Sayın Adnan Oktar'ın 7 Ocak 2012 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV; 7 Ocak 2012

 

(“Hz. Mehdi (as)’ın adı Adnan, babasının adı ne olacak?” sorusuna cevaben)

Babasının adı da Adnan, kendi adı da Adnan, o anlama geliyor. Çünkü Peygamberimiz (sav)’in adı da Adnan’dır. Peygamberimiz (sav)’e Hz. Ali (ks) “Mustafa Adnan Peygamber” diye hitap ediyor. Hz. Ali (ra)’ın kendi yazdığı yazılarda, şiirlerde hitabı “Mustafa Adnan Peygamber”. Biz de o kaynaktan alıp aynısını aktarmış oluyoruz, inşaAllah.

 

(“Bir insan evliyse ama ahiret arkadaşını başka biri olarak Allah’tan isteyebilir mi?” sorusuna cevaben)

Böyle acı olaylar oluyor. Mesela genç kızlar sevmediği, hoşlanmadığı elin sığır gibi herifleriyle gidip evleniyorlar.Ailesinin baskısıyla, toplumun baskısıyla tahammül ediyorlar, leş gibi kokan o heriflere tahammül ediyorlar ömürlerinin sonuna kadar. Gönülleri tabii iman ehli olan, çok sevdiği bir insanda oluyor. “Keşke ahirette onunla olsaydım” diyor.  Hiçbir kadın hiç kimseyle evli olmaya mecbur değildir. Eğer takva bulmuyorsa, imanını, ahlakını, kişiliğini yeterli bulmuyorsa boşanmak da helaldir. Boşarsın olur biter. Ömür boyunca, bir ömrünü mahvetmiş olacaksın. Bir ömür çile çekeceksin, bir ömür canını yakacaksın, bir ömür sürüneceksin, hiç uğruna. Ne var orada?Helal olan bir şey, eğer ahlakını, kişiliğini, karakterini, cibiliyetini sevmiyorsan, negatif elektrik alıyorsan ne mecburiyetin var? Kalben, imanen seviyorsan, Allah’ın tecellisi olarak aşkla seviyorsan, ahirette beraber olmaktan mutlu olacağına inanıyorsan o kişiyle evlen, ne zorun? “Oldu bir kere” olur mu? Oldu bir kereyle evlendiysen oldu bir kereyle de boşanırsın, inşaAllah. Ne mecburiyetin var? 

 

Proteinler, kofullar, mitokondriler, her şey evrimi yerle bir ediyor. Sol niye çırpınıyor? Bu garibanlığa ne gerek var? Bunlar akıllı çocuklar, biraz şöyle akılcı düşündüklerinde zaten evrimin olmadığını çok net anlıyorlar. Anlaşılmayacak gibi bir şey değil.Koskoca delikanlıları böyle hallere düşürmenin alemi ne? Direnmenin alemi ne? Niye bilime ve gerçeğe direnirsin? Neyine direniyorsunuz? Kardeşim 350 milyon fosil, insaf. Buna karşılık bir tane evrimi ispat eden fosil çıkmıyor. Siz mutlaka zeki, akıllı çocuklarsınızdır. Bunu nasıl fark edemiyorsunuz? Bu çocuksu inadın anlamı ne? Ne gerek var bu kadar diretmeye? Alın bir protein molekülünü, bir koyun, bakın, mümkün mü? Bir protein o kadar hassas bir madde ki. Ve kanaviçe gibi, öyle bir kurgusu var ki. Bir proteinin oluşabilmesi için mutlaka başka bir proteine ihtiyaç var. Sol çok eski yöntemlerle gidiyor, soluk dergiler, boş sloganlar, daha hala okullardan öğrencileri toplayıp Taksim’e götürmeler. Debelenme tarzında hareketler bunlar. Lise mezunu genç kız şimdi mecburen,“haydi gidiyoruz arkadaş” deyince gidiyorlar oraya, Taksim’e, bu soğukta. Bunlar bayağı zeki kızlar, zeki delikanlılar. Şimdi, evrimle ilgili bakıyor,internete de giriyor, hepsinin var bilgisayarı. “Şunun aslı astarı var mı, bir bakayım” dediğinde, Harun Yahya sitesine geliyor, bilimsel deliller şakır şakır dökülmüş, anlatılmış. Ne yapması gerekiyor burada çocuğun? Hakkı kabul edecek mecburen.

