Sayın Adnan Oktar'ın 9 Ocak 2012 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV; 9 Ocak 2012

(Aydın Üniversitesi’nde öğrenim gören öğrencilerin kaldıkları yurdun kütüphanesine Yaratılış Atlası hediye etmeleri hakkında)

Aferin benim canlarıma, aferin benim koçlarıma. Bunlar geleceğin aydınları, geleceğim mimarları. Allah bu nurani varlıklarla Büyük Türk İslam Birliği’ni oluşturacak, inşaAllah. Allah onların kalbine Allah sevgisini, vatan, millet sevgisini koymuş. Allah zihinlerini açık etsin, ömürlerine bereket, sağlık sıhhat versin, maşaAllah, elhamdülillah. Şerirlerden korusun Allah. Harfleri adedince Allah ona sevap versin inşaAllah. Kat kat, fazla fazla inşaAllah.

 

(İhsan Eliaçık’ın “Miraç yok, kadere iman yok, cennet hurileri yok” şeklindekiaçıklamaları ile ilgili)

Allah esirgesin, bunun arkasından,“yok, yok” diye diye nereye gidecek? İnanılır gibi değil, hayret. Mesela bu şahsın sözlerine karşı Kuran ayetleri çok sarih, açık oluyor. Allah melekleri çok kapsamlı anlatıyor. Hatta kanatlı melekler olduğunu, meleklerin ikişer, üçer, dörder kanatlı melekler olduğunu, meleklerin görünmeyeceğini, kıyamet anında geleceklerini, gökyüzünden ineceklerini, cennette de yine meleklerin olduğunu, ahirette de meleklerin olduğunu. Bu kadar açıkken, “melek yok” diyor. Hayret edilecek şey. Yüzlerce ayette Allah çok detaylı anlatıyor melekleri, gayet kapsamlı anlattığı halde, “yok” diyor. Kaderi Allah uzun uzun çok fazla ayette detaylı anlatıyor. “Hepsi bir kitaptadır”. Zaten mantıken de kaderin olması gerekiyor. Çünkü zamanı ve mekanı Allah yarattığı için, zaman izafi olduğu için mecburen zaten kader olması gerekiyor. Kuran’da yazmasa dahi olması gerekiyor. Bilimsel olarak, mecburen olması gerekiyor zaten. Türkiye’de eğer bu adamın fikrini savunan on kişi varsa cevap vereyim, on kişi varsa. Ama on kişi bile çıkmaz.Onun için şimdi oturup bununla muhatap olmaya gerek yok diye düşünüyorum. Bana yazsınlar, mesela bir kişi bana “bu adamın fikrini ben savunuyorum” desin, cevabını vereyim.Böyle her Kuran’a, İslam’a karşı garip konuşmalar yapan adamları gündem yapmaya kalkarlarsa ayıp yaparlar. Çok yanlış. Miraç Kuran’da açıkça ayette belirtiliyor. Meşhur bir kavildir. Kadere iman, bir kere adamın izafi fizikten haberi yok, modern fizikten haberi yok, bilimden haberi yok. Bak, tekrar söylüyorum. Ayet olmasa dahi kader bilimsel olarak zaten mecburen olması gerekiyor.Tabii. Zaman sonradan yaratılmış, mekan sonradan yaratılmış. Öyle olunca kader zaten mecbur olmuş oluyor. Anı insanlar çeşit çeşit algılıyorlar. An var. Tek bir an var. Tek bir an olunca kader mecburen olur, inşaAllah. Yani ikinci bir yol olmaz. “Cennette huriler yok” diyor. Cennet hurilerini Allah Kuran’da o kadar detaylı, kapsamlı anlatmış ki, hurileri, vildanları, gılmanları, neler yapacaklarını, nasıl konuşacaklarını, üstlerindeki kıyafetleri, müminlere orada cennet içkilerinden dağıtacaklarını, hizmet edeceklerini, görünüşlerini, fizik görünümlerini, fizik görünümdeki güzelliği ve mükemmelliği, bütün detaylarını anlatmış Kuran. Adam çıkıyor “yok öyle bir şey” diyor. Bende sana diyeyim ki “İhsan Eliaçık diye birisi yok”. Bu ne kadar mantıklıysa, senin sözünde o kadar mantıklı olur.

