Sayın Adnan Oktar'ın 16 Ocak 2012 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV; 16 Ocak 2012

Yolda gelirken demokrasinin, huzurun, iyinin daha gelişmesi için neler olabilir diye düşünürken, aklıma İsviçre, Danimarka, Norveç, İsveç falan geldi. Dedim “Biz niye öyle olmuyoruz?” Hatta geçmemiz lazım. Yolda konuşuyorduk, “Hocam” dedi, “orada yollar alttan ısıtmalı” dedi. Zaten kar, buz tutuyormuş. Alttan ısıtmalı, yani yolun, asfaltın altına sıcak su sistemi döşemişler. Asfalt sürekli müsait vaziyetteymiş. İnşaAllah bizim bu güzel günlere kavuşmamız Mehdiyet devrinde olacak. Ve kat kat daha iyisi olacak, inşaAllah.

 

Ben şaşıyorum. Bir Müslüman ilk neyin üstünde durur? “Herkes Müslüman olsun”’un üstünde durur. İttihad-ı İslam’ın üstünde durur. Daha İttihad-ı İslam olmamış detaylarla ilgilenmeye kalkıyorlar. Kardeşim sen İttihad-ıİslam’ı oluştur. Detayları zaten halletmek bir gece bile sürmez. Birkaç saat sürer. Sen eğer samimiysen, iyi olmayı istiyorsan. Oturuyorlar böyle bir dönemde hurafe ile uğraşıyorlar. İttihad-ıİslam’ı oluştur. Bütün ulema biraraya gelir zaten. En güzel şekilde herşeyi halleder. Konuşurlar Hz. Mehdi (a.s.)’nin önderliğinde. Gayet kolay neticelenir herşey. Birçok konuda detay ortaya çıkarıp onların içerisinde, hurafelerin içerisinde boğulup onlarla meşgul olup vakit kaybediyorlar. Bir kısmı diyor ki “sabaha kadar tesbih çekelim.” Bir kısmı “hurafe savaşı yapalım.Senin hurafen mi doğru? Benim hurafem mi doğru?”Cenab-ı Allah Kuran öğrenmemizi ve uygulamamızı istiyor bizim. Öyle olsaydı Peygamberimiz (s.a.v.) de sabaha kadar tesbih çekerdi. Sahabeler de gece gündüz tesbih çekip otururlardı. Gece gündüz İttihad-ı İslam için uğraşmışlar, gayret etmişler. Adamın işine geliyor kolay, riski yok, zorluğu yok. Sıcak evinde uygun bir yer buluyor, yorganı da üstüne çekiyor, elinde tesbih. “Ne yapıyorsun? Tesbih çekiyorum. Kimsenin yapmadığını ben yapıyorum” diyor. Asıl kimsenin yapmadığı olay ne? İttihad-ı İslam için gayret. Ağzına dahi almıyorsun. Sözlü ifade dahi etmiyor. “İttihad-ı İslam’ı istiyorum” diyemiyor. “Türk-İslam Birliği’ni istiyorum” diyemiyor. Arada sırada diyorlar. Şaşıyoruz, “maşaAllah İttihad-ı İslam istiyorum” dedi diyoruz.

 

(Global Yayıncılığın tüm hapishanelere 23 bin adet Harun Yahya kitapları dağıtması hakkında)

Hapishanelerde olan herkese inşaAllah şifa olur. Vesile olur, inşaAllah. Kalplerine ferahlık gelir, inşaAllah. Eğer mümin ve muttakilerse, samimilerse ne güzel. Hapis onlara her günü sevaba dönüşür. Normal bir insanın aldığı sevabın binlercesini alırlar. Eğer samimi iman eder, Allah’a tam teslim olurlarsa inşaAllah çok güzel olur. Allah mübarek etsin, Allah tesirini artırsın, maşaAllah. Çok güzel olmuş.

 

Ruhun varlığı şu an bilinmiyor. Tespit edilen bir şey yok.  Elektrik akımı gibi bir şey de bilinmiyor, boşluk şeklinde Allah’ın yarattığı bir kudret, güç. Hem rengi görüyor, hem de pırıl pırıl ışığı. Mesela şu an görüyoruz. Herkes ekranda beni seyrediyor. Beyninin içindeyim herkesin. Şimdi böyle bir sisteme biz ne diyelim? Normal akıllı bir insan ne der? Ve sürekli bir kanaldan video film gibi akıyor görüntü. Yani sürekli bir akış var. Bir yerden gelip bir yere doğru gidiyor, akıyor. Bir görüntü akışı var. Bir güç yapmış bunu. Büyük bir güç yapmış bu görüntüyü. Önceden hazır olarak geliyor. Ne diyeyim ben peki? Ne denilebilir, normal bir akılda bir insan? Büyük bir güç yarattı diyoruz. Kuran’a baktığımızda bu büyük gücün isminin Allah olduğunu görüyoruz. Allah yarattı diyoruz.