 

(Uludere’de şehit olan kardeşlerimiz hakkında)

Bizim canlarımız, dünya tatlısı kardeşlerimiz orada şehit oldular. Ben “devlet tazminat ödesin” dedim, elhamdülillah hemen hükümet karar almış tazminat yönünde, çok hoşuma gitti, Allah razı olsun. Bir de “orada onların ticareti kolaylaştırılsın” dedim. Herhalde serbest bölge gibi bir şey yapacaklarmış. O yönden de Allah razı olsun diyorum hükümete, maşaAllah.

 

Yalan söyleyen bir garip geliyor bana. Yani sanki insan değilmiş gibi geliyor bana, robot gibi geliyor. Ne gerek? Dersin ki “ben söylemek istemiyorum”. Kabul. Ama yalana ne gerek var? “Arkadaş, ben bu konuda konuşmak istemiyorum, söylemek istemiyorum”, bu makul. Ama yalan, hiçbir açıklaması yok,çok kötü.

 

(Başörtüsü hakkında)

Bana göre de başörtüsü diye bir şey yok, çarşaf vardır. Benim inancım bu inşaAllah. Bir de samimiyetsizce yalanla, “Nur Suresi’nde başörtüsü geçiyor” diye zorlama izahlar çok yanlış, çok ayıp. Kuran’a ilave yapmak... Güya iyilik yapıyor,olmayan bir şeyi niye söylüyorsun, niye yalan söylüyorsun? Yok işte görüyorsun, Nur Suresi’nde yok. Ahzab Suresi’nde de alenen çarşaf olarak geçiyor, niye sözü değiştiriyorsunuz? Siyah çarşaf üstelik beyaz falan da değil, siyah, inşaAllah.

 

(“Vefat ettikten sonra organlarımızın bağışlanması günah mıdır?” sorusuna yönelik)

Niye günah olsun? Çok büyük sevaba girersiniz. Ne güzel işte, bir insanın gözü görüyor. Ama diri diri alıyorlar kardeşim, o da bir acayip, olmaz o. Beyin ölümü gerçekleşmesi gerekir. Beyin iflas edecek, tamamen ölecek beyin. Beyin gittiyse tamam, hakikaten ölmüştür o insan.Bedeni hareketlenebilir, bedeninde bir şey olabilir, beynin net ölmüş olması lazım. Yahut beyni dağılıyor, Allah vermesin, beyni bir yere gidiyor falan. Tamam işte, o ölmüş. Orada olur. Orada karaciğerini alır birine nakledersin, gözünü alır birine nakledersin, ne güzel işte, kalbini alır birine nakledersin. Sevaba girersin, ne güzel. Zaten bıraksan toprakta çürüyecek, çürüyeceğine oraya gitsin, ne var?

 

(Furkan Suresi’nden açıklamalar)

56- Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.

Ebcedi 1980 tarihini veriyor.

57- De ki: "Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum."

Tebliğde çıkar sağlanmamasını Kuran’da sürekli vurguluyor Cenab-ı Allah, çünkü insanları çok derinden sarsan, olumsuz etkileyen bir şeydir o.

58- Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.

Allah ne kadar güzel diyerek önden o bilgiyi verip insanların kalbinde bir ferahlık meydana getiriyor, diyor ki; “asla ölmeyen”. İnsan ölür, Allah ölmez. Ne zamana kadar? Sonsuza kadar ölmez. “ve daima diri olan” sonsuza kadar diri olan ve sonsuz akıllı olan  “(Allah)a tevekkül et” oh, ne güzel. “O'nu hamd ile tesbih et” elhamdülillah. “Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.” Allah zaten yaratıyor, biliyor Allah.

59- O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahman (olan Allah)dır. Bunu (bundan) haberi olana sor.

Altı günde, yani altı periyot, altı zaman diliminde Cenab-ı Allah, gökleri ve yeri yarattığını belirtiyor.

69- Kıyamet günü, azap ona kat kat artırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır.

