Sayın Adnan Oktar'ın 24 Ocak 2012 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV; 24 Ocak 2012

(Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, komünistlerin dağa çıkışlarında imam hatiplerin ve din adamlarının sorumluluğu olduğunu söylemesi hakkında)

İyi, güzel bunu söylemesi isabetli. Komünist faaliyete karşı dinle, İslam’la, yaratılışçılıkla yani yaratılışı anlatarak mücadeleedebiliriz, fikren mücadele edebiliriz. Fikir olmazsa olmaz diyor. İşin doğrusu fikir olmazsa karşı taraf sürekli gelişir. İlk defa böyle bir açıklama duyduk, bu çok iyi, bu hayra alamet.

 

PKK karşısında da hangi cami hocası olursa olsun fikren eğer donanımlı değilse mağlup olur. Dolayısıyla burada anlaşılmayacak bir şey yok, bize ihtiyaç var. Bizim anlatımımız dışında... hatta Amerikalı yaratılışçıların bile bize ihtiyacı var; yeniliyorlardı, adamlar mağlup oluyordu. Adamlarla çocukla oynar gibi oynuyorlardı. Biz ortaya çıktıktan sonra bunlar çil yavrusu gibi dağıldılar. Şu an dünyada Müslümanlar göğsünü gere gere geziyorsa bizim vesilemizledir. Biz ezdiğimiz için, bizim açtığımız yolda rahat rahat geziyorlar.

 

Bir Marksist’le tartışmak, bir materyalistle tartışmak öyle kolay bir şey değil. Gariban cami hocalarına bırakıp “haydi siz halledin” denmez. Yapamazlar. Devletin bu konuda çok köklü tedbir alması gerekiyor. Gerekirse anayasayı değiştirmesi lazım. Darwinizm’e-materyalizme karşı devletin tavır alması gerekiyor. “Allah yarattı” demesi gerekiyor devletin. Veyahut “Allah yarattı” diyenlere özgürlük tanıyıp rahatça bunları okullarda, her yerde anlatacak konumda olmalarını sağlamak gerekiyor. Darwinizm de anlatılsın, “Allah yarattı” denmesi de anlatılsın. Darwinizm anlatılıyor fakat “Allah yarattı” denemiyor, bu yasak. Bu yasak kalksın. Öbür türlü cami hocası da yenilir, başkası da yenilir, çoğu yenilir. Donanımlı olamayan herkes yenilir. Nitekim de yeniliyorlar. PKK’nın öyle paldır küldür gelişmesinin kökeninde o var.

 

(24 dile çevrilen Evrimenternasyonal.com sitemiz hakkında)

Bir Marksist bakmaz, şöyle kenarından bakar, dehşete düşer. Çünkü bütün fikir sistemini götüreceğini bilir. Ama baktığında mutlaka yenileceğini bilmesi yeterlidir.

 

(Fransa meclisinde Türkiye aleyhine alınan kararlar ile ilgili)

Sevgisiz, merhametsiz, aşksız, kalitesiz insanlar gittiler orada kendilerini bambaşka bir hüviyetle onlara gösterdiler. Onlar da zannetti ki Türk milletini bunlar temsil ediyor. Ve “hiçbir şekilde sizi Avrupa Birliği’ne almak istemiyoruz” dediler. Bir süre sonra bak bunlar Fransa’dan da çıkartırlar, ben size söyleyeyim. Ve o arada garibanları da, temiz, dürüst insanları da, iyi insanları da çıkartmış olacaklar. Alttan alta buna hazırlık yapıyorlar. Çünkü bu çok büyük bir olaydır. Diyor ya Adalet Bakanımız -çok değerli bir insan-; “Yok hükmündedir”. Öyle olmaz, pratikte öyle olmaz. Şimdi onun arkasından Amerikada bunu çıkartır. Diğer Avrupa ülkeleri de çıkartır. Ben otuz kere söyledim, dedim ki; “Ermeniler bizim kardeşimizdir, millet-i sadıkadır, dost olalım”. Sözümü dinlemiyorlar.

 

Gidişat Mehdiyet’e, mecburiyete doğru gidiyor.Bütün bu olaylar Türkiye’yi yalnızlaştırıyor. Bu yalnızlaştırmaya karşı da biz bütün gücümüzle mücadele veriyoruz. Mesela İsrail ile de aramızı bozmaya çalışıyorlar; ben gayret ederek bu kopmayı engelledim, kopuşu engelledim. Yine buraya milletvekilleri gelecek, onun için uğraşıyoruz. Ama bu dengeyi muhafazaya çalışıyoruz. Ne Suriye ile düşman olalım, ne İsrail ile, ne İran’la. Bilakis birleşelim. İttifak edelim. Sevgi ruhu ile olur. Başka türlü olmaz.

