Sayın Adnan Oktar'ın 21 Ocak 2012 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV; 21 Ocak 2012

 

Beyin kirlendi mi beden de kirleniyor, hücreler de kirleniyor. Bu duruluğunuzun sebebi imanınız.

 

Samimi seven anneler benim çok hoşuma gidiyor. Ama bazı gaddar anneler oluyor, böyle haşin, sevgisiz, kızını mal gibi eşya gibi görüyor. İşte,“nice doktorlar istedi, nice bilmem neler istedi” falan… Yani illa ondan bir çıkar sağlayacak, illa mallara, oğullara kavuşacak.O insan kardeşim, ruh sahibi bir insan, Allah’ın bir tecellisi. Ne oluyorsun yani? Eski Mekke müşrikleri de öyle; hep malı gibi görmüşler çocukları. Küfür hep öyle görmüştür, malı gibi görmüştür. Halbuki o müstakil bir insan, ayrı bir insandır inşaAllah.

 

Yeni Asya, Üstad’a çok sadıktır onlar. O yönleriyle çok güzeller. Üstad’ı böyle coşkuyla severler, iftihar ederler, onurla. Mesela onların Yeni Asya Gazetesi var, mutlaka Bediüzzaman geniş çapta o gazetede yer alır, yıllardan beri. Hep de dürüsttür yazıları. Öyle samimiyetsiz bir yazı yazmazlar. Tek kusurları, Mehdi beklemiyorlar, o var. Halbuki Bediüzzaman çok açık söylüyor, Risale-i Nur’da çok açık açık söylüyor.

 

“İspatlasın da o zaman Hz. Mehdi (as)’ı kabul edelim”, mesela bazı adamlarda biz bunu görüyoruz. “İspatlasın, anlarız” diyor. Peygamberimiz (sav) öyle bir şey demiyor. Öyle bir açıklama yok Peygamberimiz (sav)’den. Bediüzzaman’ın açıklamasında da öyle bir şey yok. “İmanın nuruyla anlarsınız” diyor. “İspatlamayla anlarsınız” demiyor. “Kendini ispatlayacak” demiyor.“İmanın nuruyla anlaşılır o eşhas-ı ahir zaman” diyor.Egoist ve materyalist yetiştikleri için bir kısmı,“haydi bakalım,bize ispat etsin kendini, ‘göster bakalım’ deriz” diyor. Olur mu öyle şey? Biz Bediüzzaman’a öyle mi dedik? “Müceddid olduğunu bize ispat” et mi dedik? Zaten anlaşılıyordu.

 

(“Hz. Ali (ra)’ın Hayber’de gösterdiği kahramanlığı anlatabilir misiniz?” sorusuna cevaben)

Ama Müslümanları hep asan kesen tanıyorlar. Halbuki Hz. Ali (ra)’ın şefkat, merhamet, sevecenlik, espri yönleri var, tatlı yönleri var, mesela yakışıklı yönleri var, kadınlara olan sevgisi var, estetiğe olan sevgisi var. Müslüman kardeşlerimiz,“kapıyı nasıl söktü?”, “nasıl kesti?”, “kaç kişiyi kesti?”, “koydu mu devirdi” falan böyle. MaşaAllah dedeme, Allah razı olsun.O da bir ibadet tabii, Allah rızası için yaptı da,niye öbür özellikleri o kadar dikkat çekmiyor da o dikkat çekiyor? Ben bunu anlamıyorum.

 

(Sayın Adnan Oktar, kendisine yapılan suikastları anlatıyor)

Hayret, Allah’ın hikmeti beni hakikaten çok rahat şehit edebilirlerdi ama hiçbiri nasip olmadı. Allah’ın hikmeti, hayret. ...Allah’ın takdiri, araba kazasında ölürsün, bir hastalıktan da ölebilir insan. Nasip. Allah, vazifeliysek o vazifemiz müddetince canımızı muhafaza ediyor. O bitmeden olmaz o, vazifeni yapacaksın. Vazifen bitince Cenab-ı Allah alır tabii,artık dünyada kalmanın bir amacı kalmamış oluyor, inşaAllah. Allah’ın istediği olduktan sonra tamamdır, huzuruna alır.