Aşağılanma. Ahirette küfre verilen cezalardan mühim bir yön de aşağılanmadır, Allah’ın aşağılamasıdır. Fakat tabii cehennem azabının ne olduğunu biz ahirette göreceğiz. Çünkü cehennemde her şeyin ayne-l yakin, hakke-l yakin görüntüsünü alacağız. Herkes görecek. Fakat orada mesela adamlar cehennemde geziyorlar, konuşuyorlar, cehennem ateşi var, hatta “yüreklerinin üstüne tırmanır” diyor. Ama adamların konuşmalarına baktığımızda sakin bir konuşma olduğunu görüyoruz. Yani öyle feryatlı bir konuşma değil üslupları, hatta birbirleriyle uğraşıyorlar, dedikodu yapıyorlar. Bizim bildiğimiz gibi bir cehennem değil. Kafamızda hani geçiyor ya bazen, bizim aklımıza ne geliyor; kor ateş, bir benzin yanarken nasıl olur. Öyle bir şey değil. Çünkü öyle bir ateşin içinde bir insan asla konuşamaz, komaya girer, kitlenir yani acıdan, felç olur. Adam alevlerin içerisinde fitne çıkarıyor, konuşuyor. Bunu bilmiyoruz, garip. Ama en çok rahatsız oldukları şey olarak şunu görüyoruz,  hep cennettekilere özeniyorlar. Bu azabı sık sık görüyoruz. İşte “Rabbinize söyleyin bize sizin yediklerinizden versin, içtiklerinizden versin”. Ve oradan sıkıldıkları anlaşılıyor. Çıkmak istiyorlar. Yani bir menfez arıyorlar, “çıkabilecek bir yer var mı?”. Hapse düşmüş insanın sıkıntısı var üstlerinde, bunu görüyoruz.

72- Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, Bak Allah yalan söylemeyi yasaklıyor. Yalan çok çirkin bir şey. ‘boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.’ Televizyonlarda mesela görüyoruz, dırdırdır iki saat bomboş konuşuyorlar. Bas düğmeye geç. “boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.” diyor Cenab-ı Allah. Geçme demek illa yürümek demek değil. Düğmeye basarsın, oradan da geçersin inşaAllah.

73- Onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır.

 Bir kısmı anlamazdan geliyor ya. Bir kısmı kör görüntüsü veriyor. “Sağır ve kör havası vermeyin” diyor Allah, “anlamazlıktan gelmeyin. Çok açık benim hükmüm, anlayın ve yapın” diyor.

74- Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir.

Yani bizi Müslümanlara lider kıl diyenlerdir. Mehdilik isteği Kuran’a göre mecbur oluyor mu? O zaman Müslümanların hepsi kendini lider olması için hazırlayacak, Allah’a dua edecek. Mehdi olmak için Allah’tan güzel ahlak dileyecek, derin iman dileyecek inşaAllah.

75- İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar.

İnsanlarda en çok hoşuna gidecek şey nedir? Esenlik ve güvenlik. Selamla karşılanıyorlar. “Hoş geldiniz, Selamun Aleyküm” deniyor. “odalarla ödüllendirilirler”. Odalar boş oda değil tabii. Orada sohbetleri var, sevgi var, muhabbet var, güzellik var, yemek var, içmek var.

76- Orda ebedi olarak kalıcıdırlar;

Geçenlerde, bir hoca var. Diyor ki: “cennette sonsuz hayat yoktur”. Nerede bitiyor peki? Bitince ne olacak? Niye bitsin, neden bitsin? Bir milyon sene sonra bittiğini düşün, onun kafasına göre. Nedir, amaç ne burada? Ne kadar aptal insanlar var, hayrettir. “Orda ebedi olarak kalıcıdırlar” diyor, “ebedi”. Bu adamlara benim aklım sırrım ermiyor. Allah akıl fikir versin bunlara. “o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir.” diyor Allah.

77- De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” Dua çok önemli.“Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır."

Kuran’ı yalanlıyor, bunun azabı da kaçınılmaz olacak.

 

