A9 TV; 29 Aralık 2011
Sayın Adnan Oktar'ın, Yale Üniversitesi Antisemitizm İnceleme Girişimi Başkanı Prof. Dr. Charles Asher Small ile A9 TV'deki canlı sohbetinden
(“Siz İslam açısından insanlara saygı duymanın, sevgi duymanın önemini bana anlatır mısınız? Anti semitizm ve ayrımcılık olarak da, bu konuda ne düşünüyorsunuz?”)
Antisemitizm özellikle çağımızda, internetin olduğu, televizyonların olduğu, her türlü bilginin kolayca insanlara aktarıldığı bir dönemde mümkün değil. O Ortaçağlarda, zalim düşüncelerin, acımasız düşüncelerin olduğu dönemlerde geçerli olan bir sistem. Şu an sevgi toplumuyuz artık,dünya sevgiye doğru gidiyor; birliğe, beraberliğe, kardeşliğe doğru gidiyor. Mesih çağındayız, Kral Mesih’in çağındayız, Hz. Mehdi (as)’ın çağındayız. Böyle bir çağda artık antisemitizm tarzı ilkel düşmanlıklar, ilkel zalim düşünceler olmaz ve olmayacaktır, olmasına da müsaade etmeyeceğiz. İslam da sevgi ve barış dinidir. Bütün dinler aynı şekilde sevgiyi, barışı ve kardeşliği ister. Musevilikte de bu şekildedir, Hıristiyanlık ta da öyledir, İslamiyet’te de böyledir. İslam, adı üstünde,“silm”, barış kelimesinden gelir. Yani isim kökünden zaten anlaşılıyor. Allah bizim affedici, şefkatli, merhametli, sevgi dolu, samimi olmamızı ister. Ve Kuran bize bilimi araştırmayı emreder, sanatın, güzelliklerin, iyiliklerin dünyaya hakim olmasını ister. Dolayısıyla böyle bir çağa, böyle bir döneme girdik. Bundan sonra zulüm sistemleri olmayacaktır.
(“Allah’a dua ediyorum, inşaAllah haklısınızdır. Ama bir yandan da şöyle düşünüyorum internet ve globalleşmeyle birlikte insanlar hiç olmadığı kadar bir araya geliyor ama aynı zamanda ekonomik, kültürel ve sosyal süreçler dolayısıyla birbirinden ayrılıyorlar da. İnternette bazen insanlar düşmanlığı körüklüyorlar ama bazen sevgiyi ve kardeşliği tavsiye eden insanlarda oluyor. Avrupa’daki antisemitist hareket çok köklü ve bu internetten önce de vardı. Şu anda İslam dünyasına da endişe verici bir hızla Avrupa’nın antisemitizm düşüncesi girmeye başladı. Örneğin siyon liderlerinin protokolleri isimli sahte bir doküman var. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?”)
İslam dünyasında da Avrupa’da da bu tip düşünceler eskiden beri vardır, her zaman da anlatılır. Ama her zaman aklıselim, samimi düşünce, sevgi galip gelmiştir. Dünyayı psikopatlara bırakacak değiliz tabii ki. Dünya Kral Mesih’in liderliğinde, Mehdi’nin liderliğinde Altınçağ’ın içine girdi şu an. Ve bu gelişme de şu an devam ediyor. Zalimler ve şeytan taraftarları acımasızlığı, kan dökücülüğü, psikopatlığı ve zalimliği teşvik ediyorlar. Allah taraftarları da, Allah’ı sevenler de sevgiyi, barışı ve kardeşliği, sanatı, bilimi, demokrasiyi savunuyorlar. Allah taraftarları galip gelecektir, bu hem Tevrat’ta hem de Kuran’da açıkça belirtilen bir husustur. Fakat bütün meseleMesihiyet’e yani Kral Mesih’e, Hz. Mehdi (as)’a acil ihtiyaç olduğunu bilip samimi olarak bu övülen ve bildirilen kişileri aramak hayatidir. Bu çok önemli,kilit çözümdür.
(“Bu açıdan sizinle aynı fikirdeyim ama şu an yaşadığımız dünyada, baktığımızda bir takım insanlar dini nefreti yaymak içinde kullanıyorlar. Sevgiyi yaymak için kullanmıyorlar. İslami bakış açısına göre bu bahsettiğim sahte dokümanları kullanarak Musevilere saldıranlara karşı nasıl bir tavır tutunmamız gerekiyor? Örneğin Gazze’de, başka birçok yerde insanlar bu tarz dokümanlarıYahudilere karşı bir koz olarak kullanmaya çalışıyorlar. Gerçek Müslümanlar, gerçek İslami bakış açısına göre bu kişilere karşı nasıl bir tavır içinde olmamız gerekiyor?”)
Bunların bilimsel bir değeri yok, yani kâle alınacak bir yönü yok çünkü bizim ölçümüz Kuran’dır. Kuran bize şefkati, merhameti ve sevgiyi öğretir. Ehli Kitap’la evlenebileceğimizi söylüyor Cenab-ı Allah. Yani Ehli Kitap’tan, mesela bir Musevi kadınla evlenebileceğimizi söylüyor. Sırf bu ayet bile yeterlidir. Bir insan eşini nasıl değerlendirir? Sevgilisi olarak görür, baş tacı olarak görür, evinde en güvendiği insandır eşi. Çocuklarının annesidir. Oradaki belgeye göre mi değerlendirecek, Kuran’daki bu hükme göre mi değerlendirecek? Dolayısıyla bilimsel değeri olmayan, imani, Kurani değeri olmayan belgelerin aklı başında Müslüman için geçerliliği olmaz. Bu konuda sizin tedirgin olmanız bence yersiz, son derece rahat olun, Allah’a güvenin, Kral Mesih devrinde olduğunuzu hiçbir zaman için aklınızdan çıkartmayın. Allah’tan Kral Mesih’i göstermesini isteyin ve Hz. Süleyman (as)’ın mescidinin bir an önce kurulması için dua edin. Bu yüzyıl Musevilerin ihtişamlı yılı olacaktır, en güzel yılları olacaktır. İslam’ın dünyaya hakim olduğu yıl olacaktır. Mehdi ve Kral Mesih olarak belirttiğimiz kişinin önderliğinde Museviler de Altınçağlarını yaşayacaklardır. Çok huzurlu, mutlu döneme gireceklerdir. 3000 yıldan beri bekledikleri bu dönem, belirtilen bu yüzyıldır. Zaten Tevrat kaynaklarına göre de, Musevi kaynaklarına göre de başka bir vakit yoktur. 2012’de bu tarih başlıyor, yani bütün Musevi alimler, bilginler bunu bilirler. Zohar’da da bu geçer. Bu bilinen bir husustur.
(“Daha önce bahsettik İslam'ın bu yüzyılda yükseleceğinden ve bunun bir barış çağı olacağından. Ancak İslam Ortadoğu'da ve diğer bölgelerde giderek yükselişe geçerken bu bölgeleri kontrol eden İslam anlayışının diğer kişileri kabul etmeyen bir anlayış olduğunu görüyoruz. Mesela Musevilere, Bahaîlere, Hıristiyanlara karşı değişik bir tavırları var. Bu azınlık gruplar için durum giderek kötüleşiyor. Sizce neden böyle oluyor? Bir açıklayabilir misiniz?”)
Eğer Hz. Mehdi (as) olmazsa deccal devreye giriyor. Yani dünya ikisinden birisini kabul etmek durumunda, ya Hz.Mehdi (as)'ı kabul edecekler ya deccali kabul edecekler. Deccali kabul ettiklerinde bu tarz çatışmalar gittikçe daha güçlenerek, daha şiddetlenerek, daha kan dökücü hale gelerek devam eder ve ne Musevi bırakır, ne Hıristiyan bırakır, ne Müslüman bırakır. Hiç kimseye rahatlık vermez. Dehşet ve acı ortamı meydana getirir. Eğer Mehdiyet'e teslim olursa bu insanlar, yani Kral Mesih'e teslim olurlarsa barış, kardeşlik, demokrasi, sevgi, güzellik, iyilik, sanat ve bilim getirir. Onun için Musevilere Tevrat'ta ehemmiyetle bildirilen Kral Mesih inancı, Kral Mesih'in belirtileri, alametleri çok iyi bilinmesi gerekiyor. Ve zamanının geldiğinin de çok iyi araştırılıp bilinmesi gereken bir husus. Bütün Musevilerin ittifakla kabul ettikleri, 2012 tarihidir. Yani başka bir inanç da yoktur. Eğer bu anlamazdan gelinirse zaten deccaliyet kabul edilmiş demektir. O zaman deccaliyet dehşetini ve acımasızlığını bütün dünyaya gösterecektir.
(“Yani bölgede giderek yükselişe geçen İslami harekette liderlerin deccalin yolunu mu seçtiğini söylüyorsunuz”)
Tabii ki yani Hıristiyan olsun, Musevi olsun eğer Kral Mesih'in yolunda değilse mutlaka isteyerek veya istemeyerek, bilerek veya bilmeyerek deccale uymuş olur.
(“Mehdi, Kral Mesih; bu düşünceler, Musevi dininin dünyaya getirdiği düşünceler. İslami bakış açısına göre, İslam'ın sevgi anlayışı, diğer insanları kabullenme anlayışı, Allah'ın birliği, buna göre diğer farklı insanları kabul etme yönünde İslam nasıl bir anlayış bize öngörüyor? Ayrıca bölgede Museviler tek, diğerleri olarak adlandırılan tek grup. Kendi kendilerine karar verebilen, kendi gelecekleri konusunda bağımsızlıkları olan tek grup. Müslümanlar bu konuda ne düşünüyor? Nasıl bir yaklaşımları var?”)
