A9 TV; 11 Ocak 2012
İyi insanların hep birbirlerini koruyup kollaması lazım. Birbirlerini çok sevmesi lazım. İyi davranması lazım. Şevkatli davranması lazım. Çünkü çok büyük bir nimettir iyi insanla beraber olmak. Çok büyük bir nimet. Mesela ne kadar imreniyorlar bize. Ne kadar çok yazı geliyor. “Hocam keşke sizlerle arkadaş olsaydık” diyorlar hanımlardan, “keşke” diyorlar. Çünkü böyle bir hayat çok güzel. Elhamdülillah, maşaAllah. Çünkü kötü söz işitilmiyor. Yalan yok, iftira yok, herşeyin en güzeli araştırılıyor, en güzel söze dikkat ediliyor. En akılcı hareket edilmeye gayret ediliyor. Vatanın, milletin birliği ve bütünlüğü bir ülkü haline gelmiş. Büyük Türkiye ideali var, Türk-İslam Birliği ideali var. Herşeyin üstünde Allah’ın rızasını isteme var. Allah’ın cennetine kavuşmayı isteme var. Allah’tan nasip etmesi için dua ediyoruz tabii. Herkes birbirinin mutlu olması için gayret ediyor, iyi olması için gayret ediyor. Mesela zenginliğinden iftihar ediyor, seviniyor. Güzelliğinden iftihar ediyor, seviniyor. Küfürde bir insan güzel olduğunda bir kadın ne kadar azap verir biliyor musunuz? Mesela sizin güzelliğinizi görünce canı yanan ne kadar çok insan var. Ne kadar canları yanıyor. “Olgun meyve veren ağaç taşlanır” derler. Onun için iyi insanlara karşı hep muhalefet olmuştur. Bütün Peygamberlere, bütün velilere Allah yolunda mücadele edenlere. Çünkü iyi olmak zordur dünyada, kötü olmak kolaydır. Kötü kısa sürede güç kazanabilir. İyi olmak, dürüst olmak sanattır, çok zordur. Yalan söylemeyeceksin, fedakarlık yapacaksın, vefalı olacaksın, sadık olacaksın.
Ben Erbakan Hocamız’a vefalı oldum. On binlerce düşman kazandım. Helal olsun, helal olsun. Büyük bir zevk, şereftir o benim için. On binlerce düşman kazandım. Bedeli olur. Vefanın bedeli olur, güzeldir. Hatta sağlığını kaybedersin, hapse düşersin. Şereftir, onurdur. Yani insan istiyor ki güzel ahlak çok kolay olsun. Öyle değil, bedeli zordur. Yani güzel ahlakı muhafaza etmek ve onunla yaşamak; ağır bedelleri vardır. Cennette karşılığı çok büyüktür. Allah’ın rızasını kazanırsın. Dünyada da nimetini görürsün. Ama çok zordur. Onun için güzel ahlaklı insan dünyada o kadar çok olmaz, azdır. Bizim milletimiz güzel ahlaklıdır Türk Milleti.
(“Yiğit Bulut Başbakanlık Başdanışmanı oldu” haberi hakkında)
Helal olsun Başbakanımız’a. Ne dedim Yiğit Bulut görevden alındığında?“Başbakanımız destek olsun, sahip çıksın” dedim. “Çok değerli bir insan, sahip çıkalım” dedim. “Başbakanımız sahip çıksın” dedim. Böyle sahip çıkılır işte. Bu millet bu güzelliği unutmaz. Bu vefadır işte. Çok şahane bir şey oldu. Bende “ne olacak” diye düşünüyordum. Yiğit Bulut’a gerçi “bizim burada, A9’da isterse de gelsin, program yapsın” diye haberde gönderdim. “Kaç saat istiyorsa gelsin konuşsun” dedim. Çünkü ağzını kapatmak istiyorlar gördüğüm kadarıyla. Yani o işten ayıranları kastetmiyorum da bazı vakalar, bazı kişiler. Yeni görevinde Allah muvaffak etsin. İsabet olmuş. Çünkü çok güvenilir bir delikanlı. Çok büyük vatansever, müspet düşünen bir insan. İnsancıl, mana adamı, kalp insanı, hayır insanı, hayırlı insan. Helal olsun. Başbakanımız’a da mükerreren tekrar tekrar tebrik ediyorum. Yedi ceddine rahmet olsun. Çok güzel yaptı. Güzel bir jest.