Zeki, akıllı bir insana Allah’ı inkar etmek nasıl mümkün olsun? Aklı berrak adamın, görüyor. Pırıl pırıl bir dünya görüyor beyninin içerisinde, 3 boyutlu. En kaliteli stereo sistemden daha kaliteli ses duyuyor. Ve adam da normal akla sahip, ne demesi gerekir bu durumda? Mesela elinde kalem görüyor, kadeh yaratıyor Allah beyninde. Ne diyecek aklı başında bir adam? “Allah yarattı” diyecek. Biz kadehi sorduğumuzda “fabrika yaptı” diyor. Kafanın içinde kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Fabrikadakini boş ver sen. Fabrikadakini zaten göremezsin sen. Fabrikadakiyle bağlantın yok. Onu da Allah yaratır, ayrı. Ama sen onun görüntüsüyle karşılaşıyorsun. Şimdi fabrikadakiyle bağlantın senin bir kere tamamen kopmuş, fabrikadakiyle bağlantı yok, sıfır. Şimdi fabrikada yapıldı değil mi bardak? Saydam bir bardak var dışarıda. Beyindeki bardak, onunla uzaktan yakından alakası yok. O yepyeni görüntüden oluşan bir bardak. Onunla hiç, sıfır alakası vardır. O orada durur dışarıda, onun bir faydası yoktur, kimseye bir faydası olmaz. O durur. Bir tane bardak vardır, beyninde gördüğü bardak vardır. Kim yaratıyor onu? Allah yaratıyor. O da dışarıdaki bardağa kafayı takıyor. Dışarıdaki bardak saydam ve karanlık. Onu da Allah yaratır. Ama o işine yaramaz senin o anlamda.  Beynindeki bardak, bir tane vardır, doğrudan Allah tarafından yaratılır. O dışarıdaki bardağa ihtiyaç yoktur. Şimdi o zannediyor ki, dışarıda bardak olmadan o yaratılmaz. Onu ayrı yaratıyor, onu ayrı yaratıyor. Bak dışarıdaki bardak ayrı yaratılıyor, beynindeki bardak ayrı yaratılıyor. İki yaratma vardır. “O iki doğunun da Rabbidir” diyor ya Cenab-ı Allah. İki alemden bahseder Cenab-ı Allah Kuran’da. Beyindeki bardak bağımsız yaratıldığını bilmiyor adamlar, ayrı yaratıldığını bilmiyor. Ona bağımlı yaratıldığını zannediyor. Halbuki apayrıdır. Fabrikayı kabul ettin değil mi? Ettin. Peki, bu bağımsız yaratıldı, bu nasıl oluyor o zaman? Bunu da Allah yarattı. O zaman fabrikadakini de kim yaratıyor? Onu da Allah yaratıyor. Bitti. Sen bunu gidip de inkar edersen, deli havası verirsen kendine ahirette de ona göre ızdırap çekersin tabii. Ve orada da kendini deli gibi göstermen seni kurtarmaz.

 

(El Aziz Gazetesi’nde çıkan “Adnan Oktar Erbakan Hocamız’ın Mehdi olduğunu kabul etti” şeklindeki haber hakkında)

Erbakan Hocamız’ın Mehdi olduğunu kabul etmemiz ilk defa olan bir şey değildir. Mükerrer kabullerimizden bir kabuldür bu. “İkrar etti” diyeceksiniz. Erbakan Hocamız bizim canımız, dünya tatlısı. Rivayette Peygamber Efendimiz (sav) açıkça anlatıyor, “Mehdi vefat eder, bunun arkasından Mehdi zuhur eder” diyor. Tabii ki bir Mehdi’dir. Ama ahir zamanda gelecek, Hz. İsa Mesih (as) ile namaz kılacak, İslam’ı bütün dünyaya hakim edecek ve bütün dünyanın imamı olacak Mehdi ayrıdır. Ama ondan evvel bir Mehdi geleceğini Peygamber Efendimiz (sav) söylüyor. O da Erbakan Hocamız’dır, çok nettir. Erbakan Hocamız cennetin gülü inşaAllah, dünya tatlısıdır. Fakat onun mübarek ceddine, mübarek evlatlarına, evlad-ı tahiratına sahip çıkmak, Erbakan Hocamıza sahip çıkmak kadar önemli. Özellikle Fatih Erbakan’a sahip çıkılması çok önemli.

Kamalak Hocamız da istirham ediyoruz, çok mübarek, muhterem, Müberra bir insan, çok mazlum, güzel ahlaklı bir insan Kamalak Hocamız Fatih’e sahip çıksın, inşaAllah. Ve Oğuzhan Asiltürk Beyefendi muhterem hocamız, o da yıllarını Milli Görüş’e adamış bir mücahittir, değerli bir ağabeyimiz, değerli bir büyüğümüzdür. Ondan da istirhamımız Fatih’e sahip çıkması. Tecrübesizdir diye bir kenara koymak İslam’a, Kuran’a uygun bir tavır olmaz. Hepimiz tecrübesiziz, hepimiz cahiliz, değil mi? Her zaman söylüyorum; Fatih Sultan Mehmet çocuk yaştaydı, daha gençti İstanbul’u fethettiğinde. Onun için Fatih’in bereketinden istifade edelim. Fatih’siz Saadet olmaz. O özellikle evlad-ı tahiratına karşı derin bir saygı ve sevgi olması çok önemli.

