A9 TV; 31 Aralık 2011
Kuran’ı açtım, Necm Suresi gelmiş. Necmettin Erbakan Hocamızın ismine kaynak olan sure, inşaAllah.
Evet, “cihat”, “cehd etmek” anlamına gelir. Yani ilimle, fenle, sanatla, bilimle ama çok güzel olmuş, aferin. “Milli görüş, Sultan Fatih’in görüşüdür” diyor, Fatih’in de resmi çok güzel olmuş, aferin. Erbakan Hocamız Fatih’i bize emanet verdi. Emanet bıraktı. Onu çok iyi de yetiştirdi. Herhalde bir amacı vardı, değil mi? İsmini “Fatih” diye koymasının nedeni bir hikmete binaendir inşaAllah. Fatih can, Fatih mütevazi, Fatih mazlum, oyun bilmez, ters bir ruhu yoktur. Düzgün insandır. Yalan söylemez, sevecendir, Allah’tan korkar, ehli imandır, takvadır, akılcıdır. Bu, derinlerin işine geliyor mu? Gelmiyor. Ne yapmaları gerekir? Fatih’i ekarte etmeleri gerekir. Ne yapmak gerekiyor o zaman? Bazı kart bunakları devreye sokmak gerekiyor. Kart bunaklar da biraz erken davrandılar. Kendi kafalarınca, bu nur insanı, bu değerli insanı, yok etmeye yönelik, aynı Erbakan Hocama yaptıkları gibi bir tavır ve politika içindeler. Ben şahsen Fatih’i seviyorum, şefkat duyuyorum, saygı duyuyorum. Bu olayı da çok dikkatli takip ediyorum şahsım adına. Biz Fatih’in, Saadet Partisi’nin başına geçmesinden memnunluk duyarız. Yani ben şahsım adına öyle diyorum. Yakışır ve gereklidir. Çünkü o ismin, o ruhun, o mananın oraya gelmesi güzel. Saadet’in başına gelmesi güzel. Diyecekler ki: “Sen Saadet Partili değilsin” Ben Allah Partisi’nin taraftarıyım. Allah Partisi’nin 1.5 milyar üyesi var. Dünyanın en büyük partisidir. O partiye mensubum ben. O partinin içinde diğer partiler var işte.
(Sınırda hayatını kaybeden kardeşlerimizin cenazesinde taziye çadırına giden Uludere kaymakamının saldırıya uğramasıyla ilgili)
Yalnız bu çok ayıp. Kim yaptıysa çok büyük terbiyesizlik yapmış. Misafire el kalkması tek kelimeyle ahlaksızlıktır. Çok büyük terbiyesizliktir. Orada kaymakam nezaket göstermiş, teessürlerini belirtmek üzere, nezaketli bir şekilde, örf ve ananelerimize uygun olarak, Kuran ahlakına uygun olarak taziyeye gitmiş. Orada nezaket gösterilir. Terbiyesizlik yapılmaz. Çok büyük edepsizlik yapmış, hangi aptalsa onu yapan çıksın özür dilesin. Çok büyük akılsızlık yapıyorlar. Yani bu tam anlamıyla kütüklük. Ne büyük terbiyesizliktir. Devletin kaymakamı, devletin görevlileri, nezaket gösteriyorlar değil mi? O ister mi böyle bir şey olsun? Ne kadar titizler vatandaşa karşı. Herkes rahatsız oldu bundan. Bak ben oradaki kardeşlerimize “kaçakçı” da demiyorum, ayrıca bakın. Sadece “vergisini ödememiş vatandaş” diyorum. Nur gibi çocuklar. Ve şehit olduklarına inanıyoruz. Bizim kardeşlerimiz. Bize ait insanlar. Gelip üstüne PKK paçavrası koyuyorlar, çocukların cenazesine. Onların ruhunu taciz ediyorlar. Ruhlarına ızdırap veriyorlar bu sefer de. “Bayrak” değil “paçavra.”Bayrak, öyle bayrak olmaz.
(Uludere’de hayatını kaybeden kardeşlerimizden birinin babasının “O paçavrayı tabuta sarmaları ciğerimi yaktı” diyor. “Devletimiz bizi sahipsiz bırakmasın” diye çağrıda bulunmasıyla ilgili)
Bak, bak, benim milletimin güzelliğini görüyor musun? Benim canlarımın güzelliğini görüyor musun? Ama o ailelere, Allah rızası için hemen devlet yardım yapsın. Birde, yardım kampanyası yapalım. Bir hayırsever dernek öncü olsun, bu kardeşlerimizi ihya edelim. O, otuz beş koç yiğidimizi, o canlarımızı el üstünde tutalım, ailelerini. Bir ekonomik bir ferahlık, bir rahatlık olsun. Bir parça oradan kalbimize bir sürur daha gelir inşaAllah. Bir iyilik daha gelir. Bilmiyorum yani devletin resmi bir organı devreye girebilir. Veyahut bir vakıfla olur, neyse artık bilemiyorum. Hemen başlasınlar. Devlet de hemen yardım yapsın. Bize sevinç gelir o zaman.
Saadet Partili kardeşlerimiz, Fatih’e sahip çıksınlar. İkinci, Erbakan Hocamızın olayı olmasın. Vicdanen bakın, daha önce olan olaydan çok rahatsız olduk, değil mi? Çok ayıp oldu. Fakat sonunda düzeltildi elhamdülillah. Erbakan Hocamızın adı Milli Gazete’de yoktu. Fatih’in ismini biz Milli Gazete’de çokça görelim. Bazı bunakların tavsiyede bulunduğunu duyuyoruz, “Milli Gazete’de Fatih’in ismi pek geçmesin” diye. Bu ahlaksızlık ve terbiyesizliktir. Çünkü Erbakan Hocam kurdu Milli Gazete’yi. Allah’tan korksunlar. Vicdansızlık yapmasınlar. Yani bir bunak müdahalesi olmaması çok iyi olur. Ben şahsen, vatandaş olarak söylüyorum. İstirham ediyorum. Milli Görüş Sitesinde de Fatih’in isminin olması orayı güzelleştirir, süsler. Baktım geçenlerde bir konferansa katılmış Fatih, çok güzel konuşuyor, aferin. Aynı babası gibi, çok şuurlu. Tam dava adamı. Fatih’le Saadet Partisi şahlanır. Öbür türlü, ben söyleyeyim, Saadet Partisi yavaş yavaş, eriyip eriyip kaybolur. Benim şahsi kanaatimi söylüyorum. Fatih olmadan, Saadet Partisi olmaz. Eriyerek kaybolur. “Biz de zaten bunu istiyoruz” diyorlarsa bazı kişiler, “biz de bunu istemiyoruz” işte. Saadet Partisi’nin yok olmasını istemiyoruz. Eski anlı şanlı günlerine dönmek istiyorlarsa kardeşlerimiz ki ben şahsen isterim, Fatih’in mutlaka Saadet Partisi’nin başına geçmesi gerekir. “Tecrübesiz,” bilmem ne falan, kardeşim “akıl yaşta değil başta” derler. Yaşla, kiloyla bu işlerin alakası yok. Bu çocuk temiz, terbiyeli, saygılı, efendi.