(Başbakanlıktan haberin yalanlanması üzerine)
Canı sağolsun. Bizim gönlümüzde başdanışman yani. Zaten fikirleriyle, düşünceleriyle faydalı oluyor. Yani ille bir makam mevki gerekmez. Aynı şey bizim için. Ne fark eder? Hükümetin her zaman saygıyla fikirlerinden istifade edeceği, değerli bir insan. İlla bir makama mensup mu olması gerekiyor? Fark etmez. Ama sahip çıkılsın, inşaAllah. Her yönden sahip çıkılsın.İnşaAllah. Biz bunun böyle olmasını isteriz.
(Fatih Erbakan ve Elif Erbakan hakkında)
Elif’i tebrik ediyorum. Kardeşinden hiç ayrılmasın. Elif’ten de biz çok büyük hizmetler bekliyoruz. O da çok iyi kendini yetiştirmiş. Muhterem bir bacımız, muhterem bir kardeşimiz. Kardeşinden milim santim ayrı hareket etmesin. Birlikte hareket etsinler. Biz onları çok seviyoruz. İnşaAllah Saadet’in başında görmek istiyoruz. Milletçe, bütün onu sevenler olarak, Saadet camiası olarak herkes seviyor onları inşaAllah. Saadet tabanında bugün bir yoklama yapılsa; bakın ne kadar oy alır biliyor musun? En az yüzde doksan dokuz en az. Hadi yüzde bir ayırıyorum. Haset edenler olabilir, bilmem ne. Başka türlü düşünenler olabilir. Ama yüzde doksan dokuz “evet” diyecektir.
(Sultan Baba’nın Sn. Adnan Oktar için söyledikleri)
“Ne olursa olsun, ne söylenirse söylensin siz aklınızdan en ufak bir şey dahi hocamızla ilgili aleyhinde geçirmeyin” demiş benim için. “Her ne söylenirse söylensin, ne derlerse desinler, hiçbir halükarda, hiçbir şartta, ne delil gösterirlerse göstersinler sakın aleyhinde düşünmeyin” demiş. “En ufak bir şey geçirmeyin aklınızdan” demiş şeyhim Sultan Baba, en ufak birşey. “O İslam adına çalışıyor” demiş benim için. Başka sırlar da vermiş. Bakalım, onlar da zamanla çıkar inşaAllah.
(“Van’da kar yağıyor ve çadır çok soğuk” diyen Van’lı kardeşimizin yazısı üzerine)
Başbakanımız’dan rica ediyorum Allah rızası için, bu kardeşlerimizi çadırdan çıkaralım. Ne gerekiyorsa yapalım. Yani söylesinden ben para toplanacaksa toplayacağım, söz. Çadırda insan kalmasın.
(Van’daki kardeşlerimize geçici olarak Van il merkezinde 15 bin konteynırdan oluşan özel kentler kurulmaya başlanması hakkında)
Ama biraz acele. Hava çok soğuk. Acele, yıldırım gibi yapalım. En fazla birkaç gün içinde bitirelim, yazık. Çok zor bir şey bu, Allah vermesin. O dedeler, anneanneler, çocuklar, minik, ufak köfteler, onlar çadırın içinde ne olur o çocuklar? Birde battaniye akışı, ondan sonra diğer işte yün çorap, ısıtıcılar. Onların sevkiyatını da Allah rızası için rica ediyoruz hemen tamamlayalım. Çok zor bir şey buna tahammül etmek. Yani istirham ediyoruz, inşaAllah. Birde kalorili yiyecekler gönderelim kardeşlerimize. Mesela tahin, pekmez bu kışın mesela helva falan, o iyi olur. Çünkü soğuk havada vücut dirençlerini artırır. Bir de multi vitamin tabletleri gitse iyi olur. Yani soğuğa karşı vücut dirençlerini artırır. Allah vermesin hastalananlar falan olursa vicdanen insan sorumluluk altında kalır. MazaAllah, Allah esirgesin.
İşte özetle iddia edilen Ergenekon terör örgütünün kazınması için var gücümüzle millet olarak gayret etmemiz lazım.