 

(Kahraman ordumuzla ilgili)

Kahraman ordumuzun bazen moralini bozmaya yönelik sözler oluyor. Morali bozulmaz bizim ordumuzun. Delikanlı ordudur, koçyiğit ordudur, dünyanın en yaman ordusu, en delikanlı ordusudur. Tabii içinde anormal insanlar çıkabilir, yanlış insanlar çıkabilir. Bir de önemli bir husus; bir insan hakkında hüküm netleşmedikten sonra “şu insan şöyledir, bu böyledir”denmez. Askerlerimiz için de bu böyledir. Bilmiyoruz. Bizim gönlümüz insanların masum çıkmasıdır, temiz çıkmasıdır, gerçek suçluların cezalandırılmasıdır. Dolayısıyla içimizde askerimize karşı bir kin, bir öfke, bir nefret olmaz. Özellikle tutuklu olan insanlara karşı da kalbimizde bir buğz oluşmaz. Bilmiyoruz çünkü. Hüküm kesinleştiğinde artık Allah’la onun arasında, o cezayı çekecek tabii.

 

(Suriye lideri Esad ile Saadet lideri Kamalak’ın baş başa görüşmesi hakkında)

Ama İttihad-ı İslam’ı görüştülerse güzel. Yoksa görüşmenin, Suriye işte aynı kafada devam edecekse, Lübnan aynı kafada devam edecekse, Filistin aynı kafada devam edecekse görüşmenin bir hal hatır sormadan başka bir anlamı olmaz. Biz ülkelerin teker teker köşe dönmesinin peşinde değiliz. İnsan köşe dönmeyle mutlu olmaz. Türkiye’de de insanların birçoğu mutsuzlar, işin doğrusu bu, neşe yok. Suriye’de de insanlar mutlu değiller. Dünyanın birçok yerinde insanlar mutlu değiller. Bütün dünyada mutsuzluk ekonomik krizi de tetikledi ama şiddetli bir mutsuzluk var. Şiddetli mutsuzluktan insanlar çalışmak istemiyor, üretmek istemiyor, yeni bir şey bulamıyor. Yeni bir sanat meydana getiremiyor, yeni bilimsel bir buluş meydana getiremiyor, felç oluyorlar. Hiçbir şey yapmak istemiyor uyumak istiyor sadece. İşte dinsizliğin, ateistliğin, Darwinist düşüncenin sonu bu oluyor.

 

(“Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in “İlimsiz Dindarlık Taassup Getirir” açıklamasına yönelik)

Belli ki Risale-i Nur’dan feyz almış. Çok güzel. Aynı Üstad'ın üslubu. “Şu an Türkiye’de 3680 yabancı öğrencimiz var. Bu çerçevede Somali’den 500 öğrencimiz gelecek, 5 bini aşkın müracaat oldu. Somali’nin imkanlarını iyi hale getirebilecek dini şahsiyetler yetiştirmek, ülkelerine göndermek, Moğolistan, Kazakistan, Haiti’ye kadar dünyanın muhtelif yerlerinden din adamları artık Türkiye’ye geliyor. Türkiye’de hizmet için eğitim görüyorlar.”Sonra ne oluyor? “Mehdi gelmeyecek, İsa çıkmayacak”, “işçiler işverenlere iyi sadık olsunlar, iyi çalışsınlar, günahtır aksi olursa, çok titiz olun çalıştığınız iş yerlerinde, İttihad-ı İslam diye bir şey de yok zaten.” Kendilerine göre mantık geliştirirlerse bu tarzda isterse 100 bin tane din adamı yetiştirsin; hiçbir etkisi olmaz. Aynı mutsuzluk, aynı donukluk, aynı bitkinlik olur. Birçok cami bomboş, içindeki insanlar sadece yaşı amcalar, yaşlı dedelerin dışında kimse camilere gitmiyor. Dünyanın birçok yerinde bu böyle. Çünkü donuk, heyecansız Müslümanlar yetiştiriyorlar. Hiçbir amacı yok. İttihad-ı İslam’ı istemez, Türk İslam Birliği’ni istemiyor, ideali ülküsü yok, Mehdi’nin çıkışını istemiyor, İsa Mesih’in gelişini istemiyor, onları hurafe olarak görüyor. Neye inandığı belli değil bazı yerler için söylüyorum, bazı inançlarda. Öyle olmaz.