 

Yurtdışından kardeşlerimiz sürekli buraya gelmek istiyorlar, güzel ama vereceğiniz uçak parası dünyanın parası. Dönüşü için vereceğiniz para dünyanın parası. Otelde kalacaksınız, dünyanın parası. Allah’ın rızası hangisinde en çok? Benim şahsen öyle bir param olsa hepsini kitap alır dağıtırım. Birer birer. Bir kişinin imanına vesile olsam büyük bir hizmet olur. Ben bilmiyor muyum? Ben de giderim hacca, umre haccı yaparım, giderim bir ay hacda kalırım. Kudüs’e giderim, bir ayda orada kalırım. Konya’ya giderim, bir ay orada kalırım. Akrabalarımı gider gezerim birer ay. Yapamaz mıyım? Yaparım. Dünyanın parasına mal olur. Sık sık umreye giderim. Bilmediğim şeyler değil ki. Yurtdışına da gidebilirim. Malezya’ya giderim; Müslümanlar ne yapıyor acaba? Güney Afrika’ya giderim, orada konferans vereceğim bahanesiyle gidebilirim. Zaten sürekli davet ediyorlar, yalvarıyorlar. Ama o bize milyarlarca liraya mal olur. Ben oraya mı versem parayı hayırlı, kitap alıp dağıtsam mı hayırlı? Kitap alıp dağıtmaktır tabii ki hayır olan. Onun için, o bir iyilik, güzellik olmaz. Bediüzzaman zamanında da,Bediüzzaman’ın sürekli ziyaretine gelmek istiyorlar, Bediüzzaman da “beni seviyorsanız kitaplarımı okuyun” diyor. “Benimle konuşmak istiyorsanız kitaplarımı okuyun. Kitaplarımı okursanız benle konuşmuş gibi olursunuz” diyor. Duasından istifade etmek istiyorsan, zaten kardeşiz, zaten dualarımız ortak. Onun dışında nedir?

 

Ben hakikaten daha hala hayret ediyorum. Ne acayip, 1400 sene önce “Hz. Mehdi (as) çıkacak” diyor Peygamberimiz (sav). Afakî de bırakmamış Peygamberimiz (sav), mesela derdi; “Hz. Mehdi (as) çıkacak, bekleyin”. Kaşını, gözünü, boyunu-posunu, tarihini, nerde çıkacağını. Allah Allah. Zamanla hadis değişebilir, olaylar değişebilir. Değişmesine rağmen olaylar tam anlamıyla mutabık.Değişse de yine olay değişmemiş. En fazla nasıl değiştirmişler? Diyor ki Peygamberimiz (sav); “İslam aleminin başkentinde çıkacak”. “Basra’da”, “Kufe’de”, “Şam’da” demişler, başkentler oralarolduğu için. En fazla bu kadar değişmiş. Ama değiştirememişler, maşaAllah.

 

“Yargıda kökten değişim şart”, doğru söylüyorlar. Biz onu kaç yıldan beri söylüyoruz. Bak, daha yeni fark etti basın.Akil kişiler daha yeni fark ettiler.Açın benim programlarımı, hemen hemen her programımda dedim, “adalette bir şey var, yargı sisteminde bir şey var, esaslı bir değişiklik gerekiyor” dedim. Canları yanmaya başlayınca uyandılar.Bizim aleyhimize olduğunda uyanmadılar.Kendilerininaleyhine olduğunu görünce uyanmaya başladılar. Ama yine onda da bir hayır var tabii, o da olur. Çok aleni davalar, çok açık oluyor fakat bambaşka bir karar çıkıyor.Hayret edilecek şekilde olaylar oluyor.

 

İyi olan şey, maşaAllah, elhamdülillah, Allah Türkiye’yi seçmiş, ne güzel bizi Türkiye’de yaratmış. İslam’ın hakimiyetini göreceğiz. Bir de küçük nesil, bozulmayı dahi görecek. Mesela 3 yaşında olanlar yetmiş üç yaşıçok normal bir kişi için. Yaşlılığında İslam’ın gerilediğini görecek, İslam’ın yok olduğunu görmeye başlayacak. Yaklaşık 3-5 yıl sonra her şey çok daha netleşir.