(Bulgaristan Parlamentosunun “Biz komünistken Türkleri asimile ettik” demesi ve bunu onaylayan bildiriyi kabul etmesi üzerine)
Evet, Bulgaristan o zamanlar bayağı dağıtmıştı. Çok acayip Türklere karşı bir asimilasyon politikası izliyordu. Ama inanılır gibi değil. İsimler değiştiriliyor, insanlar eziliyor. Bir garip, acayip bir zulüm vardı. Sonra tepe takla oldu sistem elhamdülillah, düzeldi.
Böyle bazen yakışıksız, çirkin sözler edenler oluyor. Bu kişilere sava açmak mecburiyetinde kalıyoruz. Bu insanlar kanunu, hukuku o kadar iyi tanımamış oluyorlar. Yani bir kanun devletinde yaşadığımızı, hukuk devletinde yaşadığımızı pek bilmiyorlar. Evindeymiş gibi yahut sokaktaki üslubuyla çok çirkin, çok yakışıksız sözler söyleyebiliyorlar. Halbuki hiç kimsenin kimseye hakaret etmeye yahut çirkin söz söylemeye hakkı yoktur. Zaten “çirkin söz sahibinindir” derler. Çirkin söz sahibinde kalır. Sahibine aittir. Çok ayıp, çok ayıp. Herkes istediği fikri savunabilir, düşüncelerini anlatabilir. Eleştiri hakkı vardır. Ama nezaket sınırları içerisinde, efendice olacak. Küfretmek, acayip sözler söylemek, yakışıksız sözler, bu anormal bir harekettir. Ve hiçbir zaman için unutulmaması gereken bir şey: mutlaka sahibine ait olur. Bundan kaçınacaklar inşaAllah. Çünkü tabiî ki bir insan çeşitli fikirlere karşı olabilir, düşüncelere karşı olabilir. Ve sonuna kadar saygı duyarız. Anlat güzelce. Fikir olarak anlat, konuş. Çirkin ve sapıkça bir üslupla, sapıklık ifade eden, çirkin ifadelerle, Müslümanlığa yakışmayacak ifadelerle, galiz hakaretlerle konuşursa bu ilgili şahsın kendine ait bir şey olmuş olur. Ve yakışık almaz, çok ayıp olur. Onda kalır o. Çünkü kötü söz yükselir, sahibini bulmaz ilgili gidecek kişiyi bulmaz, geri onu söyleyene döner. Yani sahibi gibi gördüğü kişiye giderken o onun hakkı olmadığı için, ona ait olmadığı için o söz döner, geri sahibinde kalır. Böyle sözlerden kaçınmak lazım.
Erbakan Hocamıza çok büyük bir hata yapmışlardı. Naçizane ikazlarımla düzeltmişlerdi. Şahıs olarak, vatandaş olarak çok ağrıma gitmişti. Uyarmıştım. Vesile olduk, elhamdülillah. Tam tersine döndü. Erbakan Hocamız anlı şanlı başa geldi. Şimdi evladına karşı aynı olay tekrarlanıyor. Yine aynı yollardan geçiyoruz. Yine Milli Gazete’de isminden bahsedilmiyor. TV 5’te, Milli Görüş sitesinde isminden bahsedilmiyor. Çok ayıp. Beni bu sıkıyor, bunaltıyor. Ben hiç tasvip etmiyorum. Ayıp ettiklerini düşünüyorum, yakıştıramıyorum. Ağabeylerin ayaklarının tozuyum ben. Onlar partiye çok büyük hizmet veren muhterem kişiler. Ama onların içerisinde böyle beyni sulanmış insanlar olabilir. Haset içerisinde olan insanlar olabilir. İşte “bunca yıl ben hizmet ettim, ben başa geçmem gerekir, o genç, niye ona vereyim” gibi nemalanma amacıyla olaya bakanlar çıkabilir. Ama tabii Fatih’i seven gençler de üslup hatasına düşmemesi lazım ağabeylere karşı. Derin bir sevgi, derin bir şefkat daima ellerini öperek, Osmanlı terbiyesiyle, Müslüman terbiyesiyle tavır göstermeleri lazım. Mesela iddialaşan, sürtüşen bir üsluptan Allah’a sığınmaları lazım. Zaten yapmaz kardeşlerimiz de belki aralarında cahillik yapan çıkabilir. Sakın ha sakın, bir bütün Saadet Partisi. Ben Saadet Partili değilim. Bir vatandaş olarak vicdanen, vicdanımın sesini söylüyorum. Kendi şahsi kanaatimi söylüyorum. Beni bunaltıyor. Yani rahatsız oluyorum. Bu durum, yani o vefanın, sadakatin hissedilmemesi gibi bir durum olursa bu beni rahatsız eder. Vicdani rahatsızlığımı ben dile getirmiş oluyorum.