 

Ben vatandaş olarak takip ediyorum. Fatih’i harcattırmam şahıs olarak, vatandaş olarak. Beni bilen bilir. Fatih mazlum, son derece efendi, görülmemiş şekilde efendi, nur gibi ahlakı, tertemiz, Allah’ın korumasında. Biz Fatih’i Saadet’in başında görmek istiyoruz. Ben görmek istiyorum inşaAllah şahıs olarak, vatandaş olarak. Saadet’in de büyük atılım yapacağına inanıyorum.

 

Alperenler o kadar muhterem, o kadar müberra, o kadar temiz delikanlılar ki, o kadar koç yiğitler ki. Allah’a, Kitaba, vatana kendilerini adamış, Osmanlı ruhunu taşıyan, Osmanlı terbiyesini taşıyan, büyük Türkiye hayalini kalbine tam oturtmuş, nefsini ezmiş, devlet terbiyesiyle yetişmiş, tam güvenilir, ilimle mücehhez, çok mübarek gençler. Aslan hepsi. Allah yollarını açık etsin. Duacıyız. MaşaAllah, elhamdülillah. Onların çok güzel bir dünyası var. Çok güzel hedefleri var, elhamdülillah. Yarının Türk-İslam Birliği oluştuğundaki kadroları onlar. Ülkücü gençlik olsun, alperenler olsun, Saadet gençliği olsun. Bu gençler çok sağlam, çimentodur inşaAllah. MaşaAllah.

 

(Fransa’da tartışılan soykırım yasası üzerine Tayyip Bey Fransa’nın Cezayir’de uyguladığı soykırımı gündeme getirmişti. Bunun üstüne Cezayir başbakanının “Türkiye bizim kanımızdan faydalanmaya kalkmasın” demesiyle ilgili)

Bir kere Fas, Tunus, Cezayir, Libya hep Osmanlı döneminden kalan bizim bakiye topraklarımız. Manevi sorumluluğumuz altında ve Müslüman kardeşlerimiz. Biz Müslümanız, zaten Kuran’a göre onların canından, malından, namusundan, her şeyinden sorumluyuz. Adama bak. “Ne alaka” diyor, “bizim kanımız niye sizi ilgilendiriyor, canımız sizi ne ilgilendiriyor” diyor. Peki seni ilgilendirmemesi neye göre oluyor? Darwinizme, materyalizme göre oluyor. Bizi ilgilendirmesi neye göre oluyor? Kuran’a göre oluyor. Biz Kuran’a göre konuşuyoruz. Sen neye göre konuşuyorsun? Kafana göre, materyalist düşünceye göre konuşuyorsun. Sen sosyalist, materyalist kafanla, Darwinist kafanla böyle düşünmekte kendince haklısın, kendi kafana göre. Biz senin ideolojini kabul etmiyoruz ki. Halkın kabul etmiyor. Cezayir halkı kabul etmez. Cezayir’de gençleri Darwinist, materyalist yetiştirdiler Fransızlar. Halen de öyle, büyük bölümü Darwinist çocukların, üniversite gençliğinin. Fransa’da konferans yaptık. Cingir cingir bağırıyor Cezayirli gençler. Alıştırmışlar Fransızlar. Onları da herhalde kışkırtmışlar. Sonra tabii ilimle, bilimle haklarını avuçlarına koyduk. Patlamış kola kutusu gibi dümdüz oldular. Bazen öyle kola kutusu yola düşüyor, üstünden kamyon geçiyor. Böyle ani bir kütlemeyle, patlamayla patlıyor biliyorsunuz, etrafa saçılıyor ve pestil gibi eziliyor. Öyle pestil gibi ezildiler.

 

Arap düşmanlığı bazı gençlerin yanlış eğitilmesi sonucunda oluştu. Bu sayıları da az. Çok akılsız hareket. Eskiden Suriye düşmanlığı vardı, Irak düşmanlığı vardı, Araplara karşı nefreti öğretirlerdi. Bütün bu oyunlar bozulmuştur. Boşa uğraşıyorlar. Peygamberimiz (sav)’in en başta kendisi Arap, “Kuran Arapça, cennet dili de Arapça” diyor. “Ben de Arap’ım” diyor Peygamberimiz (sav).