 

Türkiye’yi sürekli yalnızlığa iten bir yöntem elde ediliyor. Ve Türk milletinin gençliğini de gayesiz, televole kültürüne düşkün, eyyamcı olmaları için gayret eden bir çalışma var.Şimdi böyle olduğunda, Allah vermesin, yarın bir gün herhangi bir yabancı müdahale olsa öyle bir gençlik istiyorlar ki; “Ne yapıyorsanız yapın, isterseniz alın. Ama yeter ki biz içelim, gezelim, eğlenelim. Bize dokunmayacaksanız, bizim keyfimizi bozmayacaksanız, biz diskolara gideceksek, eğleneceksek, sigaramızı içeceksek, içkimizi içeceksek sorun değil, isterseniz gelin, işgal edin” kafasında adamlar yetiştirmeye çalışıyorlar. Onun için biz de bunu kıracak bir politika izliyoruz, bu mantığı kıracak.Yani böyle vatanını, milletini seven, devletini seven, üniter yapıyı savunan, bir karış toprak dahi vermeyen bir politika. O yüzden MHP’yi destekliyoruz, Büyük Birlik Partisi’ni destekliyoruz, Saadet Partisi’ni destekliyoruz. Çünkü bunlar hep fikir partileridir. Bunlar direnecek insanlardır.

 

Müslümanları gettolaştırmaya çalışıyorlar. Müslüman evinde oturur, camiye gider. Gazinoya gidemez, diskoya gidemez, plaja gidemez, mason locasına gidemez, çarşıya gidemez, büyük, lüks çarşılara gidemez, mahallenin pazarlarına belki gidebilir, mahalledeki bakkala gidebilir. Ama kendi mahallesindeki bakkala gider. Lüks semtlere gidemez. Kıyafet yönünden de öyle ezik, perişan giyinebilir. Kaliteli yiyecekler yiyemez, kaliteli araba alamaz. Kaliteli evlerde oturamaz. Kaliteli mobilya kullanamaz. Gülemez, eğlenemez. Müzik dinleyemez, oynayamaz. Spor yapamaz. Dolayısıyla da tecrit edilmiş insanlar haline getirip tamamen pasifize edecek bir politika izliyorlar. Ben de bunu yıkıp daha sosyal, herkesi kucaklayan, güzel giyinen, güzel konuşan, bara da giden, eğlence yerine de giden, plaja da giden, mason locasına da giden, milletin bütününü kucaklayan, CHP’liyi de seven, MHP’yi de, AK Parti’liyi de, Saadet’liyi de, Büyük Birlik Partiliyi de, hepsini seven, komünisti de kazanmaya çalışan bir ruh halindeyiz. Şimdi buna karşılık da bir reaksiyon var. Adamlar diyor; “Niye güzel giyiniyorsunuz? Niye lüks kıyafetler, güzel kıyafetler, niye güzel arabalar var? Niye gülüyorsunuz? Niye oynuyorsunuz? Niye kadehler var? Niye güzel mobilyalar var? Neden şakalaşıyorsunuz? Neden iltifat ediyorsun?” Çünkü bunlar gidecek ki, bunlar kaybolacak ki sen tecrit olasın. Tecrit olup gettolaşasın, küçülesin ve adamın da hayat sahası genişlesin. Seni görmek istemiyor; barda görmek istemiyor, plajda görmek istemiyor, sokakta görmek istemiyor. Böyle bir kurnazlıkla seni evine hapsetmek istiyor. Güya kendi kafasınca bize bir taktik yapıyor. Biz de bu taktiği kırıyoruz.

 

Türkiye’yi Avrupa’da sevdirelim. Milletimiz bizim güzel, iyi tanıtalım.

 

Türkiye’ye bir oyun oynanıyor. Bu oyunu bozacağız Allah’ın izniyle. Türkiye’yi bir kere bütün ülkelerle düşman hale getirmeye kalkıyorlar. Bir savaşın içine sokmaya çalışıyorlar. İran’ı da öyle. Türkiye’yi de o gürültünün içerisinde parçalamayı düşünüyorlar. Biz de müsaade etmeyeceğiz, inşaAllah. Benim milletim çok kaliteli, çok klas bir millettir. Çok hoştur. Avrupa Birliği Türk milletinin gerçek kişiliğini görse hayran olur. Acayip sevgi duyar. Aşık olur.