(Kütahya Kütüphanesine Harun Yahya Kitapları ve Yaratılış Atlası hediye eden kardeşlerimiz hakkında)
MaşaAllah, maşaAllah. Ahir zamanın nur çeşmeleri bunlar. Bunlar hem Kuran’da da işaret edilmiş, Tevrat’ta işaret edilmiş. Peygamberimiz (sav)’in hadisleri ile alenen ifade edilen, sahabelerin elli misli sevap alacağı belirtilen mübarek taife, mübarek topluluk. Allah razı olsun. Şimdi o kütüphane ne oldu? Nurla doldu. Oraya gelen bir Darwinist, materyalist ne olacaktır? Başı dik gelecektir ve kafa önde çıkacaktır. Çok büyük hizmet, çok büyük nimet, çok büyük fayda.
(“Gezegenler madem yaşanmaz bir yapıya sahip, neden yaratıldılar?” izleyici mailine cevap)
Toprağın altı da yaşanmayacak gibi.Orada Allah gücünü gösteriyor. İsterse nasıl alemler yaratabileceğini; fakat “kıyaslayın” diyor. “Böyle sülfür dioksitle de kaplayabilirdim, böyle nitrik asitle de kaplayabilirdim, sıfırın altında 150 derece, 200 derece, 300 derece soğukta da yaratabilirdim, 2000 derece sıcaklıkta da yaratabilirdim, kıyas edin” diyor Allah. “Aradaki farkı görün. Bu güzelliğin, bu nimetin hakkını verecek bir tarzda, güzel bir ahlakla, güzel bir şükürle hamd edin” diyor inşaAllahCenab-ı Allah. Çünkü kıyasladığımızda şirin, tatlı bir çocuğun ormanda gezmesi gibi dünya, Allah öyle yaratmış. Etrafını müthiş velveleli yaratmış ama dünyayı çok huzurlu ve tatlı yaratmış. İçine güzel insanlar, güzel kuşlar, tavşanlar, ördekler, güzel meyve ağaçlarıyla süslemiş, billur gibi sular ama bir bakıyoruz Neptün’e, Plüton’a falan. Gökyüzü sülfür dioksit, bilmem ne, nitrik asit dumanından oluşuyor gökyüzü. Mesela cehennem gibi. Isı 400 derece, 800 derece veyahut sıfırın altında 200 derece. Donmuş kimyasal madde dağları oluşmuş artık, donmuş ama.Veyahut çok çok zehirli karmaşık gazlarla kaplı. Ama tabii orada yaşayan bir canlıya sorduğunda diyorsun ki “bak burada nitrik asit dumanı var, burada nasılsın?” diyorsun. “Allah esirgesin, ya dünyaya gelseydim” diyor. “Oradaki oksijen beni ne yapardı, mahvolurdum” diyor. “Mis gibi nitrik asit var oh” diyor. Oradaki cinlere git sor bakalım acayip mutlular. Mesela sıfırın altında 300 derece Miami’de tatil yapıyor gibi geliyor. Bunlar izafidir, oradaki bir canlı için, oradaki bir ruh için o olağanüstü ülke, çok büyük bir nimetken bizim için bir bela olmuş oluyor. Buranın denizlerini adam görüyor kanı, iliği çekiliyor,“Allah vermesin” diyor. “Bir damlası bile beni mahveder” diyor. Veyahut karbondioksit, “bir parça karbondioksit bile beni perişan edebilir” diyor. “Kokusuna bile tahammül edemem” diyor.Mesela şimdi biz bu havayı burada soluyoruz kokusu, kokusuz, çok rahat. Ama başka bir canlı için karbondioksit iğrenç bir koku olabilirdi. Oksijen dehşet verici bir madde olabilirdi, çok müthiş ızdırap verebilirdi. Vücuduna girdiğinde onu parçalayan, cayır cayır yakan bir madde olabilirdi. Ama bize Allah hoş bir kokuda, hafif bir lezzeti vardır tabii havanın, temiz havanın “oh mis gibi temiz hava” derler ya. Mis gibi temiz hava şeklinde o