyü yapıyor Müslümanlara, dünya çapında büyü yapıyor.Onun sonucunda Müslümanlarda unutkanlık, sıkıntı oluşuyor. Yani şeytanlar kanalıyla yapıyorlar. Bediüzzaman da diyor bunu; Ahir zamanda deccalin böyle bir büyü yapacağını ve dünya çapında bütün “herkese tesir eder deccal” diyor. ““sihir ve manyetizmanın nev'inden müthiş harikalara mazhar olan deccal ise” diyor. Açıklamasında böyle bir yönü olduğunu söylüyor. Ama kaale almamak lazım.Genellikle neşeli olun, sevinçli olun. Ne güzel,Allah bizi yaratmış elhamdülillah. Tevekkül etmek çok önemli. “Ya şöyle olursa, ya böyle olursa.” Olacak olan neye göre oluyor? Allah’ın yazdığı kitaba göre oluyor. O kitapta hepsi bir bir yazılmış, olmuş bitmiş. Senin üzülmen, korkman, o kitaptaki yazıyı değiştirmez. Ne güzel, Allah öyle yazdıysa hayırla yazmış. Allah’ın yazdığında kusur olur mu? Çok güzel yazar Allah. Mükemmel yazar. Hayırla değerlendirmek önemli, inşaAllah.

 

(Van’a gönderilen yardımlar arasından kendisine 30 bin TL çıkan kardeşimizin parayı sahibine teslim etmesi hakkında)

İşte Van’ın asaleti görüyor musun? Hepsi soyludur, hepsi efendidir, hepsi Müslüman evladıdır. Hepsi helal süt emmiştir. Yani muhteşem insanlardır. Özellikle Güneydoğu insanları çok güzel ahlaklıdır. Bütün Anadolu’muz öyledir ama oradaki insanlarımız da peygamber ahlakı gibi ahlakları maşaAllah.

 

İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda müzik olacak, resim olacak, sanat olacak, bilim olacak. Nur gibi aydınlık yüzler, nur gibi insanlar neşeli sevinçli gençler göreceksiniz. Hanımlar son derece özgür olacak. Eve kilitlenmiş, insan olmaktan çıkarılmış, buçuk tabir edilen, eksik etek tabir edilen kadınlar değil, böyle soylu, aklı başında, yönetici olabilen, güç sahibi, klâs, kaliteli hanımlar olacak.

Yobaz takımından hiç İttihad-ı İslam’ı duyamazsınız. Nefret ederler İttihad-ı İslam’dan bakın. Yobazların nefret ettiği önemli olayları söylüyorum: Bir; İttihad-ı İslam. İstiyormuş gibi gösterir fakat kesinlikle istemez. Hiçbir şekilde istemez. Zaten konuştu mu hemen anlarsınız. Mehdi’den nefret eder. Fakat anlatsa bile onu öyle bir imkansız anlatır ki. Yani istemediğini anlarsın. İsa Mesih (as)’ı ister. Fakat hiç istemediğini biraz konuşturunca anlarsın. Kuran’a hayran olduğunu söyler ama biraz konuşunca bakarsın ki Kuran’a düşman olduğunu anlarsın. Hiçbir şekilde kabul etmez Kuran’ı yobaz. Neyi kabul eder biliyor musun? Put adamları kabul eder. Putlaştırılan insanları kabul eder. Put inançları kabul eder. Kokuşmuş, pis şeyleri kabul eder. Mesela nefret üstüne dayalı bir haber mi aldı. Onu çok iyi değerlendirir. Mesela adam öldürme, asma, kesme,  nefret, pislik, rezillik; yobaz bunu çok sever. Ama bir aydınlık, iyilik, güzellik olduğunda bunu istemez.

 

(Sayın Adnan Oktar’ın Rad Suresi açıklamaları )

Şeytandan Allah’a sığınırım.

Rad Suresi 32:  “Andolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi” yani “mutlaka bunu yaptım” diyor Allah. “Mutlaka bu bir kanun olarak oldu” diyor Allah.Çünkü alayın yaratılmasını da Allah meydana getiriyor. İmtihan için gerekiyor o. “bunun üzerine Ben de o inkara sapanlara bir süre tanıdım” belirli bir vakit. Mesela şimdi İttihad-ı İslam için Allah belirli bir süre tanıyor. Belirli bir vakit,"sonra onları (kıskıvrak) yakalayıverdim.” Birden Allah mahvediyor. Kimini başka türlü, kimini başka türlü, kimini başka türlü.“İşte nasıldı sonuçlandırma?” Birde soruyor Cenab-ı Allah. Nasıldı? Mükemmel elhamdülillah.

 

Rad Suresi 29:İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara” diyor Allah. İman ediyor, birde samimi amelleri, yaptıkları samimi. “Ne mutlu onlara” diyor Allah. Onlara müjde veriyor. “Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır).” “Cennetin güzel yeri onlarındır” diyor Allah.

 

Rad Suresi 30: "Böylece Biz seni, kendisinden önce nice ümmetler gelip-geçmiş olan bir ümmete”nice ümmetler gelip geçmiş, öyle bir ümmet. Tazelenmiş, bir daha olmuş, bir daha değişmiş, "(elçi olarak) gönderdik;”diyor Cenab-ı Allah onlar için de,“ sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye”Cebrail kanalıyla Allah vahyediyor. “Onlara okuyasın diye seni görevlendirdim” diyor Allah. “Oysa onlar Rahman'a nankörlük ediyorlar.” Yobazlarda vardır bu, zalimlerde vardır, dinsizlerin çoğunda vardır nankörlük etmek.“De ki: "O, benim Rabbimdir””Efendimdir, Rabbimdir Allah, “O'ndan başka İlah yoktur.” Tektir, bir tanedir.“Ben O'na tevekkül ettim” bak çok hayati bir şey. Tevekkül ettim ne demek? “Ben O’na teslim oldum.  Her ne olursa olsun hayır görüyorum”ve son dönüş O'nadır." Şimdi bir zer aleminden buraya geliş var. Buradan ahirete gidiş var. Son dönüş oluyor işte o.