Geçenlerde Mehmet Talu ağabeyimizle de konuştuk, Mehmet Talu Hocamla yukarıda konuştuk, sohbet ettik. Bu konuda gündeme geldi. O da canı gibi seviyor. Çok seviyor Fatih’i. O da Saadet Partisi’nin başında olmasını çok istiyor Mehmet Talu Hocamız. Çok değerli bir alim. O da bunaklardan mutazarrır, bazı bunaklardan. Onların bir komplo ve oyun hazırlığı içinde olduklarına inanıyor. Demek ki bak kulağımıza gelenler doğruymuş demek.
(“Hocam niye hanım kardeşlerimizin bir kısmının başörtüsü var, neden bir kısmının başörtüsü yok?” sorusuna cevap)
Kucaklayıcı olacağız. Saadet Partisi iktidara geldiğinde Gülay kardeşimiz,Gülay Pınarbaşı başı açık gitmişti. Acayip etki etmişti. 28 Şubat döneminde olaylar malum gelişti. İktidarlıktan Erbakan Hocamız alındıktan sonra dediler ki, yani bu 28 Şubat’ın asıl başları “vitrine uymadılar” dediler. “Biz de buna mecbur kaldık” dediler. Bak, “ vitrine uymadılar” ne demek biliyor musun? “Açık, kapalı hepsine eşit davranma olayı olmadı, yani biz bunu göremedik” dediler. Ben onları savunmuyorum ama Gülay Pınarbaşı’nın Saadet’i desteklemesi, Erbakan Hocamızın başbakan olmasını sağladı.Ve malum şahıslar, şimdi isimlerini tek tek saymayayım da, onların desteklemesi. Yani onu tarih yazacak sonra. Onu oturup anlatmamıza gerek yok. Şimdi arkadaşlarımız zannediyorlar ki Saadet Partisi gelince, herkes başörtülü, çarşaflı, herkes sakallı olacak. Öyle değil. O tarzda Saadet’in iktidar olması mümkün değildir. Saadet Partisi’nin iktidara gelmesi, başı açık hanımlar da olacaktır, bikinili hanımlar da olacaktır, çarşaflı, tek gözü açık, herkes. Herkese saygı duyan bir görüşte Saadet iktidar olabilir. Bunu bilecekler kardeşlerimiz. O, partiyi yok etmek isteyenlerin kafasıdır; herkes çarşaflı olsun, herkes başörtülü olsun, herkes sakalı olsun. Öbür türlü de partide başka türlü bir zihniyet olmasın derlerse o olmaz. Akgönenç miydi, bir hanımefendi vardı, başı açık. Saadet’in çok oy almasının önemli nedenlerinden birisidir o hanım. Bilmiyorum şu an duruyor mu partide de. Gitti mi o, ne yapıyor?
İslam hakim olduğunda, mason da Müslüman olacak, gayrimüslimler de olacak, hepsi. Herkese kucaklayıcı olmak lazım. Kafayı örtüye taktın mı olmaz. Yani örtülü olan Müslüman’dır, örtülü olmayan Müslüman değildir kafasına yanaşırsanız o olmaz, o yanlış.
Kardeşim de diyor ki; “Fıkhi konuları niye anlatmıyorsunuz?” diyor. Kardeşim, en önemli konu şu an iman meselesidir. İman meselesi. İman konusu. Ana konu dünyada iman zafiyetidir. O hallolduktan sonra zaten onlar kolay. Bir ilmihal kitabı alınır. İki günde bile öğrenir.
(“Sonuçta dini bir program yaptığınıza göre, programın çerçevesinde bu müzikler programa yakışmıyor” izleyici maili üzerine)
Kerata, yılbaşında kalkıp mastika yapacak, Ramazan Ayı’nda böyle hüzünlü hüzünlü kenara çekilip mevlit dinleyecek, düğünde rakıyı içip böyle kendini dağıtacak, yerlere yatacak. Her yerin bir usulü vardır, adabı vardır kafasında. Bak koç yiğidim, canım kardeşim, ben her yerde aynıyım. Camide de böyle neşeliyim. Evde de aynı neşeliyim. İbadetlerimde de böyle neşeliyim. Allah’ı anarken de neşeliyim. Her yerde böyleyim. İkiyüzlü Müslümanlık olmaz. Bunu bırakacaksınız. Keratalar. Ramazan ayında sofu oluyorlar bir anda. Ramazan çıkar çıkmaz, bayramda rakıyla açıyor. Bunlar kendi kafalarına göre bir din geliştirmişler. Ona uyuyor kendi. Bizi de uydurmaya çalışıyor. Yok, ben uymayacağım o senin geliştirdiğine.
“Esselamu aleyküm mübarek Hocam, Fatih Erbakan Hocamız için hazırlanmış birkaç resim gönderdim. Bu gönderdiğim resimlere bakan birine bence daha başka bir şey söylemeye gerek yok. Siz çok güzel söylediniz. Bereketinden yararlanmaktan başka bir şey yok inşaAllah. Bereketin önünü açmak lazım inşaAllah. Manevi desteğinizi, duanızı Fatih Erbakan Hocamız için istiyoruz. Kendimiz içinde “Allah bizlere Erbakan Hocamıza gösterdiği davadan, Fatih Erbakan Hocamızın yanından ve siz mübarek Hocamdan ayırmasın” diye dua ederseniz sevineceğiz inşaAllah.” diyor Muhammed kardeşimiz. Amin diyoruz, biz de inşaAllah. Fatih dünya tatlısıdır, dünya efendisidir. Kart kaşarların derinlerden dürtüklendiğini biz biliyoruz. Bazı, birkaç tane kart kaşarın derinden dürtüklendiğini biliyoruz amaçlarını biliyoruz. Saadet Partisi’ni yok etmeyi hedeflediklerini de biliyoruz. Biliyoruz derken yani kendim açısından söylüyorum ben yani geniş, biliyoruz derken sanki bir ekip gibi anlatıyorum ama kendim açısından söylüyorum. Biliyorum yani inşaAllah. Bıraksınlar bu münasebetsizliği. Saadet Partisi’nin özelliği Erbakan Hocamızla anılmasıdır. O görüşün, milli görüşün kurucusu Erbakan Hocamızdır. Dolayısıyla evladını da yetiştirmiştir. Hakkıdır Erbakan Hocamızın, bizzat da isteğidir bu, bunun yerine gelmesi gerekir inşaAllah.