 

Bir internet sitesi bizi kıskanmış. “Her konuşması her yerde haber oluyor. Nasıl oluyor bu?” diyor. Haberi yapan kimdir? Habir olan kimdir? Allah’tır. Uçuyor, insanlar yapıyor zannediyor. Halbuki haberi de Allah yaratır, yazıları da Allah yaratır. İnternet sitelerini de Allah yönetir. Hepsine hakim olan Allah’tır. Twitterlar, şunlar bunlar, Facebooklar falan hepsi Allah’ın kontrolündedir. Tek bir harf Allah’ın izni olmadan yazılmaz. Daha insanlar anasından doğmadan Twitter vardı. Daha dünya yaratılmadan Facebook vardı. Tek bir an içerisinde hepsi yaratıldı, bitti. Kaderde olanları görüyoruz. Onlar ayrı bir şey var zannediyor. İnci Sözlük, Ekşi Sözlük, bunların hepsi, bunlara ismini veren de Allah’tır. Kaderde Allah tarafından yaratılmıştır. Hepsi bir hikmetle, hayırla yaratılmıştır. Bir amacı vardır. İstese de, istemese de herkes İslam’a hizmet eder. İstesin veya istemesin.

 

(Mehmet Şevket Eygi Hocamız hakkında)

Çok mübarek, muhterem insandır Mehmet Şevket Eygi Hocamız. Pek kıymeti bilinmez. Hakkı, hakikati söylediği için de çok düşmanı vardır. Çok değerli bir insandır. Asla boyun eğmez, inşaAllah. Çok dürüsttür, tamahkârlığı yoktur. Asil, soylu bir insandır. Tam Osmanlı beyefendisidir. Çelebi bir insandır. Nezaketiyle, efendiliğiyle tam böyle saray terbiyesi almış, Osmanlı çelebisi ruhu vardır. Tam İstanbul efendisi, maşaAllah. Değerini iyi bilmek lazım. Pek Hocamız’ı göremiyoruz belki kendisi de talep etmiyor olabilir de asıl televizyon kanallarında Hocamız’ın adabını, edebini, saygısını, hürmetini fiilen görüp, ders almak lazım, inşaAllah. Çok güzel onun hatıraları, sohbetleri mükemmeldir, maşaAllah.Lüks otellerde yapılan iftar yemeklerine o şiddetle karşıdır, hiç, asla gitmez. Ben Çırağan’da iftara çağırdım; istisna. Beni sevdiği için Allah rızası için geldi. Böyle çok temiz, pak giyinir. Lüks değildir kıyafetleri ama yakıştırmayı bilir.Güzel, böyle Osmanlı usulüyle giyinir. Ama değerini iyi bilmek lazım, bir daha Mehmet Şevket Eygi gibi bir insan gelmez dünyaya. Bunlar son insanlar artık. Mesela Şeyh Nazım Hocamız, Mehmet Şevket Eygi. Yani geceli gündüzlü istifade edip, özellikle bu yeni nesil böyle bir imkana bir daha kavuşamaz. Bir daha böyle bir insan gelmez Allahualem. Değerlerini çok iyi bilmek lazım. Mesela Mahmut Efendi Hazretleri; son Osmanlıdır onlar, Şeyh Nazım Hocamız son Osmanlıdır, Mehmet Şevket Eygi son Osmanlı, maşaAllah.

İşte ahir zamanın, kıyametin geldiğini oradan da anlıyoruz. Mesela böyle değerli insanlar yetişmiyor. Olmuyor bir daha, yok. Mesela bak Ömer Nasuhi Bilmen gibi bir alim olmuyor. Elmalılı Hamdi gibi bir alim bir daha olmuyor. Ben “kıyamet yakın” diyorum, buradan anlamaları lazım. Sanatçı çıkmıyor, sanatçı olmuyor bir daha. Bakın, yeni sanatçı yetişmiyor artık. Mesela eskiden vardı Ayhan Işıklar, İzzet Günay’lar. Hep bak bu insanlar da çekildiler. Yani onların kalitesinde, onların ayarında sanatçı olmuyor artık. Ses sanatçısı da yok. O ayarda, eski sanatçılar ayarında resim sanatçısı çıkmıyor.