 

Rad Suresi 31: “Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı (yine bu Kur'an olurdu). Hayır, emrin tümü Allah'ındır.”Yani her ne olursa olsun mutlaka Allah yapar.“İman edenler hala anlamadılar mı ki, eğer Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu.” Var ya Müslümanlardan bir kısmı, “şu insanlar neden Müslüman olmadı. Bu kadar anlatıyorum, bu kadar söylüyorum” diyor. Halbuki Allah’ın dilemesiyle oluyor o. Ne diyor Allah? “eğer Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu.” “Zaten yaparım ben” diyor Allah. İmtihan olması için, bir kısmının hidayete ermemiş olması gerekiyor. Onlar da şaşıp kalıyorlar buna. Halbuki özel yaratılıyor.“İnkar edenler, Allah'ın va’di gelinceye kadar” Hz.Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar, kıyamet kopuncaya kadar, “yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak” bir hastalık olabilir bu, bir dert olabilir veyahut işte bir felaket olabilir“veya yurtlarının yakınına inecek. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez. (Veya miadını şaşırmaz.) Birçok felaket çeşidi oluyor dünyada görüyorsunuz, her gün duyuyorsunuz her ülkede.

 

Rad Suresi 35:Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar,” oturduğun yerde küçük bir dere akıyor, küçük bir ırmak akıyor. Süs olarak cennet evlerinin ana özelliğidir. Her yerinde, içinde su akar her yerde.“yemişleri ve gölgelikleri süreklidir.” Yemiş nasıl sürekli oluyor? Kopardığında dalında duruyor. Bütün her şeyde bir süreklilik var. Mesela temiz olan bir şey sürekli temiz kalıyor. “Gölgelikleri süreklidir.” Burada gölge biliyorsunuz sürekli yer değiştirir. Bir gölge olur, bir güneş yukarı çıkar, bir karanlık olur. Ama orada gölge sürekli devam ediyor. Yani ne fazla sıcak var, ne fazla soğuk var. Tam ortası. Ortamda gölge ortam. Gölge nasıl oluyor? Madde kendinden ışıklı olduğu için oluyor gölge. Maddenin ışık kaynağı yok dışarıdan. Maddenin kendi ışıklı olunca, gölge de kendinden oluşmuş oluyor. “Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir.” “Mutlu son iman edenler” için diyor Allah. Mutlaka güzellik ve rahatlık var her aşamada.

Rad Suresi 36: “Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla sevinirler;”yani “Hıristiyan ve Museviler Kuran’ın gelmesi dolayısıyla sana sevinirler” diyor. Yani “bir Hıristiyan’la,Musevi’nin yapması gereken budur” diyor Cenab-ı Allah. Kuran’a sevinmeleri,“fakat (Müslümanların aleyhinde birleşen) gruplardan, onun bazısını inkar edenler vardır.”Kuran’ın bir kısım hükümlerini kabul ediyor,  bir kısmını kabul etmiyor.  “De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum.” En çok karşı geldikleri şey nedir? Allah’ın tek olması. Yani mutlaka ya teslis inancı istiyorlar, ya şirk istiyorlar. “Ben ancak O'na davet ederim ve son dönüşüm O'nadır."

 

Rad Suresi 37: “İşte böylece Biz onu (Kur'an'ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan,” o devrin yobazları Peygamberimiz (s.a.v)’e sürekli baskı yapıyorlar yeni yeni hükümler çıkarmaları için. Mesela kadınlarla ilgili yeni hükümler istiyorlar. Neşe, eğlenceyle ilgili yeni hükümler çıkarmak istiyorlar. Sıkılıyor onlar özgürlüklerden, rahatlıklardan. Baskı istiyorlar Peygamber (s.a.v)’den. “Andolsun, sana gelen bu ilimden sonra” Kuran’dan sonra “onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan,” yani yobazların baskısına uyarsan“senin için Allah'tan ne bir yardımcı, dost, ne bir koruyucu vardır.” “Sakın” diyor Cenab-ı Allah. Yobazlara uymayacaksın. O devrin müşriklerine uymayacaksın.

 

Rad Suresi 38:Andolsun, senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmaksızın (hiç)bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi.” Yani “kendi isteğiyle yapamaz” diyor. Mucize de meydana getiremez. Bir hüküm, ayet de getiremez. “Her ecel (tespit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır.” Ecel, yani tespit edilmiş süre, mesela bir şeyin kırılması, bir şeyin yıkılması veya bir şeyin iyi olması, bir şeyin hayırla sonuçlanması veyahut insanların hoşlanmadığı bir şekilde olup, onun da mutlaka hayrına olacak şekilde sonuçlanması, “mutlaka o bir Kitap’ta vardır” diyor. Yani “kaderde sabittir” diyor Allah.

 

Rad Suresi 39:”Allah, dilediğini ortadan kaldırır ve bırakır. Kitabın anası O'nun Katındadır.” “Kader O’nun Katındadır” diyor Cenab-ı Allah. Yani ana kader oradadır. “Hiçbir şekilde değişmez” diyor Allah.

2012-01-04 13:53:37
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top