 

Şimdi bizi yaratınca bayağı emek verilmiş. Yani Allah’ın emeğe ihtiyacı yok da bayağı emek verilmiş. Fotonlardan tut, atomdan, kromozomlardan çık. Saymakla bitecek gibi değil. Muazzam emek verilmiş. Bilgisayarlar yaratılmış, kadehler yaratılmış, kitaplar yaratılmış, Kuran yaratılmış, harfler yazılmış, bilgisayarların içerisine milyarlarca bilgi konulmuş. Şimdi ben makul olarak ne diyeyim bu durumda? Bir amaçla yaratıldığı anlaşılıyor. Çünkü amaçsız tek bir tane bir şey göremedim dünyada. Birde insan var. İnsan amaçsız dediğimde yani çok şiddetli bir aptallık meydana gelmiş olur. Tamamı amaçlı diyorsun. Hatta insanın gözü, burnu, dişi, her şeyi amaçlı, saçları da amaçlı. Karaciğeri, dalağı, kalbi, kalp kapakçıkları, karaciğerin içindeki sistem, enzim sistemleri hepsi amaçlı, insan da amaçlı işte. İnsanın amacını da Kuran’dan öğreniyoruz. Kuran’a baktığımızda da dinin dünyaya hakim olması gerektiğini görüyoruz.

 

Kuran’da hitap edilen bir Müslüman topluluğu var. Bir tane, cemaatler, tarikatlar, mezhepler diye bir şey yok. Tek bir tane ümmet var. Müslüman ümmet var o kadar. Sadece onlara hitap ediyor Allah. Ve İttihad-ı İslam’ı Allah müteattit derecelerde açıklıyor ayette. Farz olduğunu söylüyor. En büyük farz. Bakıyoruz adamlara bu açık farzı, bu büyük farzı, en büyük farzı söylemekten şiddetle kaçınıyorlar. Sadece söyleyecek. Gayret etmesine de gerek yok. Var da gayret etmese bile söyleyebilir. Der ki; “ben İttihad-ı İslam’ı istiyorum” der. Her gün bir kere diyebilir. Akşama kadar dırdır boş boş konuşuyorlar birçok kişi. Bir kere diyecek. “İttihad-ı İslam’ı ben istiyorum” diyecek. Bak “İttihad-ı İslam’ı istiyorum”. Üç kelime. Gerek duymuyorlar. Öyle olunca Hz. Mehdi (as)’ı da istemiyor tabii. İsa Mesih (as)’i de istemiyor. O istemeyince duruyor mu peki? Durmuyor.

 

En güzel hediye kitaptır veyahut canlı çiçek, saksıda canlı çiçek.

 

(“Heykele karşıyım” diyen bir seyirciye cevap)

Niye Hz. Süleyman (a.s.)’ın zamanında heykeller vardı, süslemeler vardı. Niçin olmasın? İnşaAllah.

 

(“Bayan arkadaşlarımız neden gülüyor?” seyirci sorusuna cevap)

Şimdi o da yanlış. Genç kız bunlar tabii gülecekler, neşeli olacaklar. Gülmeyen bir toplum mu istiyorsunuz? Neşesiz bir toplum mu istiyorsun? Müslümanlıkta neşe olmayacak mı? Gülme olmayacak mı? Müzik olmayacak mı? Tabii ki olacak. Orada da hata var. Orada da yanlışsın. Çok güzel gülmeleri, neşeleri, sevinçleri çok güzel.Böyle olacaktır. İslam’ın hakimiyetinde de böyle olacaktır. Genç kızların şen kahkahalarını duyacağız. Çocukların şen bağrışmalarını duyacağız. Babaannelerin, anneannelerin neşeli gülüşlerini duyacağız. Ateistlerin, dinsizlerin, komünistlerin kanını, irinini de görmeyeceğiz. Onların akıttığı kanları da görmeyeceğiz. Normal yaşantı budur. Normal güzel yaşayacağız, hoş yaşayacağız, inşaAllah. Genç kız tabii ki dolu dolu olacaktır. Ruhunda coşku yaşayacaktır. Ben nasıl böyle sevinçliysem, rahatsam onlar da benim gibi sevinçli ve rahat olacaktır. Ben nasıl canım istediği gibi gülüyorsam, onlar da canının istediği gibi gülecektir. Kadınla erkeğin farkı yoktur. Her ikisi de özgürdür, aynıdır. Yani kadına her konuda yasak gelecek, erkeğe her konuda hürriyet gelecek. Var mı öyle şey? Her konuda erkekler hür olacak. Kadınlar da her konuda yasaklı olacak. Olmaz. Helal, haramlar önemlidir. Kuran’da bellidir. Ona dikkat eder Müslüman. Onun dışında kuşlar gibi özgürdür.