 

Hz. İsa (as) göğe alındığında da “talebelerinin gözü önünde alındı” deniyor ya, o şekilde bir şey yok.Odaya girdiklerinde Hz. İsa (as)’ı göremediler ve bu şekildedir göğe alınması. Allah bir anda onu nur haline getirdi, başka mekana geçti,dördüncü boyuta geçti. İnsanın öyle bir özelliği var. Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle oluyor.Nur haline gelir, dördüncü boyuta geçer. Şu an dördüncü boyutta Hz. İsa (as), anlamaları için söylüyorum. Bir anda yeniden üçüncü boyuta alınıyor, olay bu.Gelirken tabii Allah bir süs, bir güzellik yapıyor; meleklerle indirir, anlı şanlı indirir.Bütün meleklerin dualarıyla,çok süslü, güzel bir inişi vardır tabii.

 

Hz. Mehdi (as)’ın hayatının sonuna bırakmış Allah, dünya hakimiyetini de, Hz. İsa Mesih (as) ile karşılaşmasınıda. 7 veyahut 9 sene, diyor Peygamberimiz (sav).Önümüzdeki on yıl çilelidir, öyle kolay değil. Yani bayağı büyük olaylar olacak, insanların bayağı konforu, rahatı kaçacak. Ama İslam muazzam tırmanacak, Hıristiyanlıkta da müthiş gelişme olacak.Bu Hz. İsa Mesih (as)’ın inişi konusu gündem olacak Hıristiyanlıkta, bakın şimdiden söylüyorum. Yani bu dediğimin doğru olduğunu anlayacaklar. Bütün dünyada Hz. İsa Mesih (as)’ın inişi için hazırlık yapılacak. Daha doğrusu, indiğine bir yerde olduğuna dair kanaatleri gelecek.

 

Hz. İsa (as)’ın yamanlığının bir alameti de geldiği halde kendini gizlemesi.Mesela Hz. Mehdi (as) alametlerinden anlaşılıyor fakat Hz. İsa Mesih (as) geldiğinde alamet vermiyor.Çok çok gizli. Yer yerinden oynar. Çünkü bir yobaz görmüş olsa Hz. İsa Mesih (as)’ı, neler der? Saygıda kusur eder.Cahil bir Hıristiyan görse ne yapar?Saygıda kusur yapar.Çünkü ondan teslis inancı isteyecek, haşa;“‘ben Allah’ım de” diyecek o zaman. O da diyecek ki;“Lailahe illallah MuhammedenResullullah”.Ne yapar? Haşa, Allah vermesin, şehit etmeye kalkacaktır.“Lailahe illallah MuhammedenResullullah, ben Hz. İsa (as)’ım” derse ne yapar adam? Amerika’da bir ev dolusu adamı yaktılar. Hz. İsa (as) zaten öyle kimseye şamata yaptırtmaz.Bayağı akıllı hareket eden bir insan.

 

Peygamberimiz (sav) “313 kişi olacaklar” diyor.Bu ne demektir? Bayağı anormal, sapkın görülecek demektir. Bana 313 kişilik bir cemaat gösterin, Müslüman topluluk gösterin. Olmaz.Mümkün değil öyle bir şey. Peygamberimiz diyor ki; “onu dalalette görecekler, sapkın görecekler, direk imansız ve mürted olarak görecekler”. Açık, söylüyor. “Hatta şehirdeki, Medine’deki alim, insanların en çok dikkatini çeken şahıslardan birisi çıkıp; ‘bu adam, bu şahıs bizim dinimizi yok etti. Mürted oldu, dinden çıktı. Bizi de saptırmak istiyor’ diyecek” diyor. “halkı kışkırtacak. Ama Mehdi onu etkisiz hale getirecek” diyor.

 

Hadiste diyor ki; “Hz. Mehdi (as)’ın, Peygamberimiz (sav)’den daha da zordur işi”, bu konuda. Ona Kuran’la karşı çıkacaklar, diyor. Hz. Mehdi (as)da onlara yine Kuran’la mücadele verecek. Hz. Mehdi (as)’ın Kuran’ı yanlış uyguladığını, yanlış anladığını iddia edecekler. Hz. Mehdi (as)’ın dezavantajlarına bak, diyor ki; “Arapça bilmez”. Arapça bilmediği halde en büyük müceddid, en büyük müctehid. Net söylüyor Peygamberimiz (sav),“Arapça bilmez” diyor. Arabistan’da doğmayacağının en açık alameti.Bir insan Mekke’de, Medine’de doğarda ana dili olan Arapçayı bilmez mi? Olacak iş mi bu? Hem orada yaşayacaksın, hem Arapçayı bilmeyeceksin? Mecburen öğrenir çocukluğundan itibaren değil mi? Diyor ki bak; “Kar üstünde sürünerek olsa dahi yanına gelin.” Mekke’de, Medine’de kar ne arar? Demek ki kar olan bir yerde, buz tutan bir yerde olacak. Soğuğun da olabileceği bir yerde olacak. Olay açık, konu açık. Herkes anlar diye de bir şey yok.