 

Türk milletinin kurtuluşu dindarlıktadır. Daha dindar olmasıdır. Mesela İsrail de, dindar olduğu için ayakta kaldı İsrail. Eğer dindar olmasaydı İsrail, yok olur giderdi. Onları dine bağlılık, milli bağlılık halinde tuttu. Dış ülkelerde de böyle, varlıklarını devam ettirmelerinin nedeni dine bağlılıklarıdır. Yoksa asimile olup, yok olup giderlerdi. Din çok önemli bir güçtür, çok önemli bir gerçektir. Allah dini bize nimet olarak göndermiştir. Onun için, rahmetli Atatürk ne diyor? “Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur” diyor. Mutlaka parçalanır dinsiz millet. Yani dinsiz deyince, saf dinsiz, öyle değil. Flu dinsiz de bir devlet, millet gitmez, o da yıkılır. Orta derece dinsiz, o da gitmez.Gerçek anlamda dindar olması lazım.

 

Önce, en önemli şey derin, samimi imandır. Yani Allah’ı çok fazla sevmektir. Öyle olduktan sonra zaten dünyanın bütün akışı Allah’ın kontrolündedir. Yani Allah’ın bilgisi dahilinde olaylar gelişiyor.

 

Allah’ı aşkla,samimi sevmek için samimi bir vicdana ihtiyaç vardır. Samimi vicdan olunca “ben dikkatimi nereye vereyim?” der insan, “en çok neye vereyim?”.“Tabii ki Allah’a vereceğim dikkatimi” der.  Peki, Allah’a dikkatini vermesi yeterli mi? Yeterli değil. Vicdanını Allah’a verecek. Derin bir vicdanla Allah’a yaklaşacak. Derin vicdanla Allah’a yaklaştığında şeytan onun üstüne yüklenecektir. Her yüklenmesinde itinayla şeytanı kovması lazım insanın, etkisiz hale getirmesi gerekiyor.

 

Bütün dikkat sürekli Allah’ın üstünde olması lazım. Özenle ve dikkatle. O zaman Allah metafizik olarak insanlara olağanüstü güç verir, olağanüstü etkileme gücü meydana gelir. O zaman sayısı az da olsa, çok küçük de olsa dünya çapında en büyük güç haline geliyor.

 

PKK olayı nereye doğru çekiyor milletimizi? İttihad-ı İslam’a doğru çekiyor. Devleti de İttihad-ı İslam’a doğru çekiyor.Eğer PKK hareketi olmasa milliyetçi ruh, mukaddesatçı ruh o kadar aktif olmayabilirdi. Şu an PKK’ya karşı olan aktif ruh Türkiye’de muazzam bir güç haline dönüşmüştür. Mesela Fransa’da alınan karar, çok sarsar bu Türkiye’yi, çok önemli olur. Buna benzer olan olaylar çok önemli olur. Bunların hepsi İttihad-ı İslam’a doğru insanları çeker.Adeta mecbur eder. Mesela Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin alınmaması. Bakın, dikkat edin Avrupa Birliği’ne alınmamasının anlaşılmasından sonra Türkiye’de yoğun bir İttihad-ı İslam’a doğru akım ve eğilim başladı ve devletin politikası doğrudan oraya kaydı.

 

Çok acayip gelişmeler olacak. 2012’nin ortalarından itibaren özellikle sonlarına doğru muazzam olaylar olacak inşaAllah. 13, 14 zaten peş peşe göreceksiniz. Ama bazı günler atıl olabilir, durgun gibi durabilir, sakinleşebilir. Sistem öyle gider. Mesela müthiş bir ivme kazanır, sonra sakinleşir.