 

Şimdi bir insan düşünür, Hz. Mehdi (a.s.)’nin geldiğini kabul etse ne mahsuru olur? Kendi hocasını da Hz. Mehdi (a.s.) diye gösterebilir ama gösteremeyeceğinden emin. Peki, bundan da rahatsız olmaması lazım. Gösteremeyecekse “bir yerdedir o zaman Hz. Mehdi (a.s.)”der mecbur değil ki adam bulmaya. Ama bir yerdedir derken birisi ona çok makul geliyor.Bayağı benzetiyor herhalde, çok benzetti, tıpkısının aynısı diyor. “Maazallah eğerbiz ağzımıza alırsak onun hizmetine gireriz” diyor. “O zaman benim enaniyetim ne olacak?”Hz. Mehdi(a.s.)’nin herhangi bir talebesi olacak, orada kendine o azamet yapmış, makam mevki kazanmış, ondan çıkar sağlıyor, itibar sağlamış, kendi tabiriyle yolunu buluyor. Şimdi o kesilmiş olacak hem de ne kesilme. O zaman bakın akıl alamayacak bir vahşet uyguluyorlar, İttihad-ı İslam’ı tamamen kaldırıyorlar. Türk İslam Birliği’nden ısrarla kaçınıyorlar, Mehdiyeti ağızlarına almıyorlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ahir zamanla ilgili hadislerini ısrarla söylemiyorlar.Bari deccalden bahset, deccalden de bahsetmiyor. Dabbetül arzdan bahsederken ödleri kopuyor çünkü dabbetül arzdan bahsedince Mehdiyetekonu gelecek diye çekiniyorlar.

 

İttihad-ı İslam ve Mehdiyet İslam’ın özüdür.İttihad-ı İslam’ı savunmuyorsa, “ben Müslümanlığı savunuyorum” derse bu geçerli olmaz. Kuran’ın bütününü kabul etmiyorsun demektir o zaman. Kuran’ın bütünün de İttihad-ı İslam var, her yerinde İttihad-ı İslam var, İttihad-ı İslam’ın olmadığı Kuran’da hiçbir sayfa yok.Tek bir sayfa bile yok.Onun için biz en azam meseleyi esas yapıyoruz, İttihad-ı İslam. Allah’ın varlığı, birliği, iman hakikatleri ve İttihad-ı İslam. İttihad-ı İslam ve dolayısıyla da Mehdiyet ve İsa Mesih (a.s.)’in inişi.

 

Cahillik çok kötü yani görgüsüzlük, cahillik, bilgisizlik, eğitimsizlik çok çokkötü bir şey.Bizim de karşı olduğumuz fikirler var bir nezaketi vardır her şeyin bir üslubu vardır, adabı vardır.

 

“Burada başta Âsiye olarak Ulviye, Lütfiye gibi çok çalışkan hanım şakirtler, medrese-i Nuriyedeki hemşirelerine ve selam gönderen Sabri’nin refikasına, hem kardeşlerine arz-ı hürmet ve selam ve dua ederler.Umum kardeşlerimize birer birer selam ve dua ederiz.”Bediüzzaman tek tek talebelerinin isimlerini sayarak onlara mektup yazıyor.Mesela hanım talebelerinin hepsini tek tek, isim isim sayarak onların faaliyetlerini takdir ve tahsin ediyor, maşaAllah.

 

“Onlara dedim: "Sizler cesaretle ve efelikle tanınmışsınız” delikanlılığınızla meşhursunuz diyor. “Dünyaya ait ehemmiyetsiz şeyler için fedakarlık gösterirsiniz. Elbette Risale-i Nur’un kudsi hizmetinde ve cihana değer uhrevî neticelerine mukabil, merdâne ve fedakarâne cesaret ve metanet gösterip sadakatinizi muhafaza edersiniz” dedim. Onlar da tam kabul ettiler.”Onlara delikanlılıkları yönünden yaklaşıyor Bediüzzaman. Talebeleriyle tek tek meşgul oluyor, onları şevklendiriyor. Hep ihlas, samimiyet, sadakat, metanet o konuların üstünde duruyor Bediüzzaman. Bucandanlık işte, bu arkadaşça, dostça, kardeşçe muhabbetler o insanları açıyor.Resmi bir üslup kullanmıyor Bediüzzaman, çok halisane, çok sevecen bir üslup kullanıyor. Onlarda Bediüzzaman’a acayip bağlanıyorlar, çok seviyorlar. Dikkatinden hiç kimse kaçmıyor, her talebesini ayrı tebrik ediyor, tahsin ediyor, takdir ediyor.