 

(“Hocam siz çok haksızlığa maruz kalmışsınız” izleyici mailine yönelik)

Tadı orada onun. Haksızlığa maruz kalacaksın ki anlı şanlı tarihin olsun. O zaman ne olur? Tarihin kirlenir. Sen “delikanlıyım” diyorsan, “ben yiğidim” diyorsan yiğitliğinle ilgili binlerce alamet gerekir.Üç alametle yiğitlik olmaz. Ne kadar alamet çoksa o kadar daha yiğit, delikanlısın demektir. Binada bile ne kadar betonu güçlüyse, çeliği güçlüyse bina o kadar sağlam oluyor. Delikanlıda da öyledir, saldırı çok olacak, baskı çok olacak, hakaret, iftira olacak, hapishane olacak, tımarhane olacak, zulüm olacak, suikastler olacak; toplamından efsane çıkarinşaAllah. Biz de iftihar ediyoruz,inşaAllah bizi öyle nimetlere layık ederler.Biz, yağmur gibi felaket yağdığında “daha var mı?” diyoruz inşaAllah. Elhamdülillah, maşaAllah. Nimet yağıyor, nimet, cennet nimeti, inşaAllah.

 

(Taraf yazarı Emre Uslu’nun, Fethullah Hoca cemaatine suikast düzenleneceğini söylediği yazısı hakkında)

Biz burada olduğumuz müddetçe FethullahHocam’ın talebelerinin kılına kimse el süremez. Onlar bizlerin himayesindeler. Elini uzatanın elini kırarız, açıkça söyleyeyim elini kırarız; kanunla, hukukla. Sakın böyle bir şeye kimse tevessül etmesin, aklından dahi geçirmesin. Yıllarca hapishanelerde sürünür. Türk devleti, Türk milleti uyanıktır. Burası kanun devleti, hukuk devletidir; dağ başı değil. Öyle kimse itlik yapamaz, ben açıkça söyleyeyim. FethullahHocamız’ayahut onun talebelerine yönelik en ufak bir küstah harekete ben şahsen vatandaş olarak müsaade etmem, söyleyeyim.Kanunla, hukukla tabii.

 

(Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu’nun; “1911 ile 1923 arasında neleri kaybetmişsek, hangi topraklardan çekilmişsek 2011-2023 yılları arasında o topraklarda tekrar kardeşlerimizle buluşacağız” açıklamasına yönelik)

O kadar mübarek bir insan ki bu Dışişleri bakanı, Allah ömrünü uzun etsin. Ne kadar güzel konuşmuş, ne kadar şahane konuşmuş. Tam hadislere uygun, Bediüzzaman’ın üslubuna uygun, Osmanlı’ya uygun, delikanlıca. Dediği doğru, o şekilde olacak. Yıllardan beri söylüyoruz, biz buradayız. MaşaAllah. Atasına rahmet olsun, maşaAllah. Cumhuriyet tarihinde böyle Dışişleri bakanı gelmemiş olabilir. Yedi ceddine rahmet olsun. Ben ilk defa duyuyorum böyle bir Dışişleri bakanı. Helal olsun. Bir de Adalet bakanını çok takdir ediyorum. O çocuk da hem dindar, çok efendi maşaAllah. Allah’tan korkan birisi maşaAllah. İçişleri Bakanı da delikanlı çıktı, maşaAllah. Öbür bakanlarımızı da tabii seviyoruz ama onlar bir başka.

 

(Sayın Davutoğlu’nun, Libya’da Türk bayraklarıyla karşılandıklarında Başbakanımızla birlikte orada şükür namazı kıldıklarını açıklaması hakkında)

Davutoğlu bizi cezbeye getirecek, amacı o herhalde. Allah Allah, maşaAllah. Ne güzel, Hz. Mehdi (as) devrinde Mehdiyet’in gölgesini görüyor musun? Allah nasıl bir Dışişleri bakanı ihsan ediyor görüyor musun? Biz Mehdiyet’i anlatıyorduk, bir kısım insanlar hikaye gibi dinliyordu. Bak, doğru muymuş? Adım adım, adım adım,maşaAllah.