 

Van’ı sakın unutmayalım. Van, havanın soğuk olduğu bir yerdir. Orada bizim canlarımız var. Kundakta çocuklar var. İki yaşında çocuklar var, üç yaşında çocuklar var. Genç kızlarımız var, yaşlı annelerimiz var, dedelerimiz var. Çadırda kimse kalmasın. Allah rızası için istirham ediyorum. Çadırda kimse kalmasın. Her yere dağıtalım. Bir kısmını İstanbul’a getirelim. Bir kere bütün vilayetlere dağıtalım oradaki kardeşlerimizi. Kışı orada geçirttirmeyelim. Evleri yapıldığında birer ikişer geçerler. Nur gibi insanlar, kardeşlerimiz. Ve yiyecek, özellikle kalorili yiyecekler. Kalın kıyafetler, yün çorap, kauçuk ayakkabı göndermeye devam edelim, inşaAllah. Van’ı hemen her gün gündem yapacağım. Kısada olsa gündem yapacağım, önemli.

 

(“Hocam evliyalar için ne düşünüyorsunuz?”sorusuna cevaben)

Bizim ne haddimize, evliyalarla ilgili düşüneceğimiz şey; sevgimiz, saygımız, hürmetimiz olabilir.

 

Erbakan Hocam hakikaten benden çok bahsederdi. Benim kitaplarımdan bahsetmediği gün Allahualem olmayabilir. Her toplantıda, her yerde,hem Darwinizm’e vururdu, hem de kitaplarımdan bahsederdi, maşaAllah, canım benim.

 

(“Birgün Gazetesi’nde çıkan“Eğitim camiasını yönetenler tarafından Charles Darwin’e saldırılar sürüyor. Daha önce derste Charles Darwin’e değindiği için eğitimcilere soruşturma açan zihniyet şimdi de soru kitapçığı kapağında Charles Darwin’i maymun olarak tasvir ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı kafayı Darwin’e takmış” haberine yönelik)

Birgün Gazetesi, kardeşim niye samimiyetsiz konuşuyorsunuz? Bir kere devlet resmi olarak Darwinizm’i savunuyor. Bitti. Neden bahsediyorsunuz siz? Devletin okullarında, ortaokulda, lisede, üniversitedeDarwinizm mecburi olarak, kainatın tesadüfen meydana geldiği anlatılıyor mu, anlatılmıyor mu? Bitti. “Allah yarattı” diyor mu Milli Eğitim Bakanlığı? Demiyor. Darwin’in teorisi de bilimsel gerçekmiş gibi soruluyor. Üniversite imtihanında da eğer o tarzda cevap verilmezse adam sınıfta kalıyor. Neyin edebiyatını yapıyorsunuz siz? Bütün dünya üniversitelerinde olduğu gibi Türkiye’deki üniversitelerde de Darwinizm’i anlatmak mecburi. Sıkıysa aksini anlat, yani “Darwin’i ben kabul etmiyorum” de. Veyahut “Allah yarattı” de. Diyemezsin. Dolayısıyla böyle yanıp yakılan havalara girmeye gerek yok. Gören de zannedecek ki bunlar zor şartlarda Darwinizm’i anlatmaya çalışıyorlar. Bir kere bütün ünlü ansiklopediler, bütün gazeteler, bütün büyük gazetelerin hepsi Darwinizm’i savunuyor, tamamı. Büyük televizyon kanallarının tamamı Darwinizm’i savunuyor. Üniversitelerin tamamı Darwinizm’i savunuyor. Siz neden bahsediyorsunuz? Suudi Arabistan’da bile eğitim Darwinist. İran’da Darwinist eğitim var. Darwin’in teorileri anlatılıyor. Avrupa’da olsun, Türkiye’de olsun, Amerika’da olsun, okullarda “Allah yarattı” diyemiyorsun. “Kainatı Allah yarattı” diyemiyorsun. Dedirttirmezler adama, inşaAllah.

 

(Şanlıurfa’da faaliyet yapan bir kardeşimizin Şanlıurfa’nın önde gelen iş adamlarına ve çeşitli siyasi partilere Harun Yahya eserleri hediye etmesi hakkında)

İyi, çok güzel, maşaAllah. Bak, bütün milletimizi kucaklayan bir ruh, ne güzel. CHP’liye de gidiyor, Ak Parti’liye de gidiyor, Büyük Birlik Parti’liye de gidiyor. MHP de bizim, Saadet de bizim, hepsi bizim kardeşlerimiz. Dolayısıyla tefrikacılık yapıp nefret tohumları ekmek çok anormal bir hareket olur, çok çirkin olur. Allah iyi insanları korusun, inşaAllah.