Gelecek olan Mesih ki bana göre geldiğine inanıyorum. Yani Kral Mesih, Hz. Mehdi (as) bana göre gelmiştir. Geldiği vakit Hıristiyanlara İncil'in aslıyla, orijinaliyle, Musevilere de Tevrat'ın orijinaliyle yaklaşacaktır. Onlara o yönde faydalı olacaktır. Bunu Peygamberimiz (sav) hadisinde söylüyor. Dolayısıyla tam bir özgürlük, tam bir rahatlık, tam bir güven, tam bir sevecenlik, sevgi çağı olacaktır. Demokrasinin, bilimin tam oturduğu bir sistem olacaktır. Savaş tamamen ortadan kalkacaktır. Kan akması tamamen duracaktır. Hatta "insanların burnu dahi kanamaz" diyor Peygamberimiz (sav). "Damla kan akmaz. Uyuyan kişi dahi uyandırılmaz" diyor hadis-i şeriflerinde. Aynı şekilde Tevrat'ta da aynı hükümleri görüyoruz. Dolayısıyla Tevrat'taki Hz. Mehdi (as) ile Peygamberimiz (sav)'in belirttiği Hz. Mehdi (as) yani Kral Mesih aynı kişidir.
(“Bu çağ 2012'de mi başlayacak? Nasıl başlayacak? Biraz karmaşıklıklar var. Nasıl olabilir sizce?”)
Peygamber Efendimiz (sav)'in ifadeleri 2012'dir. Tevrat'ın ifadesi 2012'dir. Zohar'a göre 2012'dir. Bunu bütün Tevrat alimleri, bütün yüksek Rabbani bilginler bilirler. Bu meşhur olan bir husustur. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde de açık açık belirtilmiştir. Bediüzzaman Said Nursi de açık açık bu tarihlere atıfta bulunmuştur. Alametlerden de bunu zaten görüyoruz. Yani gelişmelerden de bunu görüyoruz. Dolayısıyla bu söylenen kesinlikle doğru olan bir bilgidir.
(“Peki, bu çağda herkes eşit mi olacak? Yoksa Hz. Muhammed (sav)'in yolunu mu takip edecekler? Yoksa Tevrat'ı, İncil'i mi? Nasıl organize edilecek?”)
Peygamber Efendimiz (sav)'in bu konudaki hadisleri açıktır. Tam anlamıyla özgürlük çağı olacaktır. Ayrıca Kuran'da Cenab-ı Allah, "dinde zorlama yoktur" diyor. “Dinde zorlama yoktur” ne demek? Herkes inancında özgürdür anlamına gelir. Hz. Mehdi (as) devrinde Hıristiyanlara zaten İncil ile konuları anlatacak, İncil'le onlara hizmet verecektir Hz. Mehdi (as). Musevilere de Tevrat'ın yine orjinaliyle. Yani Hıristiyanlara da, Musevilere de kendi kitaplarıyla, yani Tevrat veyahut İncil'in orjinaliyle hükmedeceği açıkça beyan edilmiştir. Dolayısıyla tam bir özgürlük, tam bir candanlık, sevecenlik, sevgi dolu bir çağ olacağı görülüyor.
(“Dolayısıyla herhangi bir ayrım olmayacak mı kanunlarda da? İnsanlar istediklerini yapmakta özgür mü olacaklar?”)
Kral Mesih'in zaten özelliği odur. Hiçbir devletin baskı altında olmayacağı zaten Tevrat'ta geçer. Yani Musevi inancında da bu belirtilir. Hiç kimseye zorlama, baskı yapılmaması, her devletin, her milletin inançlarında özgür olması Mesih çağının özelliğidir zaten. Zorlama ve despotluk deccallerin özelliğidir.
(“Bu çağa gelene kadar, Kral Mesih'in çağına gelene kadar İslam dünyasında Musevilerin kendi topraklarında yaşamalarına izin verme yönünde bir yaklaşım olabilir mi? Musevilerin orada yaşaması kabul etme, onları tolere etme gibi bir yaklaşım olabilir mi Müslümanlarda?”)
Zaten Kuran'a göre Musevilerin orada yaşaması gerekiyor ve Kuran ayetinde o açıkça belirtiliyor. Kendi vatanlarıdır, kendi atalarının topraklarıdır. Hz. İbrahim (as)'ın, Hz. İshak (as)'ın, Hz. Yakub (as)'ın mezarları orada. Binlerce yıldan beri yaşadıkları vatanıdır. Tabii ki Museviler orada yaşayacak. Bundan normal ne olabilir?
(“Bazı İslami liderler Yahudilerin şu anda kendi topraklarında yaşamadığını oraların onlara ait olmadığını, sömürgeciler olduğunu, deccal taraftarları olduğunu, Allah tarafından bağışlanmayacaklarını ve buna benzer şeyler söylüyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”)
Bizim bu konuda ölçümüz Kuran'dır. Kuran'a göre Museviler o topraklarda yaşayacak, o topraklarda öleceklerdir. Kendi vatanlarıdır. Dolayısıyla o ifadelerde bulunan kişiler hurafelere dayanarak bunları açıklıyorlar. Yani bir kaynağı, makul bir açıklaması olan izahlar değil bunlar. Dolayısıyla deccaliyetin açıklamalarıdır bunlar. Deccaliyet acımasızlığı ve Peygamber soyunu yeryüzünden kaldırmayı istiyor. Hz. İbrahim (as)'ın evlatlarını, Hz. Musa (as)'ın, Hz. İshak (as)'ın, Hz. Yusuf (as)'ın evlatlarını, Hz. Süleyman (as)'ın evlatlarını tarihten, dünyadan silmek istiyor. Biz buna müsaade etmeyiz. Deccalin o kör olan diğer gözünü de biz düzgün hale getireceğiz. Etkisiz hale getireceğiz.
(“İran'ın rejimine baktığımızda Hizbullah’a,Hamas'a, Şii dünyasına, Sünni dünyasına. Mesela Müslüman kardeşliğine. Bunlar Yahudileri reddediyorlar. Diğerlerini de reddediyorlar. Sayın Adnan Oktar kendini nasıl konumlandırıyor? Kendisini ve düşüncelerini takip eden insanlar var mı? Bu giderek popülerleşen daha düşmanca düşünceler arasında kendi barışçıl perspektifini anlatmakta zorluk çekiyor mu?”)
Benim arkadaş sayım az. İmkanlarım da dar ama etkim dünya çapında çok çok çok güçlüdür. Yani kendim evdeyim ama fikirlerim iktidarda oluyor. Dünyada da birçok görüş, birçok sistem yerle bir oldu. Mesela Darwinizm yerle bir oldu. Ben buradayım ama burada olmam bir şeyi değiştirmedi. Dünyadan Darwinizm kazınmış oldu. Dolayısıyla ateizm kazınmış oldu, materyalizm kazınmış oldu. Küçük ama güçlü olmak önemlidir. Küçük bir grubun, küçük bir topluluğun güçlü olması büyük bir nimettir. Hz.Musa (as)'ın etrafındakiler de az sayıdaydılar ama Allah onlara güç verdi. Hz. Davud (as) da genç bir delikanlıydı ama o devrin deccalini yenmişti. Yani azınlık çoğu zaman çoğunluğa galip gelir. Kaliteli azınlık çok önemlidir. İsra Suresi, 104. ayette Cenab-ı Allah, şeytandan Allah'a sığınırım. "Ve onun ardından İsrailoğulları'na söyledik: ‘O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiğinde hepinizi derleyip-toplayacağız.’"Bu ayete göre Museviler zaten İsrail'de olmak durumunda. Onu da ayrıca belirteyim.
(“Cihad hakkında bize biraz bilgi verebilir mi acaba? Bildiğim kadarıyla cihad, Allah'a inanan insanların kendilerini daha iyi hale getirmek için gösterdikleri bir çaba. Ama birde politik olarak kullanılan cihad kelimesi var. Ona göre acaba hangisi daha önemli? İnsanın kendisini daha iyi gösterdiği içsel çaba mı, yoksa dışa yönelik olan cihad mı? Felsefi ve dini yönden bu konuda bilgi verebilir mi?”)
Cihad biliyorsunuz siz de, gayret anlamına gelir. Yani bilgiyle, kültürle, sevgiyle, şefkatle, merhametle, güzel bir anlatımla İslam’ı insanlara anlatmak, hakkı insanlara anlatmak, insanlara iyi davranmak, başka inançta olan insanlara da yine saygılı davranmak, fikirlerine hürmet etmek, onlara karşı acımasız olmamak, onlara karşı da sevecen davranmak, onları da Allah'ın kulu olarak görmek İslam'ın kökünde olan davranışlardır. Bunların uygulanması için bir irade gerekiyor, bir çalışkanlık gerekiyor. Bu irade ve çalışkanlığa cehd yani gayret denir. Allah'ın bizden istediği de budur. Yoksa kan dökmek, insanların canına kastetmek, insanlara acı çektirmek yahut kendini öldürmek anlamında algılanmaması gerekiyor.
(“Allah'a dua ediyorum ki inşaAllah onun anlattığı İslam bütün dünyaya hakim olur.”)
İnşaAllah. Zaten Kuran'daki müjde Nur suresinin, 55. ayetine göre İslam dünyaya hakim olacaktır. Tevrat'ta da bu belirtilir. Aynı şekilde Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde de var. Bu güzel günleri hep birlikte göreceğiz. Yeter ki ittifak halinde olalım. Yeter ki birlikte hareket edelim, sevgiyle hareket edelim, dostlukla, kardeşlikle hareket edelim, bilimle, sanatla hareket edelim. Çok güzel ve çabuk netice alacağız, inşaAllah.