 

(Aşure hakkında)

Hz. Nuh (as), son günde, artık gemi Cudi’ye oturduğunda hiç yiyecek kalmamış. Çünkü çok uzun süre denizde kaldılar, su üstünde kaldılar. Ambarlara gidiyorlar, hiçbir şey kalmamış; bir parça arpa, bir parça buğday, biraz nohut var, biraz mercimek var, biraz tatlı kalmış, biraz kayısı, üzüm kurusu, hep diplerinde. “Hepsini getirin” demiş Hz. Nuh (as). “Doldurun kabın içerisine” demiş, bakla, fasulye ne varsa hepsini. Suyu da üstüne dökmüşler, “kaynatın” demiş. Olmuş sana aşure çorbası. Son gün yedikleri yemek o. Kuş ağzında zeytin dalıyla dönünce,“elhamdülillah, tamam, sular çekilmiş” demişler. Ondan sonra kapaklarını açtılar, araziye inmeye başladılar.

 

Kıyametin kopacağını nereden anlasınlar? Gitsinler, Facebook’a bir girsinler. Bana sevgi dolu bir yerleri bulsunlar bakayım. Çok nadir, çok çok nadir. Samimi sevgi. Ama mesela resmini görüyor, “çok yakışlı olmuşsun” diyor, herkese aynı şeyi söylüyor, “çok güzelsin”. Ben onu demiyorum; tutkuyla, aşkla, samimi sevgiyi ben bir göreyim bakayım. Çok nadirdir. Nezaketen dersin “çok yakışıklısın”, o ayrı. Bir de aşkla, içinden gelerek demek vardır. Ama küfür, hakaret ve saldırıda adam hakikaten içinden gelerek yapıyor, acayip bir azgınlıkla, acayip bir nefretle, sayfalarca, günlerce. Çok nadir aksi. Çok nadir.

 

(Fransa’daki Harun Yahya konferansları hakkında)

Fransızlar kibar insanlardır, güzel insanlardır, zariftirler. Sanat anlayışları, edebiyat anlayışları güzeldir. Fakat zehirlediler onları. Bu Fransız ayaklanması oluyor onların, ondan sonra çizmişlerdi. Şimdi yeniden aydınlanma çağına girdiler. Karanlık bir çağ yaşadılar,asıp kesen, anarşist, terörist bir ruhtan yeniden aydınlık, ferah, barışçıl, sevecen bir ruha doğru gitmeye başladılar. Bu güzel. Allah bizleri vesile etti, elhamdülillah. Sevinç duyuyoruz.

 

Kiminin 1 trilyonu olur, onun 500 milyarını harcar, kiminin de 100 lirası vardır, 100 lirasının 90 lirasını harcar. O, 1 trilyondan daha fazla sevap kazanır. Fakirin hizmetiyle zenginin hizmeti aynı olmaz. Zenginde var zaten. Fakirde yok. Yokken dağıtıyor. Zengin var zaten, varlıktan dağıtıyor. Fakirin dağıttığı daha makbuldür. Ama tabii o kardeşlerimize hem duayla her yönden yardımcı olmak lazım. MaşaAllah.

 

(“Yıldızların insanın gelişiminde rolü var mıdır?” sorusuna cevaben)

Öyle bir şey yok. O yanlıştır.

 

Nur Suresi, 31:

“Mümin kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar;”yani helali olmayan kişilerle cinsel ilişkiye girmesinler“süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar.” Yani, ne diyeyim?Allahuâlem bir mahalle baskısından oluyor bu, yoğun bir mahalle baskısı var.“Falanca bir âlim diyor” diyor. O zaman tek kalmak da istemiyor. Ne yapsın? “Evet”, o da kalabalığa uyuyor. “var olan başörtülerini göğüslerinin üstüne…”. Bu cümlede bir kere mantık yok, bu konuşmanızda. Başın üstünde örtü varsa, öyle sallanacak kadar bol bir kumaşsa o, zaten göğsünün üstüne sarkar o. Adam onu başınınortasına kabak gibi toplamaz. Mandalla tutturmaz tepesine. Zaten bırakmıştır. L biçiminde bükmeye de kalkmaz. Zorlamaya ne gerek?“Göğüslerinin üstüne örtüyü vursunlar”, “darb etsinler” diyor Allah.“darabe”,“kapatsınlar”. Göğüsleri açık kadınların, alenen açık, var ya plajda gezen üstsüzler, o tarz, kadınların alenen göğüsleri açık, çarşılarda pazarlarda geziniyorlar o devirde. Cenab-ı Allah da ayette söylüyor,“göğüslerinin üstüne örtülerini vursunlar, kapatsınlar” diyor. Bu. Göğüslerini kapatıyor kadınlar da, o kadar. Neyle kapatıyorsa kapatır. Ama Ahzab Suresi’nde çarşaf vardır. Ağırına gidiyorsa yahut baskı görüyordur, tamam, insandır, bir şey demiyorum ben ona. Yapamıyor olabilir. Nefsine ağır gelir. Birçok, yüzlerce sebebi olabilir. Bunalıyordur, içinde duramaz çarşafın. Bir şekilde yapmıyor olabilir. Tekrarlıyorum, dinden çıkmaz, sadece eksik olmuş olur, o kadar. Günah işlemiş olur o konuda, o kadar. Yarın ben bunu kelime kelime Arapçasını açıklayacağım, başka çare kalmadı. Samimi yazanları tenzih ediyorum.

 

Ahzab Suresi,32-33:

32- Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin.

33- Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.

 Diyor ki o ayette, “siz Müslüman kadınların herhangi biri gibi değilsiniz. Onlar gibi özgür olamazsınız, onlar gibi rahat davranamazsınız, sizin konumunuz ayrı. Onlar rahat davranabilir, onlar özgür davranabilir. Ama siz, peygamber hanımları, müminlerin annelerisiniz” diyor. “Artık peygamberden sonra anneleriniz size helal olmaz” diyor, anne konumunda. Cenab-ı Allah, “onun için sözü söylerken perde arkasından söyleyin” diyor. Tavandan yere kadar perde. Hiçbir şekilde Peygamberimiz (sav)’in hanımlarını göremiyorlar. Yüzünü görme diye bir olay yoktu, hiç görmüyorlar. Sesini duyduğunda diyor ki Allah;“sözü edalı söylemeyin, kalbinde hastalık olanlar tamah eder”, perde arkasında konuşurken. “Ciddi ve düz bir üslupla konuşun” diyor. Ama bak, sadece peygamber hanımlarına mahsus olmak üzere, sadece peygamber hanımlarına. Mümin kadınlara göre değil. Mümin kadınların perde arkasından konuşması diye bir şey yok. Peygamber hanımları evden de çıkamıyor, “evde kalacaksınız” diyor Allah. Deveye bindikleri vakit tamamen örtülü, hücre içinde gidiyorlar, peygamber hanımları. Onlara mahsustur. Özeldir. Birçok hikmeti var, çok hayırlı olmuştur, elhamdülillah. Ama mümin kadınlar alenen dışarıda yürüyorlar, herkes görecek şekilde. Öyle bir şey yok.

 

Ahzab Suresi, 59

59- Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Bakın şimdi, Ahzab Suresi, 59,işte bu, burada görmezden geliyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına” eşlerine söylüyor, kendi eşlerine bir, kızlarına söylüyor, peygamberin kızları var iki, “ve müminlerin kadınlarına” müminlerin kadınları ne demek? Dünyada ne kadar Müslüman varsa hepsi. “dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle;” Çarşaflarını giymelerini söyle. Bak gerekçeyi söylüyor Allah, şimdi bak, çok dikkat edin. Gerekçesi var, ayetin gerekçesi var,“onların (özgür ve iffetli) tanınması” yani hür olduklarının bilinmesi, köle olduklarına dair bir kanaat olmaması, hür olduklarının bilinmesi,“ve eziyet görmemeleri” Köle zannederlerse gidip sarkıntılık etmeye kalkıyorlar. Böyle bir şeyin olmaması için eziyet görmemeleri için,“için en uygun olan budur.” diyor Allah.  Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Anlamazdan gelinecek gibi değil. Buradaki cilbap açın bakın sözlükte çarşaftır. Başörtüsü diye bir kelime yok Kuran’da da ayrıca. O kadar. Net çarşaftır. Konu bu. Ama bazı hanımlar mesela çarşafla tansiyonu çıkar, giyemez. Bazısına dokunur alerjisi, rahatsızlığı olabilir. Bazısı ailevi baskılarla giyebilir, birisi sokakta gezdirmiyordur, ayrı mesele, onları Allah affetsin ama doğrusu budur, inşaAllah.