 

Twitter daha dünya yaratılmadan yaratılmış, Facebook daha dünya yaratılmadan yaratılıyor. Tek bir an vardır.Saniyenin katrilyonda birinden çok çok daha kısadır an. Sonsuz kısa zamana an denir. Sonsuz kısa zamanın içinde Allah sonsuz uzun zamanı yaratmıştır. İşte o yüzden kaderin olması mecburidir. Bilimsel yönden mecburdur zaten kader olmaya. Kader içinde her şey olup bitmiştir. Facebook da, şu da, bu da, daha ilerde yeni yeni çıkacak olan sistemler de kaderin içindedir. Onların hepsi Allah katında olup bitmiştir, inşaAllah. Twitter da, diğerleri de, aklınıza gelen her şey de, okullar, üniversiteler, kitaplar, yiyecekler, içecekler, her şey. Hatta ağaçtan düşen bir yaprak dahi, ayette, Kuran’da Allah detay veriyor;“Allah katında belirlidir” diyor, vakti ve saati, saniyesi. Atomlara, moleküllere varıncaya kadar zamanı bellidir.

 

(Kardeşlerimizin yaptığı hizmetler hakkında)

Bunlar böyle her yerde küçük küçük okullar, üniversiteler hükmünde. Mesela kardeşlerimiz Harun Yahya eserlerinden bir küçük kütüphane yapıyorlar, bir üniversite olmuş oluyor. Çok etkili, çok başarılı bir faaliyet olmuş oluyor. Deccaliyete nasıl ızdırap vereceğini düşünmek lazım. Şeytana nasıl ızdırap vereceğini düşünmek lazım. Mesela ateist bir insanı düşünün, Darwinist, materyalist, o kitaplarla karşılaştığında yaşayacağı şoku bir düşünün. Moral yönden sıfıra gider bir kere, anında çöker, konuşacak hali kalmaz. Bazen böyle özgüveni olan, havası tipler oluyor; kitaplarla karşılaşınca tansiyon 6’ya 3 falan. Neredeyse şoka girecek. Adrenalin iğnesi yapmak gerekiyor o anda.

 

(“Kıyamet ne zaman kopacak?” sorusuna cevaben)

Tabii doğrusunu Allah bilir ama Bediüzzaman’ın dediği doğru Allahualem. Yani 2120 tarihi doğru. İsterseniz bir granit kayanın üstüne yazın, 2121’e o kaya kalırsa gelin bana söyleyin. Toz duman olacak kainat. 70 yıllık bir zaman dilimi var, bu önümüzdeki yıllar hem Hz. Mehdi (as)’ı hem Hz. İsa Mesih (as)’ı göreceğiz. İttihad-ı İslam da olacak, Türk İslam Birliği de olacak. Şimdi önümüzdeki yıllarda katlamalı artacak bu gelişmeler. Bu kadar aydın, aklı başında adama şeytanın gücü yetmez. Bir de Allah muazzam mucizelerle destekliyor. Mehdiyet baş edebilecek gibi değil küfür açısından. Muazzam. Kuyruklu yıldızlar Hz. Mehdi (as)’a yardım ediyor, ay ve güneş Hz. Mehdi (as)’a yardım ediyor, gökyüzü olayları Hz. Mehdi (as)’a yardım ediyor, yeryüzü Hz. Mehdi (as)’a yardım ediyor, melekler Hz. Mehdi (as)’a yardım ediyor. Nasıl durdursunlar?On binlerce irfan sahibi, mukaddes gençlik Hz. Mehdi (as)’a yardım ediyor, nasıl durduracaklar? İnşaAllah.

 

Neml Suresi  23-44 ayetlerinin açıklaması:

Şeytandan Allah’a sığınırım. Hüdhüd isimli Cin. Cinni.

23-"Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona herşeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var."

Demek ki kadın devlet yöneticisi oluyormuş. Kuran’dan bunu anlıyoruz. Hani “yarım”, “buçuk” falan diyorlar ya, o adamların kendi kafaları buçuk. Kuran, kadının devlet başkanı olabileceğini söylüyor.

“..ona herşeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var.”

Cinlerle bağlantıda kullanılan bir söz bu.  Hz. Süleyman (as)’ın tahtı, önemli bir sözdür o.