hissi veriyor. Ciğerlerimizi yakabilirdi bu, perişan edebilirdi çok berbat kokusu olabilirdi karbondioksitin, azotun. Mesela çok yüksek oranda azot var, mahvederdi azot. Hiçbir rahatsızlık vermiyor. Karbondioksit var, azot var, oksijen var. Normalde kimyasal gazlar çok felaket kokar, bayağı felaket kokar. Üç tane gaz var, üçü de kokusuz. Özel, Allah tarafından özel yaratılmış. Biz oradaki dehşeti görünce, dünyanın huzurunu görünce kıyas yapıyoruz, cehennemi tefekkür edebiliyoruz. Mesela Allah alsa adamı, Neptün’de veyahut Plüton’da koysa ruhunu, mahvolur adam. Dünyaya geliyoruz geliyoruz, çok şenlikli, binalar,evler, cıvıl cıvıl çocuklar koşuşturuyor, tavşanlar hopluyor, muz ağaçları, portakal ağaçları, zeytinler, erik ağaçları, yerde karpuzlar, kavunlar, salatalıklar, domatesler, biberler. Pırıl pırılcanlı, dünyayı gören varlıklar, birbirinden güzel kadınlar, birbirinden güzel çocuklar. Zıtlıkla güzellik ortaya çıkar. Mesela tablo yapıldığında onu mesela siyah zemine koyarlar ki iyi görünsün. Dünyayı da Allah nimet olarak iyi görmemiz için dehşet zemininin içine koymuştur.Oraya baktı mı her gün şükrediyoruz, her gün hamd ediyoruz. Mesela Ay’da yağmur gibi taş yağıyor, her gün yağmur gibi. Diğer yıldızlara da yağmur gibi göktaşları yağıyor. Görsen delik deşiktir, dikkat ederseniz görürsünüz. Hep yuvarlak oluşmuştur. Yani acayip bombardıman vardır. Yağmur gibi göktaşı yağar. Hiç göktaşı görüyor musunuz? Dünyanın etrafına biriktiler, milyonlarca göktaşı var, bir tane gelmiyor. Havada tereyağı gibi eriyor. Bize şenlik yapıyor Allah, renk meydana getiriyor, aydınlatıyor, böyle pırıl pırıl. Hatta “gelin şenlik var”diyorlar, “göktaşı yağmuru olacak, hep beraber seyredelim” diyorlar, eğlence. Allah onu eğlenceye, güzelliğe çevirmiş. Git öbür yıldızlara bir bak şenliğe benziyor mu? Dehşet yaşanıyor. Mesela Güneş’de bir patlama oluyor, milyonlarca kilometre havaya sıçrıyor ateş. Yani muazzam bir dehşet yaşanıyor. Ama burada muazzam bir huzur yaşanıyor. “Ne yapabilirdim bir düşünün”gibi Allah hatırlatıyor. Anlayana inşaAllah.
Evliyaya tavır alırsan Allah bereketi kaldırır.
(“Hocam geniş çapta araştırdım, başörtüsüne karşı çıkan, başörtüsüne karşı şiddetli mücadele verenlerle, sizin programınızdaki bayanların kıyafetlerini eleştirenler hep aynı kişiler” İzleyici mailine yönelik)
Neden biliyor musun bu rahatsızlık? İslam’ı anlatanlar bu arkadaşların yaşadıkları alanlara hiç girmiyorlardı. Bunlar rahattılar. Barlar, gazinolar, plajlar, eğlence yerleri, balo salonları, düğün salonları, kulüpler, derneklerin birçoğu, sosyetenin ağırlıklı oturduğu semtler, lüks restoranlar falan birçok yerde Müslümanlar pek görünmüyordu, bazı dindar kardeşlerimiz pek görünmüyordu. Bazı yerler için diyorum. Ve bazı yerlerde ve bazı kişiler için söylüyorum. Arkadaşların hayat sahalarına girmiş olduk. Ordan çok çok rahatsız oldular, olay bu. Ciyak ciyak böyleferyat ediyorlar canlarımız. “Niye geldiniz, niye buralarda böyle konuları anlatıyorsunuz” gibisinden.