(“Yeni yılı kutlamak caiz midir? Kutlarsak dinden çıkar mıyız?” sorusuna cevap)
Yeni yıl sevinç vesilesidir. Hoşumuza gider. Eğer Hz. İsa (a.s.)’ın doğum günü olarak alınıyorsa, o günde doğduğuna inanılıyorsa, o da çok güzel. Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğum günü, Hz. Musa (a.s.)’n doğum günü, Hz. İbrahim (a.s.)’ın doğum günü hepsi mübarektir bizim için. Hepsi güzeldir. Ne güzel sevinçtir. Değil mi? Sıtkı Dede’nin doğum gününü kutluyorsun da, niye olmasın. Ama yani öyle bir bilgi yok. Bilmiyorum yani tam kesin bir ifade yok.
Ama ben yılbaşında ne yaparım? Normal hayatımı yaşıyorum. Her gün müzik dinliyorum zaten o gün için özel bir programa ihtiyaç yok benim şahsım adıma. Çünkü benim her günüm neşeli zaten. Herkes onu soruyor. “Yeni yılı kutlarsak dinden çıkar mıyız?” Yani kutlu, kutlamak, kutsal görmek anlamında mı? Yani eğer net bir bilgi olsa Hz. İsa (a.s.)’ın o gün doğduğuna dair kutlarsın tabi ama kutlayıp da tabi dua edersin; Ya Rabbi beni Hz. İsa (a.s.)’a talebe et, cennette kardeş et diye dua edersin. Başka kutlayıp ne yapılır? Allah’ı anarsın, Kuran okursun inşaAllah. Neşelenmek, eğlenmek zaten her gün neşelen kardeşim, onun için yılbaşını mı bekleyeceksin sene de bir kere eğlenmek için o günü mü bekleyeceğiz?
Kardeşim yılbaşı için, ben her zaman, her sene neşeli eğlenirim. Yılbaşını öyle olay haline getirmeye gerek yok, ertesi günde eğlenin, ertesi günde eğlenin, neşeli olun. Sırf yılbaşında mı mandalina, kuruyemiş yiyeceksiniz? Her gün yiyin, ne alakası var. Sene de bir gün onu mu bekleyeceğiz?
Kardeşim kardeşlerimiz, eskiden öyle bir düşünce vardır işte Müslüman içine kapalıdır, asosyaldir, masonlardan nefret eder, komünistlerden nefret eder, herkesten nefret eder, Hristiyanlardan, Musevilerden nefret eder, içine kapalıdır, bir hırka giyer, işte aç yaşar, perişandır, dünyadan elini eteğini çekmiştir. Üniversitede profesör olmaz, bilmem başka şey yapmaz, hayatın bütün yönlerinden çekilmiştir, güzel arabası olmaz, güzel evi olmaz, güzel insanlarla konuşmaz, hanımlar güzel giyinmezler, sürünürler. Zaten diyor “Müslüman’ın cehennemidir dünya, kafirin cennetidir” diyor. Bu zaten açıklıyor olayı. “Cehennemde yaşar gibi yaşamamız gerekiyor” diyor. Yok öyle bir şey. Allah ayette diyor; “dünyada sizin, ahirette yalnızca sizindir.” diyor. Biz Kuran’a göre hareket ederiz, hurafeye göre hareket etmeyiz. Kuran’a göre dünya bizim, inşaAllah. En güzel insanlarla, en güzel şekilde her şeyin en güzelini yaşayacağız inşaAllah.
( “Namazla ilgili bize bilgi verin” maili üzerine)
Dünyada imansızlık tehlikesi var, dünya imansız olmuş, sen bunu anlamıyorsun. Muhammed Raşit Erol Hazretleri ne diyor bak; “Binden, dokuz yüz doksan dokuzu dinsiz oldu” diyor. Yalan mı söylüyor. “Allahsız, Kitapsız oldular” diyor. Bak binden, dokuz yüz doksan dokuzu deccalin eline düştüler” diyor. Şimdi biz bu adamlara namazı mı anlatacağız? Önce iman hakikatleri, önce Allah’ın varlığı, birliği, Peygamberimiz (s.a.v.)’in O’nun Resulü olduğu, Kuran’ın hak kitap olduğu, Kuran mucizeleri, Allah’ın meleklerine iman, değil mi? Kadere iman, hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine iman, yani amentü de belirtilen hususlara insanlar iman etmesi için faaliyet yapıp, önce insanlarda imanı kavi hale getirmek lazım. Sonra namazın farzıyetlerini anlatırsın. Çok kolay o. Biz diyoruz ki, “Kıyamet yakın, Hz. Mehdi (a.s.) geldi, İttihadı İslam için gayret edin” diyoruz. Adamların bu işine gelmiyor. Namaz konusu burada beş dakikada anlatılacak konu mu? Al ilmihali, Ömer Nasuhi Bilmen Hocamızın ilmihalini, al, aç, oku. Değil mi? Detaylar, mesela taharete ait meseleler var, istikbali kıble var, efendim namazın birçok erkanı var, bunlar, çok detaylar var. Beş dakikada burada anlatılacak konu mu? İnşaAllah.
İslam hakim olduğunda, bak bir daha söylüyorum. Nur gibi çarşaflı hanımlar göreceğiz. Nur gibi böyle, Osmanlı döneminde de vardı ya böyle feraceli hanımlar, onlardan göreceğiz. Açık hanımlar da göreceğiz. İsteyen de plajda bikini, mayoyla denize girecek. Anlaşıldı mı? Öyle bir ortam olacak, öyle zannedildiği gibi, yani kafalarında canlandırdıkları gibi bir ortam değil inşaAllah. Müziğin her türlüsü olacak Mehdiyet devrinde söyleyeyim. Yer gök inleyecek. Hatta diyeceksiniz ki, “ya ben müzik hiç dinlememişim” Bak, dikkat edin. “Ben” diyeceksiniz, “Hiç müzik dinlememişim.” Bu sözümün altını çizin. “Biz hiç yemek yememişiz” diyeceksiniz. “Yemeğin taklidini yemişiz” diyeceksiniz. “Hiç kıyafet giymemişiz” diyeceksiniz. Her şeyin en güzelini yaşayacaksınız. Bana inanın inşaAllah.