24- "Onu ve kavmini, (kavmihu) Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum” yani Allah’ın dışında inançlara sahipler. Şu anda da Darwinizm’i, materyalizmi savunuyorlar. “…şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir”.Darwinistere nasıl yapıyor? Onlara da süslüyor, entel dantel edebiyatıyla.“…böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur” onları da doğru yoldan alıkoydu şeytan “…bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar."Put var çünkü. Önce putun kalkması lazım. Biz niye Darwinizm’i kaldırmak istiyoruz? Putun kalkması lazım. Hidayet bulmuyorlar öbür türlü. Kuran’da ne diyor Cenab-ı Allah? “…bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar." Önce putun gitmesi gerekiyor.

25- "Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran” göklerde saklı olan Hz. İsa Mesih (as)’dır. Yerde saklı olan da, örtünen , gizlenen Hz. Mehdi (as)’dır. Bir işareti de odur ayetin. Her şeye işaret ettiği gibi, o konuya da işaret ediyor Cenab-ı Allah. “…ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar)." Namaz her dönemde Allah’ın hükmü, görüyor musunuz? Orada da yine secdede namazdan bahsediyor Cenab-ı Allah. Hz. Süleyman (as) da 5 vakit namazında. Namaz her peygamberde var. Her dönemde var.

26- "O Allah, O'ndan başka İlah yoktur, büyük Arş'ın Rabbidir."

Hz. Süleyman diyor ki cine:

27- (Süleyman:) "Durup bekleyeceğiz, doğruyu mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?" dedi.

Bir yerden bir haber geldiğinde hemen inanmak değil de teyit müessesesi önemlidir. Müfettişlik, teftiş kurumu önemlidir. Devlette böyle bir yapının önemine Kuran dikkat çekiyor, teftiş sistemine.

28- "Bu mektubumla git, onu kendilerine bırak” basın ve yayının önemine de dikkat çekmiş oluyor Cenab-ı Allah. Kitap, basın, yayın. “…onu kendilerine bırak” kitap hediye etmek, bir belgeyi, Allah’ın ismi yazan, Allah’ı anlatan, imani, Kurani bir kitabı, bir eseri, her hangi bir şeyi hediye etmenin önemine de dikkat çekmiş oluyor Cenab-ı Allah. “… sonra onlardan (biraz) uzaklaş” kitabı verdikten sonra kendi haline bırakmak lazım. O kitapla baş başa kalacak. Okuyacak. Yani üstünde durup üstelemek değil, bekleyeceğiz. “…böylelikle bir bakıver, neye başvuracaklar?" Tavırları nasıl olacak? Yani onları analiz et, incele.

29- (Hüdhüd'ün mektubu götürüp bırakmasından sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: "Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı."

Bak kadın olduğu halde, kadın lider, lider ne yapıyor? İstişare ediyor. Devlet başkanı ne yapacak, devletin yöneticisi? İstişare edecek. Bak “…bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı."

30- "Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır."

Bak, Bismilahirrahmanirrahim ta Hz. Süleyman (as) zamanında var. Hz. Nuh (as) zamanında var. Müslümanlar hep aynı. Hep besmele ile başlıyorlar,Bismillahirrahmanirrahim. Aynı. Bak Kuran tam kelimesi kelimesine doğrusunu söylüyor. “…'Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır." Kadın kendi anlatıyor bak, kendisi söylüyor, okumuş; “‘Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla’ diye yazıyor” diyor. Başka bir şey söylemiyor. Bak “Rahman ve Rahim olan”, neyse o. Aynısı, orjinalini söylüyor. 

31- (İçinde de:) "Bana karşı büyüklük göstermeyin” En büyük bela ne? Enaniyet. Komünistlerde, PKK’ da, şunda bunda asıl konu neden kaynaklanıyor? Enaniyet. “…ve bana Müslüman olarak gelin" diye (yazılmaktadır). “İman edin” diyor.

32- Dedi ki: "Ey önde gelenler” demek ki istişare için, bilen insanlara sormak lazım. Bilmeyen adamla istişare olmaz.“…"Ey önde gelenler” diyor Belkıs. “…bu işimde bana görüş belirtin” görüş soruyor müsteşarlarına. Devlet sisteminde şimdi müsteşarlar var değil mi? Görüş isteniyor. Görüş soruluyor. “… siz (herşeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim."Ama hiçbir işte” diyor bak, istisnasız. “her şeyde mutlaka bir danışacağım” diyor. Demek ki devlet yönetimindene gerekiyormuş? İstişare. Ama her ne olursa olsun, en azından bir kere danışmak. “İnsan beşer, elbet şaşar” demişler. Şaşabilirsin, unutabilirsin, dalgınlığın olabilir. “Bunda ne var?Kolay, ben buna karar veririm”; ama koskoca millet senin emrinde, koskoca millet senin sözüne bakıyor ve senin hizmetin, senin yapacağın en ufak bir faydalı hareket onlara yansıyacak, değil mi?