Bazı eğlence yerlerine bakıyorum. Güvenli değil. İnsan tedirgin oluyor orada. İnsanlar bir kere bir kısmı çok şüpheli. İti-kopuğu var, mafyası var, çakalı var. Bilmem ne, tehlikeli tipler var. Kimin ne olduğu belli değil. Sapığı var. Ama inşaAllah ilerde çok güvenli, neşe içinde insanların eğleneceği güzel yerler olacak inşaAllah. Var tabii Türkiye’de yok değildir ama benim kafamda tasarladığım daha başka türlü. Daha dahadaha güvenilir, daha daha hoş.
İslam’ın girmeyeceği hiç bir yer bırakmadık elhamdülillah. Bakın, dünya tarihinde olmayan bir şey oldu.Bak,Amerika’daki en büyük mason locasındaki üyeler bile giremiyor, 33 derece masonlar girebiliyor. Orada cayır cayır İslam’ı Kuranı anlattık saatlerce, en gizli mason localarına girdik ve hepsine İslam’ı Kuranı anlattık ve halen de devam ediyoruz. Amerika’nın en önemli askeri üstlerinde, artık en gizli denilen yerlerinde İslam’ı Kuran’ı gürül gürül anlattık ve anlatmaya devam ediyoruz. O konuda çok şükür, elhamdülillah, Allah’ın yaratmasıyla pek yamanım, pek yamanım. MaşaAllah, elhamdülillah. Allah öyle imkan veriyor inşaAllah.
Amerika’nın desteği değil, Allah’ın desteğiyle Müslümanlar göreve gelir. Mesela Ak Partide Amerika’nın desteğiyle gelmedi ki iktidara. Millet baktı İddia edilen Ergenekon Terör örgütüne karşı ilaç. Bu mafya örgütlenmesinin devlet içerisinde bu pislikten, bu beladan kurtulmak için var gücüyle Ak Parti’yi destekliyor. ...Ak Parti’nin başarısının nedeni budur. Evliyanın desteğidir, Mehdi’nin desteğidir, İsa Mesih’in desteğidir, Hızır’ın desteğidir. Olay bundan ibaret. % 50 mucizedir Ak Parti için. Yani olağanüstü bir parti değil, normal halkımızdan insanlar. Çok yetenekli falan değil, normal halkımızdan insanlar, herhangi insanlar. Ama Allah böyle bir muhabbet meydana getiriyor. Mesela Adnan Menderes de rahmetli öyle yetenekli, olağanüstü birisi değildi yani ama millet huzur istiyordu. Pis bir zihniyet vardı. Böyle ukala, züppe,millete tepeden bakan, küstah, dine,İslam’a, Kuran’a karşı saygıya uygun olmayan tavırlar koyan, İslam’dan nefret eden Müslümanlara değer vermeyen, onları küçük gören, kendini de büyük gören, züppe, ters, ağzı bozuk bir üslup vardı, bir yapı vardı. İddia edilen Ergenekon terör örgütünde bu düğümlenmiştir. Milletimiz yıllardan beri nefret ediyordu bu pislikten. Görünmez bir pislik vardı. İlk defa adı kondu, bu mikroplar ortaya çıkartıldı. Yani ben tutuklananları, yargılananları kastetmiyorum. Tabii onları bilemeyiz. Onları tenzih ederim. Çünkü hüküm olmadıktan sonra öyle kimseye bir şey söyleyemeyiz. Ama çok çekti bu millet İddia edilen Ergenekon terör örgütünden. Biz de yani çok zorlandık bu insanlar karşısında. Olaylar çıkarttılar, onların yüzünden mahkemeler oluştu, aleyhimizde davalar açıldı. Tımarhaneler, hapishaneler, karakollar, yıllardan beri nefes alamıyoruz. Başımızı sürekli belanın içine soktular. Basınıyla, bilmem nesiyle, şunuyla, bunuyla vahşiyane bir saldırı gösterdiler.
2012-01-13 12:50:10