(“Muhakkak İslam'ın dünyaya hakim mi olması gerekiyor bu güzel çağın başlaması için?”)
Tevrat'a göre öyle, Kuran'a göre de böyle. Onun dışında mümkün değil. Onun dışında, acı ve ızdırabın dışında bir şey olmaz. Ya Hz.Mehdi (as) tercih edilecek ya deccal tercih edilecek, üçüncü bir tercih yok.
(“Etik açıdan baktığımda, dini ve politik açıdan baktığımda bir grubun başka bir grup üzerinde hakim olması inancına göre sanki mantığa göre çatışma meydana getirir gibi görünüyor. Neden bir grubun böyle bir hakkı olmalı acaba?”)
Orada Müslümanlar da, Museviler de, Hıristiyanlar da Mesih'e tabi olmuş oluyorlar. Bu zaten Tevrat'ın hükmüne uymuş oluyorsunuz bunu yaptığınızda. Yani bir Musevi'nin ikinci bir tercih hakkı olmaz, eğer Musevi’yse. Mutlaka Kral Mesih'e inanmak ve ona tabi olmakla mükelleftir. Hz. Mehdi (as)'a da Müslümanların tabi olmasını Peygamberimiz (sav) söylüyor. Dolayısıyla her iki dininde kabul etmesi gereken bir durum bu. Her iki dinin inancına göre bu şekilde olması gerekiyor. Ayrıca gelecek olan Hz. Mehdi (as), yani Kral Mesih herkesin inancına, devletine karşı saygılı. Yani kimsenin iç işleri yahut dış işlerine karışan, müdahale eden bir yönü yok. Dolayısıyla burada bir aşağılanma veyahut despot bir rejimden bahsetmiyoruz. Burada bir ahlak ve sevgi okulu var. Hz. Mehdi (as)'ın özelliği sevgi okulu olmasıdır, dostluk okulu olmasıdır, sanatı ve bilimi teşvik etmesidir. Kardeşliği ve barışı temin etmesidir. Teröre ve anarşiye dur demesidir. Dolayısıyla devletleri bozma, devletleri şekillendirme yönünde bir tavrı olmayacaktır. Zaten bu yönü Tevrat'ta da çok detaylı geçer Kral Mesih'in.
(“Kral Mesih'in çağı başladıktan sonra İslam'ın rolü ne olacak bunu açıklayabilir misiniz?”)
Mesela Birleşmiş Milletler var ama hiç kimseye tahakküm etmiyor. Her devlet kendi iç işlerinde, dış işlerinde bağımsız. NATO'ya üyeyiz mesela, Türkiye tam anlamıyla bağımsız, istediği gibi iç işlerinde, dış işlerinde rahat davranıyor. Ama bir gücün, bir birleşmiş yapının içerisinde olmuş oluyor ve onun da başında birisi oluyor. Bunun makullüğü nasılsa, ondan daha makul, daha insancıl bir sistem düşünün, daha sevgi dolu bir sistem düşünün, Tevrat'a, İncil'e, Kuran'a saygılı bir sistem düşünün, bu.
(“Böyle bir sistem ne kadar nezaketli, ne kadar insancıl olsa da yine de diğerlerini nasıl barışçıl bir şekilde, toplumların, farklı insanların bir arada yaşayabileceğini pek düşünemiyorum. Çünkü tarihte böyle sistemler daha önceden hiç çalışmadı.”)
Tarihte ilk defa oluyor işte, ilk defa olacak. Yani üç bin yıldan beri onun için Museviler bekliyorlar. Orjinal ve olağanüstü bir durum olduğu için Kral Mesih olmuş oluyor zaten. Yani herhangi bir olay değildir Kral Mesih'in gelişi. Museviler hergün, günde iki kere dua ederler Kral Mesih'in gelişi için. Alelade bir olay olsa üç bin yıldan beri geceli gündüzlü dua edilmez. Harikulade bir olaydır. Hz. Mehdi (as)'ın gelişini de Müslümanlar 1400 senden beri hergün bekliyorlar. Yaklaşık 1300 küsur seneden beri hergün bekliyorlar. Mehdiyet, Kral Mesih'in gelişi dünyanın en büyük olaylarından birisidir. Dolayısıyla dünyada görülmemiş bir demokrasi, görülmemiş bir barış ve kardeşlik çağı olacaktır. Onun için Altın Çağ deniliyor. Yani herhangi bir olay değil. Muhteşem bir olaydır.
Hepinizi çok seviyoruz. Hz. İbrahim (as)'ın evlatları bizim kardeşlerimizdir. Bizlere emanetsiniz. Gönlünüz rahat olsun. Kral Mesih'in çağındasınız. Çok güzel günler göreceksiniz. Uçsuz bucaksız coğrafyada alabildiğine özgür, Altın Çağı yaşayacaksınız.Ne mutlu sizlere, ne mutlu Hıristiyanlara, ne mutlu Musevilere, Müslümanlara ve bütün bölge halkına ki Allah bizi Kral Mesih çağında, Hz. Mehdi (as) çağında yarattı. Bu güzel günleri hep birlikte göreceğiz, inşaAllah.
(Başbakanımızın,“terörle mücadelede bilimin, bilginin, tecrübenin rehberliğinden faydalanmak gerektiği”şeklindeki açıklaması hakkında)
MaşaAllah, maşaAllah. Yavaş yavaş dediklerimiz uygulanmaya başladı, bu çok güzel. Ama İçişleri bakanımız daha erken bir çıkış yaptı, daha delikanlıca, yiğitçe konuştu. İçişleri bakanı koçyiğit. Nereden anlıyoruz? Bağırıp çağıranlardan anlıyoruz. Bağırıp çağıranlara bakınca o insanın mübarek ve muhterem bir insan olduğunu anlıyoruz. Sayın İçişleri bakanım, çok doğru yoldasın. Allah yolunu açık etsin, Allah şerirlerden seni korusun. Dört dörtlük mücadelen, dört dörtlük tavırların, dört dörtlük düşüncelerin, gayet güzel gidiyorsun. Sakın eleştirenlere aldırış etme. Malum şahıslar, malum ekip ve malum şahısların tavsiyeleri üzerine bu kişiler bu konuşmaları yapıyorlar. Kendi fikirleri de değil. Bir patronaj olayı var. Bütün millet olarak yanınızdayız, Türk milleti olarak. İsabet kaydediyorsunuz. Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist ayaklanması, en büyük Stalinist, Marksist, Leninist, komünist saldırı yıllardan beri devam ediyordu fakat azmış şekilde atağa geçti. Avrupa da tam anlamıyla destek veriyor, Amerika da destek veriyor, diğer ülkeler de destek veriyor. Amerika’daki bu güya düşünce üreten merkezler, Amerika’dakilerin dışında Avrupa’dakiler, gece gündüz PKK hayranlığı üstüne kurulu bir stratejileri var. Ve sürekli fikir üretiyorlar bunlar, “Nasıl yapmanız gerekir? Şöyle yapın, böyle yapın. Sakın moralinizi bozmayın, şu şekilde saldırıya geçin, şöyle gerilla yöntemleri kullanın, şu an saldırıyı durdurun, biraz bekleyin, sonra atağa geçersiniz” akıl babaları var böyle. Orayı pratik uygulama alanı olarak görüyorlar,Marksizm’inlaboratuvarı gibi görüyorlar. Dolayısıyla PKK’ya da hayran bu adamlar. İçişleri bakanımız, Allah razı olsun ısrarla üstünde durduğumuz bu konunun ehemmiyetini görüp olayın üstüne nihayet gitti ve beklediğimiz reaksiyon başladı. Biz zaten bekliyorduk bunu, İçişleri bakanımız bu söylediklerimizi söyleyince adamlar havaya hopladılar. Sakın ha, sakın ha. Söylediklerinin hepsi doğru, Marksist, Leninist Stalinist PKK örgütlenmesi, birçok Avrupa’daki merkezce destekleniyor. Sahte bilimsel destek var, sahte sanatsal destek var. Sanatını nasıl kullanıyor adam? Karikatürle PKK propagandası yapıyor, karikatürle cinayet propagandası yapıyor, karikatürle Türk askerini güya kendince küçük düşürecek çalışmalar yapıyor. Bu sanat mı bu? Bu zulüm bu. Sanat böyle olmaz. Bilim adına Darwinist, materyalist, ateist, propaganda yapılıyor,Stalinist propaganda yapılıyor, bu bilim mi bu? Üstelik cevabının verilmesi de yasak, cevabını da verdirmiyorlar. Dolayısıyla belanın farkına vardı devletimiz, devlet olaya el koydu. Yıllardan beri anlattığımız bu olay nihayet ses verdi. İçişleri bakanımıza helal olsun, doğru yolda, doğru yolda Allah daim kılsın. Başbakanımız da ona paralel, ona yakın fakat biraz da ortalı,-tabii o yine biraz politik, siyasi düşünmüş olabilir- ortalı ama aynı anlama gelecek konuşmalar yapmış gördüğüm kadarıyla. Yani Marksizm’in sosyolojik yönü,yani ne demek?Felsefi yönü. Ne demek? Sahte bilimsel yönü. Ne demek? Darwinist, materyalist yönü ile propaganda yapılıyor, diyor. Ne yapması gerekiyor? Devletin karşı anti materyalist, anti Darwinist propaganda yapması lazım. Devlet yapamıyorsa biz yaparız. Devleti de kitlemişler kendi kafalarına göre belirli noktalarda, kendi kafalarına göre bir şeyler yapmışlar. Devlet şu an tabii bunlara tam cevap veremiyor. Sivil toplum kuruluşları cevap verecektir ve en başta da biz cevap vereceğiz Allah’ın izniyle.