 

Allah bu tip olaylarla milletimizi sürekli uyarıyor, sürekli canlandırıyor. “Önemsizdir” denemez, çok çok önemli. Bakın, Fransa Türkiye’den nefret ettiğini net söylüyor, resmi olarak söylüyor. İkincisi de Avrupa Birliği’ne hiçbir şekilde almayacaklarını söylüyor.  Üçüncüsü de Ermeni kardeşlerimizle ilgili aldıkları kararın asıl arkasında yatan, Türkiye’nin doğu topraklarını Ermenistan’a ilhak etme projesidir. “Bu anlaşmadan bir şey çıkmaz” diyorlar ama bu anlaşmalar ilerde yapılacak saldırıların, ilerde yapılacak atakların hukuki zeminini oluşturmak için yapılıyor.                                           

 

Süratle İttihad-ı İslam’ı oluşturup dışarıdan gelecek müdahaleyi sıfır haline getirmek lazım. Yalnızlaştırılmış bir Türkiye’nin gücü zayıflar. Zannedildiği gibi olmaz. Yani İslam alemi bölündüğünde, ayrı ayrıyken güçleri yetmez.

 

İran’ın kabadayılık yapmak değil, Türkiye ile birleşmek ve yırtıcılıkla değil sevgiyle, şefkatle, merhametle İslam’ı dünyaya yaymak amacında olmaları gerekiyor.Kabadayılıkla “biz asarız, keseriz”; Amerika hiç kâle dahi almaz. Yeter ki kendi kamuoyunu buna inandırsın, yeter ki hukuki zeminini oluştursun, makul görmelerini sağlasın, sorun o kadar. Amerika için öyle bir konu olmaz. İran’ın yaptığı kabadayılık yahut diğer ülkelerin yaptığı kabadayılık çok çok hatalı ve çok gereksiz. Müslüman kabadayılıkla değil şefkatle, merhametle, akılla İslam’ı dünyaya hakim ediyor, yayıyor. Askeri güçle, işte “asarız, keseriz, bombalarız…” Böyle bir üslup olmaz. O zaman senin karşındaki de “ben de daha iyi asarım, keserim, daha iyi dağıtırım” der. Önü sonu gelmez o zaman onun. İş rekabete kalırsa bunun sonunun gelmeyeceği açık. Çok anormal bir hareket olur.

 

Şimdi Fransa’dan sonra diğer ülkelerde aynı şekildebu konuda kanun çıkartacaklardır. Bunu göreceksiniz. Arkasından toprak talebi oluşacaktır Türkiye’den. Onu kanuna, hukuka uygun hale getirmeye çalışan bir politika içerisindeler. Ama İttihad-ı İslam olduğunda adam toprak talebinin mantıksız olduğunu bilir.

 

Mesela Avrupalılar diyorlar ki; “Şimdi size Müslümanlık dinini anlatalım mı?”.“Anlatın, nasıl bir şey İslamiyet dini?” diyorlar. “Bir kere müzik yok” diyor. Avrupa kültürünün en önemli yönlerinden bir tanesi müzik. “Başka?” diyor, “sanat da yok” diyor, “resim de yapamazsın”. Başka? “Heykel de yapamazsın”diyor. Başka? “Gülemezsin, gülme de yasak” diyor. Allah Allah. İltifat? “Onu da yapamazsın” diyor.“Peki, hanımlar dışarıya çıkabiliyor mu?” diyor. “Yok, o da çıkamaz” diyor. “Ne yapacak?” diyor. “Bir gözüyle bakacak” diyor. “Evler nasıl olacak?” diyor. “Sokağa bakmayacak ev” diyor. Başka? “Bütün hurafelere inanacaksın” diyor. “Anlat bir hurafe bakalım” diyor. Deccalin eşeği, şu bu falan… “Ne diyorsunuz? Biz bunu zorla, kanla hakim edeceğiz bu dini” diyor. “Nasıl bir şey düşünüyorsunuz?” diyor. “Ne kadar Hıristiyan varsa keseceğiz” diyor. Başka? “Musevileri de keseceğiz” diyor. Başka? “Şiileri, Budistleri, Vahabileri, Alevileri…” Allah Allah, şimdi önce bir yüzde 50’si gidiyor dünyanın. Sonra bir yüzde 25’i gidiyor, bir düşünün. Parça parça. İsterseniz bir kroki yapayım. Geriye adam kalmadı. “Herkesi doğrayacağız” diyor. Ve kesme şeklinde. “Teker teker hepsini keseceğiz. Budur Müslümanlık” diyor.