Başı açıkları sevecekler.Başı açıkları sevmezlerse, başı açıklarda, başı kapalıları sevmez o zaman. Başı açıklara nefret ve öfke olursa, başı açıklarda çarşaflı ve başı kapalılara öfke ve nefret duyuyorlar. Sonucunda millet bölünüyor ve üniversitelere bak öğrenciler giremiyorlar. Okullara giremeyecek hale geldiler. Devlet dairelerine giremeyecek hale geldiler. Bu işte nefretin sonucunda oldu. Bir avuç yobaz ortalığı birbirine kattı. Halbuki hepsine aynı sevgiyi, aynı muhabbeti, aynı saygıyı göstermiş olsaydı kardeşlerimiz, bu sorun olmayacaktı. Farz edelim Saadet Partisi’ne oy istiyor. Başı kapalılardan istiyorsun, doğru. Başı açık versin mi oyunu vermesin mi? Versin diyorsun. Başı açığın oyunu istiyorsan başı açığa saygı duymak durumundasın sen. Sevgi duymak durumundasın. Hem başı açıktan sen nefret edeceksin, hem de onu ezecek bir sistem getireceğim diyeceksin sen ona. Adam da gidip sana oyunu verecek öyle mi? Vermez sana oyunu. Sen onun başını ezeceğini söylüyorsan, onun hürriyetini yok edeceğini söylüyorsan sana oy vermez. Onun için Erbakan Hocamız herkesi kucaklayan bir politika izliyordu. Herkesi seviyordu. Başı açıkları da, başı kapalıları da, herkese karşı derin bir sevgisi hürmeti vardı.
Özetle yobaz arkadaşlar çok iyi bilsinler. Başı açık hanımlara eğer saygı duymazsanız İttihad-ı İslam mümkün olmaz. Bunu aklınıza koyacaksınız. Hristiyan ve Musevi nefretiyle İttihad-ı İslam olmaz. Bunu da aklınıza koyacaksınız. Herkesi kucaklayan bir sistemdir İttihad-ı İslam. Herkese sevgi duyan, herkese saygı duyan. İşte “ben yobazım,ben kendi kafama göre hareket edeceğim” dersen, “kimseye hayat hakkı tanımam" dersen o zaman sana da hayat hakkı tanımazlar Allah esirgesin ve böyle ezim ezim ezilirsin. Akılsızlık yapmayın ey yobaz güruhu, akıllı hareket edin. Densizlik yapmayın. Bu sözümü bu nasihatımı önemli görün, inşaAllah.
Müslümanları böyle bir kısım zevat, aşağılık kompleksi içinde, ezik, gariban, bakımsız, zavallı insanlar olarak göstermeye çalışıyorlar. Yok. Müslüman dünyanın en akıllı, en yaman, en keskin akla sahip, dağları delen özelliğe sahip, herkesi kucaklayan, Yahudileri, Masonları, Hristiyanları herkesi kucaklayan, her yeri etkileyen, İttihad-ı İslam’ı gürül gürül getirme gücüne sahip Allah’ın imkan vermesiyle varlıklardır. Nurani, ruhani varlıklardır, inşaAllah.
(“Hocam bazı zevat İttihad-ı İslam’ı istememizden, Mehdi’nin gelişini beklememizden, bu hizmetlerimizden çok rahatsız oluyor” maili üzerine)
Dedim, Mehdi talebeliği kolay değil. Bak, bende Mehdi talebesiyim. Bir hapse giriyoruz. Bir karakolluk oluyoruz. Olayların önü sonu gelmiyor. Küfredenler, hakaret edenler… Ama biz ne yapıyoruz? Böyle buldozer gibi eze eze yolumuza devam ediyoruz. Önümüze kayalar çıkıyor deviriyoruz, dağ çıkıyor deviriyoruz. Değil mi? Elhamdülillah. Yoksa sevap alamazsınız dedim. “Eyvallah” dediler. “Elhamdulillah” dediler. Olur, rahatlarsınız ama sevap alamazsınız. Tabi ki itten kopuktan havlamalar duyacaksın. Bizim araba giderken bazen bizim sokak köpekleri havlıyor. Sadece şefkatle bakıp geçiyoruz. Arabayı durdurup, yoldan dönmüyoruz.
(“Yaratılış Atlası'nın tanıtımı İngiltere’deki otobüs durağına reklam olarak vermişsiniz. Bunlarda dergilere ve gazetelerde geniş çapta haber olmuş. Sizden isteğimiz sadece İngiltere değil, bizler Avusturya, İsviçre, İtalya, Almanya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, Rusya, Kanada, Amerika ve İsrail’de de yaratılış atlasının reklamını görmek istiyoruz.” maili üzerine)
Hadi bakalım gayret edin, kerata, her şeyi ağabeyinizden bekliyorsunuz. Benim iki tane kolum var Hüseyin. Bunlar beni yüz bin kollu görüyorlar. Her şeyi ağabeyinizden beklemeyeceksiniz. Bak, bu faaliyeti yapan kardeşlerimiz kendileri yaptılar. Biz yapmadık. Bu arabayla ilgili mesela, bu çalışmayı yapan kardeşlerimiz kendileri yapıyorlar. Sizde kendiniz yapacaksınız. Yapın, bize zafer haberleri gönderin. Sevinç haberleri gönderin. Bizde bu sevinci burada paylaşalım. Akıl vermişsin, Allah razı olsun. Güzel, istifade ettik ama akıldan çok icraat güzel olur. Hadi bakalım.