Herkes İçişleri bakanımıza destek versin, vatanını, illetini, devletini seven herkes. Bir şey söyleyeyim, bakın bu milletin son imkanıdır, son imkanıdır, bunu iyi kullanacağız ve sonuna kadar iyi kullanmamız lazım. Çok iyi bir konum var. Hükümetin elini daha güçlendireceğiz. Yüzde elli ise yüzde altmış yaparız, yüzde yetmiş yaparız Allah’ın izniyle ve bu iddia edilen Ergenekon terör örgütünü kazıyacağız, tarihe gömeceğiz. PKK’yı da kazıyıp tarihe gömeceğiz. İttihad-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni oluşturacağız. Türki devletleri bir araya getireceğiz, Büyük Türkiye’yi oluşturacağız. Ve karış toprak vermeyeceğiz, bir karış toprak vermeyeceğiz. Neye mal olur biliyor musun? İki milyon şehide mal olur;biz beş milyon şehit verelim. Bir karış toprak için beş milyon şehit veririz. Vermeyeceğiz, vatandan milim santim toprak vermeyiz. Bunu unutacaksınız. İçişleri bakanı da görevine devam edecek canlarım.
Bunun demokrasiyi, sanatı, bilimi savunmayla alakası yok. Adam demokrasiyi, sanatı, bilimi insan öldürmek için kullanıyorsa devlet kendini savunmak durumundadır. Bilimi adam öldürmek için kullanamazsın, sanatı adam öldürmek için kullanamazsın, vatanı bölmek için kullanamazsın. Sanat niçin olur biliyor musun? İnsanların mutluluğu içindir. Güzelleştirmek içindir. İnsanlara sevinç vermek içindir. Bilim niçindir? İnsanlara hayat sunmak içindir. Allah’ın güzelliklerini görmek içindir, Allah’ın varlığını bilmek içindir. Vatanı, milleti modern, muasır yapıya kavuşturmak içindir. Devleti yıkmak içinse bilim, öyle bilim olmaz. Devleti yıkmak içinse, vatanı parçalamak içinse öyle sanat olmaz. İdris Naim Şahin Bey doğru hareket ediyor, doğru konuşuyor. Bütün hızıyla devam etsin. Herkes yanında, bütün vatanseverler, bütün millet olarak yanındayız. Gönlünü çok rahat tutsun. Başbakanın konuşması da güzel olmuş, başbakan da çok rahat olsun. Evliya kol geziyor Türkiye’de. Her yerde evliyalar dolu. Gönülleri çok rahat olsun. Toprağın altı da dolu, toprağın üstü de dolu, inşaAllah. Hz. İsa Mesih (as)’ın, Hz. Mehdi (as)’ın devrinde Türkiye’ye yenilmek yok. Türk milletinin sırtı asla yere gelmez, bunu bilecekler. Delikanlılığını görünce milletin, tir tir titremeye başladılar, yiğitliğini görünce. İdris Naim Bey’den tahmin etmiyorlardı böyle bir çıkışı. MaşaAllah aslan çıktı; bir kükredi, yer gök inledi. Yedi ceddine rahmet olsun. Hiç çekinmeden kaç yıldan beri söylediğimiz bu önemli bilgileri, önemli açıklamaları cayır cayır açıkladı. Başbakan da bir kenarından girmiş, maşaAllah. Onun da yedi ceddine rahmet olsun. Helal olsun. O da delikanlı, o da delikanlı, hepsi çok güzel. Hükümete vatandaş olarak tam anlamıyla destek veriyorum, tam anlamıyla.
Düşünüyorum, Allah vermesin, ne büyük belanın içine girmişiz de Allah bizi kurtarmış. Ne büyük felaket, nereleri işgal etmişler. Yargıya sarkmış adamlar, polisin içine girmişler. Devletin her yerini işgal etmişler. Askere intikal etmişler. Temizleye temizleye daha çok az bir kısmı temizlenebildi. Bir daha seçim olsun, yüzde altmış, yüzde yetmişle getireceğiz iktidara, ben, vatandaş olarak. Vatandaş olarak öyle yapacağız. Yeter ki bu beladan kurtulalım. Dereyi geçerken at değişmez. Sakın ha. Çok büyük bir belanın içindeyiz, çok büyük belanın içindeyiz. Atatürk diyor ya, “birçok yer işgal edilmiş olabilir, birçok yere girilmiş olabilir, bu ahval ve şerait içinde dahi birinci vazifen Türk istiklalini muhafazadır” diyor, inşaAllah.
(Sayın Adnan Oktar'ın CNN Türk, 5N1K programında Sayın İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ile ilgili yaptığı açıklama ile ilgili)
İyi oldu, birçok yerde de yayınlandı. Çünkü bakana önüne gelen bir şey söylüyor. İçişleri bakanı son derece candan ve güzel bir tavır içerisinde. Üslubu da gayet güzel, çok isabetli, tam yerli yerinde. Diyorlar; “konuşmalarında bazen aksaklıklar, eksiklikler oluyor.” Topluluğa hitap ediyor, İçişler bakanı, insan heyecanlanabilir, tedirgin olabilir, yani tam düzgün cümle kuramıyor olabilir. Çünkü o kadar eksik arıyorsunuz, yanlış arıyor bir kısım kişiler. Onun tedirginliği içerisinde gerildiği için akıcı ve rahat konuşamayabilir. Mühim olan icraatıdır. Yani o sorun mu?
(Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarına işkence yapmaktan yargılanan polislerin mahkemeye girerken gülerek girmesi ve beraat edip çıkması hakkında)
İlginç olay tabii ki, ahir zamanda olduğumuz için hayret verecek, çok şaşırtıcı olaylar oluyor. Adli Tıp “işkence var” diyor. Adli Tıp uzmanları “işkence var” diyor. Şahitler “işkence var” diyor. Mahkeme karar alıyor “işkence olmuştur” diye, Yargıtay onaylıyor. Mahkemenin hakimlerinin birisi “işkence var” diyor. Savcı “işkence var” diyor. Adamlar tebessüm ederek, gülerek içeriye giriyorlar, beraat edip dışarıya çıkıyorlar. Hayırlı uğurlu olsun, teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun.
(Bir izleyicinin “Kuran’da Yahudilerin kıyamete kadar o topraklarda kalabileceği ile ilgili İsra Suresi’ndeki ayeti dinledik. Oysa biz o topraklarda sadece Müslümanların hakkı olduğunu zannediyorduk” şeklindeki sözleri üzerine)
Olur mu? Onların atalarının toprağı, tabii orada olacaklar. Nerde olacak adamlar? Hayır, her yerden kovuyorlar, İspanya’ya gidiyorlar, oradan “kovuyoruz seni” diyorlar. Almanya, oradan da kovuyorlar. Ne yapsın bu insanlar? “Hiçbir yerde istemiyoruz sizi” diyorlar. Bu vahşet, olur mu öyle şey?
(Sayın Adnan Oktar’ın İçişleri Bakanı’na destek olmak için televizyon programlarına telefon ile katılması, bu programlardan birisinin sunucularından olan Önder Aytaç’ın, Twitter’da Sayın Adnan Oktar’a duyarlılığı için teşekkür ettiğini belirten bir yazı yazması hakkında)
Biz daima iyiden yanayız, daima dürüstten yanayız. Eskiden beri hakkı hakikati savunanlara karşı bir garip ruh gelir, onları engelleyecek tavırlar içerisinde bulunurdu. Biz de çocukluğumuzda onları seyrederdik. Ama Allah şimdi imkan verdi, “tak” haklarını hemen avuçlarına koyuyoruz. İçişleri bakanının candan, samimi tavrı olduğunu herkes görüyor, konuşmalarının doğru olduğu belli. Yok, “cümle hatası yapıyormuş”. Edebiyat öğretmeni değil ki o, İçişleri bakanı. Gayet normal, makul. Cümle kurarken her zaman insan akıcı, düzgün konuşamayabilir. Yaptığı icraat çok önemlidir.