 

(Bir izleyicinin “İslami modernizasyon ve geleneksel bağnaz düşünceye karşı duruşunuz ve İslam’da kadın algısına getirmeye çalıştığınız farklı bakış açısı ve çabalarınızı kutlarım” şeklindeki ifadelerine cevaben)

Modernizasyon diye bir şey yok. Dinin kendi zaten modern. İslam’ın kendi modern. Dinin modernleşmeye ihtiyacı yoktur. İnsanların modernleşmeye ihtiyacı var. Kuran’a uydun mu zaten modern olursun. Dünyanın en modern, en kaliteli insanı, Kuran’a uyan insandır. Kuran’a uydun mu zaten ultra modern olursun.

 

(“Hocam, Kuran’da mürşit var mıdır? Sizin mürşidiniz kimdir?” sorusuna cevaben)

Mürşit tabii her zaman olması gerekir. Benim mürşidim Bediüzzaman Said Nursi Hazretleridir. Canlar canı, güzeller güzeli, son bin yılın büyük müceddidi, büyük alimi. Gelmiş geçmiş en büyük alimdir. İmam-ı Rabbaniden, Abdulkadir, hepsinin üstündedir. En büyük alimdir. İspat ederim. İspat ederim, Mevlana olsun, hepsinden üstündür. Yani Resulullah (s.a.v.)’den sonra, sahabelerden sonra en büyük alimdir. Başka üstüne alim yoktur.

 

Hükümet iyi, yani bu dış politika açısından bakış açısı iyi, demokrasiye dönüş açısından da iyi. İddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı mücadelede iyi, mafya yapılanmalarına karşı tavrı da çok iyi. Ama tabi insanlık hali, kusurları, eksikleri olabilir ama genel anlamda iyiler. İnşaAllah. Yani kıyasladığımda bazı vakaları, eski vakaları iyi görüyorum maşaAllah. Onun için benim kanaatim en az bir dönem daha iktidarda kalmalarında fayda var. En az. Öyle yüzde elli ile değil de yüzde altmış, yetmişle iktidara getirip elini kuvvetlendirmek lazım hükümetin, elini kuvvetlendirip şu eracifi, pisliği temizlesin, ondan sonra serbest. Koalisyon hükümeti kurulsun, CHP iktidar olsun, MHP iktidar olsun. İftihar ederiz. Gayet güzel olur. Ama önce bu eracifin, bu pisliğin temizlenmesi gerekiyor. En az Norveç, İsveç, Danimarka ayarında bir demokrasi ve insan hakları anlayışına sahip bir yapının Türkiye’ye oturması gerekiyor. Bu mafya ruhu devlet içerisinde mafya yapılanması, devlet memurlarını da rahat ettirmiyor. Onları da rahatsız ediyor. Çünkü insanlar tek başına bir güç ama devlet içinde mafya, hem devlet gücünü, imkânını kullanıyor hem mafya imkânlarını kullanıyor. Bu çok yıldırıcı olur. Çok tehlikeli olur. Onun için hükümet alabildiğine bastırsın. Ne gerekiyorsa yapsın, yanlarındayız.

 

Müzik dinlenir mi? Dinlenir, hem de nasıl. Gayet de faydası olur. Müzik niye zararlı olsun? Ritm kalbe hoş gelir, nefse hoş gelir, gayet de güzeldir. Allah her şeyi ritimle yaratmıştır. Her yerde ritm vardır. Sesteki ritme de müzik denir. Niye haram olsun? Neden haram olsun?

 

Peygamberimiz (s.a.v) için özel ayet var, “gece kalk namaz kıl” diyor. Müminlere farz mı bu? Değil. Peygamber (a.s.)’e has. Mesela Peygamber (a.s.)’e; “teyzenin kızlarını, halanın kızlarını alırsın, sana mahsus” diyor. Biz ne diyeceğiz o zaman? Haşa, bizde mi teyzemizin kızlarını, halamızın kızlarını alırız anlamına mı gelir bu? Özel olan genele teşmil edilir diyorsan sen, o zaman bu ayeti genele teşmil edersin sen. Olur mu? Peygamber (a.s.)’e mahsus bir şey o. “Sana mahsus olarak” diyor Allah. Orada da sana mahsus olarak diyor.