Bizim milletimiz çok tatlı insanlar. Milletimizin neşesini boğmak, İslam adına, Kuran adına boğmak aptallık olur. Müzik dinlemeyeceksin. Bu akıl mı? Niye dinlemesin? Dinleyecek tabi. Mesela bir genç kız; genç kızlar güzel giyinmekten, güzel olmaktan hoşlanırlar. Niye onların şevkini kırarsın? Giyinsin, süslü güzel olsun. “Gözlerim oynak” diyor. Sen o zaman kendi annene, kız kardeşine de gözlerin oynak olur o zaman. Orada helale harama dikkat etmiyorsan sen, orada da helale harama dikkat etmezsin sen. Hatta daha da pis şeyler yaparsın da, şimdi terbiyem müsaade etmiyor söylemiyorum. Akla hayale gelmeyecek şeyler yapabilirsin. Allah korkusuyladır, Allah sevgisiyledir her şey. O kadar, ölçü budur. Kalbimizdeki jandarma, kalbimizdeki güç budur. Hapsederek, kafasına bilmem ne geçirerek, duvarın arkasına saklayarak böyle bir sistem yok, inşaAllah.
(“Seyyidina İsa Mesih, Mesih İbni Meryem ne zaman gelecek ve kim olduğu belli mi bu kişinin?”)
Hz. İsa (a.s.) Mesih geldi. Kim olduğu da tabi ki belli. Ama tebliği Darwinizm ve materyalizmle mücadeleyi, Hz. Mehdi (a.s.)’a bırakıyor. O siyaset yönünde faaliyet yapıyor. Hz. Mehdi (a.s.) da siyaseti ona bırakıyor. Dünya siyasetini ama bak dünya. Bu çok zordur dünya siyaseti. Dünyayı koordine etme, dünya siyasetini dengeleme.
(“Yılbaşı gecesini nasıl geçirmemizi önerirsiniz?” sorusu üzerine)
İlla eğlenmek istiyorsan al sana müzik. Şahane kanun maşaAllah. Ben anlamıyorum, uzun uzun niye kendimizi yoralım? Şimdi akşama hazırlık yapacaksın. Her günümüz bayram bizim. Her gün bayram. Her gün neşedir. Ne alakası var? O güne kadar ben üzgün yaşayacağım, o gün gelecek birden neşeleneceğim. Ne zorum. Her gün neşeliyiz. Her gün sevinçli.
(Fatih Altaylı “Sadece İç İşleri Bakanına Vurmak Serbest” başlıklı yazısında “Ak Parti yanlısı insanların bile hedef aldığı tek bakanın İdris Bey olduğunu” söylemiş. “Eğer sorun gaf yapmaksa, bunu yapan tek bakan Sayın Şahin değil, ama her nedense diğer bakanlar ne yaparsa yapsın onlara gık bile denmezken iç işleri bakanına vurmak serbest” “Doğrusu garibime gidiyor, arkasındaki nedeni bilmek istiyorum”)
Arkasındaki neden ne? Anlattım bir daha anlatayım. Arkasındaki nedeni çok açık anlattı o. Dedi ki “Komünistlerin, PKK’nın arkasında Avrupa’daki bilim adamları var” dedi. “Üniversiteler var” dedi. “Onları ideolojik yönden destekliyorlar” dedi. Yani Darwinist, Materyalist, Komünist, Stalinist propagandada bilimsel yönden onu, o adamları destekleyip savunuyorlar dedi. Buna bir çözüm bulunması lazım dedi. Üç yıldan beri anlattığımız bir konuya bakanımız sıcak yaklaşmış oldu. Biz ısrarla söylüyorduk bakanımızdan, bunu söyleyin diye rica ediyorduk. Bakanımız sonunda bunu söyledi. Ağzına diline sağlık. Bunu söyleyince yer yerinden hopladı. Çünkü adamların en hassas noktası bu. Çünkü PKK’yı bitirecek olan bilimsel mücadeledir. Bilimsel yönden PKK çöktü mü konu biter. Bir de sanat yoluyla destekleniyor ama sanat yoluyla o kadar önemli değil. Bakanımız gerçi o konuya dikkat çekti. Biz de o konuya yazılarımızla dikkat çekiyoruz ama sanatla yapılan destek değil de, bilimsel destek en önemlisi budur. Yani sahte bilimsel destek. Darwinist, Materyalist, Stalinist propaganda. Bütün Avrupa bu konuda destek sağlıyor PKK’ya. Bunun ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu sağlandığında devlet anti komünist, anti Marksist, anti Leninist, anti Darwinist propaganda yaptığında PKK erir, biter. Yani bunu herkes biliyor. En hayati noktadan yaklaştığı için havalara hopladılar. Mesela dese ki iç işleri bakanı iki yüz bin asker daha yığacağız, şu kadar tank topla, hiç kaile almazlar. En belini bükecek belini kıracak, PKK’nın şah damarını koparacak açıklamayı yapınca yer yerinden oynadı. Olay bu.
Bakanımız ilk defa rica ettiğimiz bu konuyu açıklamış oldu. Arkasından da başbakanımız açıkladı. Aynı mahiyette, daha örtülü ama tabi o da siyasetçi olduğu için. Bir siyasi yoklama yapıyor. Çünkü reaksiyon çok şiddetli oluyor. Hatta başbakanımız çekindiği için faşist hareket dedi. Komünist hareket diyemedi. Komünistlerin şirretliğini görüyor musunuz? Komünist PKK’lıların. Dünya çapındaki yapılanmalarını bildiği için başbakan faşist diyebildi. Ama şu son açıklamasında ne dedi? “Bilimsel yönden PKK propaganda yapıyor” dedi. Ama bilimsel yönden cevabını vereceğiz demedi daha. Bunu da diyecekler. Bunu bekliyoruz. İç işleri bakanı bunu da diyecek. Bilimsel yönden aman vermeyeceğiz diyecekler. Profesörlerimizle, doçentlerimizle, üniversitelerimizle yeri göğü birbirine katacağız. Üniversitelerimizde Darwinizmi, Materyalizmi, Komünist düşünceyi, Stalinist düşünceyi yok edeceğiz diyecekler. Arkadan bu lafın geleceğini bildikleri için havalara hopladılar. Zaten bunu bir deseler PKK böğürmeye başlar. Bağırma değil böyle çırpınma değil böğürür. Dana gibi böğürür. Onun için yoklayarak hükümet gidiyor dikkat ederseniz hafif hafif. Hatta entel dantel takımı iç işleri bakanı istifa etsin demeye başladı. Çok büyük hatadır. Herkes İdris Naim Bey’e yüklenince “bilime karşı çıktı” diyor. Bilime karşı çıkmıyor. Sahte bilime karşı çıkıyor. Kandırmacaya karşı çıkıyor. Yalana karşı çıkıyor. Bilime niye karşı çıksın? Sanatın da bilime sahte kullanmasına karşı çıkıyor. Ama sanat yönüyle propaganda o kadar güçlü değildir