(Sayın Adnan Oktar’ın programdaki hanım kardeşlerimize hitaben söylediği sözler)
Bakıyorum da üslubunuz, ses tonunuz, konuşmalarınız hep faydalı, hep hikmetli, hep güzel. Yüzünüzdeki ifade çok temiz, nurlu, efendi, saygın. Olağanüstü güzelsiniz. Geçenlerde bir televizyon kanalında baktım, birkaç tane hanım çıkartmışlar. O kadar iğrenç gülüyorlar ki böyle, onun karşılığı var da söyleyemem. Çok kirli görünüşleri, çok pis. Yanlarındaki herifler de çok pis. Leş gibi yani pis oldukları anlaşılıyor, her hallerinden anlaşılıyor. Fizik anlamda da pisler. Çok gergin bir ortam var. Son derece ukala, züppe ve tehlikeli tipler oldukları anlaşılıyor. Gelen kadınların da öyle, tehlikeli insanlar olduğu anlaşılıyor. Ne cevap vereceği, ne yapacağı belli olmayan, saldırgan, cins, kirli ve karanlık insanlar oldukları anlaşılıyor. Ama siz nur gibi, tertemizsiniz ve son derece güvenilir, son derece efendi, Allah’tan korkan, mazlum, son derece, kibarlığın da üstünde hürmetkar, Allah’tan korkan, Allah’ı çok seven, helale, harama çok titiz, asla yalan söylemeyen, kaliteli insanlarsınız. Böyle kendinizi Allah’a adamışsınız maşaAllah. Oradaki insanlara bakıyorum; bunlar menfaatçi, çıkarcı, kendi çıkarıyla çatıştığında köpek gibi saldırganlaşan, ağzını bozan, çirkeflik yapabilen, klasik çirkef insanlar. Bunlar bazen gece kulüplerine falan da gidiyorlar, böyle tipler. Orada da çok çirkef ve çok tehlikeli oluyorlar. Çok yırtıcı olabiliyorlar. Bu kadar gergin bir dünyada, bu kadar korkunç insanlarla nasıl insanlar mutlu oluyor, ben hayret ediyorum? Ne sözleri dinlenebilecek gibi, ne konuşmaları dinlenebilecek gibi. Televizyonda, halkın gözü önünde oldukları halde son derece tehlikeli oldukları anlaşılıyor. Bir de bunların özeldeki konumunu düşünüyorum, ne kadar pis ve tehlikeliler, artık tahayyül etmek bile çok zor. O yüzden sizi Allah böyle temiz ve güzel yaratmış olması çok büyük bir nimet. Çok güçlü bir nur var yüzünüzde. Herkes farkına varıyordur. Bir acayiplik var. Şaşırtıcı bir durum var. Bunu görenler yanlarındaki mesela çirkef, saldırgan hanımı olanlar sizinle kıyaslıyorlar, acayip ağırına gidiyor. Mesela saldırgan, psikopat kızları olanlar var, yani malum, tek tek saymayayım da bazı tipler, sizlerle kıyaslıyor, acayip ağırına gidiyordur. Mesela annesi saldırgan, çirkef olan kişiler var, sizlerle kıyaslıyorlar, çok ağırlarına gidiyordur. Yaşadıkları cehennem ortamına bak, bir de bu ortamdaki cennet gibi huzurlu, nezih ortama bak. Konuşmalar son derece saygılı, üslup saygılı, çok klassınız, kıyafetleriniz çok güzel, temiz. Lafınız sözünüz dinleniyor, hiç boş laf konuşmuyorsunuz, her şeyinizde özenlisiniz, müthiş bir nezaket anlayışınız var. Oturmanız kalkmanız, yemeniz içmeniz, her şeyiniz klas. Her şeyiniz kibar, her şeyiniz estetik. Bir de bakıyoruz öyle leş gibi, ayı gibi tiplere bakıyorum, o zaman insan iyi insanların değerini daha çok görmüş oluyor. Onun için bizzat insanların kendi gözüyle görerek İslam’ın, Kuran’ın insanı nasıl güzelleştirdiği, nasıl birinci sınıf insan haline getirdiğini görmek çok önemli bir tebliğ yöntemidir.
Allah bizim sabrımızı da gösteriyor, mesela muazzam haksızlıklara uğruyoruz, son derece makul görüyoruz hatta gayet de neşemiz yerinde oluyor. Dünya tarihinde görülmemiş haksızlıklarla karşılaşıyoruz, akıl almaz olaylarla karşılaşıyoruz, akıl almaz rezaletlerle karşılaşıyoruz; hiç birisinde ne moralimiz bozuluyor, ne üslubumuz değişiyor ne de içimizde yeis veyahut ümitsizlik dalgası oluşuyor. Son derece mütevekkil ve rahatız. Ama karşılaştığımız haksızlıklar hakikaten tarihe geçecek kadar şaşırtıcı, tarihe geçecek kadar vahşiyane ve acımasız ve çok abartılı haksızlıklar oluyor, ama çok çok abartılı. Yani rezalet, alenen rezalet tarzında oluyor. Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil. Peşi peşine, biri bitiyor, biri başlıyor; biri bitiyor, biri başlıyor. Bu bizim doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Çünkü bu kadar harika olması bir mucizedir. Alenen haklı oluyoruz, açıkça haklı oluyoruz, “yok, haksızsınız” diyorlar. Allah Allah. Bin cihetten ispat ediyoruz, yine “haksızsınız” diyorlar. Hayrettir, mucize. Yani rüya görüyoruz adeta, inanılır gibi değil. Ve çok pişkin karşılayan insanlar var. Çok pişkin, olayı çok pişkince değerlendiriyorlar. Onlara da bir sözümüz olmuyor. Çünkü kader içerisinde Allah ne kadar güçlü imtihan ederse sevap o kadar çok olur.Ne kadar kolaylaşırsa sevap da o kadar az olacaktır.
(Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın tüm Müslümanların birleşmesi ile ilgili yazısı hakkında)
Mehmet Şevket Eygi Hocam yıllardır bu gerçeğe dikkat çeker. Bu da mesela hayret edilecek bir mucizedir. Söylüyoruz bazen muhterem bazı ağabeylere, “Hocam” diyoruz, “buyurun bir yemekli toplantı yapalım”. Yahut “toplantı yapanlar varmış, buyurun gidelim” diyoruz. Bir başka cemaat bir başka topluluğa söylüyor, “hep beraber olalım, sohbet edelim” diyor. Bunu sağlamak adeta sadece bize mahsus bir şey oldu. Yani bir tek bizim yaptığımız toplantılara gelenler oluyor, onun dışında diğer toplantılara hoca efendiler pek rağbet etmiyorlar. Çünkü tartışma ortamı oluyor. Halbuki her fikre, her düşünceye, her hizbe, fırkaya diyelim, saygı gözüyle bakmak lazım. Her inanca saygı gözüyle bakmak lazım. Oturup onu tartışma için yahut karşı tarafı suçlamak için o sohbet ortamını fırsat bilmek yanlış hareket olur. Çünkü konuşacaksan git evine, konuş. Eğer istiyorsa seni çağırır zaten, konuşursun. Ama fırsat bu fırsat diye bir yemekli toplantı yahut bir sohbet ortamını kavga ortamına çevirmeye kalkmak münasebetsiz bir hareket.
(Fatih Erbakan’ın Türk İslam Birliği’nin önemini anlattığı videosu üzerine)
Fatih, helal olsun Fatih’e, coşmuş benim aslanım. Üslup, el hareketleri, vücut hareketleri aynı Erbakan Hocamız gibi olmuş. Fatih’in karşısına çıkan heyulalar inşaAllah kenara çekilirler. Allah onu yolunu açsın. Erbakan Hocamız’ın bize emaneti Fatih. Bana, şahsen bir emanet olarak görüyorum. İyi korunup kollanması lazım. O mübarek insanlara iftira etmeye kalkmak, oyun oynamaya kalkmak sadece onlara olan sevgimizi saygımızı daha da arttırır. Çirkin iftiralar, çirkin sözlerle maddi çıkar hesaplarını söyleyerek böyle yakışıksız ithamlarda bulunmak söyleyen kişinin ne kadar çirkin insan olduğunu gösterir bize, sadece onu anlamış oluruz. Ne Erbakan Hocamız’a bir laf gelir, ne Fatih’e laf gelir inşaAllah. Biz onları dünyada da ahirette de kardeş biliyoruz. Mübarek şehidimiz Erbakan Hocamız da canımız zaten. Ama kardeşlerimiz bazen “Hocam” diyor “siz Saadet Partili değilsiniz”. Evet, değilim. Saadet Partili olmam mı gerekiyor benim Fatih’i desteklemem için, Erbakan Hocam’ı desteklemem için? Saadet Partili olmadan desteklemek daha etkilidir, daha önemlidir. Evet, Saadet Partili değilim ama destekliyorum ve bizim kardeşimiz olarak, Allah’ın emaneti olarak da hep desteklemeye, kalbi muhabbetimizi devam ettirmeye azimliyiz inşaAllah.
Başörtüsünü savunan insanlar başı açık insanları da eğer savunmuş olsalardı bu kutuplaşma, bu zıtlaşma olmazdı. Başı açık hanımlara karşı öfke ve kin duydukları için bazı yobaz takımı, şiddetli nefret duydukları için Allah bambaşka bir durum meydana getirdi. Ve başörtülü kız kardeşlerimiz, çarşaflı hanımefendiler çok mağdur durumda kaldılar ve geniş çapta dışlanmış oldular. Halbuki sevecen, kardeşçe yaklaşmış olsalar bütün başörtülü, başörtüsüz, çarşaflı hanımlara karşı aynı sevgiyi, şefkati gösterseler konu bitecekti, inşaAllah.
Yusuf Suresi, 1-34:
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla.
“Elif, Lam, Ra. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.” Cenab-ı Allah sık sık Kuran’ın apaçık olduğunu söyler ki müşrikler sapkın yollara gitmesin, kendi kendilerine uydurmalar, hurafeler çıkarmasınlar diye Allah sık sık Kuran’ın açık olduğunu beyan edip onların o yolunu kapatıyor.
“Gerçekten Biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.” Yani “kafanızı kullanırsınız, hikmetlerini düşünürsünüz, detayları görürsünüz diye Arapça bir Kuran olarak indirdik” diyor Cenab-ı Allah. Ama düşünmezsen bulamazsın, anlayamazsın. “Akıl erdirirsiniz diye” diyor bak, akıl. Demek ki herkes tek tek düşünmek durumunda Kuran’ı. “Beni ilgilendirmez, ben hazır alırım” gibi bir şey yok, mutlaka inceleyecek.
“Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz,” Herhangi bir kıssa değil bak, en güzel kıssaları diyor Cenab-ı Allah. “gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz” Mesela birçok yerde aktarmalar vardır ama çoğu hurafedir, doğru değildir. Ama ne diyor Allah? “gerçek bir haberolarak”, mesela biz gazetede bir haber okuyoruz gerçek mi, değil mi şüphe edebiliyoruz. Ama Kuran için ne diyor Cenab-ı Allah? “gerçek bir haber” diyor. Yani kusursuz düzgünlükte, mutlaka düzgün o haber. Verilen haberde en ufak bir hata yok, tam doğru.
“oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın.” Yani bu gayb bilgisi,“bilmiyordun sen” diyor. Bilinen bir konu da değil, yani“özel bir bilgi” diyor Allah.