Bak “…hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim." diyor. “Mutlaka istişare ederim” diyor.

33- Dediler ki: "Biz kuvvet sahibiyiz” demek ki devletin çok güçlü ordusu olması gerekiyor. “ Biz kuvvet sahibiyiz.” Cılız, güçsüz devlet olmaz.“…ve zorlu savaşçılarız.” Demek ki müthiş bir askeri güce devletin ihtiyacı var ve iyi bir askeri eğitim alınması gerektiği anlaşılıyor. “Zorlu savaşçı” ne demek? Yenilmeyen demektir. Demek ki çok güçlü bir askeri eğitim şart. “…İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız).” Tamam, o görüşünü sormuş. Onlar da ne diyorlar? “Her halükarda ne dersen yapacağız.” Bir fikir vermeye gerek duymuyorlar ama istişare yapılmış. “…İş konusunda karar senindir.” İstişare yaptıktan sonra kararı kim açıklar? Devlet başkanı açıklar, devletin başında olan. Üç kişi birden açıklamıyor. Kim açıklıyor? Bir kişi açıklıyor. Devletin nasıl olması, nasıl yapılanması gerektiğini Kuran anlatıyor. “…artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız).” Emretmesi ne demek? “Emir sahibisin”. Emir sahibi.

34- Dedi ki: "Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar” o devirde öyle. Bozguna uğratması ne demek? Herkesi asıp kesiyorlar. O devirde de zulüm var. Yani zalimlik var, hakim. “…ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, böyle yaparlar." Mesela eşeğe ters bindiriyorlar, üstüne katran matran sürüyorlar, akıl almaz işkenceler yapıyorlar tarihe baktığınızda. Aynı zamanda Kuran bir tarih bilgisi de veriliyor. “Bozguna uğratmak” ne demek? Yani ne varsa bozuyor. İnsan, eşya, ne varsa. Her şeyi bozguna uğratıyor.

35- "Ben onlara bir hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler."

Diplomatik bir tavır göstermeye çalışıyor kadın. Hediye hakikaten kalbi rikkate sevk eder, mülayemeyete sevk eder. Öfke de varsa yatıştırır. Muhabbeti arttırır. Öfkenin kalkmasına, muhabbetin artmasına vesiledir hediye. “..bir bakayım elçiler neyle dönerler." Yani “nasıl bir fikirle, nasıl bir düşünceyle dönerler?”. Önce diplomatik yönden olayı halletmeye çalışıyor kendince, inşaAllah.

36- (Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz" dedi.

Hakikaten ihtiyacı olmayan bir insanın hediye alması yakışık almaz. Çünkü ihtiyacı yok Hz. Süleyman (as)’ın.  Bir anlamı da yok. Ve devlet yönetiminde olan bir insanın hediye alması çirkindir. Rüşvet hükmündedir. Onun için Avrupa’da falan, dünyada biliyorsunuz artık devlet büyüklerine hediyeye yasak geldi. Yahut gelse bile devletin envanterine kaydediliyor, şahsi mal olarak alınamıyor. Bu büyük sorundur biliyorsunuz. Kuran ona dikkat çekiyor. Devletin lideri olan bir kişi hediye almasın.Devlette görev yapan, devlet görevlisi hediye almasın. Buna Kuran dikkat çekiyor. “…Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; “Ben zaten zenginim” diyor. “Bir ihtiyacım da yok” diyor. Karşı taraf da eğer iman ehli değilse, İslam’ı yaşamıyorsa o hediyeyle sükse yapabilir. “Ben şöyle hediye verdim, böyle hediye verdim” diye kendinde bir büyüklük hissi, enaniyet, kibir hissedebilir.