işin doğrusu. O kadar etki etmez. Cahil cühelaya belki biraz etki eder ama asıl direkt bilim yoluyla üniversitelerde, zaten ona dikkat çekti İdris Naim Bey de. Yıllarda beri dedik ki hükümete; bunu söyleyin, bunu söyleyin. Gazete ilanlarında falan arkadaşlarımızda yazdılar. Ben televizyonlardan yıllardan beri söylüyorum. Nihayet söyledi bakanımız. Bak Türkiye sallanmaya başladı. Otuz beş kişinin şehit edilmesi de İdris Naim Bey’i görevinden aldırmak için yapılmış bir komplodur. Onun altından o çıkacaktır. Bu komployu birileri düzenledi. Ben askerimizi tenzih ederim, hepsini tenzih ederim görevli kişilerin. Fakat burada bir oyun oynandı. Hedefte İdris Naim Bey vardır. İdris Naim Bey’in görevinden alınmasının istenmesinin tek nedeni de, bilimsel Marksist propagandanın, sahte propagandanın tehlikesine dikkat çekmesidir. Çünkü ikinci aşamadan çok korktular. İkinci aşamada anti Leninist propagandaya başlayacak hükümet diye, anti Darwinist propagandaya başlayacak diye çekindiler. Onun için böyle şamata yapıyorlar. İç işleri bakanımız doğru yolda. Hükümet doğru yolda. Sonuna kadar yanlarındayız. Hz. Hızır (a.s.)’ın izniyle kuruldu hükümet. Hz. Hızır (a.s.)’ın desturuyla kuruldu. Hz. Mehdi (a.s.)’ın da desteklediği, Hz. İsa (a.s.)’ın da desteklediği bir durum var. Desteklemeseler iktidara gelemezlerdi. Allah istediği için iktidara geldiler. Allah istemese duramazlar. İç işleri bakanı da son derece doğru hareket ediyor, güzel hareket ediyor. Konuşmasına kafa takmışlar. İdris Naim Bey iç işleri bakanı, edebiyat öğretmeni değil. Edebiyatından sorguluyorlar, iyi cümle kuramıyor diye. Sana ne iyi cümle kuramamasından. Hizmetine bak sen. Bunu anlattık, nihayet bunu da anladılar sonunda. Bunu epeyden beri söylüyorum. Bu konuda geçenlerde, Marksist birisi vardı o bile “ne alakası var edebi yönünün, icraatına bakarız biz” dedi. İnşaAllah.
Hedef içişleri bakanı. Zaten hemen o olaydan sonra ne dediler; İç işleri bakanı istifa etsin. Ne alaka? Niye istifa etsin iç işleri bakanı? Gidip fakiri fukarayı, garibanı bombalayın mı dedi iç işleri bakanı? Ne bilsinler, askerlerimiz de yanlış istihbaratla bu olayın içine girmişler. Çok rahatsız olmuşlardır. Herkes rahatsız oldu. Onlar bizim canlarımız, şehit olanlar. Bizim evlatlarımız, bizim kardeşlerimiz. Üstüne götürmüşler PKK’nın çulunu. Çocuklar cenazesinin üstüne sermeye kalkıyorlar, şehitlerimizin üstüne. Adamlar bu kadar bozuk adamlar. Şehitlerin yüreğini sızlatıyorlar.
(Risale Haber sitesinde bugün günün dersi köşesinde “üç vazife Mehdi ve cemaatinde toplanabilir” başlığı altında; Üstadın Mehdi’nin üç büyük vazifesi olacağıyla ilgili yazısını yayınlanması üzerine)
Demek ki delikanlı siteymiş. Demek ki narcı değilmiş bunlar, nurcuymuşlar. Narcılar korkar. Narcılar Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili yazılardan ödleri kopar. Bediüzzaman’ın konuşmalarını gizlerler. Seyyid Salih Hocamızın dediği gibi “tevil ederler, tevil ediyorlar onlar” diyor. Sahtekarlıkla kapatmaya çalışırlar. Ben o konuyu bir anlatayım.
Bismillahirrahmanirrahim. Günün Risale-i Nur dersiymiş, bizde günün Risale-i Nur dersi yapıyoruz.
“Azîz, Sadık, Muhterem Kardeşimiz Hoca Haşmet! “Senin, müceddid hakkındaki mektubunu hayretle okuduk ve Üstadımıza da söyledik. Üstadımız diyor ki: Evet bu zaman hem îman ve din için, hem hayat-ı içtimai ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister.” Ama bu zaman diyor kendi zamanı bu çok önemli. “Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i îmaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi,” yani insanların iman etmesini sağlamak Allah’a inanmasını sağlamak, çünkü Allah’a inanmıyor adam asıl sorun bu. Bizim de üstünde durduğumuz konu bu, en önemli konu bu. İmanı muhafaza çünkü, var olanı da muhafaza etmek de çok önemli. “En mukaddes ve en büyüğüdür.” En önemli çalışma budur diyor Bediüzzaman. Bizim yaptığımız şu andaki çalışma da bu. “Şeriat ve hayat-ı içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nispeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor.” Namaz kılmak, oruç tutmak, iman etmeyen adama sen namazdan bahsedersen olur mu? “ Rivâyât-ı hadîsiyede,” yani Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinde “tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise, îmanî hakaikteki tecdid itibariyledir.” Yani iman hakikatlerinde ki tecdid itibariyledir. Allah’ın varlığı, birliği amentüde olan Allah’ın meleklerine, kadere her türlü imani gerçeğe iman etme konusu. En önemli çalışma budur diyor. Bu imanın sağlanmasıdır diyor. “Fakat efkâr-ı âmmede,” toplum nazarında “hayalperest insanların nazarında” hayalci adam. “Zâhiren geniş ve hâkimiyet noktasında cazibedar olan hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye” İslam’ın toplum içinde toptan yaşanması “ve siyaset-i dîniye” dinin siyasetle yaşanması “cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için, o adese ile o nokta-i nazardan bakıyorlar, mâna veriyorlar.” Mehdiyeti bu şekilde değerlendiriyorlar. Bir gelir işte siyasete hakim olur, namazın farzlarını anlatır insanlara, şeriatı anlatır, Kuranın hükümlerini anlatır. Bu şekilde bekliyorlar diyor. Halbuki iman hakikatleri en önemli konu budur diyor. Allah’a imanı için uğraşılması asıl konu budur diyor.