“Hani Yusuf babasına: "Babacığım,” bak hitap şeklini de öğretiyor Allah; “babacığım”. Babasına insan hitap ederken nasıl diyecek?“Babacığım” diye hitap edecek. “gerçekten ben (rüyamda) on bir yıldız, Güneş'i ve Ay'ı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti.”On bir yıldız, güneşi de eklersek on iki. Avrupa Birliği’nin bayrağında kaç yıldız var? On iki. İslam ülkelerinin bayraklarının da hep yıldız vardır, güneş vardır, ay vardır. Bu nedir? Dünya hakimiyeti. Bakın haritaya, hepsinde göreceksiniz; ya yıldız vardır, ya güneş veyahut ay. Mesela Türk bayrağında hem ay hem yıldız var. İslam ülkelerinin çoğunda ay ve yıldız, birçoğunda güneş vardır. Hem dünya hakimiyetine bakıyor buradaki ifade, hem de Avrupa Birliği’nin de Mehdiyet’in emrine gireceğini buradan anlıyoruz, işaret ediyor Kuran.
“(Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma,” Bir şey gerçek de olsa, eğer kıskanacaklarsa, haset edeceklerse onun gizli tutulmasında fayda vardır.Yaniulu orta söylenmez. Başkasını kıskandıracak, haset ettirecek bir şeyin gizli tutulması daha isabetli olur. Bak “rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar.”Çok yakını dahi olmuş olsa, eğer haset edeceklerse söylememekte fayda var. “Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır." Çok rahat şeytan kışkırtabilir diyor. Yani o adamın aklına gelmese bile şeytan onun aklına getirebilir diyor Cenab-ı Allah.
"Böylece Rabbin seni seçkin kılacak,” Peygamber olduğu için vahiy bilgisiyle bildiriyor. Bu bilinecek bir şey değil, özel vahiy bilgisi gerektirir. “Böylece Rabbin seni seçkin kılacak”; “seni hakim kılacak, seni Mehdi kılacak” diyor. “sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek” yani “çok güzel Allah’ın hükümlerini anlatmayı sana öğretecek, çok güzel hitabetin olacak, güzel, belagatli, isabetli, doyurucu konuşma gücün olacak” diyor Allah. “ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır.” Yakup ailesinin nimetinin tamamlanması nedir? Hz. Mehdi (as) vesilesiyle İslam’ın dünya hakimiyetidir, son. Çünkü Hz. Mehdi (as) da Hz. Yakup (as) ailesinden, beni İsrail soyundandır, Hz. Davut (as) soyundandır. Onun için “İsraili görünümdedir” diyor Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (as)’ı tarif ederken. 10’unüstünde hadis var, “cismi İsraili” diyor, “görünüşü beni İsrail görünümündedir”.“Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
“Andolsun,Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır.”diyor Cenab-ı Allah. Yani ibretler,ahir zamana işaretler,o devirde yahut hangi devirde olursa olsun,insanlara manevi işaretler vardır.
“Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir;” Yobazların Hz. Mehdi (as)’a karşı olma sebebi nedir? Kıskançlık. Buradaki olay ne? Kıskançlık. Ne diyorlar?“Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir.” “Babamız daha çok seviyor” diyorlar.Sevgi üzerine olan kıskançlıklar çok tehlikelidir. Bunlarda birçoğunda cinayetler meydana gelir, savaşlar meydana gelir, bayağı belalar çıkar. Gazetede haberlere dikkat edin, hep sevgi kökenlidir, yani sevgi iddiasıyladır. Halbuki sevgi değil o, hasetliktir.“oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz.” Yobaz takımının nasıl birbirine destek olacağına da Kuran dikkat çekmiş oluyor. O devirde sapkın tavırları. Ama sonra düzeliyorlar,ayrı mesele. Ama oradaki yobaz ruhuna da Kuran işaret etmiş oluyor. “Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir." Yobazın gözü döndüğünde peygamber tanımayacağına da Kuran işaret ediyor. Mesela peygamber babaları,fakat yobaz ruhunda ne diyor?“Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir." Mesela bugünde Peygamberimiz (sav) olsa yobazlar ona karşı tavır alırlar. Onun kadınlara karşı ilgisi, kadınlara karşı sevgisi yobazları delirtir. Çok kadınla evlenmiş olması, kadınların ona ilgisi, oradaki Kuran hükümleri onların peygambere karşı olmasına sebep olacaktı, eğer olmuş olsaydı, Allah öyle bir güç vermiş olsa, Peygamberimiz (sav) ahir zamanda gelmiş olsaydı yobazlar en ziyade, Allah muhafaza Peygamberimiz (sav)’e karşı tavır alırlardı.
Bakınyobazların kan dökücülüğüne Kuran dikkat çekiyor: "Öldürün Yusuf'u”. Yobazların ilk aklına gelen, azgın ruhlarının tecellisi olarak öldürme ruhu vardır yobazlarda. Bak "Öldürün Yusuf'u”, kancı olmaları.“veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın.” Bir şekilde etkisiz hale getirmek, hapse attırtmak, ezmek; yobazların kafası. Bak “babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın.”Yani onun Hz. Mehdi (as) olmadığı anlaşılsın, onun değerli bir insan olmadığı imajı verilsin siz öne çıkın, siz daha dikkati çekin, buradaki amaç bu, güya. “Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz." “Samimi bir topluluk olursunuz” diyor. Halbuki samimiyetle uzaktan yakından alakaları yok. Ama samimiyeti kullanıyorlar.
“ İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın." Kuran’da bu tarz sözler, ifadeler genellikle hep Hz. Hızır (as)’a aittir. Yani bu şekilde bileceksiniz. “İçlerinden bir sözcü”, Kehf Suresi’nde de vardır,“içlerinden bir sözcü”. Yaşlı bir insan görünümünde görülür, sokaktan geçen bir adam şeklinde olur. Ama bir sözcü. “İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u” bak engelliyor, ikna ediyor, “öldürmeyin Yusuf'u” onların o yobaz kafasına bir engel meydana getiriyor. “onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın.”Sadece“öldürmeyin” deseler inanmazlar. Onlara başka bir çözüm veriyor ama o çözümün içinde hem Hz. Yusuf (as)’ın kurutuluşu var, hem Hz. Yusuf (as)’ın lider olması planı var. Yani o “kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın” demesi, zaten ne olacağını biliyor. Çocuk kuyunun dibinde ölebilir ama o biliyor. Mutlaka o kuyudan çıkacağı kanaatinde.
"Ey Babamız," dediler. "Sana ne oluyor, Yusuf'a karşı bize güvenmiyorsun?” Yobazlarda densizlik vardır, münasebetsizdirler. Üsluba bakın, “Ey Babamız," dediler. "Sana ne oluyor,” Peygamber olan bir insana hitaplarına bak. “Yusuf'a karşı bize güvenmiyorsun?”Demek ki yobaza bir şey emanet edilmez, yobaz tehlikelidir, güvenilmez bir insandır. “Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz.”Demek ki yobaz bol bol yalan söyler. Ve çok hayasızca, diri diri insanın yüzüne bakarak yalan söyler.
"Sen onu yarın bizimle gönder, gönlünce gezsin, oynasın.” Yobazlar zaman zamanda böyle gönül alıcı konuşmalar yapabiliyor demek ki. “Elbette biz onu koruyup-gözetiriz." Yalan söylerken,oyun oynarken demek ki böyle insanların hoşuna gidecek ifadeler de kullanabiliyor yobazlar.
“Dedi ki: "Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum." Şimdiburada tabii peygamber zellesi var. “onu götürmeniz gerçekten beni üzer”, bir kere mümin üzülmez, her şeyde bir hayır görür. Bu bir peygamber zellesidir. “siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum” bu da bir zelledir çünkü zaafı bildirmiş oluyor. Orada onlara farkında olmadan nasıl oyun oynamaları gerektiğine dair bir fikir vermiş oluyor. Çünkü onların kafası çalışmıyor, bulamaz onlar. Ama o onlara böyle bir ihtimali söylemekle imkan tanımış oluyor. Onun için zaaf hiçbir şekilde söylenmez. Mesela bir şeyden korkuyorsa insan söylememesi lazım, bir yönü zayıfsa onu hissettirmemesi lazım. Düşmanları onu kullanır. Mesela parası yoksa, “param yok” der de güçsüz konuma düşecekse “param yok” demesi doğru olmaz. Tam aksine.
Dediler ki: "Andolsun,” demekki münafıkların en çok kullandığı şey yemin etmek. Yeminle başlıyorlar. “Vallahi, billahi, tallahi” diye yemin eder münafık sıkıştığında. “Andolsun” diyor, Allah’a yemin ediyorlar.“biz, birbirini kollayan bir topluluk iken,”hakikaten yobazlar birbirlerini kendi grupları içerisinde kollarlar.“kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz) kimseler oluruz."Yani“böyle bir şeyde zaten biz kaybederiz, biz acze düşmüş konumunda oluruz, böyle bir şey olmaz” diyorlar.
“Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman,” bak o kişinin sözünü dinliyorlar, görüyor musunuz? Normalde öldürmeyi istedikleri halde, ama o diyor ki “kuyunun dibine bırakın”, ona hemen ikna oluyorlar. O Hz. Hızır (as) Allahualem. “derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman” tabii havadan atma şeklinde değil de iple bırakıyorlar, yani kovayla bırakıyorlar.“Biz ona (şöyle) vahyettik:” bak peygamber olduğu için Allah ona vahyediyor.“‘Andolsun,” Cenab-ı Allah yemin ediyor“sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.’”“kendileri, farkında değilken”, mesela Mehdiyet’in farkında değil yobazlar. Demek ki Hz. Mehdi (as) yaptıklarını yobazlara haber verecek. Yaptıkları anormallikleri onlara aktaracak, anlatacak. Yani bozukluklarını, çirkinliklerini aktaracak. Çünkü Kuran ne diyor? İbret var diyor. Ahir zamana ibret nedir, Mehdiyet devrinde olduğumuza göre? Bu ibrettir.
“Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler.” Oyun oynanacağı vakit, bir komplo yapılacağı vakit genellikle akşamüstü kullanılır. Çünkü bütün görevliler çekilmiş olur, bütün insanlar geri çekilmiş olur. Artık muhabere, bağlantı yolları kapanmış olur. O şahsın kendini kurtarması daha güçleşir. Gündüz olsa daha kolay olur. Ama akşam vurduklarında birçok yardım kanalı ve ulaşım kitleneceği için o kişi mağdur olacağını düşünerek akşamı seçer pusu kuranlar. “Gecenin şerrinden” diye zaten Kuran’da dikkat çeker Cenab-ı Allah. “Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler”, münafıkların yöntemi neymiş? Ağlama. Ağlayınca masum görünüyor. Mesela çıkar televizyona inleyerek ağlar,ahlaksızlık yaptığı halde, itlik yaptığı halde. Adam da diyor ki; “adam ağlıyor demek ki samimi yahu” diyor. “Demek ki dürüst” diyor. Halbuki üçkağıtçılığından ağlıyor, sahtekarlığından ağlıyor. Ama inanıyor ağlamaya. Birçok şirret, biliyorsunuz, çıkar televizyonda -samimi olanları tenzih ediyorum- zari zari ağlayarak rezalet çıkartır ve böylece de istediğini elde etmiş olur. Kamuoyunda da dikkat çekmiş olur.
“Dediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik,” bak“gerçek şu ki”. Yalancının ana özelliğidir, hani “desem de inanmazsın” diye başlarlar ya,“gerçek şu ki” diyorlar. “biz gittik, yarışıyorduk”,Yobazın nasıl yalan söyleme özelliği olduğuna, nasıl organize yalan söylediğine Allah dikkat çekiyor. Nasıl dillerinin yalana alışık olduğunu, yobazlarda bu ünlüdür. Anında fabülasyon üretir, anında hikaye üretir. “Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık.” Hikayede ona da bir kılıf uyduruyor. “Fakat onu kurt yemiş.” Ne demişti peygamber, Hz. Yakup (as)? “Kurt yemesinden korkuyorum” demişti. Onlar ne diyor? “Kurt yemiş”. Onlara fikir vermiş oluyor. Onların yapacağı komploda onlara fikir vermiş oluyor, istemeden de olsa fikir vermiş oluyor. Bir zaafını bildirmiş, onlar da zaafını ona karşı kullanıyorlar.“Kurt yemiş” diyor. Çünkü dese ki “nerden çıkarttınız kurdu?”,“sen demedin mi? ‘kurt yemesi tehlikeli’ demiştin” diyecekler. Yani “ihtimal verdiğine göre, işte ihtimal verdiğin şey oldu” diyecekler.“Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin." Yobazların yalan söylerken kullandığı yöntemlerden bir tanesi.Yalan söylediği için vicdani baskı yapıyor. Ne diyor?“doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin." Onu suçluyor bu sefer. Doğru adama inanmamak suçu oluşturmuş oluyorlar. Yobazların bir tekniğidir.
“Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler.” Bak yobazların aptallığı bu yine, aptalca yöntemleri.“Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır.” Gömleğin şeklinden, o yaptıkları sahte oyundan anlıyor babası, bir oyun olduğunu. Ama burada çok güzel bir şey söylüyor; “Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır”diyor.Müslüman sabırlı olacak. “Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı” orada tam anlamıyla teşhis etmiş, “düzüp-uydurduklarınıza karşı”. “Hepsi yalan” diyor. “(Kendisi'nden) yardım istenecek olan Allah'tır.”“Ben Allah’tan yardım istiyorum”diyor.
“Bir yolcu-kafilesi geldi,”bu kafile,özel gelen bir kafile. Yani herhangi birkafile değildir. Bunlar önceden Allah’ın yarattığı bir kafile. Rastgele kafile gelmiyor. Hz. Yusuf (as)’ı oradan çıkaracak kafile özeldir.“sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da” Bakın Kuran bir detay veriyor; “kovasını sarkıttı.” Kova. Kuran bu detayı vermeyebilir, “ipi sarkıttılar” der, “kabı sarkıttılar” diyebilir veyahut “bir şekilde kuyunun içinden aldılar” der, herhangi bir şekilde. Ama detaya giriyor,“kovasını sarkıttı” diyor. Çünkü Hz. Mehdi (as) kova çağında geliyor. Kova çağına özel dikkat çekilmiş. İncil’de de su testisine dikkat çekilir, su kabına. Aynısıdır. Aynı şey. O da kova çağına işaret ediyor. “Hey müjde... Bu bir çocuk." dedi.” Hz.Mehdi (as)’a işaret ediyor.“Ve onu (kuyudan çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar.” Hz.Mehdi (as)’ın belirli bir süre saklanması mevzu bahis, biliyorsunuz. Hadislerde de var. “Sakladılar” diyor, ona işaret. “Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendi.” “Zaten ben yaratıyorum” diyor Cenab-ı Allah. Onlar kendilerinin yaptıklarını zannediyor ama kaderde yaratan Allah.
“Onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkaç) dirheme sattılar. Onu pek önemsemediler.” Hz. Mehdi (as)’ı da önemsemeyeceklerdir insanlar. Önemsiz görecektir, değersiz göreceklerdir başlangıçta.
“Onu satın alan bir Mısırlı (aziz,) karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak), umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi.” Bak Allah ona hissettiriyor, “Onun yerini üstün tut”, Allah kalbine bir sevgi veriyor ona karşı, korunması için. Hz. Musa (as)’da da vardır bu. Burada Mısırlı azizede Allah kalbine bir sevgi veriyor Yusuf (as)’a karşı. “Onun yerini üstün tut (ona güzel bak), umulur ki bize bir yararı dokunur”, ona değil bütün Mısır’a yararı dokundu. Allah dedirtiyor. “ya da onu evlat ediniriz”, evlat edinmek de istiyor, yani o kadar çok sevmiş. “Böylelikle Biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik.” Çok güzel tefsir etme, çok güzel teşhis koymakabiliyeti var, çok zeki Yusuf (as).“Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.” diyor,“Allah ne derse o olur” diyor.
“Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik.” Hükmetme ve bir de ilim veriyor. Allah onu müthiş kültürlü yetiştiriyor. O Mısırlı azizin yanında, Allah vesile ediyor. Mesela Hz. Musa (as) da Firavunsarayında müthiş genel kültür almıştır. O da Mısırlı aziz yanında müthiş bir ilim ve kültür imkanına kavuşuyor. Hem rahmani ilim hem de her türlü genel kültür. “İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz.”
“Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi” şimdi yobazlara bir söylesen, desen ki “Hz. Yusuf (as) kadının evinde kalıyormuş”, Hz. Yusuf’u taşa tutmaya kalkar o yobazlar. Öldürmeye kalkarlar,“sen kadının evinde nasıl kalıyorsun?” diye. Bir yobaz için kabul edilecek bir şey mi bu? Olacak bir şey değil. O devirde yobazların Hz. Yusuf (as)’la karşılaştığını düşünün, kadının evinde kalıyor, ne yapmazlar?Hangi yobaz kabul eder bunu, kadının evinde kalmasını? Kabul etmezler. Yıllarca kalıyor kadının yanında. Baş başa kalıyor, tek başına kalıyorlar odada. Ama “ergenlik çağına erişince” diyor Kuran, dikkat çekiyor musun? İki, iki; yirmi iki. O ayrı, şimdi onu açmayayım fazla. 23, “Evinde kalmakta olduğu kadın”, Hz. Yusuf bir kadının evinde kalıyor tek başına, kadınla beraber kalıyor. Yobazlara göre harama girmiş durumda Hz. Yusuf (as), bayağı bir harama girmiş durumda, haşa. “ondan murad almak istedi” yani sevişmek istiyor kadın. “Bunu nasıl söylersin? Biz çoluk çocuk beraber seyrediyoruz” diyor. Peki, Allah söylüyor, nasıl söylemeyeyim? “Söylenir mi? Anlatmaman lazım” diyor. Kuran ayetini okumayacakmışız,“çoluk çocuk beraber seyrediyoruz” diyor.“ve kapıları sımsıkı kapatarak:” kilitliyor kapıları, Hz. Yusuf (as)’ın kaçmasını engellemek için. Demek ki erkek çekici oluyor muymuş? Oluyormuş. Sırf kadın çekici olmaz, erkek de çekici olur. Bak kadın onu arzuluyor. "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. Demek ki uzakta,“gel” diyor, çağırıyor yanına. Yani cinsel ilişkiye girmek istiyor. Çünkü zaten yan yanalar, yani kadınla bir hukukları var, konuşuyorlar, kadın onu beğeniyor, seviyor, sohbetleri oluyor. Sadece cinsel ilişkiye girmiyor Hz. Yusuf (as). Ama kadın açıkça söylüyor,“isteklerim senin içindir” diyor. Açıkça beyan ediyor, cinsel ilişki istediğini söylüyor. “Gelsene” diyor yani cinsel ilişkiye davet ediyor. “(Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım.” diyor, Müslüman olduğu için. Neyle engelleniyor? Jandarmayla mı? Arasına set çekilerek mi? Kadının başına çarşaf çekilerek de değil. Neyle? İmanıyla. Aklı, vicdanı, imanıyla kendini durduruyor. Demek ki ölçü neymiş? İman, Allah’tan korkmakmış. Zinayı ne engelliyormuş? Allah’tan korkmak engelliyormuş. İmanla engelleniyormuş. “Çünkü o benim Efendimdir,” “Rabbimdir” diyor,“Allah”. “yerimi güzel tutmuştur.” Çünkü çok rahat bir ortamdayaşıyor.“Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." “Zulümdür öyle bir şey, ben bunu yapmam” diyor.Ve “kurtuluşa ermezler” diyor.