37- "Sen onlara dön, Biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil” yani askeri gücümüzle baş edemezsiniz, mümkün değil diyor. Caydırıcılığı ilk önce kullanıyor ordunun. Demek ki caydırıcı, müthiş bir askeri güce sahip olmak Kuran’ın bir emri. “…ve Biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız." “Bozgun yapmam ama sürgün yaparım” diyor. “Başta enaniyet yapan, büyüklük yapan, azgın olanların da gururunu kırarım” diyor. “Onurlarını ayaklar altına alırım, aşağılarım onları” diyor. Çünkü oradaki insanların iman etmesine engel oluyorsa, zulüm yapıyorlarsa, Güneş’e taptırıyorlarsa, acı çektiriyorlarsa insanlara, onlara imana imkan tanımıyorlarsa o zaman; “ benim askeri gücüm var, imkanım var” diyor, “siz orada fitne çıkarttığınız için, sizi oradan sürgünle çıkarırım” diyor. Ama “bozguna uğratırım” demiyor. Askeri gücü var ama“sürgün yaparım” diyor, “başka yere naklederim. Ama yönetici olanlarınızın da enaniyetini kırarım” diyor. Aslında tabii hepsi içinde geçerli bu “…ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız." Yani “hepinize sürgün uygulaması yaparım” diyor. Tamamı için.

38- (Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce”onların gelmeden iman edeceğini biliyor, vahiyle. Önceden söylüyor. “Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce” diyor.  Bu açıklamasıyla zaten iman edeceklerini biliyor, vahiyle haber alıyor.

“… sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi.İşte bu ahir zamanda kullanılacak, bir cin alemiyle bağlantının kodu burada veriliyor. Bu bir koddur.  Bir, Hz. Süleyman (as)’ın kapısı, iki; Hz. Süleyman (as)’ın tahtı. “Açıl Süleyman’ın tahtı, açıl Süleyman’ın kapısı açıl.” Cin çağıranların kod olarak kullandığı, Allah tarafından kod olarak kullanılabileceği hissettirilen ve fiilen de görülen bir söz. Şu baş parmak üstünde görüntü, o görüntü biliyorsunuz bazen 3 metreye 4 metre çapında büyük bir görüntü haline geliyor. Bu büyük bir sır. Şu an bunu bilmiyoruz. Bunu ileride araştıracağız. Geçmişte olan bir olayın, televizyon ekranı gibi, belirli dualar okunduktan sonra, başparmaktaki yazan yazının üstüne baktığında bir insanın, bir süre sonra görüntünün ufak ekran olarak oluşması önce, sonra o ekranın büyüyüp bazen 5 metreye 5 metre büyük bir ekran haline gelmesi, hatta bazen ekranın içine giriyor şahıs, o kadar görüntü net oluyor. Geçmişte olan olayı sesleriyle, görüntüsüyle, bütün detaylarıyla görmesi. Bak diyor ki Cenab-ı Allah:

 “‘Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?’ dedi.” Bir kere tahtın geleceğini de biliyor.

39- Cinlerden ifrit:  bak olayın hemen alakası açıklanıyor. “Cinlerden bir ifrit”. Cin. Fert olan bir cin. Hz. Süleyman (as)’la bağlantı halinde, konuşuyor,normal bağlantıda. "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim”.“hemen getirebilirim” diyor“…ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi.  “Cin olarak ben bunu yapabilirim. Tahtını getirebilirim” diyor.

40- Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki:” Tevrat ilmine sahip yani, Hz. Süleyman (as)’ın zamanında ki Hak Kitabı bilen kişi. “kitaptan ilmi olan biri dedi ki”. Demek ki Tevrat’ın içinde bu kodlar da var. Bu bilgiler var. "…Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." “Yıldırım gibi getirebilirim.Eğer istiyorsan Hz. Süleyman’ın tahtını” diyor. Hz. Süleyman (as) da kabul ediyor. “…Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır.”Bir anda tahtın üç boyutlu, net  görüntüsü oluşuyor. Etrafındaki insanların sesleriyle beraber.

41- Dedi ki: "Onun tahtını değişikliğe uğratın” bu,Allahualem cinlere söylüyor onu. “…bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?”.Şimdi kadına gösteri yapmak istiyor, Sebe Melikesi, gelmiş kadın.