“Hem bu üç vezâifi birden bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, âdeta kabil görülmüyor.” Bediüzzaman anlatıyor Mehdi (a.s.)’ın benim zamanımda gelmesi mümkün değil diyor. Ne zaman kabil görünüyor Üstadım diyoruz? Açıklıyor devam ediyor; “Âhir zamanda, Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (A.S.M.) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'de” Kimdeymiş? Hz. Mehdi (a.s.)’da. Ne zaman? Ahir zamanda. “Ve cemaatindeki” Bak, Mehdi var, cemaati var. “Şahs-ı mânevîde ancak içtima 'edebilir.” Ancak o zaman bu üç görev birden olabilir diyor. Benim zamanımda olmaz diyor. Yok yalan söylüyor Bediüzzaman diyorlar. Nerenin yalanı? Hiç olmazsa düz okuyun. Allah razı olsun, bu kardeşlerimiz düz yazmışlar. Eğip bükmemişler, bazıları da dillerini eğip büküyor, sahtekarlık yapıyor. “Bu asırda, Cenâb-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki, Risale-i Nur'un hakikatına ve şâkirdlerinin şahs-ı mânevîsine, hakaik-i îmaniye muhafazasında tecdid vazifesini yaptırmış. Yirmi seneden beri o vazife-i kudsiyede tesirli ve fâtihane neşriyle gayet dehşetli ve kuvvetli zındıka ve dalâlet hücumuna karşı tam mukabele edip, yüzbinler ehl-i îmanın îmanlarını kurtardığını kırk binler adam şehadet eder.
Amma benim gibi âciz ve zaîf bir bîçarenin, böyle binler derece haddimden fazla” haddimden fazla bir şeydir diyor Mehdilik. Bediüzzaman; “binse Mehdilik ben birim” diyor Hz. Mehdi (a.s.)’a kıyasla. “bir yükü yüklemek tarzında, şahsımı medar-ı nazar etmemeli diyor ve size selâm ediyor. Biz de zâtınıza ve oradaki Risale-i Nur'la alâkadar olanlara selâm ediyoruz.” Burada anlaşılmayacak bir yön yok. Bak ne diyor; “bu üç vezâifi birden bir şahısta,” yani kendinde, “yahut cemaatte,” nur talebelerinde “bu zamanda bulunması” o yıllarda 1930’lar,1940’lar. “ ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, âdeten kabil görülmüyor.” Ne zaman olabilirmiş bak açıklıyor; “Âhir zamanda, Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (A.S.M.) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden” Peygamberimiz (s.a.v)’in soyunu temsil eden “Hazret-i Mehdi' de” Bak isimle söylüyor Hz. Mehdi (a.s.)’da. “ve cemaatindeki şahs-ı mânevîde ancak içtima 'edebilir.”
Ahir zamanda, AL-İ BEYT-İ NEBEVİ'NİN (A.S.M.)(Peygamberimiz (s.a.v)'in soyunun) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (nurani cemaatini) TEMSİL EDEN HAZRET-İ MEHDİ (A.S.)'DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR. Ne zaman içtima ediyormuş, cemaatinde içtima edebilir ama bende olmaz diyor. Benim zamanımda olmaz diyor. “Ahir zamanda gelecek olan Mehdi de, olur mu” diyorsun. İçtima eder mi? Bediüzzaman “olur” diyor işte, kendi zamanında olamaz diyor işte ahir zamanda olur diyor. “Üç vazifenin de üçünü yapacak” diyor. Net açıklamış ve bak “Ahir zamanda, AL-İ BEYT-İ NEBEVİ'NİN (A.S.M.)(Peygamberimiz (s.a.v)'in soyunun) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (nurani cemaatini) TEMSİL EDEN HAZRET-İ MEHDİ (A.S.)'DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR.” İçtima nedir? Bir araya gelip toplanabilir, üç görevi birden yapabilir. Bu konuları kardeşlerimiz günlük not tutsun. Sırf Nur Talebeleri bile bu narcıların etkisinden kurtulursa konu biter. Bediüzzaman Barla Lahikası sayfa 162 de -kardeşlerimiz not alsınlar, benim Facebook’um da yayınlayalım. Kardeşlerimizde Facebook’dan alsınlar, herkese anlatsınlar beni sevenler- Barla Lahikası sayfa 162; “O ileride gelecek ACİB BİR ŞAHSIN.” Şimdi narcılara sorduk mu diyoruz ki “hocam o ilerde gelecek o şahıs?”“Kardeşim, orada başka birinden bahsediliyor” diyor. Açık işte “o ilerde gelecek acip bir şahsın” diyor. “Yok o anlamda demedi” diyor. "O ileride gelecek ACİB BİR ŞAHSIN, bir hizmetkarı.” “Mehdinin hizmetkarıyım” diyor. “Ve ONA yer hazır edecek bir dümdarı ve O BÜYÜK KUMANDANIN.” Neymiş Mehdi? Kumandanmış. “O BÜYÜK KUMANDANIN, öncü bir askeri olduğumu zannediyorum.” Neden saklıyorsunuz bunları? Söyleyin, narcılar. Bunların ipi çözülürse konu hallolur.
Kastamonu Lahikası sayfa 72:
“ ... Tâ âhirzaman da” ne zamanmış, ta ahir zamanda, kendi zamanında söylüyor bunu. “hayatın geniş dairesinde” internet, televizyonların, radyoların yayıldığı dönemde “Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yâni Mehdi ve şakirtleri,” talebeleri “Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, “ geldi demiyor bak gelir o daireyi genişlendirir yani Risale-i Nur dairesinde genişlendirir “o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sünbüllenir.
“Biz de kabrimizde seyredip, Allah’a şükrederiz.» Ben o anda ölmüş olacağım” diyor “Kabrimden seyredeceğim” diyor. “Yok kardeşim o anlamda demiyor “ diyor. Ben ne diyeyim bunlara?