 

(“Mehdi’nin alnındaki yara doğuştan mı olacak yoksa sonradan mı?” sorusuna cevap)

İki türlü de olabilir. Yani her ikisi de geçerli, hadise uygun. Sonradan olsa da olur, aynı. Ama doğuştan öyle bir iz olur, niye olmasın, olabilir. Ama benim kanaatim “bir iz” dendiğine göre sonradan da olabilir.

 

“Mehdi hadislerinin çoğu neden ehli sünnet eserlerinden çıkarıldı?”

Nasıl çıkarsınlar? Çıkarılacak gibi değil ki. Mehdi ile ilgili yüzlerce, binlerce ehli sünnet alimlerinin eserleri var. Ve hepsi meşhur eserler. Mesela İbn-i Hacer-i Mekki Hazretlerinin “Beklenen Mehdi’nin Alametleri” çok ünlüdür. Adamlar nasıl saklasın? Diyorlar ki “ne malum”. “Kitabın Süleymaniye kütüphanesindeki el yazma örneği” nerede? Burada. Yani kaçamazlar. Banyoya kadar kaçsalar yine yakalarım. Numarası, her şeyi belli, nerde olduğu belli. Öyle gizlenecek gibi değil. 

 

Ben alimim demiyorum, hocayım da demiyorum. Talebeyim ben. Allah’ın gariban, herhangi bir kuluyum. Öğreniyoruz, okuyoruz.

 

Can kardeşlerim, diyorlar ki “Arfika’da kabileler var, onlara din gelmemiş.” Bakın,Müslüman Kuran’la yaratılıyor. Nasıl saçıyla, gözüyle yaratılıyor, kulağıyla, burnuyla yaratılıyor. Kuran’la birlikte yaratılır. Mutlaka mümine Kitap ulaşır. Oradaki insanlara. Mesela bilmem şuradaki insanlar diyorsunuz. Eğer vicdanı temizse, kalbi temizse dünyanın öbür ucundan Allah bir mürşidi getirir, mutlaka ulaşır.

 

Ben bir gün Ortaköy’de deniz kenarındaki camii, Mecidiye Camisi, orada oturuyordum. Dünya tatlısı Şeyh Nazım Hocam çıkageldi. Deniz yeşili gözler, acayip yakışıklı. Orada bir adam, “ben şeyh efendiye aşık oldum” dedi. Herkes ağzı açık bakıyor, maşaAllah.

 

Yolda gelirken onu düşündüm. Adamlar nasıl merak etmiyorlar? Mesela ben aldığımda bu hadis kitabını merak ederim, acaba hiç çıkan oldu mu bu hadislerden. Bir tanesi olsun çıktı mı acaba diye merak ederim. Sen nasıl ehli sünnet oluyorsun? Nasıl Müslüman oluyorsun? Yani hem bu kitapların hak olduğunu kabul ediyorsun. Diyorsun ki “bunlar ehli sünnet alimlerinin değerli eserleridir.” Çünkü zaten hadis imamı. İbn-i Hacer-i Mekki Hazretleri hadis imamıdır. Müceddit, müçtehit ayarında. Derin alim, büyük alim. Hep sahabelerden naklen gelmiş hadisler. Mesela diyor ki “muhtelif zelzelelerin olacağı bir dönemde gönderilecektir.” Acaba biz bu döneme girdik mi? Hakikaten bu zelzeleler oluyor mu? Değil mi? İnsan bir merak eder. Aç, bak. Zelzeleler kaç misli artmış ahir zamanda birden bire. 1980’den itibaren.