 

Meyve geldiği vakit hemen yemiyormuş önce seyrediyormuş Bediüzzaman.Yani uzun süre seyrediyormuş görünüşünü, ondan sonra talebelerine dağıtıyormuş.Yemek üstüne her talebeye bir kurabiye hakkı varmış. O da ikram olarak birer tane. Kurabiye kutusu varmış Bediüzzaman’ın, oradan onlara kurabiye dağıtıyormuş birer tane.Kimseden para almıyor, kendi onun, albay emeklisi maaşı var, ondan geçiniyor.Ama bütün üstü başı yama her tarafı yama, çok zor şartlar içinde.

 

Aşk sarhoşu, Allah aşkının sarhoşu. Tarikatlarda vardır, aşk sarhoşu. Hatta tarikata meyhane derler. Aşk badesi denir, aşk şarabı, tasavvufta kullanılır bunlar, aşk sarhoşluğu, Allah aşkıyla sarhoş olmak. Tasavvufta kullanılan anlamda söylediğime göre güzel yapıyorum.Öyle olsa tasavvuf ehli kullanmaz.

 

Peygamber,imanından emin.Zina etmez.Fahşaya girmez.Mesela Peygamberimiz(s.a.v.) bir hanımın evinde yalnız yatıyor tek başına.Tek olan bir kadın bak tek.Evde hiç kimse yok.Peygamberimiz (s.a.v.) gidiyor o hanımın evinde yatıyor.Ama neden?Peygamber.Güvenilir insan.İmanı kavi.Bu ne demektir?Ahlakı yerindeyse, aklı yerindeyse, vicdanı yerindeyse, Allah’tan korkuyorsa tamamdır.Ama aklından zoru varsa, imanı zayıfsa, Allah’tan korkmuyorsa, kendi kızı bile tehlike altındadır o adamın.Kendi annesi de tehlike altındadır.Namussuz adamdan herkese zarar gelir.

 

Müslümanlık demek dünyanın en canlı, en neşeli, en güzel, en sevinçli, en akıllı, en kaliteli, en hoş, en mükemmel hayatı ve o mükemmellikteki insan demektir.

 

Bediüzzaman yobazların en vahşi olduğu dönemde ortaya çıktı. Sahipsizdi o zaman Bediüzzaman. Talebelerinin kravatını bizzat eliyle bağlıyordu. Onlar da dediler ki; cehenneme o kravatlarla tutulup yakanızdan tutulup cehenneme atılacaksınız. Kafir alametidir dediler. Bediüzzaman onları zor ikna etti. Bediüzzaman sakalını kesti. Ne kafirliği kaldı haşa, ne fasıklığı kaldı, ne ehl-i sünnet düşmanlığı kaldı. Ağza alınmayacak hakaretler ettiler. İstanbul’da bir hoca diyor Bediüzzaman, yani bir azılı yobaz Bediüzzaman’a yapmadığını bırakmamıştır. Acayip zulüm yapmıştır. Ben diyor “fakir biçare” diyor.“Allah rızası için hizmet ediyorum” diyor.“Benle uğraşmak akıl mıdır?” diyor. Ne kadar yanlış bir şey. O zamanın yobazları ağızlarından köpükler saçarak kudurmuş gibi saldırdılar Bediüzzaman’a. Kendileri gibi olmasını istiyorlardı.Olmayınca kudurdular.Suçu ne?Sakalını kesmesi.Talebelerine kravat taktırtması ve hadisleri ahir zamandaki gerçek halleriyle tabir etmesi, açıklaması, tefsir etmesi.Bundan kudurdular, delirdiler.

 

Bediüzzaman’ın en büyük hizmetlerinden biri nedir biliyor musunuz?Yobazlara sezdirmeden bir şey daha öğretmiştir.Ben “Kuran talebesiyim” diyor.Bir yobaz için bu haşa hakarettir.“Yanımda o kadar çok kitap vardı ki, hepsini bıraktım, sadece Kuran bana yetti” diyor. İşte yobazlara ancak bu kadarını anlatabildi. Yobazlara bir darbe daha indirmiştir Bediüzzaman.Bunu ancak söyleyebilmiştir.“Ahir zamanda kebairden kaçınan feraizi yerine getiren kurtulmuştur” diyor.“Farzları yapın” diyor yani “Kuran’daki günahlardan kaçının, Kuran’daki farzları yapın, kurtulursunuz” diyor. O güç şartlarda bu kadarını söyleyebilmiştir. Bediüzzaman yolu bu kadar açtı. Ben de devamını getiriyorum.Geri kalan kısmı tamamlıyorum bende. Biz Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olarak tabii ki yolu düzeltiyoruz.

2012-01-20 13:56:26
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top