"Ümmetin beklediği, âhir zaman da gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikîyi neşir” yani şu an bizim yaptığımız faaliyet. Nur talebesi olarak, Mehdi öncüsü Mehdi talebesi olarak ne yapıyoruz biz? Allah’ın varlığını, birliğin, iman hakikatlerini anlatıyoruz. Gece gündüz bu konuyu anlatıyoruz. Fıkıha girmiyoruz, namazın, orucun detaylarına girmiyoruz. Adam Allah’a inanmıyor ki biz oturup namazı anlatalım. Önce Allah’a inanmasının üstünde duruyoruz. Hz. Mehdi (a.s.)ne yapacakmış? O da aynısını yapacakmış. Biz niye bunu yapıyoruz? Çünkü Mehdi talebesiyiz de onun için. Yine diyor ki Bediüzzaman; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek” Sonra gelecek ne demek? Anlaşılmayacak ne var bunda? “O mübarek zat,” zat ne demek bir kişi demek. “Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.” Radyo ve televizyonlardan anlatacak, bu sahtekarların gizlediklerini açık açık anlatacak. Risale-i Nur zaten okunuyor, anlatılıyor, anlatmadıklarını gizlediklerini anlatacak diyor. Yoksa Risale-i Nur her yerde, herkes tarafından okunuyor. Gizleyecekler demek ki. Ama bir kısmı çekindiği için anlatmıyor, onları tenzih ederim.
“Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki; her şeyi kendi hesabına aldığı için, farazâ bir asır sonra gelecek hakiki beklenilen o zât dahi” ne zaman geliyormuş? Bir asır sonra. 1912’lerde bunu söylüyor. Bir asıra 100 yıl daha ekle 2012. Narcı bunaklara sorarsan hikaye anlatıyorlar. Kardeşlerimiz bir dinleseler onların hikayelerini hayretler içinde kalırsınız.
“BEN BÖYLE BİR NURUN ZUHURUNU ÇOK BEKLEDİM VE BEKLİYORUM. FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR.” diyor. “ÖYLE KUDSİ ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LÂZIM GELİR.” Mehdi talebelerini çiçek olarak alıyor. “Çiçek gibiler, mis gibi kokarlar” diyor. Bende Mehdi’ye zemin hazır ediyorum zaten diyor. “VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANİ ZATLARA” yani Mehdi ve talebelerine “ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (HAZIRLIYORUZ).” (Sikke-i Tasdik-i (Gaybi, 189, Mektubat, 34) Ortam hazırlıyorum diyor. Daha ne desin?
“Allah'ın nûrunu üflemekle söndürmek isterler.” Üfürmekle söndürmek ne demek? Küfrederek, hakaret ederek, saldırarak, hapsetmeye kalkarak söndürmek isterler. Mehdiye işaret eden bir ayettir bu aynı zamanda. Hem İslamiyet’e, hem Kuran’a, hem Mehdiye işaret var. Üflemek ne demek? Ağzından çıkan nefes konuşmakla söndürmek isterler. “Allah ise nûrunu tamamlamaktan başka bir şeye râzı olmaz” İslam’ın bütün dünyaya hakim olmasının dışında başka bir şeye razı olmaz. “Nurumu tamamlayacağım” diyor Allah. “-kâfirler isterse hoşlanmasınlar.” (Tevbe Sûresi: 9:32.) diyor Allah tabi ki hoşlanmazlar. Ama “hoşlanmasalar da yapacağım” diyor. “Nurumu tamamlayacağım” diyor. Allah tabi Kuran’ı getirmekle nurunu tamamlamıştır, fakat bu ayetin tam ayetiyle tahakkuku dünya hakimiyetiyle oluyor. Çünkü Kuran gelir de, adam tabi olmaz. O zaman ayetin tam karşılığı nedir? Dünya hakimiyetidir.
“Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lam'lar ve mim ikişer sayılsa,” yıl 1912 Bediüzzaman ne diyor; “bundan bir asır sonra” 1912’ye 100 yıl ekle 2012 değil mi? “zulümatı dağıtacak zatlar ise,” yani küfrü, darwinizmi, materyalizmi dağıtacak zatlar ise “Hazret-i Mehdînin şakirtleri” talebeleri olabilir diyor. Net değil mi? “Her ne ise...” diyor 3 tane de nokta koymuş Bediüzzaman. Ne demektir? Ayette başka bir şeyler var. “Bu nurlu âyetin çok nuranî nükteleri var. “Bir damla su denizin varlığına işaret eder” diyor. Yani bunun üstüne kitap yazılır. Sırrıyla kısa kestik” diyor.. Aynı zamanda 2023 tarihini veriyor ikinci ayetin ebcedi. Her ne ise diyor. “Bir damla su denizin varlığına işaret eder.”
"Ey yüz sene sonra gelenler!” Çok net bu; 1912’den yüz sene sonra ne olur? 2012. "Ey yüz sene sonra gelenler! Şu kal’anın başında bir medrese-i Nuriye çiçeğini yapınız. Cismen dirilmemiş, fakat ruhen bâki ve geniş bir heyette yaşayan Medresetü’z-Zehrayı cismanî bir surette bina ediniz..."
"Ne yapayım, acele ettim kışta geldim, sizler cennet asa bir baharda geleceksiniz" Bu Arap baharı diyorlar ya, İslam baharıdır bu, biz bunu düzelttik. İşte bahsedilen bahar bu. “Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız;” ne demektir? Bediüzzaman’ın mezarı bulunacak. “o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezartaşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve kapıcısı olan kalenin başına takınız.” Çiçekleri oraya bırakınız diyor. “Kapıcıya tenbih edeceğiz?” Bu çok önemli, “bizi çağırınız” diyor. “Ben ölmüşken kemiklerim mezardayken beni çağırın diyor. Mezarımızdan“Ne mutlu size!” Sadâsını işiteceksiniz.” (Münâzarât, s: 214) diyor. Size bağıracağım diyor, ne mutlu size diye diyor. “Mezarımızdan sadâsını işiteceksiniz.” diyor. “Mezarımın yanına geldiğinizde böyle bir harika oluşacak” diyor. Bunu göreceğiz daha. “Van’a geleceksiniz bu sesimle bağıracağım size” diyor. “Ne mutlu size bağıracağım” diyor. Ne mutluyu ben bir yerde daha duydum. Tutuklandığımda DGM’de ümmetçilik propagandasından tutuklandığımda Sungur ağabey geldi “Ne mutlu sana!” dedi. Her yer polis dolu. “Mazi de müstakbel de seni alkışlıyorlar, ne mutlu sana!” dedi ama yer gök inledi. Acayip bağırdı Sungur Ağabey, sesi de gür maşaAllah. Herkesin nefesi kesildi, acayip güzel oldu. Herkes sustu. Bayağı bir insan gürültüsü vardı.
Bu konuya devam edeceğiz. Narcılık bitecek, Nurculuk başlayacak. Çok fazla Nurcu var. Ama araya girmiş narcılar var. Onların narlarını nurla söndüreceğiz inşaAllah.
2012-01-07 07:36:41