 

İstiyorlar ki can kardeşlerim benden fıkıh. Bediüzzaman diyor ki “ahir zamanda Mehdi sadece iman hakikatlerine ağırlık verecek. Çünkü en büyük hastalık dünyada şu an en büyük sorun imansızlık sorunu. İnsanlar Darwinist materyalist olmuş durumdalar. Dinsizlik, ateistlik yaygın, Allah inancı yok insanlarda. Onun için fıkıh anlatsan da faydası olmaz. Fıkıh anlatmadan önce iman hakikatlerini anlatın” diyor. Şimdi ben Mehdi talebesiyim. Ne yapayım? Şimdi fıkıh mı anlatayım? Tabiî ki iman hakikatlerini anlatacağız. Önce iman, Allah’ın varlığı ve birliği. Ve Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğinin anlatılması. Fıkıh kolay kardeşim, çok kolay fıkıh. Bir gecede fıkhın tamamını anlatırım. Hiç sorun olmaz. Onu dedim. Yani iki saatte hallederim ben. Onu bana bırakın siz. İttihad-ı İslam’ı yapsınlar, en büyük farz odur. İttihad-ı İslam oluşsun, fıkıh iki saat bile sürmez. Gayet kolay fıkıh. Yani onu bana bıraksınlar. İttihad-ı İslam ve iman hakikatleri. Bütün dikkatimizi buna vereceğiz inşaAllah.

Sen İttihad-ı İslam’a önem vermezsen Kuran okusan da ahirette ne olacak senin durumun? Sen en büyük farzı önemsiz görürsen, İttihad-ı İslam’ı önemsiz görürsen, Mehdi’yi önemsiz görürsen, İsa Mesih’in gelişini önemsiz görürsen, Kuran’dan bahsediyorsun. Kuran İttihad-ı İslam’ı anlatıyor başından sonuna kadar. Sen okuduğuna inanmıyor musun Kuran’dan? Hangi sayfasını açsan; bismillah gözünün önünde açıyorum herhangi bir sayfa. Hangi sure? Kehf Suresi. Kehf Suresi’nde ne anlatılır? Mehdiyet anlatılır. Diyor ki Allah;

Kehf Suresi 28:

“Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.” Biz neyi istiyoruz? İttihad-ı İslam’ı istiyoruz ve sabrediyoruz.“Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma.” Dünya hayatının aldatıcı süsü işte malum televizyon kanallarının birçoğunda görüyorsunuz. “Gözünü onlardan kaydırma” diyor. Mutlaka hakkı savunanlardan yana olsun gözün. Gözün başka yere gitmesin. “Başka yere kaydırma gözünü” diyor. “Kimse Allah’ı, Kuran’ı anlatan, İttihad-ı İslam’ı anlatan, Mehdiyeti anlatan, İsa Mesih’i anlatan, sahabe sevgisini anlatan kimse gözün orada olsun. Gözünü kaydırma. Gözün başka yere gitmesin” diyor.

“Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz,” gaflete düşmüş, Allah’ı zikretmeyi unutmuş. Boş işlerle ilgileniyor. İşte aç, herhangi bir kanalı açarsan bazı kanallarda göreceksin.“kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan” Kuran’ın, İslam’ın, İttihad-ı İslam’ındışında kendine göre bir yol seçen “ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.”Yani Kuran yolunda olmayana itaat etme.

 “Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.” Demokrasi, fikir özgürlüğü, görüyor musun? Dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin, serbest.

Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.”Zaten şu an duvarın içindeler diyor Allah cehennemin duvarı onları kuşattı diyor şu an. Haberleri yok şu an.

“Eğer onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler.” Azap meydana getiren bir su.“Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir.” diyor Cenab-ı Allah bu.

“Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise;” İman etmiş ve samimi eylemlerde bulunanlar. Samimi, tebliğ yapıyor, İslam’ı yayıyor, helale harama dikkat ediyor, işte namazını kılıyor.

Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.” Kaydediyorum diyor Allah hepsini.

“Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek.”  diyor Cenab-ı Allah. Cennette de böyle diyor.

Bakın, Kehf Suresi en başından en sonuna kadar doğrudan Mehdiyetle ilgilidir. Bir avuç genç çıkar, deccale karşı direnir, ailelerinden ayrılırlar, bir araya gelirler, bir arada yaşarlar. Ve deccaliyete karşı baş kaldırıp mücadele ederler. Sonra Cenab-ı Allah Hızır kıssasına geçiyor. Hızır'da ledün ilmi, ilmi batın, mürşide nasıl itaat edilir, o anlatılıyor. Sonra Zülkarneyn kıssası dünya hakimiyetinden bahsediliyor. Nereye baksan dünya hakimiyeti, İttihad-ı İslam. Kardeşlerimiz istiyorlar ki Arapça Kuran okuyayım, anlamasınlar, uyusun ben anlatırken de, ben Kuran okurken uyusun. Olmaz inşaAllah.

2012-01-11 12:47:53
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top