42- “Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona:”Bak şimdi yobazlar, Hz. Süleyman (as), ehli dalaletten, yabancı bir kadın. Açık, dekolte giyinen normal bir kadın. Dışarıdan geliyor, süslü püslü bayağı. Hz. Süleyman (as) konuşuyor. Yobaz takımı ne yapardı Hz. Süleyman (as) olsaydı? Fasık diye yüz celde, yüz sopa atmaya kalkabilirlerdi, Allah esirgesin, haşa. Allah ellerini kırardı da fakat öyle düşünebilirlerdi.  " “Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi.” Kadına görüntüsü gösteriliyor, üç boyutlu. “…Dedi ki: "Tıpkı kendisi.” “Acayip benziyor” diyor kadın. “Tahtımın aynısı” diyor. “…Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk." zaten” diyor. Hz. Süleyman (as) söylüyor ya önceden,“Müslüman olarak gelecek”. Bak biliyor Hz. Süleyman (as). Daha gelmeden, yolda Müslüman oluyor kadın.

43- Allah'tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu.” Onlar da o zaman Darwinist, materyalist kafadalar.  “…Gerçekte o, inkar eden bir kavimdendi.” Ama “kafir” diye aşağılamıyor. Ne yapıyor? Kadını ağırlıyor. Misafir ediyor. Ona harikalar sunuyor. Hoşuna gidecek şeyler yapıyor. Sonra Sebe Melikesi’ne diyor ki, saraya alıyor, sarayın içinde zaten gelişiyor. Yanında Hz. Süleyman (as). Muhteşem güzeldir Hz.Süleyman (as). Sebe Melikesi hipnotize olmuştur Hz. Süleyman (as)’ı gördüğünde, aşık olmuştur. Bak, yobaz takımının bayağı ağırına gidecek ama kadın Hz. Süleyman (as)’ın gözlerine baktığında, heybetine baktığında aşık olmuştur. Nefesi kesilmiştir Hz. Süleyman (as)’dan. Hz. Süleyman (as) da ona bakıyor yani.

44- Ona: "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandı” önceden yaptırmış. Cam zemin, kristal, ışık hareketleri var. Aynen su dolu gibi, derin su dolu gibi. Ama aynısıyla. Fark etmesi mümkün değil, o kadar kaliteli yaptırmış. Ne kadar zevkli peygamber. Bir yobazların zevksizliğine bakın, öküzlüğüne bakın, kokuşmuşluğuna bakın, Hz. Süleyman (as)’ın ince zevkine bakın. Müslüman nasıl olurmuş, bir görün. Bak hanımla görüşüyor, hanımefendiyle. Çağırmış kadını, onunla sohbet ediyor, ona şaka yapıyor, kadına;“köşke gir” diyor, “havuza”. Çünkü hoşuna gitsin, içi açılsın, Müslüman olsun. Amacı o. Kadının gönlünü alıyor. Kadın “derin bir su sandı” diyor Cenab-ı Allah. Ve bacağını açıyor,“ayaklarını açtı.”Sonra Hz. Süleyman (as), içine girmeye kalkınca, bacaklarını açıp içine girmeye kalkınca, Hz. Süleyman (ad) diyor ki, mesela bir yobaz için bu çok galiz bir harekettir. “Bir kadınla nasıl böyle konuşursun?” falan. “Nasıl böyle şakalaşırsın?”. Çünkü kadın bacağını da açıyor. “Dedi ki: Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş”yani özel olarak şekil verilmiş“bir köşk-zemindir." diyor Hz. Süleyman (as). Önce  “gir” diyor. Bak sonra şakanın hikmetini açıklıyor. “Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim” diyor kadın. Demek ki bak sevgiyle, muhabbetle, kadınlara olan coşkulu saygı, hürmet ve yakınlık, o kadın eğer mümin ve muttaki ruhluysa imanına vesile oluyor. Yobaz kafasıyla yaklaşırsan nefret eder. Müslümanlardan da nefret eder, Allah esirgesin,İslam’dan da uzak kalır. Ama böyle samimi aşkla, Allah aşkıyla, samimi muhabbetle, güvenilir bir ruhla yaklaşırsan  böyle güzel neticeyi Allah veriyor. “…(artık) ben Süleyman'la birlikte”,neden Hz. Süleyman (as)’la birlikte;“Hz. Süleyman’ın tarif ettiği gibi, onun dediği gibi. Ona gelen hüküm gibi. Allah’ın tarif ettiği gibi”. “alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum” diyor. Bir de Hz. Süleyman (as)’a olan sevgisi de bunun içinde olduğu anlaşılıyor. Allah için onu coşkuyla seviyor. “Hz. Süleyman (as)’la birlikte, ayrıca değil” diyor. Onun inandığı gibi, onun gibi inşaAllah.

2012-01-13 12:45:56
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top