 

(Bir izleyicinin “Adnan Hocam, AKP taraftarı yayın yapacaksan senden ayrılalım biz” şeklindeki sözleri üzerine)

Vay siyasetçi seni vay. Ne yapsaydı AKP? İddia edilen Ergenekon terör örgütünü serbest bıraksaydı da, çekip seni vursalar mıydı? Domuz bağıyla bağırta bağırta öldürseler miydi, bunu mu istiyordun? Gece gündüz darbe korkusuyla yaşamayı mı istiyordun? Kitle halinde insanların asılması korkusuyla yaşamayı mı istiyordun? Ne istiyordun yani? Ne yaptı AKP sana? Verdiği zararı söyle bana? “Türkiye’yi bölmeye kalkıyor” dediniz. Ben, başbakanım açıkla şunlara, bu lafı bir daha etmesinler dedim. O da çıktı; tek devlet, tek millet, tek bayrak dedi, oturdular aşağıya. Kardeşim, daha ne yapılabilir bunun üzerine? Daha hala pisliklerini temizle temizle bitmiyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütü her yeri sarmış, yargıyı her yeri sarmışlar. Mafyalaşmış devletin içerisinde, pislik şeklinde çökmüşler. Ne yapsaydı? Ben AKP’liyim dedim mi ayrıca? Ben Saadet partisini de destekliyorum, MHP’yi de destekliyorum, BBP’ni de destekliyorum. Hatta CHP’ye karşı bile sevgim var. Nasıl yapmamız gerekir, ne diyeyim? İddia edilen Ergenekon terör örgütü serbest olsun, herkesi kessin biçsin mi diyeyim? Uğur Mumcular, Bahriye Üçoklar, adamlar sıradan gidiyorlardı. Belki şu anda sen de olmayacaktın. 3 milyon kişiyi katletmeyi düşünüyorlardı. Hükümet bunu durdurdu. Türkiye’yi 22’ye bölmeye çalışıyorlardı PKK’yı kurdular, PKK’nın arkasında olan güç bu. Ancak hükümet dengeleyebiliyor.Mehmetçiği mahvedeceklerdi, çocukları. Ama anormal bir şey gördüğümüzde biz de eleştiriyoruz.

 

(Sayın Adnan Oktar, adamlık dininde yaşanan sahte eğlence anlayışını açıklıyor)

Görüyorum Fashion TV’de falan, sürekli dilini çıkarıyor, elinle işaretler yapıyor, çılgın gibi hareketler yapıyor. Belli ki daralmış. Zevk alan adam onu mu yapar? Mesela kızlara çeviriyor kamerayı, cıyak cıyak bağırıyor gibi yapıyor. “Bir eğlendik, bir eğlendik” diyor. Belli. Terden batıyor keratalar, yapış yapış üstleri başları, heriflerde şaraptan falan leş gibi kokuyor bir kısmı. Yani şimdi beni konuşturmasınlar. Tabii herifler leş gibi ter kokuyor, batıyor üstleri başları. “Bir eğleniyoruz, bir eğleniyoruz” diyor. Başı dönüyor zaten, zehirlenmiş. Bağıra bağıra akşama kadar orada, hoplaya zıplaya nasıl orada eğleneceksin? Sağında mafya, öbür tarafında sapık, arkasında katil, bilmem ne tarafında hırsız, ne olduğu belirsiz adamlar. Nasıl eğlenilir böyle ortamda?  Önce insan bir kere güvenlik ister. Güven olmayan ortamda insan eğlenebilir mi?

 

Bediüzzaman ile ilgili sözüm doğru. Bana samimi olarak yazın, gönderin, bende size cevabını vereyim. Bağnaz biri değilim ki ben. Başka bir alimse odur derim, neden çekineceğim? Bediüzzaman’dan sonra İmam-ı Rabbani, hakikaten çok muhterem, mübarek bir insandı. Sonra Abdülkadir Geylani’dir. Çok net. Bediüzzaman, benim size söylemediğim harikulade özellikleri olan bir insan. Peygamber değil ama,  Peygamber gibidir, öyle. Metafizik birisi. Çok çok olağanüstü bir insandır. Herhangi bir insan değildir. Bakmıyorlar, incelemedikleri için böyle konuşuyorlar. İnceleyin, bakın, sizde anlayacaksınız.

2012-01-27 12:30:26
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top