 

Eğer samimiysen, gece bile olsa, elinde bir tane mum bile olsa gidip araman lazım. Dünyada olacak da Hz. Mehdi (as), ben aramayacağım? Şu akıllı bir hareket mi? Adım gibi bileceğim, diyecek ki benim Şeyhim; “Hz. Mehdi (as) çıktı”. İnsan yeri göğü birbirine katar. Hz. Mehdi (as) çıktıysa, dünya ne kadar ki zaten? Ya Türkiye’dedir yahut Fas, Tunus neresiyse. Ama belli nerede olacağı; Türkiye’de. Ne diyor Şeyh Nazım Hocamız? İstanbul’da, diyor. “Sizden çıkacak” diyor, “sizden çıkacak”. “İstanbul’da çıkacak” diyor. Yer de belirtiyor.

 

Bize akıl veriyorlar, akşama kadar seyrettikleri kanallar ortada. Akşama kadar seyrettikleri kanallar bunlar. Bunlardan rahatsız olmuyorlar. Burada nur gibisiniz. Niye başları açıkmış. Niye makyajlılarmış. Görmüyor musunuz diğer kanallardaki konumu? Bunu gördüğünüz halde gözleriniz fal taşı gibi açıla alçıla bu kanalları gidip seyrediyorsunuz. Verdikleri haberlere de inanıyorsunuz. O kanalların verdiği haberlerle Müslümanlar hakkında hüküm veriyorsunuz. Değil mi? Yorum yapıyorsunuz. Tabii, mesela bu kanalları seyrediyor ondan sonra da onlar Müslümanlar hakkında bir haber yayınladığında “vay be” falan diyerek oturup inanıyor.

 

(“Bu güne kadar Kuran’ı Kerim’den mevcut ayetler önderliğinde Yahudilerin hatta Müslümanlık dışı dinlerin bize düşman olduğu söylendi ve Kuran’ı Kerim buna şahit gösterildi. Hocam, sizden rica etsem bana İsrailoğulları, hatta diğer dine inanan insanları sevmenin erdemini gösteren ayet örnek verebilir misiniz?” sorusu üzerine)

İşte Allah’ın “Ehl-i Kitap ile evlenebilirsiniz” demesi yeterlidir. Ehl-i Kitap’tan Hıristiyan veya Musevi ile evlenebiliyorsun. Evlenme ne demektir biliyor musun? Sevginin en yüksek gösterildiği imkan demektir. Bir insan niye evlenir? Sevgisini beş duyusuyla ifade etmek için evlenir. Coşkulu bir muhabbet duyduğu için evlenir. Ahirette de beraber olmak için evlenir. Kuran’ın bu hükmünden anlaşılmıyor mu bu? Karısı ne demek? Sevgilisi demektir. Eşi oluyor onun. Çocuklarının annesi oluyor, o kadar seviyor. Allah “evlenebilirsiniz” diyor. Daha bunun üstüne ne olsun? İşte tamam.

 

Ne kadar erken Hz. Mehdi (as) ile karşılaşırsa insan, o kadar çok sevap alır. Sonradan bütün dünya talebesi oluyor, ondan sonraki sevabı çok düşük. Başlangıçtaki talebelerini övüyor Peygamberimiz (sav), sonraki talebeleri övmüyor. Bu çok önemli. İlk başlangıçtaki talebelerini övüyor. Dünya hakimiyetinden sonraki talebelerini övmüyor. Öyle bir şey yok. Sonra oradan sevabın gücü birden düşüyor Hz. Mehdi (as) zuhur ettikten sonra. Milyardan, ikiye-üçe düşer. Daha önce milyar sevap alan, ikiye-üçe düşer. 

 

Bediüzzaman ısrarla Hz. Mehdi (as)’ın 1980’de geleceğini söylüyor. Kaç defa söylüyor biliyor musun? Defalarca söylüyor. Nerede peki bu insan? Nerede dediğimizde İstanbul’da diyor. Alan o kadar daraltılmış ki, koskoca dünyada “İstanbul’da” diyor artık elinle koymuş gibi bulacağın gibi. Tarih verilmiş, tarih net; 1400. “Yer de İstanbul” diyor. Bitti. Şeyh Nazım Hocam ne diyor? “Hz. Mehdi (as) çıktı şu an hayatta, faaliyette” diyor. Hayattaysa, faaliyetteyse hiç mi bir şey yapmıyor mübarek, hiç mi bir şey yapmıyor? Hz. Mehdi (as) ise o, zaten yeri göğü birbirine katıyor demektir, yıkıyor demektir ortalığı. Yıkıyorsa senin kulağına gelmiştir. Gelmiyor mu ses kulağına? İşine niye gelmiyor? 

2012-01-29 00:03:55
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top