“Andolsun kadın onu arzulamıştı,” Küçükken o kadar kadının dikkatini çekmiyor ama sonra yapılı, aslan gibi delikanlı olunca etkileniyor kadın ondan. “-eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı.” O da onu arzuluyor ama haram olduğu için yanaşmıyor. Arzulama var, istiyor kadını, içinde var ama haram olduğu için ne yapıyor? Yanaşmıyor.“Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.” Kötülüğü, fuhşu nasıl çeviriyor Cenab-ı Allah?İmanıyla, Allah’a imanıyla inşaAllah.
“Kapıya doğru ikisi de koştular.” Hz. Yusuf (as) çok sevimli maşaAllah, dünya tatlısı. Bir de geniş bir ev demek ki koşmak için, çünkü ufak tefek bir ev olsa, yani küçük bir oda olsa o öyle olmaz. Koşma için hız alınması gerekiyor, yani büyük bir salon olduğu anlaşılıyor, anlatımdan anlaşılıyor. Kadın koşup arkasından yetişiyor ve gömleğini tutuyor ve arkadan çekip yırtıyor. Hz. Yusuf (as) da kuvvetli ama kadın da kuvvetliymiş demek ki. Şehvetten gözü döndüğü için kadın, gömleği tuttuğunda, Hz. Yusuf (as) da direndiği için sırtından yırtılıyor gömlek. Tam bu anda, “Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar.”Allah karşılaştırıyor.“Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin,” ne kadar kahpece bir tavır, görüyor musun? Hani seviyordun sen? Allah korkusu, Allah aşkına dayalı olmayan bir sevgi hevestir ve böyle alçak ve çok acımasız ve kahpe olur işte. Madem o kadar aşkla seviyorsun, muhabbetle seviyorsun, böyle bir iftira atılır mı?Bak ne diyor?“Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?”diyor.Tam klasik kahpe karakteri. “Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan”, bir de ne kadar seri aklına geliyor. Adamı da tahrik ediyor, “ailene kötülük isteyenin”, “kötülük yapmak istiyordu, senin onuruna, şerefine, namusuna saldırdı” diyor. Ve yönlendiriyor, ona akıl veriyor. “zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?", “kırbaçlanması, dövülmesinden başka ne olabilir?”
“ (Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi." Yani “kendisi cinsel ilişkiye girmek istedi”. O kadar diyor ama Hz. Yusuf (as).“Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.” Bu da Hz. Hızır (as) Allahualem. Çünkü bu çok tehlikeli bir açıklama, kadın önden de yırtmış olabilirdi gömleği, o zaman, bu zaten geçerli bir delil değil. Kadın her halükarda yırtabilir önden de, mesela Hz. Yusuf (as)’ı soymaya kalkar, çeker yırtar. Ve dolayısıyla mağdur durumda kalacak Hz. Yusuf (as). Ama gömleğin arkadan yırtıldığını bildiği için bunu söylüyor Allahualem.Önden söylüyor ki sağlama almak için. “"Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.”Önden teşhis koymuyor, o zaman hiç kurtarırı olmaz yani, bu ifadeye göre, halbuki çok da masum konumdayken.
“Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa,” önce,olumsuzu önden söylüyor, onun aleyhine olanı. Sonra onu kurtaracak olanı en sona bırakıyor. Bu çok önemlidir hukukta.Savunmayı en sona bırakıyor. Mahkemelerde de savunma en sona bırakılır. “Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa,”ama çekme suretiyle yırtılmışsa “bu durumda kadın yalan söylemiştir”.Bak kesin hüküm meydana getiriyor.“ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir." Halbuki tam aksine de olabilir, yani gömlek herhangi bir şekilde arkadan yırtılabilir. Kadın burada niye mağdur olsun yapmadıysa? Gömleği kendi de yırtabilir sırtından. Veyahut herhangi bir yere takılıp yırtılabilir.
“Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir.” Bu ona yeterli oluyor, o kişinin sözüyle, ona inanıyor. Ne hüküm veriyor. Ne diyor? “Doğrusu” doğru olan hüküm “bu sizin düzeninizden (biri)dir.”, yani “bir düzen oluşturmuşsun” ama organize bir düzen yaptığını söylüyor kadının.“Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi.”“Muazzam bir oyun oynamışsın sen” diyor,“Hz. Yusuf (as)’a karşı”.
"Yusuf, sen bundan yüz çevir.” “Bununla bir daha görüşme” diyor. Bir çözüm, çünkü bela, belli. “Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile.” Adam Müslüman’ca yaklaşıyor. Başkası olsa çeker vurur. O diyor ki;sadece “bağışlanma dile”,“günahın dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkarlardan oldun." Kuran hükmü gibi o devirdeki Allah’ın hükmüyle açıklıyor. Müslüman’ca bir tavır gösteriyor, kepazelik çıkartmıyor. Bazısı olsa ekmek bıçağıyla kadına girer değil mi? Olmadık delilik yapıyorlar, Allah vermesin.
“Şehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi.”Kadınlar böyle şeyleri hiç kaçırmazlar.
"Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş.” Bak hikaye gibi anlatıyor, o devrin magazini bu.“Biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi. Onu cinsi sapıklıkla, suçluyor ama onları heyecanlandırmış belli. Yoksa sana ne, elin böyle bir şeyi varsa? Seni hiç ilgilendirmemesi lazım, muhatap dahi olmaman lazım. Bu kadar derdine düşmen normal mi? Demek ki seninde bilinçaltında öyle bir istek var, onun gereği olarak bunu söylüyorsun. Bazı vakalarda bu böyledir.
“(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı,” O da onların ne olduğunu biliyor. “onlara (bir davetçi) yolladı”, kinlenmiş onlara, “düzenlerini” yani onların dedikoduculuklarını duyunca.“oturup dayanacakları yerler” hazırlıyor, böylerahatça oturacakları.“ve her birinin eline bıçak verdi.” Bu Arapçasında daha değişik ama biz tabii bıçak olarak alıyoruz. Meyve olarak da, o bölgede olan özel bir meyve var, Tevrat’ta geçiyor, oval bir meyve, tam aklıma gelmiyor. “(Yusuf'a da:) "Çık, onlara (görün)" dedi.” Niçin diyor? Onların ondan etkileneceklerini biliyor.“"Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, ” şiddetli etkileniyor kadınlar.“ellerini kestiler” hani kadın etkiliyordu sadece insanı?Erkek de etkiliyormuş demek ki. “ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir.” “İnsana benzemiyor bu kadar etkilemesi” diyorlar. Çok şaşırtıcı buluyorlar bu kadar etkileyici gücü olmasını.Kendilerine de şaşırıyorlar,bu kadar etkilenmelerine. Halbuki imanından etkileniyorlar. İmanından meydana gelen bir elektrik var, ilahi bir elektrik, ondan etkileniyorlar. “Bu, ancak üstün bir melektir" dediler. “Olamaz böyle bir insan” diyorlar.
“Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız işte budur.” “Beni kınıyordunuz ama siz benden daha fazla etkilendiniz” diyor. “Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu.” Koruyunca tabii daha çekici olur bir erkek, çok daha güzeldir. Fahişe erkek iticidir kadın için. Kendini koruyan bir erkek, imanlı bir erkek kadın için çok çok etkileyicidir. Ucuz bir erkek fahişe gibidir, kadına çok itici gelir. Fahişe bir kadın da erkeğe itici gelir, tiksinir. İmanlı bir kadın güzel gelir. “Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak " bak“cinsel ilişkiye girmezse eğer zindana atacağım” diyor, o kadar gözü dönmüş. “ve elbette küçük düşürülenlerden olacak.” “Mahcup edeceğim, küçük düşüreceğim” diyor.
“(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların” Bir tek “bu” demiyor,“bunların” diyor, ekip olarak. Yani kadınlar kafayı takmışlar Hz. Yusuf (as)’a. “beni kendisine çağırdıkları şeyden”Yani gayrimeşru cinsel ilişkiye çağırıyorlar. “bana daha sevimlidir.” ”Ben zindan istiyorum Ya Rabbi diyor. Ben bunların bu tavrına yanaşmak istemiyorum” diyor. Ama bak kadınlarla görüşüyor. Kadınların etkileneceğini bildiği halde Hz. Yusuf (as) karşılarına çıkıyor. Peygamber, isterse çıkmaz, değil mi? Yobaz takımına göre ne yapmış Hz. Yusuf (as)? Çok büyük günaha girmiş, haşa. O kadınla evde kalmakla çok büyük günaha girmiş. Halbuki Hz. Yusuf (as) imanıyla zaten kendini koruyor, öyle bir şeye ihtiyacı yok.“Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir.” İfadeyi görüyor musun? “Daha sevimli”. “Ben böyle bir beladansa öyle bir belaya razıyım” demiyor. Peygamber üslubuna bak“daha sevimli” diyor. “Sevimli görüyorum ben hapsi” diyor. “Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir,”o da çok istekli “(böylece) cahillerden olurum.”“Çekiniyorum Ya Rabbi” diyor. Çünkü zorla da yapabilirler kadınlar hakikaten. Delirmiş vaziyette, elini kolunu bağlarlar, değil mi?Zorla, çünkü kadın gömleğini yırttığına göre kadın deli yani, şakası olmaz onun. Şimdi diğer kadınlarda devreye girmiş, zorla ilişkiye girebilirler.
“Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir.”
2012-01-05 13:58:13